Danıştay Kararı 4. Daire 2021/827 E. 2021/10305 K. 20.12.2021 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2021/827 E.  ,  2021/10305 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2021/827
Karar No : 2021/10305

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Vergi Dairesi Başkanlığı
(…Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU : …. Vergi Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, …Tekstil Örme San. ve Tic Ltd. Şti’nin muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen …tarih ve …sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Danıştay bozma kararı üzerine Vergi Mahkemesince verilen kararda; Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin …tarih ve …sayılı ve …tarih ve …sayılı nüshalar incelendiğinde davacının 06/05/2008 tarihinde tescil edilen ortaklar kurulu kararıyla şirketi müşterek imza ile temsil etmek üzere şirket müdürü olarak atandığı, 25/09/2009 tarihinde tescil edilen ortaklar kurulu kararıyla da davacının müdürlük görevinin sona erdirildiği, ödeme emri içeriği borçların 2008/3 ve 5 dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve yargı harçları ile 2009/1 dönemi özel usulsüzlük cezasından oluştuğu, 2008/3 ve 5 dönemleri cezalı tarhiyatların asıl borçlu şirketin 2008/3 döneminde sahte fatura kullanımı nedeniyle yapılan tarhiyattan kaynaklandığı, 2009 yılına ilişkin olarak kesilen özel usulsüzlük cezasının ise, şirket tarafından 2014 yılında uzlaşmaya gidilmesi sonucu kesinleşip 16/01/2015 vade tarihli olarak tahakkuk ettiği dikkate alındığında, ödeme emri içeriği alacakların davacının temsilci olmasından önceki dönemde sahte fatura kullanılması sebebiyle meydana geldiği ve takibe konu tüm alacakların vade tarihlerinin davacının temsilcilik döneminden sonraya denk geldiği, dolayısıyla davacının amme alacağının doğmasında ve ödenmemesinde kusuru bulunmadığı anlaşıldığından ve ödeme emri içeriği alacaklardan davacının kanuni temsilci olarak sorumlu tutulması mümkün olmadığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Düzenlenen ödeme emrinin hukuka uygun olduğu ve kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın 2015/4 sayılı ödeme emri içeriği 2009/1 dönemi özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Kararın, 2015/4 sayılı ödeme emri içeriğinin diğer kısımlarına yönelik temyiz istemine gelince;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmayacağı düzenlenmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Kanundaki Terimler” başlıklı 3.maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyen amme alacağı terimi, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları olarak, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanunun mükerrer 35. maddesinde tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, (7061 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli) 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, “ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesinde de, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hususlarında (7061 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli) 7 gün içinde dava açabileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; 2007 yılından itibaren asıl borçlu şirketin %5 hisseli ortağı olan davacının 11/02/2008 tarihli (Bakırköy 22. Noterliğinden …tarih ve …sayı ile onaylı) ortaklar kurulu kararıyla …ile birlikte şirket müdürü olarak atandığı, söz konusu kararın 06/05/2008 tarihinde tescil edilerek 09/05/2008 tarih ve 7059 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği, 23/09/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de davacının şirket müdürlüğü görevine 23/09/2009 tarihi itibariyle son verildiği, buna ilişkin kararın 25/09/2009 tarihinde tescil edilerek 30/09/2009 tarih ve 7407 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği ortaklar kurulu kararı ile de davacının şirket müdürlüğü görevine 23/09/2009 tarihi itibariyle son verildiği, buna ilişkin kararın 25/09/2009 tarihinde tescil edilerek 30/09/2009 tarih ve 7407 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği anlaşılmaktadır.
Vergi Mahkemesince her ne kadar davacının sorumluluğunun, davacının şirket müdürü seçilmesine ilişkin ortaklar kurulu kararının Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edildiği tarihten itibaren başladığı gerekçesiyle karar verilmiş olsa da, şirket müdürü olarak görevlendirildiği ortaklar kurulu kararında imzası bulunan davacının sorumluluğu bakımından ticaret siciline tescilin kurucu nitelikte olmadığı dikkate alındığında, davacının şirket müdürü olarak sorumluluğunun ortaklar kurulu kararından itibaren başladığı ve asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun olarak kesinleşen ödeme emri içeriği 2008/3 ve 5 dönemlerine ilişkin borçlardan sorumlu olduğu sonucuna varıldığından aksi yöndeki Vergi Mahkemesi kararının buna ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Temyize konu …. Vergi Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, 2015/4 sayılı ödeme emri içeriği 2009/1 dönemi özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının …’in ve …’in karşı oyları ve oyçokluğuyla ONANMASINA,
3. Mahkeme kararının …sayılı ödeme emri içeriğinin diğer borçlara ilişkin kısmının …’in karşı oyu ve oyçokluğuyla BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş (15) gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 20/12/2021 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, kanuni temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı belirtilmiştir. Buna göre, şirket borçlarından dolayı kanuni temsilcinin takip edilebilmesi için, şirket nezdinde usulüne uygun şekilde kesinleşmiş bir kamu alacağının mevcut olması ve söz konusu alacağın kısmen veya tamamen şirketin mal varlığından tahsilinin mümkün olmaması gereklidir.
Dosyanın incelenmesinden, 2009/1 dönemine ilişkin olarak kesilen özel usulsüzlük cezasının asıl borçlu şirket tarafından 2014 yılında uzlaşmaya gidilmesi sonucu kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu borcun ait olduğu dönemde şirket kanuni temsilcisi olan davacı adına, söz konusu borcun tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenerek takip edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, aksi yöndeki Vergi Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, Vergi Mahkemesi kararının 2015/4 sayılı ödeme emri içeriği 2009/1 dönemi özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının da bozulması gerektiği görüşüyle kararın buna ilişkin hüküm fıkrasına katılmıyoruz.

(XX) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.