Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/57367 E. , 2021/242 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/57367
Karar No : 2021/242
DAVACI: …
DAVALI: … Kurulu
VEKİLİ: Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın, disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı, uyuşmazlıkta 2802 sayılı Kanun ile 6087 sayılı Kanundaki usul ve güvencelerin uygulanmadığı, kanunların geriye yürümezliği ilkesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, kanunların aleyhe uygulanması yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 6749 sayılı Kanunun 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasaya aykırılık iddiası ve usule ilişkin diğer itirazlar yerinde görülmediğinden işin esasına geçilmiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11 inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Dosyanın içeriğinden davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; suçu sabit görülerek 7 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği dikkate alındığında ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği anlaşıldığından davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacının parasal ve özlük haklarının ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde,6749 sayılı Kanunun 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve …lüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, … sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, söz konusu karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, “… hükmün “B” bendinin TCK’nın 62/1.maddesinin uygulanmış olduğu bentte bulunan “7 YIL 1 AY” ibaresinin yerine “6 YIL 13 AY” ibaresinin eklenmesine, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-a ve 303. maddeleri uyarınca düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, hükmün sanıkla ilgili “B” bendinin ikinci fıkrasındaki “3713 sayılı yasanın 5. maddesi” ibaresinin çıkartılarak yerine “3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi” ibaresinin eklenmesi suretiyle” istinaf başvurusunun (düzeltilerek) esastan reddine karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve …lüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu …ce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma …lüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 03/10/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından 14/02/2020 tarihli üst yazı ekinde dava dosyasına sunulan “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ile davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 08/05/2019 tarihli Danıştay Savcısı Düşüncesine cevap dilekçesi ve ekleri 12/03/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra h…larını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Deli
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ve TC Kimlik numarası ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifrenin “…” olduğu, “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının Kırşehir ilinde görev yaptığı, ID’yi ekleyenlerin verdikleri isimler başlığı altında … ID numaralı ve A.Ş.R. isimli kişinin davacıyı “…”, … ID numaralı kişinin “…”, N.A. isimli kişinin ise “…” olarak kaydettiği görülmektedir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının 03/05/2013-20/06/2016 tarihleri arasında Kırşehir Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı görülmüştür. Bu nedenle, davacının diğer ByLock kullanıcıları tarafından ismi ve görev yeri ile uyumlu olarak kaydedildiği değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından, söz konusu “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”na karşı, ByLock programını kullandığına dair kesinleşmiş bir hukuki durum ya da kararın bulunmadığı, Anayasanın 22. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği ve ByLock delilinin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ileri sürülerek bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiştir.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiş ve bilirkişi incelemesi yapılması talebi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki davacının Bylock kullanıcısı olmadığını iddia etmesine rağmen Anayasanın 22.maddesinde yer alan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmesi çelişkili bir durum olmakla birlikte, 13/10/2020 tarih ve 31273 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 17/09/2020 tarih ve 2018/23077 sayılı Genel Kurul kararında; hiçbir demokratik devletin kendi varlığına yönelmiş tehditler karşısında hareketsiz kalamayacağı, Devletin, demokratik toplum düzenini, anayasal nizamı ve meşru hükümeti zorla ortadan kaldırmayı hedefleyen kişi ve yapılara karşı mücadele etme yetki ve görevinin bulunduğu, bu kapsamda örgütün faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde Bylock sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğu, örgütün bir çok üst düzey yöneticisinin Bylock verileri neticesinde tespit edildiği, FETÖ/PDY’nin yapısı gözetildiğinde daha hafif bir aracın tercihiyle aynı sonucun elde edilmesinin mümkün olmayacağı, istihbarat yöntemleri kullanılmak suretiyle Bylock sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bunların yargılama makamlarına aktarılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık oluşturmayacağı tespitlerinde bulunulduğu görülmüştür.
Öte yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş.R.’ye ait, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/10/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında davacı ile ilgili şu ifadelere yer verilmiştir: “… Ben Kayseri’deyken … adındaki Kırşehir Cumhuriyet Savcısı olarak bildiğim kişi beni Kozaklı’da sohbete çağırdı. Ben de hafta sonu yapılan bu toplantıya katıldım. 2014 şubat ayı diye hatırlıyorum. … de şuan ihraç olmuştur. Orada M.Ü. adında bir meslektaşın evinde toplandık. İ.S. adında bir meslektaş da vardı. Bu isimler de ihraç edildiler. İki üç ayda bir bu şekilde toplandığımız oluyordu. Bu toplantıları bana bildiren kişi … idi ancak yukarıda kod ismini bildirdiğim kişi de bu toplantılara zaman zaman katılıyordu. Bu kişinin de Kayseride kolejde öğretmen olduğunu biliyordum. Ayrıca bu şekilde katıldığım toplantılardan birinde kod isimli şahıs bylock programından bahsetti. Bylockun güvenli bir mesajlaşma programı olduğunu söyledi. Ancak bana orada kendisi herhangi bir kurulum yapmadı. Ben bu söz üzerine kendiliğimden merak ederek bu programı kendi cep telefonuma indirdim. … numaralı hattımın takılı olduğu bu programı google play storedan indirdim. Kesinlikle bana herhangi bir kişi bu programı kurmadı. Bu program benim telefonumda yaklaşık 3 ay boyunca kaldı. HSYK seçimlerinden önceki tarihlerde yaklaşık seçimden 2 ay önce ben bu programı telefonuma yüklemiştim. Sonrasında bu program vasıtasıyla … ile ve Hakan/S… kod isimli kişiyle mesajlaştım. Orada seçimlerle ilgili olarak bağımsız adayların isimleri verildi. Bunlara oy vermemiz istendi. Buradaki görüşmeler herhangi bir grup üzerinden yapılan bir görüşme değildi. Birebir atılan mesajlardı. …”
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu tutanağın ve yukarıda yer verilen tanık beyanının birlikte değerlendirilmesinden; davacının “…” ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, davacıya ait olduğu tespit edilen … ID nolu ByLock hesabından yapılan mesaj çözümleri incelendiğinde;
… … abim cuma toplantı var tekrar sorayim. Rabbim yaridmciniz olsun. Ben
istanbuldayim yoksa sizi ziyaret ederdim
… … cuma haberle…
… … bu hafta bisey yok abicim. isim meselesini tekrar sordum bugun yarin cevap gelir
……………….
… … 3 arkadaş daha senin durumda
… … bu hafta doğacak çocuklar ama hala isim gelmedi
… … bir sıkıntı var ama sebebini bilmiyorum
… … tamam siz nasıl isterseniz ama isteerseniz …nın yanına bir tane uygun isimde koyabilirsinzi
… … hayırlısı
… … bylocku aççarken en çıok aklıma isim gelmeyen abilere ne diyeceğm diye
düşünüyorum
… … ha birde bekar arkdaş var onuda düşünüyorum o nasıl olacak diye
… … bende gelsin diye abiye çok baskı yapıyorum
… … ama sanırım orayla alakalıda bir iletişim prıblermi var
… … biraz da o yüzden olabilir
… … 2 yıldır ilk defa bu kadar uzadı
… … kısmet demekki
… … çocuk nasıl
UYAP kayıtları ile davacıya ait özlük dosyasının incelenmesinden, davacının 26/11/2015 doğumlu … isimli bir kızının olduğu görülmüştür.
Ayrıca, Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli ve … Soruşturma No’lu şüpheli sorgulama tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: “Ben daha sonra Yargıtay Tetkik Hakimliği’ne, eşim de benden bir müddet sonra Danıştay Tetkik Hakimliği’ne atandı. Tayinden sonra sivil imamlar değişmedi, sivil imamlar aynı kişilerdi. Ancak benim grubum değişti. yanlış hatırlamıyorsam eşimin grubu değişmedi. Benim yeni grubumda S.K. V.K. ve ismini hatırlamadığım şahıs (Yargıtay 1. Hukuk Dairesinde Tetkik Hakimi olduğunu biliyorum) vardı. Yani benimle birlikte grup 4 kişiydi. Bunlarla da aynı şekilde gruplara devam ettik… Ben menfi müsbet olayını biliyorum. Menfi müsbet olayı yapı içerisinde yapıdan olmayan kişiler hakkında yapı içerisinde yer alan kişiler tarafından bilgi toplanması olayına verilen isimdir. Ben ne adaylık döneminde ne de meslek döneminde kimse hakkında bilgi vermedim. Sadece bana zimmetlenen R.M. hakkında bilgi verdiğimi yukarıda belirtmiştim. Bu bilgileri devre sorumlusu toplardı ve devre sorumlusuna verilirdi… Yapı içerisinde Fetullah Gülen’den çocuklara isim verildiğini duydum ancak saçma sapan isimler geldiğini görmem ve bu olayı mantıklı bulmamam nedeniyle herhangi bir isim talebimiz olmadı…”
Yukarıda yer verilen tanık beyanı ile davacıya ait olan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının yeni doğacak olan çocuğu için örgüt liderinin isim vermesini beklediği ve örgüt mensupları tarafından … isminin yanına uygun bir isim daha ekleyebileceği yönünde davacıya telkinde bulunulduğu görülmektedir.
Diğer yandan, dava dosyasına sunulan “…” ve “…” ID numaralarına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, ByLock kullanıcıları arasında gönderilen mesajlarda davacının ismine de yer verildiği görülmektedir:
… (ID) ile …(ID) arasındaki bazı yazışmalar,
… … bana bylock atsaniz size z… birde …
… … in bylock bendeki dogru mu acaba
… … … abide sikinti
… … yok
… … sizin adresi verdim ben ona
… … ama tabletim bozuk demisti
… … yapamazsan
… … onun bylock adresi yaziliydi ekledim ama adres biraz garip geldi
… … ben … beye … dedim
… … dogrumu acaba diye
… … adresi garip
… … bir kontrol etsek
… … …
… … …
… … bendeki …
… … dogru ozaman ama girmiyor
… … dogry
… … ama dedigim gibi tabketi bozuk
… … Bozuk
… (ID) ile …(ID) arasındaki bazı yazışmalar,
… … abi … …ilamiyor, … abi yuzyuze gorustum dedi
tableti bozuk mus , … abi tarif etmis amamgaliba yapamadi hala girmiyor
… … yada beni ekleyemedi
… … dolayisiyla … abinin grup tanda habersizim , birde bekarlari var … bey
………
… … abi geri kalanlar 2 grupcunun grubundakiler, bilgimiz yok görüştüler mi
… … … DA TABLET VARMIYDI
… … 3 kişisi zaten tanışmadığımız benim devralmadığım
… … varmış abi bozuk demiş … abi tarif etmiş ama hala açmadı
……….
… … ABİ NORMAL GRUP TAKİBİDE DÜZENLEDİM ONUDA GÖNNDEREYİM Mİ
… … yarin akşam at abi
… … bu adamlara nasil …acagiz
… … abi arif abiye gelecek hafta gidebilirim yada hafta içi akşam
… … ama … gökalbi bilmiyorum
… … abi pc niz açıksa şimdi açsam
… … atsam
… … … abiyi sikistirda
… … at abi 2
… … yarin duruma gore bakalim da bi tekrar goru… şu 0 lari
… … tama abi inş
Söz konusu yazışma içerikleri incelendiğinde; örgüt mensupları tarafından davacının ByLock adresinin tespit edilmeye çalışıldığı, ByLock adresi olarak yukarıda yer verilen tutanakta da belirtildiği üzere davacı tarafından kullanıcı adı olarak belirlenen “…” adresinden söz edildiği ve davacının tabletinin bozuk olması nedeniyle kendisine ulaşılamadığı yönünde mesajlar gönderildiği görülmektedir.
Davacı tarafından söz konusu ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Sonuç olarak, davacının adına açıkça yer verildiği görülen örgütsel faaliyet kapsamındaki ByLock yazışma içerikleri davacı hakkında yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş.R.’ye ait, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/10/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “… Ben Kayseri’deyken … adındaki Kırşehir Cumhuriyet Savcısı olarak bildiğim kişi beni Kozaklı’da sohbete çağırdı. Ben de hafta sonu yapılan bu toplantıya katıldım. 2014 şubat ayı diye hatırlıyorum. … de şuan ihraç olmuştur. Orada M.Ü. adında bir meslektaşın evinde toplandık. İ.S. adında bir meslektaş da vardı. Bu isimler de ihraç edildiler. İki üç ayda bir bu şekilde toplandığımız oluyordu. Bu toplantıları bana bildiren kişi … idi ancak yukarıda kod ismini bildirdiğim kişi de bu toplantılara zaman zaman katılıyordu. Bu kişinin de Kayseride kolejde öğretmen olduğunu biliyordum. Ayrıca bu şekilde katıldığım toplantılardan birinde kod isimli şahıs bylock programından bahsetti. Bylockun güvenli bir mesajlaşma programı olduğunu söyledi. Ancak bana orada kendisi herhangi bir kurulum yapmadı. Ben bu söz üzerine kendiliğimden merak ederek bu programı kendi cep telefonuma indirdim. … numaralı hattımın takılı olduğu bu programı google play storedan indirdim. Kesinlikle bana herhangi bir kişi bu programı kurmadı. Bu program benim telefonumda yaklaşık 3 ay boyunca kaldı. HSYK seçimlerinden önceki tarihlerde yaklaşık seçimden 2 ay önce ben bu programı telefonuma yüklemiştim. Sonrasında bu program vasıtasıyla … ile ve Hakan/S… kod isimli kişiyle mesajlaştım. Orada seçimlerle ilgili olarak bağımsız adayların isimleri verildi. Bunlara oy vermemiz istendi. Buradaki görüşmeler herhangi bir grup üzerinden yapılan bir görüşme değildi. Birebir atılan mesajlardı. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.S.’ye ait, Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… 13 Ağustos 2013 tarihinde ben Kırşehir’deki görevime başladım. Akabinde evllik yapıldığına dair izinler kullandım. Sanırım 25 Eylül civarında fiilen görevime başladım. Aradan bir kaç hafta geçtikten sonra benimle aynı kuradan gelen savcı …’ın odasında otururken, radyonun sesini açarak, (konuşmamızı kamufle etmek için yaptığını düşünüyorum), bana Kaman savcılığına atanan İ.A.’yı tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben tanıdığımı söyleyince sohbet grubu olduğunu ve hafta sonları Nevşehir Kozaklı’ya gidileceğini söyledi. Orada da Kozaklı Savcısı adında Üstün olduğuna emin olduğum M.Ü.Ö. diye hatırladığım kişinin evinde 17/25 Aralık 2013 tarihine kadar birkaç kez toplandık. Bu toplantılarda grubun sorumlusu olan …, ev sahibi olan M.Ü., İ.A. ve A.Ş. vardı. Bu toplantılardan birine bir kez Kayserinin bir ilçesinde savcı olarak çalıştığını bildiğim bir kez görüp ismini bilmediğim biri de katılmıştı. Daha sonra 17/25 Aralık olayları gerçekleşince yaklaşık 2-3 ay çağırmadılar. 17/25 Aralık olaylarından sonra bir kaç kez yine aynı yere sohbete gittik. Bu sohbetlerde bize Ankara’da son konuşmayı yaptığını söylediğim tayini çıkanların bölge sorumluluklarını yapan kişi de bir ya da iki kez katıldı. Ben sadece orta boylu, beyaz tenli, şakak kısımları açık, gözlüklü biri olarak hatırlıyorum. Fakat örgütün gizlilik prensibini ve benim bir kaç kez görmem ile üst bir görev icra etmemem nedeniyle hiçbirşey bilmiyorum. Fakat … bizim sorumlumuz olduğu için o şahıs ile ilgili tüm bilgileri verebileceğini düşünüyorum. Paraları bu dönemde … topluyordu ve yine ben vermiyordum. Bana da hiç bu konuda bir şey söylemediler. 17/25 Aralıktan sonra yapılan sohbetin içeriği ve çevresi çok değişti. Artık hükümeti ve Cumhurbaşkanını kastederek, bize zulmediyorlar şeklinde söylemler vardı. Açıkca onlara karşı savaş açtıkları belliydi. Bu sohbetlerden birinde eski programın deşifre edildiğini, yeni bir program kullandıklarını söyledi. Fakat programın adını söylemediği gibi bize de yükleme gibi bir şey söylemedi. Yukarıda ayrıntılı şekilde anlatmaya çalıştığım gibi ben onlar için güvenilir bulunmuyordum. Dolayısıyla benim yanımda bu konuyu açmak istememiş olabilir. Bu tarih 2014 yılının içindeydi ve ilk yarısındaydı. Yine bu döneme 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri denk geliyordu. Seçimle ilgili seçimin ölüm kalım meselesi olduğunu, tedbiri felan bırakarak ulaşabilinecek kadar kişiye ulaşılacak oy istenmesini söylediler. Bize bağımsızlardan aday gösterildiği gösterilen 11 kişilik listeyi verdiler. Hatta YARSAV’ın adayı olarak gözüken L.Ü.’nün ismini görünce bu YARSAV’ın adayı değil mi, bu ileride sıkıntı olmaz mı dediğimde …, “yok ya kimse anlamaz, sıkıntı olmaz” dedi. Aynı sohbet esnasında … bana eşimi kastederek, hakimi hanımı da araştırdık, kısa bir süre üniversitede kalmış, dolayısıyla bize mualif bir tavrı yok, öyle düşünüyoruz. Onun da bu listeye oy vereceğini biliyoruz, ama sen yine de bir konuş dedi. Ben bunun üzerine “ne diye eşimi araştırdınız” diye tepki gösterdim ve ondan sonra da tamamen koptum. Seçim ile ilgili de beni Yargıda Birliğe oy vermem konususnda ikna etmek üzere defaetle A.P., S.U., duruşmaya beraber çıktığımız şimdi HSYK Müfettişi M.K. aradı veya konuştu. Ben de onların bu çabaları konusu sonucunda Yargıda Birlik derneğe oy vermeye ikna olmuştum ve … ile yaşadığımız tartışma neticesinde tamamen onlardan kopmuştum. Fakat seçime bir hafta kala zamanın Kırşehir Başsavcısı M.Ş. bizi yemekli bir toplantıya çağırdı. Bu yemeği Aspava Lokantasında yedik. Ben, eşim, …, onun eşi ve Başsavcı ile kızları vardı. Orada Başsavcı aslında örgütün listesi olan ancak bağımsız olarak söylenen listeye oy isteyerek, “bu listenin en az oy alanı Yargıda Birliğin en çok oy alanından 1000 oy fazla alacak, dolayısıyla bu listeye oy verin ve oy verdiğinizi de belli edin, yarın tayin atamalarınızda yardımcı oluruz” dedi. …. …’in eşi de bu örgüttendi. Kendisinin adı G.G.’dir. Ben bunların evliliğinin katalog evliliği olduğunu düşünüyorum. …”
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.Ç.’ye ait, Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24/10/2016 tarihli bilgi alma tutanağı; “… Üniversite öğrenimim boyunca kaldığım cemaat evlerinde evin ihtiyaçları kalanlar tarafından karşılanıyordu. Maddi durumu kötü olan öğrencilere yapılanma tarafından burs veriliyordu. Evin sorumlu abisi haftada bir gün kalanlarla toplanıp istişare yapardı. Dışarıdan herhangi bir sohbet hocası gelmezdi. Üniversitenin son döneminde cemaat mensupları tarafından bizlere avukat olmayı düşünmememiz, Hakim Savcı olmamız konusunda telkinlerde bulunuluyordu. Bizlere mezun olduktan sonra Ankara ilinde ayarlanacak evde ders çalıştırılacağı söylendi. 2009 yılı yaz aylarında mezun olup memleketime döndükten 1 ay sonra, tanımadığım bir şahıs beni arayarak Ankara’da bahse konu evin hazır olduğunu, 1 yıl süre ile bu evde sınava hazırlanabileceğimizi, evin Ankara ili Çankaya ilçesinde olduğunu söyledi. Bahse konu evde 1 yıl süre ile Hakim-Savcılık Sınavlarına hazırlandık. Evde bizden sorumlu olan gerçek ismini bilmediğim, kod ismini hatırlamadığım daha önce bu sınavı kazanıp Adalet Akademisinde öğrenim görmekte olan kişiydi. Benimle birlikte evde ; [Halil] …, M.G., N.S. ve T.Z. isimli arkadaşlar da vardı. 1 yıl boyunca bu evde bize verilen kaynak kitaplardan ve önceki yıllarda çıkmış sorulardan sınava hazırlandık. Haftada bir gün dışarıya çıkmamıza izin veriliyordu. Onun dışında dışarıya çıkmamız yasaktı. Evin ihtiyaçları için kendi aramızda topladığımız parayı kullanırdık. Bu evde kaldığımız süre boyunca herhangi bir iletişim aracı kullanmamıza izin verilmiyordu. Ailemizle görüşmeyi dışarıdan ankesörlü telefonla yapıyorduk. Ben 1 yıl burada ders çalıştıktan sonra 2010 yılı Aralık ayımla yapılan sınava girdim. 64 puan alarak kaybettim. Benimle birlikte çalışan 4 arkadaşımda sınavı kazanamadılar. Ben sınavdan sonra Afyonkarahisar’a döndüm. İsimlerini verdiğim diğer 4 şahıs bir sonraki sınava hazırlanmak üzere bu evde kalmaya devam ettiler. Daha sonra yayınlanan listelerde gördüm ki 4 şahısta 2011 yılındaki sınavı kazandılar. …”
Aynı şahsa ait Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Ben 2009 yılında mezun oldum. Mezun olduktan sonra Afyon’a geldim. 1 ay kadar sonra beni Ankara’dan aradılar. Kim olduğunu hatırlamıyorum ancak bu kişi akademide idi. Hakim savcılık stajı görüyordu. Ancak ben bu kişinin fotoğrafını görsem teşhis edebilirim. Bu kişi beni telefonla aramıştı bana Ankara’da ev hazır 1 yıl boyunca seni sınava hazırlayacağız ev Çankaya’da dedi. Bende tamam dedim. Ankara’ya gittim. Ev Çankaya’da yüksek bir yerde idi. Yakınında bir cami vardı ayrıca postaneye benzer Türk Telekom’a ait bir şube vardı. Buradan telefon görüşmesini yapıyorduk. Ben Ankara’ya vardığımda telefonda görüştüğüm kişi beni otogarda karşıladı. Beraber dolmuşla bu bahsettiğim eve gittik. Evde M.A., M.G., N.S., T.Z., … vardı. Bu arkadaşlar Selçuk Üniversitesinde birlikte okuduğumuz arkadaşlardı. Hepsi Selçuk mezunu idi ve toplam 5 kişi idik. Ev dayalı döşeli idi Evde daha önce çıkmış sorular vardı. Bu çıkmış soruları kalın bir kitap haline getirmişlerdi. Her ders için ayrı kaynak vardı. Biz giderken yanımızda hiç birşey götürmedik. Almak isteyenler dışarıdan kitap alabiliyordu. Bizimle iletişim kuran akademideki arkadaş ismini hatırlayamadım ancak kod adı kullandığını biliyorum. Bizi bu eve yerleştirmeden önce telefonlarımızı aldı. Bu evin kuralları bu evde çalışmamızı kronometreye bağlamışlardı ilk zamanlar 6-7 saat çalışmamızı istiyorlardı sınavlar yaklaştıkça da 10 saate kadar çalışmamız gerekiyordu. … Ben 2010 yılı Aralık ayında Afyona döndüm. Arkadaşlarım N.S., T.Z., M.G., … o evde kalmaya devam ettiler. 1 yıl sonrada hepsi sınavı kazandılar. Mülakatı geçip göreve başladılar. Zaten bize söyledikleri siz yazılıyı kazanın mülakatta takım elbisenizi koysak geçersiniz diyorlardı. Bizim her halükarda hakim savcı olmamızı istiyorlardı. Ancak hastalık gibi olağan üstü bir durumlarda Avukat olmamıza izin veriyorlardı. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 04/11/2016 tarihli teşhis tutanağında davacı …’i kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.N.’ye ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…. HAKİM SAVCI MÜLAKAT EVİ 2012 YILI OCAK- MART AYLARI: Ben İstanbul’dayken mülakat için çalışmalar yaparken beni hakim savcı çalışma evimizin MURAKIBI … KOD ADLI S.S. isimli şahıs yine GSM numarasında beni aradı. Bana mülakatlar için Ankara’ya gelmemi söyledi. Ben de aradıktan birkaç gün sonra kalmış olduğum hakim savcı çalışma evine gittim. Eve gittiğimde MURAKIB … KOD ADLI S.S. evdeydi. Evde birlikte kaldığım şahıslardan bir kaçı daha vardı. Ancak o gün kimlerin olduğunu hatırlamıyorum. MURAKIB … KOD ADLI S.S. isimli şahıs bana mülakatlara hazırlanmak için evimin değiştiğini söyledi. O gün beni mülakat için kalacağım Keçiören ilçesinde Hacıkadın semtinde tam açık adresini hatırlamadığım bir eve götürdü. Beni evde birlikte kalacağım şahıslarla tanıştırdı. Evde birlikte kalacağım şahıslar U.Y., Y.A., M.K., A.B., …. idi. Hakim savcı çalışma evimin MURAKIBI … KOD ADLI S.S. isimli şahıs beni evdekilerle tanıştırdıktan sonra evden ayrıldı. Ben bu eve yerleştiğim zamanda benim sorumluluğunu yapan MURAKIB değişti. Bu mülakat evimizin MURAKIBI … KOD ADLI … isimli şahıs oldu. SERMURAKIBIMIZ yine hakim savcı çalışma evimizin sorumlusu … KOD ADLI ŞAHIS idi. Ben bu evde toplamda 10-15 gün kadar kaldım. Kaldığım süre zarfında sıklıkla İstanbul’a gidip gelirdim. Evde bulunduğum zamanlarda evde bulunan şahıslarla çok samimi olmadım. Bu evde benim çok fazla eşyam da yoktu. Eşyalarımın çoğunu İstanbul’a götürmüştüm. Bu kalmış olduğum mülakat evini kimin kiraladığını ve faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum. Biz yine bu evde kira ve faturaları ödemezdik. Sadece gıda ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılardık. Ben bu evde kalmaya devam ederken diğer hakim savcı çalışma evinde mülakata hazırlanan fakülteden arkadaşım olan H.İ.A.’nın yanına muhabbet amaçlı giderdim. Bu benim eski kalmış olduğum ev hakim savcı çalışma evi olmaktan çıkmış mülakat evi olmuştu. Bu eve gittiğimde mülakata hazırlanan şahıslar H.İ.A., F.Y., İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 2-3 ŞAHIS daha vardı. İsmini hatırlamadığım şahısları kısa süre gördüğüm için isimlerini hatırlamıyorum. Ancak teşhis aşamasında kendilerini gördüğüm takdirde teşhis etmek isterim. Ben bu evde kalırken evin murakıbı … KOD ADLI S.S. ya da mülakat evinin MURAKIBI … KOD ADLI … isimli şahıs mülakatta ne giymemiz ve nasıl kıyafet almamız gerektiği hakkında bilgi verdi ve bizlerin sanal mülakat yapacağını söyledi. Bu kıyafetin siyah ya da lacivert takım elbise, kırmızı kravat, beyaz gömlek olması gerektiğini söyledi. Bizde söylenildiği gibi kıyafetlerimizi aldık. …. SİNCAN ADLİYESİ STAJ DÖNEMİ 2012 NİSAN AYI – 2013 YILI AĞUSTOS AYI: Ben memleketimdeyken mülakat sonuçları açıklandı. Adli yargı mülakatını kazandım. Staj yapacağım yer ise ikinci tercihim olan Sincan Adliyesi oldu. Ben kazandıktan sonra mülakat evimizin MURAKIBI … KOD ADLI … isimli şahıs beni arayarak Ankara’ya davet etti. Bende kendi imkanlarımla mülakat evime tekrardan dönüş yaptım. Mülakat evimizin sorumlulan olan şahıslar artık staj birimine aktarılacağımızı ve cemaatin staj evlerinde kalacağımızı söyledi. Bende kendisine 2012 yılı haziran ayında evleneceğimi kendi evimde kalacağımı söyledim. Evimin eşyaları gelene kadar staj evlerinde kalabileceğimi söyledim. Daha sonra bana staj birimindeki sorumluların bana ulaşacaklarını söyledi. Ben Ankara’da iken göreve başlama yazılarımız daha tebligat yapılmadan önceki bir tarihte Hakimlik mesleğinde olan İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS tarafından staj aşamasında neler yapmamız konusunda mülakat evinde bir görüşmemiz oldu. Bu görüşmeye katılanlar mülakat evinde birlikte kaldığım Y.K.’yi net olarak hatırlıyorum. Ancak diğer şahısların kimler olduğunu anımsayamıyorum. İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS bu görüşmemizde bizlere toplu olarak salonda tedbire riayet etmemizi, staj döneminde ilk maaşımızın tamamını yapıya himmet olarak vermemizi, daha sonraki dönemlerde ise evlilerden yüzden on, bekarlardan ise yüzde on beş civarında maaşlarımızı himmet olarak bu yapıya vermememizi söyledi. Hakim savcılık mesleğine yakışır hareketlerde bulunmamızı, disiplin soruşturması geçirmemiz hususunda söylemde bulunduğunu hatırlıyorum. Bende bu görüşmeyi yaptıktan sonra İstanbul a döndüm. …. MURAKIB … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soy ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum.. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı mülakat evimin murakıbıdır. Bu şahsın o dönemde hakim savcı adayı olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 01/07/2018 tarihli teşhis tutanağında, MURAKIB … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS olarak belirttiği şahsın, davacı … olduğunu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.’ye ait, Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Staja başladığımızda nasıl bizim murakıbımız ve sermurakıbımız varsa bizden sonraki mezunların da ders çalışmak için Ankara’ya geldiklerinde murakıp ve sermurakıplara ihtiyaçları oldu. Bizim daha önceden ders çalışırken murakıbımız olan M.G. isimli şahıs sermurakıp olmuştu. Beni de murakıp yaptılar. Ben babam vefat edinceye kadar 2012 yılının Temmuz ayından itibaren bu eve gelen ve ders çalışan arkadaşlara murakıplık yaptım. Babam vefat edip annemi Ankara’ya getirdikten sonra yoğun olmam nedeniyle onlarla ilgilenemedim ve bunların takibini yapamadım. Aynı sermurakıpın birlikte çalıştığı ve M.G. ile görüşen iki sermurakıp daha vardır. Bunların isimleri de 14. Dönem Adli Yargı savcı adayı olan … ve 13. Dönem Adli Yargı Hakim adayı olan M.T. isimli kişiler vardı. Yine bizim evde M.G. ve M.K. isimli kişiler de murakıplık yaptılar. Ancak onların hangi evde murakıplık yaptığını bilmiyorum. Bizim dönemden F.Y. isimli kişi de o dönemde sermurakıp olarak görev yapıyordu. Diğer bir sermurakıp ise 2009-2010 yıllarında Konya’da ayrı yurtta belletmenlik yaptığımız ve yukarıda ismini söylediğim B.H. isimli kişi de bulunmaktadır. Bu iki sermurakıbın hangi murakıplarla çalıştığını bilmiyorum. Bu stajda kaldığımız evde kalan arkadaşların bizim gibi diğer kalan arkadaşların evlerine gidip gelmeleri yasaktı. Aynı zamanda bizim evde kalanlar dışında, grupçu ve devreci dışında bizim eve de birinci derece akrabalar dışında herhangi bir kimsenin gelip gitmesi yasaktı. …”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… Ben yukarıda belirtmiş olduğum çalışma evinde kaldığım süreçte SER MURAKIP … KOD ADLI E.G.’nin altında murakıp olarak görev yapan diğer bir şahsın … olduğunu ve bu şahsın Murakıplığını üstlendiği ders çalışma evinde O.T., A.B., A.D., M.K. ve … isimli kişilerin olduğunu daha sonraki bir süreçte öğrenmiştim. Staja başladığımızda benim çalışma evlerinde nasıl ki murakıbımız ve sermurakıbımız varsa bizden sonraki mezunlarında Ankaraya geldiklerinde murakıb ve sermurakıblara ihtiyaçları oldu. Benim çalışma evimin murakıbı olan … KOD ADLI M.G. sermurakıb olmuştu ve artık … KOD ADINI kullanmaya başladı. Daha önce bize murakıplık yaptığı dönemde … kod adını kullanıyordu. Ben de bu şahsın altında … kod adını kullanarak murakıplık yapmaya başladım. Bu dönemde … VE … KOD ADLI M.G.’nin altında murakıplık yapan ben, …, M.T. VE … İSİMLİ ŞAHIS vardı. Bu şahıslar kod adı kullanıyordu ancak şuan kod adları aklıma gelmiyor. … Bir keresinde deneme sınavı yapmak için benimle … VE … KOD ADLI M.G.’nin altında murakıp olarak görev yapan … isimli kişinin sorumluluğunda bulunan bir eve murakıbın işi olması nedeniyle ben gitmiştim. Hatırladığım kadarıyla bu evde ders çalışanlardan iki kişiyi isimleriyle birlikte hatırlıyorum. Bu kişilerin isimleri … ve …’dir. … Benim yapı evliliği yaptığını bildiğim şahıslar …’tır. Bu şahsın eşinin ismi G.G. idi. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet esnasında ve eşimden duyduğumu hatırlıyorum. Bu şahıslara yapıda hangi evlendirme mesulünün aracılık yaptığını bilmiyorum. … 144-… …: Bu şahsın benim murakıplık yaptığım dönemde başka evden sorumlu murakıb olduğunu biliyorum, nereli olduğunu bilmiyorum Selçuk hukuk mezunudur, bu şahıs Ağrı Patnos’ta savcı olarak görev yapıyordu, görsem teşhis ederim. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı …’i kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “GÜLİZ isimli şahsın yapı aracılığıyla tanıştığı … İSİMLİ hakim-savcı adayı ile evlendi. Bu evliliğe kimin aracılık ettiğini bilmiyorum. Bu hususu sohbet esnasında öğrendim.”
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “87- … isimli şahıs: Nereli olduğunu ve Hangi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu bilmiyorum. İsmini yapı tarafından Güliz (13. Dönem hakim adayı) isimli şahıs ile evlendirilmesinden dolayı öğrendim. … isimli şahsın Hakim adayı olduğunu biliyorum. Yapılanmadaki görevi hakkında bilgim yoktur. …”
Davacının özlük dosyası incelendiğinde, davacının eşinin isminin tanık S.K.’nın ifadesinde belirtilen isimle uyumlu olduğu, davacının eşi G.G.’nin yargı mensubu olarak görev yapmakta iken 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, anılan işlemin iptali istemiyle açılan davanın ise Dairemizin 22/10/2020 tarih ve E:2016/56128, K:2020/4599 sayılı kararıyla reddine karar verildiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.A.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/02/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…2011 Haziran ayında Ankara Adliyesinde staja başladık, staja başlamadan önce SER MURAKIP olan … isimli şahıs beni Ankara Yenimahalle’de bir eve götürdü, burada bana bir ev tutmamı söyledi ve burada beni staj döneminde birlikte kalacağım şahıslarla tanıştırdı. … isimli şahıs beni M.Ö., M.E., …, … İsimli şahıs ile tanıştırdı. Bu şahıslardan M.Ö. ve M.E. ile birlikte aynı evde kalacağımı söyledi. Bu evden ayrıldıktan sonra M.Ö. ve M.E. ile birlikte Ankara Dikmen Karapınar mahallesi Cevizlidere caddesi üzerindeki Yazıcı Apartmanının zemin kat üzerindeki 1. Katı kalacağımız staj evi olarak kiraladık. Kira kontratını üçümüz birlikte imzaladık. Staj döneminde ben, M.Ö. ve M.E. birlikte bu evde kalmaya başladık. Staj döneminde başka yerlerde yapıya ait evler olduğunu biliyorum ancak nerede hangi evin olduğunu ve bu evlerde kimlerin kaldığını bilmiyorum. Staj döneminde kaldığım evde yukarıda bahsettiğim staj başlangıcında Yenimahalle’de bir evde … isimli şahsın bizi tanıştırdığı şahıslar olan M.Ö., …, … isimli şahıs ve benimle aynı evde kalan şahıslar ile görüşüyorduk, bir de bu eve H.B. isimli şahıs gelirdi, bunun dışında yapı içerisinden başka bir şahıs ile görüşmedim. Bu nedenle yapıya ait evlerde kimlerin kaldığını bilmiyorum…”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 05/02/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı …’i kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahıs, 12/03/2016 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacı ile ilgili olarak; “İsmini … olarak biliyorum. Yer gösterme işleminde belirttiğim benim de ikamet ettiğim Ankara ili TUSSO Bloklarında E.G.’nin organize ettiği toplantıya bu şahıs da katıldı. FETÖ mensubudur.” şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan FETÖ/PDY soruşturması kapsamında şüpheli sıfatı ile ifadesi alınan Y.K. isimli şahıs, 28-29-30/11/2017 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğu ifadesinde (sorgulama tutanağı) davacı ile ilgili olarak; “…G.G. yapı aracılığı ile … ile evlendiğini biliyorum. Bunu stajda arkadaş ortamında öğrendim. Bu şahıslara evlilik için kimin aracılık ettiğini bilmiyorum ancak R.U.’nun devre mesulü olarak sorumlu olduğu 13. dönem hakim-savcı adaylarının izdivaç sorumlusunun … ve … kod adlı M.F. olduğunu biliyorum. … 86-…; Memleketini ve hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Hukuk mezunudur. Beyaz tenli, orta boyludur. Hakim veya savcı olabilir emin değilim. G.G. ile yapı evliliği yapan kişidir. Yapı içerisindeki görevini bilmiyorum. Görsem teşhis edebilirim…” şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 02/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı …’i kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç.’ye ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; “… Daha önce Cumhuriyet Başsavcılığınızda 15/10/2016 ve 17/10/2016 tarihli ifadeler vermiştim, bu ifadelerimi tekrar ederim, ilaveten 17/10/2016 tarihli ifademde 2013 yılında Kayseri Yahyalı’da görev yaptığım dönemde Kozaklı ilçesinde savcı M.Ü.’nün evinde toplandığımızı, bu toplantıları Kırşehir savcısı …’in organize ettiğini, M.Ü., …, ben, Kayseri savcısı A.Ş.R. ve Kaman savcısı İ.A.’nın katıldığını, Kırşehir savcısı bir kişiyi ismen hatırladığımı, görsem tanıyabileceğimi söylemiştim. O dönemde Kırşehir’de mülhakatlarında görev yapan savcılar gösterilirse teşhis edebilirim. … [HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında temin edilen ve 2013 yılında Kırşehir mülhakatlarında görev yapan 19 Cumhuriyet savcısının fotoğrafı birlikte gösterildi, şüpheli söz alarak;] … bana gösterdiğiniz fotoğraflar arasında toplantıyı organize ettiğini söylediğim Kırşehir Cumhuriyet savcısı …’tir, Kaman savcısı İ.A. ve önceki ifademde görsem tanıyabileceğimi, ismini bilmediğimi söylediğim Kırşehir Cumhuriyet savcısı İ.S.’yi keşin ve net olarak teşhis ettim, bunun dışında gösterdiğiniz fotoğraflardaki Cumhuriyet savcıları ile bu ve buna benzer toplantılarda, organizasyonlarda yer almadım …”
Aynı şahsa ait İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; “… 2013 Mayıs ayında Kayseri/Yahyalı’da göreve başladım. 25 ay burada görev yaptım. 2 ya da 3 kez 150 km uzaklıktaki Kozaklı ilçesinde savcı M.Ü.’nün evine giderek aynı şekilde Kuran okuyup risale okuduk. Bu grupta bizi Kırşehir C. Savcısı … organize ediyordu. M.Ü., … ve benim dışımda Kayseri Savcısı A.Ş.R. buraya toplantıya katılmıştır, Kırşehir Kaman Savcısı İ.A. da M.Ü.’nün evine geliyordu. Kırşehir savcısı bir kişi daha vardı, ismini hatırlamıyorum, görsem tanırım, o da bu toplantılara katılıyordu. …”
Davacı hakkında Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/06/2017 tarih ve İddianame No:2017/731 sayılı iddianameye göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan Gizli Tanık Güneş-2’nin 17/08/2016 tarihli ifadesinde, davacı ile ilgili olarak; [söz konusu albümün 83. sayfası tanık tarafından işaret edilmiş ve 150151 sicil numaralı … işaret edilerek] “bu kişinin cemaatten olduğunu biliyorum. Ben stajyerdim bu şahsın kaldığı staj evine gitmiştim, staj evinde kaldığını biliyorum, ancak tam bağlantısını bilmiyorum” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından, tanık ifadelerinin meslekten çıkarılmasına karar verildikten sonra elde edilen delillerden olması nedeniyle dava konusu karara gerekçe yapılamayacağı ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, ByLock programını kullandığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, sınavlara örgütün hakim-savcı çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim adaylığı döneminde örgüt evlerinde kaldığına, örgüte ait çalışma evlerinde ve mülakat evlerinde “murakıp” olarak görev aldığına, örgüt adına himmet topladığına, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde “bağımsız” adaylarını desteklediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Diğer Hususlar
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarına motivasyon sağlanması amacıyla 1 Amerikan Doları dağıtıldığına ilişkin tespitler yapıldığı ve bu kapsamda davacının üst aramasında 1 Amerikan Dolarının ele geçirilmiş olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/04/2018 tarih; E:2017/3773, K:2018/1172 sayılı dosyasında temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanırken; “..örgüt mensuplarınca kutsallık atfedilen 1 tanesi (f) serisinden olan 2 adet 1 dolar bulundurmak şeklinde gerçekleşen faaliyetlerin örgütsel nitelikte olduğu…” şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, Dairemizin E:2016/58223 sayılı esasına kayıtlı dava dosyasına delil olarak sunulan, Danıştay Üyesi olarak görev yapmış olan H.E.’nin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/10366 sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 18/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında, “17-25 Aralık sürecinden önceki bir gün ben, G.T.T., H.O., H.G., O.A. ve V.B. bir arada otururken G. Amerika’dan geldiğini ve özel olduğunu söylediği 1 adet 1 Doları cebinden çıkardı ve bize gösterdi. Bu esnada grup içinde bulunan fakat kim olduğunu hatırlamadığım birisi bu 1 Doları G.’den aldı ve karşılığında 30 ya da 50 Doları verdi ve toplantıda benim haricimde diğer kişiler bu 1 Dolardan kendilerinde de olduğunu söylediler.” şeklinde ifade verdiği; ayrıca Dairemizin 2017/3807 esasına kayıtlı dava dosyasına delil olarak sunulan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan AK.’ya ait Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında, “Kayseride çalıştığım dönemde L.Ş.’nin evinde ara ara sohbetlere katılıyordum.. Zannedersem 2012 yılı içindeydi.. L.Ş. Bize Amerikadan o dönem hoca efendi diye söylenen şimdi FETÖ terör örgütünün ele başı olduğu ortaya çıkan Fetullah Gülen’den hatıra olarak gönderildiğini söylediği 5 adet 1 dolar çıkardı. Oradaki herkese bunlardan birer tane verdi.. Doların seri numarasına dikkat bile etmedim..Ben bu dolarların mahiyetini, ne anlam ifade ettiğini, şimdi soruşturma sürecinde anlayabildim.” yönünde beyanda bulunulduğu görülmüştür.
Gerek adli yargıda gerekse idari yargıda dava dosyalarına yansıyan bilgilerden, örgütün mensuplarına motivasyon sağlamak amacıyla örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından gönderildiği ileri sürülen 1 dolarlar dağıttığı, örgüt mensuplarının verilen bu 1 dolarlara kutsallık atfederek üstlerinde ya da korunaklı bir yerde sakladıkları görülmektedir.
Bu kapsamda, davacının 20/07/2016 tarihinde Ağrı M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna giriş yaptığı sırada üst aramasında … seri numaralı 1 doların ele geçirildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
Bu durumda, davacının üst aramasında 1 doların ele geçirilmiş olmasının, davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Hükümlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve Hükümlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve …lüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve …lükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve …lükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve …lüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilmeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 12/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.