Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/164 E. , 2022/3641 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/164
Karar No:2022/3641
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Ticaret Sanayi A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Rekabet Kurumu (Kurum) tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacıya “29/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiğinden” bahisle 6.942.865,82-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:… K:… sayılı kararda; idarî para cezasına konu soruşturma raporunda; “2011 – 2017 yılları arasında piliç eti üreticilerinin fiyat tespiti ve arz kontrolüne yönelik olarak iletişim içerisinde oldukları, fiyat listelerini birbirlerine gönderdikleri, fiyat artışlarının uyumlu eylemlerle gerçekleştiği, yapılan zamlardan önce fiyat artışları konusunda görüşme yapıldığı, fiyat listelerindeki değişikliklerin bir iki gün arayla yapıldığı, teşebbüslerin rakiplerinin fiyat listelerine daha uygulanmadan önce sahip oldukları ve buna göre fiyat belirledikleri, önceki Kurul kararlarıyla verilen cezalardan dolayı fiyat listelerinin doğrudan rakip teşebbüsler arasında paylaşılmayıp bayiler aracılığıyla edinildiği, nitekim bayilerin bu listeleri herhangi bir pazarlık veya indirim kazanma amacı gütmeden rakip firmaya ilettiği, fiyat belirlenirken rakip firmanın fiyat listesinin en önemli veri olduğu, bunun da bağımsız fiyatlama kararlarının yerine geçtiği, ileri tarihli fiyat listelerine teşebbüslerin rekabetçi bir tepki verme eğilimi göstermediği, Besd-Bir üyesi üreticilerin fiyat grafiklerinin çok uyumlu olduğu, üretim planlamasındaki bilgilerin de paylaşıldığı, bir e-postada verilerin günlük kesim miktarlarına uymadığı belirtilerek “bilgiler yanlış mı veriliyor” şeklinde sorgulandığı, arzın kısılmasına yönelik olarak 18/07/2014 tarihli e-postada, bir gün önce yapılan ve davacının da katıldığı toplantıda Türkiye’deki piliç üreticilerinin yurt içi arz fazlasını bertaraf etmek için kâr beklemeksizin ihracata yöneldiğinin ve her şirketin üretim planını hiç ihracat yapmayacakmış gibi gözden geçirmesi gerektiğinin kabul edildiğinin belirtildiği, 13/06/2016 tarihli e-postadan sonra yurt içi arzın önemli derecede azaldığı, bu e-postadan sora Temmuz 2016’da 15.000 ton ihracat yapıldığı, Ağustos 2016’da 23.000 ton ihracat yapıldığı, yurt içi kilo fiyatı 5,59.TL iken 3,41.TL’den ihracat yapıldığı, ihracatın yurt içi fiyatları yüksek tutmak amacıyla yapıldığı, ihracattan çoğu zaman kâr elde edilmediği, bazen de zarar edildiği, üreticilerin ihracata yönelme kararını birlikte vermelerinin yurt içi fiyatları artırmaya yönelik bir eylem olarak değerlendirildiği, soruşturma kapsamındaki tüm teşebbüslerin rekabete duyarlı bilgi paylaşımının tarafı olduğu, davacı da dahil Besd-Bir yönetiminde temsil edilen tüm teşebbüslerin fiyatlama davranışları bakımından rakipler arası iletişim yoluyla rekabete aykırı uyumlu eylemde bulundukları, davacı dahil üreticilerin Nisan 2016 – Mayıs 2017 döneminde Ege Bölgesi entegreler toplantıları kapsamında üretim planlarına dair ayrıntılı bilgileri paylaştıkları, Ege Bölgesindeki arzı birlikte kontrol ettikleri, davacının 18/07/2014 tarihli belgeye yansıyan toplantıya katıldığı, 18/11/2016 tarihli toplantıya katıldığının değerlendirildiği, davacının Ege Bölgesindeki arz miktarının rakiplerle birlikte belirlendiği bir anlaşma içinde olduğu, rekabete aykırı uyumlu eylemler içinde olduğu, belirleyici etkiye sahip olduğu, kartel tanımı kapsamında olduğu, ileri tarihli rakip fiyat listelerini temin eden teşebbüslerin bu listelerin uygulanacağından emin oldukları, bu listeleri doğrudan kendi listesini oluşturmak için kullandıkları, bu şekilde irade uyuşması bulunduğu, normal şartlarda rakiplerin sahip olamayacağı ayrıntıdaki üretim bilgilerinin hemen her teşebbüs tarafından edinildiği, bu bilgi değişimlerinin teşebbüsler arası koordinasyona yol açtığı, davacının da aralarında bulunduğu teşebbüslerin yurt içi arz miktarını uyumlu eylemlerle kontrol ederek kanunun 4. maddesini ihlâl etiği, yurt içi fiyat düzeyini uyumlu eylemlerle kontrol ettiği, davacı ile bazı teşebbüslerin Ege Bölgesi entegreler toplantıları çerçevesindeki rekabete aykırı anlaşma ile Ege Bölgesindeki arzı kontrol ettiği”nin belirtildiği;
Dosya kapsamında yer alan belgelerin ve dosya eki CD içerisinde yer alan soruşturma raporunun, mevzuat hükümleriyle birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının, Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği kanaatine ulaşıldığından davacıya idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kendileriyle alakası bulunmayan ilgisiz iddia ve eylemlerden bahisle davanın reddine karar verildiği, dava dışı teşebbüslere yöneltilen ihlâl iddialarının davanın reddine gerekçe gösterildiği, Ege Bölgesindeki arz miktarının rakiplerle birlikte belirlendiği iddiası yönünden toplantıların meşru amaçları bakımından incelenmediği, kamu otoritelerinin söz konusu toplantılardaki konumunun değerlendirilmediği, objektif ve makul gerekçelerle yapılan toplantıların ihlâle dayanak olamayacağı, isnat edilen bilgi paylaşımının bizatihi kamu otoritesi tarafından gerçekleştirildiği, civciv giriş sayısının verimlilik endeksinin bir bileşeni olduğunun dava konusu Kurul kararında da kabul edildiği, bu çerçevede civciv giriş sayısının paylaşılmasının ihlâl sayılmasının çelişkili olduğu, söz konusu verilerin doğrudan biyogüvenlikle alakalı olduğu, birden fazla ihlâle taraf teşebbüslerle tek ihlâl iddiası yöneltilen teşebbüsün hukuki durumunun aynı tutulmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının Ege Entegreler Toplantılarında rekabete hassas bilgilerini rakipleriyle paylaştığının sabit olduğu, söz konusu bilgilerden rakip teşebbüslerin piliç eti üretim miktarlarını ve birim maliyetlerinin yüksek kesinlikte hesaplanmasının mümkün olduğu, bu bilgilerin paylaşılmasıyla birlikte rekabetçi herhangi bir belirsizliğin kalmadığı, dava konusu kararda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Davacı hakkında, Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiğinden bahisle idari para cezası uygulanması üzerine bakılan dava açılmıştır.
Rekabet hukukuna ilişkin doktrinde ve içtihatlarda bilgi değişiminin değerlendirilmesinde esas olan yaklaşımın etki analizi olduğu ortaya konulmakla beraber, geleceğe yönelik fiyat ve/veya fiyat stratejilerine ilişkin bilgilerin değişimi, belirtilen kuraldan istisna tutulmuştur. Buna göre geleceğe yönelik fiyat bilgisi ve/ veya fiyata ilişkin stratejinin değişimi rekabeti kısıtlama amacı taşıdığı kabulünden hareketle piyasadaki etkilerine bakılmaksızın rekabet ihlâli olarak değerlendirilmekte; istisnaların dar yoruma tabi tutulması gerektiğinden, bunun dışındaki bilgi değişimlerinin ise etki analizine tabi tutulması gerekmektedir.
Dava konusu Kurul kararında her ne kadar davacının ihlâline ilişkin nitelendirme “arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımı” olarak ifade edilmişse de fiil kartel olarak nitelendirilmediği gibi paylaşılan bilginin arz kontrolü için paylaşıldığı yönündeki amacı ortaya koyacak herhangi bir delil dosyada bulunmadığı, paylaşılan bilgilerin arzın kontrolü bakımından etkilerinin de ortaya konulmadığı, paylaşılan bilgilerin ileri tarihli fiyat bilgisi ve/ veya fiyata ilişkin strateji de olmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, paylaşılan bilgilerin bir kısmının üretim verimliliği ve biyogüvenlik ile alakalı olduğu, başka bir anlatımla meşru ve hukuki bir gerekçeyle paylaşıldığı ileri sürülmekte, bu husus da Kurul kararında açıkça kabul edilmektedir. Nitekim Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından “Ülkemizde faaliyet gösteren ticari yumurtacı ve etlik işletmelere kanatlı hayvan hastalıklarına yol açan biyolojik etkenler ile halk sağılığını etkileyen zoonotik etkenlerin giriş ve çıkışı ile biyogüvenlik denetiminden geçmeyen işletmelere hayvan sevkini engellemek” amacıyla Ticari Etlik ve Yumurtacı Kanatlı İşletmelerinin Biyogüvenlik Talimatı yayımlanmış olup, bu sektörde faaliyet gösteren teşebbüslerin uyması gereken kurallar ile kamu otoritelerinin görev ve sorumluluklarının düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, biyogüvenliğin bölgesel olarak teminiyle sınırlı olarak, rekabet ihlâli oluşturmayacak düzeyde, teşebbüslerin görüşmelerinde ve biyogüvenlik endişeleri ile bir takım bilgi transferinde bulunmalarında herhangi bir sakınca bulunmadığı, aksi durumun ise rekabet otoritesi tarafından etkilerinin de ortaya konulmak suretiyle ispatı gerektiği düşünülmektedir.
Bununla beraber, dava konusu Kurul kararında, geçmişe yönelik paylaşılan ve rekabetçi endişe barındıran verilerin civciv giriş sayıları ve piliç kesim sayıları ile bir takım maliyet hesaplamasına dair veriler olduğu, paylaşılan verilerin rakip teşebbüslerin maliyetlerini karşılaştırmak bakımından elverişli olduğu ifade edilmektedir. Ancak buna rağmen, yine dava konusu Kurul kararında “ürün fiyatlarındaki farklılaşmada belirleyici olan unsurların iç ve dış piyasalardaki talep, mevsim koşulları ve stok durumu olduğu, nitekim teşebbüslerin piyasa koşulları nedeniyle maliyet yapılarının hemen hemen aynı olduğu” (Kurul kararının 23. paragrafı) ifade edilmişken, ihlâle dayanak yapılan “paylaşılan bilgilerin rakip teşebbüslerin maliyetlerinin hesaplanmasını kolaylaştırdığı” savı yönünden Kurulun taşıdığı rekabetçi endişelere yönelik etkilerin yer aldığı herhangi bir analiz sunulmamakta, paylaşılan bilgilerin, bunların dışında, nasıl rekabet ihlâli olarak değerlendirildiği noktasında yeterli bir açıklık da kararda bulunmamaktadır.
Davacı hakkında bilgi değişimi ekseninde ihlâlin ilave bir dayanağı olarak “teşebbüslerin rakiplerinin güncel ve ileri tarihli fiyat listelerine (bayileri aracılığıyla) kolaylıkla erişebildiğinin de göz önünde bulundurulduğu” anlaşılmaktadır (Kurul kararının 344. paragrafı). Ancak, “Kurulun 2009 Beyaz Et Kararı’nda: “Elbette teşebbüslerin piyasadan bilgi toplayarak rakiplerin fiyatlarını ve satış koşullarını öğrenmeleri, rekabeti kısıtlayıcı bir davranış olarak değerlendirilmemiştir. Örneğin, bazı teşebbüs çalışanlarının piyasadan elde ettikleri rakiplere ilişkin fiyat bilgilerini yöneticilerine iletmeleri ve piyasaya çıkarılan yeni fiyat listelerine bayiler aracılığıyla ulaşma çabaları teşebbüsler arasında rekabetin olduğunu gösteren belgeler arasında sayılmıştır. Savunmalarda da bu duruma dikkat çekilerek fiyat listeleri paylaşımının aynı zamanda rekabetçi sayıldığı ileri sürülmüştür. Buradaki ayrım rakip teşebbüslerin ileri tarihli fiyat listelerine ilişkin bilgiye nereden ulaştığıdır. Asıl olarak rakip teşebbüslerin birbirleriyle ileri tarihli fiyat listelerini paylaşmaları rekabetçi endişeler doğurmaktadır.” denilmesine ve davacı hakkında rakip teşebbüslerle ileri tarihli fiyat listelerini paylaşma uygulamasında bulunduğu da tespit edilemediğine göre salt bayiler aracılığıyla piyasa araştırması yapmasının ihlâle vücut vermeyeceği anlaşılmaktadır. Ayrıca, dava konusu Kurul kararında, yargı incelemesinden geçmiş ve kesinleşmiş olan Kurulun 2009 Beyaz Et Kararı’ndaki görüş ve değerlendirmelerinden vazgeçmesini gerektirecek somut bir durum veya hukuki bir gerekçeden de bahsedilmediğini de anmak gerekmektedir.
Tüm bunlarla birlikte, bilgi değişiminin rekabet üzerindeki olası etkilerinin, her somut olayın kendine has özellikleri bağlamında incelenmesi gerektiği, bu değerlendirmenin, bilgi değişiminin mevcut ve olası etkileri ile bilgi değişiminin bulunmadığı durumdaki rekabet koşullarının karşılaştırılması yoluyla yapılacağı, bazı bilgi değişimlerinin etkinlik kazanımları ortaya çıkarabileceği ve muafiyet değerlendirmesine ihtiyaç duyduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, dava konusu olayda söz konusu bilgi değişiminin etkilerinin ortaya konulmadığı gibi paylaşılan bilgiler bakımından yukarıda bahsedilen biyogüvenlik, arz ve tüketici sağlığı güvenliği gibi hususlar göz önünde tutularak bir muafiyet değerlendirmesinin yapılmaması da eksik inceleme olarak dikkate alınmalıdır.
Sonuç olarak davacı hakkında idari para cezasının eksik inceleme sonucunda tesis edildiği ve hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıda anılan gerekçelerle bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
Rekabet Kurumu’na, “piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettikleri” iddiasıyla yapılan başvuru üzerine, aralarında davacının da bulunduğu teşebbüsler hakkında önaraştırma yapılmasına ve elde edilen deliller üzerine de soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
İnceleme sürecinde teşebbüslerde gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen bir çok belgeden, teşebbüs birliği niteliğinde olan … Derneği (…) Yönetim Toplantıları vasıtasıyla piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiği, geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olduğu, pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiği doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listelerinin, teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarının tüm piyasa için şeffaf hale getirdiği tespit edilmiştir.
Bu kapsamda dava konusu Kurul kararında; … tarihli …, … tarihli … Toplantısı Hakkındaki …, … tarihli …’den ve bu belgelere dayanılarak hazırlanan iktisadî analizlerden … Yönetiminde yer alan ve toplantılara katılan, … Yem-Soya ve Tekstil Sanayi A.Ş. (…), … Vitaminli Yem Sanayi A.Ş. (…), …. Tarımsal Üretim Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Entegre Tavuk Üretim Pazarlama ve Ticaret A.Ş. (…) ve … Gıda Sanayi A.Ş.’nin (…) toplantılarda bütün piliç fiyatlarını görüştüğü, bütün piliç fiyatlarında yapılacak artışın teşebbüsler arasındaki görüşmelere konu olduğu, söz konusu belgelerin bütün piliç fiyatlarının rakipler arasında konuşulduğunu gösteren iletişim delilleri olarak değerlendirilerek, fiyat hareketlerinin analiz edilmesi sonucunda belgelerde sözü edilen zam oranı ile fiyat geçiş tarihlerinin piyasada gerçekleşen fiyat hareketleri ile örtüştüğünün tespitlerle ortaya konulduğu ifade edilerek anılan altı teşebbüsün 09/03/2016–23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlediğinden bahisle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılmıştır.
Bununla beraber dava konusu Kurul kararında yer verilen belgelerden; …, …, …, … Tarım Hayvancılık Yatırım Ticaret ve Sanayi A.Ş. (…), … Tavukçuluk ve Tarım Ürünleri Ticaret Sanayi A.Ş. (…) ve … Tavukçuluk ve Damızlık İşletmesi Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin (…) “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde üretime dair ayrıntılı bilgilerini rakipleriyle paylaştığının anlaşıldığı (Belge 97), gerçekleştirilen toplantıların konuları arasında “üreticiden kesilecek sarım ücreti ve diğer kesintiler, Ege Bölgesi’nin toplam broiler kapasitesinin tespiti, firmaların 2016 yılındaki maksimum kesim adetleri, verilen fason ücretler” gibi başlıkların sayıldığı, Belge 53 ekinde yer alan MS Excel dosyasında Nisan 2016 ile Ekim 2016 dönemindeki her bir ay için …, …, …, …, … ve …’nin günlük piliç kesim adedi, haftalık civciv giriş adedi, ortalama kesim ağırlığı, yem dönüşüm oranı, civciv ölüm oranı, piliç kesim yaşı (gün) ve Avrupa Verimlilik Endeksi (EEF/EPEF) değeri bilgilerinin yer aldığı, tablonun devamında, teşebbüslerin maliyetlerine ilişkin verilerin yer aldığı, belgelerde adı geçen teşebbüslerce Nisan 2016’da başlatılan veri takibinin Mayıs 2017’ye kadar devam ettiğini gösterdiği anlaşılmaktadır.
Bu belgeler çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” kapsamında rakip teşebbüsler arasında paylaşılan bilgilerin anılan teşebbüslerin rakiplerinin üretim miktarları ve maliyet yapıları üzerine ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu ve söz konusu bilgilerin rakipler arasında rekabete hassas bilgi paylaşımının düzenli olarak gerçekleştirildiğini gösterdiği, söz konusu bilgilerden rakip teşebbüslerin piliç eti üretim miktarlarını ve birim maliyetlerini yüksek kesinlikle hesaplamanın mümkün olduğu, aynı teşebbüslerin rakiplerinin güncel ve ileri tarihli fiyat listelerine de kolaylıkla erişebildiği göz önünde bulundurulduğunda söz konusu teşebbüsler arasında rekabetçi belirsizlik doğuran hiçbir bilginin kalmadığı, elde edilen belgelerin birçoğunda “civciv girişi” ifadesinin kümeslerde yetiştirilmeye başlayan civciv sayısını ifade etmek için kullanıldığı görülmekle beraber “ortak bölgelerde civciv girişlerinin birbirlerine yaklaştırılması” şeklindeki ifadenin teşebbüslerce açıklandığı gibi “biyogüvenlik amacıyla civciv giriş tarihlerinin birbirine yaklaştırılması” şeklinde anlaşılmasının da mümkün olduğu, dolayısıyla teşebbüslerin bu çerçevede yaptığı savunmaların kabul edilmesi gerektiği, ancak, söz konusu toplantılara katılan teşebbüslerin rakipleri ile üretim verimliliği ve biyogüvenlik ile alakalı verileri paylaştığı görülmekle birlikte civciv giriş sayılarını ve piliç kesim miktarlarını da paylaştığının belgelerden açıkça anlaşıldığı, yalnızca verimliliğe dair verilerin paylaşılmış olmasının herhangi bir rekabetçi endişe ortaya çıkaracak nitelikte değilken bu verilere civciv giriş sayılarının ve piliç kesim sayılarının da eklenmesinin verileri paylaşan teşebbüslerin rakiplerinin üretim planlamalarını ayrıntıları ile hesaplayabilmesine imkân verdiği, bu verilerin teşebbüslerin üretim müdürleri ve teknik personelleri arasında paylaşılıp satış ve pazarlama bölümlerine iletilmediği, bu nedenle rekabete aykırı olmadığı yönündeki savunmaların ise kabul edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirmeleri sonucunda Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları kapsamında …, …, …, …, … ve …’nun 29/03/2016–23/05/2017 tarihleri arasında Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak dava konusu Kurul kararıyla davacı hakkında; 29/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği ve ihlâlin bir yıldan uzun beş yıldan kısa sürdüğü tespit edildiğinden bahisle temel para cezasına esas oran olarak belirlenen %0,5 oranı yarısı kadar artırılarak 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirlerinin takdiren %0,75 oranı üzerinden idari para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (Kanun) 4. maddesinin; birinci fıkrasında, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasak olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise, “Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.
Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrasında, Kanunun 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği; aynı maddenin beşinci fıkrasında, Kurulun, üçüncü fıkraya göre para cezasına karar verirken, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlâlin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlâlin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağı; son fıkrasında ise, para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususların, Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği kurala bağlanmış; Kanun’un 27. maddesinde de Kurula, Kanun’un uygulanması ile ilgili olarak tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisi verilmiştir.
Anılan kurallar doğrultusunda, Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ve teşebbüs birlikleri ile bunların yönetici ve çalışanlarına, Kanun’un 16. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca verilecek para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek üzere, ceza yönetmeliği niteliğindeki ”Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Hâlinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” (Yönetmelik) çıkarılmıştır.
Yönetmeliğin “Temel para cezaları” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, “Temel para cezası hesaplanırken, Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin; a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, b) Diğer ihlâller için, binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oran esas alınır.” kuralı yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile belirli bir mal ve hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri yasaklanmıştır. Bu itibarla, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesine dayalı olarak bir rekabet ihlaline idarî para cezası uygulanabilmesi için, Kanun’un 4. maddesinde belirtilen rekabete aykırı bir anlaşmanın ya da uyumlu eylemin bulunması ve ayrıca bu hukuka aykırı davranışların varlığının ortaya konulması gerekir. Anılan Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde anlaşmanın, Medeni Hukuk’un geçerlilik koşullarına uymasa bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında kullanıldığı, anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının bir öneminin olmadığı belirtilmiştir.
Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD), Dyestuffs kararında, uyumlu eylem ise, anlaşma düzeyine ulaşmamakla birlikte, teşebbüslerin, rekabetin risklerine karşı oluşturulan bilinçli olarak ikâme ettikleri koordinasyon biçimi olarak tanımlanmış; Sugar kararında, teşebbüslerin rakiplerinin mevcut ve öngörülebilir davranışlarına rasyonel olarak ayak uydurmalarının hukuka uygun olduğu, ancak mevcut veya potansiyel rakiplerinin pazardaki davranışlarını etkileme yahut geleceğe ilişkin kararlarını rakiplerine ifşa etme amacı ya da etkisi bulunan her türlü doğrudan veya dolaylı iletişimin uyumlu eylem olarak nitelendirileceği ve bu durumun rekabet ihlâli oluşturacağı belirtilmiştir. Buna göre, uyumlu eylem için, teşebbüsler arası koordinasyon ya da iş birliğinin taraflar arasındaki doğrudan veya dolaylı bir bağlantıdan kaynaklanması gerekmektedir.
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine göre anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararlarının rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı amaç taşıması yeterli olup, amacı bu olduğu takdirde, söz konusu davranışların ayrıca piyasada rekabeti bozucu etkilerinin görülmesi veya bu etkilerin ispatı aranmayacaktır. Bir başka anlatımla, rekabeti ihlâl edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete aykırı olduğu iddia edilen fiil ve davranışların mahiyetinin belirlenmesi asgari seviyede önem taşımaktadır. Nitekim, 4054 sayılı Kanun’un aktarılan hükümleri ve buna ilişkin gerekçelerde özetle; rekabetin ihlâl edilmesini amaç edinen fiil ve davranışların yasaklandığı belirtilmiştir.
Bu bağlamda, rakipler arasındaki toplantı ve görüşmelerin AB otoriteleri tarafından değerlendirilmesinde, sıklıkla taraflar arasındaki iletişimin amacına vurgu yapıldığı görülmektedir. Bu çerçevede örneğin fiyat ve satış stratejisi gibi rekabete duyarlı hususların görüşüldüğü toplantılara katılımın amacının rekabeti sınırlamak olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla rekabeti sınırlayıcı nitelik taşıyan toplantılara katılım, toplantıda alınan kararlara uyulup uyulmadığına bağlı olmaksızın, teşebbüsün ihlâle taraf olduğunu ispat için yeterli sayılmaktadır. Zira Komisyon Rhône-Poulenc kararında, rekabeti sınırlayıcı amaçla gerçekleştirilen bir toplantının katılımcılarının toplantıda edinilen bilgilerden bağımsız hareket etmesinin muhtemel olmadığı, bu sebeple toplantıya katılan teşebbüslerin her birinin açık veya zımni olarak bilgi paylaşımında bulunması zorunluluğu bulunmaksızın iletişimin karşılıklı olarak gerçekleştirilmiş sayılacağı kabul edilmiştir.
Teşebbüsler arası bağlantının temel unsuru sayılabilecek bilgi alışverişinin rekabet açısından önemli olduğunda kuşku bulunmayan geleceğe ilişkin fiyat veya buna ilişkin stratejik bir bilgi olduğu takdirde, rekabeti ihlâl etme amacının ayrıca irdelenmeye ihtiyaç göstermeyecek şekilde ortada olduğu açıktır. Ayrıca, teşebbüsler arası geleceğe ilişkin fiyat veya buna ilişkin stratejik bir bilgi paylaşımının, piyasada bir etkisinin olmadığı ileri sürülebilirse de, belirtilen rekabete hassas bilgi paylaşımının, teşebbüslerin gelecekte piyasada alacakları kararlarda etkili olacağının aksi ispatlanmadıkça kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum, ABAD tarafından teşebbüsler aleyhine bir karine olarak değerlendirilmiştir.
Taraflar arasındaki bilgi paylaşımına ilişkin iletişimin amacının ortaya konulamadığı, başka bir anlatımla doğrudan veya dolaylı bilgi paylaşımının uyumlu eyleme dayanak olduğu durumlarda; teşebbüslerin ilgili pazarda rekabet etmediklerini gösteren, pazar yapısının gizli bir uzlaşmanın kurulmasına ve sürdürülmesine müsait olduğunu ortaya koyan ikincil delillerle de ihlâlin ispat edilebileceği, ispat gücü en yüksek olduğu kabul edilen davranışsal delillerden biri olarak, uygulamada sıklıkla karşılaşılan, yakın tarihli veya eş zamanlı fiyat artışlarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kaldı ki bilgi alışverişinin hemen sonrasında, rekabet ihlâli niteliğindeki pazar davranışlarının ortaya çıkması, teşebbüsler arası bağlantıya ilişkin delillerin uyumlu eylemi ispatlamasındaki gücünü ortaya koymaktadır. Nitekim, ABAD’ın Pioneer davası ve Zuchner davasında yaptığı yorumların, uyumlu eylemin ikinci derecede delillerle ispatlanabileceğini ortaya koyduğu ifade edilmektedir. Komisyonun PVC davasındaki yorumu da bu yöndedir. Komisyon’a göre, uyumlu eylem davalarında ihlâlin doğası gereği çoğu zaman kararın ikinci derecede delillere dayanılarak verilmesi gerekmekte ve ihlâli oluşturan olayların varlığı sonucuna ispatlanmış olaylardan mantık yürüterek ulaşılmaktadır.
Bunlarla birlikte, özellikle oligopolistik pazarlarda artan pazar şeffaflığının rekabetin yoğunluğunu azaltacağı fikrinden hareketle, bilgi alışverişi konusunda bu tarz pazarlarda daha hassas bir yaklaşım sergilenmesi de gerekmektedir. Nitekim, oligopolistik bağımlılığın ortaya çıkmasını engelleyen faktörleri bertaraf etmek üzere, teşebbüslerin fiilen bilgi alışverişinde bulunmaları, uyumlu eylem kapsamında değerlendirilebilecektir.
Bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu Kurul kararının, davacının da katıldığı iddia edilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl edildiğine ilişkin kısmı incelendiğinde; …, …, …, …, … ve …’nun “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde bir araya geldiği, Kurul kararında rakipler arasında gerçekleşen bu toplantıların ve bilgi paylaşımının bir kısmının soruşturmaya taraf teşebbüslerce de ifade edildiği üzere biyogüvenlik amacıyla paylaşıldığının ifade edildiği, bununla birlikte paylaşılan bilgilerin geçmiş tarihli olduğu ve doğrudan fiyat veya fiyata ilişkin strateji olmadığının anlaşıldığı, bir takım verilerin ise teşebbüsler bakımından rekabete hassas nitelikte olabileceği, ancak, dava konusu Kurul kararında, söz konusu toplantıların ve paylaşılan bilgilerin rekabet ihlâli amacıyla yapıldığı yönünde açık bir tespitin veya elde edilen delillerde bu anlama gelecek bir ifadenin bulunmadığı, hakkında yaptırım uygulanan teşebbüsler bakımından bir anlaşmanın mevcudiyetinden de bahsedilmediği anlaşılmaktadır.
Dava konusu olay bakımından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ile yukarıda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; soruşturma kapsamında piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik gösterdiğinin ortaya konulması gerektiği, bu kapsamda, ihlâle taraf olduğu değerlendirilen teşebbüslerin pazar davranışları, yakın tarihli veya eş zamanlı fiyat artışları gibi verilerin ihlâl tespiti kapsamında dava konusu Kurul kararında iktisadi delil olarak yer alması gerekirken, bu yönde bir çalışmanın “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” başlıklı bölümde yer almadığı anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, somut olayda, elde edilen bilgi paylaşımına ilişkin delillerin ekonomik delil ve/veya verilerle desteklenmesi gerekirken, bu yöndeki verilerin kararın ilgili kısmında yer almamasının eksik incelemeye sebebiyet verdiği sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, bu eksiklik giderildikten sonra, elde edilen sonuca göre Kurul tarafından davacı hakkında yeniden yaptırım uygulanmasına herhangi bir engel bulunmadığı açıktır.
Bu itibarla, 4054 sayılı Kanunun 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılarak davacı şirkete idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararının bu kısmında hukuka uygunluk, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 12/10/2022 tarihinde kesin olarak esasta oybirliği gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Dava; Rekabet Kurumu tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanunu ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacının “29/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiğinden” bahisle 6.942.865,82-TL idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin …. tarih ve … sayılı Kurul kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu idari para cezasına ilişkin olan Kurul kararı alındıktan sonra 24/06/2020 tarih ve 31165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüde ve uzlaşmaya ilişkin düzenlemeler getirilmiş olup, söz konusu düzenlemelerin davacının lehine olduğundan bahisle bu davada uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişiklikler ile, yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde Kanun’un 4. veya 6. maddesi kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabileceği, Kurul’un söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hâle getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebileceği, rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlallerle ilgili olarak taahhütün kabul edilmeyeceği; soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul’un, ilgililerin talebi üzerine veya re’sen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlâlin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabileceği, Kurul’un, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği, uzlaşma usulü sonucunda idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği düzenlenmiştir.
Öncelikle, söz konusu düzenlemelerin dava konusu uyuşmazlık bakımından davacının lehine olup olmadığı tespit edilmelidir. Dava konusu olay bakımından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yaptığı atıf nedeniyle uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve dolayısıyla 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasına göre, “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi” gerektiğinden, dava konusu olayda davacıya idari para cezası verildiği, ancak davacı tarafından verilecek taahhüdün kabul edilmesi hâlinde hakkında herhangi bir para cezasına hükmedilmeyeceği, uzlaşma sürecinin işletilmesi hâlinde ise davacıya verilecek idari para cezasından yüzde yirmi beş oranında indirim yapılabileceği dikkate alındığında, dava konusu uyuşmazlık bakımından 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişikliklerin davacının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamakatadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında “Kimse, … kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”; 3. fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” ifadesine yer verilmek suretiyle suç ve cezaların kanuniliği prensibi benimsenmiştir. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ve temelde hukuk devleti ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, buna ilişkin kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir. Bununla birlikte, kabahat olduğunda tereddüt bulunmayan, 4054 sayılı Kanun’da düzenlenen idari para cezasının “cezai” nitelikte olup olmadığı ve anılan prensibe tâbi olup olmadığı incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hususun tartışıldığı ve bunların cezai nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 11/06/2009 tarih ve E.2007/115, K.2009/80 sayılı kararı, 17/6/2020 tarihli Onmed Tıbbi Ürünler Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti., Başvuru No: 2016/8342 kararı)
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiiller dolayısıyla keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 15/04/2014 tarihli Karlis A.Ş., Başvuru No: 2013/849 kararı)
Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’da teminat altına alınan suçta ve cezada kanunilik ile hukuk devleti ilkesi çerçevesinde anayasal bir zorunluluk olduğu, buna göre suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise hâkimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiği, kanun koyucunun bu ilkenin hilafına bir düzenleme yapamayacağı, nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 11/04/2019 tarih ve E.2019/9, K.2019/27 sayılı kararının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüt müessesinin uygulanması için “yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinden”; uzlaşma müessesi için “soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği” gibi zaman bakımından uygulamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmişse de, hukuka uygun ve anayasal ilkeler çerçevesinde yorumlandığında, söz konusu düzenlemelerin; Kanun yürürlüğe girdikten sonraki süreçte ortaya çıkan ihlâl iddiaları ve bunların soruşturulmasına ilişkin sürece ilişkin olduğu, yoksa anılan ifadelerle, evrensel bir hukuk kaidesi olan lehe kanunun, geçmişe etkili olarak uygulanmasının herhangi bir suretle engellenmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Aksi bir yorumun, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan içtihatlarına ve hukuka aykırı olacağı düşünülmektedir.
Bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerde taahhüt ve uzlaşmayı kabul edip etmemekte Kurula takdir yetkisi tanınmış olup, Kurulun lehe düzenleme niteliğinde olan kuralları dava konusu uyuşmazlığa uygulama noktasında takdir yetkisini kullanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptaline ihtiyaç bulunmaktadır. Aksi bir yaklaşımın, idari yargı yetkisinin, idarenin takdir hakkını kullanmasına engel olabileceği değerlendirilmektedir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesine eklenen düzenlemeler uyarınca taahhüt ve uzlaşma müesseselerinin, lehe kanun niteliği taşıdığından, davacıya da uygulanması gerektiğinden, davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi kararının, yukarıda belirtilen gerekçe de eklenmek suretiyle bozulması gerektiği oyu ile karara bu gerekçeyle katılmıyorum.