Danıştay Kararı 3. Daire 2019/4689 E. 2022/3801 K. 13.10.2022 T.

Danıştay 3. Daire Başkanlığı         2019/4689 E.  ,  2022/3801 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/4689
Karar No : 2022/3801

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının, bir dönem ortağı olduğu … Otomotiv ve Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden alınamayan 2005 ila 2009 yıllarının muhtelif dönemlerine ait kamu alacağı ile kendisinin asıl borçlusu olduğu 2006 yılına ait gelir vergisi ve fer’ilerinin tahsili amacıyla maaşına uygulanan haczin kaldırılması istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Hisselerini 04/06/2008 tarihinde devrederek ortaklıktan ayrılan davacının bu tarihten sonraki dönem borçlarından sorumlu tutulamayacağı, kamu alacağının asıl borçlusu şirket adına 2005 yılının Ağustos ila Kasım; 2007 yılının Şubat, Nisan ve Mayıs dönemlerine ilişkin olarak re’sen salınan katma değer vergisi ile 2005 yılına ait kurumlar vergisi, aynı yılın tüm dönemlerine için salınan geçici vergiler, 2006 yılının Nisan dönemine ait gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmı ile belirtilen vergilere ilişkin olarak tekerrür hükümleri gereğince artırılarak kesilen üç kat vergi ziyaı cezalarına ilişkin kısmına karşı açılan davalarda yapılan yargılamalar sonucunda vergi ziyaı cezasının tekerrüre ilişkin kısımlarının kaldırıldığı hususunun davalı idarece dikkate alınmadığı, davacının asıl borçlusu olduğu 2006 yılına ait gelir vergisi ve fer’ilerinin tahsili amacıyla adına düzenlenen ödeme emrinin dosyaya sunulmadığı dikkate alındığında, sözü edilen alacağın usulüne uygun biçimde tebliğ edilerek haciz aşamasına geldiğinin idarece ortaya konulduğundan söz edilemeyeceği, değinilen kısımlar dışındaki kamu alacağının ise usulüne uygun olarak kesinleşerek haczedilebilir aşamaya geldiği gerekçesiyle dava konusu haczin; 04/06/2008 tarihinden sonraki dönem borçları ile asıl borçlu şirket adına belirtilen dönemler için salınan vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezalarının tekerrüre isabet kısımları ve davacının asıl borçlusu olduğu 2006 yılına ait gelir vergisi ve fer’ilerinden kaynaklanan kısmı kaldırılmış, kalan kamu alacağından kaynaklanan kısım yönünden ise dava reddedilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesine 06/06/2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5766 sayılı Kanun’la eklenen fıkra hükmü ile limited şirket ortağının şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacaklarının öngörüldüğü, limited şirket ortaklarının şirketteki hisselerini devretmiş olsalar dahi şirketin ödenmemiş vergi borçlarından dolayı 06/06/2008 tarihinden sonraki dönemler için şirket hisselerini devralan ortakla birlikte müteselsilen sorumlu olacakları, 06/06/2008 tarihinden önceki dönemlere ait vergi borçları bakımından hisseleri devretmeleri neticesinde sorumluluklarının sona ereceği, olayda, ortaklık payını 06/06/2008 tarihinden önce 04/06/2008 tarihinde devreden davacının, söz konusu şirketin ortaklık payının devri öncesi ve sonrasına ait borçlarından sorumlu tutulmasına yasal olanak bulunmadığından, maaşına uygulanan hacizde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle davacı istinaf istemi kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararının davanın reddine ilişkin hüküm fıkrası kaldırıldıktan sonra dava konusu haciz kaldırılmış, davalı idare istinaf başvurusu ise belirtilen gerekçeyle reddedilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacının şahsi borcuna ilişkin olarak düzenlenen ödeme emrinin, 6552 sayılı Yasadan faydalanılarak ödeme yapılması nedeniyle 30/10/2017 takipten kaldırıldığı, şirket borçlarından dolayı davacı adına tanzim edilen ödeme emirleri ve haciz varakaları 2011 ve 2012 yıllarında düzenlendiğinden tekerrüre ilişkin kısımların yer aldığı ancak 2014 yılında mahkeme kararları gereğince gerekli düzeltmelerin yapıldığı ve davacının bu yönlerden takip edilmediği dolayısıyla belirtilen kısımlar için karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiği, değinilen kısımlar dışında kalan alacağın ise usulüne uygun biçimde kesinleşmesi nedeniyle uygulanan hacizde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Davacının ortaklık sıfatının sona erdiği tarihe kadar şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen kamu alacağından hissesi oranında sorumlu tutulması 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin gereği olduğundan, ortak olunan dönemdeki alacağın usulüne uygun kesinleşerek davacıdan haciz yoluyla tahsil edilebilir aşamaya gelip gelmediği ve davacının şahsi borcuna ilişkin olarak düzenlenen ödeme emri ile tekerrüre ilişkin kısımların, uygulanan hacizde dikkate alınmadığı belirtildiğinden bu hususlar araştırılarak ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacının, bir dönem ortağı olduğu … Otomotiv ve Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden alınamayan 2005 ila 2009 yıllarının muhtelif dönemlerine ait kamu alacağı ile kendisinin asıl borçlusu olduğu 2006 yılına ait gelir vergisi ve fer’ilerinin tahsili amacıyla maaşına haciz uygulanmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Davaların karara bağlanması” başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında, konular aydınlandığında meselelerin sırasıyla oya konulacağı ve karara bağlanacağı, 24. maddesinde de, kararlarda, davacının ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebepler ile istem sonucunun belirtileceği hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun’un 49. maddesinin (2) işaretli fıkrasının (c) bendinde, usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veye eksikliklerin bulunması bozma sebebi olarak sayılmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. Maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” ile tebliğ olunacağı, 58. maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği; 62. maddesinde borçlunun, mal bildirimde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairelerince haczolunacağı hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Ortakların şirket borcundan dolayı takip edilebilmesi için öncelikle usulüne uygun olarak asıl borçlu şirket hakkında kesinleşmiş bir vergi borcunun bulunması ve usulüne uygun tüm takip yollarının tüketilmesine karşın, borcun tüzel kişiliğin (şirketin) varlığından tamamen veya kısmen alınamadığının açıkça ortaya konulması icap eder.
Limited şirket ortaklarını, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ödenmesinden doğrudan doğruya ve payları oranında sorumlu tutan söz konusu yasal düzenleme karşısında, tahsili gereken kamu alacağını yaratan vergilendirmenin ait olduğu dönemde şirketin paylarına sahip ortakların, bu dönemden sonra paylarını devretmiş olsalar da ortaklık sıfatının sürdüğü dönemlere ilişkin şirketin kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluklarının kalkacağından söz edilemeyeceğinden dolayısıyla davacının 04/06/2008 tarihli hisse devri öncesi dönemlere ait borçlardan sorumlu tutulması mümkün olduğundan, davacının hacze konu kamu alacaklarından ortak sıfatıyla sorumluluğu, alacağın usulüne uygun biçimde kesinleşerek haczedilebilir aşamaya gelip gelmediği değerlendirilmek ve takip edilen tutarın da hukuka uygunluğu incelenmek suretiyle ulaşılacak sonuca göre yeniden karar verilmek üzere yazılı gerekçeyle verilen Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekmiştir.
Yukarıdaki bozma hükmü uyarınca yeniden verilecek kararda; dava konusu haczin uygulanmasında vergi ziyaı cezalarının tekerrüre ilişkin kısmının dikkate alınmadığına dair davalı idare iddiasının araştırılacağı öte yandan davacının asıl borçlusu olduğu 2006 yılına ait gelir vergisi ve fer’ileri ile ilgili kısım hakkında bir değerlendirme yapılarak hüküm kurulacağı tabiidir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin kabulüne,
2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının BOZULMASINA, 13/10/2022 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.