Danıştay Kararı 4. Daire 2021/869 E. 2021/7450 K. 25.11.2021 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2021/869 E.  ,  2021/7450 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2021/869
Karar No : 2021/7450

TEMYİZ EDEN TARAFLAR : 1- …
VEKİLİ : Av. …

2- …Bakanlığı …Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek taraflarca aleyhlerine olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Türk Telekomünikasyon AŞ’de çalışmakta iken iş akdinin 31/12/2016 tarihinde imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirilmesi üzerine, söz konusu sözleşme uyarınca kendisine ödenen garanti fesih bedeli ve rekabet etmeme ödemesinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun reddine dair …tarih ve …sayılı işlemin iptali ile tahsil edilen tutarın kesinti tarihinden itibaren işleyecek tecil faiziyle birlikte iadesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Vergi Mahkemesince verilen kararda; Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 89. maddenin 30/01/2019 tarihinde yürürlüğe girdiği, söz konusu Kanunun 61. maddesinde, ücret ve ücret sayılan ödemelerin, çalışanın işverene bağlılığı ve hizmeti karşılığında sağlanan para veya para ile temsil edilebilen ödemeler olarak tanımlandığı, dava konusu olayda, iş akdinin sonlandırılması üzerine yapılan 280.000,00 $ tutarındaki ödemenin davacıya hangi ad altında yapıldığının tespiti için verilen ara kararına cevaben Mahkemelerine sunulan yazı ve eki belgeler tetkik edildiğinde, bu tutarın davacıya kontrat gereği garanti fesih bedeli olarak ödendiğinin görüldüğü, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli olarak ödenen tutar üzerinden hesaplanarak kesilen gelir vergisine ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemede; anılan tutarın iş akdinin sona erdirilmesi nedeniyle davacıya, karşılıklı anlaşmaya bağlı olarak yasal zorunluluk olmadan yapılan bir ödeme olması ve hizmet karşılığında yapılmaması nedeniyle ücret olarak nitelendirilemeyeceği, dolayısıyla gelir vergisine tabi olmayan söz konusu tazminat ödemesi üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmasının açık bir vergilendirme hatası oluşturduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden kesilen gelir(stopaj) vergisine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı ve haksız olarak tahsil edilen bu tutarın, kesinti tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte davacıya iadesi gerektiği; dava konusu işlemin 140.000,00 $ rekabet etmeme ödemesi üzerinden kesilen gelir vergisine ilişkin kısmında ise, bu tutarın, davacının işverenin faaliyette bulunduğu sektörde çalışmaması, rekabet etmemesi, işverenin ticari sırlarını ve gizli bilgilerini açıklamaması karşılığında ödenmiş olması nedeniyle ücret olarak nitelendirilmesi gerektiğinden, hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, davacı ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDEN DAVACININ İDDİALARI : Davacı tararından, rekabet etmeme ödemesi üzerinden yapılan gelir vergisi kesintisinin hukuka aykırı olduğu, temyiz isteminin kabulü ve Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhe kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TEMYİZ EDEN DAVALININ İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu ödemenin içeriği ve mahiyeti belirlenmeden bu ödeme üzerinden kesilen verginin iadesine hükmedilmemesi gerektiği, söz konusu ödemenin ücret niteliğinde olduğu, yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyiz isteminin kabulü ve Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhe kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVACININ SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
DAVALININ SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Davacının, kararın, dava konusu işlemin rekabet etmeme ödemesi üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmına dair temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar, temyize konu kararın bu kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Davalı idarenin, kararın, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmına dair temyiz istemi yönünden;
30/01/2019 tarih ve 30671 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 18/01/2019 tarih ve 7162 sayılı Kanunun 4. maddesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 89. maddede, 27/03/2018 tarihinden önce karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi tazminatları gibi çeşitli adlar altında yapılan ödemeler ve yardımlar üzerinden tevkif edilerek tahsil edilen gelir vergisinin, hizmet erbabının düzeltme zamanaşımı süresi içerisinde tarha yetkili vergi dairelerine başvurmaları ve dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri şartıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanununun düzeltmeye ilişkin hükümleri uyarınca red ve iade edileceği, bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere vazgeçilen davalarla ilgili olarak yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmeyeceği, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunan iade talepleriyle ilgili olarak bu madde hükmünün uygulanmayacağı, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu kurala bağlanmış; bu kapsamda mükelleflere istisnai bir hak tanınmış ve 15/03/2019 tarih ve 30715 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 306 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile de söz konusu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının iş akdinin 31/12/2016 tarihinde imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirildiği, söz konusu sözleşmede davacıya bonus ödemesi ve rekabet etmeme ödemesi yapılacağının belirtildiği, bu ödemelerden gelir vergisi tevkifatı yapıldığı, davacı tarafından, rekabet etmeme ödemesi ile 280.000 $ tutarındaki kontrat gereği garanti fesih bedeli ödemesinin, ek menfaat niteliğinde olduğu ve gelir vergisinden muaf tutulduğu iddiasıyla 15/01/2019 tarihinde Dışkapı Vergi Dairesi Müdürlüğüne düzeltme, 27/03/2019 tarihinde de Gelir İdaresi Başkanlığına şikayet başvurusunda bulunulduğu, belirtilen düzeltme şikayet başvurusunun reddine dair 12/05/2019 tarih ve 69170 sayılı işlemin iptali ve tahsil edilen tutarın kesinti tarihinden itibaren işleyecek tecil faizi ile birlikte iadesi istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davacı tarafından, yukarıda yer verilen maddede öngörülen 27/03/2018 tarihinden önce imzalanan ikale sözleşmesine istinaden kendisine yapılan ödemeler üzerinden tevkif edilen gelir vergisinin iadesi istemiyle düzeltme şikayet başvurusunda bulunulduğu, başvurunun reddi tarihinde anılan maddenin yürürlükte olduğu, kaldı ki şikayet başvurusunda da bu maddeden bahsedildiği görülmüş olup, uyuşmazlık hakkında, Gelir Vergisi Kanununun söz konusu geçici 89. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, davacının iş akdinin 31/12/2016 tarihinde imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirildiği, davaya konu garanti fesih bedeli ödemesinin, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 89. maddesinde iade kapsamında değerlendileceği sayılarak belirtilen ödemelerden olduğu ve söz konusu ödeme üzerinden tevkif edilerek tahsil edilen gelir vergisinin iadesi için gerekli olan diğer şartların sağlandığı dikkate alındığında, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu haliyle, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmının iptaline dair hüküm fıkrasında, sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davalı idarenin, kararın, garanti fesih bedeli üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin kesinti tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faizi ile birlikte iadesine ilişkin kısmına dair temyiz istemine gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz İncelemesi Üzerine Verilecek Kararlar” başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararın düzeltilerek onanmasına karar verileceği hükmü yer almaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin 4. fıkrasında, fazla veye yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihinden, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120. madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edileceği düzenlenmiştir.
Bakılmakta olan davada, her ne kadar garanti fesih bedeli üzerinden fazladan tahsil edilen verginin kesinti tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesine karar verilmiş ise de, kesinti tarihinde davalı idarenin kusurunun bulunmadığı anlaşılmış olup, davacıya, idareye başvuru tarihinden düzeltme fişinin kendisine tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanacak tecil faizinin ödenmesi gerektiğinden, kararın faize ilişkin hüküm fıkrasının “garanti fesih bedeli üzerinden tahsil edilen gelir vergisinin, idareye düzeltme başvurusunda bulunulan 15/01/2019 tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesine” şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, dava konusu işlemin rekabet etmeme ödemesi üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmına dair hüküm fıkrasının usulde …’in, esasta …’nın karşı oyu ile ONANMASINA,
3. Bölge İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisine ilişkin kısmına dair hüküm fıkrasının usulde ve esasta …’in, esasta …’nın karşı oyu ile yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, garanti fesih bedeli üzerinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin kesinti tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faizi ile birlikte iadesine ilişkin hüküm fıkrasının ise Şahnaz Baday Gerek’in karşı oyu ile 2577 sayılı Kanunun 49/1-(b) maddesi uyarınca düzeltilerek ONANMASINA,
4. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
5. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, …TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın anılan Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 25/11/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:
Davacı tarafından, Türk Telekomünikasyon AŞ’de çalışmakta iken iş akdinin 31/12/2016 tarihinde imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirilmesi üzerine, söz konusu sözleşme uyarınca kendisine ödenen garanti fesih bedeli ve rekabet etmeme ödemesinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun reddine dair …tarih ve …sayılı işlemin iptali ile tahsil edilen tutarın kesinti tarihinden itibaren işleyecek tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi yönünde verilen Vergi Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiştir.
Davalı idarenin temyiz istemi yönünden;
Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden tahsil edilen gelir vergisinden kaynaklanan kısmının iptaline ilişkin hüküm fıkrasının aynı gerekçe ile onanması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyorum.
Davacının temyiz istemine gelince;
Davacıya rekabet etmeme ödemesi adı altında yapılan ödemenin ücret niteliği taşımadığı, söz konusu ödeme üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmasının açık bir vergilendirme hatası olduğu, dolayısıyla tevkif edilen verginin iadesi istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun reddine dair dava konusu işlemin buna ilişkin kısmında da hukuka uyarlık bulunmadığı ve tahsil edilen verginin faiziyle birlikte davacıya iadesi gerektiği sonucuna varıldığından, davacının temyiz isteminin kabulü ve Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu işlemin rekabet etmeme ödemesi üzerinden tahsil edilen gelir vergisinden kaynaklanan kısmına ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararının bu kısmına da katılmıyorum.

(XX) KARŞI OY:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde, iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış olup, bu anlamda idari işlem, idari makamlar tarafından bir kamu hizmetini yürütmek üzere kendilerine tanınan kamu gücü kullanılarak, tek yanlı iradeyle tesis edilen ve tesis edildikleri alanda bulunan kişilerin menfaatini doğrudan etkileyen, onların hak ve menfaatleri ile yükümlülüklerinde değişiklik yapan veya yenilik doğuran her türlü irade açıklaması olarak ifade edilmektedir.
Anılan Kanunun 7. maddesinin 1. fıkrasında, vergi mahkemelerinde dava açma süresinin otuz gün olduğu belirtilmiş; 15/1-b maddesinde ise, süreaşımı halinde davanın reddine karar verileceği hükme bağlanmış; aynı Kanun’un 10. maddesinde de, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri; altmış gün içerisinde cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı; ilgililerin, altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre, Danıştay’da, idare ve vergi mahkemelerinde dava açabilecekleri; altmış günlük süre içinde idarece verilen cevabın kesin olmaması halinde, ilgilinin, bu cevabı, istemin reddi sayabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği; bu takdirde, dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği; dava açılmaması veya davanın reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitiminden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren (mahkemesine göre dava açma süresi içinde) dava açılabileceği öngörülmüştür.
Bu hükümlere göre; yapılan başvuruya altmış gün içerisinde idarece verilen cevabın kesin olması veya başvurunun anılan süre içerisinde cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi hallerinde, söz konusu işlem veya işlemler hakkında başka bir idari mercie itiraz edilmeksizin, davanın, cevabın tebliğini veya cevap verilmemek suretiyle geçen altmış günü izleyen günden itibaren, açıklanan 7. maddede, davanın açılacağı idari yargı yerine göre belirlenen dava açma süresi içinde açılması mümkün bulunmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 116. maddesinde; vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlanmış, 117. maddesinde “Hesap hataları” ve 118. maddesinde “Vergilendirme hataları” sayılmak suretiyle belirtilmiş, “Düzeltme Talebi” başlıklı 122. maddesinde, mükelleflerin vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilecekleri, 124. maddesinde ise vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddedilenlerin şikayet yolu ile Maliye Bakanlığı’na başvurabilecekleri hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen kanun hükümlerine göre, dava açma süresi geçtikten sonra, ancak kanunda belirtilen durumlarla sınırlı olarak, hukuki ihtilaf içermeyen basit ve açık hataların düzeltme ve şikayet yolu ile dava konusu edilmesi mümkündür. Aksi takdirde, her türlü uyuşmazlığın düzeltme zamanaşımı içinde dava konusu edilebilmesi söz konusu olur ki, bu da dava açma sürelerine ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin konuluş amacına uygun düşmeyecektir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının iş akdinin 31/12/2016 tarihinde imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirildiği, söz konusu sözleşmede davacıya bonus ödemesi ve rekabet etmeme ödemesi yapılacağının belirtildiği, bu ödemelerden gelir vergisi tevkifatı yapıldığı, davacı tarafından, rekabet etmeme ödemesi ile 280.000 $ tutarındaki kontrat gereği garanti fesih bedeli ödemesinin, ek menfaat niteliğinde olduğu ve gelir vergisinden muaf tutulduğu iddiasıyla 15/01/2019 tarihinde Dışkapı Vergi Dairesi Müdürlüğüne düzeltme başvurusunda bulunulduğu, bu başvurunun 16/03/2019 tarihi hafta sonuna denk geldiği için 18/03/2019 tarihinde zımnen reddedildiği, bunun üzerine 27/03/2019 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığına şikayet başvurusunda bulunulduğu, anılan şikayet başvurusunun …tarih ve …sayılı işlem ile reddedilmesi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davacı tarafından yapılan başvurunun, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 116. maddesi kapsamında yapılan bir düzeltme-şikayet başvurusu olarak kabul edilemeyeceği açık olmakla birlikte, Dışkapı Vergi Dairesi Müdürlüğüne yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 30 günlük yasal süre içerisinde dava açılması gerekirken, yukarıda zikredilen hukuki durum gereği, bu süre geçirildikten sonra açılan davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, 2577 sayılı Kanunun 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 15. maddede sayılan sebeplerden biri ile veya yargılama usulüne ilişkin meselelerde azınlıkta kalanların işin esası hakkında da oylarını kullanacakları kurala bağlanmıştır.
Bu durumda, usuli mesele yönünden karşı oyda kalmakla birlikte, esas yönünden de, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu işlemin garanti fesih bedeli üzerinden tahsil edilen gelir vergisinden kaynaklanan kısmının iptaline ilişkin hüküm fıkrasının aynı gerekçe ile onanması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararının buna ilişkin kısmına katılmıyorum.

(XXX) KARŞI OY :
Davacı tarafından, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışmakta iken iş akdinin 31/12/2016 tarihinde imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirilmesi üzerine, söz konusu sözleşme uyarınca kendisine ödenen garanti fesih bedeli ve rekabet etmeme ödemesinden kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen gelir (stopaj) vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun reddine dair …tarih ve …sayılı işlemin iptali ile tahsil edilen tutarın kesinti tarihinden itibaren işleyecek tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi yönünde verilen Vergi Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar” başlıklı 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesinde Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı; (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise hukuka aykırı karar verilmesinden dolayı kararı bozacağı kurallarına yer verilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesine 31/05/2012 tarih ve 6322 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen (4) numaralı fıkrada, fazla veya yersiz olarak tahsil edildiği tespit edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi; diğer hallerde ise verginin tahsili tarihinden itibaren aynı dönemde 6183 sayılı Kanun’a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte mükellefe red ve iade edileceği düzenlenmiştir. Kuralda, ödenecek faizin başlangıç tarihi noktasında bir ayrım yapıldığı görülmektedir. Buna göre; fazla veya yersiz tahsilata sebep olan mükellefin tahsil tarihi yerine düzeltmeye dair müracaat tarihinden başlayacak şekilde bir giderim elde etmesi öngörülmüştür.
Bakılmakta olan davada, mahkeme kararı ile iadesine hükmedilen vergi üzerinden hesaplanacak tecil faizinin başlangıcının kesinti tarihi mi yoksa başvuru tarihi mi olmasına hükmedilmesi gerektiğine yönelik husus, hüküm fıkrasında değişikliğe yol açan 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın düzeltilerek onanmasını gerektiren diğer bir deyişle “yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hata ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlık” kapsamında maddi hata olarak değerlendirilebilecek bir husus olmayıp, anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın bozulmasını gerektiren “hukuka aykırılık” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın faize ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği görüşüyle, kararın faizin başlangıç tarihinin düzeltilerek onanmasına dair kısmına katılmıyorum.