Danıştay Kararı 13. Daire 2016/200 E. 2022/3390 K. 29.09.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2016/200 E.  ,  2022/3390 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2016/200
Karar No:2022/3390

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Elektrik Dağıtım A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … A.Ş. (… ) Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Ocak 2013-Mayıs 2014 dönemlerine ilişkin … tarih ve …, …, …, … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı; … tarih ve … sayılı sistem kullanım ceza faturalarının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; davacı şirket adına Ocak-2013-Mayıs 2014 dönemlerine ilişkin 17 adet reaktif enerjiden kaynaklı sistem kullanım ceza faturasının farklı tarihlerde düzenlenip tahakkuk ettirilerek davacı şirkete tebliğ edildiği ve davacı şirket tarafından ihtirazi kayıt konulmak suretiyle faturaların ödendiği, 18/08/2014 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dava dilekçesiyle bakılan davanın açıldığı, bu durumda; anılan faturaların farklı dönemlere ait olması ve farklı tarihlerde tebliğ edilmiş olması dikkate alındığında, anılan ceza faturalarına karşı tek tek tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılması ya da idari başvuruda bulunulması ve idarece başvuruya verilecek cevaptan sonra kalan sürede dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra açılan davada süre aşımının bulunduğu;
Öte yandan, dava dilekçesinde Mayıs 2014 dönemine ait olan … tarih ve … sayılı fatura dava konusu edilmiş ise de, dilekçe ekinde Mayıs 2014 dönemine ait … sayılı faturanın sunulduğu, dolayısıyla … tarih ve … sayılı fatura işleminin olmadığı ve davalı idarenin 10/11/2014 tarihli savunma dilekçesinde, dava konusu edilen Mayıs 2014 dönemi için … tarih ve … sayılı sistem kullanım ceza faturasının şirkete hiç gönderilmediği, … sayılı faturanın fazla hesaplandığı şirkete gönderilmeden tespit edildiğinden bu faturanın yerine … sayılı faturanın şirkete gönderildiğinin, … sayılı fatura ile … sayılı faturanın içeriğinin farklı olduğunun ve … sayılı fatura için açılan davanın … sayılı faturayı kapsamayacağının belirtildiği, dolayısıyla … tarih ve … sayılı faturanın dava konusu edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın … tarih ve … sayılı fatura işlemi yönünden incelenmeksizin reddine, diğer faturalar işlemleri yönünden ise süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Mahkeme kararının hak arama hürriyetini ihlâl ettiği, yapılan bildirimde hiçbir şekilde tesis edilen işleme ilişkin başvuru yolunun gösterilmediği, dava konusu ceza faturalarının ihtirazi kayıt konularak ödenmek zorunda kalındığı, 17/06/2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 05/05/2014 tarih ve E:2013/1855, K:2014/502 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi kararı ile ceza faturalarına karşı açılan davaların idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinin belirtildiği, anılan karar ile oluşan yeni hukuki durum sonucu kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren açılan davanın süresinde olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu edilen Mayıs 2014 dönemine ilişkin … tarih ve … sayılı ceza faturasının davacı şirkete hiç gönderilmediği, … sayılı faturanın fazla hesaplandığı davacı şirkete gönderilmeden tespit edilerek bu faturanın yerine … sayılı faturanın gönderildiği, diğer fatura işlemleri yönünden ise faturaların her biri için 60 günlük dava açma süresinin geçirildiği, Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Davalı idarece hazırlanan ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nca (Kurul) onaylanan standart nitelikteki Sistem Kullanım Anlaşmasının 9. maddesinde, “İletim sistemine doğrudan bağlı tüketiciler ve dağıtım lisansına sahip tüzel kişilerin iletim sisteminin her bir ölçüm noktasında çekecekleri endüktif reaktif enerjinin/verecekleri kapasitif reaktif enerjinin, aktif enerjiye oranının ilgili mevzuata uygun olmaması” fiilinin cezaî şart uygulanması gereken ihlâl olarak tanımlanmış, söz konusu fiilin işlendiğinden bahisle Ocak 2013-Mayıs 2014 dönemlerine ilişkin sistem kullanım ceza faturalarının düzenlenmesi üzerine anılan işlemlerin iptali istemiyle bakılan davanın açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun dava açma süresini düzenleyen 7. maddesinde; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde, idari işlemin bildirim tarihini izleyen günden itibaren altmış gün olduğu düzenlenmiştir.
2577 sayılı Kanun’un -dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle- 11. maddesinde, “İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içerisinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.” kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Temyize konu Mahkeme kararının, dava konusu 23/07/2014 tarih ve sayılı fatura işlemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmında hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
2- Temyize konu Mahkeme kararının, dava konusu diğer fatura işlemleri yönünden davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin kısmına gelince;
Dosyanın incelenmesinden, davacı ile davalı TEİAŞ arasında imzalanan Sistem Kullanım Anlaşması’nın 9. maddesinde, “İletim sistemine doğrudan bağlı tüketiciler ve dağıtım lisansına sahip tüzel kişilerin iletim sisteminin her bir ölçüm noktasında çekecekleri endüktif reaktif enerjinin/verecekleri kapasitif reaktif enerjinin, aktif enerjiye oranının ilgili mevzuata uygun olmaması” fiilinin cezaî şart uygulanması gereken ihlâl olarak tanımlandığı, söz konusu fiilin davacı şirket tarafından işlendiğinden bahisle davalı TEİAŞ tarafından Ocak 2013-Mayıs 2014 dönemlerine ilişkin sistem kullanım ceza faturalarının düzenlendiği, söz konusu ceza faturalarının davalı idare tarafından davacı şirkete tebliğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmamakla birlikte en son … tarih ve … sayılı ceza faturasının davacı şirket tarafından 06/06/2014 tarihinde ödendiği, bakılan davanın ise 18/08/2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Gerek dava gerek temyiz dilekçesinde süreye ilişkin olarak “benzer bir davada Uyuşmazlık Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı yeri olduğuna karar verildiği; ancak sonrasında yine benzer bir davada Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 05/05/2014 tarih ve E:2013/1855, K:2014/502 sayılı kararı ile bu defa uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin idari yargı yeri olduğuna karar verildiği, bu kararın 17/06/2014 tarih ve 29033 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı” hususları ileri sürülmüştür.
Bakılan davanın idarî yargıda hangi süre içerisinde açılması gerektiği hususu, davacının somut uyuşmazlıktaki hukukî durumu ve öne sürdüğü iddialar ile mahkemeye erişim hakkına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları göz önünde bulundurularak incelenmelidir.
De Geouffre de la Pradelle/Fransa kararında vurgulandığı üzere, idarenin işlem veya eylemlerinden etkilenenler, idarenin korumakla görevli olduğu kamusal gereksinimler ile kendi bireysel menfaatleri arasında âdil bir denge kuran tutarlı bir sisteme sahip olmayı bekleme hakkına sahiptir (AİHM Kararı, De Geouffre de la Pradelle/Fransa, B.No: 12964/87, Karar tarihi: 16/12/1992, §34).
Davacı gibi mahkemeler de, idari işlem ve eylemlerin sınıflandırılmasına ilişkin yargısal içtihatlar bulunmasına rağmen pozitif hukukun aşırı karmaşıklığı karşısında tereddüde düşebilirler. Nitekim AİHM, De Geouffre de la Pradelle/Fransa kararında, dava açma süresinin aşıldığından bahisle süre yönünden ret kararının davanın açıldığı tarihten iki yıl altı ay sonra verilmesini konuya ilişkin hukuki süreçlerin karmaşıklığına kanıt olarak değerlendirmiş ve bu karmaşıklığın yargıya başvuru süresinin nasıl hesaplanacağını da karmaşık hâle getireceği sonucuna ulaşmıştır (De Geouffre de la Pradelle/Fransa, §33).
Dava açmak için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukukî belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (AYM, Remzi Durmaz Kararı, B.No: 2013/1718, 02/10/2013, §27). Buna karşılık, uygulanan usûlün karmaşıklığı ve açık olmaması dava açma süresinin tam olarak anlaşılmasına imkân vermemiş ve bu nedenle dava açma hakkı kullanılamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul, 2005, s.131).
Süre sınırı getiren kuralların iyi adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin başvuru yollarını kullanmalarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (AİHM kararı, Eşim/Türkiye, B.No: 59601/09, Karar tarihi: 17/9/2013, §20-21). Mahkemeye erişim hakkının yasal birtakım şartlara tâbi tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemelerin, usûl kurallarını, uyuşmazlığın esasında mündemiç hakkı ihlâl edecek kadar katı veya bu kuralları ortadan kaldıracak kadar da geniş yorumlamaktan kaçınmaları gerekir (AİHM Kararı, Walchli/Fransa, B.No. 35787/03, § 29). AİHM, kuralların belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde ve ilgililerin davalarının esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım engeller oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır (Eşim/Türkiye, §26).
Aktarılan yargısal içtihatlarla davaya konu uyuşmalıktaki maddî vakıalar birlikte değerlendirildiğinde;
-Benzer bir davada Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 05/05/2014 tarih ve E:2013/1855, K:2014/502 sayılı kararı idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmasının ve anılan kararda “Evvelce konu bir başka dosya münasebetiyle Mahkememiz gündemine gelmiş olup, 13/05/2013 tarih ve E:2012/129, K:2013/621 sayılı kararımızla adli yargı yeri görevli kılınmış olmakla beraber; elde edilen yeni bilgi ve belgeler uyarınca konunun yeniden değerlendirme yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.” değerlendirmesine yer verilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesince anılan karar ile içtihat değişikliğine gidilmiş olmasının hukuk sürecinin aşırı karmaşıklığına kanıt oluşturduğu, bu karmaşıklığın yargıya başvuru süresinin nasıl hesaplanacağını da karmaşık hâle getirmesi getirdiği;
-Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer davada idari yargının görevli olduğuna ilişkin 05/05/2014 tarih ve E:2013/1855, K:2014/502 sayılı kararının 17/06/2014 tarih ve 29033 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı dikkate alındığında, bu tarihten itibaren bakılan davanın 60 günlük dava açma süresi içerisinde açıldığı;
– İdare Mahkemesinin anılan faturaların farklı dönemlere ait olması ve farklı tarihlerde tebliğ edilmiş olması dikkate alındığında, anılan ceza faturalarına karşı tek tek tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılması ya da idari başvuruda bulunması ve idarece başvuruya verilecek cevaptan sonra kalan sürede dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra açılan davada süre aşımının bulunduğu belirtilerek davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı yönündeki gerekçesinin, mahkemeye erişim hakkına ilişkin yargısal içtihatlar göz önünde bulundurulduğunda, aşırı katı ve şekilci olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, usûl hükümlerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanması suretiyle Mahkemeye erişim hakkının ve buna bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlâline sebebiyet veren, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki temyize konu Mahkeme kararının bu kısmında hukukî isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen reddine,
2. … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının dava konusu … tarih ve … sayılı fatura işlemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, belirtilen kısım yönünden ONANMASINA,
3. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne;
4. Temyize konu Mahkeme kararının dava konusu diğer fatura işlemleri yönünden süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmının 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
5. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
6. 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 29/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.