Danıştay Kararı 4. Daire 2022/4108 E. 2022/6035 K. 31.10.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2022/4108 E.  ,  2022/6035 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2022/4108
Karar No : 2022/6035

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) :… Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, Tasfiye Halinde … Hırdavat İnş. Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti’nin vergi borçları için kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih … ve… sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacının, 24/02/2009 tarih ve 7256 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile ilan edilen 16/02/2009 tarihli ortaklar kurulu kararıyla, asıl amme borçlusu şirketteki tüm hisselerinini … isimli şahsa devretmesi sonucunda şirket ortaklığının son bulduğu, aynı ortaklar kurulu kararı ile … isimli şahsın beş yıl süre ile görev yapmak üzere şirket kaşesi altında atacağı münferit imzası ile şirketi en geniş şekilde temsil ve ilzam yetkisi verilerek şirket müdürü olarak tayin edilmesiyle davacının kanuni temsilcilik vasfını da kaybettiği görülmüş olup, dava konusu ödeme emirlerinde yer alan amme alacaklarının 2010 ve 2011 yıllarının muhtelif dönemlerine ilişkin olması karşısında, tahsili istenen amme alacaklarının; doğduğu dönemlerde, vadelerinde, şirket adına ödeme emri düzenlendiği ve tebliğ edildiği tarihlerde davacının kanuni temsilcilik sıfatının bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; davacının şirketteki hisselerini 24/02/2009 tarih ve 7256 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edilen 16/02/2009 tarihli ortaklar kurulu kararıyla devrederek ortaklıktan ayrıldığı, 10/06/2011 tarih ve 7834 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edilen 30/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de davacının bahse konu şirketteki müdürlük görevine son verildiği, davacının sözü edilen hisse devir sözleşmesi ile şirket hisselerini devretmesiyle ortaklık sıfatı sona ermekle birlikte şirketi temsil ve ilzam yetkisinin sona erdiğine ilişkin ayrıca bir karar alınmadığı, davacının müdürlük görevine son verilmesi 10/06/2011 tarih ve 7834 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edilen 30/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile olduğu anlaşılmış olup, davacının ödeme emirlerine konu edilen sahte fatura kullanmaktan dolayı katma değer vergisi indirimlerinin reddinden kaynaklanan kamu alacağının ilgili dönemlerinde asıl amme borçlusu şirketin kanuni temsilcisi olduğu, ödeme emirlerinin davaya konu edilen kısımlarının asıl amme borçlusu adına düzenlenen … tarih ve …, …tarih ve … sayılı ödeme emirlerinin şirkete 26/05/2016 tarihinde posta yoluyla, … tarih ve … sayılı ödeme emrinin ise şirkete 13/05/2017 tarihinde elektronik ortamda usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde vadesi içerisinde amme alacağının ödenmediği, şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmasında mal varlığına rastlanmamasından dolayı, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde amme alacağının şirketten tahsil olanağının bulunmadığı ve davacının kanuni temsilci sıfatıyla takibi için gereken koşulların oluştuğunun kabulü gerektiğinden, söz konusu kamu alacağının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle Mahkeme kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, asıl amme borçlusu şirketteki müdürlük görevinin, şirketteki hisselerini 24/02/2009 tarih ve 7256 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edilen 16/02/2009 tarihli ortaklar kurulu kararıyla devrederek ortaklıktan ayrıldığı tarihte yeni müdürün seçilmesiyle sone erdiği, söz konusu borçların döneminde kanuni temsilcilik görevinin olmadığı belirtilerek Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” başlıklı 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden tüzel kişiden tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı öngörülmüştür.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı; 55. maddesinde de, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı hüküm altına alınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının, 23/07/2008 tarih ve 7111 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile ilan edilen 06/07/2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile asıl amme borçlusu şirkette müdür olarak seçilmesine karar verildiği, 24/02/2009 tarih ve 7256 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile ilan edilen 16/02/2009 tarihli ortaklar kurulu kararında, asıl amme borçlusu şirketteki tüm hisselerinini … isimli şahsa devretmesi sonucunda şirket ortaklığının son bulduğu, aynı ortaklar kurulu kararı ile davacının tüm hisselerini devrettiği … isimli şahsın beş yıl süre ile görev yapmak üzere şirket kaşesi altında atacağı münferit imzası ile şirketi en geniş şekilde temsil ve ilzam yetkisi verilerek şirket müdürü olarak seçildiği, 10/06/2011 tarih ve 7834 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edilen 30/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de davacının müdürlük görevinin kaldırıldığı görülmüştür.
Her ne kadar, asıl amme borçlusu şirkete ait 10/06/2011 tarih ve 7834 sayılı ticaret sicil gazetesi ile ilan edilen 30/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile, davacının bahse konu şirketteki müdürlük görevine son verilmesi yönünde karar alındığı, bu durumda, davacının dava konusu amme alacaklarının ait olduğu dönemlerde müdürlük görevinin devam ettiği ve kendisinden tahsili istenen amme alacaklarının ödenmesinden sorumlu tutulması gerektiği yönünde Vergi Dava Dairesince karar verilmişse de; davacının, 24/02/2009 tarih ve 7256 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile ilan edilen 16/02/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile tüm hisselerini devretmesi ve hisselerin devredildiği şahsın müdür olarak tayin edilmesi sonucunda kanuni temsilcilik vasfının zaten son bulmuş olduğu, şirketin yeni ortaklarınca, davacının müdürlük görevine son verilmesi yönünde sonradan alınan ortaklar kurulu kararının, davacının hukuki durumunda bir değişiklik meydana getirmeyeceği sonucuna varıldığından Vergi Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 31/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.