Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2020/5151 E. , 2022/3589 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2020/5151
Karar No : 2022/3589
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … İthalat İhracat Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketinden alınamayan 2015 ve 2016 yıllarına ait kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gelir (stopaj) vergisi ve fer’ilerinden oluşan kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … takip numaralı ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 07/12/2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesindeki ilana göre kamu alacağının asıl borçlusu şirketin 23/11/2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında belirlenen yeni yönetim kurulunda yer almayan davacının, dava konusu ödeme emrinin, 2016 yılının Ekim ile Kasım dönemlerine ait olan 15, 16, 29, 30, 31, 42, 43 ve 44. satırlarında yer alan kamu alacağından kanuni temsilcisi sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı, dava dosyası ile şirketin diğer kanuni temsilci olan … adına düzenlenen ödeme emrine karşı …. Vergi Mahkemesinin … esasında açılan dosyanın incelenmesinden, belirtilenler dışındaki kamu alacağının şirket tarafından 6736, 7020 ve 7143 sayılı Yasalardan faydalanılmak suretiyle yapılandırılan ancak ödenmeyen borçlardan oluştuğu, yeni bir ödeme planına bağlanan ve vade tarihleri değişen söz konusu alacağın tahsili için öncelikle asıl borçlu şirket adına ödeme emri düzenlenmesi gerekirken bu usule uyulmaksızın doğrudan davacının takip edilmesinde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu ödeme emri iptal edilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Ödeme emrine karşı böyle bir borcun olmadığı, kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla dava açılabileceği, asıl borçlusundan alınamayacağı anlaşılan kamu alacağının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Şirket tarafından yapılandırılan borçların nev’inin değiştiği dolayısıyla ödenmemesi nedeniyle kendisinden tahsili amacıyla adına ödeme emri düzenlenemeyeceği ve şirket hakkındaki takibin usulüne uygun biçimde tamamlanmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı adına, asıl borçlu … İthalat İhracat Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketinden alınamayan 2015 ve 2016 yıllarına ait kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gelir stopaj vergisi ve fer’ilerinden oluşan kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla … tarih ve … takip numaralı ödeme emri düzenlenmiştir.
07/12/2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yer alan ilanın incelenmesinden, şirketin 23/11/2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında belirlenen yeni yönetim kurulunda davacının yer almadığı görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyiz istemine konu edilen kararın; dava konusu ödeme emrinin, 42, 43 ve 44. satırında yer alan kamu alacağına ilişkin hüküm fıkrası aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Dairemizce de uygun bulunmuştur.
Dava konusu ödeme emrinin, 15, 16, 29, 30 ve 31. satırında yer alan kamu alacağı, şirket tüzel kişiliğince beyan edilerek tahakkuk eden ancak vadesinde ödenmeyip şirket mal varlığından tahsili mümkün olmayan vergiler kaynaklanmakta olup borcun ait olduğu dönemde kanuni temsilci olan ancak beyan ve ödeme dönemlerinde şirketin kanuni temsilcisi olmayan davacının, söz konusu vergi ödevlerinin yerine getirilmesi konusunda sorumluluğu bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, Vergi Mahkemesi kararının, ödeme emrinin değinilen kamu alacağına ilişkin kısmı yönünden iptaline ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusunun reddinde sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Af kanunları kapsamındaki yapılandırma sonucunda vergi borçlarıyla ilgili olarak ortaya yeni bir hukuki durum çıkmasına karşın, bu durumun; asıl borçlu şirket nezdinde yapılandırma öncesinde usulüne uygun biçimde tamamlanmış olan takibin yeniden başlatılmasını başka bir ifadeyle yapılandırmanın ihlalinden sonra asıl borçlu adına yeniden ödeme emri düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle ödeme emrinin aksi yöndeki gerekçe hükme esas alınarak iptali hukuka uygun düşmemekle birlikte kamu alacağının ilgili olduğu dönemde kanuni temsilci olmakla birlikte bu sıfatı yapılandırma öncesi sona eren ve yapılandırma tarihinde kanuni temsilcilik sıfatı bulunmayan davacının bu durumu söz konusu borçtan sorumluluğunu ortadan kaldıracağından dolayısıyla ihlal edilen yapılandırmanın konusunu oluşturan kamu alacağıyla ilgili olarak bu aşamada davacının sorumluluğundan bahisle adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığından ödeme emrini, 15, 16, 29, 30, 31, 42, 43 ve 44. satırları dışındaki kamu alacağı yönünden iptal eden Vergi Mahkemesi kararının değinilen hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusunun reddine dair Vergi Dava Dairesi kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunmuştur.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen reddine,
2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının; dava konusu ödeme emrinin, 42, 43 ve 44. satırında yer alan kamu alacağına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
3. Kararın; dava konusu ödeme emrinin, 42, 43 ve 44. satırları dışında kalan kamu alacağına ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 06/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin, kanuni temsilciler, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kurala bağlanmış olup bu düzenleme uyarınca, kamu alacağı borçlu şirketten tahsil edilemediği takdirde tahsili amacıyla, borcun ait olduğu dönemde kanuni ödevlerini yerine getirmeyen şirketin kanuni temsilcisi adına adına ödeme emri düzenleneceği tartışmasızdır.
Davalı idarece, borcun ait olduğu dönemde kanuni temsilci olan davacı adına ödeme emri düzenlendiği anlaşılan olayda, muhtelif Yasalar kapsamında borcun yapılandırılmasının verginin doğduğu dönemde sorumlu olan açısından bir değişikliğe neden olmayacağı ve yapılandırmanın yapıldığı dönemde asıl borçlu şirkete ait vergi borçlarının yapılandırıldıktan sonra ödenmemesi halinde verginin doğduğu dönemdeki kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilebileceği açıktır.
Bu durumda, borcun doğduğu dönemden sonraki dönemlerde şirketi idare edenlerin herhangi bir tasarrufunun; borcun doğduğu dönemdeki kanuni temsilciye yasa ile yüklenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı, şirket tarafından yapılandırılan borcun vadesinde ödenmemesi üzerine taksitlendirmenin iptal edildiği ve böylece kamu alacağının, yasal şartların oluşması halinde verginin doğduğu dönemdeki kanuni temsilciden tahsili mümkün hale geldiği dolayısıyla borcun ait olduğu dönemde kanuni temsilci olan davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinin 15, 16, 29, 30, 31, 42, 43 ve 44. satırları dışında kalan kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, temyiz isteminin bu kısım yönünden kabulü ile Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusunun reddi yolundaki kararın değinilen kısma ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına bu kısım yönünden katılmıyorum.