Danıştay Kararı 13. Daire 2022/2189 E. 2022/2588 K. 09.06.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/2189 E.  ,  2022/2588 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/2189
Karar No:2022/2588

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: II-22.1 sayılı Geri Alınan Paylar Tebliği’nin (Tebliğ) 10. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olarak … Yatırım Holding A.Ş.’nin (Şirket) nakit sermaye artırım süreci devam etmesine rağmen geri alınan paylarının satıldığından ve Tebliğ’in 19. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olarak Şirketin geri almış olduğu payları borsada satış yöntemi yerine borsa dışında satmış olduğundan bahisle işlemin gerçekleştiği tarihte yönetim kurulunda bulunan davacı hakkında her bir aykırılık için 30.961,00-TL olmak üzere toplam 61.922-TL idarî para cezası uygulanmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Sermaye Piyasası Kurulu (Kurul) kararının kendisine yönelik kısmının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; Şirketin hem sermaye artırım süreci devam ederken geri aldığı payları satması hem de kendi paylarını borsa dışında devretmesi olmak üzere, aynı maddi olaydan kaynaklı iki adet mevzuata aykırılık meydana geldiğinden bahisle Kurulca asgari tutardan iki ayrı idari para cezası tesis edildiği görüldüğünden söz konusu işlemlerin ayrı ayrı incelenmesi gerektiği,
Şirketin sermaye artırım süreci devam ederken geri aldığı payları satmasının hukuka uygun olup olmadığı yönünden;
25/10/2018 tarihinde Şirketin yönetim kurulu tarafından sermaye artırımı kararı alınarak 20/11/2018 tarihli başvuru ile kayıtlı sermaye tavanı içerisinde ihraç ve halka arz edilecek nominal değerli şirket paylarına ilişkin izahnamenin ve tasarruf sahiplerine satış duyurusunun Kurulca onaylanmasının talep edildiği, bilâhâre … tarih ve … sayılı Kurul kararıyla anılan talebin reddedilmesine karar verildiği, bu arada sermaye artırımı kararı çerçevesinde Kurula yapılan başvuruya ilişkin inceleme devam ederken Şirketin 29/11/2018 tarihli özel durum açıklamasında, ayrılma hakkı kullanımı dolayısıyla geri alınan payların …’a virman yoluyla satıldığının belirtildiği, Şirketin, Tebliğ’in 10. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olarak nakit sermaye artırım süreci devam etmesine rağmen Ayrılma Hakkı Tebliği kuralları kapsamında pay sahiplerine ayrılma hakları kullandırılmak suretiyle geri aldığı payları …’a satması nedeniyle davacı hakkında tesis olunan idarî para cezasında hukuka aykırılık görülmediği, öte yandan, her ne kadar davacı tarafından, Şirketin 29/11/2018 tarihinde …’a devretmiş olduğu paylarının Tebliğ kapsamında geri alınmış olan paylar olmadığı ve anılan payların şirket pay sahiplerine ayrılma haklarının kullandırılması çerçevesinde pay sahiplerinden alınan paylar olduğu, bu nedenle söz konusu paylar hakkında Tebliğ düzenlemelerinin uygulanmayacağı iddia edilmekte ise de, Kurulca hazırlanıp yürürlüğe konulan Önemli Nitelikteki İşlemlere İlişkin Ortak Esaslar ve Ayrılma Hakkı Tebliği’nin 10. maddesinin 8. fıkrasında, ”Ayrılma hakkının kullanılması sonucunda geri alınan paylar, ortaklıkların kendi paylarını geri almasına ilişkin Kurul düzenlemelerine tâbidir” kuralına yer verildiği, anılan kurala göre Tebliğ’in ayrılma hakkının kullandırılması sonucu geri alınan paylar için de uygulama alanı bulacağı;
Şirketin kendi paylarını Borsa dışında devretmesinin hukuka uygun olup olmadığı yönünden;
Tebliğ’in 19. maddesinin 6. fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca, payları borsada işlem gören ortaklıklar usulüne uygun olarak geri alınan paylarını ilgili geri alım programı süresince veya program sona erdikten sonra ancak borsada satış yoluyla elden çıkarabilecekken, somut olayda Şirket tarafından, henüz sermaye artırım süreci devam ederken, ayrılma hakları kullandırılarak iktisap edilmiş olan ve kendi nezdinde bulunan 888.202 lot payın 29/11/2018 tarihinde …’a Borsa dışında virman yoluyla satıldığı anlaşıldığından, davalı idarece tesis olunan idarî para cezasında hukuka aykırılık görülmediği, öte yandan, davacı tarafından, şirket paylarının şirketten olan alacağına karşılık …’a ayrılma hakkı kullanım fiyatı olan pay başına 2,2616-TL üzerinden virman yoluyla devredildiği ve küçük yatırımcıların hisselerinin değer kaybetmemesinin sağlandığı iddiasında bulunulmuş ise de, Borsa ortaklıklarının geri aldıkları payları borsada satmalarının öngörüImesindeki amacın, geri alınan payların satışında fiyatın borsa kurallarına göre oluşması ve işlemin tarafları konusunda şeffaflığın sağlanması olduğu, söz konusu kurala Tebliğ’in 19. maddesinin 7. ve 8. fıkrası hükümlerinde çok sınırlı hâllere ilişkin istisnalar getirildiği, fiyatın daha yüksek olması hâlinde satışın Borsa dışında yapılabileceğine ilişkin herhangi bir istisna öngörülmediği, söz konusu kuralın sınırlı istisnai durumlar dışında Borsada işlem gören bütün şirketler için uygulanmasının zorunlu olduğu ve Tebliğ düzenlemelerine aykırılık hâlinde Sermaye Piyasası Kanunu’nun 103. maddesinin 1. fıkrası uyarınca idarî para cezası tesis edilmesinin Kurul’un yalnızca yetkisi değil, aynı zamanda görevi olduğu dikkate alındığında davacının anılan iddiasının da yerinde görülmediği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nce Dairemizin 06/10/2021 tarih ve E:2021/773, K:2021/3192 sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; Anayasa’nın 38. maddesinin 7. fıkrasında ceza sorumluluğunun şahsî olduğu belirtilerek, herkesin kendi fiilinden sorumlu tutulacağı ve başkalarının suç oluşturan fiillerinden dolayı cezalandırılamayacağının kabul edildiği, ceza sorumluluğunun şahsiliğinin ceza hukukunun evrensel ilkelerinden olduğu, cezaların şahsiliğinden amacın, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmaması olduğu, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulamayacağı, bu ilkenin kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesini de kapsadığı, Anayasa’nın 38. maddesinde idarî ve adlî cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idarî para cezalarının da bu maddede öngörülen ilkelere tâbi olduğu, Fransız Danıştayı ve Fransız Anayasa Konseyi içtihadınında bu yönde olduğu, 6362 sayılı Kanun’un 103. maddesinde, yaptırım uygulanacak kişilerin, “Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişiler” olarak tanımlandığı, ayrıca, birinci fıkradaki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde, ayrıca tüzel kişi hakkında da idarî para cezası verileceğinin kurala bağlandığı;
Tüzel kişilerin niteliklerinin tabiî bir sonucu olarak iradelerinin organları vasıtasıyla oluştuğu ve hukukî işlem ve eylemlerini organları veya temsilcileri aracılığıyla gerçekleştirdikleri, başka bir anlatımla, fiillerini organları yahut bu organların yetkilendirdikleri temsilciler vasıtasıyla işledikleri, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 8. maddesinin gerekçesinde, “Yeni Türk Ceza Kanunu’nun sisteminde tüzel kişi hakkında suç dolayısıyla ceza yaptırımı uygulanamaz. Buna karşılık, idarî para cezasının niteliği ve amacının farklılığı dolayısıyla, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen kabahat nedeniyle bu tüzel kişiye de idarî para cezası verilebilecektir.” ifadesine yer verildiği, 6362 sayılı Kanun’un 103. maddesinin 2. fıkrasında, 1. fıkradaki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde, ayrıca tüzel kişi hakkında da idarî para cezası verileceğinin belirtildiği, nitekim benzer şekilde, 5326 sayılı Kanun’un “Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında da, organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabileceğinin kurala bağlandığı, söz konusu kuralların, kusuru bulunan (kabahat işlemiş) organ veya temsilcinin davranışından dolayı “tüzel kişiliğin sorumluluğu” hususunu düzenlediği, aksi bir uygulamanın, yani tüzel kişiliğin bir kabahati nedeniyle kusuru bulunmayan organ veya temsilcinin objektif sorumluluk esasına göre cezalandırılmasına imkân vermediği, zaten bu yöndeki bir kuralın yahut mevcut bir kurala getirilen bu yöndeki bir yorumun, “kusursuz suç ve ceza olmaz” ilkesini de kapsayan “cezaların şahsiliği” ilkesi ile bağdaşmayacağı ve Anayasa’ya da aykırı olacağı; 6362 sayılı Kanun’un 103. maddesine göre organ, temsilcilik veya hizmet ilişkisi çerçevesinde bir özel hukuk tüzel kişisi adına hareket eden kişinin regülatif para cezası niteliğinde idarî yaptırım gerektiren bir fiili işlemesi durumunda, öncelikle fiili işleyen gerçek kişinin kendisi hakkında ve ayrıca ilgili (adına hareket ettiği) tüzel kişi hakkında ceza uygulanması gerektiği, anılan kurallar uyarınca mevzuata aykırı hareket sebebiyle 6362 sayılı Kanun’un 1. maddesini ihlâl eden gerçek kişiler ile bu gerçek kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde tüzel kişi açısından sorumluluğun kendi kusurlu fiilinden kaynaklandığı, bu nedenle, söz konusu kişiler açısından Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık bulunmadığı;
Dava konusu işlem incelendiğinde, Tebliğ’in 10. maddesinin 2. fıkrası ile 19. maddesinin 6. fıkrasının ihlâli nedeniyle işlemin gerçekleştiği tarihte yönetim kurulunda bulunan kişiler açısından cezaî sorumluluğun, objektif (kusursuz) sorumluluk esasının benimsendiği, bu bağlamda, yönetim kurulu üyesi olan ve aralarında davacının da bulunduğu kişilerin, hukuka aykırı olduğu belirtilen işlemleri bakımından kusurunun bulunup bulunmadığının, anılan işlemlerin (somut olayda geri alınan şirket paylarının yasak olan dönemde ve Borsa dışında satışı) yapılmasında dahli veya izni olup olmadığının değerlendirilmediği, bu durumun, işlemediği bir fiilden dolayı, salt şirketin yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle davacıya yaptırım uygulanmasına neden olabileceği, dolayısıyla, dava konusu Kurul kararının sebebini oluşturan ayrılma hakkı kullanımı dolayısıyla geri alındığı ve …’a virman yoluyla satıldığı belirtilen Şirket paylarının satışına ilişkin hukukî işlemin Şirket adına hangi kişi veya kişiler tarafından gerçekleştirildiği ve bu konuda (söz konusu payların satışı, satış için yetki verilmesi vb. hususlara ilişkin) Şirketin yönetim kurulu tarafından alınan herhangi bir karar bulunup bulunmadığı hususları araştırılmaksızın, sadece yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle davacıya yaptırım uygulanmasının cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık oluşturacağı, öte yandan, davalı idare tarafından, Tebliğ’in “Sorumluluk” başlıklı 22. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin Tebliğ düzenlemelerine aykırılıktan sorumlu olduğunun açıkça düzenlendiği, anılan kural çerçevesinde Şirketin Tebliğ kapsamındaki tüm işlemlerine ilişkin sorumluluğun yönetim kurulu üyelerine ait olduğu, Tebliğ’in ihlâline neden olan işlemlerin gerçekleştirilmesinden her bir yönetim kurulu üyesinin ayrı ayrı sorumlu olduğu, bu doğrultuda, mevzuata aykırı işlemlerin doğrudan davacı tarafından fiilen gerçekleştirilmesi ve hukuka aykırı kararda imzasının bulunması zorunluluğu olmaksızın yönetim kurulu üyelerinin tamamının 6362 sayılı Kanun’un 103. maddesi uyarınca ayrı ayrı sorumlulukları bulunduğunun ileri sürüldüğü, ancak ceza sorumluluğunun şahsiliğiyle kusursuz suç ve ceza olmayacağına ilişkin genel hukuk ilkeleri uyarınca, yönetim kurulu üyeleri bakımından objektif sorumluluk öngören Tebliğ’in 22. maddesindeki kuralın, cezaî değil hukukî sorumluluğa yönelik olduğu ve bu şekilde anlaşılması ve uygulanması gerektiği;
Bu itibarla, Tebliğ’e aykırı olduğu belirtilen hukukî işlemin Şirket adına hangi kişi veya kişiler tarafından gerçekleştirildiği ve bu konuda (söz konusu payların satışı, satış için yetki verilmesi vb. hususlara ilişkin) Şirketin yönetim kurulu tarafından alınan herhangi bir karar bulunup bulunmadığı hususları araştırılmaksızın, sadece yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle objektif sorumluluğu bulunduğundan bahisle davacı hakkında idarî para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararın kaldırılmasına; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun değişik 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Mahkeme kararının emsal kararlara aykırı olduğu, davacının en azından taksirinin bulunduğu, Kurul tarafından çıkarılan Tebliğ düzenlemelerine aykırı davranıldığı, yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerine ilişkin gerekli dikkat ve özeni göstermedikleri, davacının tedbirli bir yönetici özeniyle davranmadığı, mevzuat düzenlemelerinin ihlâl edilmemesi için gerekli gözetim sistemi ve mekanizmaları kurmaları gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulmalarının zorunlu olduğu, Tebliğ düzenlemesinin yönetim kurulu üyelerinin kusurlu sorumluluğuna ilişkin olduğu, kabahatlerin ihmali davranışla da işlenebildiği, payların devrini bilmediğinin kabul edilemeyeceği, habersiz olduğunun savunma aşamasında ileri sürülmediği, yönetim kurulu kararına ihtiyaç duyulmadan uyuşmazlık konusu işlemlerin gerçekleştirildiği, mevzuatın ihlâl edildiği durumlarda yönetim kurulu kararı alınmadığı, mevzuatın ihlâl edildiği her durumda yönetim kurulu kararı alınıp alınmadığının araştırılmasının ve icrai işlemleri gerçekleştirenin sorumlu tutulmasının sermaye piyasasının etkin ve adil işleyişini sekteye uğratacağı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, yönetim kurulu üyesi olarak sorumluluğunun bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun objektif sorumluluk esasına dayanmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca yönetim kurulu üyelerinin kusur sorumluluğu ilkesi uyarınca sorumlulukları bulunduğu, uyuşmazlık konusu Tebliğ düzenlemesinin sorumluluk açısından açık olmadığı ve bu nedenle Türk Ticaret Kanunu’ndaki sorumluluk düzenlemelerinin esas alınması gerektiği, taksirli sorumluluğunun dâhi bulunmadığı, uyuşmazlık konusu payların borsa dışında satışının yasaklanmadığı, mevzuata aykırı bir eyleminin bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile dava konusu işlemin iptali yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davalıya iadesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’ne gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine, 09/06/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.