Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/6877 E. , 2022/6340 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/6877
Karar No : 2022/6340
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av….
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; olayda, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen ödeme emirleri kesinleştikten sonra şirket adına haciz kararı alınıp, haciz varakası düzenlendikten sonra mal varlığı araştırması yapılması gerekmekte olup, davalı idarece mal varlığı araştırmasından önce düzenlenmesi gereken haciz varakalarının Mahkemelerince verilen 18/04/2018 tarihli ara kararına rağmen dava dosyasına ibraz edilmediği, bu haliyle şirket ortağının takibi için tamamlanması gereken aşamaların usulüne uygun tamamlanmadığı anlaşıldığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; davacının uyuşmazlık dönemlerinde şirket ortağı olduğu … San. ve Tic. Ltd. Şti. adına re’sen tarh edilen 2011/1 ila 12 dönemlerine ilişkin katma değer vergisi ve vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin 29/12/2016 tarihinde şirket müdürü …’ın ikâmetgâh adresinde bizzat kendisine tebliğ edildiği, söz konusu borçların vadesinde ödenmemesi üzerine şirket adına düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin ise 22/08/2017 tarihinde şirket müdürü …’ın ikâmetgâh adresinde eşine tebliğ edildiği, istinaf aşamasında şirket adına düzenlenen haciz varakasının dava dosyasına sunulduğu ve şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmaları sonucu borcun şirketten tahsil edilemeyeceğinin açık olduğu, öte yandan asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda, mükellefiyetinin davalı idarece 31/05/2015 tarihinde re’sen terk ettirildiği, ancak söz konusu şirketin ticaret sicil kaydının silinmediği, diğer bir ifadeyle tüzel kişiliğinin devam ettiğinin anlaşıldığı, 213 sayılı Kanun’un 94. maddesine göre, tüzel kişilere yapılacak tebligatların öncelikle tüzel kişiliğin bilinen adreslerinde yapılması gerekmekte olup, ancak tüzel kişiliğin bilinen adreslerinde tebliğ yapılmasının mümkün olmadığı hallerde (tüzel kişiliğin adresini terk etmesi, faaliyetini sonlandırması v.b.) tebliğin tüzel kişinin kanuni temsilcisinin ikâmetgâh adresinde yapılabileceği, olayda, dava konusu ödeme emri içeriği borçlara ilişkin olarak asıl borçlu şirket adına düzenlenen 21/07/2017 tarih ve 3 sayılı ödeme emrinin kanuni temsilcinin ikâmetgâh adresine gidilmeden önce asıl borçlu şirketin Ticaret Sicili Gazetesi’nde gösterilen adresine tebliğ yapılamadığının 213 sayılı Kanun’un 102. maddesine uygun olarak düzenlenmiş bir tebliğ alındısıyla ortaya konulması gerektiği halde, şirket adresinde tebliğ yapılamadığı hususunun somut ve hukuki anlamda itibar edilebilir verilerle ortaya konulamadığı görüldüğünden, şirketin mükellefiyetinin re’sen terkin edildiğinden bahisle şirket müdürünün ikâmetgâh adresinde bulunanlara yapılan tebliğin usulüne uygun olduğundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla şirket ortağı olan davacının takibinden önce asıl borçlu şirketin usulüne uygun şekilde takibinin yapıldığından söz edilemeyeceğinden, şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, amme alacaklarının usulüne uygun olarak tarh ve tebliğ edilerek kesinleştirildiği, dava açılmaması ve ödeme yapılmaması üzerine asıl borçlu şirket nezdinde mal varlığı araştırmasının yapıldığı, amme alacağının tahsil edilemeyeceği anlaşıldığından davacı adına ödeme emri düzenlendiği, yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, defter ve belge isteme yazısının usule uygun tebliğ edilmediği, amme alacaklarının zaman aşımına uğradığı, tebligatların hukuka aykırı olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık konusu dönemlerde yürürlükte bulunduğu hâliyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93. maddesinde, tebligatın adresleri bilinenlere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yolu ile yapılacağı, 94. maddesinde, tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tebliğin, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müsdahdemlerinden birine yapılacağı, 101. maddesinde, bilinen adreslerin hangileri olduğu, 102. maddesinde; tebliğ olunacak evrakı içeren zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarfın üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ alındısına yazılarak beyanı yapana imzalatılacağı, imzadan imtina ederse, tebliği yapanın bu ciheti, şerh ve imza edeceği ve tebliğ edilmeyen evrakı çıkaran mercie iade olunacağı, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin edilecek münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemeyerek iade olunursa tebliğin ilan yolu ile yapılacağı, aynı maddenin son fıkrasında da, adreste bulunamama halinin komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyetinden biri veyahut zabıta huzurunda taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza atılmak suretiyle tespit olunacağı, 103. maddesinde tebliğin hangi hallerde ilan yoluyla yapılacağı, 104. maddesinde ise ilan yazısının tebliğ yapan dairenin ilan koymaya mahsus mahalline asılacağı ve bir suretinin mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanunu’nun 160. maddesinde, 153. maddede yazılı mükelleflerden işi bırakanların, keyfiyeti vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi veya başkaca bir ticarî, ziraî ve meslekî faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi halinde, mükellefin (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolununacağı ve mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği, mükellefiyet kaydının terkin edilmesinin, mükellefin işi bırakmasından önceki döneme ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı, bu tarihten sonra faaliyette bulunduğunun tespiti halinde ise bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye ve sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında kovuşturma yapılmasına ve ceza uygulanmasına da engel teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, asıl borçlu şirket hakkında tanzim edilen … tarih ve … sayılı Vergi İnceleme Raporu’nda; şirketin mükellefiyet kaydının 31/05/2015 tarihinde davalı idarece re’sen terk ettirildiğinin belirtildiği, söz konusu inceleme raporuna istinaden şirket adına re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine ilişkin ihbarnamelerin kanuni temsilcinin ikâmetgâh adresinde bizzat kendisine tebliğ edildiği, dava açılmaması üzerine tahakkuk eden cezalı vergilerin tahsili amacıyla asıl borçlu şirket adına düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin 22/08/2017 tarihinde şirket müdürü …’ın ikâmetgâh adresinde eşine tebliğ edildiği, amme alacaklarının ödenmemesi ve yapılan mal varlığı araştırmasında borcun şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine davacı adına şirket ortağı sıfatıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.
213 sayılı Kanun’un yukarıda aktarılan 94. maddesine göre, tüzel kişilere yapılacak tebligatların öncelikle tüzel kişiliğin bilinen adreslerinde yapılması gerekmekte olup, ancak tüzel kişiliğin bilinen adreslerinde tebliğ yapılmasının mümkün olmadığı hallerde (tüzel kişiliğin adresini terk etmesi, faaliyetini sonlandırması v.b.) tebliğ tüzel kişinin kanuni temsilcisinin ikâmetgâh adresinde yapılabilecektir. Diğer bir ifadeyle, 213 sayılı Kanun’un 160. maddesi gereğince vergi mükellefiyetinin idarece re’sen terkin ettirilmesi durumlarında, mükellefiyeti re’sen terkin edilen açısından tebliğ imkansızlığı söz konusu olduğundan adına işlem tesis edilmesi üzerine bilinen adresinde tebliğ yoluna gidilmesine gerek bulunmamaktadır.
Buna göre, asıl borçlu şirketin mükellefiyetinin re’sen terkin ettirilmesine ilişkin işlemin usulüne uygun olarak tesis edilip edilmediği uyuşmazlığın çözümü için açıklığa kavuşturulması gerekli bir husustur.
Bu durumda, davacı adına düzenlenen ödeme emrinin sebep unsuru olan ve asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin tebliğinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı hakkında, 213 sayılı Kanun’un 160. maddesi çerçevesinde re’sen terkin işlemine konu belgelerin araştırılması ve değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden Vergi Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 09/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.