Danıştay Kararı 4. Daire 2021/857 E. 2022/5260 K. 28.09.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2021/857 E.  ,  2022/5260 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2021/857
Karar No : 2022/5260

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, Tasfiye Halinde …Reklam Ambalaj Basım Yayın ve Gıda İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin kanuni temsilcisi sıfatıyla re’sen tarh edilen vergi ve fer’ilerinin tahsili amacıyla düzenlenen … tarih ve …sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; dava konusu ödeme emrinin dayanağı ihbarnamelerin, 26/10/2018 tarihinde kapıya pusula yapıştırılmak suretiyle, 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinin 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren haline göre tebliğ edildiği, tebliğ alındısı incelendiğinde muhatabın adresinde bulunamaması üzerine yeniden çıkarılan ikinci tebliğ olduğunun görüldüğü, ilk çıkarılan tebliğin ise 21/11/2017 tarihinde, 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinin 01/01/2018 tarihinden önceki haline göre yapıldığı, bu durumda ilk tebliğin 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinin 01/01/2018 tarihinden önceki haline göre değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu ilk tebliğe ilişkin alındı incelendiğinde, alındı üzerinde imzadan imtina eden en yakın komşusundan sorulduğu ve muhatabın tanınmadığının beyan edildiğine ilişkin notun yer aldığı, bu nedenle evrakların çıkış merciine iade edildiği, alındı üzerinde sadece dağıtıcının imzasının yer aldığı, ancak 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinin 01/01/2018 tarihinden önceki haline göre bu hususun komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuruna imzalatılmak suretiyle tespit edilmesi gerekirken, alındı üzerinde bu kişilerden herhangi birine ait imzanın bulunmadığı, bu durumda ilk tebliğ işleminin gerekli şekil şartlarını taşımadığı, ayrıca kapıya yapıştırılan pusulanın dava dosyasına eklenmediği, dolayısıyla davacıya kapıya yapıştırılmak suretiyle yapılan tebligatın hukuka aykırı olduğu, bu durumda, söz konusu ödeme emri içeriği 2013 yılına ait borçların, 213 sayılı Kanun’un 114. maddesinde öngörülen 5 yıllık tarh zamanaşımı süresi içinde usulüne uygun şekilde davacıya tebliğ edilmiş olduğu hususu, davalı idarece ortaya konulamadığından, tarh zamanaşımına uğrayan vergi borçlarının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Kanuni temsilcisi olduğu asıl borçlu şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle davacı adına re’sen tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin ihbarnamelerin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesini müteakip dava açılmaması ve ödeme de yapılmaması üzerine düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 28/09/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (28/11/2017 tarih ve 7061 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen ve 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren) “Tebliğ evrakının teslimi” başlıklı 102. maddesinde; “Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.
Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edilir.
Muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliği yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.
Bu Kanunun 101’inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan iş yeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.
Bu Kanunun 101’inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır. Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Maddenin son fıkrasına göre; tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunun, gerek ilk defa gerek ikinci defa tebliğe çıkarılan evrakın tebliği sırasında tek başına posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tespit edilmesi yeterli olmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; dava konusu ödeme emrinin dayanağı ihbarnamelerin tebliği amacıyla davacının adres kayıt sistemindeki adresine ilk defa 21/11/2017 tarihinde gidildiği, ancak adresin kapalı olması ve en yakın komşunun muhatabı tanımadığını beyan ederek isim ve imzadan imtina etmesi üzerine, durumun posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek evrakın çıkış merciine iade edildiği, daha sonra, 26/10/2018 tarihinde aynı adrese ikinci defa gidildiği, yine adresin kapalı olması nedeniyle 213 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik ve çıkış merciinin talimatı üzerine, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren pusulanın adresin kapısına yapıştırıldığı ve söz konusu tebligatın daha önce aynı adrese gidildiği de gözetilmek suretiyle adres kayıt sistemindeki adrese gönderilen ikinci tebligat olduğu hususları da belirtilerek, durumun posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek evrakın çıkış merciine gönderildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; her ne kadar, yukarıda yer verilen 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 01/01/2018 tarihinden sonra davacının adres kayıt sistemindeki adresine bir kez gidilmişse de, 21/11/2017 tarihinde yapılmaya çalışılan tebligatın anılan maddenin mevcut halinde belirtilen usule uygun olduğu, dolayısıyla, 01/01/2018 tarihinden sonra da tekrar adrese gidilerek aynı hususun tespit edilmesine gerek bulunmadığı, öncesinde 21/11/2017 tarihinde adreste bulunamama hususunun posta memurunun şerh ve imzası ile bir kez tespit edilmesinden sonra 26/10/2018 tarihinde adrese ikinci kez gidilerek aynı nedenlerle tebliğ yapılamaması nedeniyle ilgili pusulanın adresin kapısına yapıştırılması ve durumun posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilmesi suretiyle 10/11/2018 tarihinde yapılmış sayılan tebligatın usule uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda; 2013 yılı için zamanaşımının dolduğu 31/12/2018 tarihinden önce usulüne uygun şekilde tebliğ edilen ihbarnamelere karşı dava açılmayarak kesinleşen amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığından, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve usulsüz tebligat nedeniyle amme alacağının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davayı kabul eden Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle, Dairemiz kararına katılmıyorum.