Danıştay Kararı 13. Daire 2022/1126 E. 2022/3639 K. 12.10.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/1126 E.  ,  2022/3639 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/1126
Karar No:2022/3639

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sanayi A.Ş.
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Rekabet Kurumu (Kurum) tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacıya “09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, 2009 Beyaz Et Kararı’nda da rekabete aykırı anlaşmanın tarafı olduğunun tespit edildiğinden” bahisle 21.741.371,91.-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; piliç eti üretimi alanında faaliyet gösteren teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan … tarih ve … sayılı Soruşturma Raporu kapsamında toplanan ve elde edilen bilgi ve belgelere dayalı olarak dava konusu işlemin tesis edildiği, davacı şirket tarafından, dava konusu işlemin eksik ve yetersiz inceleme sonucunda tesis edildiği, savunma hakkının kısıtlandığı, idari para cezasının yanlış hesaplandığı, fiyat analizlerinin yeterli düzeyde yapılmadığı, uyumlu eylemin mevcut olmadığı, bilgi paylaşımında bulunulduğuna ilişkin tespitlerin hatalı olduğu iddiaları ileri sürülmüş ise de, davacı şirket iddialarının değerlendirilmesinden, dava konusu işlemin eksik ve yetersiz inceleme sonucunda tesis edildiği, savunma hakkının kısıtlandığı ve fiyat analizlerinin yeterli düzeyde yapılmadığı iddialarının soyut nitelikte olduğu ve bu iddiaları destekler nitelikte dosya kapsamına bilgi ve belge sunulmadığı, kaldı ki, davalı idare tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, yeterli fiyat analizlerinin yapıldığı, etkin ve yeterli düzeyde incelemenin gerçekleştirildiği, davacı şirketin savunma hakkını kısıtlayacak nitelikte herhangi bir eylem ve işlemin mevcut olmadığı, sözlü savunma hakkının tanındığının anlaşıldığı, idari para cezasının hatalı hesaplandığı iddiasının değerlendirilmesinden, hesaplamaların nasıl yapıldığı ve esas alınan değerlerin doğru olduğu hususunun sabit olduğu, davalı idare tarafından bu iddiaya yönelik olarak savunma dilekçesi ve eklerinde gerekli açıklamaların yapıldığının anlaşıldığı, uyumlu eylemin mevcut olmadığına yönelik iddianın değerlendirilmesinden, davacı şirketin ve aynı piyasada faaliyet gösteren diğer şirketlerin yaptığı uygulamaların uyumlu eylem niteliğinde olduğunun sabit olduğu ve davacı şirketin aksi yöndeki iddialarının dayanaksız bulunduğu, bilgi paylaşımında bulunma eylemine ilişkin tespitlerin ise yerinde olduğu ve bu eylemlerin rekabet piyasasını etkileyecek ve hassas nitelikte olduğunun sabit olduğu, diğer taraftan, mevcut tüm delillerin bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle idari para cezasının verildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Kurul kararının varsayıma dayalı olarak ispat standartları dikkate alınmaksızın tesis edildiği, elde edilen delillerin ihlâli ispatlamak bakımından yetersiz olduğu, ekonomik analizlerde elde edilen sonuçların uyumlu eylemi destekleyici bir delil olarak dikkate alınamayacağı, söz konusu analizlerde ihlâl iddiasında bulunulan teşebbüslerin liste fiyatlarının ve zam oranlarının büyük ölçüde farklılaştığı, bu çerçevede Kurul kararında yer verilen delillerle idari para cezası uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, ekonomik verilerden yapılan çıkarımların hatalı olduğu, fiyat düzeyinin belirlenmesi iddiasına dayanak olan analizlerde maliyetlerdeki artışların da dikkate alınmadığı, Ege Entegreler Toplantılarının amacının hatalı belirlendiği, paylaşıldığı belirtilen bilgilerin rekabetçi endişe doğurmayacağı, buna rağmen muafiyet değerlendirmesi yapılmamasının hatalı olduğu, idari para cezasının hatalı belirlendiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, idari para cezasının mevzuata uygun olarak belirlendiği, davacının Ege Entegreler Toplantılarında rekabete hassas bilgilerini rakipleriyle paylaştığının sabit olduğu, davacının da aralarında bulunduğu teşebbüslerin … toplantıları vasıtasıyla fiyat düzeyini birlikte belirlediğinin sabit görüldüğü, dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Rekabet Kurumu’na, “piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettikleri” iddiasıyla yapılan başvuru üzerine, aralarında davacının da bulunduğu teşebbüsler hakkında önaraştırma yapılmasına ve elde edilen deliller üzerine de soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
İnceleme sürecinde teşebbüslerde gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen bir çok belgeden, teşebbüs birliği niteliğinde olan … Derneği (…) Yönetim Toplantıları vasıtasıyla piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiği, geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olduğu, pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiği doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listelerinin, teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarının tüm piyasa için şeffaf hale getirdiği tespit edilmiştir.
Bu kapsamda dava konusu Kurul kararında; … tarihli …, … tarihli … Toplantısı Hakkındaki …, … tarihli …’den ve bu belgelere dayanılarak hazırlanan iktisadî analizlerden … Yönetiminde yer alan ve toplantılara katılan, … Sanayi A.Ş. (…), … Sanayi A.Ş. (…), … Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Pazarlama ve Ticaret A.Ş. (…) ve … Gıda Sanayi A.Ş.’nin (…) toplantılarda bütün piliç fiyatlarını görüştüğü, bütün piliç fiyatlarında yapılacak artışın teşebbüsler arasındaki görüşmelere konu olduğu, söz konusu belgelerin bütün piliç fiyatlarının rakipler arasında konuşulduğunu gösteren iletişim delilleri olarak değerlendirilerek, fiyat hareketlerinin analiz edilmesi sonucunda belgelerde sözü edilen zam oranı ile fiyat geçiş tarihlerinin piyasada gerçekleşen fiyat hareketleri ile örtüştüğünün tespitlerle ortaya konulduğu ifade edilerek anılan altı teşebbüsün 09/03/2016–23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlediğinden bahisle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılmıştır.
Bununla beraber dava konusu Kurul kararında yer verilen belgelerden; …, …, …, … Ticaret ve Sanayi A.Ş. (…), … Ürünleri Ticaret Sanayi A.Ş. (…) ve … Tavukçuluk ve … A.Ş.’nin (…) “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde üretime dair ayrıntılı bilgilerini rakipleriyle paylaştığının anlaşıldığı (Belge 97), gerçekleştirilen toplantıların konuları arasında “üreticiden kesilecek sarım ücreti ve diğer kesintiler, Ege Bölgesi’nin toplam broiler kapasitesinin tespiti, firmaların 2016 yılındaki maksimum kesim adetleri, verilen fason ücretler” gibi başlıkların sayıldığı, … ekinde yer alan MS Excel dosyasında Nisan 2016 ile Ekim 2016 dönemindeki her bir ay için …, …, …, …., … ve …’nin günlük piliç kesim adedi, haftalık civciv giriş adedi, ortalama kesim ağırlığı, yem dönüşüm oranı, civciv ölüm oranı, piliç kesim yaşı (gün) ve Avrupa Verimlilik Endeksi (EEF/EPEF) değeri bilgilerinin yer aldığı, tablonun devamında, teşebbüslerin maliyetlerine ilişkin verilerin yer aldığı, belgelerde adı geçen teşebbüslerce Nisan 2016’da başlatılan veri takibinin Mayıs 2017’ye kadar devam ettiğini gösterdiği anlaşılmaktadır.
Bu belgeler çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” kapsamında rakip teşebbüsler arasında paylaşılan bilgilerin anılan teşebbüslerin rakiplerinin üretim miktarları ve maliyet yapıları üzerine ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu ve söz konusu bilgilerin rakipler arasında rekabete hassas bilgi paylaşımının düzenli olarak gerçekleştirildiğini gösterdiği, söz konusu bilgilerden rakip teşebbüslerin piliç eti üretim miktarlarını ve birim maliyetlerini yüksek kesinlikle hesaplamanın mümkün olduğu, aynı teşebbüslerin rakiplerinin güncel ve ileri tarihli fiyat listelerine de kolaylıkla erişebildiği göz önünde bulundurulduğunda söz konusu teşebbüsler arasında rekabetçi belirsizlik doğuran hiçbir bilginin kalmadığı, elde edilen belgelerin birçoğunda “civciv girişi” ifadesinin kümeslerde yetiştirilmeye başlayan civciv sayısını ifade etmek için kullanıldığı görülmekle beraber “ortak bölgelerde civciv girişlerinin birbirlerine yaklaştırılması” şeklindeki ifadenin teşebbüslerce açıklandığı gibi “biyogüvenlik amacıyla civciv giriş tarihlerinin birbirine yaklaştırılması” şeklinde anlaşılmasının da mümkün olduğu, dolayısıyla teşebbüslerin bu çerçevede yaptığı savunmaların kabul edilmesi gerektiği, ancak, söz konusu toplantılara katılan teşebbüslerin rakipleri ile üretim verimliliği ve biyogüvenlik ile alakalı verileri paylaştığı görülmekle birlikte civciv giriş sayılarını ve piliç kesim miktarlarını da paylaştığının belgelerden açıkça anlaşıldığı, yalnızca verimliliğe dair verilerin paylaşılmış olmasının herhangi bir rekabetçi endişe ortaya çıkaracak nitelikte değilken bu verilere civciv giriş sayılarının ve piliç kesim sayılarının da eklenmesinin verileri paylaşan teşebbüslerin rakiplerinin üretim planlamalarını ayrıntıları ile hesaplayabilmesine imkân verdiği, bu verilerin teşebbüslerin üretim müdürleri ve teknik personelleri arasında paylaşılıp satış ve pazarlama bölümlerine iletilmediği, bu nedenle rekabete aykırı olmadığı yönündeki savunmaların ise kabul edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirmeleri sonucunda Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları kapsamında …, …, …, …, … ve …’nun 29/03/2016–23/05/2017 tarihleri arasında Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılmıştır.
Bununla birlikte; … tarih ve … sayılı Kurul kararıyla piliç eti sektörüne ilişkin yürütülen soruşturma neticesinde …, …, …, …, …, …, … San. ve Tic. A.Ş. – … San. ve Tic. A.Ş. ve …’e 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâli nedeniyle idari para cezası verildiğinden, …, …, …, …, …, … ve …’e ”Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Hâlinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in (Yönetmelik) tekerrür hükmünün uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak dava konusu Kurul kararıyla davacı hakkında; “09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, 2009 Beyaz Et Kararı’nda da rekabete aykırı anlaşmanın tarafı olduğunun tespit edildiğinden” bahisle ve ihlâlin bir yıldan uzun beş yıldan kısa sürdüğü tespit edildiğinden temel para cezasına esas oran olarak belirlenen %0,5 oranı yarısı kadar artırılarak %0,75 oranına ulaşıldığı, tekerrür hükmü dikkate alınarak, temel para cezası yarısı oranında artırılması sonucunda 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirlerinin takdiren %1,125 oranı üzerinden idari para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (Kanun) 4. maddesinin; birinci fıkrasında, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasak olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise, “Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.
Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrasında, Kanunun 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği; aynı maddenin beşinci fıkrasında, Kurulun, üçüncü fıkraya göre para cezasına karar verirken, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlâlin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlâlin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağı; son fıkrasında ise, para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususların, Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği kurala bağlanmış; Kanun’un 27. maddesinde de Kurula, Kanun’un uygulanması ile ilgili olarak tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisi verilmiştir.
Anılan kurallar doğrultusunda, Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ve teşebbüs birlikleri ile bunların yönetici ve çalışanlarına, Kanun’un 16. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca verilecek para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek üzere, ceza yönetmeliği niteliğindeki ”Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Hâlinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” (Yönetmelik) çıkarılmıştır.
Yönetmeliğin “Temel para cezaları” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, “Temel para cezası hesaplanırken, Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin; a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, b) Diğer ihlâller için, binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oran esas alınır.” kuralı yer almıştır. Yönetmelik’in 6. maddesi kapsamında temel para cezasının ağırlaştırılmasını gerektiren haller düzenlenmiş, birinci fıkrasının (a) bendinde ağırlaştırıcı hallerden ihlâlin tekerrürü halinde temel para cezasının yarısından bir katına kadar artırılacağı kurala bağlanmıştır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesiyle Kanun’un genel niteliğine vurgu yapılmış; “İdarî para cezası” başlıklı 17. maddesinin ikinci fıkrasında, “İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur” kuralına yer verilmiş; 20. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl olarak belirlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu Kurul kararı incelendiğinde davacı hakkında idari para cezasının 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında teşebbüslerin fiyat düzeyini birlikte belirledikleri ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulundukları gerekçesiyle verildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararı, davacıya isnat edilen 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirleme fiili yönünden incelendiğinde; Kurul kararında yer verilen … tarihli …, … tarihli … Toplantısı Hakkındaki …, … tarihli …’den ve bu belgelere dayanılarak hazırlanan iktisadî analizlerden aralarında davacının da bulunduğu … Yönetiminde yer alan ve toplantılara katılan, teşebbüslerin bütün piliç fiyatlarını görüştüğü, bütün piliç fiyatlarında yapılacak artışın teşebbüsler arasındaki görüşmelere konu olduğu, söz konusu belgelerin bütün piliç fiyatlarının rakipler arasında konuşulduğunu gösteren iletişim delilleri olarak değerlendirilerek, fiyat hareketlerinin analiz edilmesi sonucunda belgelerde sözü edilen zam oranı ile fiyat geçiş tarihlerinin piyasada gerçekleşen fiyat hareketleri ile örtüştüğünün ortaya konulduğu anlaşıldığından dava konusu Kurul kararının bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararı, davacıya isnat edilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği iddiası yönünden incelendiğinde ise, …, …, …, …, … ve …’nun “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde bir araya geldiği, Kurul kararında rakipler arasında gerçekleşen bu toplantıların ve bilgi paylaşımının bir kısmının soruşturmaya taraf teşebbüslerce biyogüvenlik amacıyla paylaşıldığının ifade edildiği, bununla birlikte paylaşılan bilgilerin geçmiş tarihli olduğu ve doğrudan fiyat veya fiyata ilişkin strateji olmadığının anlaşıldığı, bir takım verilerin ise teşebbüsler bakımından rekabete hassas nitelikte olabileceği, ancak, dava konusu Kurul kararında, söz konusu toplantıların ve paylaşılan bilgilerin rekabet ihlâli amacıyla yapıldığı yönünde açık bir tespitin veya elde edilen delillerde bu anlama gelecek bir ifadenin bulunmadığı, hakkında yaptırım uygulanan teşebbüsler bakımından bir anlaşmanın mevcudiyetinden de bahsedilmediği, soruşturma kapsamında piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik gösterdiğinin ortaya konulması gerektiği, bu kapsamda, ihlâle taraf olduğu değerlendirilen teşebbüslerin pazar davranışları, yakın tarihli veya eş zamanlı fiyat artışları gibi verilerin ihlâl tespiti kapsamında dava konusu Kurul kararında iktisadi delil olarak yer alması gerekirken, bu yönde bir çalışmanın “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” başlıklı bölümde yer almadığı, elde edilen bilgi paylaşımına ilişkin delillerin ekonomik delil ve/veya verilerle desteklenmesi gerekirken, bu yöndeki verilerin kararın ilgili kısmında yer almadığı görüldüğünden, davacıya yöneltilen iki fiilin birinde ihlâlin dayanağı olması bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı diğeri yönünden ise Kurul kararının eksik incelemeye dayandığı sonucuna varılmıştır.
Bir idarî işlemin birden fazla belirleyici sebebe dayanması durumunda, bu sebeplerden birinin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesinin işlemin hukuka aykırı olması sonucu doğurup doğurmayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda yapılan incelemede; davacıya Kurul kararında yer verilen iki isnat yönünden de savunma hakkı tanındığı ve dava aşamasında âdil yargılanma hakkı kapsamındaki tüm güvencelerin temin edildiği anlaşılmakta olup hukuka uygun olan sebebin; dava konusu Kurul kararının alınmasına tek başına dayanak teşkil edip etmeyeceğinin idarî para cezası oranının hesaplanmasına ilişkin uygulama bakımından ele alınması önem arz etmektedir.
Davacının rakip teşebbüslerle uyumlu eylemde bulunarak fiyat düzeyini birlikte belirlediğinin sabit olduğu, bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, aynı Kanun’un 16. maddesi uyarınca hakkında idarî para cezası uygulanması gerektiği, temel para cezasının tespitine ilişkin hususların belirlendiği Yönetmeliğin 5. maddesinin ilk fıkrasında, temel para cezasının belirlenmesi bakımından “karteller” ve “diğer ihlaller” şeklinde bir ayrım yapıldığı, davacının fiilinin “diğer ihlaller” kapsamında olduğu, Yönetmelikte belirtilen en alt ceza sınırı olan %0,5 oranının temel ceza olarak belirlenmesi hâlinde, ihlâlin 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında geçekleşmesi nedeniyle ihlâlin süresi nedeniyle temel cezanın yarısı kadar artırılarak %0,75 oranına ulaşıldığı, tekerrür hükmü dikkate alınarak, temel para cezasının yarısı oranında artırılması sonucunda 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri sâfî gelirlerinin %1,125’i oranında idarî para cezası uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararında da davacı hakkında 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri sâfî gelirlerinin takdiren %1,125’i oranında idarî para cezası uygulanmasına karar verildiği, bu itibarla, davacıya isnat edilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiği tespitinin dava konusu Kurul kararının sonucunu etkileyecek bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, dava konusu Kurul kararında idarî para cezasının dayanağı olarak gösterilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunma fiili yönünden hukuka uygunluk bulunmamakla beraber, 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini rakiplerle birlikte belirleme fiilinin de tek başına, en az 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri sâfî gelirlerinin %1,125’i oranında idarî para cezası uygulanmasını gerektirmesi sebebiyle dava konusu Kurul kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davacının “dava konusu işlemin eksik ve yetersiz inceleme sonucunda tesis edildiği, savunma hakkının kısıtlandığı, fiyat analizlerinin yeterli düzeyde yapılmadığı, ceza verilirken tekerrür hükümlerinin yanlış uygulandığı, bu sebeple işlemin hukuka aykırı olduğu, uyumlu eylemin mevcut olmadığı” yönündeki iddialarının İdare Mahkemesi kararında karşılandığı anlaşıldığından anılan iddiaların da dava konusu Kurul kararını kusurlandıracak nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; 4054 sayılı Kanunun 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılarak davacı şirkete idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararının bu kısmında hukuka aykırılık, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’ne gönderilmesini teminen dosyanın …. İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine, 12/10/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Dava; Rekabet Kurumu tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanunu ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacının “09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, 2009 Beyaz Et Kararı’nda da rekabete aykırı anlaşmanın tarafı olduğunun tespit edildiğinden” bahisle idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu idari para cezasına ilişkin olan Kurul kararı alındıktan sonra 24/06/2020 tarih ve 31165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüde ve uzlaşmaya ilişkin düzenlemeler getirilmiş olup, söz konusu düzenlemelerin davacının lehine olduğundan bahisle bu davada uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişiklikler ile, yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde Kanun’un 4. veya 6. maddesi kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabileceği, Kurul’un söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hâle getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebileceği, rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlallerle ilgili olarak taahhütün kabul edilmeyeceği; soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul’un, ilgililerin talebi üzerine veya re’sen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlâlin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabileceği, Kurul’un, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği, uzlaşma usulü sonucunda idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği düzenlenmiştir.
Öncelikle, söz konusu düzenlemelerin dava konusu uyuşmazlık bakımından davacının lehine olup olmadığı tespit edilmelidir. Dava konusu olay bakımından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yaptığı atıf nedeniyle uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve dolayısıyla 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasına göre, “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi” gerektiğinden, dava konusu olayda davacıya idari para cezası verildiği, ancak davacı tarafından verilecek taahhüdün kabul edilmesi hâlinde hakkında herhangi bir para cezasına hükmedilmeyeceği, uzlaşma sürecinin işletilmesi hâlinde ise davacıya verilecek idari para cezasından yüzde yirmi beş oranında indirim yapılabileceği dikkate alındığında, dava konusu uyuşmazlık bakımından 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişikliklerin davacının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamakatadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında “Kimse, … kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”; 3. fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” ifadesine yer verilmek suretiyle suç ve cezaların kanuniliği prensibi benimsenmiştir. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ve temelde hukuk devleti ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, buna ilişkin kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir. Bununla birlikte, kabahat olduğunda tereddüt bulunmayan, 4054 sayılı Kanun’da düzenlenen idari para cezasının “cezai” nitelikte olup olmadığı ve anılan prensibe tâbi olup olmadığı incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hususun tartışıldığı ve bunların cezai nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 11/06/2009 tarih ve E.2007/115, K.2009/80 sayılı kararı, 17/6/2020 tarihli Onmed Tıbbi Ürünler Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti., Başvuru No: 2016/8342 kararı)
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiiller dolayısıyla keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 15/04/2014 tarihli Karlis A.Ş., Başvuru No: 2013/849 kararı)
Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’da teminat altına alınan suçta ve cezada kanunilik ile hukuk devleti ilkesi çerçevesinde anayasal bir zorunluluk olduğu, buna göre suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise hâkimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiği, kanun koyucunun bu ilkenin hilafına bir düzenleme yapamayacağı, nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 11/04/2019 tarih ve E.2019/9, K.2019/27 sayılı kararının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüt müessesinin uygulanması için “yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinden”; uzlaşma müessesi için “soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği” gibi zaman bakımından uygulamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmişse de, hukuka uygun ve anayasal ilkeler çerçevesinde yorumlandığında, söz konusu düzenlemelerin; Kanun yürürlüğe girdikten sonraki süreçte ortaya çıkan ihlâl iddiaları ve bunların soruşturulmasına ilişkin sürece ilişkin olduğu, yoksa anılan ifadelerle, evrensel bir hukuk kaidesi olan lehe kanunun, geçmişe etkili olarak uygulanmasının herhangi bir suretle engellenmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Aksi bir yorumun, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan içtihatlarına ve hukuka aykırı olacağı düşünülmektedir.
Bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerde taahhüt ve uzlaşmayı kabul edip etmemekte Kurula takdir yetkisi tanınmış olup, Kurulun lehe düzenleme niteliğinde olan kuralları dava konusu uyuşmazlığa uygulama noktasında takdir yetkisini kullanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptaline ihtiyaç bulunmaktadır. Aksi bir yaklaşımın, idari yargı yetkisinin, idarenin takdir hakkını kullanmasına engel olabileceği değerlendirilmektedir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesine eklenen düzenlemeler uyarınca taahhüt ve uzlaşma müesseselerinin, lehe kanun niteliği taşıdığından, davacıya da uygulanması gerektiğinden, davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararının, bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.