Danıştay Kararı 13. Daire 2021/5236 E. 2022/3636 K. 12.10.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2021/5236 E.  ,  2022/3636 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/5236
Karar No:2022/3636

TEMYİZ EDEN VE YÜRÜTMENİN
DURDURULMASINI İSTEYEN (DAVACI) : … Tavukçuluk Üretim
Pazarlama ve Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Kurumu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Rekabet Kurumu (Kurum) tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, “09/03/2016 – 21/07/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiğinden” bahisle davacı şirkete 22.481.899,41-TL idari para cezası verilmesine ilişkin …tarih ve …sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesi’nce verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettikleri iddiası üzerine yapılan inceleme sonucunda özetle, anılan teşebbüslerin … toplantıları ile Ege Bölgesi entegreler toplantılarında sıklıkla bir araya geldikleri, bu toplantılarda tıbbi ürün kullanımları, piliç eti sektörünün tanıtım faaliyetleri, bakanlıklarla yapılan görüşmeler, kuş gribi gibi sektörün genelini ilgilendiren konularda, bilgi alışverişinde bulunulduğu gibi ilgili pazardaki fiyatlandırma, güncel stok durumları, üretim miktarı ve ihracat hacmi gibi verilerin de ele alındığının tespit edildiği, … Yönetim Kurulunun düzenli olarak toplandığı, bazı toplantıların Genişletilmiş Yönetim Kurulu Toplantısı adı altında daha çok katılımcı ile gerçekleştirildiği, bu toplantıların önünde veya sonunda iletişim toplantıları yapıldığı, Tablo 15’te 2016 ve 2017 yıllarında yapıldığı tespit edilen …toplantı tarihleri ve katılımcı listesine yer verildiği, bu toplantılara …, …, …, …, …, …, …yetkililerinin aktif olarak katıldığı, bütün pilice yönelik fiyatlama kararlarının …toplantılarına konu olduğu, rakiplerle fiyatlar konusunda görüşme yapıldığı, belgelerde sözü edilen artışların ise piyasaya yansıdığının görüldüğü, ilk olarak piliç fiyatlarının rakipler arasında yapılan görüşmelere konu olduğunu gösteren belgelere ve bunlar hakkında yapılan değerlendirmelere yer veren Kurul, ardından belgelerde yer alan ifadelerin ilgili pazardaki verilerle uyuşup uyuşmadığı konusunda tespitlerde bulunduğu, belgelere yansıyan bütün piliç fiyat artış kararlarının anılan tarihlerden önceki ve sonraki fiyat listelerine nasıl yansıdığının her bir teşebbüs için Tablo 17’de gösterildiği, “Fiyatlar Konusunda Teşebbüsler Arası İletişim Bulunduğunu Gösteren Belgeler” başlığı altında belgelere değinilerek değerlendirmelerde bulunulduğu, öncelikle yerinde incelemelerde elde edilen birçok belgenin piliç eti pazarındaki teşebbüslerin rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiğini gösterdiği, geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olabildiğinin ve pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin, rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiğinin anlaşıldığı belirtilerek, doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listelerinin teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarını tüm piyasa için şeffaf hale getirdiğinin vurgulandığı, teşebbüslerin, yem ve ithal edilen girdilerin fiyatlarındaki artış nedeniyle fiyat artışı yaşandığı savunmasına karşılık olarak, “bu artış kararlarının teşebbüslerin bireysel kararları ile değil yukarıda ifade edildiği gibi şeffaf hale gelen fıyatlama davranışları nedeniyle uyumlu eylem ile gerçekleştiğinin” anlaşıldığı, … toplantılarının teşebbüslerin fiyatlama stratejisini yakından ilgilendiren stok bilgilerinin yanı sıra fiyat artışlarının da rakiplerle konuşulduğunu gösterdiği, elde edilen belgelerden ayrıca bütün piliç fiyatlarının yanı sıra parça piliç eti fiyatlarının da teşebbüsler arası iletişime konu edildiğine işaret edildiği, fiyatlar konusunda teşebbüsler arası iletişim bulunduğunu gösteren 09/03/2016 (Belge 37), 15/07/2016 (Belge 40 ile bununla ilintili Belgeler 38 ve 39) ve 12/10/2016 (Belge 3) tarihli belgelerin ait olduğu tarihlerden önceki ve sonraki fiyat listelerinde yer alan bütün piliç fiyatlarının Tablo 17’de listelendiği, karada Tablo 17’ye ilişkin olarak, tablodan dosya kapsamındaki teşebbüslerin istisnalar hariç olmak üzere fiyat listesi değişikliklerini bir iki gün arayla yapmış oldukları ve bu durumun tesadüfen olmadığının görüldüğü, …başkan yardımcısı tarafından …eski başkanına gönderilen e-postada 15/07/2016 tarihli …toplantısı hakkında ayrıntılı bilgilere yer verildiği, söz konusu e-postada ifade edilen zam oranlarının 15/07/2016 tarihinde yapılan Besd-Bir toplantısı sonrasında piliç eti üreticileri tarafından ilan edilen ileri tarihli fiyat listelerine yansıdığı, yerinde yapılan incelemelerde elde edilen birçok belgede piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerinin fiyat listelerine daha uygulanmadan önce sahip olabildiğinin ve bu listelerdeki değişikliklere göre yeni fiyat listelerini belirlediklerinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığı değerlendirmesinde bulunulduğu, …’in, rekabeti kısıtlayıcı davranışları kolaylaştırıcı eylemleri ile 4054 sayılı Kanunun 4. maddesini ihlâl ettiğinden bahisle dava konusu Kurul kararıyla davacı şirkete 22.481.899,41.-TL idari para cezası verildiği;
Davacı şirket tarafından, dava konusu işlemin eksik ve yetersiz inceleme sonucunda tesis edildiği, savunma hakkının kısıtlandığı, idari para cezasının tespitinde yanlış ciro esas alındığı, sadece piliç eti pazarının esas alınması gerektiği, fiyat analizlerinin yeterli düzeyde yapılmadığı, ceza verilirken tekerrür hükümlerinin yanlış uygulandığı, bu sebeple işlemin hukuka aykırı olduğu, uyumlu eylemin mevcut olmadığı iddiaları ileri sürülmüş ise de, davacının bu iddialarını destekler nitelikte dosya kapsamında bilgi ve belge sunulmadığı, kaldı ki, davalı idarece yeterli fiyat analizlerinin yapıldığı, etkin ve yeterli düzeyde incelemenin gerçekleştirildiği, elde edilen bilgi, belge ve deliller ışığında tablo ve grafiklere yer verilerek teşebbüsler arasındaki uyumlu eylem birlikteliğinin tüm boyutlarıyla ortaya konulduğu, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde, ihlâli gerçekleştiren teşebbüsün yıllık gayri safi geliri üzerinden idarî para cezası verileceği belirtilmekte olup, bu hususta yurt içi/yurt dışı gelir ya da ilgili ürün pazarından elde edilen gelir bakımından bir ayrıma gidilmediği, teşebbüslerin nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirleri üzerinden para cezası verilebileceği, davacı şirketin savunma hakkını kısıtlayacak nitelikte herhangi bir eylem ve işlemin mevcut olmadığı, sözlü savunma hakkının tanındığı ve belgelere erişim hakkının bulunduğu, tekerrüre esas eylem ve cezaların takdirde ağırlaştırıcı neden olduğu ve tekerrüre esas alınabilmesi için yargı sürecinin tamamlanıp kararın kesinleşmesinin gerekli olmadığı, uyuşmazlık konusu Kurul Kararına konu eylemlerin başlangıç tarihinin 2015 yılı olduğu, bu tarihten itibaren geriye doğru son sekiz yıllık süre içerisinde davacı şirket hakkında verilmiş ihlâl tespiti içeren bir Kurul kararının mevcut olduğu dikkate alındığında, tekerrür hükümlerinin uygulanarak cezanın artırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 11/12/2019 tarih ve E:2015/3353, K:2019/4244 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacı şirketin ve aynı piyasada faaliyet gösteren diğer şirketlerin yaptığı uygulamaların uyumlu eylem niteliğinde olduğunun sabit olduğu ve davacı şirketin aksi yöndeki iddialarının dayanaksız bulunduğu, mevcut tüm deliller bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle idari para cezası verildiği anlaşıldığından, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiğinden bahisle davacı şirkete idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Kanuna aykırı olarak sözlü savunma imkânının kısıtlandığı, tekerrür hükümlerinin usule aykırı olarak uygulandığı, inceleme konusunun dışında kalan ciro miktarının da cezaya esas tutar içerisinde değerlendirildiği, ihlâlin her türlü şüpheden uzak olarak ispatlanamadığı, yargılama safhasında ileri sürülen iddiaların kararda karşılanmadığı ve gerekçeli karar haklarının ihlâl edildiği, ihlâle dayanak gösterilen belgelerin gerçeği yansıtmadığının açıkça ortada olmasına rağmen ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu, ihlâle dayanak olarak gösterilen davranışların piliç eti sektörü bakımından iktisaden zorunlu olmasına rağmen bu durumun görmezden gelindiği ve cezalandırıldığı, piyasa koşullarının göz önüne alınmadığı ve ihlâlin sürdürülmesinin uyuşmazlığa konu piyasada sürdürülmesinin mümkün olmamasının dikkate alınmadığı, bu durumda dava konusu Kurul kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, yeterli inceleme ve analizlerle ihlâlin ispatlandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler ile 05/07/2022 tarihli ara kararının cevapları incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek, tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
24/06/2020 tarih ve 31165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile getirilen düzenlemelerin davacının lehine olup olmadığı; başka bir anlatımla, “taahhüt sunulması” bir rekabet sorunu söz konusu olduğunda cezasızlık sebebi olarak, “uzlaşma müessesesi” ise ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri için cezada indirim sebebi olarak görüldüğünden, anılan düzenlemelerin ihlâl tespiti dolayısıyla idarî para cezası uygulanmasına karar verilmiş bir Kurul kararına karşı açılan davada uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
7246 sayılı Kanunun 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanunun 43. maddesinde yapılan değişiklikler ile, yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde Kanun’un 4. veya 6. maddesi kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabileceği, Kurul’un söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hâle getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebileceği, rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlâllerle ilgili olarak taahhütün kabul edilmeyeceği; soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul’un, ilgililerin talebi üzerine veya re’sen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usûlî faydaları ve ihlâlin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usûlünü başlatabileceği, Kurul’un, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği, uzlaşma sonucunda idarî para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği kurala bağlanmıştır.
Bu düzenlemeye göre hem taahhüt hem de uzlaşma müesseselerinin uygulanabilmesinin temel şartı, bir ihlâlin henüz tespit edilmemiş olması ve Kurul’un bu konudaki takdir yetkisidir. İhlâlin tespit edildiği hâllerde bir rekabet sorunundan ve devam eden bir soruşturmadan bahsedilemeyeceğinden taahhüde ilişkin yeni kuralın; soruşturma raporu tebliğ edildiğinden ve Kurul tarafından ihlâlin varlığı ve kapsamı tespit edildiğinden, lehe düzenleme olduğundan bahisle uzlaşmaya ilişkin kuralların bu davada uygulanması mümkün değildir.
Bölge İdare Mahkemesi kararlarının kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkün olduğundan, temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin …tarih ve E:…, K:…sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine, 12/10/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Dava; aralarında davacı şirketinde bulunduğu piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacının “09/03/2016 – 21/07/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiğinden” bahisle22.481.899,41-TL idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istemiyle açılmıştır.
7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişiklikler ile yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde Kanun’un 4. veya 6. maddesi kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabileceği, Kurul’un söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hâle getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebileceği, rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlallerle ilgili olarak taahhütün kabul edilmeyeceği; soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul’un, ilgililerin talebi üzerine veya re’sen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlâlin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabileceği, Kurul’un, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği, uzlaşma usulü sonucunda idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği düzenlenmiştir.
Öncelikle, söz konusu düzenlemelerin dava konusu uyuşmazlık bakımından davacının lehine olup olmadığı tespit edilmelidir. Dava konusu olay bakımından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yaptığı atıf nedeniyle uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve dolayısıyla 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasına göre, “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi” gerektiğinden, dava konusu olayda davacıya idari para cezası verildiği, ancak davacı tarafından verilecek taahhüdün kabul edilmesi hâlinde hakkında herhangi bir para cezasına hükmedilmeyeceği, uzlaşma sürecinin işletilmesi hâlinde ise davacıya verilecek idari para cezasından yüzde yirmi beş oranında indirim yapılabileceği dikkate alındığında, dava konusu uyuşmazlık bakımından 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişikliklerin davacının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamakatadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında “Kimse, … kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”; 3. fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” ifadesine yer verilmek suretiyle suç ve cezaların kanuniliği prensibi benimsenmiştir. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ve temelde hukuk devleti ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, buna ilişkin kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir. Bununla birlikte, kabahat olduğunda tereddüt bulunmayan, 4054 sayılı Kanun’da düzenlenen idari para cezasının “cezai” nitelikte olup olmadığı ve anılan prensibe tâbi olup olmadığı incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hususun tartışıldığı ve bunların cezai nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 11/06/2009 tarih ve E.2007/115, K.2009/80 sayılı kararı, 17/6/2020 tarihli … Tıbbi Ürünler Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti., Başvuru No: 2016/8342 kararı)
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiiller dolayısıyla keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 15/04/2014 tarihli … A.Ş., Başvuru No: 2013/849 kararı)
Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’da teminat altına alınan suçta ve cezada kanunilik ile hukuk devleti ilkesi çerçevesinde anayasal bir zorunluluk olduğu, buna göre suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise hâkimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiği, kanun koyucunun bu ilkenin hilafına bir düzenleme yapamayacağı, nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 11/04/2019 tarih ve E.2019/9, K.2019/27 sayılı kararının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüt müessesinin uygulanması için “yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinden”; uzlaşma müessesi için “soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği” gibi zaman bakımından uygulamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmişse de, hukuka uygun ve anayasal ilkeler çerçevesinde yorumlandığında, söz konusu düzenlemelerin; Kanun yürürlüğe girdikten sonraki süreçte ortaya çıkan ihlâl iddiaları ve bunların soruşturulmasına ilişkin sürece ilişkin olduğu, yoksa anılan ifadelerle, evrensel bir hukuk kaidesi olan lehe kanunun, geçmişe etkili olarak uygulanmasının herhangi bir suretle engellenmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Aksi bir yorumun, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan içtihatlarına ve hukuka aykırı olacağı düşünülmektedir.
Bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerde taahhüt ve uzlaşmayı kabul edip etmemekte Kurula takdir yetkisi tanınmış olup, Kurulun lehe düzenleme niteliğinde olan kuralları dava konusu uyuşmazlığa uygulama noktasında takdir yetkisini kullanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptaline ihtiyaç bulunmaktadır. Aksi bir yaklaşımın, idari yargı yetkisinin, idarenin takdir hakkını kullanmasına engel olabileceği değerlendirilmektedir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesine eklenen düzenlemeler uyarınca taahhüt ve uzlaşma müesseselerinin, lehe kanun niteliği taşıdığından, davacıya da uygulanması gerektiğinden, davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.