Danıştay Kararı 4. Daire 2019/8127 E. 2022/6073 K. 01.11.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2019/8127 E.  ,  2022/6073 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/8127
Karar No : 2022/6073

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
… Başkanlığı/ANKARA

KARŞI TARAF (DAVACI) : … İlaçları Limited Şirketi
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 2012 ila 2015 yılları arasında iş akitleri ikale sözleşmesiyle sona erdirilen şirket çalışanlarına ödenen kıdem tazminatları üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun reddine dair işlemin iptali ile tahsil edilen tutarın iadesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacı işverenin çalışanlarına ödediği kıdem tazminatları üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılması açık bir vergilendirme hatası olduğundan, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ve haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen verginin davacıya iadesi gerektiği; her ne kadar davalı idarece, davacının çalışanları tarafından açılan davalar sonucunda verilen mahkeme kararları uyarınca bir kısım gelir vergisi kesintilerinin çalışanlara ödenmiş olması nedeniyle davacı işverene de iade yapılabileceğinin düşünülmesinin mükerrer iadeye yol açacağı ileri sürülmüş ise de, 2012 ila 2015 yılları arasında iş akdi ikale sözleşmesiyle sona eren bir kısım çalışanlara iade edilmiş olan kıdem tazminatına ilişkin gelir vergisi kesintileri yönünden, davacı işverene tekrar iade yapılamayacağının tabii olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, vergi sorumlusu konumunda olan davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı, yapılan vergi kesintisinde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyiz isteminin kabulü ve Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde, mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek ve tüzel kişi; vergi sorumlusu ise, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlanmış, aynı maddenin 3. fıkrasında, vergi kanunlariyle kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna mütaallik özel mukavelelerin vergi dairelerini bağlamayacağı, 4. fıkrasında ise, bu Kanunun müteakip maddelerinde geçen “mükellef” tabirinin vergi sorumlularına da şamil olduğu belirtilmiş; 11. maddesinin 1. fıkrasında, yaptıkları ve yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanların, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumlu oldukları, 2. fıkrasında da, bu sorumluluğun bunların ödedikleri vergiden dolayı asıl mükellefe rücu etme hakkını kaldırmayacağı kurala bağlanmıştır.
Aynı Kanunun “vergi mahkemesinde dava açmaya yetkili olanlar” başlıklı 377. maddesinde, mükelleflerin ve kendilerine vergi cezası kesilenlerin, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı dava açabilecekleri, 378. maddesinde de, vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmiş olması, tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması gerektiği hükümlerine yer verilmiştir.
Bununla birlikte, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde sayılan kişi ve kuruluşların, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61. maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), ödemeleri nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları düzenlenmiştir.
Sözü edilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, bir verginin ekonomik yükü onu ödeyenden farklı kişilere (vergi yüklenicisi) yüklenmek amaçlansa bile, verginin ödenmesi ve diğer ödevlerin yerine getirilmesi bakımından vergi dairesine muhatap olanların mükellef oldukları, bu nedenle, mükellefiyette kanundan doğan hukuki bir ilişki bulunduğu, Vergi Usul Kanunu’nun 8/3. maddesinde belirtildiği gibi vergi kanunlarında öngörülen istisnalar dışında mükellefiyete ilişkin özel sözleşmelerin vergi idaresini bağlamayacağı, vergi sorumlusunun vergiyi yansıma yoluyla başkalarına aktarma imkanı olsa da vergi mükellefinin asıl vergi borçlusu konumunda olduğu, dolayısıyla vergi sorumlusunun, başkasının vergisini keserek vergi dairesine ödemek amacıyla vergi dairesine karşı muhatap olacağı, bu anlamda vergi sorumlusunun asıl mükellefe yaptığı ödemelerden hesapladığı vergiyi keserek alacaklı vergi dairesine onun adına yatırma yükümlülüğü bulunan “aracı ödeyici” sayılacağı açıktır. Diğer yandan, Gelir Vergisi Kanunu’nun ve Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümleri ile kendilerine bazı görevler verilen vergi sorumlularının bu görevleri gereği gibi yerine getirmemelerinin yaptırımı ve buna karşı sorumluların başvurabilecekleri talep ve dava hakları, özel bir yargılama usulü kuralı getiren Vergi Usul Kanunu’nun 378. maddesinde gösterilmiş olup, buna göre; vergi davaları için dava açmaya yetkili olanların, subjektif dava ehliyetine haiz olması gerektiğinin belirtilmesi, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde ise, bir idari işleme karşı iptal davası açılabilmesinin menfaat ihlali şartına bağlanmış olması karşısında, vergi yükümlüsünün mal varlığından vergi idaresine aktarılan fazla kesilmiş ya da yanlış kesilmiş vergiler nedeniyle, “kusur sorumluluğu”ndan hareketle sorumluya karşı özel hukuk hükümlerine göre dava açılması ve uğranılan zararın tazmininin istenmesi mümkün ise de, idari dava açılabilmesi için vergi sorumlusunun doğrudan menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, işveren konumundaki davacı tarafından, 2012 ila 2015 yılları arasında iş akitleri ikale sözleşmesiyle sona erdirilen şirket çalışanlarına ödenen kıdem tazminatları üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin iadesi istemiyle düzeltme şikayet başvurusunda bulunulduğu, söz konusu başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile tahsil edilen tutarın iadesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, işveren konumundaki davacı şirketin vergi sorumlusu sıfatıyla, şirket çalışanlarına yaptığı ödemeler üzerinden tevkifat yaparak vergi dairesine ödediği verginin mükellefi çalışanlar olup, bu haliyle vergi hatası hükümleri uyarınca düzeltme şikayet başvurularında bulunma ve fazladan ödenen bir vergi var ise bunu iade alma hakkının, kendisine yapılan ödemeden kesinti yapılarak menfaati ihlal edilen çalışan konumundaki mükelleflere ait olduğu, işveren konumundaki davacı şirketin, sadece asıl mükellef olan çalışanlara yaptığı ödemelerden hesapladığı vergiyi keserek alacaklı vergi dairesine onların adına yatırma yükümlülüğünün bulunduğu, kendi adına ödemiş olduğu bir vergiden söz edilemeyeceği dikkate alındığında, vergi sorumlusu konumunda olan işveren şirketin, doğrudan ihlal edilen bir menfaatinin olmadığı ve dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varıldığından, aksi yönde verilen Mahkeme kararına ilişkin istinaf başvurusunu reddeden Vergi Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 01/11/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.