Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2018/4516 E. , 2022/1243 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONİKİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/4516
Karar No : 2022/1243
DAVACI : … Sendikası
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : …
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
DAVANIN KONUSU : 08/01/2016 tarih ve 29587 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Cuma İzni” konulu 2016/1 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Genelge’nin, Anayasa’nın “Başlangıç” kısmında yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu, Genelge ile Devlet yönetiminin dini kurallara uygun hale getirilmeye çalışıldığı, inanç özgürlüğü ve laiklikle bağdaşmadığı, düzenlemenin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : İdari işlemlere karşı menfaati ihlal edilenler tarafından dava açılabileceği, davacının ehliyet şartını taşımadığından İdari Yargılama Ususlü Kanunu’nun 15. maddesi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, dava konusu Genelge’nin hukuk devleti ilkesi ve laiklik ilkelerine aykırı olmadığı savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı İdari yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Davacı sendika vekilince, 08/01/2016 tarih ve 29587 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Başbakanlığın ”Cuma İzni” konulu 2016/1 sayılı Genelgesinin iptali istenilmiştir. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Davaya konu Başbakanlık Genelgesinde, “Anayasa ve ilgili mevzuatla güvence altına alınan dini inanç hürriyetinin bir gereği olarak; Cuma Namazı saatinin mesai saatine denk gelmesi halinde, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlardan isteyenlere mesai kaybına neden olmaksızın izin verilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Günlük çalışma saatlerinin tesbiti” başlıklı 100. maddesinin 1. fıkrasında, “Günlük çalışmanın başlama ve bitme saatleri ile öğle dinlenme süresi, bölgelerin ve hizmetin özelliklerine göre merkezde Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca, illerde valiler tarafından tesbit olunur.” aynı maddeye 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Yasanın 104. maddesiyle eklenen ek fıkralarda da, “Ancak engelliler için; engel durumu, hizmet gerekleri, iklim ve ulaşım şartları göz önünde bulundurulmak suretiyle günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile öğle dinlenme süreleri merkezde üst yönetici, taşrada mülki amirlerce farklı belirlenebilir.” “Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkündür. Bu hususa ilişkin usûl ve esaslar, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.” hükmüne yer verilmiş, 102-109. maddelerinde, memurlara verilecek izinler; yıllık izin, mazeret izni, hastalık ve refakat izni ve aylıksız izin olarak belirtilmiş, sayılan izin halleri arasında ve Kanunun diğer maddelerinde “cuma namazı” izin türüne yer verilmemiştir.
Davaya konu Genelge her nekadar doğrudan çalışma saatlerine ilişkin değil ise de, Ülkemiz nüfusunun %99’unun müslüman olduğu dikkate alındığında, cuma namazı saatinin mesai saatleri ile çakıştığı sürelerde bu namazı kılmaları için izin verilmesini öngören düzenlemeyi içeren Genelgenin, bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları kapsaması nedeniyle çalışma (mesai) saatlerinin ayarlanması niteliğinde bir düzenleme olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda 657 sayılı Yasanın anılan maddesinde, çalışma saatlerinin düzenlenmesi konusunda yetkili olan makam ve mevkilerde bulunanların sayılmak suretiyle belirtilmesi ve bunlar arasında Başbakanlığın olmaması karşısında bu konuda düzenleme yapma yetkisi bulunmayan Başbakanlıkça yayımlanan dava konusu Genelgede yetki yönünden hukuka uyarlık görülmemiştir.
Belirtilen nedenle davaya konu Genelgenin iptali gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 09/07/2018 tarihli ve 30743 sayılı (3. Mükerrer) Resmi Gazete’de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 218. ve 219. maddeleri uyarınca, mülga Başbakanlık yerine Cumhurbaşkanlığı hasım mevkiine alınmak suretiyle gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
08/01/2016 tarih ve 29587 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Cuma İzni” konulu 2016/1 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa’nın “Başkangıç” bölümünde “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” kuralına, “II. Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmüne;
“III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” başlıklı 14. maddesinde (Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.) “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” hükmüne;
“VI. Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
08/01/2016 tarihli ve 29587 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Cuma İzni” konulu 2016/1 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nde “Anayasa ve ilgili mevzuatla güvence altına alınan dini inanç hürriyetinin bir gereği olarak; Cuma namazı saatinin mesai saatine denk gelmesi halinde, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlardan isteyenlere mesai kaybına neden olmaksızın izin verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu Genelge ile tüm kamu görevlilerini kapsayan bir mesai düzenlemesi yapılmadığı, çalışma saatleri konusunda mevcut düzende bir değişikliğe gidilmediği, hiçbir kamu görevlisine doğrudan izin verilmediği gibi Genelge ile öngörülen izni kullanmak istemeyen kamu personeli açısından bir hak kaybına da sebep olunmadığı, mesai saatlerinin değiştirilmediği ve öğle tatilinde bir kısıtlamaya gidilmediği; sadece cuma namazının mesai saatlerine denk geldiği zamanlarda ve namaz vaktiyle sınırlı olarak izin verilmesi hususunda, kamu görevlilerinden isteyenlere imkan tanıyan ancak diğerleri açısından herhangi bir kısıtlama ya da yükümlülük getirmeyen bir düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ve metinlerine yer verilen Anayasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; dini inanç hürriyeti gereği kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara Cuma namazı saatinde izin verilmesine ilişkin dava konusu düzenlemenin, kamu yararı, hizmet gerekleri ve üst hukuk normlarına aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/03/2022 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi.