Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/5003 E. , 2022/4702 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/5003
Karar No : 2022/4702
TEMYİZ EDEN (DAVALI) :… Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve …/…,…,… sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; … sayılı ödeme emri açısından; davacı hakkında düzenlenen anılan ödeme emirleri içeriği kamu alacaklarının tahsili amacıyla asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen ödeme emirlerinin şirketin kanuni temsilcisi olan …’in ikametgah adresinde babasına tebliğ edildiği görüldüğünden, Mahkemelerince verilen 06/03/2018 tarihli ara kararı ile asıl amme borçlusu şirketin bilinen adresinde tebliğ cihetine gidilip gidilmediği hususunun sorulduğu, davalı idare tarafından Mahkemelerine sunulan 22/03/2018 tarihli dilekçe ve ekinde yer alan bilgi belgelerde, asıl amme borçlusu şirketin mükellefiyetinin 31/1272014 tarihinde resen terkin ettirildiği görüldüğünden ilgili ödeme emirlerinin şirketin temsilcisi …’e tebliğ edildiği, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, şirketler tüzel kişiliklerini ticaret siciline tescil anında kazanacakları ve buna paralel olarak hükmi şahsiyetlerinin de ticaret sicilinden silinmekle sona ereceği düzenlenmiş olup mükellefiyetin resen terkini işlemiyle şirket tüzel kişiliğinin ortadan kalkmayacağı, bu itibarla, şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin tüzel kişiliği mükellefiyetin terkini ile sona ermeyecek olan şirketin bilinen adreslerine tebliğ yapılmaya çalışılmadan, doğrudan şirket kanuni temsilcisinin ikametgah adresinde babasına tebliğ edilmesinin usule uygun olmadığı sonucuna varılmış olup, ödeme emrine konu kamu alacaklarının bu kısmı yönünden asıl borçlu şirket adına usulüne uygun bir şekilde ödeme emri tebliğ edilerek öncelikle şirketten tahsili yoluna gidilmediğinden dava konusu anılan ödeme emirlerinin bu kısmında ve 21, 23 sayılı ödeme emirleri yönünden de davacının asıl borçlu şirketteki hisselerinin tamamını 16/01/2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devretmek suretiyle şirket ortaklığından ayrıldığı ve şirket müdürlüğü görevinin de sona erdiği hususunun 24/01/2013 tarih, 8243 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığı görüldüğünden, davacının bu tarihten sonraki şirket iş ve işlemleri ile vergi borçlarından sorumlu tutulamayacağı dolayısıyla dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Kararın bozulması geektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı düzenlenmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Terimler” başlıklı 3. maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır.
Bu çerçevede, 213 sayılı Kanunun 10. maddesi hükmüne göre kanuni temsilci sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, asıl borçlu şirket nezdinde vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk ve tebliğ safhalarından geçerek kesinleştirilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut biçimde ortaya konulması, bir başka ifadeyle, asıl borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun ile belirlenen takip ve tahsil yollarının tüketilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, kararın … sayılı ödeme emrine ilişkin kısmı için; her ne kadar Mahkeme tarafından asıl amme borçlusu şirketin mükellefiyetini 31/12/2014 tarihinde resen terk ettiği ve ilgili ödeme emirlerinin şirketin temsilcisi … tebliğ edildiği, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirketler tüzel kişiliklerini ticaret siciline tescil anında kazanacakları ve buna paralel olarak hükmi şahsiyetlerinin de ticaret sicilinden silinmekle sona ereceğinin düzenlendiği ve mükellefiyetin resen terkini işlemiyle şirket tüzel kişiliğinin ortadan kalkmayacağı, şirketin bilinen adreslerine tebliğ yapılmaya çalışılmadan, doğrudan şirket kanuni temsilcisinin ikametgah adresinde babasına tebliğ edilmesinin usule uygun olmadığı gerekçesiyle kabul kararı verilmiş ise de, asıl amme borçlusu şirketin mükellefiyetinin neden resen terkin edildiği hususunda bir tespitin yapılamadığı öncelikle bu hususun araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, diğer yandan …, … sayılı ödeme emirleri açısından da davacının asıl borçlu şirketteki hisselerinin tamamını 16/01/2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devretmek suretiyle şirket ortaklığından ayrıldığı ve şirket müdürlüğü görevinin de sona erdiği hususunun 24/01/2013 tarih, 8243 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığı görüldüğünden davacının vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği dönemde kanuni temsilcilik sıfatına haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmadığından davacının VUK 10. madde kapsamında sorumlu olup olmayacağı konusu hakkında da yeniden değerlendirime yapılacağı tabiidir. Bu gerekçelerle aksi yöndeki mahkeme kararına dair istinaf başvurusunu reddeden Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…., K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 15/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.