Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2021/46 E. , 2021/3348 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/46
Karar No:2021/3348
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Gıda ve Tarım Sanayi Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİLLER
(DAVACI YANINDA) : 1- … Üreticileri Derneği
VEKİLİ : Av. …
2- … Derneği
VEKİLİ : Av. …
3- … Bağcılık Şarapçılık Zeytincilik Tarım ve Gıda
Sanayi Ticaret Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …
Av. …
4- … Derneği
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket adına tescilli “…”, “…” ve “…” isimli alkollü içki markalarının alkollü içkilerde kullanılmaması kaydıyla proje tadilat izni verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararı ve … tarih ve … sayılı Alkollü İçkiler Piyasası Daire Başkanlığı işleminin iptali ile 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce; Dairemizin 09/12/2015 tarih ve E:2015/3992, K:2015/4441 sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; davacı şirketin Anayasa’ya aykırılık iddiası yerinde bulunmayarak işin esasına geçildiği, Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesiyle getirilen kıstaslar uyarınca, eğer karşılaştırılacak iki unsur; ambalaj ve içerik yönünden aynı şekil ve tasarıma sahip ise, iki unsur arasında; marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerin içerdiği öğeler yönünden açık ve doğrudan bir ayniyet, benzerlik veya çağrıştırma var ise ya da karşılaştırılacak iki unsur; doğrudan ya da dolaylı olarak bir alkollü içkiyi tanıtmayı veya başka bir ürün veya firmaya ait unsurlar üzerinden alkollü içkileri dolaylı olarak tanıtmayı amaçlamakta ise ya da alkollü içki kullanımını doğrudan veya dolaylı olarak teşvik etmekte veya özendirmekte ise, karşılaştırılan unsurları kullananlar arasında hukuki veya fiili bir bağlantı ya da menfaat bağı bulunuyorsa, alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin alkolsüz içki ve sair ürünlerde ya da aksi durumda alkolsüz içki ve sair ürünlerin hiçbir marka, tanıtıcı veya ayırt edici işaretinin alkollü içkilerde kullanılamayacağı, davalı idare tarafından bu kıstaslar esas alınarak detaylı bir inceleme yapılmadığı, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasına istinaden yalnızca marka isimleri yönünden inceleme yapıldığı, ancak bu tespitin kesin olarak ortaya konulabilmesi için esas alınacak ölçütler çerçevesinde bir bağlantının varlığının saptanmadığı, bir başka deyişle, yasaklamayı gerektirir bir durumun mevcudiyetini ortaya koyan bir incelemenin gerçekleştirilmediği, mevzuatın aradığı anlamda bir inceleme yapılmadığından dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerinin alkollü içkilerde kullanılmasının yasaklandığı, bu hükmün uygulanmasına yönelik olarak Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesiyle gerekli düzenlemelerin yapıldığı, tescil tarihi esasına göre yasaklama işlemi tesis edilmesiyle alkollü içki markalarının alkollü içki markası olmayan ürünlerle ilişkilendirilerek alkollü içki markalarının örtülü reklam ve tanıtımının engellendiği, alkolsüz içki ve sair ürünler için daha önce tescil edilmiş olduğundan “…”, “…” ve “…” isimli markaların alkollü içkilerde kullanılmaması kaydıyla davacıya proje tadilat izni verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasının anayasaya aykırı olduğu, anılan kanun hükmüyle idareye belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı yetkiler verildiği, bu nedenle anılan kanun hükmünün anayasaya aykırılık iddiasının ciddi bulunarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına karar verilmesi gerektiği; … Derneği tarafından, 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla mülkiyet hakkına ölçüsüz bir şekilde müdahalede bulunulduğu, hukuki belirlilik ilkelerine aykırı sonuçlar ortaya çıkarmak suretiyle alkollü içki piyasasının işleyişini olumsuz yönde etkilediği; … Bağcılık Şarapçılık Zeytincilik Tarım ve Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti. tarafından, davalı idarenin dava konusu işlemin tesisine yönelik yetkisinin bulunmadığı, yasaklamaya konu edilen alkollü içki markası dışındaki ürünlerle davacıya ait markalar arasında Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinde belirtilen çerçevede bir ilişki kurulmadan tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, davacının proje tadilat başvurusuna “…”, “…” ve “…” isimli markaların alkollü içkilerde kullanılmaması kaydıyla izin verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Kurul kararının ve … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı; “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı; “Gençliğin korunması” “başlıklı 58. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alacağı kurala bağlanmıştır.
4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, “Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz.”; Geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasında, “6. maddenin sekiz, dokuz ve onuncu fıkraları kapsamına giren ürünler, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde anılan fıkralardaki hükümlere uygun hâle getirilir. Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez.” kuralına yer verilmiştir.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Markanın içereceği işaretler
” başlıklı 5. maddesinde, markanın, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerdiği belirtilmiş; “Marka hakkının elde edilmesi” başlıklı 6. maddesinde, bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan marka korumasının tescil yoluyla elde edileceği; “Sona ermenin sebepleri” başlıklı 45. maddesinde, marka hakkının, a) Koruma süresinin dolması ve markanın süresi içinde yenilenmemesi, b) Marka sahibinin marka hakkından vazgeçmesi, nedenlerinden birinin gerçekleşmesi ile sona ereceği, marka hakkının sona ermesinin, sona erme sebebinin gerçekleşmiş olduğu andan itibaren hüküm ifade edeceği, marka hakkının sona ermesinin ilgili bültende yayınlanacağı kurala bağlanmıştır.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinin birinci fıkrasında, “Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz. Kurumca bu fıkranın uygulanmasında;
a) Karşılaştırılacak iki unsurun, ambalaj veya içerik yönünden aynı şekil ve tasarıma sahip olup olmadığı veya iki unsur arasında marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerin içerdiği ögeler yönünden açık ve doğrudan bir ayniyet, benzerlik veya çağrıştırma olup olmadığı,
b) Karşılaştırılacak iki unsurun, doğrudan veya dolaylı olarak bir alkollü içkiyi tanıtmayı veya başka bir ürün veya firmaya ait unsurlar üzerinden alkollü içkileri dolaylı olarak tanıtmayı amaçlayıp amaçlamadığı ya da alkollü içki kullanımını doğrudan veya dolaylı olarak teşvik edip etmediği veya özendirici etkisinin olup olmadığı,
c) Karşılaştırılacak unsurları kullananlar arasında hukuki veya fiili bir bağlantı ya da menfaat bağı olup olmadığı hususlarından birinin mevcudiyeti aykırılık için yeterli kabul edilir.” kuralı yer almaktadır.
Aktarılan mevzuatta, marka, bir işletmenin mal ve/veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve/veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaret olarak tanımlanmış, marka hakkının korunmasının tescil yoluyla elde edileceği belirtilmiş, marka hakkının tescil belgesinde belirtilen koruma süresinin dolması ve markanın süresi içinde yenilenmemesi veya marka sahibinin marka hakkından vazgeçmesi nedenlerinden birinin gerçekleşmesi ile bu hakkın sona ereceği düzenlenmiştir.
Mülkiyet hakkının konusunu maddi ve gayrimaddi mallar oluşturmaktadır. Taşınır ve taşınmaz mallar maddi mallar kapsamında iken fikrî ve sınai mülkiyet hakları gayrimaddi mallar kapsamında bulunmaktadır. Bir markanın sahibine sağladığı haklar ise “marka hakkı” olarak adlandırılmakta ve marka hakkı, fikrî ve sınai mülkiyet hakkı kapsamında yer almaktadır. Bu nedenle marka hakkının etkili biçimde korunmasına yönelik tedbirlerin alınması, Anayasa’nın 35. maddesiyle devlete yüklenmiş olan bireylerin mülkiyet hakkına üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklindeki pozitif yükümlülüğün gereğidir (AYM kararı, 28/03/2018 tarih ve E.2017/172, K.2018/32, §26).
Kural olarak marka hakkı sahibinin, bu hakka sahip olmanın yarattığı ekonomik değer üzerinde, mülkiyet hakkının malike tanıdığı kullanma, yararlanma, tasarruf etme yetkilerini kullanabilmesi gerekir. Marka hakkı sahibinin bu ekonomik değerden yararlanmasını ve bu değer üzerinde tasarrufta bulunmasını engelleyen düzenlemeler, mülkiyet hakkına müdahale anlamına gelecektir (AYM kararı, 13/11/2014 tarih ve E.2013/95, K.2014/176, § E).
Uygulanacak 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrası ve geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasıyla, alkollü içki markasını usulüne uygun olarak tescil ettiren marka hakkı sahibi davacının mülkiyet hakkına müdahale edilmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Sınırlamanın, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen ilkelere uygun olması gerekmektedir.
Davada uygulanacak kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin amacının anlaşılabilmesi için kuralın, 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin diğer fıkralarıyla birlikte ele alınması gerekmektedir. Anılan maddeyle, her türlü alkol ve alkollü içkinin reklam ve tanıtımının sınırlandırıldığı, alkollü içki markalarının marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretler bakımından diğer markalarla ilişkilendirilerek alkollü içkilerin açık veya örtülü reklam ve tanıtımına sınır getirildiği anlaşılmaktadır.
Kanun’un metni ve düzenleniş biçimi dikkate alındığında, alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin alkolsüz içki ve sair ürünlerde kullanılamayacağına ilişkin yasaklayıcı hüküm getirilmesiyle amaçlanan hususun, gençlerin alkol bağımlılığından korunması ve kamu düzeninin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Bu amacın da kamu yararına dönük olduğu açıktır.
Bununla birlikte, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği olarak idareye verilen yetkinin kanuni dayanağının kanunilik ilkesinin asgari şartı olan kanunun anlaşılır, açık ve net olması zorunluluğunu karşılaması, kapsam ve sınırlarının belirli olması gerekir (AYM kararı, 08/12/2015 tarih ve E.2014/87, K.2015/112, § 232; Youtube LLC Corporation Service Company ve Diğerleri [GK], B. No: 2014/4705, Karar tarihi: 29/05/2014, § 63).
Kanunun uygulanmasıyla sınırlandırılan mülkiyet hakkı ile kamu yararı amacı arasındaki adil denge bakımından uyuşmazlık irdelendiğinde, alkollü içki markalarının kullanılamayacağı diğer ürünler ifade edilirken önce “alkolsüz içki” ibaresi kullanılmış, ardından “sair ürünler” denilmiştir. Dolayısıyla kanun koyucunun amacının öncelikle alkolsüz içeceklerle alkollü içkiler arasında ilişki kurulmasını engellemek olduğu anlaşılmaktadır. Alkolsüz içki ibaresinden sonra “sair ürünler” denilmek suretiyle “diğer” anlamına gelen “sair” ibaresiyle “alkolsüz içki”ye benzer ürünlerin mi yoksa alkolsüz içecek dışındaki her türlü ürünün mü kastedildiği noktasında belirsizlik söz konusu olup, bu müphemiyet kanun hükmünün gençlerin veya toplumun alkollü içkilerin zararlı etkilerinden korunması adına alkollü içki markaları ile herhangi bir tanıtıcı veya ayırt edici işaret benzerliği bulunmasa dahi alkollü içki markası dışındaki her türlü önceden tescil edilmiş marka isminin alkollü içki markasının yasaklanması için yeterli olmaktadır. Bu durum, kanun koyucunun toplumun alkolün olumsuz etkilerinden korunması amacı ile bireylerin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin hakkaniyete aykırı ölçüde bozulmasına neden olabilecektir.
Öte yandan, kanunun lafzı, bu Kanun’un uygulanmasında aykırılık için yeterli kabul edilecek üç farklı duruma ilişkin aktarılan yönetmelikle getirilen analize gerek duyulmayarak yalnızca “marka adına” bakılarak işlem yapılmasına izin verecek ölçüde geniş bir kapsama sahiptir. Bu nedenle, alkolün zararlı etkilerinden toplumun korunması meşru amacı ile alkollü içki marka sahiplerinin mülkiyet hakları arasında hakkaniyetli bir denge kurulamamıştır. Adil bir dengeden bahsedilebilmesi için 4250 sayılı Kanun esas alınarak yasaklamaya konu edilen alkollü içki markalarının toplumu alkolün zararlı etkilerinden koruyacak bir niteliğe sahip olması gerekir. Bu da kıyaslamaya konu edilen alkollü içki markası ile diğer markalar arasında alkolün zararlı etkilerine yönelik bir etkinin bulunmasına bağlıdır. Uyuşmazlığa konu idari işlem tesis edilirken, yasaklamaya konu edilen “…”, “…” ve “…” isimli alkollü içki markalarının bilinirliği ve yaygınlığı ile alkollün zararlı etkileri bakımından toplum ve gençler üzerinde nasıl bir etki ve sonuç doğurabileceği yönünden bir değerlendirme yapılmamış, yalnızca marka isminin aynı olmasıyla yetinilmiştir. Dolayısıyla kanunun toplumu ve gençleri alkolün zararlı etkilerinden koruma amacı ile davacının mülkiyet hakkı arasında makul ve adil bir denge kurulamamıştır.
Bu itibarla, davada uygulanacak 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasının anayasaya aykırı görülerek iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
24/12/2017 tarihinde yürürlüğe giren 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 81. maddesinde, “Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte kapatılmıştır. Kurum’un taraf olduğu davalar ve icra takiplerinde devir durumuna göre ilgili idare kendiliğinden taraf sıfatını kazanır.” kuralı ile 78. maddesinde “Bu Kanun hükümleri çerçevesinde aşağıda belirtilen görevler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yürütülür.” kuralına yer verildiğinden, kapatılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (Kurum) yerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın davalı sıfatıyla bakılan davada taraf olduğu, ancak 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, Tarım ve Orman Bakanlığı adı altında yeniden yapılandırıldığı anlaşıldığından, mülga Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yerine Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hasım mevkiinde olduğu görülerek esasın incelenmesine geçildi.
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY:
Davacı tarafından 18/09/2014 tarihinde proje tadilat izni için davalı idareye başvuruda bulunulmuştur.
Dava konusu 22/10/2014 tarih ve 8352 sayılı Kurul kararıyla, “…”, “…” ve “…” isimli alkollü içki markalarının kullanılmaması kaydıyla davacıya proje tadilat izni verilmiş, anılan karar … tarih ve … sayılı Alkollü İçkiler Daire Başkanlığı işlemiyle davacı şirkete bildirilmiştir.
Bakılan dava, … tarih ve … sayılı Kurul kararı ve … tarih ve … sayılı Daire Başkanlığı işleminin iptali ile 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan 3. maddesinde, Kurulun görev ve yetkileri “a) Bu Kanun gereğince Kurum tarafından yürütülecek görevler ile ilgili düzenlemeleri yapmak … e) Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili sektörel düzenlemeler yapmak … l) Görev alanı ile ilgili konularda gerekli gördüğü her türlü bilgiyi, tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bunların her türlü birliklerinden istemek, m) Kanunlarla verilen diğer görevleri yürütmek …” olarak belirlenmiştir.
4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, “Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz.”; Geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasında, “6. maddenin sekiz, dokuz ve onuncu fıkraları kapsamına giren ürünler, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde anılan fıkralardaki hükümlere uygun hâle getirilir. Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez.” kurala bağlanmıştır.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinin birinci fıkrasında, “Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz. Kurumca bu fıkranın uygulanmasında;
a) Karşılaştırılacak iki unsurun, ambalaj veya içerik yönünden aynı şekil ve tasarıma sahip olup olmadığı veya iki unsur arasında marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerin içerdiği ögeler yönünden açık ve doğrudan bir ayniyet, benzerlik veya çağrıştırma olup olmadığı,
b) Karşılaştırılacak iki unsurun, doğrudan veya dolaylı olarak bir alkollü içkiyi tanıtmayı veya başka bir ürün veya firmaya ait unsurlar üzerinden alkollü içkileri dolaylı olarak tanıtmayı amaçlayıp amaçlamadığı ya da alkollü içki kullanımını doğrudan veya dolaylı olarak teşvik edip etmediği veya özendirici etkisinin olup olmadığı,
c) Karşılaştırılacak unsurları kullananlar arasında hukuki veya fiili bir bağlantı ya da menfaat bağı olup olmadığı hususlarından birinin mevcudiyeti aykırılık için yeterli kabul edilir.” kuralı yer almaktadır.
Alkol ve Alkollü İçki Tesislerinin Haiz Olmaları Gereken Teknik Şartlar, Kurulmaları, İşletilmeleri ve Denetlenmelerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “Proje Tadilat İzni” başlıklı 19. maddesinde, “Mevcut üretimine aynı kategori içinde bir başka alkollü içki veya yarı mamul ekleyecek veya çıkaracak, mevcut kapasitesini artıracak veya aynı ürünü elde etmek üzere proses değişikliği getiren makine değişimi yapacak firmalar, projelendirdikleri tadilatın niteliğini ve gerekçesini açıklayan bilgi ve belgeler ile, proje tadilat izni almak üzere Kuruma başvururlar. Başvuru, en geç iki ay içinde Kurul tarafından karara bağlanır. Tesisin tamamının veya bira ve şarap tesislerinin bir bölümünün başka yere taşınması, proje tadilat izni kapsamında değerlendirilir. Alkol üretim tesislerinde ürünün, kullanım amacına uygun olarak belirlenen piyasaya arz şekillerinde değişiklik yapılması kapsamında yapılacak proses değişiklikleri, proje tadilat iznine tabidir.” kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Aktarılan mevzuatın irdelenmesinden, alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin alkollü içkilerde kullanılamayacağı, bu kapsama giren ürünlerin Kurum tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde kullanımının yasaklanmasına yönelik kurala uygun hâle getirileceği, uygun olmayan ürünlerin, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemeyeceği, Kurum tarafından yürürlüğe konulan Yönetmeliğin 19. maddesinin birinci fıkrasında, öncelikle 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer verilen kuralın tekrar edildiği, sonrasında bentler hâlinde aykırılık oluşturabilecek hususların sayıldığı, bunlar arasında “iki unsur arasında marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerin içerdiği ögeler yönünden açık ve doğrudan bir ayniyet, benzerlik veya çağrıştırma” hususuna yer verilmekle markanın unsurlarından biri olan marka adının aynı olmasının aykırılık için yeterli kabul edildiği, alkol piyasasıyla ilgili düzenleme ve denetleme yetkilerine sahip Kurum’un, alkollü içki piyasasında kullanılan markaları kanun hükümlerine uygun hâle getireceği ve uygun olmayan ürünlerin bu tarihten itibaren piyasaya arz edilmemesini sağlayacağı anlaşılmaktadır.
Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, ilgili bulundukları sektörde düzenleme, denetleme ve gerektiğinde yaptırım uygulama görev ve yetkilerini üstlenmekte olup, bu kuruluşların temel işlevi, toplumsal ve ekonomik hayatın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlardaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini birtakım kurallar koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemektir.
Alkol piyasasıyla ilgili düzenleme, denetleme ve yaptırım uygulama yetkilerine sahip Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, 4733 ve 4250 sayılı Kanunların aktarılan düzenlemeleriyle alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin alkollü içkilerde kullanılmamasını sağlamaya yönelik olarak ikincil düzenlemeler yapmak, bu düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde alkollü içki piyasasında kullanılan markaları kanun hükümlerine uygun hâle getirmek ve uygun olmayan ürünlerin bu tarihten itibaren piyasaya arz edilmemesini sağlamak üzere yetkilendirilmiştir.
Buna göre, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun, alkol piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesine ilişkin yetki ve sorumlulukları göz önünde bulundurulduğunda, 4250 sayılı Kanun’la ve Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesiyle alkollü içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerinin alkollü içki markalarında kullanılmasını engellemek üzere davacı şirketin proje tadilat izni başvurusuna şartlı onay vermeye yetkili olduğunun kabulü gerekir.
Davacının, proje tadilat izni verilmesi istemiyle davalı idareye başvuruda bulunduğu, proje tadilatının Kurumun iznine tabi olduğuna yönelik aktarılan Yönetmelik düzenlemeleri uyarınca gerekli şartları sağlayan davacının alkollü içki markalarına yönelik yeni düzenlemelere uyum sağlamadığı göz önünde bulundurularak söz konusu proje tadilat iznine “Barudi”, “Prodom” ve “Tellus” isimli markalarının alkollü içkilerde kullanılmaması kaydıyla izin verildiği anlaşılmaktadır.
1. Mahkeme kararının, “Barudi” ve “Prodom” markaları yönünden dava konusu Kurul kararının iptaline yönelik gerekçesi incelendiğinde;
Dairemizin 2015/230 esasına kayıtlı dosyasında 17/03/2021 tarihinde verilen ara kararıyla, Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan, alkollü içki markalarıyla ilgili başvurusu yapılmış, tescil edilmiş, koruma süresi devam eden veya süresi sona ermiş bütün marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlere ilişkin başvuru, tescil ve sona ermeye yönelik tüm bilgi ve belgeler istenilmiş, istenilen belgeler anılan Kurumun 21/05/2021 tarihli cevabi yazısı ekinde 3 klasör hâlinde Dairemize gönderilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacıya ait “Barudi” isimli alkollü içki markasının 03/12/2007 tarihinde tescil edildiği, 10 yıllık koruma süresinden yararlanmak üzere 22/11/2016 tarihinde yenileme işlemi yapıldığı, “Barudi” isimli markanın alkollü içki markası olarak tescil edildiği tarihte aynı isimli başka bir markanın tescil edilmiş durumda olmadığı; davacıya ait “Prodom” isimli alkollü içki markasının 22/11/2007 tarihinde tescil edildiği, 10 yıllık koruma süresinden yararlanmak üzere 10/11/2016 tarihinde yenileme işlemi yapıldığı, “Prodom” isimli markanın alkollü içki markası olarak tescil edildiği tarihte “Prodom” isimli başka bir markanın tescil edilmiş durumda olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacıya ait “…” “ve “…” markalarının alkollü içkilerde kullanılmamasına dair dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk; davanın reddi yolundaki temyize konu Mahkeme kararının bu kısmında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır.
2. Temyize konu Mahkeme kararının, “…” markası yönünden dava konusu Kurul kararının iptaline ilişkin kısmı incelendiğinde;
Türk Marka ve Patent Kurumu’nun aktarılan cevabi yazısı ekindeki dosyanın incelenmesinden, davacıya ait “…” isimli alkollü içki markası için 19/07/2013 tarihinde tescil başvurusunda bulunulduğu, anılan markanın tescil tarihinin 22/07/2014 olduğu, buna karşılık aynı ismi taşıyan ve başvurusu davacıdan önce gerçekleştirilmiş alkollü içki dışındaki dört farklı ürün markasının tescilinin 31/12/1997, 07/12/2010, 10/10/2012 ve 14/04/2014 tarihlerinde gerçekleştirildiği ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte süresi yenilenmiş durumdaki anılan markaların koruma altında olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacıya ait “…” isimli markanın alkollü içkilerde kullanılmamasına dair dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık, bu kısım yönünden dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Mahkeme kararında ise hukukî isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin kısmen reddine,
2. … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacının “…” ve “…” markaları yönünden dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Mahkeme kararının bu kısmının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3. Davalının temyiz isteminin kısmen kabulüne;
4. Temyize konu Mahkeme kararının, davacının “…” markasına ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
5. Bozulan kısımla ilgili olarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
6. 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 18/10/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY
Temyize konu İdare Mahkemesi kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.
(XX) KARŞI OY :
Uyuşmazlıkta, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı ile, davacının proje tadilat izni verilmesine ilişkin talebine onay verilmekle birlikte, alkollü içki dışındaki ürünler için de tescil edilmiş olması nedeniyle davacıya ait “…”, “…” ve “…” isimli alkollü içki markalarının kullanımı yasaklanmıştır.
4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; “Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz.”; Geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasında, “6. maddenin sekiz, dokuz ve onuncu fıkraları kapsamına giren ürünler, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde anılan fıkralardaki hükümlere uygun hâle getirilir. Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez.” kuralına yer verilmiştir.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 19. maddesinin birinci fıkrasında da aynı düzenlemeye yer verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesinin unsurlarından biri hukukî belirlilik ilkesidir. Buna göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler, hem de idare yönünden herhangi bir duraksama ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuk devletinin bir diğer unsuru olan hukukî güvenlik ilkesiyle de yakından ilgilidir. Hukukî güvenlik, kişilerin kamu otoriteleriyle ilişkilerinde bugün ve geleceğe dönük olarak güven duygusu içinde olmaları demektir. Hukukî güvenlik ilkesi gereğince, her birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve buna göre davranışlarını belirler. Hukukî güvenlik ilkesinin amaçlarından biri de hukuk normlarının öngörülebilir olmasıdır. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Düzenleyici nitelikteki kurallar, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makûl bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. Hukukî öngörülebilirlik ilkesi olarak kabul edilen bu ilke sayesinde kişilerin geleceği öngörebilmeleri ve her türlü faaliyetlerini buna göre planlayıp yürütmeleri sağlanır.
Markaların korunmasına ilişkin usul ve esaslar, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede düzenlenmiştir.
556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinde, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretin, marka olabileceği kabul edilmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinde koruma altına alınan mülkiyet hakkı sadece taşınır ya da taşınmazları değil, marka ve patent hakları, fikri mülkiyet hakları, alacak hakları gibi maddi bir varlığı olmayan hakları da kapsamaktadır. Bir başka ifade ile mülkiyet hakkının kapsamına iktisadi bir değer arz eden bütün unsurlar girmektedir.
Bir markanın sahibine sağladığı haklar, “marka hakkı” olarak adlandırılmakta ve fikri ve sınai mülkiyet hakları kapsamında yer almaktadır. Bu nedenle marka hakkı üzerinde yapılacak sınırlandırmalarda, Anayasanın “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinin esas alınması gerekmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesiyle Devlete, bireylerin mülkiyet hakkına saygı gösterme ve haksız müdahalede bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında, üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklindeki pozitif bir yükümlülük de yüklenmektedir. Mülkiyet hakkı, genel olarak, bir kimsenin başkasına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla bir şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanım biçimini değiştirme, harcama ve tüketme, hatta yok etme yetkilerini kapsamaktadır. Bu bağlamda, malikin bu yetkilerini kullanmasını engelleyen düzenlemeler, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.
Mülkiyet hakkına ilişkin olarak idareye herhangi bir konuda yetki tanınması durumunda, idarenin yetkisinin sınırlarının ve genel çerçevesinin kanunla düzenlenmesi ve bireylere getirilen yükümlülüklerin kamu yararı ile çelişmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur.
Bu çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar, hakkın özüne dokunmaktadır. Mülkiyet hakkı bağlamında da, bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır.
Kural olarak Kanunlar, yürürlüğe girdikleri tarih ile yürürlükten kalktıkları tarih arasında meydana gelen olaylara uygulanır. Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke bu olmakla birlikte, Kanun koyucu bazı istisnaî durumlarda, haklı beklentiler ve kazanılmış hakları koruyarak, Kanun hükümlerinin geçmişe dönük uygulanmasına karar verebilir.
Dava konusu işlemin dayanağı olan 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin de alkollü içkilerde kullanılamayacağı; geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, 6. maddenin dokuzuncu fıkrası kapsamına giren ürünlerin, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde anılan fıkradaki hükümlere uygun hâle getirileceği, uygun olmayan ürünlerin bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemeyeceği kuralına yer verilmekle birlikte Kanunun yürürlük tarihinden önce tescil edilmiş olan markaları da kapsadığına ilişkin bir açıklık bulunmamakta olup yorum yoluyla aksinin kabulü Anayasa hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.
Dava konusu Kurul kararıyla, bir mülkiyet hakkı olan marka hakkına sınırlama getirilmektedir. Alkollü içki üreticisi ve ithalatçısı firmaların kullandıkları markaların tescil tarihinden önce, aynı markaların alkollü içki dışındaki ürünler için başka firma veya şahıslar tarafından da tescil edilmiş olması hâlinde, bu markaların kullanımının yasaklanması veya alkollü içki markalarının, tescil tarihinden sonra başka ürünler içinde tescil edilmiş olması hâlinde ise, söz konusu markaların kullanımının engellenmesi, markanın kullanılamaz hâle getirilmesine ve hatta ortadan kaldırılmasına yol açmaktadır. Markanın kullanılamaz hâle getirilmesine ve ortadan kaldırılmasına yol açacak bir düzenleme hakkın özüne dokunduğu için ölçülü kabul edilemez.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Kurul kararına dayanak alınan 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrası ile geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrası, davalı idareye, geçmişe dönük düzenleme yapma yetkisi vermemesine rağmen, uyuşmazlık konusu Kurul kararıyla, 4250 sayılı Kanun’un öngörmediği bir yetki kullanılmak suretiyle, alkollü içki markalarının kullanımına yönelik geçmişe dönük düzenleme yapıldığı ve alkollü içki üreticisi ve ithalatçısı firmaların kullandıkları markaların kullanılamaz hâle getirilmesine ve hatta ortadan kaldırılmasına yol açacak şekilde karar alındığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dayanağı olan Kanun ve Yönetmelikte öngörülmediği hâlde Kanun’un geriye yürütülmesi suretiyle, Kanun’un yürürlük tarihinden önce tescil edilmiş markayı da kapsayacak şekilde tesis edilen dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının aktarılan gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.