Danıştay Kararı 4. Daire 2019/4421 E. 2022/5216 K. 28.09.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2019/4421 E.  ,  2022/5216 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/4421
Karar No : 2022/5216

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, davacı … hakkında düzenlenen … tarih ve … sayılı vergi inceleme raporuna istinaden dar mükellef …’un daimi temsilcisi olduğundan bahisle kardeşi … adına davalı idarece düzenlenen … tarih ve … sayılı vergi ceza ihbarnamesinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; gayrimenkulün 1980 yılında edinildiği, taşınmazın konu edildiği imar uygulamaları neticesinde yapılan sonraki tarihli tescillerin taşınmazın ilk edinim tarihini değiştirmeyeceği, bu sebeple satış işlemi gerçekleştirilen taşınmazın iktisap tarihi ile elden çıkarma tarihi arasında beş yıldan fazla bir sürenin geçtiği görülmüş olup olayda elde edilen gelirin değer artış kazancı olarak kabul edilebilmesi için Kanun’un aradığı anlamda gerekli olan şartların oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından yapılan işlemlerde hukuka aykırılık olmadığı, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 28/09/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 80. maddesinde; değer artış kazançlarının vergiye tabi gelir olduğu; mükerrer 80. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (6) numaralı alt bendinde, iktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70. maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4), (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tabi çiftçilerin zirai ishalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içerisinde elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artış kazancı olduğu kurala bağlanmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, 704. maddesinde, hakların taşınmaz mülkiyetinin konusunu oluşturduğu belirtilmiş; “Tescil” başlıklı 705. maddesinde de taşınmaz mülkiyetinin tescil ile kazanılacağı açıklanmış; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinde ise imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re’sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyelerin yetkili olduğu öngörülmüştür.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacılar tarafından 1980 yılında müşterek mülkiyete konu olacak şekilde satın alınan … pafta, … parsel numaralı tarla vasfındaki taşınmazın 2010 yılında gerçekleştirilen imar uygulaması neticesinde … parsel numarasını aldığı ve 23/12/2010 tarihinde tescil edildiği, 2013 yılında da…, … ve … numaralı parseller için yapılan tevhid işlemi sonrasında davacılara ait arsanın … ada … parsel numarası ile 06/05/2013 tarihinde imar sonucu cins tahsisi nedeniyle tapuda mükellefler adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Arsa niteliğindeki taşınmaz üzerine yapılan cins tashihi işleminin tescil ile gerçekleştirildiği ve mülkiyet hakkının sonuç doğurabilmesi için de tapu kütüğüne tescilin şart olduğu, yukarıdaki mevzuat uyarınca dikkate alındığında, tarhiyata konu mülkiyet hakkının hukuk aleminde 2013 yılında ortaya çıktığı; bu nedenle taşınmazın iktisap tarihi ile elden çıkarma tarihi arasında 5 yıldan az süre olduğu görüldüğünden, elde edilen kazancın değer artış kazancı olarak vergilendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.