Danıştay Kararı 5. Daire 2016/43038 E. 2021/296 K. 15.02.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/43038 E.  ,  2021/296 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/43038
Karar No : 2021/296

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işlenecek yasal faiziyle birlikte, uğradığı manevi zarara karşılık 100.000,00TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, suç ve cezaların şahsiliği ve geriye yürümezliği ilkesinin, masumiyet karinesinin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ve lekelenmeme haklarının ihlal edildiği, kararın tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararda özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı, davalı idarenin anayasal ve yasal olarak tanımış olduğu güvenceleri yok saydığı, davaya konu kararların gerekçesiz olduğu, Anayasa’ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve ilgili mevzuata aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği, hâkimlik teminatı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun)’ un 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava konusu kararın, yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu vb. mevzuat hükümleri uyarınca değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği; dava konusu kararın disiplin cezası değil “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu ve adil yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde tesis edildiği; dava konusu karar tesis edilirken davacı ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapılmış olduğu, dava konusu kararların yasayla öngörülmüş olmak ve demokratik bir toplumda gerekli olan ve meşru hedefler izleyen bir müdahalede bulunmak koşulunu karşıladığı ve orantılılık ilkesine uygun olarak tesis edildiği, dava konusu kararın hukuka uygun olduğu ve davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Davanın derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …IN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının işlem tarihinden itibaren yasal faiziyle, 100.000.-TL manevi tazminatın da yasal faiziyle birlikte tazminine, 667 sayılı KHK’nin 3. maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
Dava dilekçesinde, anılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin, sadece bu kararın davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından iptal istemi bu yönden incelendi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. …”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, …. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. … ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …. hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca …. meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan 23.01.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği belirtilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde, “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Dosyaya sunulan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada; … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla beraatine karar verilmiş, bu karar istinaftan vazgeçme nedeniyle 25/07/2019 tarihinde kesinleşmiş ise de, anılan Yasal düzenlemelerde meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapıya, oluşuma, gruba sadece üyelik, mensubiyeti değil bu yapıyla bağının irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Bu nedenle davacı hakkında terör örgütüne üye olma suçuyla açılan ağır ceza mahkemesine açılan davada verilen beraat kararının, sadece davacının örgüt üyesi olup olmadığına yönelik bir karar olması nedeniyle bu kararın aynı zamanda davacının örgütle irtibat ya da iltisaklı olup olmadığını olmadığını gösteren bir ilam olarak kabul edilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi davaya konu HSYK Genel Kurulu kararının gerekçesi dikkate alındığında bakılan uyuşmazlıkta davacının bu yapıyla irtibat veya iltisaklı olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen anılan kararın incelenmesinden, … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25/08/2016 tarihinde ifadesi alınan gizli tanık …’nin ek beyanında şüphelinin staj döneminde cemaatçiler tarafından korunduğunu, cemaatçi daire olarak bilinen 14. Daire tetkik hakimleri ve dönem arkadaşları tarafından sıkı bir markaj ile ilgilendiklerini, cemaatçilerin sıklıkla ziyaret ettiğini ve sahip çıktıklarını, şüphelinin seçim döneminde bağımsız olarak bilinen cemaatçi HSYK adayları için seçim çalışması yaptığını, oy toplamak için uğraştığını duyduğunu, seçim günü konuşma ve hareketlerinden de bu durumun açık şekilde göründüğünü, bu kişinin mahkeme huzurunda da, “Sanığın yapı içerisindeki sohbetlere katılmadığını, davet edilmediğini, himmet, kurban parası ve benzeri şeylerin kendisinden talep edilmediğini hatırladığını, … adlı idari yargı hakiminin sanık hakkında bu yapıya mensup olmadığını ancak özel tanışıklıkları sebebiyle koruduğunu söylediğini, sanığın HSYK seçimlerinde yapının adayları lehine çalışmada bulunduğuna şahit olduğunu, seçim günü de yapının adayları lehine hareket ettiğini gözlemlediğini, bu gözleminin sanığın yapı mensuplarının oluşturduğu kalabalık ve hengamede oraya girdiğini uzun süre kaldığını hatırlamasından kaynaklandığını …” şeklinde, şüpheli sıfatıyla ek ifadesi alınan …’ın ise şüphelinin cemaat mensubu olmadığını düşündüğünü belirttiği, …’in beyanında şüphelinin örgüte müzahir kişilerden olduğunu beyan ettiği, …’in davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkemede verdiği beyanda, “Ben önceki ifademdeki sanık … ile ilgili kısmı kabul etmiyorum. 15 Temmuzdan sonra gözaltına alındım. İki defa ifadem alındı. Yüksek tansiyon nedeniyle problemi sebebiyle rahatsızlık yaşadım. Önceki ifademi okumadan imzaladım. Daha sonradan gözaltından serbest bırakılınca ifademi okuduğumda bir kısım sanık ve olayların zapta yanlış geçtiğini gördüm. Dolayısıyla … ile ilgili kısımlarda zapta yanlış geçirilmiş. Ben tetkik hakimlerini çok tanımam. Zira o tarihte Danıştay üyesi olarak görev yapmaktaydım. … Danıştay tetkik hakimi olduğundan kendisini sadece simaen bilirim. Kendisinin bu yapıya dahil olduğuna ilişkin herhangi bir görgüm bilgim bulunmamaktadır.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
İfadesine başvurulanlardan …’ın davacının aleyhine beyanı bulunmadığı gibi …’in davacıyla ilgili önceki ve sonraki beyanları birbiriyle çeliştiğinden bu şahsın beyanlarına itibar edilmesi mümkün değildir.
Bu durumda gizli tanık …’nin verdiği ifade dışında davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici başka bir beyan, bylock tespiti, HSYK üyeliği seçimlerinde davacının FETÖ/PDY örgütü adaylarını desteklediğine, bu yapıya ait evlerde kaldığına, davacıya ait dijital materyallerde söz konusu yapıyla ilgili bilgi ve belgelere rastlanıldığına, örgüt liderinin talimatı üzerine Bank Asya’ya para yatırdığına, bu örgüte maddi anlamda destek olduğuna ilişkin ve benzeri herhangi bir bilgi ve belge bulunmaması karşısında sadece tek bir kişinin beyanı esas alınarak davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna ulaşılması mümkün olmadığından davacının bu örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının davacıyla ilgili kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Davanın anılan HSYK Genel Kurulu kararı nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının işlem tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini istemine gelince; Davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin söz konusu kararın davacıyla ilgili kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının işlem tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini gerektiği açıktır.
Davacının manevi tazminat istemine gelince;
Anayasanın 125. maddesinin fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
Manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin değil manevi tatmin aracı olup, başka türlü giderim yollarının bulunmaması veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması gerekir.
Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibariyle uğradığı manevi zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır.
Bu durumda, davalı idarece hukuka aykırı olarak tesis edildiği belirlenen işlemden dolayı meslekten çıkarılan davacının duyduğu elem ve üzüntü karşılığı manevi tazminat isteminin zenginleşmeye yol açmaması dikkate alınarak 40.000.- TL nin manevi tazminat olarak davanın açıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle davaya konu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının davacıyla ilgili kısmının iptali, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının işlem tarihinden itibaren yasal faiziyle, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüyle 40.000.- TL. manevi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tazmini gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin derdestlik dışındaki usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işlenecek yasal faiziyle birlikte, uğradığı manevi zarara karşılık 100.000,00TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
Tarafları ve konusu aynı olan bir davanın, daha önce aynı veya başka bir mahkemede açıldığının ve görülmekte olduğunun saptanması halinde, usul hukukunun temel kavramlarından biri olan derdestlik müessesesinin ifade ettiği ”ilk davanın aynısı olan diğer davaların açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığı” olgusundan hareketle, sonraki davaların derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Derdestlik durumunun ortaya çıkması için; aynı davanın birden fazla açılmış olması ve birinci davanın görülmekte olması şartları birlikte gerçekleşmelidir. Davaların aynı dava olarak kabul edilebilmesi de; davaların taraflarının, konularının, dava konusu işlemlerin aynı olmasına bağlıdır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işlenecek yasal faiziyle birlikte, uğradığı manevi zarara karşılık 100.000,00TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesi talebiyle karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı, bununla birlikte davacı tarafından aynı istemle Dairemizin E:2017/5453 sayılı dosyasına kayıtlı ayrı bir davanın daha açıldığı ve bu davanın Dairemizin 15/02/2021 tarih ve E:201/7/5453, K:2021/295 sayılı kararı ile reddine karar verildiği, anılan kararın ise henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Buna göre, yukarıda belirtilen ve Dairemizin E:2017/5453 sayılı esasına kayıtlı dava ile bakılmakta olan bu davanın tarafları, konusu ve sebeplerinin aynı olduğu görüldüğünden, derdestlik nedeniyle bu davanın esasının incelenmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davanın derdestlik nedeniyle İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.