Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/627 E. , 2022/3637 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/627
Karar No:2022/3637
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sanayi Ticaret A.Ş.
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Rekabet Kurumu (Kurum) tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacıya “09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, 2009 Beyaz Et Kararı’nda da rekabete aykırı anlaşmanın tarafı olduğunun tespit edildiğinden” bahisle 30.518.617,48-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dava konusu Kurul kararında özetle, piliç eti pazarında faaliyet gösteren teşebbüslerin … Derneği (…) toplantıları ile Ege Bölgesi entegreler toplantılarında sıklıkla bir araya geldikleri, bu toplantılarda tıbbi ürün kullanımları, piliç eti sektörünün tanıtım faaliyetleri, bakanlıklarla yapılan görüşmeler, kuş gribi gibi sektörün genelini ilgilendiren konularda, bilgi alışverişinde bulunulduğu gibi ilgili pazardaki fiyatlandırma, güncel stok durumları, üretim miktarı ve ihracat hacmi gibi verilerin de ele alındığının tespit edildiği, … yönetim kurulunun düzenli olarak toplandığı, bazı toplantıların Genişletilmiş Yönetim Kurulu Toplantısı adı altında daha çok katılımcı ile gerçekleştirildiği, bu toplantıların önünde veya sonunda iletişim toplantıları yapıldığı, Tablo 15’te 2016 ve 2017 yıllarında yapıldığı tespit edilen toplantı tarihleri ve katılımcı listesine yer verildiği, bu toplantılara … ve Tekstil Sanayi A.Ş. (…), … Yem Sanayi A.Ş. (…), … Üretim Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. (CP), … Tavuk Üretim Pazarlama ve Ticaret A.Ş. (…) ve …Sanayi A.Ş.’nin (…) yetkililerinin aktif olarak katıldığı, bütün pilice yönelik fiyatlama kararlarının … toplantılarına konu olduğu, rakiplerle fiyatlar konusunda görüşme yapıldığı, belgelerde sözü edilen artışların ise piyasaya yansıdığının görüldüğü, ilk olarak piliç fiyatlarının rakipler arasında yapılan görüşmelere konu olduğunu gösteren belgelere ve bunlar hakkında yapılan değerlendirmelere yer veren Kurul, ardından belgelerde yer alan ifadelerin ilgili pazardaki verilerle uyuşup uyuşmadığı konusunda tespitlerde bulunduğu, belgelere yansıyan bütün piliç fiyat artış kararlarının anılan tarihlerden önceki ve sonraki fiyat listelerine nasıl yansıdığının her bir teşebbüs için Tablo 17’de gösterildiği, “Fiyatlar Konusunda Teşebbüsler Arası İletişim Bulunduğunu Gösteren Belgeler” başlığı altında belgelere değinilerek değerlendirmelerde bulunulduğu, öncelikle yerinde incelemelerde elde edilen birçok belgenin piliç eti pazarındaki teşebbüslerin rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiğini gösterdiği, geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olabildiğinin ve pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin, rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiğinin anlaşıldığı belirtilerek, doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listelerinin teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarını tüm piyasa için şeffaf hale getirdiğinin vurgulandığı, teşebbüslerin, yem ve ithal edilen girdilerin fiyatlarındaki artış nedeniyle fiyat artışı yaşandığı savunmasına karşılık olarak, “bu artış kararlarının teşebbüslerin bireysel kararları ile değil yukarıda ifade edildiği gibi şeffaf hale gelen fıyatlama davranışları nedeniyle uyumlu eylem ile gerçekleştiğinin” anlaşıldığı, BESD-BİR toplantılarının teşebbüslerin fiyatlama stratejisini yakından ilgilendiren stok bilgilerinin yanı sıra fiyat artışlarının da rakiplerle konuşulduğunu gösterdiği, elde edilen belgelerden ayrıca bütün piliç fiyatlarının yanı sıra parça piliç eti fiyatlarının da teşebbüsler arası iletişime konu edildiğine işaret edildiği, fiyatlar konusunda teşebbüsler arası iletişim bulunduğunu gösteren … (…), … (… ile bununla ilintili … ve …) ve … (…) tarihli belgelerin ait olduğu tarihlerden önceki ve sonraki fiyat listelerinde yer alan bütün piliç fiyatlarının Tablo 17’de listelendiği, kararda Tablo 17’ye ilişkin olarak, tablodan dosya kapsamındaki teşebbüslerin istisnalar hariç olmak üzere fiyat listesi değişikliklerini bir iki gün arayla yapmış oldukları ve bu durumun tesadüfen olmadığının görüldüğü, … başkan yardımcısı tarafından … eski başkanına gönderilen e-postada … tarihli … toplantısı hakkında ayrıntılı bilgilere yer verildiği, söz konusu e-postada ifade edilen zam oranlarının 15/07/2016 tarihinde yapılan … toplantısı sonrasında piliç eti üreticileri tarafından ilan edilen ileri tarihli fiyat listelerine yansıdığı, yerinde yapılan incelemelerde elde edilen birçok belgede piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerinin fiyat listelerine daha uygulanmadan önce sahip olabildiğinin ve bu listelerdeki değişikliklere göre yeni fiyat listelerini belirlediklerinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığı değerlendirmesinde bulunulduğu, Ege Bölgesi entegreler toplantılarına gelince, yerinde incelemelerde elde edilen bilgilerden, Ege Bölgesi’nde faaliyet gösteren entegre piliç eti üreticilerinin (…, …, …, …, … ve …) “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” kapsamında bir araya geldiklerinin anlaşıldığı, söz konusu toplantıların tarihleri, yapıldığı yerler ile katılımcılara Tablo 16’da yer verildiği, firmaların “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde üretime dair ayrıntılı bilgileri rakipleriyle paylaştığının anlaşıldığı, toplantıların biyogüvenlik çalışmaları için yapılmış olma ihtimalinin yüksek olduğu, ancak aynı çatı altında bilgi değişimine de zemin hazırlandığı, paylaşılan bu bilgilerin rekabete duyarlı hassas bilgiler olduğu, piliç eti pazarında rekabetçi belirsizlikleri ortadan kaldıran bilgilerin rakiplerin fıyatlama davranışlarının öğrenilmesine imkan verdiği ve rakiplerin kısa vadeli stok durumları hakkında bilgi verdiği göz önünde bulundurularak, elde edilen belgelerden “güncel ve ileri tarihli fiyat listeleri, zam miktarları, müşterilere uygulanacak prim ve iskonto oranları”; teşebbüslerin üretim stratejileri ile planlarını ortaya koyması bakımından “damızlık ve civciv giriş sayıları”; teşebbüslerin güncel üretim bilgilerinin hesabına imkan vermesi nedeniyle “piliç kesim adetleri” ile kısa sürede satılması gerektiği için rakiplerce bilinmesinin satış stratejilerine etki edecek “teşebbüslere ait stok durumları, üretim bilgileri, kapasite kullanım oranları, kesim yaşı, ortalama kesim ağırlığı, yem dönüşüm oranı, civciv ölüm oranı, avrupa verimlilik endeksi ve pilicin bir günde kazandığı ortalama ağırlık” verilerinin rekabete duyarlı hassas bilgiler olduğu kanısına varılarak, davacı şirketin de aralarında bulunduğu 9 şirkete fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve/veya Ege Bölgesinde arzın kontrolüne ilişkin bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanunun 4. maddesini ihlâl etmeleri nedeniyle, BESD-BİR’in de, rekabeti kısıtlayıcı davranışları kolaylaştırıcı eylemleri ile 4054 sayılı Kanunun 4. maddesini ihlâl ettiğinden bahisle anılan Kanunun 16. maddesi gereğince idari para cezası uygulanmasına karar verildiği;
Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, piliç eti üretimi alanında faaliyet gösteren teşebbüsler hakkında ön araştırma yapılmasına karar verilmesi üzerine, yapılan inceleme sonucunda düzenlenen Ön Araştırma Raporu’nun, Kurul’un 19/07/2017 tarihli toplantısında görüşüldüğü, rekabetin ihlâl edilip edilmediğinin tespiti amacıyla 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına karar verildiği, soruşturma sonucunda hazırlanan … tarih ve … sayılı Soruşturma Raporu kapsamında toplanan ve yerinde yapılan incelemelerde elde edilen bilgi ve belgelere dayalı olarak dava konusu işlemin tesis edildiği, davacı şirket tarafından, dava konusu işlemin eksik ve yetersiz inceleme sonucunda tesis edildiği, savunma hakkının kısıtlandığı, idari para cezasının tespitinde yanlış ciro esas alındığı, sadece piliç eti pazarının esas alınması gerektiği, fiyat analizlerinin yeterli düzeyde yapılmadığı, ceza verilirken tekerrür hükümlerinin yanlış uygulandığı, bu sebeple işleminde hukuka aykırı olduğu, uyumlu eylemin mevcut olmadığı iddiaları ileri sürülmüş ise de, davacının bu iddialarını destekler nitelikte dosya kapsamında bilgi ve belge sunulmadığı, kaldı ki, davalı idarece dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, yeterli fiyat analizlerinin yapıldığı, etkin ve yeterli düzeyde incelemenin gerçekleştirildiği, elde edilen bilgi, belge ve deliller ışığında tablo ve grafiklere yer verilerek teşebbüsler arasındaki uyumlu eylem birlikteliğinin tüm boyutlarıyla ortaya konulduğu, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde, ihlâli gerçekleştiren teşebbüsün yıllık gayri safi geliri üzerinden idarî para cezası verileceği belirtilmekte olup, bu hususta yurt içi/yurt dışı gelir ya da ilgili ürün pazarından elde edilen gelir bakımından bir ayrıma gidilmediği, teşebbüslerin nihai karar tarihine en yakın malî yıl sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirleri üzerinden para cezası verilebileceği, davacı şirketin savunma hakkını kısıtlayacak nitelikte herhangi bir eylem ve işlemin mevcut olmadığı, sözlü savunma hakkının tanındığı ve belgelere erişim hakkının bulunduğu, tekerrüre esas eylem ve cezaların takdirde ağırlaştırıcı neden olduğu ve tekerrüre esas alınabilmesi için yargı sürecinin tamamlanıp kararın kesinleşmesinin gerekli olmadığı, uyuşmazlık konusu Kurul Kararına konu eylemlerin başlangıç tarihinin 2015 yılı olduğu, bu tarihten itibaren geriye doğru son sekiz yıllık süre içerisinde davacı şirket hakkında verilmiş ihlâl tespiti içeren bir Kurul Kararının mevcut olduğu dikkate alındığında, tekerrür hükümlerinin uygulanarak cezanın artırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 11/12/2019 tarih ve E:2015/3353, K:2019/4244 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacı şirketin ve aynı piyasada faaliyet gösteren diğer şirketlerin yaptığı uygulamaların uyumlu eylem niteliğinde olduğunun sabit olduğu ve davacı şirketin aksi yöndeki iddialarının dayanaksız bulunduğu, mevcut tüm deliller bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle idari para cezası verildiği anlaşıldığından, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiğinden bahisle davacı şirkete 30.518.617,48.-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu kararın gerekçeli olmadığı, tekerrür hükümlerinin uygulanmasında hukuka uygunluk bulunmadığı, cezaya esas tutarın hesaplanmasında yurtdışı cirosunun ve ihlâl iddialarıyla alakası olmayan pazardan elde edilen cironun da hesaba katılmasının hukuka aykırı olduğu, savunma haklarının kısıtlandığı, delillerin bütüncül ve teşebbüsler özelinde değerlendirme yapılmaksızın ihlâle dayanak alınmasının hukuka aykırı olduğu, idari para cezasına dayanak fiillerin ispatlanamadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Rekabet Kurumu’na, “piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettikleri” iddiasıyla yapılan başvuru üzerine, aralarında davacının da bulunduğu teşebbüsler hakkında önaraştırma yapılmasına ve elde edilen deliller üzerine de soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
İnceleme sürecinde teşebbüslerde gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen bir çok belgeden, teşebbüs birliği niteliğinde olan …. Derneği (…) Yönetim Toplantıları vasıtasıyla piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiği, geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olduğu, pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiği doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listelerinin, teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarının tüm piyasa için şeffaf hale getirdiği tespit edilmiştir.
Bu kapsamda dava konusu Kurul kararında; … tarihli …, … tarihli … Toplantısı Hakkındaki …, … tarihli …’den ve bu belgelere dayanılarak hazırlanan iktisadî analizlerden … Yönetiminde yer alan ve toplantılara katılan, … Yem-Soya ve Tekstil Sanayi A.Ş. (…), … Yem Sanayi A.Ş. (…), …. Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Sanayi ve Ticaret A.Ş. (…), … Pazarlama ve Ticaret A.Ş. (…) ve … A.Ş.’nin (…) toplantılarda bütün piliç fiyatlarını görüştüğü, bütün piliç fiyatlarında yapılacak artışın teşebbüsler arasındaki görüşmelere konu olduğu, söz konusu belgelerin bütün piliç fiyatlarının rakipler arasında konuşulduğunu gösteren iletişim delilleri olarak değerlendirilerek, fiyat hareketlerinin analiz edilmesi sonucunda belgelerde sözü edilen zam oranı ile fiyat geçiş tarihlerinin piyasada gerçekleşen fiyat hareketleri ile örtüştüğünün tespitlerle ortaya konulduğu ifade edilerek anılan altı teşebbüsün 09/03/2016–23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlediğinden bahisle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılmıştır.
Bununla beraber dava konusu Kurul kararında yer verilen belgelerden; …, …, .., … Ticaret ve Sanayi A.Ş. (…), … Ürünleri Ticaret Sanayi A.Ş. (…) ve … Tavukçuluk ve … Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin (…) “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde üretime dair ayrıntılı bilgilerini rakipleriyle paylaştığının anlaşıldığı (…), gerçekleştirilen toplantıların konuları arasında “üreticiden kesilecek sarım ücreti ve diğer kesintiler, Ege Bölgesi’nin toplam broiler kapasitesinin tespiti, firmaların 2016 yılındaki maksimum kesim adetleri, verilen fason ücretler” gibi başlıkların sayıldığı, … ekinde yer alan MS Excel dosyasında Nisan 2016 ile Ekim 2016 dönemindeki her bir ay için …., …, …, …, … ve …’nin günlük piliç kesim adedi, haftalık civciv giriş adedi, ortalama kesim ağırlığı, yem dönüşüm oranı, civciv ölüm oranı, piliç kesim yaşı (gün) ve Avrupa Verimlilik Endeksi (EEF/EPEF) değeri bilgilerinin yer aldığı, tablonun devamında, teşebbüslerin maliyetlerine ilişkin verilerin yer aldığı, belgelerde adı geçen teşebbüslerce Nisan 2016’da başlatılan veri takibinin Mayıs 2017’ye kadar devam ettiğini gösterdiği anlaşılmaktadır.
Bu belgeler çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” kapsamında rakip teşebbüsler arasında paylaşılan bilgilerin anılan teşebbüslerin rakiplerinin üretim miktarları ve maliyet yapıları üzerine ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu ve söz konusu bilgilerin rakipler arasında rekabete hassas bilgi paylaşımının düzenli olarak gerçekleştirildiğini gösterdiği, söz konusu bilgilerden rakip teşebbüslerin piliç eti üretim miktarlarını ve birim maliyetlerini yüksek kesinlikle hesaplamanın mümkün olduğu, aynı teşebbüslerin rakiplerinin güncel ve ileri tarihli fiyat listelerine de kolaylıkla erişebildiği göz önünde bulundurulduğunda söz konusu teşebbüsler arasında rekabetçi belirsizlik doğuran hiçbir bilginin kalmadığı, elde edilen belgelerin birçoğunda “civciv girişi” ifadesinin kümeslerde yetiştirilmeye başlayan civciv sayısını ifade etmek için kullanıldığı görülmekle beraber “ortak bölgelerde civciv girişlerinin birbirlerine yaklaştırılması” şeklindeki ifadenin teşebbüslerce açıklandığı gibi “biyogüvenlik amacıyla civciv giriş tarihlerinin birbirine yaklaştırılması” şeklinde anlaşılmasının da mümkün olduğu, dolayısıyla teşebbüslerin bu çerçevede yaptığı savunmaların kabul edilmesi gerektiği, ancak, söz konusu toplantılara katılan teşebbüslerin rakipleri ile üretim verimliliği ve biyogüvenlik ile alakalı verileri paylaştığı görülmekle birlikte civciv giriş sayılarını ve piliç kesim miktarlarını da paylaştığının belgelerden açıkça anlaşıldığı, yalnızca verimliliğe dair verilerin paylaşılmış olmasının herhangi bir rekabetçi endişe ortaya çıkaracak nitelikte değilken bu verilere civciv giriş sayılarının ve piliç kesim sayılarının da eklenmesinin verileri paylaşan teşebbüslerin rakiplerinin üretim planlamalarını ayrıntıları ile hesaplayabilmesine imkân verdiği, bu verilerin teşebbüslerin üretim müdürleri ve teknik personelleri arasında paylaşılıp satış ve pazarlama bölümlerine iletilmediği, bu nedenle rekabete aykırı olmadığı yönündeki savunmaların ise kabul edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirmeleri sonucunda Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları kapsamında …, …, …, …, …. ve …’nun 29/03/2016–23/05/2017 tarihleri arasında Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılmıştır.
Bununla birlikte; … tarih ve … sayılı Kurul kararıyla piliç eti sektörüne ilişkin yürütülen soruşturma neticesinde …, …, …, …, …, …, … Gıda San. ve Tic. A.Ş. – … San. ve Tic. A.Ş. ve …’e 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâli nedeniyle idari para cezası verildiğinden, …, …, …, …, …, … ve …’e ”Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Hâlinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in (Yönetmelik) tekerrür hükmünün uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak dava konusu Kurul kararıyla davacı hakkında; “09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, 2009 Beyaz Et Kararı’nda da rekabete aykırı anlaşmanın tarafı olduğunun tespit edildiğinden” bahisle ve ihlâlin bir yıldan uzun beş yıldan kısa sürdüğü tespit edildiğinden temel para cezasına esas oran olarak belirlenen %0,5 oranı yarısı kadar artırılarak %0,75 oranına ulaşıldığı, tekerrür hükmü dikkate alınarak, temel para cezası yarısı oranında artırılması sonucunda 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirlerinin takdiren %1,125 oranı üzerinden idari para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (Kanun) 4. maddesinin; birinci fıkrasında, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasak olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise, “Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.
Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrasında, Kanunun 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği; aynı maddenin beşinci fıkrasında, Kurulun, üçüncü fıkraya göre para cezasına karar verirken, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlâlin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlâlin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağı; son fıkrasında ise, para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususların, Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği kurala bağlanmış; Kanun’un 27. maddesinde de Kurula, Kanun’un uygulanması ile ilgili olarak tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisi verilmiştir.
Anılan kurallar doğrultusunda, Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ve teşebbüs birlikleri ile bunların yönetici ve çalışanlarına, Kanun’un 16. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca verilecek para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek üzere, ceza yönetmeliği niteliğindeki ”Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Hâlinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” (Yönetmelik) çıkarılmıştır.
Yönetmeliğin “Temel para cezaları” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, “Temel para cezası hesaplanırken, Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin; a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, b) Diğer ihlâller için, binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oran esas alınır.” kuralı yer almıştır. Yönetmelik’in 6. maddesi kapsamında temel para cezasının ağırlaştırılmasını gerektiren haller düzenlenmiş, birinci fıkrasının (a) bendinde ağırlaştırıcı hallerden ihlâlin tekerrürü halinde temel para cezasının yarısından bir katına kadar artırılacağı kurala bağlanmıştır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesiyle Kanun’un genel niteliğine vurgu yapılmış; “İdarî para cezası” başlıklı 17. maddesinin ikinci fıkrasında, “İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur” kuralına yer verilmiş; 20. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl olarak belirlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu Kurul kararı incelendiğinde davacı hakkında idari para cezasının 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında teşebbüslerin fiyat düzeyini birlikte belirledikleri ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulundukları gerekçesiyle verildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararı, davacıya isnat edilen 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirleme fiili yönünden incelendiğinde; Kurul kararında yer verilen … tarihli …, … tarihli … Toplantısı Hakkındaki …, … tarihli …’den ve bu belgelere dayanılarak hazırlanan iktisadî analizlerden aralarında davacının da bulunduğu … Yönetiminde yer alan ve toplantılara katılan, teşebbüslerin bütün piliç fiyatlarını görüştüğü, bütün piliç fiyatlarında yapılacak artışın teşebbüsler arasındaki görüşmelere konu olduğu, söz konusu belgelerin bütün piliç fiyatlarının rakipler arasında konuşulduğunu gösteren iletişim delilleri olarak değerlendirilerek, fiyat hareketlerinin analiz edilmesi sonucunda belgelerde sözü edilen zam oranı ile fiyat geçiş tarihlerinin piyasada gerçekleşen fiyat hareketleri ile örtüştüğünün ortaya konulduğu anlaşıldığından dava konusu Kurul kararının bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararı, davacıya isnat edilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği iddiası yönünden incelendiğinde ise, …,…,…,…,… ve …’nun “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” çerçevesinde bir araya geldiği, Kurul kararında rakipler arasında gerçekleşen bu toplantıların ve bilgi paylaşımının bir kısmının soruşturmaya taraf teşebbüslerce biyogüvenlik amacıyla paylaşıldığının ifade edildiği, bununla birlikte paylaşılan bilgilerin geçmiş tarihli olduğu ve doğrudan fiyat veya fiyata ilişkin strateji olmadığının anlaşıldığı, bir takım verilerin ise teşebbüsler bakımından rekabete hassas nitelikte olabileceği, ancak, dava konusu Kurul kararında, söz konusu toplantıların ve paylaşılan bilgilerin rekabet ihlâli amacıyla yapıldığı yönünde açık bir tespitin veya elde edilen delillerde bu anlama gelecek bir ifadenin bulunmadığı, hakkında yaptırım uygulanan teşebbüsler bakımından bir anlaşmanın mevcudiyetinden de bahsedilmediği, soruşturma kapsamında piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik gösterdiğinin ortaya konulması gerektiği, bu kapsamda, ihlâle taraf olduğu değerlendirilen teşebbüslerin pazar davranışları, yakın tarihli veya eş zamanlı fiyat artışları gibi verilerin ihlâl tespiti kapsamında dava konusu Kurul kararında iktisadi delil olarak yer alması gerekirken, bu yönde bir çalışmanın “Ege Bölgesi Entegreler Toplantıları” başlıklı bölümde yer almadığı, somut olayda, elde edilen bilgi paylaşımına ilişkin delillerin ekonomik delil ve/veya verilerle desteklenmesi gerekirken, bu yöndeki verilerin kararın ilgili kısmında yer almadığı görüldüğünden davacıya yöneltilen iki fiilin birinde ihlâlin dayanağı olması bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı diğeri yönünden ise Kurul kararının eksik incelemeye dayandığı sonucuna varılmıştır.
Bir idarî işlemin birden fazla belirleyici sebebe dayanması durumunda, bu sebeplerden birinin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesinin işlemin hukuka aykırı olması sonucu doğurup doğurmayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda yapılan incelemede; davacıya Kurul kararında yer verilen iki isnat yönünden de savunma hakkı tanındığı ve dava aşamasında âdil yargılanma hakkı kapsamındaki tüm güvencelerin temin edildiği anlaşılmakta olup hukuka uygun olan sebebin; dava konusu Kurul kararının alınmasına tek başına dayanak teşkil edip etmeyeceğinin idarî para cezası oranının hesaplanmasına ilişkin uygulama bakımından ele alınması önem arz etmektedir.
Davacının rakip teşebbüslerle uyumlu eylemde bulunarak fiyat düzeyini birlikte belirlediğinin sabit olduğu, bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, aynı Kanun’un 16. maddesi uyarınca hakkında idarî para cezası uygulanması gerektiği, temel para cezasının tespitine ilişkin hususların belirlendiği Yönetmeliğin 5. maddesinin ilk fıkrasında, temel para cezasının belirlenmesi bakımından “karteller” ve “diğer ihlaller” şeklinde bir ayrım yapıldığı, davacının fiilinin “diğer ihlaller” kapsamında olduğu, Yönetmelikte belirtilen en alt ceza sınırı olan %0,5 oranının temel ceza olarak belirlenmesi hâlinde, ihlâlin 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında geçekleşmesi nedeniyle ihlâlin süresi nedeniyle temel cezanın yarısı kadar artırılarak %0,75 oranına ulaşıldığı, tekerrür hükmü dikkate alınarak, temel para cezasının yarısı oranında artırılması sonucunda 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri sâfî gelirlerinin %1,125’i oranında idarî para cezası uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararında da davacı hakkında 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirlerinin takdiren %1,125’i oranında idarî para cezası uygulanmasına karar verildiği, bu itibarla, davacıya isnat edilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiği tespitinin dava konusu Kurul kararının sonucunu etkileyecek bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Başka bir anlatımla, dava konusu Kurul kararında idarî para cezasının dayanağı olarak gösterilen Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunma fiili yönünden hukuka uygunluk bulunmamakla beraber, 09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini rakiplerle birlikte belirleme fiilinin de tek başına, en az 2018 yılı sonunda oluşan yıllık gayri safî gelirlerinin %1,125’i oranında idarî para cezası uygulanmasını gerektirmesi sebebiyle dava konusu Kurul kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davacının “dava konusu işlemin eksik ve yetersiz inceleme sonucunda tesis edildiği, savunma hakkının kısıtlandığı, idari para cezasının tespitinde yanlış ciro esas alındığı, sadece piliç eti pazarının esas alınması gerektiği, fiyat analizlerinin yeterli düzeyde yapılmadığı, ceza verilirken tekerrür hükümlerinin yanlış uygulandığı, bu sebeple işlemin hukuka aykırı olduğu, uyumlu eylemin mevcut olmadığı” yönündeki iddialarının İdare Mahkemesi kararında karşılandığı anlaşıldığından anılan iddiaların da dava konusu Kurul kararını kusurlandıracak nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; 4054 sayılı Kanunun 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varılarak davacı şirkete idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararının bu kısmında hukuka aykırılık, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’ne gönderilmesini teminen dosyanın …. İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine, 12/10/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dava; Rekabet Kurumu tarafından piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Kanunu ihlâl ettikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma neticesinde, davacının “09/03/2016 – 23/05/2017 tarihleri arasında fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve Ege Bölgesinde arzın kontrolüne yönelik bilgi paylaşımında bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği, 2009 Beyaz Et Kararı’nda da rekabete aykırı anlaşmanın tarafı olduğunun tespit edildiğinden” bahisle 30.518.617,48-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu idari para cezasına ilişkin olan Kurul kararı alındıktan sonra 24/06/2020 tarih ve 31165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüde ve uzlaşmaya ilişkin düzenlemeler getirilmiş olup, söz konusu düzenlemelerin davacının lehine olduğundan bahisle bu davada uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişiklikler ile, yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde Kanun’un 4. veya 6. maddesi kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabileceği, Kurul’un söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hâle getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebileceği, rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlallerle ilgili olarak taahhütün kabul edilmeyeceği; soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul’un, ilgililerin talebi üzerine veya re’sen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlâlin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabileceği, Kurul’un, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği, uzlaşma usulü sonucunda idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği düzenlenmiştir.
Öncelikle, söz konusu düzenlemelerin dava konusu uyuşmazlık bakımından davacının lehine olup olmadığı tespit edilmelidir. Dava konusu olay bakımından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yaptığı atıf nedeniyle uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve dolayısıyla 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasına göre, “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi” gerektiğinden, dava konusu olayda davacıya idari para cezası verildiği, ancak davacı tarafından verilecek taahhüdün kabul edilmesi hâlinde hakkında herhangi bir para cezasına hükmedilmeyeceği, uzlaşma sürecinin işletilmesi hâlinde ise davacıya verilecek idari para cezasından yüzde yirmi beş oranında indirim yapılabileceği dikkate alındığında, dava konusu uyuşmazlık bakımından 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yapılan değişikliklerin davacının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamakatadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında “Kimse, … kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”; 3. fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” ifadesine yer verilmek suretiyle suç ve cezaların kanuniliği prensibi benimsenmiştir. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ve temelde hukuk devleti ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, buna ilişkin kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir. Bununla birlikte, kabahat olduğunda tereddüt bulunmayan, 4054 sayılı Kanun’da düzenlenen idari para cezasının “cezai” nitelikte olup olmadığı ve anılan prensibe tâbi olup olmadığı incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hususun tartışıldığı ve bunların cezai nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 11/06/2009 tarih ve E.2007/115, K.2009/80 sayılı kararı, 17/6/2020 tarihli … Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti., Başvuru No: 2016/8342 kararı)
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiiller dolayısıyla keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 15/04/2014 tarihli Karlis A.Ş., Başvuru No: 2013/849 kararı)
Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’da teminat altına alınan suçta ve cezada kanunilik ile hukuk devleti ilkesi çerçevesinde anayasal bir zorunluluk olduğu, buna göre suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise hâkimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiği, kanun koyucunun bu ilkenin hilafına bir düzenleme yapamayacağı, nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 11/04/2019 tarih ve E.2019/9, K.2019/27 sayılı kararının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde taahhüt müessesinin uygulanması için “yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinden”; uzlaşma müessesi için “soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği” gibi zaman bakımından uygulamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmişse de, hukuka uygun ve anayasal ilkeler çerçevesinde yorumlandığında, söz konusu düzenlemelerin; Kanun yürürlüğe girdikten sonraki süreçte ortaya çıkan ihlâl iddiaları ve bunların soruşturulmasına ilişkin sürece ilişkin olduğu, yoksa anılan ifadelerle, evrensel bir hukuk kaidesi olan lehe kanunun, geçmişe etkili olarak uygulanmasının herhangi bir suretle engellenmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Aksi bir yorumun, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan içtihatlarına ve hukuka aykırı olacağı düşünülmektedir.
Bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerde taahhüt ve uzlaşmayı kabul edip etmemekte Kurula takdir yetkisi tanınmış olup, Kurulun lehe düzenleme niteliğinde olan kuralları dava konusu uyuşmazlığa uygulama noktasında takdir yetkisini kullanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptaline ihtiyaç bulunmaktadır. Aksi bir yaklaşımın, idari yargı yetkisinin, idarenin takdir hakkını kullanmasına engel olabileceği değerlendirilmektedir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesine eklenen düzenlemeler uyarınca taahhüt ve uzlaşma müesseselerinin, lehe kanun niteliği taşıdığından, davacıya da uygulanması gerektiğinden, davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi kararının, bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.