Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/57260 E. , 2020/5505 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/57260
Karar No : 2020/5505
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı bulunduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının kendisine ilişkin kısmının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, meslekten çıkarma kararının disiplin cezası niteliğinde olduğu, hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, disiplin soruşturması yapılmadığı, isnat edilen fiillerin somut olarak belirtilmediği, savunma hakkı tanınmadığı, masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği, işlemin şekil ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu, kişiselleştirme yapılmadığı, genel ve soyut değerlendirme yapıldığı, hakkında somut ve hukuka uygun her hangi bir bilgi ve belge bulunmadığı iddia edilerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Öte yandan, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin 1. fıkrasının ve 6749 sayılı Kanun’un Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ :Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’İN DÜŞÜNCESİ: Dava, FETÖ/PDY örgütü ile İltisak ve İrtibatı sabit görülen davacının yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu kararının iptali ve yoksun kalınan haklarının tazmini istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa’ya aykırılık istemi yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 53. maddesinde,” Hakim ve savcıların bu kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi… hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. Maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmalan uygun görülmeyenler hakkında karar verme işlemi Kurulun görevleri arasında sayılmış, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükümete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki tavsiye kararı üzerine Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olanların mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ve belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alındığında davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde; davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin 1. fıkrası ile 6749 sayılı Kanun’a yönelik Anayasa’ya aykırıIık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini ve özlük haklarının iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan 14/02/2020 tarihli dilekçe ekinde davacı hakkında düzenlenmiş olan “Bylock Tespit Ve Değerlendirme Tutanağı” ile 17/01/2020 tarihli Danıştay Savcı Düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler ile ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını sunabilmesi için Dairemizin 10/03/2020 tarihli ara kararı ile davacıya on (10) günlük süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
… Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da …’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday […]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı …nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. …nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan … isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce …’nin evinde toplanmıştık. …Mesut abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “Burak isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında … çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan ….’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, davacı hakkında düzenlenen “Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır. Anılan tutanakta, ID Numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…”, tespit edilen GSM aboneliğinin … , tespit edilen ilk log tarihinin 13/11/2014 olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… K:… sayılı kararında, “davacının “… nolu GSM hattı ile … ID numaralı FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının gizli ve şifreli haberleşme programı olan Bylock isimli programı 13/11/2014 tarihinden itibaren kullandığının tespit edildiği…..ayrıca Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün gelen cevabi yazısından, sanıktan ele geçirilen … imei numaralı telefon ve içerisindeki simkart ile ilgili olarak incelemede söz konusu cep telefonu imajı içeriğinde, Pictures–Bylock-images klasörü içeriğinde ‘bylock-captured’ isimli ve ‘.jpg’ uzantılı, kullanıcı veya işletim sistemi tarafından silinmiş resim dosyalarının tespit edildiği, ancak imaj içeriğinde mevcut yüklü uygulamalar içerisinde BYLOCK isimli programın tespit edilemediği, tüm bu hususlar dikkate alınarak sanığın FETÖ/PDY terör örgütünün gizli haberleşme programını kullandığının her türlü şüpheden uzak kesin teknik veriler ile sabit olduğu” tespitine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, bu delil ve tespitlere karşı programı kullandığı ya da indirdiğine yönelik kesin bir karar bulunmadığı, sonradan ortaya çıkan delilin gerekçe olarak kabul edilemeyeceği şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Netice itibarıyla ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların, davacı hakkında düzenlenmiş olan … ID numaralı kullanıcı hakkında düzenlenen “Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ve diğer tespitlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda; davacının, “…” ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “..ben bu örgütün evinde kaldığım dönemde sadece Kuşadasındaki bir kampa katıldım. Bu kampta da kitap okunup namaz kılındı…Gizli tanığın beyanında geçen … isimli kişiler benim az önce ifademde belirttiğim üzere 2003 yılındaki Kuşadası’ndaki kampa gelen ve örgütün farklı evlerinde kalan kişilerdir. Bunların hepsi hukuk fakültesi öğrencileriydiler. … Hakim veya savcı sınıfından olmayabilir. … ile de aynı örgüt evinde öğrenci iken kaldık. Diğer kişileri ise hatırlamıyorum…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Kızılcahamam Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…belirtmek istediğim başka bir konu da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerinde şu anda meslekten ihraç olan Kızılcahamam Adliyesinde görev yapan Cumhuriyet Savcıları … ile … FETÖ adayları olan …, …, … ve …’e oy vermemiz hususunda sürekli olarak adliye içerisinde bize propaganda yapmaktaydılar….”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan … Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliğine hitaben yazmış olduğu 22/11/2016 tarihli dilekçesinde, ”….Cemaatin bu dönemdeki gezilerini organize eden … isimli Cebeci ilçe abisi ile yine bölge imamı … abi isimli kel kısa boylu Trabzon/Oflu kişidir…”,
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan … Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu müfettişlerince düzenlenen 31/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, ” …ayrıca dönem arkadaşlarım olan … beni telefonla arayarak, … ise Ünye’ye ziyaretime gelerek bağımsız adaylar için oy istemiştir…”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı Devlete Karşı Suçlar ve Örgütlü Suçlar Bürosunca düzenlenen 04/04/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…o dönem 2000-2001 yıllarında üst sınıflarda olan ismini … olarak bildiğim görsem muhtemelen tanıyabileceğim kişi durumumu öğrenince Talatpaşa Bulvarında bir evde arkadaşlarıyla birlikte kalabileceğimi söyledi. Bu şahısla tam olarak nasıl tanıştığımı hatırlayamamaktayım ancak muhtemelen üniversiteye kayıt sırasında veya kayıt sonrasında karşılaşmış olabilirim. Kendisi muhtemelen son sınıf öğrencisi idi. Bu kişi ön taraftan saçları dökülmüş, orta boylu, beyaz tenli, Karadenizli olduğunu tahmin ettiğim bir şahıstı. Ben üniversiteye kayıt olurken KYK’ya başvurmuştum. Ancak asilden çıkmayıp yedekten çıktığı için bu kişi bana KYK’da yurt çıkana kadar bekar arkadaşlarının kaldığı Talatpaşa Bulvarındaki evde kalabileceğimi söyledi. Yaklaşık 3 ay burada kaldıktan sonra amcam ve yengemin beni ısrarla eve tekrar davet etmeleri üzerine evden ayrılarak tekrar amcamın yanına yerleştim…Evde kaldığım süreçte ara ara … ile … isimli şahıslar Fetullah Gülen ile ilgili kitaplar okuyorlardı. Herkes kendi kitabını kendisi okuyordu. Bende ara sıra okumuş olabilirim…”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 27/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “..SORULDU:… ile bu dönemde 8 defa görüşme yaptığınız tespit edilmiştir. Bu şahıs kimdir? Fethullah Gülen cemaati mensubumudur? Aranızdaki irtibatı belirtiniz. CEVABEN:Trabzonludur, kendisini tanıyorum. Fetullah Gülen cemaati mensubudur..”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında, “…Eşimin ayrıca görüştüğü benim … ile olan ilişkim gibi onunda … ve … ile irtibatı vardı. eşim artık onların aramalrını açmıyordu ve sonradan dönmüyordu.kayıtlarda bu bellidir. Hatta açmadığı için … vasıtasıyla bana ulaşıyorlardı açsın diye yine açmıyordu. Haberleşmek için bir program kurmuşlar ben bu programa muvaffak değildim,mahiyetini bilmiyordum.eşim telefonlara ve gelen mesajlara cevap vermeyince … bana msj atıyordu mailini açsın diye. Ben de eşime söylüyordum hoşuna gitmiyordu. …in arayıp da eşimin cevap vermemesine … de şahittir. …ın arkadaşı …ın eşidir. O haber göndermiş bir sorunmu var niye açmıyor diye beni aramıştı. ben de mesaj çekerek onlara kırgın olduğunu söyledim.bir süre böyle devam etti.eşim ameliyat olduğunda nadir akyüz eşimin yakın arkadaşlarından durumu öğrenmiş.biz ankarada hastanedeyken yine birkaç kere aradı eşim yine açmadı.en sonunda çalıştığım Kastamonu adliyesini arayarak kendini Kızılcahamam savcısıyım diyerek benim numaramı almış.ağır ceza veya komisyon kaleminden kimle görüştü bilmiyorum haliyle çalışanlarıma soramadım.numarası bende kayıtlı olmadığı için arayan numarayı açmış bulundum.o sırlarda doğum iznindeydim.kendini tanıttı bi an afalladım çünkü ilk başta çıkaramadım yanımda eşim de vardı ona sordum sessizce o söyleyince anladım.eşimle görüşmek istedi eşim kabul etmedi konuşmadı.en son yanımıza gelecekti eşim yine kabul etmedi.kaldığımız hastaneyi arkadaşlarından öğrenerek yanımıza gelmiş.hastane çok büyük nasıl bizi buldu bilmiyorum.dizden ameliyat olacağını öğrenmiş belki ilgili birimden savcı kimliğini kullanarak sorup öğrenmiştir.neyse yanımıza geldi taburcu olduğu gün.eşim soğuk davrandı. Sonradan biz hastaneden aynldık.sonradan tekrar aradı mı bilmiyorum ancak beni yine aradı,eşiyle bizi ziyaret etmek istediklerini söyledi.eşiyle eşim ve annesi.kayınvalidem ankarada ameliyat olduğu sırada evine davet edip tanışmışlar.aradığmda kayınvalidem de yanımdaydı.ben kayınvalidemin yanımda olduğunu söyleyince kayınvalidem de tanıyınca kabul ettim.eşime sormadan.hem geçmiş olsun diyeceklerdi hem de bebek görmeye geleceklerdi.gelirken de hediye almışlar.birkaç saat sonra gittiler.eşim hiç memnun olmadı hatta bana kızdı niye tamam dedin diye.bunlara kayınvalidem şahittir.eşim zaten görüşmeme kararı almıştı.**Bizle görüşen sivil kişinin gerçek ismi … veya … olabilir.eşininki de … olabilir, geldikleri zamanlarda birbirlerine hitap ederken ağızlarından kaçırmışlardı. … adında bir oğulları vardı sonradan … adında bir oğulları daha oldu.eşim onların ev adreslerini biliyor. Beraber toplandığımız bu kişiler dışında açık olarak cemaatten olduğunu bildiğimiz kişi yok…”
Aynı tanık … Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28-30/11/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…Daha sonra yine bu dönemde eşimin futbol nedeniyle dizinden sakatlanması nedeniyle Ankaraya ameliyat olmak için gitti. İbn-i Sina Hastanesinde bulunduğumuz sırada … diye bildiğim eşimden sorumlu olduğunu eşimden duyduğum kişi hastanede eşimin bulunduğu odayı bulmuş ve gelmişti. Hatta gelmeden eşim telefonlarını açmayınca bir şekilde benim telefon numaramı temin etmiş ve beni aramıştı. Eşimle görüşmek istemişti. Ancak eşim istemediği için ben konuşmak zorunda kaldım. Bana hastaneye ziyarete gelmek istediğini söyledi. Ben de eşimin istemediğini, gerek olmadığını söyledim. Bu şekilde telefonu kapattık. Ancak bu görüşmeden yaklaşık 3-4 saat sonra eşimin bulunduğu odaya geldi. …’in o tarihte Kızılcahamamda görev yaptığını biliyorum. Yine eşim yaklaşık son 1 yıldır …’in ve …’in altındaki sorumlu olan … adındaki kişinin telefonlarına cevap vermediği için hastaneye gelmekte ısrar ettiğini, bunun sebebinin de yapıya duyulan bağın kopmasından korktuğunu düşünüyorum. Eşimin sorumlu olduğu üstlerinden kod adlarını bilmediğim … ve …’ın telefonlarına cevap vermediği HTS kayıtlarından anlaşılacaktır..Ben de ısrarlarına dayanamayarak adresi söyledim. Bunun üzerine belirttiği tarihte Kastamonuya geldi. Geldiğinde yanında eşi, çocukları ve … kod adlı … isimli kişinin yerine gelecek olan … kod adlı gerçek adını bilmediğim kişi ile kod adını … olarak bildiğim gerçek ismini bilmediğim eşi ve … adında oğlu ile geldi. Ben …’in dışındaki bu kişilerin geleceğini bilmiyordum. Geldiği zaman yanımızda kayınvalidem de kalıyordu. Eşim telefonu aldıktan sonra bylock programı yüklenene kadar Cover Me isimli bir programı Google Play üzerinden indirerek kullandı. Eşim ile … kod adlı …’ın görüştüğü diğer kişiler arasındaki irtibat bu şekilde kuruldu. Hatırladığım kadarıyla eşimin bylock programında ekli olan ve bylock programı üzerinden görüştüğü kişiler arasında …’in. …’nın, … kod adlı …’ın olduğunu net olarak biliyorum. Bu üç şahıs da bylock kullanıyordu…
146-Nadir isimli şahıs; Trabzonludur. Hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Buğday tenli, kel ve orta boyludur. Eşimin grup sorumlusudur. Kastamonuda yapılan T5 toplantılarından sorumlu olan sivil kişilerden … ve … kod adlı kişileri tanıştıran kişidir. Görsem teşhis edebilirim….’’,
Ayrıca aynı şahsın Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, davacı …’ü net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 25/08/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…17-25 Aralık sürecine kadar ilk başlarda beni Kızılcahamam savcısı olarak görev yapan Nadir isimli kişi, Ankara idare Mahkemesi hakimi …, … ve Eskişehir İdare Mahkemesi hakimi olan …. ile aynı gruba verdiler. 15 günde bir … kod isimli kişi Maltepe civarında bulunan bir adreste bizi topluyor ve dini içerikli sohbet yapıyor, aidat ve bursların takibi, Türkiye’nin genel meseleleri ile ilgili değerlendirmeler, yaklaşan HSYK seçimleri, muhtemel adaylar ve sair hususlarda konuşmalar oluyordu..”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …… Sulh Ceza Hakimliğince düzenlenen 02/12/2016 tarihli ifade sorgu zaptında, ““.akademinin ilk staj döneminde Ankara da cemaatle ilgisi olmayan … yurdunda kaldım, akademinin ikinci döneminde ise akademi yurdunda kaldım, bu süreçte … isimli bir şahıs benimle bağlantı kurmak istedi, ancak ben cemaatle bağlantımın kalmadığını söyledim, yıl 2013’ün ilk aylarıydı, kendisini de tersledim, kendisi buna rağmen bir kaç kez beni arayıp hal hatırımı sordu, ayrıca Yargıtay staj döneminde sadece bir hafta üniversiteden tanıdığım stajer arkadaşım …’nin evinde misafir oldum, anladığım kadarıyla söz konusu ev cemaat eviydi, yıl 20l2’nin sonlarıydı, .. 2013 yılının ocak ayından sonra cemaatle hiçbir ilgim olmadı..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “… …: Yukarıda değindiğim üzere … de stajyer hakim ve savcılardan sorumlu grup sorumlusudur. Grubunda şu an kimler olduğunu isim isim hatırlayamıyorum ancak ankara adaylarından oluşan bir grubun abiliğini yapıyordu. Grubunda bulunan arkadaşlar nadir abi söyledi , nadir abi çağırdı şeklinde beyanda bulundukları ve diğer grup sorumluları ile akademide sürekli beraber dolaştıklarından grup sorumlusu olduğunu biliyorum, bu kişi FETÖ/PDY örgüt üyesidir..”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 14/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…staja başladıktan sonra Nadir Akyüz isimli şahıs benimle irtibata geçti, … beni …’in selamıyla aramıştı, kendisi bana biz sana yardımcı olduk, bundan sora görüşelim, seninle ben ilgileneceğim diyordu, o dönemde kendisi ile görüştüm, bu görüşmeler sırasında onun vesilesiyle ve onun cemaatinde olduğunu bildiğim …, …, …, … ve … isimli şahıslar ile tanıştım, bu kişiler ile gerek …’in evinde gerekse başka yerlerde görüşmüşlüğümüz vardır, görüşme sırasında herhangi sohbet falan yapmıyorduk…ben … sayesinde onlarda çalıştım,ve sürekli onlar ile birlikte takılmaya başladım,zaten o dönemde cemaat adaylarının çoğunun Ankara adayı olarak görev yaptığı biliniyordu, yukarıda belirtmiş olduğum şahıslar gülen cemaatine mensupdurlar. Nadir de onların abisi olarak görev yapıyordu. Ayrıca … isimli şahıs bu kişiler dışında benim tanımadığım başka kişiler ile de görüşüyordu. … üniversiteyi bitirdikten sonra hiç bir şey yapmadan yaklaşık 10 yıl boyunca Avusturya ülkesinde çalıştığını bize söylemişti, kendisi bizim dönem hakim adayıydı, en son Patonos’ta hakim olarak görev yaptığı sırada gözaltına alınmıştı…Akademi döneminde özellikle kendi üyelerini sınıf başkanı olarak seçtiriyorlardı. … başkanlık seçimlerinde kendi adaylarına oy vermem yönünde tavsiyede bulunmuştu…2013 yılında Bursa ili Mudanya ilçesine Cumhuriyet Savcısı olarak atamam yapıldı, Mudanya ilçesine geldikten sonra yaklaşık 5-6 ay hiç kimse ile görüşmedim, daha sonra yine … yine benimle irtibata geçti, evime bir kaç kez gelip bana kısa süreli misafir olmuştu, bana ben Yalova’da yüksek lisansa yaptığını, Yalovaya gelmişken yanıma uğramak istediğini söylüyordu, …’in cemaatçi olduğundan eşimin haberi yoktu…Kurul seçiminden yaklaşık iki buçuk ay önce Cumhuriyet Savcısı … tek başına Mudanyada ki evime geldi, kendisi ile evimde 2 saate yakın muhabbet ettik, yine aynı şekilde geçerken uğradım şeklinde belirtti, bana ülkenin zor günlerden geçtiğini söyledi, kurul seçimleri kapsamında tanımış olduğum bazı meslektaşlarımı arayıp bağımsız adaylar için oy istememi söyledi, gerekirse ziyaret masraflarımı karşılayacağını belirtti, bana, bağımsız adayların seçimi kaybetmesi durumunda herkesin bu işten zarar göreceğinden bahsetti, ben de kendisine başımdan savmak için bazı arkadaşlarımla bu hususta konuşacağımı söyledim, bunun üzerine bana telefonuma bir program indirmemi ve bundan sonra bu program üzerinden haberleşmemizi söyledi, “Tango” olarak Appstore dan sorgulatmamı ve çıkan programı indirmemi söyledi, arama yaptım ancak karşıma birden fazla Tango ile ilgili ileti çıktı, hangisi olduğunu sordum, o esnada Nadir yanıma oturarak elimdeki telefonu aldı ve yanımdan kalkmadan benim ekranı görebileceğim şekilde çıkan programlardan bir tanesini tıkladı, 5 saniye içerisinde bu program telefonuma indi… “
Aynı tanık Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17-18/01/2018 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…Biz bu evde yukarıda bahsetmiş olduğum sınavları kazandıktan sonra İstanbul’a ailemin yanma gittim. Belli bir süre sonra KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK ŞU AN KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM … beni yeniden Ankara’ya çağırdı. Ankara’ya gittikten sonra bana bundan sonra … sizinle ilgilenecek şeklinde söyledi, Ankara’da … ile görüştüğümüzde bana seninle aynı evde kalacağız şeklinde söyledi. Ben İstanbul’dan kendime ait olan araba ile Ankara’ya döndüm, Ankara’da …’ün bana söylediği eve gittiğimde bu ev benim ilk ve son mülakat evimdi, dedi, İLK VE SON MÜLAKAT EVİ (2012 yılı tahminen ocak-mart ayları arasında kaldığını beyan eder.) Ben bu eve gittiğimde orada benimle birlikte …, …, …, … İSİMLİ şahıs ve … kaldık. Bu evin sorumlusu …’dü. Biz bu evde daha çok … ile görüşüyorduk, bir çok konuda … bizimle görüşür ve bize bilgi verirdi… çünkü asıl sorumlu olan …’dü. Mülakat evinde kaldığımız dönemde mülakatta bize nası giyinmemiz gerektiği hakkında bilgi verildi, ama bu bilgiyi kimin verdiğini net olarak hatırlamıyorum. ..Sanal bir mülakat ortamı oluşturuldu. Biz sanki mülakata girecekmiş gibi hazırlandık. Bulunduğumuz mülakat evinin salonunda gelen kişiler tek tek bizi aldı ve sanki mülakat yapıyormuş gibi sorular sordular, Ancak şu an tam olarak ne sorduklarını hatırlamıyorum. Bu provaya … hariç herkes katıldı, …’ün katılıp katılmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Prova sonrasında bize eksik hususlarımızı söylediler. Hatta bana hitaben “ayakkabının altında etiket var ve şiveli konuşmamaya özen göster” şeklinde söylemişlerdi… Daha sonra mülakata girdim ve idari yargıdan elendim. Adli yargının mülakatını kazandım. Ayrıca ben askeri yargının mülakatında da yedeklere kaldım. Hatta o dönemde Ankara’da bir binbaşı beni arayarak sınavı kazandığımı söyleyerek beni Ankara’ya davet etti, ben de ona adli yargı hakimliğini kazandığımı söyleyerek gitmedim. Ben adli yargı sınavını kazandıktan sonra … bana İstanbul Çağlayan Adliyesini seçmemi söyledi, ancak ben Van Adliyesini yazdım, daha sonra Van depremi nedeniyle Van Adliyesi’nin stajyer almadığını öğrenince … ile görüştüm ve Ankara Adliyesi’ni staj yeri olarak yazmak istediğimi söyledim. Akabinde … buna abilerle bir görüşeyim şeklinde söyledi. Daha sonra bana Ankara’yı staj yeri olarak tercih etmemi söyledi. Ben daha sonra Ankara’yı tercih ettim ve Ankara Adliyesi’nde 15. dönem hakim-savcı adayı olarak göreve başladım…Ben 15. dönem hakim-savcı adayı olarak staja başladıktan sonra Ankara’daki staj evlerinde kalmaya başladım…Yine … ile birlikte …, … ve …’ı grup sorumlusu olarak biliyorum. Bunların üstünde … vardı..Staja başladıktan sonra … bana bundan sonra ” Sen, …, …, … ve ve … aynı gruptasınız mesleki hayatınızda sürekli bir araya geleceksiniz” şeklinde konuştu. Bizde arasıra …’ın çağırması üzerine ayda bir araya gelirdik…Staja başladıktan sonra …’ün tam olarak grupçu veya devreci mi oladuğunu bilmiyorum. … ile birlikte staj döneminde birkaç kez gördüğüm ve son akademide ismini … olarak bildiğim şahısta bizimle mesleki olarak ilgilenirdi. Yine ismini … olarak bildiğim ancak hiç görmediğim … KOD ADLI şahısta … ve … KOD ADLI …’ın abisi olarak konuşuluyordu. İlk akademi döneminde … bize ” sizin eve akademi dönemi boyunca kalmak üzere üç kişi gelecek” şeklinde konuştu. İlk akademi döneminin başlasından kısa bir süre önce … ve SOYADLARINI BİLMEDİĞİM … VE … İSİMLİ ŞAHISLAR geldi. Beraber akademi süresi boyunca kaldık. Ancak son akademi döneminde yaşanan sorunlar ve uyuşmazlık nedeniyle bu şahısların gelmesini kabul etmedik. Son akademi döneminde yukarıda isimlerini belirttiğim şahıslar bizim eve gelmedi. Nerde kaldıklarım bilmiyorum. Staj döneminde; Ben, … ve … farklı evlere gittiğimizden dolayı bu şahısların kimlerle kaldığını bilmiyorum. Kaldıkları kişilerle irtibatım olmadığım için evlerine gitmedim. Yine … vasıtasıyla … isimli şahsı FETÖCÜ olarak biliyorum…Ankara’da staj yapmam kesinleştikten sonra belli bir süre hiç görev almadım. Sadece …’ün beni aramasıyla araba ile onun işlerini yapıyordum. Yine …’ün beni yönlendirmesiyle meslektaş olarak bildiğim ancak isimlerini bilmediğim bazı şahısları havalimanına götürüyordum, Ben Yapıya karşı güven kazanmak ve stajı sorunsuz bitirmek için …’e onlara her türlü konuda yardımcı olabileceğimi söyledim. Bu konuşmamızdan belli bir süre sonra … bana “dört kişilik bir öğrenci grubu var ser murakıp … herşeylerini hallediyor, sende ona yardımcı olurmusun” şeklinde konuştu. Bende kabul ettim…Ben bu eve ilk gittiğimde evde kalan kişiler bana ismimi sorduklarında doğrudan ismimi söyledim. Sonrasında … araya girdi ve arkadaşımızın ismi … şeklinde söyledi. Daha önce bu ismi bana … bana … KOD ADINI kullanmamı söylemişti. Ben bu eve gittikten sonra murakıp olarak görev yapacağımı anladım. Ayrıca bana … kendi adına olan bir hat kullanmalısın, kendi adına olmayan bir hat var mı şeklinde söyledi…Staj döneminde Balgat’ta bir evde kaldım. Evde bir çok şeyi kendi imkanlarımız ile aldık. Bütün masrafları kendimiz karşıladık. Staj döneminde … bizim gruba ” arkadaşlar ilk maaşınızı ve her ay % 10 maaşınızı vereceksiniz” şeklinde konuştu. İlk 6-7 ay ben …’ü oyalayarak vermek istemedim. Tam bu dönemde 12. Dönem hakim ve savcı adaylarının neredeyse yarısının sınavı geçmediği konuşulduktan sonra peyderpey …’e ödeme yaptım. Hatta … bana “belli şeyler yapmak için illa sopa mı göstermek gerekiyor, bana bunlar başlangıç, atanma, tayin, teftiş ve bir sürü teferrüat var ” diyerek dolaylı olarak tehdit ediyordu” Bir çok konuşmada yapıya yanlış yapanların ne halde olduğuna ilişkin örnekler veriyordu. Bu konuşmalardan sonra kısım kısım …’e ödeme yaptım. Evlendikten eşim kabul etmiyor diyerek ödemeyi tamamen kestim…Staj döneminde … bana hitaben “eğer istersen seni Hakim ile evlendiririm, başka türlü istersen kendin hal et, ” şeklinde konuşuyordu. Staj döneminin sonlarına doğru eşimin Ankara ilinde çalışıyor olması nedeniyle …’den bana yardım etmesini söyledim. Kendisi bana senin işin zor ama senin için konuşacağım. …’ü sürekli arabam ile bir yerlere götürdüğüm için bana borçlu hissediyordu. O yüzden beni kırmaz yardımcı olmaya çalışıyordu. Belli bir süre sonra … beni HSYK’da bulunan soyadını bilmediğim … İSİMLİ ŞAHSıN yanına gönderdi. … İSİMLİ ŞAHSI ilk ve son kez HSYK’ya gittiğimde gördüm. … İSİMLİ ŞAHSIN yapıya bağlı olduğunu …’den duydum. … İSİMLİ ŞAHISLA konuşmaya gittiğimde, bana hitaben “ senin durumunda bir sürü kişi var, boşuna dilekçe verme “ şeklinde konuştu. Ben kabul etmeseniz bile dilekçem sizde kalsın diyerek, dilekçeyi bırakıp oradan ayrıldım. Bu durum bile bana tam olarak güvenmediklerini göstermektedir…Mudanya’ya atandıktan 6 ay sonra … beni ziyaret ederek bana “bundan sonra Mustafa Kemal Paşa ilçesinde bulunan … ile görüş, iyi arkadaştır, sıkıntı olmaz, sıkıntıları biliyorsun sen dahil hepimiz zor durumdayız, sana da referans olduğumuz biliyor, sende zor duruma girersin di.’’ şeklinde konuşarak beni dolaylı olarak tehdit etti. Bunların dışında Mudanya ilçesinde bulunduğum sırada … ve … ile ilgili olarak ve telefonuma yüklenen bylock programı ile ilgili ayrıntılı ifade verdim..”,
Ayrıca aynı şahsın Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 18/01/2018 tarihli teşhis tutanağında, davacı …’ü net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/01/2017 tarihli bilgi sahibi ifade tutanağında, “…Son eğitim için 4 aylığına akademiye çağrıldığımızda yine akademi yurdunda kaldım, oda arkadaşım Kahramanmaraş adayı …’dı…Bu dönemde … beni dönem arkadaşım … ile tanıştırdı. …, …’in daha üstü olarak sorumlu abi düzeyindeydi, birazdan anlatacağım üzere meslek hayatımda ve seçim sürecinde benimle sürekli … irtibata geçti. MESLEKİ YAŞANTIM; 2013 yılının Ağustos ayında akademiyi bitirerek mesleğe kabul edildim, kuradan Edirne Uzunköprü’ye atandım, eşimle önceden resmi nikah kıydığımızdan mazeretle eşimin asistan doktor olduğu Kahramanmaraş’a atanmak istiyordum, …’in selamıyla ….’in yanına gittim, …’le konuştuğumuzda benim işimin çözüleceğini söylemişti. Ben esasen Kahramanmaraş merkez hakimliği veya Türkoğlu ve Pazarcık ilçelerini istemiştim, tayiniminde bu şekilde olacağını düşünüyordum ancak mazeretle Nurdağı’na atandım, Nurdağı hem Kahramanmaraş merkeze uzaktı hem de benim köyüme 5 km mesafedeydi ve bazı akrabalarım Nurdağı’nda yaşıyordu. …’e neden böyle olduğunu, Kahramanmaraş’ta ve Türkoğlu’nda boşluk olmasına rağmen daha uzağa atandığımı sorduğumda, lafı eveleyip geveledi, ben de bunun üzerine burs vermediğimden ve istedikleri kişiyle evlenmediğimden cemaatten dışlanmış olduğumu anladım. Bizim dönemde özellikle meslektaşlar birbirleriyle evlendirilmekteydi. Nurdağı’nda göreve başladığımdan 2 ay kadar sonra … ev ziyareti bahanesiyle evime geldi. Bana evlilik ve burstan kaynaklı kendileriyle aramda soğukluk olabileceğini ancak yine de irtibatı kopartmak istemediğini söyledi ve beni Kahramanmaraş’ta cumhuriyet savcısı olan …’e yönlendirdi, ben de karşı çıkmadım… Seçim döneminde son akademideki ev arkadaşım …’ın Kahramanmaraş’taki düğününe … ve …’de geldi, sormaları üzerine istemeyerek de olsa 1 akşam misafir ettim, istememenin nedeni hem kendilerinden soğumuş olmam hem de eşimin görüşmeme şiddetle karşı çıkmasıydı. Evde otururken Nadir bana bağımsız adaylar arasından 11 kişinin listesini verdi ve bu kişiler bizim adaylarımızdır, desteğini bekliyoruz dedi. Bu kişiler arasında 2-3 kişi haricinde tanıdığım kimse yoktu ancak en dikkat çekici olan L. adında yanında YARSAV üyesi yazan bir kişiydi, sorduğumda YARSAV üyesi olmasına rağmen bu kişinin de kendilerinin adayı olduğunu söylemişlerdi. Ben kendilerine mesafeli olduğumdan ve konuyu çok uzatmak istemediğimden bakarız diyerek meseleyi geçiştirdim, O gün Nadir benden, Playstore de bulunan BYLOCK ismindeki bir programı yüklememi istedi, yanıma gelip gitmekte zorlandığını, bu program vasıtasıyla rahatça görüşebileceğimizi söyledi. Ben kendileriyle görüşmek istemediğimden önceden …’da da görmüş olduğum bu programı yüklemedim…”
Aynı tanık Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09-12/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “…Ben ifademe kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Biz bu evde bulunan 7 kişi ile birlikte 2011 yılında yapılan adli, idari ve askeri yargı sınavlarına girdik. Ayrıca … 2011 yılı aralık ayı adli yargı sınavından 3-4 hafta önce idari ve askeri ve yargı sınavlarından sonra bir gece elinde valiz ile geldi. Kendisine nereden geldiğini sorduğumuzda yaklaşık 7-8 yıl Önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdiğini, abilerin talebi ile Avusturya Ülkesine gittiğini, orada yapıya hizmet ettiğini ve bölge imamlığı yaptığını, artık abilerin kendisini Türkiye’deki yargı camiasında görev yapmasını istediğini, bu nedenle kendisinin artık Türkiye’ye dönüş yaptığını, sınava evde hazırlanacağını söyledi. Yaklaşık 1 ay evde sınava hazırlandı. Bu süre zarfında kendisi bedelli askerlikten yararlanıp askerliğini de yaptı. Bu evde … geldikten sonra toplamda 8 kişi olduk. … idari ve askeri yargı sınavlarından sonra gelmesi nedeniyle bu sınavlara başvuru yapamadı. Sadece adli yargı sınavına başvurdu. Evde bulunanlardan … haricinde diğer 6 arkadaş ile birlikte askeri yargı sınavına başvurmamızı söylediler. …’nun askeri yargı sınavına başvurmamasının sebebini sonradan öğrendik. Yapı o dönemde …’nu idari veya adli yargı hakim-savcı adayı yapıp bu şahsa Ankara’da murakıplık ya da ser murakıplık görevi vermeyi düşünüyormuş. Biz bunu sonrasında …’ndan duyduk. Bu nedenle Y.K. askeri yargı sınavına başvurmadı. … ve … dışında diğer herkes hem idari, hem adli ve hem de askeri yargı sınavlarına girdik, dedi… …, …, …, … ve ben 2011 yılında kasım ayında yapılan idari yargı sınavını kazandık. Yukarıda evde kaldığını beyan etmiş olduğum … bu sınavdan sonra eve geldiği için bu soru verilme olayında evde yoktu. Benim idari yargı sınav sorularının verilmesi ile ilgili bildiklerim ve hatırladıklarım şu aşamada bundan ibarettir. 2011 yılında yapılan adli yargı sınavına girdim. Bu sınava girmeden önce eve … geldi. Yanlış hatırlamıyorsam yine sınavdan 1 gün önce gündüz vakti evin ser murakıbı … KOD ADLI … yine soruları getirdi. İdari veya adli sınav sorularının birinden birinin gece geldiğini net olarak hatırlıyorum. Düşündüğümde de idari yargının gece, adli yargının gündüz geldiğini anımsıyorum. Tekrar aynı şekilde yemin ettirildi. Ben yine itiraz ettim ve yine beni ikna etmek için konuştu. Sonrasında odada herkesle tek tek görüştü. Akabinde 2011 aralık ayında yapılan adli yargı sınav sorularını fotokopi kitapçık halinde bize verdi, biz de evde bulunan …, …, …, …, …, …, … ve ben soruları aldık, ezberledik, sınava girdik. Bu sınavı evde bulunan 8 kişinin tamamı kazandı, yine bu sınavda sorular verildikten sonra kaç puan alacağımı söylemişti, dedi…İfademin bu aşamasında 2012 yılı ocak-mart ayları arasındaki kaldığım hakim-savcı mülakatevleri ile ilgili bildiklerimi anlatacağım. İdari yargı sınavını kazanamayan … başka bir eve gitti. Adli ve idari yargı sınavını kazanıp çalışma evlerinde kalan …, …, … bizim eve geldiler. Bundan sonra evin murakıbı olan … KOD ADLI … bize birlikte kalacağımızı, mülakat için birlikte hazırlanacağımızı, ayrıca mülakat sonuçları açıklanana kadar evde bir okuma kampı olacağını, bu okuma kampı süreci boyunca her gün bir Fetih okumamızı söyledi. Bu süre zarfında mülakatlara hazırlandık. Bu mülakat evinde yanlış hatırlamıyorsam 6 kişi kalıyorduk. Bu kişiler benimle birlikte …, …, …, … ve …’idi. Ancak … eve arada sırada gidip geliyordu. Ben neden sürekli kalmadığını hatırlamıyorum. İdari yargı mülakatı önceydi. Onun için bizden mülakat için referans bulmamız istendi…Evde bulunan benimle birlikte 5 kişi mülakata hazır bir şekilde teker teker mülakat provası için salona girdik. …’ün mülakat provasına girmediğini hatırlıyorum. Ben de sıram geldiğinde mülakat provası için salona girdim. Yukarıda bahsettiğim evin murakıbı olan … KOD ADLI …’nın mülakat tavsiyelerine uyarak mülakat provasını bitirdim. Mülakat provaları bittikten sonra bu gelen 3 kişi bizi teker teker yeniden odaya alarak bize provanın nasıl geçtiğini sorarak, eksik ve hatalı olduğumuz yerleri dile getirerek bize telkin ve tavsiyede bulundular. O gün mülakat provasında bu 3 kişinin bana sormuş oldukları soruları tam olarak hatırlamıyorum. Beni ne şekilde eleştirdiklerini ve hangi tavsiyelerde bulunduklarını da tam olarak hatırlamıyorum. Bu şekilde mülakat provası süreci bitti ve bu 3 kişi evden ayrıldı. Bu mülakat provasından sonra idari yargı mülakatı başladı. Mülakat soy isimdeki alfabetik sıraya göre yapılıyordu. Ben de idari yargı mülakatına 2. veya 3.gün girdim. İdari yargı mülakatım çok iyi geçmedi. Sorulan 3 sorudan sadece 1 tanesini bildim. Bildiğim soru hukuk sorusuydu. Bilemediğim iki soru da genel kültür sorusuydu. Hatta bilemedim sorulardan bir tanesi 100,00 TL kağıt paranın üzerindeki kişinin ismini sormuşlardı. Diğer soruları tam olarak hatırlamıyorum. Yaklaşık 1 ay sonra adli yargı mülakatı oldu. İdari yargı mülakat sonuçları açıklanmadan adli yargı mülakatı başladı. İlerleyen zamanlarda 2012 mart ayının sonlarına doğru iki sınavın mülakat sonucu birlikte açıklandı. Adli yargı mülakatı benim açımdan çok iyi geçti. Özellikle sorulan tüm soruları çok rahat cevapladım. 2012 mart ayının sonlarına doğru iki sınavın mülakat sonucu birlikte açıklandı. Adli yargı hakim-savcı adaylığını kazandım. Bu süreçte kaldığım mülakat hakim-savcı evlerindeki, evde bulunan …, …, …, … ve …. ile birlikte hepimiz adli yargı hakim-savcılık sınavını kazandık. Adli yargı mülakatını kazanamayan kimse olmadı …”,
Aynı tanık Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/02/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında, “…95-…: Bu şahsın nereli olduğunu hatırlamıyorum. Ankara hukuk mezunudur. 2011 yılında hakim savcı çalışma evlerinde adli yargı sorularını birlikte aldığımız şahıstır. 2012 yılında adli hakim olarak göreve başlamıştır. Görsem teşhis ederim …”,
Ayrıca aynı şahsın Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 12/02/2018 tarihli teşhis tutanağında, davacı Nadir Akyüz’ü net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 30/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…Mülakat sonuçları açıklandığında Ankara’da staj yapacak olan birkaç kişiyi yine Keçiören’de daha önceden gitmediğim bir çalışma evinde topladılar. Burada bize stajda bizimle ilgilenecek olan kişiyi tanıştırdılar…Yine bizim dönem olduğunu öğrendiğim yaşı bizim döneme nazaran biraz daha büyük olan … isimli kişi de bizim “grupçu”muz olarak bize tanıtıldı. Bu kişi en son ki kararname ile 2016 yaz kararnamesi olarak Patnos’a savcı olarak tayini çıktığını biliyorum…Ancak babamın hastalığı daha da ilerleyince 30 Ekim 2012 tarihinde vefat etti. Babam vefat ettikten sonra bir haftalık daha ölüm iznini kullanarak tekrar Yargıtay’da kalan stajıma devam ederek Yargıtay stajımı bitirdim. Bu arada Ankara’ya döndüğümde grupçu’muz olan …’e kendim ev tutacağımı, cemaatin evinde kalmaya devam etmeyeceğimi, annemi getireceğimi söyledim. İlk başta bana izin vermediler. Ben de belirli bir süre sonra benim ev tutmama izinvermedikleri için ve bana yardımcı olup işimi kolaylaştırmadıkları için başka herhangi bir kimseden izin almaksızın Yenimahalle’de Yenimahalle metro durağına yakın bir yerde eşyalı bir ev tuttum…Grupçu olan … ve devreci olan …’ın bizden başka sorumlu olduğu üç stajer evi daha Ankara’da bulunuyordu. Bu evlerden diğer üçü Cevizlidere’de idi…HSYK seçimi döneminde de ben herhangi bir kimseden oy istemedim ancak gelen adaylardan bazılan bizleri de ziyaret ettiler….’nin de geldiğini duydum ancak ben o tarihte yukarıda ismini bildirdiğim … Ankara’da görüşmek için beni çağırdığından o toplantıya katılamadım. Zaman zaman adliyeye gelip giden bazı şahıslarda oluyordu. Ancak bizim odamıza gelip oy isteyen kimse olmadı..En son 2015 yılının Temmuz ayında … beni Ankara’ya çağırdı. Oraya gittim. Yanımızda … ve … ile …’da vardı. Bize sadece neler yaptığımızı, dil çalışıp çalışmadığımızı, doktora yapıp yapmadığını vs sordu. Oradaki görüşmemizden sonra bir daha kendisiyle görüşmedim. Ancak kendisi 2015 yılının Eylül ayından itibaren sürekli beni telefonla aradı ancak ben cemaatle olan ilişkimi kesmek istediğim için telefonuma kayıtlı olmayan hiç bir numarayı açmadım. Bu yüzden de benimle irtibat kuramadılar…”,
Aynı tanık Tokat Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında, “..80-… KOD ADLI …: Bu şahıs Trabzon Ofludur, bu şahsın kod adı … di. ancak ailesi gölcükte ikamet ediyordu. Bu şahıs sınava girmesi için yapı tarafından Avusturya dan bizim eve getirilmişti, eşi ve çocukları halen Avusturyadaydı. Bu şahıs Ağrı Patnos ilçesinde savcı olarak görev yapıyordu, bu şahıs bizim grupçumuzdu, yani bizim dönem olan mülakatı kazanan hakim savcılardan 25 kişi kadar kişiden sorumlu kişiydi, bu şahıs bizimle ilgileniyordu, görsem teşhis ederim..”,
Aynı tanık Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017-03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..Daha sonra … VE … KOD ADLI … ‘nın vermiş olduğu bu telefonun süresinin dolması üzerine … VE … KOD ADLI … bana para vererek Sıhhiye’den açık hat almamı söyledi, ben de Sıhhıye’ye giderek açık hat aldım. Yani ben murakıp olduğum dönemde kendi kişisel hattım dışında bu açık hattı da her gittiğim yere gerek il içinde gerek il dışında götürüyordum. Zaten diğer murakıplarda, sermurakıplarda aynı şekilde 2 telefon kullanıyordu ve aynı şekilde yanlarında götürüyorlardı. Ben bu fake hatlardan kendi dönemimdeki murakıplarla ve sermurakıplarla görüşüyordum. Ayrıca bu hattan stajda birlikte kaldığım evden sorumlu olan … ile, grup sorumlumuz olan … KOD ADLI … ile, devrecimiz olan … KOD ADLI … ile görüşüyordum…Bu soru verilmesi olaylarından sonra bizim çalışma evimiz soruların verildiği ev olarak evde kalanlar arasında artık dillendirildi ve evdeki herkes nasıl olsa sınavdan önce sorular geliyor mantığıyla rehavete kapılarak ders çalışmalarını aksattılar. Ancak ben ve … bu durumu fırsat bilmek yerine çalışmalarımızı daha da artırdık. Günlük çalışma kapasitemizi 12-13 saate kadar çıkardık. Yine bu süreçte eve … KOD (Kod adını ilerleyen aşamada öğrendim) ADLI … isimli şahsı SERMURAKIB … KOD ADLI … ders çalışması için getirdi. Bu şahsın mezun olalı 8 sene geçmişti ve yapının farklı birimlerinde yurt dışı faaliyetlerinde Avusturya da görev almıştı. 8 yıllık süreçte hukuki bilgisi de zaten kalmamıştı ancak bizim ev soru verilen ev olduğu için bu şahsı da öyle tahmin ediyorum ki sınavı kazanması için bizim eve getirmişlerdi Hatta şöyle bir durumda söz konusudur, 2011 yılında mülakat girecek kişi sayısını 2 katından 3 katına yaş sınırını da 32 den 35 e çıkardılar. Avukatlardan hakim savcılığı geçişler içinde Her yıl 300-400 olan hakim savcı alınma sayısını 500 e çıkardılar. Anlıyorum ki bu aşamada yapının güçlü pozisyonundan dolayı nerde hukuk mezunu yapıya mensub şahıs var ise bunları hakim savcılık mesleğine kazandırarak yargı erkini ele geçirmek niyetindeydiler. Bu yüzden … gibi 8 yıldır hukuk bilgisi bulunmayan şahsı bizim evimize alarak hakim savcı çalışma kadrosuna yerleştirdiler. Ben yine 2011 yılı Aralık ayındakiadli yargı sınavının sorularının verilmesine ilişkin bildiklerimi anlatacağım .Bu sınava evde kalan şahıslardan ve sonrasında eve gelen … KOD ADLI … isimli şahsıta girdi. Yani toplamda bizim evden bu sınava 8 kişi girdi. Yine bu sınavın akşamına … KOD ADLI …. isimli sermurakıb gece 2 yada 3gibi eve geldi. Hatta o gün geç saate kadar gelmediği için evde kalanlar arasında sermurakıb gelmeyecek herhalde, sınava da yeterince hazırlanmamıştık, soruları vermesse biz nasıl yaparız diye serzenişte bulunmaya başladılar. O saatte evde kalanların çoğu yatmıştı. Bende odamda uyumaktaydım. Gece 2-3 gibi sermurakıbın gelmesi üzerine uyandım. Evde kalanlarla yine oda da tek tek görüştü. Bu görüşme içeriği de yukarıda idari ve adli yargı hakim savcılık sınav sorularının verilmesi olayındaki gibiydi ve aynı şekilde yemin metni okutularak kuran a el bastırıldı. Daha sonra soruları evde bırakarak siz yarım saat kadar bakın ben başka bir eve gidip geleceğim şeklinde söyledi. Bizde dönüşümlü olarak bakabildiğimiz kadar sorulara baktık. Toplam 140 soru vardı cevaplar a,b,c,d, e şeklindeydi ve doğru şık kırmızı kalemle işaretlenmişti. Yaklaşık yarım saat kadar bu sorulara baktık. Biz evde bulunan ben, … KOD ADLI .., Y.K., …, …, …, … VE …. olmak üzere toplam 8 kişi olarak sırasıyla A4 kağıtlarını birbirimize vererek tüm sorulara baktık…Sınavlarından sonra çalışma evinde kalanları memleketlerimize göndermediler. Çalışma evinde birlikte kaldığımız … memleketi Denizli olması sebebiyle Denizli İli Tavas ilçesi … Kasabasında ismini bilmediğim yapıya ait bir yurt ayarlamıştı. MURAKIBIMIZ OLAN … VE … KOD ADLI …’dabizi bu yurda 1 haftalığına Kitap Okumak için Kampa göndermişti. Bu kitap okuma kampına … VE … KOD ADLI …’ nın bir otobüs firmasından evde kalanlar adetince otobüs bileti getirmesi üzerine otobüsle gittik. Denizlide 1 hafta kadar kitap okuma kampı yaptık. Bu kampta çalışma evinde birlikte kalmış olduğumuz … KOD ADLI … haricinde ben, …, …, …, …, … VE … olmak üzere 7 kişiydik…Bu süreçte yazılı sınav sonuçları açıklandı, Çalışma evinde kalanlardan hatırladığım kadarıyla ben, …, …, … VE … hem adli hemde idari yargı sınavını kazanmıştık. …, …. VE … KOD ADLI … isimli kişiler ise sadece adli yargı sınavını kazanmıştı. Bunun üzerine mülakat evinde bir değişikliğe gidildi. … VE … isimli kişiler farklı bir mülakat evine gönderildi. Bunun sebebi idari yargı ile adli yargı mülakatlarının evlerinin ayrı olması nedeniyleydi. … VE … isimli şahıslar ise bunlardan farklı bir mülakat evine gönderildi. … KOD ADLI … isimli şahısta 15-20 güne bir mülakat evine geliyordu, muhtemelen eşinin yanına Avusturya ya gidip geliyordu. Benim kaldığım mülakat evine …, … VE … isimli şahıslar geldi. Bu süreçte S. VE A. KOD ADLI M.G. önceki yıllarda yapılan mülakatlarda çıkmış soruları cevapları hazır halde bize A-4 çıktısı halinde vermişti. Evde kalanlar ile birlikte mülakatta çıkabilir mantığıyla bu sorulara çalıştık. Yine bize mesleğe atandıktan sonra vaktimiz olmaz diyerek Risale-i nur külliyatını okumamızı söylemişti. Ancak buna pek riayet eden olmadı. …. KOD ADLI … isimli kişi mülakat aşamasından sonra bana hangi gazeteyi okuduğumu sordu. Bende takip ettiğim bir gazete yok dedim. Bunun üzerine sosyal demokrat gazetesi okumamı yani cumhuriyet, sözcü gazetesi okumamı söyledi. Ayrıca son zamanalarda güncel müzik dinleyip bunları takip etmemi mülakatta bunların çıkabileceğinide söyledi. Mülakat sonrasında genel kültürümün eksik olması nedeniyle bu konuda eleştiride bulundular. Evde kalan diğer şahıslar da aynı şekilde mülakat provasına katıldılar. Ancak … KOD ADLI … isimli kişi mülakat provası sırasında Ankara’da olmadığından dolayı katılmadı…Mülakat sonuçları açıklandıktan sonra stajını benim gibi Ankara da yapacak olan kişilerin bir kısmını Keçiören de öncesinde gitmediğim ve yapı tarafından daha önce Hakim savcı ders çalışma evi olarak kullanılan bir evde topladılar. Burada bize staj döneminde bizimde ilgilenecek kişiyi tanıttılar. Bu şahıs sonraki süreçte Akademide koordinatör hakim olduğunu öğrendiğim … KOD ADLI … idi. Bu şahsın görevi yapı içerisinde devreci olarak adlandırılıyordu ve görevi staja başlayıp mesleğe alınana kadardı. … KOD ADLI …’ın altında grupçu olan … KOD ADLI … isimli şahıs vardı. … KOD ADLI …’ın üstünde … KOD ADLI … vardı. … KOD ADLI …’ün üstünde de … KOD ADLI … vardı. Ayrıca bu toplantıda hatırladığım kadarıyla …, …, …, …, …, …, …, …, … isimli kişilerdi…Staja başladıktan sonra ilk maaşımızın tamamının staj evine ve içinin eşyalarına verileceğinden cemaate vermemiz söylendi ve bende bu sebeplerden dolayı maaşımın tamamını verdim ve sonraki dönemde ise bekarlardan yüzde 15, evli olanlardan da yüzde 10 unu himmet adı altında bizden alınacaklarını söylediler ve bende kabul ettim. Bu süreçte maaşımın yüzde 15 kısmını ev sorumlumuz …’e veriyordum. Bu şahısta grupcumuz olan … KOD ADLI …’e yada devrecimiz olan … KOD ADLI …’a veriyordu. Çünkü staj evi sorumluları gurubçumuz olan … KOD ADLI … yada devrecimiz olan … KOD ADLI … ile haftada bir görüşüyorlardı…Ben yapının bu staj evinde 2012 mayıs ayından kasım ayına kadar 6 ay kadar kaldım, bu süreçte annem rahatsızlandı, kendisini ameliyat ettirmek için Ankaraya getirecektim, ancak yapıda üstlerime bu durumu anlattım. Annemi getireceğimi rahatsız olduğunu ayrı bir ev tutmam gerektiğini, annemin sağlık problemleriyle ilgileneceğimi söyledim ancak bana olumlu yada olumsuz bir dönüş yapmadılar 2 ay boyunca beni bu şekilde oyaladılar. Bu süreçte de babam vefat etti.Tüm bu olumsuzluklar üzerine de ben de iyice yapıdan soğudum herhangi bir üstüme danışmadan Yenimahalle de kendime ait kendi adıma bir ev kiralayarak burada annemle yaşamaya başladım. Annemi ameliyat ettirdim benden sorumlu olan … KOD ADLI … VE … KOD ADLI … kiralamış olduğum eve geldiler gerçekten doğru söylediğimi annemin halini görünce anladılar. Bunun üzerine benim kalbimi kırdıklarını söyleyerek benden özür dilediler. … KOD ADLI … isimli stajer hakimlerden sorumlu sivil şahısta bu süreçte yardımımız olsun maksadıyla yeni ev tuttuğum için ihtiyacımı karşılamam üzerine 1000 TL. para göndermişti. Bunu da … KOD ADLI … bana bu şekilde anlatarak verdi. Ben 2013 yılı haziran ayına kadar annemle bu şekilde evde kaldım ve programlara aksatarak gittim…Stajımızın sonunda ise devrecimiz olan … KOD ADLI … ve grupçumuz olan … KOD ADLI … bir evde toplantı yapmışlardı. Bu toplantıda gruplarda değişiklik yapılacağından ve yukarıda saydığım 3 grup sorumlusu haricinde bir kişinin daha grup sorumlusu olarak belirleneceğini söylemişlerdi. Bu grup sorumlusunun ise bizim dönemden olan … KOD ADLI … isimli kişinin olacağını söylemişlerdi. Ancak Ankara’da 15. Dönem hakim savcı adayları olarak staj yapan arkadaşlar … KOD ADLI …’ı pek sevmediklerini, bu nedenle kendilerini … KOD ADLI …’ın çağıracağı yere gitmeyeceklerini, grup sorumlusu olarak beni yapmalarını … KOD ADLI … ve grupçumuz olan … KOD ADLI …’e söylediler. Bunun üzerine beni grup sorumlusu yapmış oldular. Bana da sorumlu olduğum kişiler olarak …., …, …. VE …’u verdiler…Ben yine staj döneminden hatırladığım birkaç husus var, onları eklemek istiyorum. Staj yapmaya başladığımızda … KOD ADLI … isimli kişi staj yapan arkadaşlarımıza hitaben “ileride içimizden bazılarının önemli görev yerlerine (Yargıtay Üyeliği, Yargıtay Başsavcılığı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı ve Başsavcılık gibi) atanacağımızı, bu nedenle kesinlikle bizim birbirimizi kıskanmamamız gerektiğini ve yapıya bizi bu görevlere getirmedi diye kızmamamız gerektiğini söylemişti. Yine staja başladığımızda bize staj süresince kalmış olduğumuz evlerde günlük tutmamamız gerektiğini söylemişlerdi. Bundaki amacın ise ileride herhangi bir soruşturma geçirme ihtimaline binaen tutmuş olduğumuz bu günlüklerin aleyhimize delil teşkil etmemesi için olduğunu düşünüyorum…Ayrıca yapının staj döneminde bulunduğumuz esnada hem ilk Akademi dönemi hem de son Akademi döneminde yapılacak olan sınıf temsilciliklerinde temsilci ve yardımcılarının bu yapıya mensup kişilerin aday olarak çıkartılacağını, bu kişilere tanıdığımız kişilerden oy isteyerek seçimi kazanmalarını sağlamamız gerektiği … KOD ADLI NADİR AKYÜZ tarafından söylemişti. Buna ek olarak son Akademi döneminde hazırlanacak olan Akademi Yıllık Kurulunda aktif olarak görev almaları bazı arkadaşlara özellikle söylenmişti. Ancak ben bu görevin kime verildiğini hatırlamıyorum…Bu şahısla 2015 yılının Temmuz ayından 2016 yılının Mart ayına kadar hiç görüşmedim, telefonlarını açmadım. Ben 2016 yılı Şubat ayında yaklaşık olarak 3-4 yıldan beri dizimde menüsküs ve çapraz bağı yırtığı olması sebebi ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina hastanesinde dizimden ameliyat olmuştum. Bu tarihe kadar da … KOD ADLI …’ün telefonlarına cevap vermiyordum. … KOD ADLI … yine bana ulaşmak için dönemimizden arkadaşlarımızı arayarak bana ulaşamadığını sormuş ve bunun üzerine benim Ankara’da ameliyat olduğumu öğrenmiş. Bunun üzerine telefonumu aramıştı. Ancak ben yine telefonları açmayınca eşimin numarasını Kastamonu Adliyesini arayarak Komisyondan almış ve eşimi aramış. Eşim de numara yabancı olduğu için telefonu açmış ve ameliyat sonrası yattığım servisi eşimden öğrenmiş ve beni ziyarete gelmişti. Ben yine kendisine soğuk davrandım ve bu şekilde kendisi ile görüşmüş olduk. Taburcu olduktan sonra ben Kastamonu’ya geri döndüm. Döndükten belli bir süre sonra … KOD ADLI … yine beni aradı, ben telefonu açmayınca eşimi aramış. Eşime telefonda “çocuğunuz doğmuştu hem onun için hem de Savcı beyin ameliyat olması üzerine geçmiş olsun demek için Kastamonu’ya geleceğiz” demiş. Eşim de kabul edince şu an hatırlamadığım bir tarihte … KOD ADLI … yanında benim ve eşimin haberi olmadan … KOD ADLI …’ın 2015 yılı Temmuz ayında bizimle ilgilenmesi amacıyla tanıştırmış olduğu … KOD ADLI gerçek ismini bilmediğim şahsı da getirmişti. Yanlarında … KOD ADLI … ve … KOD ADLI gerçek ismini bilmediğim kişinin İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM EŞLERİ de vardı. Bu görüşmede benim … KOD ADLI …’ın bana vermiş olduğu TANGO programı yüklü TABLETİ sürekli açarak irtibat halinde kalmamı ve bundan sonra bu şekilde kendileri ile görüşmemi istediler. Yemek yiyip çay içerek ayrıldılar…Ben … KOD ADLI …’ın bana vermiş olduğu tabletiikametimde bulunduruyordum. 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu akşam hükümetimizin bu darbe girişimini yapının gerçekleştirdiği söylemleri üzerine bende tango programında buna dair bir bilgi olup olmadığını merak ettim. Tableti açtım ve “BAŞKENT” isimli bir grup vardı. Bu grubu kimin kurduğunu bilmiyorum. Bu gruba bende ekliydim çünkü gelen mesajları okuyabiliyordum. Bu mesaj içeriklerinde ısrarla darbeyi yapının yapmadığı, ergenekoncuların yaptığı, bu darbe girişiminin yapıya yıkılmak istenildiği şeklinde mesajlar geldiğini gördüm. Ayrıca hem BAŞKENT isimli gruptan hemde bu programda kayıtlı olan … KOD ADLI … tarafından “Bolca dua edelim, Ayetel Kürsi, Cevşen okuyalım ” şeklinde mesajlar gönderilmişti. Ben BAŞKENT isimli gruba ve … KOD ADLI …’e herhangi bir şey yazmadım sadece … KOD ADLI şahsadarbeyi kimin yaptığını, darbe girişiminin gerçekten bu yapıyla alakası olup olmadığını sordum. … KOD ADLI şahıs bana hitaben “yapının darbe girişimiyle bir alakasının olmadığını darbeye ergenekoncuların yaptığını ancak yapıya mal ettiklerini” mesajla yazdı..Bylock programında benim kullanıcı adım … idi. … KOD ADLI …’ın kullanıcı adı … idi. Zaten BYLOCK’ta kullanıcı adları genelde kod adlarıdır. Yine bu programı yanlış hatırlamıyorsam …’e de yüklemişti. …’in kullanıcı adını bilmiyorum. Bu bylock rehberimde … KOD ADLI …, … ve … KOD ADLI …, … KOD ADLI … (bu bylock ‘u … KOD ADLI … isimli şahıs kendi telefonunda sıkındı olduğu için kullanıyordu), …, … vardı diye hatırlıyorum. Başkası varmıydı tam olarak hatırlamıyorum. Bylock programında … KOD ADLI …’ün kullanıcı adı …’di…Program rehberinde … KOD ADLI … vardı ve bunun kullanıcı adı … idi. Bunun haricinde … KOD ADLI … vardı. Bunun kullanıcı adı da … idi. Harici modemi evden dışarıya çıkarmamızı ancak modemi evde bırakarak tabletimiz ile başka yerlerde wifi üzerinden bu programa bağlanabileceğimizi, modemi çıkarmamızın sebebinin ise hep aynı yerde sanki bir evde kullanıyormuşçasına sinyal vermesinin sağlanması olduğunu söyledi. Ben ne tableti ne de modemi hiçbir yere götürmedim ve ikametimde birkaç defa bağlandım. … KOD ADLI … ve … KOD ADLI … buradan mesajlar atıyordu, bu mesajların içerikleri, dua, dini bilgiler, Fetullah GÜLEN’in rüyasında görmüş olduğu alametlere dair yazıya dökülmüş hali idi. … KOD ADLI …’ın yerine 2015 yılı Temmuz ayı gibi … KOD ADLI ŞAHIS gelmişti…Kastamonu adliyesindeki hakim savcılarla, ilçelerden gelen hakim savcılar vardı, daha sonrada yine HSYK bağımsız aday olan … geldi, yemekli bir toplantı oldu. Bu toplantıya da yine adliyedeki tüm hakim savcılar katılmışlardı. Sonraki süreçtede yine HSYK bağımsız adayı olan … gelmişti. Ancak ben il dışında olduğum için bu şahsın toplantısına katılmadım. Ben o dönemde bylock programını haftada iki üç defa açarak gelen mesajları okurdum, yine bu süreçte … KOD ADLI … benim bylockumu açmamı istemişti. Bende bylockumuaçtığımda … KOD ADLI … tarafından şöyle bir mesaj gönderilmişti, hatırladığım kadarıyla bu mesaj “oraya … isimli bağımsız aday gelecek, sende diğer hakim savcılara haber ver onun yapacağı toplantılara katılımı sağla “ şeklindeydi. Bende yeni savcı olduğumu …yi tanımadığımı böyle bir organizasyon yapmam halinde adımın çıkacağını yapıdan olduğumun belli olacağını yazarak cevap verdim…Yine 2015 yılında … KOD ADLI … beni Ankara’ya çağırdı, bu şahısla Altındağ da ellinci yıl parkında buluştuk, çünkü o dönem Ankara da toplantı yapmak herhangi bir yapı evinde bir araya gelmek yasaktı. Bu yüzden halkın uğrak yerlerinde toplanıyorduk, bu toplantıda …, … ve A.Y. da vardı, … KOD ADLI … şahıs bize neler yaptığımızı dil çalışıp çalışmadığımızı, doktora yapıp yapmadığmız hususunda sorular sordu ve bu şekilde 1 saat kadar beraber zaman geçirdikten sonra herkes ayrıldı. Bende bu görüşmemizden sonra bir daha kendisiyle görüşmedim..”,
Ayrıca aynı şahsın … İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, davacı …’ü net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
… Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı kararında, gizli tanık PORTAKAL Soruşturma Aşamasında alınan beyanında: ‘… diye bildiğim …. beni … Sokakda bir eve götürdü. Bu ev Evren Kıraathanesi’nin hemen üstüydü eve girdiğimizde Nadir isimli hukuk fakültesi öğrencisi bizi karşıladı … o dönem Ankara Hukuk bölgesinin küçük bölge imamlığını yaptığını biliyorum. Hatta … bana …’ü bölge iamamı olarak tanıştırmıştı. Hukuk bölgesinin küçük bölge imamı demek cemaat mensupalrından oluşmu 7-8 evin sorumlusu demekti … bölge imamıdır kendiside büyük bölge imamı olarak … isimli ilahayatçıya bağlı olduğunu biliyorum … ‘ın …’ün altında buluan bölge lise sorumlusu olduğunu anladım. Bölge lise sorumluları lise öğrencilerini takip eden imamların sorumlusu konumundadır… ev imamlığı yaptı.Benimle birlikte …’ün himayesindeydi…Bu evi tutulma esnasında depozit ve bir aylık kira peşin verilmesi gerekiyordu. Hatta memur bir kefil istediler. Ben hususları bölge imamı …’e ilettim.O bana memur kefil olarak bir kişinin telefon numarasını verdi.Bu şahıs ile görüştüm. Geldi.Sözleşmeye imza attı.Bir aylık kira ile depoziti ise … bize vermişti. … …’ün talimatıyla bize bu parayı getirdiğini biliyorum. Bu paranın cemaate ait bir para olduğunu da biliyorum.Bu evler kurulurken ev için gerekli olan kira ,depozit,emlakçı parası,ev eşyalarının parası cemaat tarafıdnan karşılanırdı.Yaklaşık bir ay sonra … eve geldi bana sen yeni bir ev kur bu evin imamlığını … yapacak dedi ben bunun üzerine … Semtinde bulunan … Sokak da bir daire kiraladım” şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Aynı tanık İstinabe Yoluyla Alınan Beyanında: … Ankara Hukuk Fakültesi yakınlarında … Sokakta bulunan bir evde kalıyordu. Bu ev genişçe bir evdi, ben bir kaç kez bu eve gidip gelmiştim. Burada kalan diğer kişileri tanımam ve bilmem mümkün değildir. Kendisi bölge imamıydı yani o dönemki örgüt tarafından hukuk bölgesi olarak tanımlanan 7-8 evin sorumlusuydu. Bu kişilere küçük bölge imamı deniyordu. Bu kişinin altımda BLM (Bölge Lise Mesulu), BİM (Bölge İlköğretim Mesulu) denilen kişiler vardı. O dönemde BLM mesulu … Kalkandı. BİM mesulu ismini bilmediğim gözlüklü bir ilahiyatçı olduğunu bildiğim ancak ismini ve soy ismini bilmediğim bir kişiydi. …’ün bölgesine, BBÜM (Büyük Bölge Üniversite Mesulu) olan …’ın irtibatıyla geldim. …’ün yaklaşık bir yıl kadar bu görevi yaptığını biliyorum. Bir ara yurt dışına gideceği söyleniyordu. Gidip gitmediğini bilmiyorum. … ev imamlarıyla genellikle haftalık toplantı yapıyordu, genellikle kendi evinde bu toplantıyı gerçekleştiriyordu. Bazende Cebeci Caminin kenarındaki büyük evde gerçekleştiriyordu. … bu bölgede önemli biriydi bölgenin yöneticisiydi. Ekonomik ve idari yönden buradan sorumluydu ve koordineyi kendisi sağlıyordu. Himmet adı altında alınan paralar …’de toplanıyordu. Paralar elden alınıyordu. Bunun harcamasının sorumlusu da …’di. Bir yerde ev açılıp kapatılacağına … karar veriyordu, … geniş bir kitle ile irtibat halindeydi, esnaflarla da irtibat halinde olduğunu biliyorum. …’in bildiğim kadarıyla kod adı voktu. … ile daha sonra hiç irtibatım olmadı. … hakkında bildiklerim bu kadardır ” şeklinde beyanda bulunmuştur. ‘ tespitine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından tanık ifadelerine karşı, gizli tanık ifadelerinin ihraç kararından
sonra ortaya çıktığı, idari yargıda yazılı yargılama usulünün geçerli olduğu, tanık ya da gizli tanık ifadelerinin delil olarak kullanılamayacağı şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün
sözde ”bağımsız” adaylar lehine oy istediğine, küçük bölge imamlığı, grup sorumlusu, sorumlu abilik ve grupcu olarak görev yaptığı, bylock programı üzerinden görüşen kişiler arasında yer aldığı, sohbet ve toplantılara katıldığı, örgütün hakim-savcı sınav çalışma evinde kaldığı, mülakat evlerine gidip geldiği ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini ve özlük haklarının iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 02/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.