Danıştay Kararı 13. Daire 2022/4268 E. 2022/4485 K. 30.11.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/4268 E.  ,  2022/4485 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/4268
Karar No:2022/4485

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 26. Bölge Müdürlüğü (Artvin) tarafından 28/06/2021 tarihinde açık ihale usulüyle gerçekleştirilen “Artvin Arhavi İlçesi Derecik, Ulukent, Balıklı, Üçırmak, Soğucak, Dülgerli ve Küçükköy Köylerinin Kabisre Deresi Memba Kollarının Taşkın Kontrolu 1. Kısım” yapım işi ihalesinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; dava konusu ihalenin 11/06/2021-05/07/2021 tarihleri arasında ilan edildiği ve akabinde 05/07/2021 tarihinde gerçekleştirildiği, iş teslimi ve işe başlangıcın ise 23/09/2021 tarihinde yapıldığı, dolayısıyla en geç bu tarihte ihale öğrenilmiş olsa dahi bu tarihinden itibaren altmış gün içinde 08/11/2021 tarihine kadar dava açılması gerekirken, 05/07/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle süre aşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ihaleden İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından yapılan keşif ve tespit sonucu haberdar olduğu, çalışma sahasının 15-20 km uzaklıkta olması nedeniyle işe ilk başlandığı tarihte ihaleden haberi olmadığı, dere ıslah çalışması 2 yıl süreceğinden ihaleden, ıslah çalışmasının işletmekte olduğu tesislere gelene kadar haberi olmasının beklenemeyeceği, ÇED raporu alınmadan ve gerekli uygulama projeleri hazırlanmadan ihaleye çıkıldığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, gerekli projeler hazırlanarak ihaleye çıkıldığı, davanın süresinde açılmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 26. Bölge Müdürlüğü (Artvin) tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca açık ihale usulüyle “Artvin Arhavi İlçesi Derecik, Ulukent, Balıklı, Üçırmak, Soğucak, Dülgerli ve Küçükköy Köylerinin Kabisre Deresi Memba Kollarının Taşkın Kontrolu 1. Kısım” yapım işi ihalesi 28/06/2021 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
Davacı tarafından 01/06/2022 tarihinde, dere ıslah çalışmalarının işletmekte olduğu … Alabalık Su Ürünleri Yetiştiricilik Tesisi’ne zarar verdiği ve bu zararların önlenemez hale geldiği iddiasıyla Artvin Valiliği’ne ve Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü’ne başvurulmuş ancak idareler tarafından herhangi bir işlem tesis edilmemesi üzerine 28/06/2022 tarihinde Arhavi Kaymakamlığı’na başvurulmuş, aynı gün Arhavi Kaymakamlığı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce tesiste yapılan incelemede, dere suyunun çamurlu gelmesi nedeniyle balık ölümlerinin yaşandığı yönünde tespitlerde bulunulmuştur.
Davacı tarafından 05/07/2022 tarihinde, anılan ihalenin iptali istemiyle bakılan dava açılmış, dava dilekçesinde ihalenin 01/06/2022 tarihinde öğrenildiği belirtilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine, 03/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen 2. fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, ikinci fıkrasının (a) bendinde, bu sürelerin idarî uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; aynı Kanun’a 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde Kanun’un 11. maddesinin uygulanmayacağı kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bireysel idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, dava açma süresinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir.
Dava konusu ihalenin 05/07/2021 tarihinde gerçekleştirildiği, davacı tarafından 01/06/2022 tarihinde, dere ıslah çalışmalarının işletmekte olduğu … Alabalık Su Ürünleri Yetiştiricilik Tesisi’ne zarar verdiği ve bu zararların önlenemez hale geldiği iddiasıyla Artvin Valiliği’ne ve Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü’ne başvurulduğu, ancak başvurusu üzerine herhangi bir işlem tesis edilmemesi üzerine 05/07/2022 de bakılan davanın açıldığı, Mahkemenin dilekçenin reddi kararı üzerine yenilenen 01/08/2022 tarihli dava dilekçesinden dava konusu ihalenin 01/06/2022 tarihinde öğrenildiğinin davacı tarafından beyan edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı kabul edildiğinde, davacının ivedi yargılama usulüne tâbi dava konusu işlemi öğrendiği tarihi izleyen günden itibaren otuz gün içinde (en geç 01/07/2022 tarihinde) dava açması gerekirken bu süre geçirildikten sonra 05/07/2020 tarihinde açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasın incelenmesine imkân bulunmamaktadır.
Bu itibarla, ihale konusu işe ilişkin yükleniciye yer teslimi yapıldığı ve işe başlanıldığı 23/09/2021 tarihinden itibaren 60 günlük süre içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle Mahkemece davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın süre nedeniyle reddi yolundaki … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:… , K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
6. Dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
7. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 30/11/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa’nın 125. maddesinde de, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin “yazılı bildirim” tarihinden başlayacağı belirtilmiştir.
20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hallerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin “altmış gün” olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır.
Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava, gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin “otuz gün” olduğu ve bu Kanun’un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı işlemler arasında sayılmıştır.
Genel yargılama usulünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, ilgililere dava açmadan önce, 2577 sayılı Kanun’un 10, 11, 12 ve 13. maddeleriyle “idari başvuru” seçeneği getirilmişken, ivedi yargılama usulünün uygulandığı işlemlere karşı doğrudan dava açma zorunluluğu getirilmiş ve 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yapılacak idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen, uyuşmazlığın ivedi yargılama usûlüne tabi olduğu, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca itirazda bulunmasının dava açma süresini durdurmayacağı, doğrudan dava açması gerektiği bildirilmeyen ilgililerin hangi yargılama usûlünün uygulanacağı ve hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlal eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, ayrıca uyuşmazlığın genel yargılama usulüne mi yoksa ivedi yargılama usulüne mi tabi olduğu noktasında tereddüt yaşamaları olası bulunduğundan, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir.
Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tabi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir.
Diğer taraftan Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen, hangi kanun yolları ve mercilere başvurulacağının ve sürelerinin belirtilmesi zorunluluğunun bütün idari işlemler için değil, kişilerin haklarını, özgürlüklerini veya menfaatlerini zedeler nitelikte olan ve yazılı olarak ilgilisine bildirilen işlemler için geçerli olduğunun kabul edilmesi gerekir. İhale ilanları ve ihale şartnameleri yapılacak olan ihaleye katılım ve yeterlik kurallarını düzenleyen bir işlem olduğundan başvuru yolları ve süresinin belirtilmesini zorunlu kılan bir özelliğe sahip değildir.
Olayda, 05/07/2021 tarihinde tarihinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na istinaden uyuşmazlık konusu yapım işi ihalesinin gerçekleştirildiği, davacı tarafından ihale konusu iş kapsamında yapılan dere ıslah çalışmalarının işletmekte olduğu … Alabalık Su Ürünleri Yetiştiricilik Tesisi’ne zarar verdiği ve bu zararların önlenemez hale geldiği iddiasıyla Artvin Valiliği’ne ve Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü’ne başvurulduğu, ancak başvurusu üzerine herhangi bir işlem tesis edilmemesi üzerine 05/07/2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı, Mahkemenin dilekçenin reddi kararı üzerine yenilenen 01/08/2022 tarihli dava dilekçesinden dava konusu ihalenin 01/06/2022 tarihinde öğrenildiğinin davacı tarafından beyan edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğuna, dava açma süresinin otuz gün olduğuna, uygulanan bu usulde idareye yapılan başvurunun dava açma süresini durdurmayacağına dair kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacının, hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel yargılama usulü ve süresinin değil, genel yargılama usulü ve süresinin uygulanması gerektiği, davanın, davacı tarafından ihalenin öğrenildiğinin beyan edildiği tarihten itibaren genel dava açma süresi içerisinde açıldığı göz önünde bulundurulduğunda, davanın süresinde açıldığının kabulü gerekirken, süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.