Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2022/2882 E. , 2022/7109 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2022/2882
Karar No : 2022/7109
TEMYİZ EDEN TARAFLAR : 1- … Fonu
VEKİLİ : Av. …
2- … Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, banka mevduat hesaplarından elde ettiği faiz geliri üzerinden yapılan kesintinin iptali ve kesinti tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber iadesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; her ne kadar 193 sayılı Kanunun 94. maddesinde banka hesaplarından elde edilen faiz gelirlerinden tevkifat yapılacağı kuralına yer verilmişse de, 01/11/2005 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda, davacı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu hükmüne yer verilmiş olması ve anılan Kanunun sonraki kanun niteliğinde bulunması nedeniyle Gelir Vergisi Kanunu’ndaki düzenlemenin davacı açısından uygulanmasına olanak bulunmadığı ve yasayla her türlü vergiden muaf tutulduğu anlaşılan davacının elde ettiği faiz gelirlerinden yapılan vergi tevkifatında yasal isabet bulunmadığı, davacının faiz istemi bakımından ise, davacı tarafından dava dilekçesinde hangi kanun uyarınca faiz istenildiği beyan edilmediğinden güncel yargı kararları uyarınca lehine olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu dikkate alınarak tecil faizine hükmedilmesi gerektiği, ayrıca anılan Kanunda tahsilin mükellefin hatasından kaynaklanmaması durumunda tahsil tarihinden itibaren faize hükmedileceği düzenlemesine yer verildiği dikkate alındığında, Vergi Usul Kanunu’nun 112/4. maddesindeki, fazla ve yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde, “tecil faizi” uygulanacağı yolundaki açık hüküm uyarınca, davacıdan fazladan tahsil edilen menkul sermaye iradı gelir vergisinin tahsil tarihinden itibaren işleyecek ve 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faizi ile birlikte davacıya iadesi gerektiğinden ve verginin tahakkuk ettiği tarih ile idare hesabına ödendiği tarih arasında fark bulunmasından dolayı tahakkuk tarihi ile paranın vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarih arasındaki davacının faiz isteminin reddi, kesintinin vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarihten itibaren işleyecek faiz isteminin ise kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDEN DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, stopaj kesintisinin yapıldığı tarih ile verginin tahakkuk ettirilerek paranın vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarih arasında faiz işletilmemesi usul ve yasalara aykırı olduğundan kararın faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TEMYİZ EDEN DAVALININ İDDİALARI : Davalı idare tarafından, gelir vergisi kanunu uyarınca yapılan tevkifatın hukuka uygun olduğu, faiz isteminin yerinde olmadığı ve kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVACININ SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulü, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın kabule ilişkin kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Davacının, kararın redde ilişkin kısmına yönelik temyiz istemine gelince;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde, mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişi, vergi sorumlusu ise, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlanmış, aynı Kanunun Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı iptal kararı üzerine 31/05/2012 tarih ve 6322 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yeniden düzenlenen 112. maddesinin 4. fıkrasında, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120. madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edileceği kurala bağlanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde sayılan kişi ve kuruluşlar, istihkak sahiplerine yaptıkları maddede yazılı ödemelerden, yine maddede öngörülen vergilerin kesilmesinden sorumlu tutulmuştur. 193 sayılı Kanunun 94. maddesinde tevkifat yapmaya zorunlu olanların tevkif ettikleri vergileri, aynı Kanunun 98. maddesi gereği ertesi ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar, ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeleri, aynı Kanunun 119. maddesi gereği de beyanname verecekleri ayın yirmialtıncı günü akşamına kadar bağlı bulundukları vergi dairesine yatırmaları gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararının ilgili bölümünde;”Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir ‘alacak’ haline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkanından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır.” denilmektedir.
Bu kapsamda, haksız veya fazla olarak tahsil edildiği tespit edilen vergilerin iadesinde ilgilinin ödediği paradan mahrum kaldığı süre zarfında, enflasyon nedeniyle paranın değerinde meydana gelen aşınma ve mülkiyetin gerçek değerinde oluşan azalma nedeniyle faiz ödenmesi gerektiği açıktır. Aksi halde paranın değerinde meydana gelen aşınma nedeniyle alacağın tahsil tarihindeki gerçek değeri iade edilmiş olmadığından iade işlemi eksik olarak yerine getirilmiş ve ilgililerin mülkiyet hakkı korunmamış olmaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre, vergi sorumluları, istihkak sahiplerine (mükelleflere) ödeme yapıldığı sırada gelir vergisini, tevkif suretiyle mükelleften tahsil eder ve mükelleflerden tahsil ettikleri bu vergiyi muhtasar beyannameyle beyan ederek vergi dairesine yatırırlar. Anayasa Mahkemesi kararı da dikkate alındığında, 213 sayılı Kanunun 112. maddesinin 4. fıkrası gereği mükelleften kaynaklanmayan yersiz tahsilat nedeniyle iade edilecek vergiye ait faizin hesaplanmasında başlangıç tarihi olarak esas alınacak tahsil tarihinin, tevkif suretiyle tahsil edilen vergilerde mükelleflerin paranın tasarrufundan mahrum kaldığı tarih olan istihkak sahiplerine yapılan ödeme tarihi ve diğer yandan da kesintinin yapıldığı tarih olduğu açık olup, Vergi Dava Dairesi kararında iadesine hükmedilen faizin hesaplanmasına başlangıç tarihi olarak paranın vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarihin esas alınmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu nedenle, dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında, yapılan kesintinin kesinti tarihinden itibaren faiziyle iadesini isteyen davacıya bu tarihten itibaren iadesi gerektiğinden Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne, davalının temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının faizin türü bakımından oyçokluğu, diğer kısımları bakımından oybirliğiyle ONANMASINA,
3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının, davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının oybirliğiyle BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 28/11/2022 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
İdari Yargılama hukukunun yerleşik içtihatlarından biri olan “taleple bağlılık ilkesi” uyarınca, idari yargı merciilerinde açılan davalarda mahkemelerin, davacının istemi ile sınırlı inceleme yapabileceği, istemi genişletecek veya daraltacak biçimde karar veremeyeceği açıktır.
Uyuşmazlıkta davacı tarafından, haksız olarak tahsil edildiği iddia edilen vergilerin yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir. Dava dilekçelerinde talep edilen yasal faizin kanuni dayanağı gösterilmemekle birlikte bu talepten kanuni faize ilişkin özel düzenleme içeren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesinde düzenlenen “kanuni faiz”in anlaşılması gerekmektedir.
Dava dilekçesinde yasal faiz talebinde bulunulması durumunda yargı yerince taleple bağlı kalınmayarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen tecil faizine hükmedilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir.
Bu nedenle haksız olarak tahsil edildiği tespit olunan verginin kesinti tarihinden itibaren “taleple bağlılık ilkesi” göz önünde bulundurularak yasal faiziyle birlikte davacıya iadesi gerektiğinden davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının faizin türüne ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği görüşüyle kararın belirtilen kısmına katılmıyoruz.