Danıştay Kararı 4. Daire 2018/8766 E. 2022/5446 K. 10.10.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2018/8766 E.  ,  2022/5446 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2018/8766
Karar No : 2022/5446

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Anonim Şirketi
VEKİLLERİ : Av…
KARŞI TARAF (DAVALI) : ….Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av….

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İhtirazi kayıtla beyan edilip ödenen 2015 dönemine ilişkin kurumlar vergisinin 221.826,00TL’lik kısmına ilişkin tahakkukun, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 5/e maddesinde belirtilen istisna nedeniyle iptali ve ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle iadesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K…sayılı kararda; davacı tarafından mülkiyeti 01/07/1956 tarihinde edinilen arsa üzerinde yer alan binanın yıktırılarak üzerine yeniden bina inşa edilmesi nedeniyle banka aktifine 12/10/2015 tarihinde kaydı yapılan binanın 3,4,5 numaralı bağımsız bölümlerinin 22/10/2015 tarihinde satışından doğan kurum kazancına ilişkin kurumlar vergisinin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesi uyarınca %75’inin ihtirazi kayıtla ödendiği, mükellef kurumun sermayesine 1956 tarihinde giren arsanın üzerindeki binanın yıktırılması ve arsaya yeni bina yapılmasından sonra oluşan bağımsız bölümlerin 12/10/2015 tarihinde banka adına tapuda tescilinin yapılmasının; yeni bir iktisap olmadığı, 1956 tarihinde aktife dahil edilmiş olan taşınmazdan kaynaklandığı, Kanunda binalar ve arsalar ile ilgili bir ayrıma gidilmediği, “taşınmazlar” için genel olarak bir istisna getirildiği, yeni yapılan binadaki bağımsız bölümün tapuya tescili yeni bir iktisap olmadığından 2 yıllık sürenin başlangıcına esas alınamayacağı, yapılan tahakkuk işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; Medeni Kanun’un ifadesi ile gerek arsa gerek binanın taşınmaz olduğu ancak birbirinden farklı taşınmazlar olduğu, 5520 sayılı Yasada taşınmaz ifadesinin geçtiği, bu anlamda taşınmaz olarak kabul edilen arazi, arsa, bina gibi bütün taşınmazları ifade ettiği, diğer taraftan, yasa maddesinde öngörülen taşınmazın, başlangıçta devir alınan ve şirket aktifine kaydedilen, kayıt edildiği gibi duran taşınmaz olduğu, taşınmazların tapu kütüğüne kayıtlı olmak ve tapu kütüğünde de arazi ya da bina gibi hususiyetleri belirtilmek suretiyle kaydedilmek zorunda olduğu, 5520 sayılı yasa hükmü uyarınca istisnadan faydalanılabilmesi için taşınmazın aktife alındığı tarihte arazi/arsa ise arazi/arsa olarak, bina ise bina olarak kayıtlı bulunması, bu şekilde iki tam yıl süreyle şirket aktifinde yer alması, satış tarihinde de başlangıçta kayıtlı olduğu şekliyle kayıtlı bulunması gerektiği anlaşıldığından, satışa konu taşınmazların 1956 yılında devir alındığında bina olarak kayıtlı olduğunun ileri sürülmemesi, kaldı ki satışa konu taşınmazların bina olarak şirket aktifine 2015 yılında kaydedilmesi, dolayısıyla kayıt tarihinden itibaren iki yıl süreyle şirket aktifinde yer almaması karşısında ihtirazi kaydın kabul edilmemesi suretiyle yapılan dava konusu tahakkukta hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Bölge İdare Mahkemesince taşınmaz kavramının dar yorumlandığı oysa kanun koyucunun taşınmaz kavramını sınıflandırma gibi bir niyetinin bulunmadığı, dava konusu olayda İstanbul Şişli İlçesindeki arsanın üzerinde bina ile birlikte Banka aktifine geçtiği, söz konusu taşınmaz yıkılarak üzerine yeni bina inşa edildiği, istisna uygulanması için aranan 2 yıl aktifte bulundurma şartının gerçekleştiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının Başkan … ve Üye …’ nin karşı oyu ve oyçokluğuyla ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, … TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 10/10/2022 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY :
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle 5/1.maddesinde “Aşağıda belirtilen kazançlar, kurumlar vergisinden müstesnadır:… “e)Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı…Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. İstisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.Aynı süre içinde işletmenin tasfiyesi (bu kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) halinde de hüküm uygulanır. Bedelsiz olarak veya rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle itibari değeriyle elde edilen hisse senetlerinin elde edilme tarihi olarak, sahip olunan eski hisse senetlerinin elde edilme tarihi esas alınır. Devir veya bölünme suretiyle devralınan taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının satışında iki yıllık sürenin hesabında, devir olunan veya bölünen kurumda geçen süreler de dikkate alınır. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından mülkiyeti 01/07/1956 tarihinde edinilen arsa üzerinde yer alan binanın yıktırılarak üzerine yeniden bina inşa edilmesi nedeniyle banka aktifine 12/10/2015 tarihinde kaydı yapılan binanın 3,4,5 numaralı bağımsız bölümlerinin 22/10/2015 tarihinde satışından doğan kurum kazancına ilişkin kurumlar vergisinin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesi uyarınca %75’inin mükellef bankaca ihtirazi kayıtla ödendiği ve bu kısma ilişkin tahakukuk işleminin iptali ile yapılan ödemenin iadesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, mükellef kurumun sermayesine 1956 yılında giren arsanın üzerindeki binanın yıktırılması ve arsaya yeni bina yapılmasından sonra oluşan bağımsız bölümlerin 2015 yılında banka adına tapuda tescilinin yapılması; yeni bir iktisap olmayıp 1956 tarihinde aktife dahil edilmiş olan taşınmazdan kaynaklanmaktadır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda da binalar ve arsalar ile ilgili bir ayrıma gidilmemiş, “taşınmazlar” için genel olarak bir istisna getirilmiştir. Yeni yapılan binadaki bağımsız bölümün tapuya tescili yeni bir iktisap olmadığından, davacının satışı üzerinden %75 oranında istisna uygulanmamasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.