Danıştay Kararı 13. Daire 2022/4453 E. 2022/4239 K. 15.11.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/4453 E.  ,  2022/4239 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2022/4453
Karar No : 2022/4239

DAVACILAR: 1. … Odası (… Şubesi)
2. … Odası (… Şubesi)
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Başkanlığı

DAVANIN KONUSU : Ekli listede belirtilen taşınmazların ve üzerilerinde bulunan yapıların (varlıkların) özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararının Aydın ili, Kuşadası ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parselde bulunan taşınmaz yönünden iptali istenilmektedir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
10/07/2021 tarih ve 31537 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla, ekli listede belirtilen taşınmazların ve üzerilerinde bulunan yapıların (varlıkların) Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından değerlendirilmek üzere özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar verilmiştir. Anılan Cumhurbaşkanı kararının ekinde yer alan Taşınmaz Listesinin 4 no.lu satırında, Aydın ili, Kuşadası ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parselde yer alan mülkiyeti Sosyal Güvenlik Kurumu adına kayıtlı taşınmaz bulunmaktadır.
03/06/2022 tarih ve 31855 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan … tarih ve … sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla, özelleştirme kapsam ve programında bulunan dava konusu taşınmaza ilişkin “Ticaret-Turizm Alanı, Günübirlik Tesis Alanı, Trafo Alanı, Park ve Yol” kullanım kararları getirilmesine yönelik olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca hazırlanan ekli 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ile 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliğinin onaylanmasına karar verilmiştir.
Davacılar tarafından, 02/06/2022 tarih ve 5641 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararıyla onaylanan imar planı değişikliği ile bu işlemin dayanağı olduğu belirtilen dava konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararının iptali istemiyle aynı dilekçeyle dava açılmıştır. Danıştay Altıncı Dairesi’nin 21/09/2022 tarih ve E:2022/6741, K:2022/7848 sayılı kararıyla, “… imar planına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin Danıştay Altıncı Dairesi, dava konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının çözümlenme yerinin ise Danıştay Onüçüncü Dairesi olduğu görülmektedir. Bu durumda farklı Dairelerce çözümlenmesi gereken işlemlere karşı aynı dilekçe ile dava açılmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.” gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Bunun üzerine davacılar tarafından, imar planı değişikliğine ilişkin işlemden ayrı olarak, 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararının dava konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin kısmı yönünden iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. maddesinde, idarî davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı, dilekçelerde tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adreslerinin, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idarî işlemin yazılı bildirim tarihinin, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceği, dava dilekçelerinin ve bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağı; 14. maddesinin üçüncü fıkrasında, dava dilekçelerinin, görev ve yetki, idarî merci tecavüzü, ehliyet, idarî davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği; 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde ise, dilekçelerin 3. ve 5. maddelere uygun olmadıklarının tespiti hâlinde, yeniden dava açılmak üzere dilekçenin reddedileceği kurala bağlanmıştır.
Aktarılan kurallardan, dava dilekçelerinde, davanın konusunun açık ve kesin olarak belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılması gerektiği, bu şekilde düzenlenmeyen dilekçelerin yenilenmek üzere reddedileceği anlaşılmaktadır.
Yargılama hukukunun temel ilkelerinden biri taleple bağlılıktır. Bu ilke uyarınca iptali istenen idarî işlemle sınırlı olarak mahkemelerce inceleme yapılması gerekmekte olup, talebin incelemeye konu olabilecek nitelikte açık, belirli ve somut olması gerekmektedir.

Öte yandan, iptal davalarında, idarî işlemin tamamının iptali istenebileceği gibi, işlemin bölünebilir nitelikte olması kaydıyla, belirli kısımları yönünden sınırlı olarak iptalinin istenebilmesi de mümkündür. Ancak, her durumda iptali istenen idari işlemin tereddüte yol açmayacak şekilde açıkça belirtilmesi ve anılan işlemin davacının menfaatini nasıl etkilediğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Davacının, bir davayı açmakta hukukî yararı (menfaati) bulunmalıdır. Buna, hukukî korunma (himaye) ihtiyacı da denir. Yani, davacının mahkemeden hukukî korunma (himaye) istemesinde, korunmaya değer bir yararı olmalıdır. Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukukî bir yararının bulunması gerekir, yani, dava hakkı, hukukî yarar ile sınırlıdır. Davacı, iddiasının (davasının) dayanağı olan bütün vakıaların (olayların) sıra numarası altında açık özetlerini dava dilekçesine yazmalıdır. Bunlar dava dilekçesindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye elverişli bulunan vakıalardır. Hukukumuzda dava sebebi, davacının davasını dayandırmış olduğu vakıalardır (KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Şubat 2001, İstanbul, Cilt II, s. 1363-1364, 1588-1590).
Dosyanın incelenmesinden, dava dilekçesinin “Dava Konusu” ile “Sonuç ve İstem” başlıklı kısımlarında, ekli listede belirtilen taşınmazların ve üzerilerinde bulunan yapıların (varlıkların) özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararının Aydın ili, Kuşadası ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parselde bulunan taşınmaz yönünden iptalinin istenildiği, ancak dava dilekçesinin içeriği incelendiğinde vakıalar ve hukukî sebeplere ilişkin açıklamalar yapılırken sürekli ve tutarlı şekilde davanın konusundan “plan değişiklikleri” olarak bahsedildiği, “dava konusu 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliğinin kamu yararına, planlama esaslarına ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu” iddiaları ile bu iddialara ilişkin hukukî gerekçelendirmelere yer verildiği, dava dilekçesinin bütünündeki hukuka aykırılık iddialarının dava konusu taşınmaza ilişkin imar planı değişikliklerine yönelik olduğu, dilekçede taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir iddia ve gerekçelendirme bulunmadığı anlaşılmaktadır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun Ek 3. maddesi uyarınca, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun (Cumhurbaşkanı’nın) özelleştirme programına alınan arsa ve arazilere yönelik olarak yapılan imar planı ile değişikliklerini onaylama yetkisinin bulunduğu, buna göre, özelleştirme programına alınma işleminin söz konusu plan yapma yetkisinin dayanağı olduğu, özelleştirme programından çıkarılan veya özelleştirme programına alınmasına ilişkin işlemler yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan taşınmazlar yönünden özel statüleri gereğince Özelleştirme Yüksek Kurulu (Cumhurbaşkanı)’nca tesis edilmiş olan planlama işlemlerinin de hukukî dayanağının ortadan kalkmış olacağı, öte yandan, bunun tam tersinin söz konusu olmadığı, başka bir anlatımla Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun planlama yetkisi taşınmazın özelleştirme programına alınmasının bir nedeni değil sonucu olduğundan, özelleştirme programında bulunan taşınmazlara yönelik Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca hazırlanıp Cumhurbaşkanı’nca onaylanan imar planlarına veya değişikliklerine ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, planın veya değişikliklerin hukuka aykırı olduğu tespit edilse dahi yeniden plan yapma imkânı bulunduğu da göz önüne alındığında, anılan taşınmazların özelleştirme programına alınmasına herhangi bir engel teşkil etmeyeceği açıktır. Bu bağlamda, salt imar planlarında yapılan değişiklere yönelik olarak ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının, taşınmazın özelleştirme programına alınmasına ilişkin idarî işlemleri kusurlandırmayacağı ve bu işlemlere karşı açılan davanın hukukî sebebi olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, bakılan dava TMMOB Şehir Plancıları Odası (İzmir Şubesi) ve TMMOB Mimarlar Odası (İzmir Şubesi) tarafından açılmış olup dava dilekçesinde menfaat alâkasına ilişkin olarak her iki Oda yönünden ortak ve genel nitelikli açıklamalara yer verilmiştir.
6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 1. maddesinde, Türkiye sınırları içinde meslek ve sanatlarını icraya kanunen yetkili olup da meslekî faaliyette bulunan yüksek mühendis, yüksek mimar, mühendis ve mimarları teşkilatı içinde toplayan tüzel kişiliğe sahip Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) kurulduğu; 2. maddesinde, TMMOB’nin kuruluş amacının, “a) Bütün mühendis ve mimarları ihtisas kollarına ayırmak ve her kol için bir oda kurulmasına karar vermek, bu suretle aynı ihtisasa mensup meslek mensuplarını bir Odanın bünyesinde toplamak, merkezde idare heyeti, haysiyet divanı ve murakıplar gibi görevlilere yetecek kadar üyesi bulunmayan Odanın merkezini, Umumi Heyetin belirleyeceği yerde açmak, b) Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlâkını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak, c) Meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmî makamlarla iş birliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmek” olduğu, Birlik ve organlarının kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları belirtilmiştir.
TMMOB’nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 6235 sayılı Kanun’un kabulünden sonra 18-21 Ekim 1954 tarihleri arasında yapılan 1. Genel Kurulda TMMOB Tüzüğü kabul edilmiş ve Elektrik Mühendisleri, Gemi Mühendisleri, Harita ve Kadastro Mühendisleri, İnşaat Mühendisleri, Kimya Mühendisleri, Maden Mühendisleri, Makine Mühendisleri, Mimarlar, Orman Mühendisleri ve Ziraat Mühendisleri Odalarının kurulması kararlaştırılmıştır. 1968 yılında kurulan Şehir Plancıları Odası ise, bu Genel Kuruldan sonra kurulan Odalar arasında yer almaktadır.
TMMOB Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği’nin 6. maddesinde, Mimarlar Odasının amaçları, “a) Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak, b) Meslek onurunu ve üye haklarını korumak, c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak, d) Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak, e) Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak, f) Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek, g) Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmek” olarak düzenlenmiştir. TMMOB Şehir Plancıları Odası Ana Yönetmeliği’nin 6. maddesinde ise, Şehir Plancıları Odası’nın amaçları, “a) Ülke ve kamu çıkarları çerçevesinde şehir ve bölge planlaması mesleği ile ilgili bütün konularda mesleğin ve meslektaşların görev ve yetkilerini düzenlemek, b) Oda üyelerinin birbirleri ile ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak, meslek haklarına sahip çıkmak, kent planlama ve bilimini geliştirmek, c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak uygulama ve kuram alanında mesleğin gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinlikte bulunmak, d) Ülkenin ve kamunun çıkarlarının korunması doğrultusunda meslek alanına giren konularda doğal kaynakların ve kamusal varlıkların korunması ve geliştirilmesi, ülkenin sanatsal ve teknik gelişmesi için gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak, d) Şehir ve bölge planlama eğitiminin ve öğrenciliğin sorunlarını incelemek, diğer ülkelerde uygulanan modellerden de yararlanarak öneriler geliştirmek, geliştirilen modellerin gerçekleştirilmesi için girişimlerde bulunmak, bu konularda oluşturulacak öğretim elemanı ve öğrenci komisyonları (ya da kolları) ile etkinliklerde bulunmak.” olarak sayılmıştır. Anılan Yönetmeliklerin incelenmesinden, davacılardan Mimarlar Odası’nın üyelerinin mimarlık eğitimi veren kurumlardan mezun olanlar; Şehir Plancıları Odası’nın üyelerinin ise şehir plancısı, bölge plancısı, şehir ve bölge plancısı, kent plancısı lisans unvanı ile mezun olanlardan oluştukları anlaşılmaktadır.
TMMOB Mimarlar Odası ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin resmî internet sitelerinde yer alan bilgilere göre, Osmanlı Devleti döneminde kurulan Mühendishane-i Bahri-i Hümayun (1776), Topçu ve Mimar Mektebi olarak da anılan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (1795) ile Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi (1883) Türkiye’de modern anlamda mimarlık eğitiminin öncü okulları olarak kabul edilmektedir. Sanayi-i Nefise Mektebi, Cumhuriyet döneminde 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi, 1982 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, son olarak ise 2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını alarak varlığını sürdürmüştür.
TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre ise, Türkiye‘de lisans düzeyinde eğitim veren ilk şehir ve bölge planlama bölümü, 1961 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi bünyesinde kurulmuştur. Şehir planlama mesleğinin konusu, en genel anlamda, ülke düzeyinden yerel ölçeğe kadar her türlü yerleşmede fiziksel/mekansal gelişmelerin bir plan/düzen çerçevesinde biçimlenmesine katkıda bulunmak; şehir plancısı ise, planlı gelişmenin sağlanması için, yerleşmelerin değişiminde etkili olabilecek mekansal, sosyal, demografik, ekonomik ve teknik verilerle estetik, kültürel (tarihi-arkeolojik), doğal/ekolojik etmenleri birlikte değerlendirerek geleceğe yönelik amaç ve hedefleri koyan, uygulama araçlarını ve süreçlerini tanımlayan, karar vericilere alternatif öneriler oluşturan ve bunların uygulanmasında rol alan uzman olarak tanımlanmıştır.
Aktarılan bilgiler doğrultusunda, mimarlık ile bu disiplinden doğmakla beraber zaman içinde ayrılarak bağımsız bir disiplin niteliği kazanan şehir plancılığının birbirinden ayrı meslek disiplinleri olduğu, mimarlığın genel olarak yapıların belirli ölçü ve kurallara uygun olarak yapılması için proje hazırlanıp bunların gerçekleşmesini sağlamaya, şehir plancılığının ise özellikle şehirlerin planlı ve düzenli gelişmesinin sağlanması için plan ve projeler oluşturularak bunların uygulamaya geçirilmesini sağlamaya yönelik faaliyetleri konu aldığı, meslek mensuplarının farklı ihtisas kolları olma esasına dayalı olarak TMMOB bünyesinde farklı Odalar bünyesinde örgütlendikleri ve Odaların amaçlarının da kendi Ana Yönetmeliklerinde her iki meslek disiplinin kendine özgü karakterine uygun düşecek şekilde ayrı ayrı düzenlendiği görülmektedir.
Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde, davacılar tarafından, 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararının Aydın ili, Kuşadası ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parselde bulunan taşınmaz yönünden iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, ancak davanın sebepleri ile dayandığı delillerin, başka bir anlatımla, dava konusu Cumhurbaşkanı kararının hangi sebeple iptali gerektiğinin ve davacıların menfaatini ne şekilde etkilediğinin -farklı meslek disiplinlerine yönelik faaliyet gösteren davacı Odalar bakımından iki disiplin arasındaki farkı da ortaya koyacak şekilde- ayrı ayrı açıklanmadığı, bunun sonucu olarak davanın sebebinin ve konusunun açık bir şekilde ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, dava dilekçesinde 09/07/2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararının Aydın ili, Kuşadası ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parselde bulunan taşınmaz yönünden iptali istenildiğinden, işbu karar üzerine noksanları tamamlandıktan sonra 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun şekilde düzenlenecek dilekçeyle yeniden dava açılması hâlinde, yeniden düzenlenen dava dilekçesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın yanında Cumhurbaşkanlığı’nın da hasım mevkiinde gösterilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, dava dilekçesi bu hâliyle 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun bulunmadığından, dava konusu Cumhurbaşkanı kararının hangi sebeple iptalinin istenildiği ve davacı Odaların menfaatini ayrı ayrı ne şekilde etkilediği hususlarının nedenleriyle birlikte açıklanmak suretiyle, davanın konusunu ve sebeplerini tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça ortaya koyacak şekilde düzenlenen dilekçeyle yeniden dava açılması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-d maddesi uyarınca, bu kararın tebliğinden itibaren 30 (otuz) gün içinde 3. maddeye uygun şekilde düzenlenerek noksanları tamamlandıktan sonra dilekçe ret kararını veren yargı yeri sıfatıyla Danıştay’da yeniden dava açmakta serbest olmak üzere DİLEKÇENİN REDDİNE,
2. Aynı Kanun’un 15/5 maddesi hükmüne göre dilekçenin reddi üzerine yeniden verilecek dilekçede aynı yanlışlık yapıldığı takdirde davanın reddedileceğinin davacılara tebliğine,
3. Davanın yenilenmesi hâlinde yeniden harç alınmamasına,
4. Davanın yenilenmemesi durumunda kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcı ile posta gideri avansından artan miktarın davacılara iadesine, 15/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.