Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/2963 E. , 2021/2169 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/2963
Karar No : 2021/2169
TEMYİZ EDEN (DAVALI) :… Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … Sağlık Hizmetleri AŞ’nin kanuni temsilcisi sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … ,…,… ,.. sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; olayda, davacının yönetim kurulu başkanı olduğu 04/04/2008-13/02/2013 tarihleri arasındaki ve 24/07/2013 tarihinden sonraki dönemlere ilişkin borçlardan sorumlu tutulabilmesinin mümkün olduğu, ancak 13/02/2013-24/07/2013 tarihleri arasındaki muhtelif türdeki borçlardan sorumlu tutulabilmesinin mümkün olmadığı; davacı adına düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emirinde yer alan … plaka numaralı alacak ile … sayılı ödeme emirinde yer alan …, …, … plaka numaralı alacaklara ilişkin olarak şirket adına düzenlenen ödeme emirleri ile tebliğ alındılarının dosya içerisinde bulunmadığı, davalı idarece söz konusu borçların usulüne uygun olarak takibinin yapıldığı ortaya konulamadığından, anılan ödeme emirlerinin belirtilen alacaklara ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmediği; dava konusu diğer ödeme emirlerine konu alacaklar bakımından ise, kanuni temsilci olan davacının takibinden önce asıl borçlu şirket hakkındaki tüm takip yollarının tüketilmesi gerektiği, ancak dosyadaki belgelere göre Sosyal Güvenlik Kurumundan alacakları olduğu, adına kayıtlı araçları ve banka hesapları bulunduğu anlaşılan asıl borçlu şirketin, söz konusu menkul malları üzerinde ve Sosyal Güvenlik Kurumundan alacakları üzerine tesis edilmiş haciz uygulamaları bulunsa dahi bu varlıkların borcu karşılama ihtimali dikkate alınmadan, mal varlığının borcun ne kadarlık kısmını karşılayabileceği yönünde bir araştırma yapılıp sonuçlandırılmadan davacı adına ödeme emirleri düzenlendiğinin görüldüğü, sağlık hizmetleri veren asıl borçlu şirketin sahip olduğu menkul değerlerin sadece bankalar, Sosyal Güvenlik Kurumu alacakları ya da motorlu kara taşıtları yönünden sınırlı olmadığı, zira verdiği hizmetin içeriği gereği sahip olunan ve değeri yüksek meblağlarla ölçülen her türlü makine, teçhizat, cihazlar yönünden de araştırma yapılıp, bunların satılıp satılmadığı hususlarının ortaya konulmadığı, bu haliyle, asıl amme borçlusu şirketin mal varlığının borcun ne kadarlık kısmını karşılayacağı ve bu tutar hesap edildikten sonra ne kadarlık kısmının şirketten tahsil edilemeyeceğinden bahisle kanuni temsilci olan davacıdan istenebileceği açıkça ortaya konulmadan, davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde yasal isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyiz isteminin kabulü ve Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Davalı idarenin temyiz dilekçesinde, kararın, ödeme emirlerinin 13/02/2013- 24/07/2013 tarihleri arasındaki muhtelif türdeki borçlara ilişkin kısmının ve … tarih ve … sayılı ödeme emirinde yer alan … plaka numaralı alacak ile … sayılı ödeme emirinde yer alan …, …, … plaka numaralı alacaklara ilişkin kısmının iptaline dair hüküm fıkraları yönünden istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı için ileri sürdüğü iddialar bozulması istenen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bu kısımlarının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Davalı idarenin kararın, ödeme emirlerinin kalan kısımlarına dair temyiz istemine gelince;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinin 1. fıkrasında; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, ikinci fıkrasında; yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve bunlara bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hükmüne yer verilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 62. maddesinde ise, borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından, amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı belirtilmiş ve maddeye 5228 sayılı Kanunla ikinci fıkra olarak; Maliye Bakanlığı’nın amme alacaklarının takibinde haczolunacak malların tespiti amacıyla yapılacak mal varlığı araştırmasının şekli, alanı ve kapsamı ile araştırma yapılacak amme alacaklarının türü ve tutarını belirlemeye yetkili olduğu, bu yetkinin alacaklı amme idaresi itibarıyla da kullanılabileceği hükmü eklenmiş olup, bu yetkiye istinaden 11/09/2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Seri: A Sıra No: 5 Tahsilat Genel Tebliği ile Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği’nde yapılan değişiklikle, mal varlığı araştırmasının elektronik ortamda yapılabilmesi durumunda takip konusu tüm amme alacakları için tutar sınırı olmaksızın yurt çapında mal varlığı araştırmasının elektronik ortamda yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Diğer yandan, yine 6183 sayılı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde, tahsil edilemeyen amme alacağı teriminin, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını; tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı teriminin ise, amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade ettiği belirtilmiştir.
Anılan Kanun hükümleri uyarınca; şirket borçlarından dolayı kanuni temsilcinin takip edilebilmesi için, şirket nezdinde usulüne uygun şekilde kesinleşmiş bir kamu alacağının mevcut olması ve söz konusu alacağın kısmen veya tamamen şirketin mal varlığından tahsilinin mümkün olmaması gereklidir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı adına, … Sağlık Hizmetleri AŞ’nin 2010 ila 2013 yıllarının muhtelif dönemlerine ait vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket kanuni temsilcisi sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … ,…,…,… sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar Vergi Dava Dairesince, kanuni temsilci olan davacının takibinden önce asıl borçlu şirket hakkındaki tüm takip yollarının tüketilmediği, şirketin mal varlığının borcun ne kadarlık kısmını karşılayacağı ve bu tutar hesap edildikten sonra ne kadarlık kısmının şirketten tahsil edilemeyeceği açıkça ortaya konulmadan, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin kalan kısmında yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü yönünde verilen karara ilişkin istinaf başvurusu reddedilmiş ise de, davalı idarece dava dosyasına sunulan belgeler incelendiğinde, asıl borçlu şirkete ait vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmasının yeterli olduğu ve borcun şirketten tahsil olanağının bulunmadığının ortaya konulduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, söz konusu amme alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşıldığından, davacının ilgili dönemde kanuni temsilcilik sıfatına haiz bulunup bulunmadığı, asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği ve davacının takibi için gerekli olan diğer hususlar incelenmek suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki Vergi Dava Dairesi kararının buna ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, ödeme emirlerinin 13/02/2013- 24/07/2013 tarihleri arasındaki muhtelif türdeki borçlara ilişkin kısmının ve … tarih ve … sayılı ödeme emirinde yer alan ….plaka numaralı alacak ile … sayılı ödeme emirinde yer alan .. , …, … plaka numaralı alacaklara ilişkin kısmının iptaline dair hüküm fıkraları yönünden istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının, ödeme emirlerinin kalan kısımlarına ilişkin kısmının BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 12/04/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz.