Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/405 E. , 2022/4247 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2020/405
Karar No:2022/4247
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Konya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22/d maddesi uyarınca doğrudan temin usulü ile “2019 yılı 2/b uygulama iş planında bulunan ve vasıf tayini yapılmış olan birimlerde dosya çoğaltma iş ve işlemlerinin” alımına ilişkin işlemin iptal edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; dava konusu ihalenin mahiyetinin, harita üzerinde, ormancılık amaçları doğrultusunda orman mühendislerinin teknik bilgileri kapsamında gerekli bilgilerin işlenmesi ve haritada gösterilmesi olmayıp, kadastrosu tamamlanan veya devam eden ormanlara ait haritaların yapılmasında ölçme, hesap, tersimat ve aplikasyon işi olduğu, bu nedenle anılan işin yetki ve sorumluluğun harita ve kadastro mühendislerine ait olduğu, diğer taraftan, dava dosyasında yer alan ihaleye ilişkin bilgi ve belgelerden, ihale iş ve işlemlerinin yukarıda anılan mevzuata uygun şekilde yürütüldüğü ve ihalenin ekonomik açıdan en uygun teklifi veren mühendislik firmasının uhdesinde kaldığı görüldüğünden, davacı tarafından ihalenin doğrudan temin usulü ile Ormancılık Büro ve Şirketleri yerine Haritacılık Büro ve Şirketlerine verildiğinden bahisle ihalenin iptal edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, dava konusu alımda yapılacak olan işlemin orman kadastrosu biten orman alanlarının idari prosedürlere göre Hazine mülkiyetine geçirilmesi olduğu ve bu işin orman kadastrosunun bir parçası olduğu, dolayısıyla yetkinin de orman mühendislerinde olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işin, üretilen haritalar üzerinde orman mühendislerinin teknik bilgileri ile saptanabilecek hususların haritalara işlenmesi olmadığı ve dolayısıyla orman mühendisliği mesleği ile doğrudan bir ilişkisinin olmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Konya Orman Bölge Müdürlüğü’nce 4734 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre doğrudan temin yöntemiyle 16/05/2019 tarihinde “Karaman İlinde 2/B Sınırlarının Ölçülmesi, Fenni Evrakların Hazırlanması, Haritalaması, Kadastro Kontrollerinin Yapılması ve Kadastro Dosyalarının Çoğaltılması Danışmanlık Hizmeti Alımı İşi” gerçekleştirilmiştir.
Davacı Oda tarafından, 22/07/2019 tarihinde Konya Orman Bölge Müdürlüğü’ne başvuru yapılarak, dava konusu ihaledeki iş ve işlemleri yapma yetkisinin ormancılık büro ve şirketlerine ait olduğu, haritacılık büro ve şirketlerine anılan işin yaptırılmasının hukuka aykırı olduğu ve dolayısıyla işlemin iptal edilmesi gerektiği yönünde yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve E… sayılı işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine, 03/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen 2. fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, ikinci fıkrasının (a) bendinde, bu sürelerin idarî uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; aynı Kanun’a 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde Kanun’un 11. maddesinin uygulanmayacağı kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa’nın ve 2577 sayılı Kanun’un aktarılan hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu, bu usûle tâbi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamında yapılacak bir başvurunun işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 125. ve 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmak suretiyle dava açma süresinin başlamasında “yazılı bildirim”in esas alınması öngörülmüş olup, hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idarî işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen, dava açma süresinin hesabında bildirim yerine ilanın esas alınarak sürenin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamasına ilişkin kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı açılan idarî davalara yöneliktir.
Düzenleyici işlemler dışında kalan bireysel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda ise, dava açma sürelerinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. Bu itibarla, ihale kararı, ilanı gereken düzenleyici işlem olmadığından dava açma süresinin ilanla başlamayacağı ve yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı dikkate alındığında, davanın, ilan veya ihale tarihinden itibaren değil ihaleden haberdar olunduğu ve öğrenme tarihi olarak belirtilen tarihi izleyen günden itibaren süresi içinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının 22/07/2019 tarihli dilekçesiyle dava konusu iş ve işlemleri yapma yetkisinin ormancılık büro ve şirketlerine ait olduğu, haritacılık büro ve şirketlerine bu işin yaptırılmasının hukuka aykırı olduğu ve dolayısıyla işlemin iptal edilmesi gerektiği yönünde başvuruda bulunduğu gözetildiğinde davacının gerçekleştirilen alımdan en geç idareye başvuru yaptığı 22/07/2019 tarihinde haberdar olduğu ve dava açma süresinin bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiği, ivedi yargılama usulüne tâbi uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesinin uygulanma imkânının bulunmadığı dikkate alındığında, işbu davanın en geç 22/07/2019 tarihini izleyen otuz gün içerisinde açılması gerekirken, bu süre geçtikten sonra 27/09/2019 tarihinde açılan davanın reddi yönündeki Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın reddi yolundaki … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. Dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
6. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 16/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.