Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2021/2851 E. , 2021/5871 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2021/2851
Karar No : 2021/5871
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : .. Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, müteahhit olarak taraf olmak suretiyle imzalamış olduğu kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edindiğini ileri sürdüğü ana taşınmazdaki bağımsız bölümlere konulan haczin kaldırılması istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …Vergi Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; üzerinde kamu haczi tesis edilen taşınmazın tapu kayıtlarında mülkiyetinin davacıya ait olduğuna veya taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden anılan gayrimenkul üzerinde üçüncü kişi olan vergi dairesi müdürlüğüne karşı ileri sürülebilecek bir hakkın varlığına ilişkin tapu kayıtlarında herhangi bir şerh bulunmadığı ve davacının istihkak iddiası üzerine mülkiyetin davacıya ait olduğu yönünde adli mahkemelerce verilmiş bir mahkeme kararının da olmadığı sabit olduğundan, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, haciz işleminin hukuka aykırı olduğu, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi …Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, …TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın anılan Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Davacı tarafından, müteahhit olarak taraf olmak suretiyle imzalamış olduğu kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edindiğini ileri sürdüğü ana taşınmazdaki bağımsız bölümlere konulan haczin kaldırılması istenilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Taşınmaz Mülkiyetinin Kazanılması” başlıklı 706. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olmasının resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlı olduğu; 1009. maddesinde arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, geri alım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceği, bu hakların şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebileceği belirtilmiştir.
2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesinin 7 ve 8. fıkralarında, Noterlik Kanunu gereğince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde taraflardan birinin isteği halinde bu durumun gayrimenkul siciline şerh verilebileceği, şerh tarihinden itibaren beş yıl içerisinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse, bu şerhin tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re’sen terkin olunacağı ifade edilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, müteahhit olan davacı ile taşınmazın malikleri arasında …tarih ve …yevmiye numaralı …Noterliği’nce tanzim olunan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı, sözleşmeye göre 4 adet bağımsız bölümün arsa sahiplerine verileceği, kalan tüm bağımsız bölümlerin müteahhide ait olacağının kararlaştırıldığı, ancak taşınmaz maliklerinden birinin muhtelif borçları nedeniyle 04/08/2020 tarihinde taşınmazın tamamına haciz konulduğu, söz konusu haczin kaldırılması istemiyle açılan davada Vergi Mahkemesince, müteahhit olan davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, davacının kişisel, meşru ve güncel bir hakkının ihlal edildiği açık olup, dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerektiğinden esasa girilerek bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, kararın bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.
(XX) KARŞI OY :
Bakılmakta olan dava, davacı tarafından, müteahhit olarak taraf olmak suretiyle imzalamış olduğu “Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” uyarınca kendisine ait olduğunu (edindiğini) ileri sürdüğü Kırıkkale İli, Merkez İlçesi, …Kısım Mahallesi, …Ada, …Parsel numaralı ana taşınmazdaki bağımsız bölümlere sözleşmenin taraflarından …’ın vefatı üzerine mirasçılardan …’ın (M.A.) yöneticisi olduğu …İnşaat Doğalgaz Pet Ürün Temiz Gıda Tic. A.Ş.’nin …TL tutarındaki muhtelif vergi borcu nedeniyle (M.A.’nın payı yönünden) konulan …tarih ve …sayılı haciz şerhinin iptali istemiyle açılmış; Vergi Mahkemesince, dava konusu işlemin iptali konusunda davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacının istinaf başvurusunun reddi üzerine kararın bozulması istemiyle davacı tarafından bu kez temyiz yoluna başvurulmuştur.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Anayasa’da güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz.
Bireyin kamu makamları tarafından kamu gücü kullanılarak hakkında gerçekleştirilen ve sonuçları itibarıyla hukuksal durumunu, dolayısıyla menfaatini etkileyen bir idari işlemle ilgili uyuşmazlığın mahkeme önünde incelenmesi imkânından yoksun bırakılması mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edebilir (AYM, İhsan Güleçoğlu, B. No:2018/13941, 03/02/2022, § 35, 36 ve 38).
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde belirtildiği gibi mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
Anayasa Mahkemesi, ölçülülük bağlamında usul kuralları ile mahkemeye erişim hakkı arasında bir denge gözetilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, diğer yandan da kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınması gerekmektedir. Bu bakımdan usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine bir başka deyişle öngörülen meşru amaçlara hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesine bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil KOÇ, B. No:2012/660, 07/11/2013, §§65, 68).
Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmiştir.
“Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26). Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacağı” elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti” Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).” (İlhan Yılmaz, B. No: 2015/1927, 22/03/2018,§ 51, 52).
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) işaretli bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davaları olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle iptal davalarında, Danıştay kararlarında belirtildiği gibi, genel anlamdaki ehliyet yanında subjektif ehliyet koşulu olarak “menfaat ihlali”nin aranacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu koşul, her isteyenin idari bir işleme karşı dava açmasını ve bu şekilde oluşabilecek idari istikrarsızlık ve belirsizlikleri önlemek için öngörülmüştür.
İptal davasının, Danıştay içtihatları ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri gözönüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanan idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Bakılmakta olan davada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Taşınmaz Mülkiyetinin Kazanılması” başlıklı 706. ve 1009. maddeleri ile 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesine yer verilmek suretiyle üzerine haciz konulan taşınmazın tapu kayıtlarında mülkiyetinin davacıya ait olmadığı, …Noterliğinin …tarih ve …yevmiye numarasıyla düzenlenen Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine istinaden bir hakkın varlığına ilişkin tapu kayıtlarında herhangi bir şerh bulunmadığı ve davacının istihkak iddiası üzerine mülkiyetin davacıya ait olduğu yönünde adli mahkemelerce verilmiş bir kararının da bulunmadığı bu bakımdan davacının söz konusu taşınmaz üzerinde tesis edilen haciz işleminin kaldırılması istemiyle açtığı davanın, davacının dava açma (subjektif) ehliyetinin bulunmaması sebebiyle ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacı, Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi’ne göre yapılacak binada müteahhit (yüklenici) olarak kendisine ve arsa sahiplerine düşen bağımsız bölümlerin belirlenerek kararlaştırıldığı, bunun taşınmazla olan mülkiyet bağlantısını kanıtlamaya yeterli olduğu, ayrıca, mirasçılık nedeniyle taşınmazda pay sahibi olan mirasçının yöneticisi olduğu şirketin ödenmeyen vergi borcu nedeniyle haciz konulmuş ise de bu mirasçının …Sulh Hukuk Mahkemesi’nde E. …sayılı mirasın reddi davası açtığı, öte yandan Mahkeme kararının tebliği üzerine 04/12/2020 tarihinde …Hukuk Mahkemesi’nin E.…sayılı dosyası ile davaya konu haciz şerhine ilişkin taşınmazın mülkiyetinin tespiti amacıyla diğer bağımsız bölüm maliklerine karşı kendisi tarafından da mülkiyetin tespiti davasının da açıldığı, bu yargısal süreçlerin de davaya olan etkisinin gözetilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi, ilk derece mahkemesi kararını usul ve hukuka uygun bulunarak istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Davacı bu kez, yine sözleşmeye dayalı olarak edindiğini belirttiği taşınmaz ile menfaat bağlantısının bulunduğunu ve ayrıca menfaat durumunu ortaya koyabilmek için açtığı tespit davasının davaya olan etkisinin istinaf aşamasında dikkate alınmadığını, değerlendirmediğini; mülkiyet hakkının kısıtlandığını ileri sürerek adli yargıda açılan davaların yargılama süreçlerinden de söz ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Olayda, Mahkeme kararında belirtildiği gibi, üzerine haciz şerhi tescil edilen taşınmazın tapu kayıtlarında mülkiyetin davacıya ait olmadığı ve taşınmaz satış vaadi ve arsa karşılığı inşaat sözleşmesinin de gayrimenkul siciline şerh edilmediği sabittir.
Davacı üzerine haciz şerhi konulan taşınmazla olan bağlantısını satış vaadi ve arsa karşılığı inşaat sözleşmesi ile ortaya koyarak dava açmıştır. İlk derece mahkemesi kararı ile davanın ehliyet koşulunun sağlanamaması nedeniyle reddi üzerine, davacı tarafından ayrıca uyuşmazlığa konu işlemin iptalini istemekte menfaat ilişkisini ortaya koyabilmek başka bir ifadeyle kanıtlayabilmek için taşınmazın mülkiyetinin tespitine dair yargısal süreç işletilmiştir. 04/12/2020 tarihinde açılan mülkiyet tespiti davasında, tapuda hisse sahibi olarak kaydı bulunan malikin vergi borcu nedeniyle haciz şerhi konulan taşınmazların, sözü edilen sözleşmeye dayalı olarak davacıya ait olacağı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin kararında belirttiği gibi, kararın yalnızca ileriye dönük bir tespite ilişkin olduğu ve tapu sicilinde mevcut durum itibarıyla herhangi bir değişikliğe yol açılmadığı görülmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinin birinci fıkrasına göre taşınmaz mülkiyeti, kural olarak tescille kazanılır. Ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasında yazılı hâllerde tescilden önce mülkiyetin kazanılması mümkün olabilir. Bu bağlamda, adli yargıda görülen dava sonucu uyuşmazlık konusu haciz şerhi işleminin uygulandığı bağımsız bölümlerin mülkiyetinin davacı tarafından edinildiği söylenemez. Bununla birlikte Asliye Hukuk Mahkemesinin bu bağımsız bölümlerin mülkiyetinin davacıya ait olacağı yönündeki tespit hükmü dikkate alındığında davacının söz konusu bağımsız bölümlerin mülkünü edinme hususunda “somut bir temele dayalı meşru bir beklentisinin” olduğu açıktır. Bu sebeple davacının Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin bulunduğu kuşkusuzdur (İlhan Yılmaz, B. No: 2015/1927, 22/03/2018,§ 53, 54). Buna göre, somut olayda, davacının taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde mülkiyetini edinme konusunda meşru beklenti elde ettiği taşınmazın üzerine haciz şerhi tescil edilmesi işleminin iptali istemiyle açılan bakılmakta olan davada davacının menfaatinin varlığını açıktır.
Açıklanan nedenle, davanın ehliyet yönünden reddine dair karara yönelik istinaf başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmadığı, temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.