Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/2442 E. , 2022/4065 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/2442
Karar No:2022/4065
TEMYİZ EDENLER : 1. (DAVALI) … Kurumu …
VEKİLİ : Av. …
2. (DAVACI) … Sinyalizasyon Araç Kiralama
Ticaret Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Trafik sinyalizasyon sektöründe faaliyet gösteren rakip teşebbüslerle ihalelerde danışıklı hareket etmek suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiğinden bahisle davacı şirket hakkında 2018 mali yılı sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirinin %2’si oranında idari para cezası uygulanmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali ile ödenen para cezası miktarının yasal faiziyle iadesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:.., K:… sayılı kararda; 1) Dava konusu işlemin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiğinin tespitine ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemede, 4054 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde, temel yapı ve unsurları itibarıyla ülkemizde var olan ekonomik sistemin piyasa ya da pazar ekonomisi olduğu, piyasa ekonomilerinde işlerliğin sağlanması ve korunması için uygulanan ekonomik politikanın temel ve merkezî unsurunun rekabet olduğu, başka bir deyişle, rekabetin, ancak piyasa ekonomisi ile bir varlığa sahip olacağı ve piyasa ekonomisinin işlerliğinin sağlıklı bir rekabet ortamının mevcudiyetine bağlı olduğu, genel olarak piyasa ekonomilerinde rekabetin kâr, satış miktarı ve pazar payı gibi belirli iktisadî hedeflere ulaşmak amacıyla ekonomik birimler arasında ortaya çıkan bir yarış veya karşıtlık şeklindeki ilişkiler süreci olarak tanımlandığı, rekabetin piyasa ekonomisinin işlerliğini sağlayan araç durumundaki bir süreç olduğu için, rekabeti oluşturacak şartların bulunmaması durumunda piyasa ekonomisinin sağlıklı bir şekilde işlemesinin söz konusu olamayacağı açıklamalarına yer verildiği, 4. maddesinin gerekçesinde ise, Kanunun amacı rekabetin korunması olduğu için rekabeti engelleyici, kısıtlayıcı veya bozucu teşebbüsler arası anlaşma ve uygulamaların yasaklanması gerektiği, maddenin amacı bakımından anlaşmanın Medenî Hukukun geçerlilik koşullarına uymasa bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında kullanıldığı, anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının öneminin bulunmadığı, teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tespit edilemese bile teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışlarının yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkilerin de eğer aynı sonucu doğuruyorsa yasaklandığı, böylece teşebbüslerin kanuna karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları meşru göstermelerinin engellenmek istendiği, en sık rastlanan rekabeti sınırlama anlaşmalarının örnek olarak sayıldığı ve bu tür anlaşmaların bizatihi yasak olduğunun vurgulandığı, ayrıca bu fıkrada zikredilen örneklerin tahdidi değil, tadadi olduğu, rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalarının yasaklandığı bir hukuk düzeninde genellikle bu tür anlaşmaların gizli yapıldığı ve bunların varlığının ispatının oldukça güç, bazen de imkânsız olduğu, bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen hâllerin varlığı hâlinde teşebbüslerin uyumlu eylem içinde oldukları karinesinin kabul edildiği, böylelikle uyumlu eylem içinde olmadıklarını ispat yükünün ilgili teşebbüslere ait olduğu ve ispat güçlüğü nedeniyle Kanunun işlemez hâle gelmesinin önlenmesinin amaçlandığı hususlarına yer verildiği, davacı şirket tarafından “Teklif” başlıklı e-postanın ekinde ihaleyi gerçekleştiren idareye hitaben hazırlanmış dört adet “Piyasa Fiyat Araştırması Teklif Mektubu” başlıklı belgenin doldurularak rakip teşebbüse gönderilmesi (Belge-12), rakip teşebbüste yapılan yerinde incelemede davacıya ait SGK ve Gelir idaresi Başkanlığı’ndan alınmış “borcu yoktur” belgesi bulunması ve anılan belgenin davacı şirket yetkilisine ait e-posta adresinden rakip teşebbüs yetkilisine iletilmesi (Belge-35), rakip teşebbüs çalışanları arasında bir çevrimiçi yazışma uygulaması üzerinden yapılan yazışmalarda “masaüstüne aldığın o ihaleler klasöründe …, …, …, … ve … adına hazırlanmış ve tüm bilgileri doldurulmuş teklif mektupları var. Nasıl bu aklına gelmez sen yaktın biz(i).” ifadelerinin yer alması (Belge-36) bir bütün olarak değerlendirildiğinde, rekabet hukuku anlamında rekabeti kısıtlayıcı anlaşmanın oluştuğu ve dava konusu işlemde bu yönden hukuka aykırılık bulunmadığı;
2) Dava konusu işlemin idari para cezasına ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemede, Mahkemelerinin 12/07/2021 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaptan, davacıya 2018 yılı yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesi ekinde yer alan Gelir Tablosundaki Net Satışlar tutarı olan 15.662.578,57 TL tutarının %2’si esas alınarak 313.251,57-TL idari para cezası uygulandığının anlaşıldığı, aynı ara kararına Ziyapaşa Vergi Dairesi Müdürlüğü’nce verilen cevap uyarınca davacı şirketin 2019 yılı 4. Geçici Vergi Beyannamesi ile 2019 yılı yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesinde Net Satışlar tutarının 5.870.455,66 TL olduğunun tespit edildiği, öncelikle 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 3. fıkrasında yer alan kuraldan hareketle Kurul kararı tarihinden bir önceki malî yıl sonunda oluşan gayrisafi gelirin hesaplanmasının mümkün olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun birlikte değerlendirilmesinden, 2019 yılına ilişkin 4. Geçici Vergi Beyannamesinin dönem sonu tarihini takip eden 2. ayın 14. gününün sonuna kadar verileceğinin anlaşıldığı, her ne kadar Kurul kararının alındığı tarihte 2019 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesi verilmemiş olsa da, 2019 yılı 4. Geçici Vergi Beyannamesinin 14/02/2021 tarihine kadar verilmek zorunda olduğu ve davacı şirketin 4. Geçici Vergi Beyannamesini 13/02/2020 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığı’na verdiği dikkate alındığında, Kurul karar tarihi olan 12/03/2020 tarihinde 2019 yılına ait gayrisafi gelirin hesaplanmasının mümkün olduğunun anlaşıldığı, burada dikkat edilmesi gereken hususun, davacı şirketin 2019 yılı 4. Geçici Vergi Beyannamesinde yer alan Net Satışlar tutarı ile 2019 yılı yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesinde yer alan Net Satışlar tutarının aynı olması ve dönem sonu işlemlerinden etkilenmemesi olduğu, bu durumda, davacı şirkete 2018 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesinde yer alan net satışlar (15.662.578,57-TL) tutarının %2’si dikkate alınmak suretiyle hesaplanan 313.251,57-TL ceza tutarından, 2019 yılı 4. Geçici Vergi Beyannamesinde yer alan Net Satışlar tutarının (5.870.455,66-TL), %2’si dikkate alınmak suretiyle hesaplanan 117.409,11-TL’nin düşülmesi suretiyle bulunan 195.842,46-TL para cezası tutarında hukuka uygunluk bulunmadığından dava konusu işlemin bu kısım yönünden iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, dava konusu Kurul kararıyla davacı şirkete uygulanan idari para cezasının 117.409,11 TL’lik kısmı yönünden davanın reddine, 195.842,46 TL’lik kısmı yönünden ise dava konusu işlemin iptaline ve iptale konu tutarın tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu, Belge-12’ye konu ihalede kullanılacak malzemeler için rakip teşebbüsten fiyat teklifi alındığı, e-posta ekinde yer alan belgelerin buna ilişkin olduğu, kaldı ki anılan ihalenin iptal edildiği, Belge-35’e konu ihale ile ilgili olarak rakip teşebbüslerle aralarında ihale teklif aşamasında herhangi bir anlaşma bulunmadığı, söz konusu ihale ile alınan işin alt yüklenici sözleşmesiyle diğer teşebbüse devredildiği, “borcu yoktur” yazısının anılan teşebbüse gönderilme gerekçesinin bu husus olduğu, belgenin ihale tarihinden sonraki bir tarihte gönderilmesinin de bunu teyit eder nitelikte olduğu; davalı idare tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararında gerekçelendirme yükümlülüğünün yerine getirilmediği, eksik incelemede bulunulduğu, davacı teşebbüsün Geçici Vergi Beyannamesini idareye kendisinin sunmadığı ve 2018 yılı Gelir Tablosunu sunmayı tercih ettiği, teşebbüsün menfaatine olan malî tabloları sunup sunmamasının kendi tasarrufunda olduğu, Kurul’un teşebbüsçe sunulandan daha güncel bir malî tablo bulunup bulunmadığını araştırma yükümlülüğü olmadığı, davacı tarafından Kurul’un karşılaştırabileceği iki ayrı malî tablonun da sunulmadığı, Geçici Vergi Beyannamesindeki Net Satışlar tutarının Yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesinde yer alan Net Satışlar tutarı ile farklılaşma ihtimalinin bulunduğu, davacı şirket tarafından malî tabloları kesinleştikten sonra 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yeniden değerlendirme talebiyle herhangi bir başvuruda da bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların yerinde olmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuş; davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Belge-12’de yer alan e-posta ekinde “Piyasa Fiyat Araştırması Teklif Mektubu” başlıklı belgelerin doldurulmuş şekilde davacı şirket tarafından rakip teşebbüse gönderildiği, anılan belgelerin 4734 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca yaklaşık maliyetin tespitinde kullanılmak üzere ve ihaleyi gerçekleştirecek olan Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na hitaben düzenlendiği, davacı tarafından tüm bilgileri doldurulmuş şekilde yaklaşık maliyete ilişkin piyasa fiyat araştırması teklif mektubunun rakip teşebbüse gönderilmesinin yaklaşık maliyet tespiti aşamasında verilecek fiyat teklifi hususunda anlaşma içinde olunduğunu gösterdiği, bu noktada taraflar arasında uzlaşmanın vuku bulması yeterli olup ayrıca uzlaşmanın pazardaki etkilerinin ortaya konulmasına gerek olmadığı; Belge-36’da yer alan rakip teşebbüsün yetkilisi ile çalışanları arasında geçen “davacı adına hazırlanmış ve tüm bilgileri doldurulmuş teklif mektuplarının rakip teşebbüste bulunduğuna” ilişkin yazışmanın da taraflar arasındaki anlaşmanın ispatı bakımından destekleyici delil niteliğinde olduğu; Belge-35’e konu e-posta yazışmasının ihaleden sonraki bir tarihte gerçekleştirildiği iddia edilmekte ise de, ihale sözleşmesinin 4735 sayılı Kanun’da öngörülen kurallara uygun şekilde idarenin bilgisi ve onayı dâhilinde üçüncü kişiye devredildiğine ilişkin bir bilgi veya belgenin bulunmadığı, taşeronluk sözleşmelerinin de ihalelerde danışıklı şekilde hareket edildiğinin göstergelerinden biri olarak kabul edildiği ve her şartta dosyadaki diğer delillerin ihlâlin tespiti bakımından yeterli olduğu hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, davacının rakip teşebbüslerle ihalelerde danışıklı hareket etmek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği hususunun birincil delillerle ortaya konulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, aynı soruşturma kapsamında dört teşebbüs tarafından davalı idareye 2019 yılına ait mali tabloların anılan tarih itibarıyla henüz kesinleşmediğinden bahisle 2019 yılı 4. Dönem Geçici Vergi Beyannamelerinin sunulduğu, Kurul tarafından da dava konusu kararda üç teşebbüs (dört teşebbüsten biri hakkında 4054 sayılı Kanun’u ihlâl etmediği sonucuna ulaşıldığı için ceza uygulanmamıştır) hakkında uygulanacak idari para cezası miktarı hesaplanırken 2019 yılı 4. Dönem Geçici Vergi Beyannamelerinde yer alan Gelir Tablosundaki Net Satışlar tutarının esas alındığı, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca idari para cezasına esas alınacak yıllık gayrisafi gelirin Kurul tarafından saptanacağı, nitekim davacının bu konudaki iddiaları üzerine ilk derece mahkemesince yapılan incelemede de davacı şirketin 2019 yılı 4. Geçici Vergi Beyannamesinde yer alan Net Satışlar tutarı ile 2019 yılı yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesinde yer alan Net Satışlar tutarının aynı olduğunun ve dönem sonu işlemlerinden etkilenmediğinin tespit edildiği anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların da yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.
Bu itibarla, temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen reddine, dava konusu işlemin kısmen iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın taraflara iadesine,
5. Kullanılmayan …TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalıya iadesine,
6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’ne gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine, 08/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.