Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2021/1245 E. , 2022/6397 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONİKİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/1245
Karar No : 2022/6397
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR):
1- …
VEKİLLERİ: Hukuk Hizmetleri Başkanı … Hukuk Müşaviri …
2- … Bakanlığı
VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri V. …
3- … Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR): … Mirasçıları
1- …
2- …
İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murisleri …’nın merkez valisi olarak görev yapmakta iken 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun, 2559 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen Ek Geçici 16. maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilmesinin dayanağı olan 2559 sayılı Kanun’un 4. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 03/06/2010 tarih ve E:2009/33, K:2010/78 sayılı kararıyla iptal edildiğinden bahisle, resen emekliye sevk işlemi nedeniyle uğradığı zararların tazmini talebiyle davalı idarelere yaptığı başvuruların reddine ilişkin işlemlerin iptali ile emekli olarak geçirilen 8 yıl, 3 ay, 22 günlük sürenin fiili hizmetine ve emekliliğine sayılarak, emekli maaşının buna göre ödenmesi, belirtilen süre zarfında emekli maaşı ile merkez valisi maaşı arasındaki maaş ve özlük hakları farkının bugünkü değeri üzerinden hesaplanarak yasal faiziyle birlikte ödenmesi, zorunlu emeklilik yaşı olan 65 yaşından itibaren bugüne kadar aldığı emekli maaşı ile yeniden belirlenecek olan emekli maaşı arasındaki farkların yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; davacılar murisinin resen emekliye sevk edilmesine ilişkin işlemin yasal dayanağı olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na 2559 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen Ek Geçici 2. (Ek Geçici 16.) maddesinin, Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden, söz konusu Kanun hükmü uyarınca davacının resen emekliye sevk edilmesine ilişkin işlemin hukuksal temelinin ortadan kalkmış bulunduğu, bu madde kapsamında bulunan kamu görevlilerinin herhangi bir sebep gösterilmeksizin resen emekliye sevk edildiği, bu nedenle söz konusu resen emekli edilme işleminin esasen tesis edildiği tarih itibarıyla dahi hukuka aykırı olduğu, bu itibarla davacıların murislerinin resen emekliye sevk edilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Bakanlar Kurulu Kararının hukuka uygun olmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin iptaline, davacılar murisinin resen emekli edildiği 04/02/1982 tarihi ile merkez valisi olarak tekrar göreve başladığı 17/05/1990 tarihine kadar geçen 8 yıl, 3 ay, 22 günlük sürenin hizmetinden sayılmasına, emekli maaşı ile merkez valisi maaşı arasındaki fark ile bu sürenin hizmetten sayılması sonucu yeniden belirlenecek tüm maaşı ve parasal hakların ödenmesi isteminin kabulü ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve özlük haklarının davalı idareye başvuru tarihi olan 26/11/2010 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte idarelerce davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
1- Davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından, savunma dilekçesinde yer alan usule ve esasa yönelik beyanların dikkate alınmadığı, savunma dilekçelerinde ayrıntılı olarak arzedilen gerekçelerle usule ve hukuka aykırı kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
2- Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümediği gibi bu konuda her hangi yeni bir düzenlemenin de bulunmadığı, bu nedenle hukuki dayanağı olmayan davanın reddi gerekirken, dava konusu işlemi iptaline karar verildiği, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
3- Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından, ilgilinin 2559 sayılı Kanun’a göre resen emekliye sevk edilmesi nedeniyle meslekten ilişiğinin kesildiği 04/02/1982 tarihi ile yeniden açıktan atamasının yapıldığı 28/05/1990 tarihi arasında (8 yıl 3 ay 14 gün), Kurumdan emekli aylığı almak suretiyle geçen, başka bir ifadeyle iştirakçi olmaması nedeniyle kesenek ve karşılık kesilmeyen sürelerin flili hizmet olarak alınmasının kanunen mümkün olmaması nedeniyle emeklilikte geçen 8 yıl, 3 ay, 14 günlük sürenin fiili hizmetine eklenerek emekli aylığının buna göre hesaplanamayacağı, öte yandan, Anayasa’nın amir hükmü gereğince, Anayasa Mahkemesinin bir kanun veya kanun hükmünde karamamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği, ayrıca iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, 2559 sayılı Kanunla 5434 sayılı Kanun’a eklenen Ek Geçici 16. maddesinin 21/04/2005 tarih ve 5335 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı ve konu ile ilgili olarak yeni blr düzenlemenin de yapılmadığı, bu itibarla dava dilekçesinde yer alan taleplerin yerine getirilmesinin mümkün olmadığı ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Başbakanlık yerine Cumhurbaşkanlığı hasım mevkiine alınarak, gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine,
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali ile davacılar murisinin resen emekli edildiği 04/02/1982 tarihi ile merkez valisi olarak tekrar göreve başladığı 17/05/1990 tarihine kadar geçen 8 yıl, 3 ay, 22 günlük sürenin hizmetinden sayılmasına, emekli maaşı ile merkez valisi maaşı arasındaki fark ile bu sürenin hizmetten sayılması sonucu yeniden belirlenecek tüm maaşı ve parasal hakların ödenmesi isteminin kabulü ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve özlük haklarının davalı idareye başvuru tarihi olan 26/11/2010 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte idarelerce davacılara ödenmesi yolundaki … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/12/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) – KARŞI OY :
Temyizen incelenen davada, uyuşmazlık, davacıların murisi …’nın resen emekliye ayrılmasına ilişkin işlemin dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması nedeniyle, re’sen emekliye sevk işlemi nedeniyle uğradığı zararların tazmini yolundaki istemin reddi üzerine kanun koyucu tarafından konu hakkında ayrıca yasal düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın, emeklilikte geçirdiği (8 yıl, 3 ay, 22 günlük) sürenin fiili hizmet süresine eklenerek, buna bağlı yoksun kalınan özlük ve parasal hakların ödenmesine imkân bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Davacının resen emekli edilmesine ilişkin işlemin dayanağı olan ve 08/06/1949 tarih ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na, 13/11/1981 tarih ve 2559 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen Ek Geçici 16. maddesinde; Ek Geçici 1. maddede yazılı durumda bulunan iştirakçilerden, anılan maddede belirtilen süre içerisinde emekliliklerini istememiş olanların 31/01/1982 tarihine kadar; atanmaları Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılmış olanların atanmalarındaki usule göre, diğerlerinin müşterek kararla resen emekliye sevk edilebilecekleri kuralına yer verilmiştir.
17/10/2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 34. maddesi ile, 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde çıkarılan kanunların Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceğini kesin kurala bağlayan Anayasa’nın Geçici 15. maddesinin son fıkrasının madde metninden çıkarılması sonrasında, Danıştay Onbirinci Dairesince anılan Kanun maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varılarak, itirazen iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş, iptal istemini inceleyen Anayasa Mahkemesinin 23/10/2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 03/06/2010 tarih ve E:2009/33, K:2010/78 sayılı kararında, özetle; itiraz konusu kuralla belli koşullara sahip olanlar arasından resen emekliye sevk edilecek kişilerin belirlenmesinde herhangi bir ölçüt getirilmeyerek inisiyatifin tamamen idareye verildiği, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı; bu itibarla, itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2, 7, ve 128. maddelerine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin bir kanunu ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak hüküm tesis edemeyeceği, “hukukî güvenlik” ve “hukukî istikrar”ı koruma amacıyla, “Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği” düzenlenmiştir. Ülkemizde Anayasa yargısının başladığı günden bugüne, kanun koyucu istikrarlı bir şekilde; ” İptal kararları geriye yürümez.” düzenlemesini muhafaza etmiş, bu görüşünden hiç ayrılmamış ve Kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının Resmî Gazetede yayımlandığı gün yürürlükten kalkacağını ve iptal kararının geriye yürümeyeceğini öngörmek suretiyle hukuksal boşluk doğmamasını amaçlamıştır.
Anayasa Mahkemesinin 12/12/1989 tarih ve E:1989/11, K:1989/48 sayılı kararında; “Anayasada, iptal kararları idari davalarda olduğu gibi düşünülmemiş ve iptal edilen kuralın baştan beri geçersiz duruma geldiği esası benimsenmemiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece, hukuksal ve nesnel alanda etkisini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararı yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
… Anayasa’nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa’ya aykırı bir hükmün aykırılığının saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve “iptal kararları geriye yürümez” kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin, 22/01/2019 tarih ve B. No:2015/17453 sayılı kararında da bu gerekçenin aynen alıntılanarak anılan karara atıfta bulunulduğu görülmektedir.
Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 4. maddesi gereğince davacı hakkında uygulanmasına devam olunan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun -mülga- 30. maddesinde, iştirakçilere bu Kanun’un 13. maddesi ile tanınan hakların, durumlarına göre 14. maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlayacağı; -mülga- 31. maddesinde, fiili hizmet müddetinin, iştirakçinin 30. madde gereğince tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren, tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet olduğu belirtilmiştir.
İdare Hukukunda “iptal ” davaları özel nitelik arz etmekte ve iptal edilen işlem hiç tesis edilmemiş gibi sonuçlar doğurmakta, diğer bir ifade ile davanın iptal ile sonuçlanması halinde, idarelerce işlem hiç tesis edilmemiş gibi geri dönüşün sağlanması (işlem tesisinden önceki duruma dönülmesi) gerekmektedir. Ancak, Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir kanun hükmünün iptal edilmesi halinde, (Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verilen gerekçesi kapsamında) O kanuna dayanılarak tesis edilen tüm işlemlerin iptal edilen kanun hiç uygulanmamış gibi sonuçlar doğurmasının kabülü beklenemeyeceği gibi, bu husus, idarenin sürekliliği ve idari istikrar ilkesine de aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenledir ki Anayasa’da anılan durum “iptal kararlarının geriye yürümeyeceği” şeklinde açıkça belirtilmiştir.
Öte yandan, Anayasa’nın 128. maddesinde, memurların hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiş olup; açıkça bir kanuni düzenleme bulunmadan maaş ve bunun gibi parasal hakların ödenebilmesi de mümkün değildir.
Yukarıda alıntısına yer verilen Anayasal ilkeler, yasal düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının, 5434 sayılı Kanun’un Ek Geçici 16. maddesi gereğince 29/01/1982 tarihinde resen emekliye sevk edildiği, 17/05/1990 tarihinde merkez valisi olarak tekrar göreve başladığı ve 01/07/1994 tarihinde yaş haddinden ikinci kez emekli olduktan sonra, anılan hükmün 2010 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine anılan yasa maddesi uyarınca tesis edilen emekliye sevk işlemi hiç olmamış gibi kabul edilemeyeceğinden, emeklilikte geçirdiği süreler yönünden fiili hizmeti bulunmayan davacının, emekli statüsünde olduğu dönemin fiili hizmetine eklenerek, yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının ödenmesi yolunda kanun koyucu tarafından ayrıca ve açıkça bir düzenleme yapılmaksızın, yargı kararıyla intibakının yapılarak tazminat istemlerinin kabulüne imkân bulunmamaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle, İdare Mahkemesi’nin ”İşlem İPTAL, Tazminat İsteminin KABULÜ’ yolundaki karara ilişkin davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulüyle temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatine ulaştığımızdan çoğunluk kararına katılmıyoruz.