Danıştay Kararı 13. Daire 2018/2840 E. 2022/4628 K. 07.12.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2018/2840 E.  ,  2022/4628 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2018/2840
Karar No:2022/4628

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) tarafından 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca 27/12/2017 tarihinde gerçekleştirileceği duyurulan Isparta ili hudutlarında bulunan ER:… sayılı … Grubu maden sahası arama ruhsatı ihalesinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Isparta İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; davacı tarafından … Sulh Hukuk Mahkemesi’nin … Değişik İş dosyası ile yaptırılan tespit sonucu dosyaya sunulan 18/12/2017 tarihli bilirkişi raporunda özetle, “davacıya ait mermer üretim faaliyetleri sırasında meydana gelen pasa ve bakiye yığınlarının stoklanacağı alanların bulunmadığı, zorunlu olarak üretim faaliyetleri sırasında meydana gelen pasa ve bakiyenin dağ yamacından aşağıya doğru dökülmesi gerektiği, ruhsat sahasının tamamının görünür ve muhtemel rezerv alanlı olduğu, pasa döküm alanının ihaleye çıkarılan ruhsat sahası içerisinde kaldığı, can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturacağı” yönünde görüş bildirildiği, Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı işlemi ile ER:… sayılı ruhsat sahası içerisinde bulunan alana pasa dökümü yapılmamasına karar verildiği, davacı tarafından bu işlemin iptali istemiyle Mahkemelerinin … esas sayılı dosyasında açılan davada, 21/02/2018 tarihinde dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği, ruhsat hukuku devam ettiği sürece madencilik faaliyetleri ve/veya bu faaliyetlere bağlı tesisler için de verilmiş izinlerin devam edeceği, pasa döküm alanının kanunda alt yapı tesisi olarak kabul edildiği, davacının işletme ruhsatının devam ettiği, davalı idarenin kendi teknik personeli tarafından hazırlanan 21/05/2015 tarihli rapora istinaden … tarih ve … sayılı işlemle davacıya pasa döküm izni verildiği, bu sebeple davacı lehine ruhsat süresi sonuna kadar müktesep hak oluştuğunun kabulü gerekeceği gibi pasa dökümü yapılmamasına yönelik işleme karşı açılan davada Mahkemelerince yürütmenin durdurulmasına karar verildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufunda olduğu, ihaleye konu maden sahasının çevresindeki alanlarla ortak olarak projelendirilmediği, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, ihaleye çıkma kararına konu saha ile kendilerine ait S:… sayılı sahanın birbirine mücavir olduğu, bu sahalarda birbirinden ayrı madencilik faaliyetinde bulunulmasının can ve mal güvenliğine aykırı olduğu, bu durumun dosyaya sunulan mahallinde tetkik ve değerlendirme raporları ile ortaya konulduğu, idare tarafından ER:… numaralı saha içerisinde belirlenen alana pasa dökümü için izin verilerek iki sahanın birlikte çalışması konusunda ortak bir projenin onaylandığı, bu nedenle dava konusu işlemle kendilerine ayrılan sahaya mücavir ER:… sayılı sahanın ihaleye çıkarılmasının 3213 sayılı Kanun’a aykırı olduğu, dava konusu ihalenin gerçekleştirilmesi sonucunda ayrı bir kişi ya da kurumun ihaleyi kazanması durumunda can ve mal güvenliği tehlikesi bulunan iki maden ruhsatının ayrı ayrı çalıştırılmasının söz konusu olacağı, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının yetki yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY:
Isparta ili Sütçüler ilçesi … Köyü’nde bulunan ER:… numaralı sahada faaliyet gösteren davacıya 25/05/2012 tarihinde işletme ruhsatı verilmiştir.
Davacı tarafından ruhsat sahası dışındaki dava konusu sahanın bulunduğu alana yönelik olarak pasa döküm talebinde bulunulmuş, 21/05/2015 tarihinde mahallinde tetkik yapılmış ve hazırlanan rapor uyarınca davacının talebi uygun bulunmuştur.
Sonrasında uyuşmazlık konusu maden sahasının da aralarında yer aldığı sahaların ihale edilmesine yönelik Makam Onay’ı alınarak ER:… sayılı dava konusu maden sahasının 27/12/2017 tarihinde ihalesinin yapılmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine ER:… sayılı maden sahasının arama ruhsatı ihalesinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari davalarda genel yetki” başlıklı 32. maddesinde, “Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, bu Kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması hâlinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. Bu Kanunun uygulanmasında yetki kamu düzenindendir.”; 34. maddesinin birinci fıkrasında ise, “İmar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idarî davalarda yetkili mahkeme taşınmaz malların bulunduğu yer idare mahkemesidir.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, 14. maddenin 3/a bendine göre idarî yargının görevli olduğu konularda görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev ve yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- İdari davalarda genel yetki, 2577 sayılı Kanun’un 32. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin aktarılan birinci fıkrasına göre, iptal davalarında yetki konusundaki genel kural, dava konusu idari işlemi tesis eden idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinin yetkili olmasıdır.
2577 sayılı Kanun’un uygulanmasında mahkemelerin yetkisi kamu düzenini ilgilendiren bir nitelik taşıdığından, yargılamanın her aşamasında davanın taraflarınca ileri sürülebileceği gibi idari yargı yerlerinin de önlerine gelen davanın yetkili yargı yerinde açılıp açılmadığını re’sen (kendiliğinden) araştırmaları gerekir.
2577 sayılı Kanun’un 33. ile 37. maddeleri arasında, kamu görevlileri ile ilgili davalarda, taşınmaz ve taşınır mallara ilişkin davalarda, tam yargı davalarında ve vergi uyuşmazlıklarında geçerli olan özel yetki kuralları düzenlenmiştir.
2577 sayılı Kanun’un 34. maddesinde, taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasından kaynaklanan iptal ve tam yargı davaları ile konusu taşınmaz mal olan idarî sözleşme uyuşmazlıklarından ve ayrıca kamu mallarına ilişkin idari davalardan söz edilmiştir. Maddenin öngördüğü özel yetki kuralı kesin nitelikte olduğundan; anılan davaların mutlaka ilgili taşınmazın bulunduğu yerdeki idare mahkemesinde görülmesi gerekmekte, 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel yetki kuralının bu alanda geçerliliği bulunmamaktadır (Kâzım YENİCE/Yüksel ESİN, Açıklamalı-İçtihatlı-Notlu İdari Yargılama Usulü, 1983, Ankara, s.656).
Aslında, 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde düzenlenen idarî dava türlerinden hiçbirinin konusu taşınmaz mallar değildir. Dolayısıyla, 34. maddede yer alan “taşınmaz mallara ilişkin davalar” ifadesinden anlaşılması gereken, taşınmaz malları konu edinen idarî davalar değil; “idarî uyuşmazlığın kaynağı olan taşınmaz mallarla ilgili bir isteği karşılayan” ya da “taşınmaz mallar üzerindeki bir hakkı ihlâl eden” idarî işlemleri konu edinen idarî davalardır (Turgut CANDAN, Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 2020, Ankara, s.1301).
Bu durumda, iptal davalarında, yetkili mahkemenin tespitinde 32. maddede belirlenen ilkenin uygulanmasının esas olduğu; bu genel kuraldan ayrılmanın ancak özel bir yetki kuralının varlığı hâlinde mümkün olduğu, 2577 sayılı Kanun’un 34. maddesinde düzenlenen özel yetki kuralının ise taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasını veya taşınmaza bağlı hakları konu alan işlemlere karşı açılan davalara yönelik olduğu açıktır.
Maden sahası arama ruhsatı ihalesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, 2577 sayılı Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrası kapsamında imar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına veya taşınmaza bağlı hak kapsamında bulunan bir işleme yönelik olmadığı, taşınmaz hukukuna ilişkin herhangi bir kuralla ilgili olmaksızın, maden arama ruhsatı ihalesine çıkma kararının iptali isteminden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde 2577 sayılı Kanun’un 32. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki genel yetki kuralı uyarınca, dava konusu işlemi tesis eden idarî merci olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesi’nin yetkili olduğu anlaşıldığından, yetkisiz yargı yerince uyuşmazlığın esası incelenerek verilen kararda usûl kurallarına uygunluk bulunmamaktadır.
2- Dava konusu işlemin 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi ile getirilen “ivedi yargılama usûlüne” tâbi olması nedeniyle, bu usule ilişkin hükümlerin İdare Mahkemesi kararının yetki yönünden bozulmasına etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasında, ilk derece ve temyiz aşamasında uygulanması gereken ivedi yargılama usulü düzenlenmiş olup; anılan fıkranın (i) bendinde, “Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir.” kuralı yer almıştır.
Aktarılan düzenlemeden, ivedi yargılama usulünde, verilen karar kesin olmak üzere, temyiz incelemesini yapan Danıştay’a inceleme ve tahkikat görevinin verildiği; sadece mahkeme tarafından ilk inceleme üzerine verilen kararlar yönünden kararın temyizen bozularak dosyanın geri gönderilme hakkının tanındığı görülmektedir. Bununla birlikte, bu kuralın “görevli ve yetkili” bir mahkeme tarafından verilen kararlar için geçerli olduğu açıktır. Nitekim, 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinde, temyiz incelemesi sonucunda Danıştay’ın görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kurala bağlanmış olup, ivedi yargılama usulüne ilişkin düzenlemelerin bu kuraldan ayrı olarak değerlendirilmesine imkân bulunmamaktadır.
Bu çerçevede, ivedi yargılama usulüne göre ilk derecede verilen kararın temyiz incelemesi sırasında, ilk incelemede tespit edilmesi gereken usule aykırılıkların belirlenmesi hâlinde de kararın bozularak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabulü; 2577 sayılı Kanun’un 32. maddesindeki, yetkinin kamu düzeninden olduğu kuralına ve yine aynı Kanun’un 14. maddesinin altıncı fıkrasındaki, ilk inceleme üzerine 15. madde uyarınca verilebilecek kararların, ilk incelemeden sonra tespit edilmesi hâlinde de davanın her safhasında verilebileceği kuralına aykırılık oluşturur.
Bu itibarla, “yetkisiz” mahkeme tarafından verilen esasa yönelik kararın bozularak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;
2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA oybirliğiyle,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine oyçokluğuyla,
4. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 07/12/2022 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile eklenen 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendinde, “Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukukî noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir.”; 07/04/2015 tarih ve 29319 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6637 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen ifadedeki şekliyle Geçici 8. maddesinde ise, “İvedi yargılama usulü hariç olmak üzere bu Kanunla idarî yargıda kanun yollarına ilişkin getirilen hükümler, 2576 sayılı Kanunun, bu Kanunla değişik 3’üncü maddesine göre kurulan bölge idare mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlayacakları tarihten sonra verilen kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce verilmiş kararlar hakkında, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan kanun yollarına ilişkin hükümler uygulanır.” kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde, ilk inceleme hususları; görev ve yetki, idarî merci tecavüzü, ehliyet, idarî davaya konu olacak kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, Kanun’un 3. ve 5. maddesinde belirtilen hususların bulunup bulunmadığı şeklinde sayılmış; 15. maddesinde ise ilk inceleme üzerine verilecek kararlar belirtilmiştir.
Bu Kanun hükümlerine göre, ivedi yargılama usûlüne tâbi konularda 07/04/2015 tarihinden itibaren kanun yolu aşamasında da ivedi yargılama usûlünün uygulanacağı, Danıştay’ın ivedi yargılama usûlüne tâbi uyuşmazlıklarda işin esası hakkında bir karar vererek uyuşmazlıkları kesin olarak sonuçlandıracağı; ancak ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyiz başvurularında, İdare Mahkemesi kararını bozması durumunda, uyuşmazlığın esasını incelemeksizin dosyayı ilgili İdare Mahkemesi’ne göndereceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, ilk inceleme hususlarında sorun görülmeksizin, mahkemece işin esası hakkında bir karar verilmesi hâlinde, Danıştay tarafından yetkisiz yargı yeri tarafından verilen karar bozulmakla birlikte, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekeceği, zira 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi uyarınca ilk inceleme üzerine yalnızca 15. maddede sayılan kararlardan birinin alınması durumunda dosyanın geri gönderileceği görülmektedir.
Anılan Kanun’un 20/A maddesinde, kararın bozularak ilgili İdare Mahkemesi’ne gönderilmesi, Danıştay tarafından işin esası hakkında karar verilebilmesi hususunun tek istisnası olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla söz konusu düzenlemenin dar yoruma tâbi tutulması gerekmektedir. Bu nedenle, yetkisiz bir yargı yerinin kendisini yetkili görerek ve uyuşmazlığın esası hakkında verdiği kararların, aktarılan düzenleme kapsamında olmadığı değerlendirilmiştir. Diğer taraftan, ivedi yargılama usûlünü ihdas eden maddede bentler hâlinde belirtilen uyuşmazlıkların ivedi yargılamaya tâbi olduğu ve bu tür uyuşmazlıklarda farklı bir yargılama usûlünün kabul edildiği (dava açma ve temyiz sürelerinin kısaltıldığı, dosyanın tekemmül sürecinin hızlandırıldığı) dikkate alındığında, yetkisiz İdare Mahkemesi kararının yetki yönünden bozulmasıyla birlikte işin esası hakkında Danıştay tarafından bir karar verilerek uyuşmazlığın sonlandırılması ivedi yargılamadan beklenen amaca da uygun düşmektedir.
İvedi yargılama usulünde Danıştay’ın görev ve yetkisi, bölge idare mahkemelerinin idare mahkemesi kararlarını istinafen incelemesine ilişkin görev ve yetkisine benzemektedir. Nitekim 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İvedi yargılama usûlü” başlıklı 20/A maddesinin (i) bendinde, “… Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir…” kuralı bulunmaktadır.
Aynı Kanun’un “İstinaf” başlıklı 45. maddesinin 5. bendinde ise, “Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir.” kuralına yer verilmiştir.
Kanun koyucu tarafından, istinaf kanun yolunda yetkisiz mahkemenin esas hakkında bir karar vermesi durumunda ne yapılacağı açık olarak düzenlenmişken, temyize tâbi ivedi yargılama usûlünde bunun düzenlenmemiş olması, kanun koyucunun bu konu hakkında “bilinçli olarak sükût ettiğini” ve yetkili olmayan mahkeme tarafından ivedi yargılama usûlüne tâbi bir konuda uyuşmazlığın esası incelenerek verilen kararlarda adil yargılama ilkesinin bir unsuru olan iki dereceli yargılama gerçekleşeceği için Danıştayca verilecek nihaî kararla uyuşmazlığın bir an önce kesin hükme bağlanmasının hedeflendiğini göstermektedir.
Öte yandan “İvedi yargılama usûlü” başlıklı 20/A maddesinde temyiz aşamasında uygulanacak kurallar, yapılacak işlemler ve verilecek kararlar ayrıntılı olarak düzenlendiğinden “Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar” başlıklı 49. maddeye göre özel hüküm niteliğinde olan 20/A maddesinin öncelikle uygulanması gerektiğinden, verilecek karar türü ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 49. maddenin somut uyuşmazlıkta uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
Bakılan davada, Isparta İdare Mahkemesi’nce davanın esası incelenmek suretiyle karar verildiği, bu kararın davalı idare tarafından temyiz edildiği görülmektedir.
Temyize konu kararın, davanın esası incelenmek suretiyle verilmiş olması karşısında, yetkili idare mahkemesince karara bağlanmak üzere Mahkeme kararının bozularak dosyanın mahkemeye gönderilmesinin aktarılan Kanun hükümleri karşısında yerinde olmadığı ve ivedi yargılama usûlünden beklenen amacı da gerçekleştirmeyeceği anlaşıldığından, Dairemiz tarafından, yetkili mahkemenin aslında Ankara İdare Mahkemesi olduğu belirtildikten sonra, davanın esası incelenerek bir karar verilmesi gerektiği görüşüyle, aksi yönde oluşan kararın göndermeye ilişkin kısmına katılmıyorum.