Danıştay Kararı 5. Daire 2016/38161 E. 2021/281 K. 12.02.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/38161 E.  ,  2021/281 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/38161
Karar No : 2021/281

DAVACI: …
VEKİLİ: Av. …

DAVALI: … Kurulu
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği, dava konusu kararda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren doğrudan veya dolaylı herhangi bir bilgi, belge ya da bulgu ortaya konulmadığı, kişiselleştirme yapılmadığı, karara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, hakkında herhangi bir müfettiş incelemesi ve disiplin soruşturması yaptırılmadan ve savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarılma kararı verildiği, dava konusu karar ile adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, kanun önünde eşitlik ilkesinin, Anayasa’nın 10., 38. ve 125. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve 7. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun’un 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’İN DÜŞÜNCESİ:Dava, FETÖ/PDY örgütü ile İltisak ve İrtibatı sabit görülen davacının yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu kararının iptali ve yoksun kalınan haklarının tazmini istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa’ya aykırılık istemi yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 53. maddesinde,” Hakim ve savcıların bu kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi… hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. Maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmalan uygun görülmeyenler hakkında karar verme işlemi Kurulun görevleri arasında sayılmış, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükümete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki tavsiye kararı üzerine Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olanların mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ve belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alındığında davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 11/02/2021 tarihinde, davacı ve davacı vekillerinin gelmediği, davalı idare vekili Av. …’ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 9 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; anılan karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği; anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, “…Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; sanığın [davacının] dosyaya yansıyan faaliyetlerine göre; Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK’nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen tehlike ile sanığın [davacının] kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, yanılgıya düşülerek yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi, Kanuna aykırı olup, sanık [davacı] ve müdafisinin [davacı vekilinin] temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğu…” gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği; bozma kararı üzerine … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine ise dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2020/7428 sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu henüz bir karar verilmediği (anılan mahkûmiyet kararının kesinleşmediği) görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 08/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, t…vi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 28/01/2020 tarihli ara kararıyla, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 24/01/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekinin (davacı hakkında düzenlenmiş olan Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının) davacıya tebliğ edilmesine, söz konusu ek beyan dilekçesi ve ekinde yer alan Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya ara kararın tebliğinden itibaren davacıya on (10) gün süre verilmesine; Dairemizin 28/05/2020 tarihli ara kararıyla ise, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 12/07/2019 tarihli Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD’nin davacıya tebliğ edilmesine, davacıya, söz konusu Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD’ye ilişkin beyanlarını sunabilmesi için ara kararın tebliğinden itibaren on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ʽʽAdil Yargılanma Hakkıʼʼ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
a-1) Davacıya ait ByLock Bilgisi Şu Şekildededir:
Dava dosyasında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun … tarih ve … CBS Soruşturma Dosyası sayılı yazısı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderdiği 1776 yargı mensubuna ait ByLock kullanıcı bilgisinin bulunduğu “Excel Tablosu” ile Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock kullanan hakim ve savcıların yer aldığı Excell Tablosunun incelenmesinden; söz konusu Tabloda davacının da adı ve soyadının yer aldığı, davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının … ve …, ilk tespit tarihinin 12/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Öte yandan, dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı-soyadı ve TC kimlik numarası ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifrenin “…”, adının “…”, son online tarihinin “19/02/2015” olduğu; “Abone Tespit Kayıtları” başlığı altında tespit edilen GSM/ADSL numarasının “…” olduğu; “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının Altıntaş/Kütahya’da görev yaptığı; “ID’yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler” başlığı altında davacıyı, … ID numaralı ByLock kullanıcısının “… artvin” şeklinde kaydetmiş olduğu; “ID’nin katıldığı Gruplar ve Grupların Kişi Listesi” başlığı altında … ID numaralı ByLock kullanıcısının kurucusu olduğu “…” adlı grup ile … ID numaralı ve C.K. adlı ByLock kullanıcısının kurucusu olduğu “…” adlı grubun bulunduğu; “Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler” başlığı altında … ID numaralı ByLock kullanıcısının davacıya 01/12/2015 tarihinde saat 14:57’de yolladığı “akiam beşte gümüşyuvadayız bide çeteleleri getirin hatice abla dönütüde yapacak” şeklindeki mesajın bulunduğu görülmektedir.
Bununla birlikte, davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; İzmir Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 20/12/2007 tarihli cevabi yazısıyla, davacının … numaralı ADSL aboneliği ve … nolu GSM hattı ile … IMEI numaralı telefon üzerinden 12/08/2014 tarihinde ByLock programına giriş yaptığının tespit edildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Ayrıca, davacının bozma öncesi yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında 23/10/2017 tarihinde yapılan 1. Celsede SEGBİS sistemiyle kayda alınan savunmasının yer aldığı ilişkin duruşma tutanağında,
” MAHKEME BAŞKANI:Tamam. Onu ayrıca yaparsınız savunmanızı. Peki telefon numaranız nedir? Cep telefonu numaranız. SANIK [DAVACI] … : Daha önce kullanmış olduğum numara 530…43. MAHKEME BAŞKANI:Evet. Ne zamandan beri kullanıyordunuz bu hattı? SANIK [DAVACI] … :Uzun süredir bu hattı kullanıyorum görevimdeyken. MAHKEME BAŞKANI:Yani, 10 yıl oldu mu? 5 yıl, 10 yıl, 3 yıl takriben? SANIK [DAVACI] … : 8-9 yıl olmuştur takriben yani. MAHKEME BAŞKANI:8-9 yıl. SANIK [DAVACI] … : Evet. MAHKEME BAŞKANI:Peki, internet kullanıyor muydunuz? SANIK [DAVACI] …: İnternet, lojmanın ortak wifisini daha çok kullanıyorduk ve de 2014 Eylül ya da Ekim aylarında TTnet abonesi oldum, bu şekilde internet kullanımım vardır. MAHKEME BAŞKANI:Bireysel TTnet abonesi mi oldunuz? SANIK [DAVACI] … : Bireysel derken? MAHKEME BAŞKANI:Sadece size mi ait yani kastım. SANIK [DAVACI] … :. Evet, evet. MAHKEME BAŞKANI:Peki, kullanıcı adını hatırlıyor musunuz? SANIK [DAVACI] … : Yok hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI: … olabilir mi? SANIK [DAVACI] … :Yani bu hususta bilgim yok, eğer hani sorulursa öğrenilebilir. Sadece abonesi olduğumu biliyorum… 2013 yılı kura kararnamesi ile Artvin’e atandım, bir yıl kadar asliye ceza mahkemesi ve infaz hakimliği müstemir yetkilerinde çalıştım. 2013 yılı sonlarına doğru da boşanma kararım kesinleşti. Ancak mal paylaşımı eşya paylaşımı konusunda herhangi bir gelişme yaşanmamıştı. Bu tarihten sonra tarihi net hatırlamamakla birlikte ayrıldığım kişinin öğretmeninin arkadaşı olduğunu söyleyen yaşadığım sorunları, boşanma sürecini bilen ve yardımcı olabileceğini söyleyen kendisini öğretmen olarak tanıtan C. isimli kişi benimle görüşmek istedi. Eşya paylaşımı konusunun çözülmemiş olması, ayrıldığım kişinin iletişime kapalı olması, hatta en basit konuda dahi kendisine noter aracılığıyla ulaşmam ve mesleği icra ettiğim yer itibariyle bu konulara ilişkin davaların itibarıma zedeleyeceğini düşünerek sorunların anlaşma yoluyla çözümlenmesi ümidiyle samimi konuşmalarda bulunan bu kişiyle Erzurum’daki evinde ziyaret ettim. Evini ziyaret ettiğim esnada ailesi de yanındaydı, ancak ben bu kişinin isminin C. olduğunu bilmiyordum, iddianamedeki tanık anlatımlarına karşı bu kişinin görüştüğüm kişinin C. isimli kişi olduğunu anlayabildim ve benim bu kişiyle görüşmem asla bir yapı amacıyla görüşme değildir. Bu yönde bir tanışıklığım da söz konusu değildir kendisiyle hiç bir şekilde. Daha sonra bir tarihte bu kişinin Artvin’e geldiğini gördüm ve burada karşılaştık. Kendisi beni aradığını, ancak ulaşamadığını belirtti. Artvin’in coğrafi koşulları itibariyle dağlık bir bölgede olması ve çok yüksek kot farklarının bulunmasından dolayı telefonlar iyi çekmemektedir ve muhabbet esnasında konuşurken kendisi bana kendisinin kullandığı ve beğendiği uygulamayı önerdi ve merak ederek ben de Google Play’den indirdim, ancak nasıl kullanıldığını vesaire bilmiyorum. O sırada kendisi telefonuma bir şeyler yaparaktan baktı. Benim bu kişiyle, bu programın Bylock olup olmadığı konusunda gerçekten hatırlamıyorum, kullanmadığım bir programdır çünkü. Ben bu kişiyle tamamen kendi şahsi konumla görüştüm, yardım olabileceğini düşündüm, ancak konuşmanın içeriğinden lehime bir sonuç çıkmayacağını, benim lehime olmayacağını düşündüğüm için de bir daha kendisiyle asla görüşmedim. Ben bu kişinin simasını dahi çok zor hatırlıyorum. Evine ziyaret ettiğim esnada eşi yanındaydı ve eşini bir kere gördüm. Ancak eşinin hakkımda vermiş olduğu aleyhe beyanları kabul etmiyorum, çünkü ben bu kişiyle yapı amacıyla görüşmem olmamıştır. Eşinin simasını dahi hatırlamıyorum. Bu Ş.K. isimli kişinin kendi bildiği, genel bilgileri, beni karıştırarak ismimi dahil ettiğini ya da bir şeylerde hedef şaşırtmak amacıyla beni , bu bilgileri bana mal ettiğini düşünüyorum. Hayatım boyunca sade bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamaya çalıştım. Etrafımın bu denli fetö üyesiyle fetö elemanı ile örülü olabileceğini hiç düşünmedim. Gerek ders çalışma dönemime ilişkin olsun gerekse C. isimli, … kod adlı sanırım, kişiye ilişkin olsun iddialar doğru ise sanki gizli bir elin beni bir yerlere sürüklemeye çalıştığını ve içinde bulunduğum boşanma sonrası yaşadığım psikolojik durumdan birilerinin yararlanmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu nedenle tarafların aleyhime olan gerçeği yansıtmayan beyanlarını ve suçlamalarını da kabul etmiyorum… MAHKEME BAŞKANI: Peki. …, şimdi … adresleri kullanıcı adıyla yapılan Bylock yazışma içerikleri mahkememize geldi. Soruşturma aşamasında gelenlerle aynı. Buradaki bilgileri size okuyacağım, kullanıcı …, şifre …, adı … olarak kayıtlı. Bu bilgiler sizin için bir şey ifade ediyor mu? SANIK [DAVACI] … :Başkanım ben bu bilgileri hiç bir şekilde, bu tarz bilgiler hiç kullanmadım ve şifreli bir programı olduğunu dahi hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:Peki, bu program sizin telefonunuza kurulduktan sonra hiç kullanmadınız mı? SANIK [DAVACI] … : Ben bu kişiye cevap verdim ama şahsi konularımı telefondan sorarak mı cevap verdim, yoksa yüzüne mi cevap verdiğim çok net hatırlayamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:Peki, burada yazışma mail durumunun aktif, pasif olarak belirtildiği, belirtilmiş, giriş sayısı 14, alınan mail sayısı 0, log hanesi 2, gelen arama sayısı 7, okunan mail sayısı veri hanesi boş, log sayısı 7, gönderilen mesaj sayısı veri hanesi 0, log sayısı 105, burada sizi, size verilen ID ekleyenlerin verdikleri isimler var bunları okuyacağım size. Celal Kalaycı, tanır mısınız bu kişiyi? SANIK [DAVACI] … : Tanık anlatımlarından C. isimli kişi olduğunu öğrendim. MAHKEME BAŞKANI:C. isimli? SANIK [DAVACI] … : Evet. MAHKEME BAŞKANI:Yani, C. bu C.K. mıdır? SANIK [DAVACI] … :Ben C.K. olarak tanımadım. Tanışmadım kendisiyle MAHKEME BAŞKANI: Ama C. olarak tanıştınız öyle mi? SANIK [DAVACI] … : Evet. C. olarak tanıdım. MAHKEME BAŞKANI:Peki, S.Ş., vali yardımcısı Şırnak Valiliği olarak bir bilgi var. SANIK [DAVACI] … : Kendisini tanımıyorum. MAHKEME BAŞKANI:Tanımıyorsunuz. Bu kişi de sizi … olarak eklemiş, kendi hesabına. SANIK [DAVACI] … : Başkanım ben sadece bu C. isimli kişiyle karşı karşıya geldim. MAHKEME BAŞKANI:Tamam. SANIK [DAVACI] … :Bunun dışındaki isimleri hatırlamıyorum ve tanımıyorum. Yani Ş., yani bana niye … desinler, niye bana Emel desinler. MAHKEME BAŞKANI:Sizin katıldığınız gruplar ve grupların kişi listesi bölümünde de İ.Ş. ismi var. Bu kişiyi tanıyor musunuz? SANIK [DAVACI] … : Böyle bir ismi hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:İ.K.? SANIK [DAVACI] …: Hayır hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:S.Ş., hakim ve savcı olarak not var. SANIK [DAVACI] … : Hatırlamıyorum başkanım. MAHKEME BAŞKANI:H.Y.T.? SANIK [DAVACI] … :Hayır. MAHKEME BAŞKANI: R.D., hakim ve savcı ibaresi var yine. SANIK [DAVACI] …: Hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:C.K.? SANIK [DAVACI] … : Bu kişiyi de hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:R.S.? SANIK [DAVACI] … : Hatırlamıyorum. MAHKEME BAŞKANI:A.İ., hakim ve savcı ibaresi var yine. SANIK [DAVACI] …:Yok tanımıyorum. Başkanım şunu belirtmek isterim ki ben herhangi bir sohbet ve ortamında bulunmadığım için kimseyle MAHKEME BAŞKANI:Sohbet ettiğiniz değil, katıldığınız gruplardaki isimlerden bahsediyorum. SANIK [DAVACI] …: Anladım. MAHKEME BAŞKANI:S.B. hakim SANIK [DAVACI] … : S.B. hakim hanımı Artvin Adliyesinde görev yapması sebebiyle tanırım. MAHKEME BAŞKANI:Peki, M.Y., bunu biraz önce okuduğumuz isimlerden mi değil. Evet M.Y.? SANIK [DAVACI] … : Hatırlamıyorum kendisini, hatırlamıyorum başkanım. MAHKEME BAŞKANI:Bu da hakim savcı. T.G., başkomiser Kars Emniyet Müdürlüğü olarak bilgi var. SANIK [DAVACI] … :Hiç, yani hiç böyle bir isim hatırlamıyorum, tanımıyorum. MAHKEME BAŞKANI:G.A., Gerede Adliyesinde hakim savcı? SANIK [DAVACI] … : Yok tanımıyorum başkanım. MAHKEME BAŞKANI:A.A.K., Gaziosmanpaşa Adliyesinde hakim veya savcı? SANIK [DAVACI] … : Tanımıyorum. MAHKEME BAŞKANI:Tanımıyorsunuz. SANIK [DAVACI] … : Yok tanımıyorum. MAHKEME BAŞKANI:Peki, yine Bylock yazışma içeriklerinde bir tek mesaj görünüyor, bu da S.U. kişi tarafından size gönderilen bir mesaj içeriği, … (01/12/2015 14:57) parantezden sonra akşam beşte Gümüşyuva’dayız. Bir de çeteleleri getirin, Hatice abla dönütü de yapacak. Bu sizin için bir şey ifade ediyor mu bu mesaj? SANIK [DAVACI] … :Ben sadece C. isimli kişiyle karşılaştım ve bu iddianamede yer alan içeriğe ilişkin olsun, kişilere ilişkin olsun herhangi bir bilgim bulunmamaktadır, asla da kimseye bu şekilde bir mesaj yazmadım. MAHKEME BAŞKANI: Peki SANIK … : Yani hiç bir telefon programını bundan yazmadım, hiç bir şekilde SMS olarak dahi bu şekilde bir şey gönderdiğimi hatırlamıyorum. Kullanmadım bu şekilde bir şey…. SANIK [DAVACI] MÜDAFİİ AVUKAT …:Var efendim. Program yükledim dediğinde, program indirilmesi şey yaptığında, bu programın indirilmesi konusunda bir telkinde bulunduğundan bahsetti ve program Play Store’dan indirdim şeklinde bir beyanı oldu, daha sonrasında bu program indirme ve kullanılması konusunda sanığın telefonu C. denilen kişiye verilip de onun bir uygulamada işlem yapması söz konusu mu, eklemesi vesairesi gibi bir şeyi söz konusu mu, bu hususta bilgi verebilecek mi efendim? MAHKEME BAŞKANI:Evet. SANIK [DAVACI] … : Vekilimin sorduğu soru üzerine ben indirdikten sonra kendisi karışık bir program olması sebebiyle nasıl kullanacağımı bilemedim ya da açılacağını bile bilemedim, eline alarak bir şeyler yaptı ama nasıl bir işlem yaptığı hususunda bilgim yoktur. MAHKEME BAŞKANI:Var mı başka sorunuz? SANIK [DAVACI] MÜDAFİİ AVUKAT …: Başka da sorumuz yoktur efendim… MAHKEME BAŞKANI: Peki, ailenizde … veya … isminde kimse var mı? SANIK [DAVACI] … :… isminde kuzen-, yeğenim var. MAHKEME BAŞKANI:Yeğeniniz var … isminde. SANIK [DAVACI] … :Evet. Evet. MAHKEME BAŞKANI:Peki sizin gayri resmi , size … olarak hitap ediliyor mu veya … olarak? SANIK [DAVACI] … :Hayır asla böyle bir hitabet bulunmamaktadır….” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Kararımızın ‘b)Davacı hakkındaki tanık beyanları’ bölümünde yer alan Ö.Y. adlı şahsın yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … esasına kayıtlı dosyasında 10/10/2017 tarihinde yaptığı savunmasında, “…Bu dönemde daha rahat iletişim kurabilmemiz için güvenli olarak gördükleri Bylock isimli programı … abinin evinde apple store’dan telefonuma indirdim ve onun yardımıyla aktivite ettim ve bu programı 5-6 ay kullandım. Bylock da benim listeme … abi ile aynı adliyede görev yaptığımız … ve daha önceden tanıdığım M.Y. ile ve …’in eklediği İ. isimli kişiyle görüşmek için kullandım bylockta genellikle seçimlerle ilgili görüştük…” şeklinde beyanının bulunduğu görülmektedir.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde; … sicil numarasıyla 10/03/2011 tarihli onaya istinaden 15/03/2011 tarihinde Ankara Adliyesinde hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/2013 tarihli kur’a kararnamesiyle Artvin Hakimliğine atandığı ve 16/05/2013-03/07/2015 tarihleri arasında Artvin Hakimi olarak görev yaptığı, akabinde Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … tarih ve … sayılı adli yargı kararnamesiyle Altıntaş (Kütahya) Hakimliğine atandığı ve 03/07/2015 tarihinden (dava konusu kararla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar) Altıntaş (Kütahya) Hakimi olarak görev yaptığı görülmektedir.
ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı, davacıya ait hizmet cetveli, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla yargılandığı Ceza Mahkemesinde yaptığı savunma ve Kararımızın ‘b)Davacı hakkındaki tanık beyanları’ bölümünde yer alan Ö.Y. adlı şahsın beyanları birlikte değerlendirildiğinde; Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan “…” şeklindeki kullanıcı adının davacının yeğenin adından esinlenerek oluşturulmuş olabileceği, “…” şeklindeki adı bölümünün ise davacının yeğeninin adının kısaltması ile davacının ByLock’u kurduğu tarihte görev yaptığı Artvin ilinden esinlenerek oluşturulmuş olabileceği, SGK kayıtları bölümünde yer alan Altıntaş/Kütahya bilgisinin davacının son görev yaptığı yer ile uyumlu olduğu, davacının ceza yargılamasında yaptığı savunmada … nolu GSM hattını kullandığını, ttnet aboneliğinin bulunduğunu, telefonuna … isimli [kod adlı] kişi tarafından Google Play Store’dan bir program yüklendiğini, … [kod adlı] olarak tanıştığı bu kişinin gerçek adının C.K. olduğunu ceza soruşturması sırasında anladığını beyan ettiği, davacıya ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının kişi listesi incelendiğinde C.K. isimli kişinin bulunduğu, davacının aynı zamanda bu kişinin kurucusu olduğu “…” grubunun da üyesi olduğu, davacının üyesi olduğu gruplarda yargı mensubu birçok kişinin bulunduğu, Ö.Y. adlı yargı mensubunun da … isimli [kod adlı] kişi tarafından telefonuna ByLock adlı programın yüklendiğini ve kişi listesinde aynı adliyede görev yaptığı davacının da bulunduğunu beyan ettiği tespit edilmiştir.
Davacı tarafından, ByLock deliline karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanağın, davacının yargılandığı Ceza Mahkemesinde yaptığı savunması ile anılan Ceza Mahkemesince yapılan tespitlerin ve Kararımızın ‘b)Davacı hakkındaki tanık beyanları’ bölümünde yer alan Ö.Y. adlı şahsın beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda; davacının, “…” ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

a-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildededir:
Davalı idarece dosyaya sunulan (… Kod adlı sivil imama) … ID numaralı ByLock kullanıcısına ait ‘…’ kullanıcı adlı ve ‘…’ adlı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
12/11/2015 tarihinde … ID numaralı ByLock kullanıcısı ile … ID numaralı ByLock kullanıcısı arasındaki yazışmalar:
…-… :”abi, … Qrtvinde gorevli.”
…-… :”Artvinde gorevli. … ile daha once halef selef olmaları nedeniyle tanismislar. 2 3 ay tlf. gorusmesi olmus. Ama gorusme bildigimiz kadariyla bizim ayarlamamizla olmamis. sahsi tanisiklikla yurumus. Sonra gorusmemisler. Bayan bu konuda talepkar. Omer isterse gorusmek ia”
…-… : “istiyor, cvp bekliyoruz” şeklinde mesajların yer aldığı tespit edilmiştir.
Öte yandan, Kararımızın ‘b)Davacı hakkındaki tanık beyanları’ bölümünde yer verilen Ş.K. isimli şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla 18/11/2016 tarihinde verdiği ifadesinde,
“…Kolluktaki İfadede belirttiğim üzere eşim izdivaçtan sorumlu kişidir. 17/25 Aralığa kadar Hakim-Savcı evlenmelerinden sorumludur. D.Y.’nin daha sonra katip ile evlendiğini duydum. D.Y. yapıya sıkı sıkı bağlı bir insan değildir. Eşinin de yapıdan olmadığını biliyorum… Ayrıca Artvin’den geldiğini bildiğim … isimli hakim vardı. Bu Hakim’in eşi ile problemi vardı, eşi ile daha sonradan zaten boşandı. Ben o dönemde …’dan duyduğum kadarıyla boşandığı eşi de yapıya mensuptu. …’nın soy ismini hatırlamıyorum. Ancak görsem teşhis edebilirim. Ayrıca hatırladığım kadarıyla …’yı boşandıktan sonra evlendirmek amacıyla bir keresinde Rize’deki (yukarıda bahsetmiş olduğum) S. isimli şahsın evine götürdük. Hatta orada kendisi gibi eşinden boşanan biriyle görüştü, ancak kim ile görüştüğünü tam olarak bilemiyorum…” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından, adının geçtiği söz konusu ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile davacıya ait nüfus kayıt örneğinin birlikte incelemesinden; davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/2013 tarihli kur’a kararnamesiyle Artvin Hakimliğine atandığı ve 16/05/2013-03/07/2015 tarihleri arasında Artvin Hakimi olarak görev yaptığı ve bekar olduğu görülmüştür.
Diğer taraftan, söz konusu yazışma içeriklerinde davacıyla birlikte adı geçen Ö.Y. adlı kişinin Dairemizde 2017/3216 esasında kayıtlı bulunan dosyası, bu dosyada yer alan hizmet cetveli ve anılan dosyanın UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde erişilen nüfus kayıt örneği birlikte incelendiğinde; Şuhut (Afyonkarahisar) Hakimi olarak görev yapmakta iken Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … tarih ve … sayılı adli yargı kararnamesiyle Artvin Hakimliğine atandığı ve 03/07/2015-19/09/2016 tarihleri arasında Artvin Hakimi olarak görev yaptığı, akabinde Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 02/09/2016 tarihli ve 1544 sayılı kararnamesiyle Gaziosmanpaşa (İstanbul) Hakimliğine atandığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla ise meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürütülen ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve anılan mahkumiyet kararının 23/09/2019 tarihinde kesinleştiği ve bekar olduğu görülmüştür.
Anılan Bylock yazışmaları içerikleri, davacıya ve yazışma içeriklerinde adı geçen Ö.Y. adlı kişiye ait hizmet cetveli ve nüfus kayıt örnekleri ile Ş.K. isimli şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında verdiği 18/11/2016 tarihli ifadesinin birlikte incelenmesinden; yazışma içeriklerinin, davacının ve Ö.Y. adlı eski yargı mensubunun görev yaptığı yerler, halef selef olmaları hususu ve medeni halleri ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Netice itibarıyla, davacıya ilişkin örgüt içi evlilik çalışmaları ile ilgili bilgilerin yer aldığı anılan Bylock yazışma içeriği, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Ş.K. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 18/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…ben eşim olan C.K.’yi Üniversiteden tanırım, bizim evliliğimize her hangi bir yapı aracılık etmedi. Ben Üniversite hayatımda yapı ite tanıştım, eşim ile de Üniversitede tanışmıştım, ben üniversite hayatımla ilgili bildiklerimi daha önceki ifademde açık ve net ifade etmiştim. Benim eşim sürekli yapıya ait dershanelerde çalışmıştır, yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılına kadar sürekli öğrencileri ile ve derslerle ilgilendi, 2009 yılından sonra ise eşim Gümüşhane’de esnaflar ile ilgilenmeye başladı, bu dönemde dershanede çalışmaya devam etti, 2011 yılında ise eşimin tayini yapı tarafından Erzurum merkezdeki dershaneye çıkartıldı, bu dershane KPSS üzerine olan bir dershanedir. Ayrıca eşimin tayini buradan çıktıktan sonra ben de Milli Eğitimde görev yaptığımdan dolayı tayinim Erzurum ili Kazım Karabekir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine tayin oldum. Ayrıca biz Erzurum a tayın olduktan sonra eşim şu an ismini hatırlamadığım birinin, yanına sürekli gidip gelerek Hakim-Savcı ile nasıl ilgileneceği konusunda tecrübe edindi Yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılından 2012 yılına kadar sürdü. Daha sonra eşimi Hakim-Savcı ile ilgilenmesi için görevlendirdiler. O dönemde hatırladığım kadarıyla erkek Hakim Savcılar ile ilgilenmeye başladı, ancak ilk başlarda ben ameliyat olmam nedeniyle her hangi bir bayan hakim veya hakimlerin eşlerinden sorumlu değildim, sadece izzet-i ikramda bulunuyordum. Benim o dönemde Hakim-Savcıların sohbetine gitmem yasaktı. Eşim odaya girmeme ve boşgeldiniz dememize izin vermiyordu. Bazen ben meraklandığımdan dolayı ben çay vereceğim zaman kapıya tıklatıp kapıyı açıyordu, hemen kalkıp çayları alıyordu, ayrıca kapıyı açmamam nedeniyle zaman zaman uyarıda bulunup beni fırçaladığı olmuştur. Bu dönemde yaklaşık yanlış hatırlamıyorsam 3 ay sonra bende eşime gelen erkek Hakim-Savcılann eşleri ile ilgilenmeye başladım. Bu dönemde eşim kendisini … olarak tanıtıyor ve kod isim kullanıyordu. Bana da ilk defa … kod adını verdi, ben de bu kod adını kullanmaya başladım. Eşimin Hakim-Savcılar ile ilgilenmeye başladığı yıl tahminim 2012 yılırının başıydı, Eşim Erzurum bölgesine bağlı T-4 olarak adlandırılan ve Erzincan, Erzurum, Artvin, Kars ve Bayburt illerinden Hakim-Savcılar geliyordu. Eşimin altında tahmini 3 grup vardı. Her gruptaki kişi sayısı 5’i geçmiyordu. Tahminim bu dönemde eşimin ilgilendiği Hakim-Savcı 13-14 kişiydi ancak bu rakamı net hatırlamıyorum. Bu dönemde eşimin ağzından sürekli C. ABİ kelimesini duyuyordum, bu C. anladığım kadarıyla kendisinin üstüydü, C. kod adı mı kendi adı mı bilmiyorum. Bu dönemde ayda bir toplantı yapılıyordu, ben o dönemde %10 gibi bir himmet rakamı duyuyordum, ancak kimden nasıl ve ne şekilde alınıyordu bilmiyorum, ancak eşimin bu toplanan himmetlerden bir miktar para aldığını biliyorum. Eşimden duyduğum kadarıyla Hakim-Savcılar ile dışarıda görüşmeleri yasaktı. Yan yana dahi gelmeleri yasaktı. Eşimin baktığı Hakim-Savcılar T-4 olarak adlandırılıyordu, bu dönemde T-l, T-2, T-3, T-4 gruplarının olduğunu biliyorum ancak ayrıntılarını bilmiyorum. Ayrıca benim eşim gizliliğe çok riayet ederdi. Soru sormamı istemezdi. Aynca eşim T-4 olarak adlandırılan Hakim-Savcılar ile sorumlu olmaya başladıktan 3 ay sonra ben de Hakim-Savcıların, Hakim-Savcı olmayan eşlerinden sorumlu olarak görev almaya başladım. Bu bayanlar da Erzurum, Erzincan, Artvin, Bayburt, Kars illerinden geliyorlardı. Gelirken yanlarında telefon ve çocuklarını getirmek yasaktı. Telefon ve çocuk getirmenin yasak olduğunu eşim sürekli söylüyordu. Eşim o dönemde bana hitaben ‘hakim eşlerine îzzet-i ikramda bulunmamı, onların sıkıntılarını dinlememi ve özellikle ilgilenmemi’ söylüyordu. Ben, bayanlarla ilgilenmeye başladıktan sonra Hakim-Savcıların, meslekten olmayan genelde ev hanımı olan (Üniversiteyi bitirip, atanamayanlar da bulunurdu) kişiler vardı. Bu kişiler genellikle ailevi problemlerini anlatıyorlardı. Bu dönemde genelde kayın valide ve para meselelerini, eşlerinin kendileri ile ilgilenmemesi gibi şikayetler oluyordu. Bu bayanlar 2 grup halindeydi, gruplarda en fazla 5 kişi oluyordu. Benim de tahminim yanlış hatırlamıyorsam 2 grupta 7-8 kişi vardı, daha az veya daha fazla da olabilir. Bu dönemde eşime ve bana gelen kişiler kesinlikle yapı üyesiydi. Hatta ben kod adı kullanılmasına karşıydım, evimizin kapısına da kendi gerçek ismim olan Ş.’yi yazmıştım, gelen Hakim-Savcı ve bayanlar kod adımı kullanırdı. Hatta gelen bayanlardan bazılarının kod adını hatırlıyorum, ancak hangi kod adı kime aitti onu hatırlayamayabilirim. Bu kod adları …, …, …, …’dır. Ben bu bayanların fotoğrafları gösterildiğinde hepsini teşhis edebilirim. Hatta … kod adını kullanan kişiyi de teşhis edebileceğimi düşünüyorum. Aynca T-4 olarak tabir edilen bu gruptan 17-25 Aralık olarak adlandırılan sürece kadar sorumluluğumuz devam etti… Eşime T4 grubu dağıldıktan sonra T5 olarak adlandırılan grup verildi, ancak T5’in kapsamını olarak bilmem. Bu dönemde bayan ve erkekler geliyordu. Bu kişilerin sayılarını tam olarak hatırlamıyorum ancak ben kollukta hatırlamış olduğum E.A., R.T., S.Ş., N.O. ve S.B.’nin isimlerini hatırlayabildim. Ancak şu an evlilik görüşmesi yapmak için kısa süreliğine gelen D.Y. isimli şahsı hatırlıyorum, D. kısa süreliğine geldi. Hatta şunu hatırlıyorum D.Y. ile ilgili olarak, D.’yi bir keresinde Rize’de bulunan biri ile evlendirmek için götürmüştük, buraya gittiğimizde karı-koca Hakim-Savcının evlerine gitmiştik. Karı-Koca Hakim Savcının bayan olanının ismi S. diye hatırlıyorum, hatta bunlar o dönemde Rize’de görev yapıyordu. S. isimli kadını görsem kesinlikle tanırım. Ancak erkek olan Hakim-Savcı’yı tanıyıp tamyamayacağımı şuan bilmiyorum. Ancak bu görüşmeye D.Y. de iştirak etmişti. Bu görüşmede D.’yi orada bir Hakim ile görüştürdük, ancak evlendiremedik. Kolluktaki İfadede belirttiğim üzere eşim izdivaçtan sorumlu kişidir. 17/25 Aralığa kadar Hakim-Savcı evlenmelerinden sorumludur. D.Y.’nin daha sonra katip ile evlendiğini duydum. D.Y. yapıya sıkı sıkı bağlı bir insan değildir. Eşinin de yapıdan olmadığını biliyorum… Ayrıca Artvin’den geldiğini bildiğim … isimli hakim vardı. Bu Hakim’in eşi ile problemi vardı, eşi ile daha sonradan zaten boşandı. Ben o dönemde …’dan duyduğum kadarıyla boşandığı eşi de yapıya mensuptu. …’nın soy ismini hatırlamıyorum. Ancak görsem teşhis edebilirim. Ayrıca hatırladığım kadarıyla …’yı boşandıktan sonra evlendirmek amacıyla bir keresinde Rize’deki (yukarıda bahsetmiş olduğum) S. isimli şahsın evine götürdük. Hatta orada kendisi gibi eşinden boşanan biriyle görüştü, ancak kim ile görüştüğünü tam olarak bilemiyorum. Ayrıca yine T5 olarak adlandırdığımız grupta Erzurumda görev yapan E. isimli şahıs ve ismini hatırlayamadığım eşi vardı. Bu iki şahsı da görsem teşhis edebilirim. Yani sonuç olarak Kollukta saymış olduğum E.A., R.T., S.Ş., N.O. ve S.B. dışında, Kars’tan karı-koca hakimler, D.Y., …, E. ve eşi T5 grubunda yer alıyordu. Bunlar dışında başka bu grupta yer alan var mı bilmiyorum… Yukarıda teşhis edebileceğimi söylediğim T4 ve T5 toplantılarına gelen kişiler yapıya mensup kişilerdi. Ayrıca ben HSYK seçimleri döneminde kollukta teşhis ettiğim ve ismini N.Ö. olarak öğrendiğim kişi bizim eve T5 toplantısına geldi veT5 de bulunan Hakim-Savcılar ile HSYK seçimleri ile ilgili toplantı yaptı. Bu şahsın kollukta geldiğini söylediğim tarih yanlış yazılmış, ben bunun ne zaman geldiğim hatırlamıyorum ancak HSYK seçimlerinden önce geldiğini hatırlıyorum…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 06/12/2016 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…Kütahyalı olduğunu bildiğim … isimli kişi yapılanmanın yurtlarında kaldığını bitiyorum, Hakim olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında ihraç edildiğini biliyorum…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 05/11/2016 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan F.G.(S) isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 23/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…Resim-6 isimli fotoğraftaki U ile numaralandırılan şahsın ismini …’dür, adı geçen şahsın Kütahyalı olduğunu hatırlıyorum, FETÖ/PDY olarak adlandırılan yapılanmaya [ait] yurtta kalmaktaydı. Hatta 3. ve 4. sınıflarda yurt ablalığı yapıyordu. Kendisi benim sınıf arkadaşımdır. Marmara Hukuk öğrencisiydi. En son hatırladığım kadarı ile Hakim olmuştu. Kütahya ilinde olduğunu hatırlıyorum. Bu şahıs da bildiğim kadarı ile hakimlik sınavına çalışma evlerinde hazırlandı ve sınavı kazandı. Sınıfımızda S. isimli bir kişi ile evlendi sonradan boşandılar. Bu S. isimli şahıs da hakimlik sınavlarına bu çalışma evlerinde hazırlandı. Bu şahıs da sonradan öğrendiğim kadarı ile savcı oldu. Şu an nerede bilmiyorum….”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 24/09/2016 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Y.(K.) isimli şahsa ait İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 06/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Mülakattan sonra sınavı kazandığım açıklandı ve Ankara Hâkim adayı olarak başladım. Bizim dönemimizde cemaat yapılanması içerisindeki adayla hep Ankara’da kaldı. Adaylığım sırasında cemaat ile bağlantısı devam eden tanıdığım kişiler vardır. Bunlardan bahsetmem gerekirse aynı evde kaldıklarım R.Y.A. (daha önce bahsettim), N.G.A. (hakkında soruşturma yürütülmektedir, Işık evlerinde kendisi de kaldı. Tokatlıdır. Gazi Üniversitesi mezunudur, soruşturmaya devam edildiğini biliyorum) ve G.G. (Hâkim adaylığı ilk döneminde tanıştım, aynı evde kaldık, Gıiliz İzmirli. Dokuz Eylül Üniversitesi mezunudur). Hâkim adaylığı döneminde yukarıda adını verdiğim bu kişiler ile kaldım. R.Y.A., N.G.A. ve G.G. olmak üzere toplam 5 kişiydik. Bizim kaldığım bu evin dışında bildiğimiz 2 ev daha vardı. Cemaat yapılanması içerisinde evde kaldığımız arkadaşlar diğer evde kalanlar ile görüşüyordu, bende görüşüyordum. Haftada bir sohbet yapıyorduk. Diğer 2 evden bahsetmem gerekirse ortak özelliği Yenimahalle Hastane civarında olmalarıdır. Benim kaldığım evde aynı semteydi. Bu üç ev birbirine çok yakındı. Diğer evlerden bahsetmem gerekirse, bir tanesinde kalanlar; H.P., E.B.Y., T.B. ve …’dü. … Kütahyalı, Hâkim adayı idi, aynı dönemde staj yaptık, daha sonra evlendi, sonradan boşandığını biliyorum. Işık evlerinde kalıyordu… Ben 2013 yılında kura çekip Kars iline eşim ile beraber gittim. Ben sohbet toplantılarına katılmadım ancak cemaatteki kişiler ile de arkadaşlık anlamında görüşmeye devam ettim. G.G., N.G.A., R.Y.A., … ile arkadaşlığım devam etti, ayrıca G.P.C. ile arkadaşlığım devam etti. Çok sık görüşmemekle birlikte kendileri ile irtibatım bir süre devam etti, daha çok iş ve sosyal hayat ile ilgili konuştuk…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 11/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…61- … : Bu şahsın soyadını hatırlamıyorum. Nereli olduğunu hatırlamıyorum. Dönemde R.’nin devre sorumlusu olduğu hakim savcı staj evlerinden birinde kaldığını biliyorum, sonrasında nerede görev yaptığını bilmiyorum., görsem teşhis ederim…
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 11/10/2017 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Ö.Y. isimli şahsın, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … esasına kayıtlı dosyasında yaptığı savunmasının yer aldığı 10/10/2017 tarihli 1. Celsesine ilişkin duruşma tutanağı:
“…Staj dönemi anlattığım şekilde tamamlandıktan sonra kura ile artvin ağır ceza mahkemesi üyeliğine atandım ve burada üç yıl görev yaptım. Görevi yaptığım süre içinde hukuka aykırı olarak emir ve talimatla hiçbir iş yapmadım. Ayrıca benden böyle bir talepte de bulunulmadı. Bu dönemde erzurum ilinde oturan “…” isimli abi takibimizi yapıyordu. İlk atandığımda sohbet gurubumuz onunla beraber rize/pazar ilçesinde A.D. (hakim) ve A. veya A. isminde rize merkez adliyesinde çalışan biri daha vardı. 2013 yılının sonuna kadar burada 2 veya 3 toplantı yaptık. Yeni atandığımız için herhangi bir sorunumuz olup olmadığı soruluyordu ve çetele dediğimiz aylık okunan kuran ve risale vb takibi ile aylık himmet paraları toplanıyor ve dağılıyorduk… Seçim takvimi başlamadan aday belirleme süresince dahi kimlerin aday olması gerektiği ve kimlerden oy isteneği yönünde çalışma başlatıldı. Meslekte yeni olduğum için kimlerin aday olabileceği noktasında fikrim olmadığını söyledim. Oy istenecek kişilerden ise birkaç kişi söylerek durumu geçiştirdim. Bu dönemde daha rahat iletişim kurabilmemiz için güvenli olarak gördükleri Bylock isimli programı … abinin evinde apple store’dan telefonuma indirdim ve onun yardımıyla aktivite ettim ve bu programı 5-6 ay kullandım. Bylock da benim listeme … abi ile aynı adliyede görev yaptığımız … ve daha önceden tanıdığım M.Y. ile ve …’in eklediği İ. isimli kişiyle görüşmek için kullandım bylockta genellikle seçimlerle ilgili görüştük görevim ile ilgili herhangi bir bilgi paylaşımı olmadı ayrıca toplantılara çağırma şeklinde paylaşımlar oluyordu Daha sonra bu programı kaldırdım. Bundan sonra da başkaca bir program da kullanmadım. Ayrıca tablet gibi başkaca bir iletişim aracıda kullanmadım. 2014 yılı başından itibaren sohbet gurubum değişti ve Erzurum’da toplanılmaya başlandı. Burada genellikle stajdan aynı grupta olduğumuz M.Y. ile birlikte beraber … isimli kişinin evine gidiyorduk. 2015 yılı eylül ayına kadar bu böyle devam etti. Bu tarihten sonra toplantılara katılmayı bıraktım. Yapılan davetlere rağmen Erzurum’a gitmedim. O tarihe kadar bu toplantılarda çeşitli kişilerle bulundum. Bunlardan hatırlayabildiklerimi … …, D.Y., Y.A.Y., M.Y.’nin eşi R.Y. Yine Erzurum’un ilçesinden ismini bilmediğim bayan hakim ve ismini ve görev yerini bilmediğim başka kişiler de vardı. Ben bu toplantılara uzaktan geldiğim için genellikle sonlarına doğru dahil oluyordum. Bu nedenle tanımadığım hakim ve savcılarla çok fazla etkileişimim olmuyordu. bu belirttiğim kişilerin dışında aynı toplantıya sorumlu kişi olan … isimli kişinin Erzurum’daki evinde gitmemekle birlikte görev süresi içerisinde Artvin’de iken seçim döneminden önceki bir iki aylık süreçte aynı mahkemede görev yaptığımız S.B.’nin de paralel yapı ile ilişkisi olduğunu öğrendim. Bu tarihe kadar aynı mahkemede çalışmamıza rağmen böyle bir bilgimde yoktu. Seçim döneminde bu yapı seçimin kazınabilmesi için tedbir dahil çoğu kuralını esnetti ancak seçim sonrası yine eski anlayışa geri dönüktü. HSYK seçimlerinin yaklaşmasıyla Erzurum’a gelmem gerektiği Bylock üzerinde söylendi. Gittiğimde … isimli kişi seçim güvenliğinin tehlikede olduğu, Yargıda Birlik Grubunu destekleyen unvanlı başkan ve Başsavcıların bulunduğu adliyelerde oy hırsızlığı yapılacağı, bu maksatla dikkatli olunması gerektiği ve seçim mahalinden ayrılmamak gerektiğini söyledi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…Benim devreci M.G.’nin sorumlu olduğu Yenimahalle’deki 13.döneme ilişkin dört staj evi hakkında hatırladıklarım bundan ibarettir, ayrıca yine … KOD ADLI B.E. gibi … KOD ADLI R.A.’nın altında hiç görmediğim, adını soyadını bilmediğim Demetevler’de ki 13. dönem staj evlerinden sorumlu olduğunu bildiğim … KOD ADLI bir şahıs vardı. Bu şahısla benim staj yapılanmasında herhangi bir ilişkim olmadı, ancak sohbet esnasında bu şahsın oradaki evlerden sorumlu olduğunu öğrendim. … KOD ADLI şahsın altında da M.G. gibi devreci olarak adlandırılan 13. dönemde hakim savcı olan R. isimli şahıs vardı. R. isimli şahsın altında da üç ya da dört ev olduğunu hatırlıyorum. Bu üç ya da dört evden kimin sorumlu olduğunu, kimin hangi evde kaldığını tam olarak bilmiyorum, ancak R. isimli şahsın sorumlu olduğu evde kalanlardan bir kısmını biliyorum. R. isimli şahsın sorumlu olduğu evde kalanlardan bildiklerim arasında A.P., S.Y., H.Ş., D.A., G.P., S.Y., Y.K., N.G., E.B.Y., …, G. İSİMLİ ŞAHIS’lar vardı. Yukarıda bahsetmiş olduğum …’ün evlenmesi nedeniyle Ankara’da eşi olan S.B. ile birlikte kalıyordu ve staj evlerinde kalmıyordu. Ancak bu kişininde devrecisi R. isimli şahıstı. Bu şahsın 13.dönem Ankara staj dönemi yapılanmasında yer aldığını biliyorum. Tam emin olmamakla birlikte staj döneminde eşi ile sorun yaşadığını ve ayrılmak için boşanma davası açtıklarını hatırlıyorum. Boşanma davası açıp eşi ile evlerini ayırdıktan sonra staj evlerinde kalmış olabilir, bundan tam emin değilim. Ancak ayrıntısı hakkında bir bilgim yoktur…”
Aynı şahsın, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı:
“… 83- … : Nereli olduğunu ve hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu bilmiyorum. Buğday tenli Kahverengi saçlı kısa boylu normal kilolu açık bir bayandır. … ile 13. Dönem Adli Yargı Hakim adayı olarak göreve başladık. R.’nin sorumluluğu altındaki staj yapılanmasına dahil olduğunu bilmekteyim. Bu konuda detaylı olarak savcılık ifademde bilgi verdim. Yapılanmadaki görevi hakkında bilgim yoktur…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 29/01/2018 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 30/11/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Devre mesulü olan … kod adlı M.G.’nin yanında bir kişi daha devre mesulü görevini yapıyordu. Bu kişi R.U. idi. R.U.’nun sorumlu olduğu 13. dönem staj yapılanmasına ait üç tane ev vardı. Bu evlerden birincisinin sorumlusu Yaren kod adlı Y.K. idi. Bu evlerden ikincisinin sorumlusu H.Ş. idi. Bu evlerden üçüncüsünün sorumlusunun kim olduğunu tam olarak hatırlamıyorum ayrıca bu üç evde kimin nerede kaldığından tam olarak emin değilim. Ancak bu üç evde kalan kişileri isim olarak biliyorum. Bu kişiler A.P., E.B.Y., G.Ö., Gamze kod adlı G.P., H.Ş., N.A., S.K., Y.K., S.İ., D.A. (bu şahıs bir dönem stajını İstanbul’da ailesinin yanında, bir dönemde Ankara’da yaptı. Ankara’da kaldığı dönemde staj evinde kaldı.) … (evli olması nedeniyle kendi evinde kalıyordu, staj evinde kalmıyordu, ancak evde yapılan programlara katılıyordu.), M.A. idi. (Bu şahsın da eşi taşrada görev yapıyordu, bu nedenle Ankarada staj yapmıyordu ve staj evlerinde kalmıyordu. Ancak akademi döneminde staj evlerinde kalıyordu)… Şüpheliye şimdiye kadar ifadesinde geçen şüpheli olabilecek kişilerin fiziksel özellikleri, yaptıkları meslekler, üniversiteler gibi teşhise elverişli ayırt edici özellikleri tek tek soruldu. DEVAMLA: …59- Kod adını bilmediğim …; Kütahyalıdır. Marmara Hukuk Mezunudur. Beyaz tenli, balık etli, kısa boyludur. Adli hakimdir. Bu yapıya ait 13.dönem hakim-savcı staj evlerinde kalan kişilerden biridir Yapı içerisindeki görevini bilmiyorum. Görsem|teşhis edebilirim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 02/12/2017 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.(K.) isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 28/09/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…Daha sonra STAJYER HAKİM OLAN İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS beni bu evden alarak Dikmen semtinde bulunan açık adresini hatırlamadığım başka bir çalışma evine götürdü. Bu ev benim 1. Hakim savcı çalışma evim oldu. 1. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ; (2010 YILI HATIRLADIĞI KADARIYLA EYLÜL YA DA EKİM AYINDAN İTİBAREN YAKLAŞIK OLARAK 3-4 AY KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER) Ben bu eve STAJYER HAKİM OLAN İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS ile gittim. Bu şahıs aynı zamanda bu evin bir süre sorumlu[su] olan şahıstı… Ben bu evde kaldığım süre zarfında hatırladığım kadarıyla 2010 yılındaki adli bir de idari yargı sınavlarına girdim. Bu evde girmiş olduğum adli ve idari yargı sınavlarında kaç puan aldığımı hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey barajın altında bir puan aldığım ve sınavı kazanamamış olduğumdur. Bu evde kaldığım süre boyunca benimle birlikte kalan Z.Y., …, N. isimli şahıslardı. Sonradan bu eve E. isimli şahıs da geldi. Bu evde toplam benimle beraber 5 kişi kaldık. Bu şahıslardan hiç birisini daha önceden tanımıyordum. Benim gibi daha önceden başı kapalı olup bu eve geldiği için başını açtığını bildiğim … isimli şahıstır. Ben bu evde kaldığım süre boyunca Adli ve İdari yargı sınav sorularının verilmesi olayına hiçbir şekilde tanık olmadım. Ben de böyle bir durumun içinde kesilikle bulunmadım. (Tokat CBS’nca yürütülmekte olan FETÖ/PDY Mahrem Hakim Savcı çalışma evleri soruşturması kapsamında 160 civarında Hakim Savcı Çalışma evi tespit edilmiş. Tasnif kolaylığı açısından 18. Hakim Savcı çalışma evi olarak adlandırılan ikamet adresinin … olduğu…) Ben sınavı kazanamadığımı memleketimde öğrendim. Bu evde kalan şahıslardan … İSİMLİ ŞAHSIN adli ya da idari sınavlarından bir tanesinin kazandığını hatırlıyorum. Diğer şahısların kazanıp kazanmadıklarını hatırlamıyorum… İFADEMDE GEÇEN ŞAHIS İSİMLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI VE NE İŞ YAPTIKLARI HSUSUNDA) AÇIKLAMAM GEREKİRSE; … 23- …; Bu şahıs Kütahyalı olabilir. Hangi üniversiteden mezun olduğunu hatırlamıyorum. Hukuk Mezunudur. Bu şahıs ile 1. Hakim Savcı çalışma evinde beraber kaldım. Sonrasında hakimlik sınavını kazandı. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 30/09/2018 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.M. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… Ben 2008 yılı Marmara Üniversitesi Hukuk mezunuyum. Ben 2008 yılı Aralık ayı adli ve idari yargı sınavlarına girdim, bunları kazanamadım. Daha sonra 2009 yılı Nisan aynıda yapılan adli yargı sınavına girdim, onuda kazanamadım ve bu sınavı 0,5 puanla kaybettim. 2009 yılı Haziran aylarında 2009 yılının Aralık ayında yapılan sınava hazırlanmaya başladım, ilk iki sınavı da kazanamadığım için öz dayım olan E.S. bana ‘Senin daha sistemli çalışman lazım, islersin sana çalışma yeri ayarlayabilirim’ şeklinde söyleyince bende bu durumu kabul etlim. Daha sonra telefonda Ankara’da bulunan bir adres söyledi. Bu adres Ankara ilinde Keçiörendeydi, Ancak adresini tam olarak hatırlayamıyorum. Benim dayım bu evin adresini bana telefonda söyledi ve ben eve gittim, kapıyı çalarak eve gittim. Eve gittiğimde Derya ve M. isminde iki kişi vardı. Ben bu kişileri teşhis edebilirim, Bu kişiler Marmara üniversitesi mezunlarıydı. Ayrıca bu eve gittiğimde 3 gün eve kimse gelmedi. Bu iki kişiyle birlikte 3 gün kaldım. Daha sonra görsem tanıyabileceğimi düşündüğüm gözlüklü, baş örtülü, meslekten olmadığını düşündüğüm, kısa boylu, isminin B. olduğunu söyleyen bir bayan geldi. Bana hitaben ‘Ev yeni kuruldu, dikkatli olalım, bu eve herkes girip çıkmayacak, ailelerin de girip çıkması yasak, bu evde telefon kullanmak yasak, telefonunu alacağım. Mutfak masraflarını siz karşılayacaksınız, faturaların bir kısmını siz karşılayacaksınız, zorunlu olmadıkça dışarı çıkmak yasak, mümkün olmadığında ihtiyaç dışında dışarı çıkmak yasak vb’ şeklinde sözler söyledi. Ben de bunun üzerine kendisine ailemizle nasıl görüşeceğimizi sordum. Bunun üzerine ev yeni, şuan sabit telefon yok ama görüşmelerinizi sabit telefondan yapacaksınız. Birinizde üzerinize sabit hattı alcaksınız dedi. Daha sonra yanlış hatırlamıyorsam benimle birlikte bir kişi giderek benim üzerime sabit hattı aldık. Telefonumu da görsem teşhis edebileceğim o kadına verdim ve burada ders çalışmaya başladım. Bu eve daha sonra görsem tanıyabileceğim Ç. isimli şahıs geldi. Bu şahsı görsem teşhis edebilirim. Hatta Ç.’yi de bu eve ben davet ettim. Ayrıca ben burda ders çalışırken yaklaşık 1 ayın sonunda daha önce kolluk ifademde belirttiğim üzere ev sahibine ev kirası ödenmediği için adam kapıya baskın yaparcasına geldiği için ben korktum, bir de bu evdeki yasaklardan usandığım için ben de ailem Nallıhan’da bulunması nedeniyle evime döndüm ancak zaman zaman buraya deneme çözmek için gidip gelmişliğim olmuştur…”
Aynı şahsın, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 09/01/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“… 2004 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım… 2008 yılında mezun oldum ve ailemin yanına Ankara İli Nallıhan İlçesine döndüm ve Hakimlik Savcılık sınavlarına hazırlanmaya başladım. Girmiş olduğum 2009 Nisan dönemi sınavını da 0.5 puan ile kaybettim. Akabinde 2009 Aralık döneminde girmiş olduğum sınavı 312. olarak kazandım. Girmiş olduğum bu ilk iki sınava Ankara da ailemin yanında kalarak hazırlandım. Başarısız sonuçlar aldıktan sonra öz dayım olan ve şuan Ukrayna Ülkesinde Özel Göz Hastanesi ve Çiftliği olan E.S. bana ‘senin daha sistemli çalışman gerekir, istersen böyle bir yer ayarlayabilirim’ demesi üzerine Ankara İli Keçiören İlçesinde bulunan Fatih Lisesi arkasında ancak açık adresini net hatırlayamadığım ve belirtmek isterim ki talep edilmesi halinde gösterebileceğim o dönem ki tabiri ile cemaat evi olarak bilinen eve yerleştim. Söz konusu evde Balıkesirli ya da Kütahyalı olduğunu hatırladığım Derya, yine nereli olduğunu ve soyadını bilmediğim fakat … aynı dönem olduğunu hatırladığım M. ve benim ile Marmara Üniversitesinden Dönem arkadaşım olan Kastamonulu olduğunu fakat soyadını hatırlamadığım Ç. isimli arkadaşlar ile birlikte kaldım. Bu eve yerleşince bu evden sorumlu olan ve ismini B. olarak bildiğim şahıs benden cep telefonumu istedi. Telefonumu alma sebebi olarak da daha konsantre bir şekilde ders çalışabilmemiz için olduğunu söylemişti. Nasıl iletişim kuracağımızı sorduğumda sabit hat çıkartırsınız demişti. Bunun üzerine ben de sabit hat çıkarmıştım. Ancak bu hattı daha sonra kapatmadım. Evde kaldığımız bu dönemde bize yalnızca elektrik su gibi faturaları ödeyin kiranız ödenecek denmişti. Ancak yaklaşık 1 ay kadar sonra ev sahibi eve baskın yaparcasına gelerek kiranın yatmadığını söyledi. Ben de bu konudan rahatsız oldum ve tekrar ailemin yanına Nallıhan İlçesine döndüm ve evde çalışarak sınava hazırlanmaya devam ettim. 2009 yılında yapılan bu sınavdan başarılı olmuştum…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 11/11/2016 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.P.(A.) isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 30/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…2013 yılı ekim ya da kasım ayları içerisinde E. beni arayarak Erzurum iline gelmemi söyledi. Hatırlamadığım bir tarihte benimle aynı dönem olan Erzurumda görev yapan E.Ö. isimli arkadaşım beni aradı kendi evine davet etti. Erzurum a gittiğimde birlikte öğretmen olduklarını bildiğim ve daha önceden ifademde söyleyip teşhis ettiğim, kod adları … ve … olarak bildiğim, teşhis sonrasında asıl isimlerinin C. ve Ş. olduğunu öğrendiğim kişilerin evlerine gittik. E.Ö. bana bizimle ilgilenecek kişilerin bu kişiler olduğunu söyledi. Gittiğimiz evin adresini tam olarak bilmiyorum. Bu eve yaklaşık bir buçuk yıl boyunca iki yada üç haftada bir gittim. 2014 Aralık ayından sonra evlilik hazırlıkları için memleketim olan Tokat a sık sık geldiğimden toplantılara gidemedim. 2014 Aralıktan sonra görüşmedim. Burada maaşımın yüzde on beşini vermem … ve … tarafından söylemişti. Ancak ben ailemin maddi sıkıntıları olması nedeni ile onlara yardım ettiğimden veremedim. İsmini … olarak bildiğim sonrasında tarafıma teşhis yaptırıldığında ismini C.K. olarak öğrendiğim şahsın evine gittik. Bu eve gitmeden önce İstanbul ilinde staj yaptığım dönemde beraber staj yaptığım M.Y. bana ‘atandıktan sonra sizinle birileri irtibata geçecek’ söylediğini hatırlıyorum. Bu eve gittiğimizde ismini … olarak bize tanıtan fakat sonrasında tarafıma yaptırılan teşhiste gerçek ismini Ş.K. olarak öğrendiğim şahıs ile tanıştım. Bu evde ilk gittiğimizde ben, E.Ö. ve eşi olan A.Y.Y. vardı. Ben bu eve gittiğimde T1, T2, T3, T4 ve T5’in ne anlama geldiğini burada öğrendim. Daha sonraları bu eve gittiğimde bu toplantılara Erzurum merkezden E.Ö.Y. ve eşi A.Y., eşinden boşanan …, Erzurum ili Pasinler ilçesinden R.Y. ve eşi M.Y., Erzurum ili Karayazı ilçesinden S. isimli şahıs, Erzurum ili Şenkaya ilçesinden N.O., Tunceli ili Pülümür ilçesinden S.B., Bayburt ilinden O.Ö.C., Artvin ilinden D.Y. katılıyordu. Bunun dışında birileri var mıydı şu anda hatırlamıyorum, aklıma geldikçe anlatacağım. Ben yukarıda vermiş olduğum T5 toplantılarına katıldığını beyan ettiğim kişileri görsem net teşhis ederim…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 13/12/2018 tarihli bilgi alma tutanağı:
“… SORU : Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan FETÖ/PDY Mahrem Hakim Savcı Çalışma Evleri soruşturması kapsamında 180 civarında Hakim Savcı Çalışma evi tespit edilmiş, tasnif kolaylığın açısından 18. Hakim Savcı çalışma evi olarak adlandırılan ikametin adresinin …’ olduğu, … tespit edilmiştir… Bilgi sahibi olarak beyanı alınan şahsa 18. Hakim Savcı çalışma evinin Google Maps üzerinden gösterildiğinde kalmış olduğunu beyan ettiği Hakim Savcı Çalışma evi olduğunu net ve kesin olarak tespit etmiştir. Bahse konu 18. Hakim Savcı çalışma evi ile alakalı ayrıca EV TESPİT TUTANAĞI tanzim edilmiştir. DEVAMLA; Ben Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 18. Hakim Savcı çalışma evi olarak numaralandırılan ikamette kısa bir süre kaldım ve bu süre zarfında bu eve ilişkin olarak beraber kaldığımı hatırladığım şahıslar Z.Y. ve … isimli şahıslardır. Bu şahıslar haricindeki diğer şahısları hatırlamıyorum. Bu evin sorumlularını hatırlamıyorum. Bu eve ilişkin olarak söyleyebileceğim bir husus yoktur… Ben ifademde beyan ettiğim şahıslar ile alakalı teşhis aşamasında kullanılmak üzere bildiklerimi detaylı olarak anlatmak istiyorum… 2-…; Bu şahsın nereli olduğunu hatırlamıyorum. Hakim Savcı çalışma evinde beraber kaldım. Hakim olduğunu ve sonrasında ihraç olduğunu biliyorum. Marmara Hukuk mezunudur. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 13/12/2018 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ç.H. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 08/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“… Ben 2004 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım ve 2008 yılında mezun oldum. Ben üniversite hayatım boyunca ailemin İstanbul’da ikamet etmesi nedeniyle ailemin evinde kaldım. Ben mezun olduktan sonra 2009 yılında yapılan adli yargı sınavına girdim ancak kıl payı bu sınavı kaybettim. 2009 yılında ekim – kasım – aralık döneminde yapılan adli ve idari yargı sınavlarına girdim, bu sınavları da kazanamadım. Daha sonra 2010 yılında mart – nisan – mayıs aylarında sınav açıldımı onu tam hatırlamıyorum ancak ben 2010 yılında ekim – kasım – aralık döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarına girdiğimi hatırlıyorum ancak şu an tarihlerini kestiremiyorum ancak ben beşinci girmiş olduğum sınavda kazandığımı hatırlıyorum. Ancak hangi sınavda kazandığımı tam olarak kestiremiyorum. Bu sınavı kazandıktan sonra nisan 2009 da girmiş olduğum sınavda girmiş olduğum sınavda soru iptali nedeniyle kazandım. Ayrıca ben soru iptali ve beşinci kez girmiş olduğum sınavda kazanmış olmam nedeniyle iki kez mülakata girdim ve beşinci kez girmiş olduğum sınavın mülakatını kazanarak 14. Dönem hakim savcı adayı olarak kazandım. Ben tam tarihini hatırlamamakla birlikte sınava hazırlandığım dönemde sıkıldığım için anneannem olan M.G.’nin yanına Erzincan’a gittim. Erzincan’da bulunduğum dönemde sıkıldığımı öğrenen ve üniversiteden arkadaşım olan Z.A. isimli arkadaşım, Ankara ‘da bir ev var oraya beraber gidip çalışalım şeklinde söyledi. Ben de sınavı kazanamadığım ve stresli olduğum için Ankara ‘ya Z. ile beraber gittim. Bu gittiğim ev Keçiören’de bir evdi. Ben giderken bu evin FETÖ / PDY ‘ye ait bir ev olduğunu bilmiyordum. Ancak bu durumu, oraya gidip kalmaya başladığımda anlamaya başladım. Ben bu eve gittiğimde M. isimli şahıs, … isimli şahıs ve ismini ve soyadını hatırlamadığım bir şahıs daha vardı. Bu evin sorumlusu bir kız vardı. Ayrıca bu kızın üzerinde bir sorumlu var mıydı onu da bilmiyorum. M. ve … isimli şahsı görsem teşhis edebilirim. Ancak ismini bilmediğim şahsı görsem de teşhis edemem. Ben o dönemde ders çalıştığım için telefon kullanmıyordum, o dönemde telefonum kapalıydı. Bu evde yasaklar çok olduğu için dayanamadım ve bu evden ayrıldım. Ayrıca ben ikinci ev iddiasını kabul etmiyorum. Ben eşimle kesinlikle yapı aracılığı ile katalog evliliği yapmadım. Eşim marmara üniversitesinden sınıf arkadaşımdır. Ben kesinlikle yapıya ait staj evlerinde kalmadım, zimmetlenme olayını bilmiyorum. Bylock kullanmadım. Kimseden emir ve talimat alarak mesleğimi yapmadım…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 09/12/2016 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Davacı tarafından; tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile Uyap sistemi üzerinde yer alan nüfus kayıt örneği incelendiğinde; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2009 yılında mezun olduğu, 22/05/2011 tarihinde evlendiği S.B. ile (… Aile Mahkemesinin … tarihinde kesinleşen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile) 10/10/2013 tarihinde boşandığı (staj döneminde S.B. adlı şahıs ile devam eden boşanma davalarının bulunduğu), … sicil numarasıyla 10/03/2011 tarihli onaya istinaden 15/03/2011 tarihinde Ankara Adliyesinde hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/2013 tarihli kur’a kararnamesiyle Artvin Hakimliğine atandığı ve 16/05/2013-03/07/2015 tarihleri arasında Artvin Hakimi olarak görev yaptığı, akabinde Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … tarih ve … sayılı adli yargı kararnamesiyle Altıntaş (Kütahya) Hakimliğine atandığı ve 03/07/2015 tarihinden (dava konusu kararla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar) Altıntaş (Kütahya) Hakimi olarak görev yaptığı görülmektedir.
Davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacıya ait hizmet cetveli ile nüfus kayıt örneği birlikte değerlendirildiğinde, F.G.(S.) ve E.B. adlı tanıkların, davacının, üniversite dönemine ilişkin beyanlarda bulundukları, F.G.(S.) adlı tanığın, davacının, Kütahyalı ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olduğunu, üniversite döneminde örgüte ait yurtlarda kaldığını, üniversitenin 3. ve 4. sınıflarında yurt ablalığı yaptığını, hakim savcılık sınavlarına örgüte ait hakim savcı çalışma evlerinde hazırlandığını, sınıflarında bulunan S. isimli kişiyle evlendiklerini ve sonrasında boşandıklarını beyan ettiği, anılan tanığın beyanlarının davacıya ait bilgiler ile örtüştüğü, E.B. adlı tanığın, davacının, örgüte ait yurtlarda kaldığını beyan ettiği, her iki tanık beyanın da birbirini destekler mahiyette olduğu; Z.M., E.P.(A.), N.Ç.H., F.G. ve S.K.(K.) adlı tanıkların, davacının hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına örgüte ait mahrem hakim savcı çalışma evlerinde hazırlandığını beyan ettikleri, beyanlarının birbiriyle uyumlu ve birbirini destekler mahiyette olduğu; S.Y.(K), B.B., Y.K. ve S.K. adlı tanıkların, davacının, medeni hali ve memleketine ilişkin bilgiler (ki bu bilgiler davacıya ait bilgiler ile örtüşmektedir.) yanında staj dönemine ilişkin beyanda bulundukları, S.Y.(K.) adlı tanığın, davacının, staj döneminde örgüte ait staj evlerinde kaldığını beyan ettiği, B.B. adlı tanığın, davacının, R. adlı devre sorumlusunun sorumlu olduğu örgüte ait hakim savcı staj evlerinde kaldığını beyan ettiği, S.K. adlı tanığın, davacının, R. adlı devre sorumlusunun sorumlu olduğu örgüte ait hakim savcı staj evlerinde kaldığını beyan ettikten sonra, ifadesinin devamında, evlenmesi nedeniyle örgüte ait staj evlerinde kalmadığını, ancak devrecisinin R. adlı kişi olduğunu ve staj döneminde örgütün staj yapılanması içinde yer aldığını beyan ettiği, Y.K. adlı tanığın ise, davacının, evli olması nedeniyle örgüte ait staj evlerinde kalmadığını, ancak örgüte ait staj evlerinde yapılan programlara katıldığını beyan ettiği, davacının, staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığı iddiası net değil ise de bu dönemde örgütün staj yapılanmasına dahil olduğu, staj evlerinde yapılan programlara katıldığı hususlarının sabit olduğu; Ş.K., Ö.Y. ve E.P.(A.) adlı tanıkların, davacının mesleğe başladıktan sonraki dönemine ilişkin beyanda bulundukları ve … kod adlı C.K. isimli sivil şahıs tarafından yapılan örgütçe sohbet olarak adlandırılan toplantılara ‘T5’ grubu içinde katıldıklarını beyan ettikleri, beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu; Ş.K. adlı tanığın davacının evlendirme mesulü olan eşi C.K. aracılığıyla Rize’de oturan S.’nin evinde örgüt mensubu bir kişiyle görüştürüldüğünü beyan ettiği, Ö.Y. adlı tanığın ByLock listesinde aynı adliyede görev yaptıkları davacının da bulunduğunu beyan ettiği görülmüş olup söz konusu tanık beyanlarının davacının örgüt ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait yurtlarda kaldığına ve ‘ablalık’ olarak adlandırılan görevi aldığına, hakim savcı adaylığı döneminde örgütün staj yapılanması içinde yer aldığına ve örgüt tarafından düzenlenen etkinliklere ve sohbet adı verilen toplantılara katıldığına, hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına örgüte ait mahrem hakim savcı çalışma evlerinde hazırlandığına, mesleğe başladıktan sonra T5 grubu içerisinde yer aldığına, örgüt tarafından düzenlenen sohbet adı verilen toplantılara katıldığına, ByLock adlı programı kullandığına, örgüt mensubu bir kişiyle yapı evliliği yapmak üzere görüşmesine aracılık edildiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen davacı hakkındaki tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, “…F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle ‘2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.’ nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik’ te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya’lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana’lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon’un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini’ beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.

-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (…) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP’lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran’ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben “Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir” söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.

-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15′ i, evlilerden ise yüzde 10’u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
…” şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
“…Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. …SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan … kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada ‘elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını’ söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine … kod adlı G. konuşmasının devamında ‘görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini’ söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı.”
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“… 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
… Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan … KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. …Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.

Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. …SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. …Yeminden sonra SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. …Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum…
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. …SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. …Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı…
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
…Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı…”
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ’ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.

ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davalı idare tarafından 28/05/2018 tarihli 1. savunma dilekçesi ekinde yer alan CD içeriğinde; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 18/09/2018, 08/11/2018 ve 18/12/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarının dava dosyasına sunulduğu görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 2 nolu çalışma evine ilişkin 18/09/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağı incelendiğinde; …’ adresindeki evin, 09/07/2009-06/06/2011 tarihleri arasındaki süreçte hakim savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi olarak kullanıldığı, söz konusu eve 18/09/2009-05/04/2010 tarihleri arasında Z.A. adlı şahıs tarafından … numaralı hattın sabit hat olarak alındığı, söz konusu sabit hattın, Z.A. adına kayıtlı olduğu dönemde bu hücre evinin, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2 nolu çalışma evi olarak adlandırıldığı, davacının, 25 Aralık 2010 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katıldığı ve yazılı sınavı geçerek mülakata girmeye hak kazandığı, sınava girerken … nolu GSM hattını irtibat numarası olarak verdiği, 2. çalışma evi olarak adlandırılan bahse konu evde kurulu bulunan ve mahrem hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen … numaralı sabit hat ile babası H.K. adına kayıtlı hatlar ile toplam 89 kez, kardeşi R.K. adına kayıtlı hatlarla ise toplam 50 kez görüşme kaydına rastlanıldığı, 25 Aralık 2010 tarihinde yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katılması göz önünde bulundurulduğunda söz konusu görüşme kayıtları ile anılan sınava hazırlık döneminin birbiriyle uyumlu olduğu, aynı soruşturma kapsamında itirafçı olan Z.M. ve N.Ç.Ş.H. adlı tanıkların davacıyla birlikte hakim savcılık sınavlarına örgüte ait bu evde birlikte hazırlandıklarını beyan ve davacıyı teşhis ettiği birlikte gözetildiğinde davacının hakim savcılık sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait hakim savcılık sınavlarına hazırlık mahrem hücre evinde kaldığının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 5 nolu çalışma evine ilişkin 08/11/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağı incelendiğinde; …’ adresindeki evin, 01/09/2009-12/10/2011 tarihleri arasındaki süreçte hakim savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi kullanıldığı, söz konusu eve 01/09/2009-17/09/2009 tarihleri arasında E.(K.)B. adlı şahıs tarafından, 17/09/2009-12/10/2011 tarihleri arasında ise A.N.(E.)D. adlı şahıs tarafından … numaralı hattın sabit hat olarak alındığı, söz konusu sabit hattın, gerek E.(K.)B. gerekse A.N.(E.)D. adına kayıtlı olduğu dönemi kapsayacak şekilde bu hücre evinin, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5 nolu çalışma evi olarak adlandırıldığı, davacının, 25 Aralık 2010 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katıldığı ve yazılı sınavı geçerek mülakata girmeye hak kazandığı, sınava girerken … nolu GSM hattını irtibat numarası olarak verdiği, 2. çalışma evi olarak adlandırılan bahse konu evde kurulu bulunan ve mahrem hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen … numaralı sabit hat ile babası H.K. adına kayıtlı hatlar ile toplam 2 kez görüşme kaydına rastlanıldığı, 25 Aralık 2010 tarihinde yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katılması göz önünde bulundurulduğunda söz konusu görüşme kayıtları ile anılan sınava hazırlık döneminin birbiriyle uyumlu olduğu birlikte gözetildiğinde davacının hakim savcılık sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait hakim savcılık sınavlarına hazırlık mahrem hücre evinde kaldığının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 18 nolu çalışma evine ilişkin 18/12/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağı incelendiğinde; …’ adresindeki evin, 12/08/2010-29/03/2011 tarihleri arasındaki süreçte hakim savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi kullanıldığı, söz konusu eve 18/09/2009-05/04/2010 tarihleri arasında Z.(Y.)E. adlı şahıs tarafından … numaralı hattın sabit hat olarak alındığı, söz konusu evin, E.E. adlı kişi tarafından kiralandığı dönemde bu hücre evinin, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 18 nolu çalışma evi olarak adlandırıldığı, davacının, 25 Aralık 2010 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katıldığı ve yazılı sınavı geçerek mülakata girmeye hak kazandığı, sınava girerken … nolu GSM hattını irtibat numarası olarak verdiği, 18. çalışma evi olarak adlandırılan bahse konu evde kurulu bulunan ve mahrem hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen … numaralı sabit hat ile babası H.K. adına kayıtlı beş ayrı hat ile toplam 124 kez, kardeşi R.K. adına kayıtlı iki ayrı hat ile toplam 3 kez, eski eşi S.B. adına kayıtlı hat ile toplam 2 kez, eski eşinin babası Ş.B. adına kayıtlı hat ile toplam 53 kez görüşme kaydına rastlanıldığı, 25 Aralık 2010 tarihinde yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katılması göz önünde bulundurulduğunda söz konusu görüşme kayıtları ile anılan sınava hazırlık döneminin birbiriyle uyumlu olduğu, aynı soruşturma kapsamında itirafçı olan E.P.A. ve S.K.(K.) adlı tanıkların davacıyla birlikte hakim savcılık sınavlarına örgüte ait bu evde birlikte hazırlandıklarını beyan ve davacıyı teşhis ettiği birlikte gözetildiğinde davacının hakim savcılık sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait hakim savcılık sınavlarına hazırlık mahrem hücre evinde kaldığının tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davacıya ait aile nüfus kayıt örneği UYAP ortamında incelendiğinde; davacının, babasının adının H.K. olduğu, R.K. adlı ve 1983 doğumlu abisinin olduğu, 10/10/2013 tarihinde boşandığı eski eşinin adının S.B. olduğu görülmektedir.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 18/09/2018, 08/11/2018 ve 18/12/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarında yer alan tespitler, davacının 25/12/2010 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katılması, anılan yazılı sınav ile bu sınava ilişkin mülakatı geçerek 15/03/2011 tarihinde hakim savcı adaylığına başlamış olması, kararımızın ‘b)Davacı hakkındaki tanık beyanları’ bölümünde yer verilen ve davacının hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına örgüte ait hakim savcı çalışma evlerinde hazırlandığını ifade eden tanık beyanları ile davacıya ait aile nüfus kayıt örneği birlikte incelendiğinde; davacının, 2. 5 ve 18 nolu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığı değerlendirilmiştir.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde anılan sınavlara hazırlanmış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.

AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Davacı tarafından davanın açılışı sırasında yatırılan …TL vekalet harcının davacı üzerinde bırakılmasına, fazladan yatırılan … TL vekalet harcın istemi halinde davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işleri için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 12/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.