Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/58585 E. , 2021/4586 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/58585
Karar No : 2021/4586
DAVACI : …
DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken savunmasının alınmadığı, disiplin soruşturması yapılmadığı, 2802 sayılı Kanun’daki usullere uyulmadığı, adil yargılanma, hukuki dinlenilme, gerekçeli karar ve özel hayata saygı haklarının, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ve cezaların kanuniliği ilkelerinin, ayrımcılık yasağının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği, kararın gerekçesinin genel ve soyut olduğu, kişiselleştirme yapılmadığı, FETÖ ile irtibatı olduğuna dair iddianın mesnetsiz olduğu ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun’un) 3. maddesinin 1. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
DANIŞTAY SAVCISI …’ÜN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından,, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1.maddesi uyarınca FETÖ/PDY örgütü ile ittifak ve irtibatları olduğu saptanan hakim ve savcıların, meslekte kalmasının uygun olmadığından bahisle meslekten çıkarılmalarına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu kararın yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih … sayılı kararının iptali ve karar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik itirazları ve davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” kuralı yer almıştır. “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.” hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 11. maddesinin 2. fıkrasında, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş ve davacının yeniden inceleme talebi de … tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir;ayrıca olağanüstü hal tedbirleri kapsamında yürürlüğe konulan 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı KHK’nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasına göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür. Nitekim; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir..
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların da, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik ve mensubiyetin yanı sıra iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektirir.
Diğer taraftan, davacı hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu nedeniyle açılan kamu davasında … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… , K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sübuta erdiğinden , davacının; 6 yıl, 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.
Dosyanın incelendiği tarihteki mevcut belge ve bilgiler ile tanık/şüpheli ifadeleri ve davacıya ilişkin tespitler ve FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında kullandığı bylock programına ilişkin tespitler ve ağır ceza mahkemesinden aldığı mahkumiyet kararı birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı Kararı ile yine aynı kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesi isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 16/12/2021 tarihinde, davacının gelmediği, davalı idare vekili Av. … ‘ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun’un) 3. maddesinin 1. fıkrasına yönelik Anayasa’ya aykırıIık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E…. K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddine karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine incelemenin devam ettiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davacıya; davalı idare tarafından dosyaya sunulan 19/11/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD ile 02/01/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelerle ilgili beyanlarını sunabilmesi için Dairemizin 10/12/2020 tarihli ara kararıyla on gün, 14/01/2021 tarihli Danıştay Savcısı Düşüncesine Beyan Dilekçesi ile 07/10/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelerle ilgili beyanlarını sunabilmesi için Dairemizin 08/03/2021 tarihli ara kararıyla on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; “…Bu sırada biz hazırlık evinde çalıştığımız esnada ismini sonradan öğrendiğim o dönem hakim adayı olan ve daha sonra da mesleğe giren ve bu süreçte de ihracına karar verilen A.Y.’de arada gelip halimizi sorar ne kadar ders çalıştık kaç soru çözdük bunları sorar giderdi. Bu kişi murakıp olarak adlandırılıyordu. Soru kitapçıkları, sınav için lazım olan herşey vardı, sınavdan sonra öğrenciyken de yaptığımız gibi 1 hafta kampa kaldık, bu kampta risale, kuranı kerim, cevşen ve meal okundu. Sonra evlerimize gittik. Onlar aradığında Ankaraya gidiyorduk çünkü evler hazır olmuyordu, ikinci sınav için ne zaman aradıklarını hatırlamıyorum, ikinci sınavda yine aynı evde kalmıştım, ancak sonradan evim değiştiği için kısa dönem kaldım ve kimler olduğunu hatırlamıyorum. Bir de ulaşımı kolay olduğu için yeni gelen arkadaşlar evleri hazır olana kadar bizde misafir olarak kalırdı, bunlardan hatırladığım …. Evim değiştikten sonra Batıkent tarafında bir yere götürüldüm burada evde … ve ben vardık. 2009 nisan sonrasındaki sınavı da kazanamadım. Bir sonraki sınava hazırlanma sürecinde yine Keçiörendeki eve geldim. Burada bu sefer ….da geldi…Sonradan E.’nin evi değişti Z. adında biri daha vardı Konya mezunu renkli gözlü ama soyismini hatırlamıyorum Trabzonlu olan bir kişiydi. Bu süreçte murakıplar çok değiştiği için isimlerini ve kim olduklarım bilemiyorum ancak görsem tanırım. En son murakıbımız …’di, bu kişi de daha sonradan hakim olan ve bu süreçte hakkında soruşturma açılan ve meslekten ihraç edilen kişidir. Son sınavda ben, G., N. ve B. kazanmıştık,d. kazanamamıştı o da bir sonraki sınavda kazandı…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı, “..İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ: (Bu evde 2009 yılının ekim sonundan (emin olmamakla birlikte) 2009 yılında yapılan adli yargı sınavına kadar kaldığını beyan etmektedir)
Benim ikinci çalışma evi olduğunu belirttiğim bu ev Batıkentte, semtini hatırlayamadığım Mimarlar Sitesinde bulunuyordu…Bu evde 2010 yılında yapılan sınava kadar son olarak benimle birlikte … kod adlı G.P., E.B.Y., D.Ç., S.(Ö.) S. kaldı. Yine bu eve kalıcı olarak gelmeyip geçici olarak birden fazla kişi geldi. Bunlardan kod adlarını hatırlamadığım G.G., N.A., D.B.Ö. vardı. G.G. ve N.A. kısa süreli bu evde geçici olarak kaldıktan sonra başka bir çalışma evine gittiklerini biliyorum. Bu eve ilk gittiğimde bu evin murakıbı … kod adlı bir şahıstı. Bu şahsın şu an gerçek ismini, hatırlayamadım. Ayrıca bu eve bir dönem murakıp olarak kod adını hatırlamadığım Z.M. isimli şahıs geldi. Bu şahıslar dışında son olarak bu eve mukakıp olarak … kod adlı …’di. Bu evin sermurakıbı vardı ancak kim olduğunu şu an hatırlamıyorum. Bu evdeki kurallar diğer evlerle aynıydı. Bu evdeki sabit hattın kimin adına kayıtlı olduğunu bilmiyorum ancak birinci çalışma evinde kaldığımız dönemdeki hatla aynı hat olduğunu biliyorum. Yine bu hat bu dönemde dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya açıktı. Ailemizle bu hattan görüşebiliyorduk. Biz bu evde 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan adli ve idari yargı sınavlarına girdik. Bu sınavlardan idari yargıyı evde kalan kimse kazanamadı. Adli yargıyı ise D.Ç., S.(Ö.) S. dışındaki diğer kalanlar kazandı, dedi…Biz 2010 yılının sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavına girdikten sonra yine 7 günlük kitap okuma kampı sonrasında biz tekrardan tatil amaçlı telefonlarımızı alarak memleketimize döndük. Memlekete döndüğümde sınavın açıklandığını ve sınavı kazandığımı öğrendim. Yine yanlış hatırlamıyorsam ocak sonu gibi … kod adlı … beni aradı ve bana gelmem için tarih verdi ve beni mülakat için Ankaraya çağırdı. Ben de tekrardan üçüncü çalışma evi olarak yukarıda bahsettiğim eve gittim. Bu eve gittiğimde benim dışımda bu evde E.B.Y., … kod adlı G.P., M.B. vardı. Başka biri var mıydı, bundan tam olarak emin değilim. Bu evde kaldığımız dönemde bu ev mülakat evi olarak kullanılmaya başlandı. Mülakat döneminde bu eve geçici olarak gelip giden olmadı diye hatırlıyorum. Bu evde daha önce kalıp da kazanamayanlar başka çalışma evine yönlendirildi. Bu ev mülakat olarak kullanılmaya başlandı. Bu dönemde evin murakıbı … kod adlı …’di. Bizim bu dönemde mülakatımız yanlış hatırlamıyorsam mart ayındaydı. Mülakat döneminde telefonlarımız açıktı ancak evdeki sabit hatta duruyordu. Evdeki kurallar çalışma evlerindeki kurallarla benzerdi. Bu evde bulunduğumuz dönemde … kod adlı … bize hitaben “Mülakata girmeden önce siyah takım elbise, beyaz gömlek ve deri siyah ayakkabı alın, saçlarınız düz, makyajınız sade olsun, ayakkabınız çok yüksek topuklu olmasın, etek boyunuz 4 parmak diz altında olsun, gömleğinizin yakası ceketin dışına çıkmasın, eteğiniz düz olsun, kalem etek olmasın, vb” şeklinde sözler söyledi. Referans konusunda bazı kişilere liste verildiğini biliyorum ancak bana herhangi bir liste verilmedi. Yine … kod adlı … bize mülakat provası için birilerinin geleceğini ve tarihini söyledi. Ancak söylediği tarihte ben önemli bir referans görüşmesi için başka yerdeydim. Bu nedenle ben mülakat provasına katılamadım ancak evdeki diğer arkadaşların mülakat provası yaptığını, hatta bu provaya daha sonraki aşamalarda gerçek adınının R.A. olduğunu öğrendiğim “… kod adlı kişinin yaptığını biliyorum. Mülakat evinde kaldıktan sonra mülakata girdim ve mülakat sonucunda açıklandığında başarılı olarak 13.dönem adli yargı hakim ve savcı adayı olarak görev yapmaya başladım, dedi…Bizim kazandığımız kesinleştikten sonra … kod adlı … bana staj yeri olarak Ankarayı seçmemi söyledi, bende onun söylemesi üzerine Ankarayı seçtim. Mülakatın açıklanmasından sonra göreve başlamadan önce Ankarada 13.dönem olarak staj yapacak bayan hakim-savcı adaylarına yönelik Ankara Keçiörende bulunan çalışma evi olarak kullanıldığını öğrendiğim bir evde toplantı yaptılar. Bu toplantıda ismini veya kod adını bilmediğim, şu an teşhis edebileceğimi düşünmediğim bir şahıs bize önce sohbet yaptı. Sonrasında staj evlerinde kimin hangi evde kalacağını, ev sorumlularının kimler olacağını, devre mesullerinin kimler olacağını açıkladı. Bu toplantıya benimle birlikte … vardı…-12.dönem adli yargıdan … kod adlı …, dönemini bilmediğim adli yargıdan. S.S. ile evlendi. Bu şahıs benim çalışma evinde kaldığım dönemde murakıplığımı yaptığı için eve geldiğinde sohbet esnasında yapı evliliği yaptığını öğrendim. Bunların düğününe de gittim. Hatta düğüne … ile gittiğini hatırlıyorum…-… kod adlı … murakıp olarak görev yapıyordu. Hatta bu yapının tabiri ile beşliklerin kalmış olduğu çalışma ve mülakat evlerinde bu görevi yaptığını biliyorum. Bu şahıs benim kalmış olduğum ders çalışma evinin murakıbı olması nedeniyle biliyorum…32-… Kod adlı …; İzmirlidir. Ankara Hukuk Mezunudur. Esmer tenli, yuvarlak yüzlü, orta boylu ve zayıf yapılıdır. Adli hakimdir. Ders çalışma evlerine gittiğimde üçüncü evimdeki murakıbımdır. Yapı içerisindeki görevi murakıplıktır. Görsem teşhis edebilirim…S.S.; Manisalı olduğunu hatırlıyorum. Ancak tam olarak emin değilim. Hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Hukuk mezunudur. Esmer tenli, uzun boyludur. Hakim veya savcı olabilir emin değilim. … kod adlı … ile yapı evliliği yapan kişidir. Yapı içerisindeki görevini bilmiyorum. Görsem teşhis edebilirim…”
Aynı şahsın, 02/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde belirttiği kişinin davacı olduğunu kesin ve net şekilde teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; “..Ben bahse konu bu çalışma evinde bir buçuk ay ders çalıştıktan sonra hiçbir sıkıntı olmamasına rağmen Murakıp olan …kod adlı N. isimli şahıs bana başka eve geçmem gerektiğini söyledi, daha sonra beni alarak ismini hatırlamadığım semtte bulunan google mapsten gösterebileceğimi düşündüğüm (2. EV) bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle beraber, … İsimli şahıslar vardı..Bu evde birkaç hafta kaldıktan sonra bayram tatili nedeniyle ailemin yanına gittim. Daha sonra tekrar geldiğimde evimin değiştiğini söylediler. Bu evde bu 3 kişi dışında Murakıp olan … kod adlı bir şahısta vardı. Bu evde kısa süre kalmam nedeniyle Sermurakıp ile muhatap olmadım ve kim olduğunu da bilmiyorum. Bayramdan sonra bu eve gittiğimde …isminde (ismini kod adını tam olarak bilmiyorum ancak evdeki kişinin birinin … diye hitap ettiğini hatırlıyorum) biri vardı. Bu şahıs beni ikinci evden alarak Demetevlerde demetevler durağının yakınında olan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm (3. EV) bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle birlikte,…isimli şahıslar vardı…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/09/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “…18-…isimli yada kod adlı şahıs; Bu şahsın gerçek adımı yoksa Kod adımı olduğunu bilmiyorum, Benim kalmış olduğum 2.Hakim Savcı Çalışma evinden 3. Hakim Savcı Çalışma evine götüren şahıstır, 15-20 dakika kadar bu şahsı gördüm, bu şahsın Stajer Hakim olduğunu tahmin ediyorum, başkaca bu şahıs ile alakalı detaylı bilgim yoktur, görsem belki teşhis edebilirim…”
Aynı şahsın, Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/09/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde belirttiği kişinin davacı olduğunu kesin ve net şekilde teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.E.’ye ait, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; “…Ben oy sayımında bulunmadım. Seçim döneminde bağımsız adaylara oy vereceklerini belli eden ve o tarihte Samandağ Hakim ve savcıları olan E.Y., S.S., … ve M.Ü. vardı. Ancak bu kişilerin FETÖ mensubu olup olmadıklarını bilemiyorum. M.Ü. bağımsız adaylar için benden oy istemiş ve oy verecekler listesine yazacağını bana söylemişti. Ben, beni listenize yazmayın dedim. Zaten isimlerini verdiğim bu kişiler ilk liste ile açığa alındılar. Benim açığa alınmamdaki faktörün bu kişiler ile adımın anılması olabilir. Konu hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Dedi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.D.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31/01/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “..Ben eşimi simaen evlenmeden önce tanıyordum, ancak ismini bilmiyordum. Ayrıca ben evlendikten sonra eşimin arkadaşlarından olan … isimli hakimlik stajı yapan şahsın yapı mensubu olduğunu kendisinin kaldığı evde beraber kaldıklarını söylemesi üzerine öğrendim…”
İfadesine başvurulan S.Ö.’nün, Çankırı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/03/2016 tarihi fotoğraf teşhis tutanağında; “75) İsmini … olarak biliyorum. Fetö yapılanması içerisindedir.” şeklinde beyanı ile davacıyı teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.’ye ait, Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “…101-… isimli şahıs: Nereli olduğunu ve hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu bilmiyorum. Beyaz tenli siyah saçlı orta boylu zayıf açık bir bayandı. … isimli şahıs benim üst dönemim olan 12. Dönem Adli Yargı Hakim adayıydı. Yapının staj evine gittiğimde yapının staj evinde kaldığını gördüm ve biliyorum. Yapıdaki görevi hakkında bilgim yoktur…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…Ben E.Ç. ile yakın arkadaşımdır, ben Ankara’da 13.dönem hakim-savcı adaylığı stajı yaparken E.Ç. de 12.dönem Ankara staj yapılanmasındaki evlerde kalıyordu. Arkadaş olmamız nedeniyle zaman zaman E.Ç.’nin kalmış olduğu 12.dönem staj evine gidiyordum. Bu nedenle yapının 12.dönem staj evlerinde kaldığını bildiğim kişiler vardır. N.D., H. İSİMLİ ŞAHIS, İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS, E.Ç.’nin kalmış olduğu staj evinde kalıyordu. Bu kişilerin yapının staj evlerinde kaldığını biliyorum. Ayrıca yine bu evlere gitmem ve E.Ç.’den duymam sebebiyle 12.dönem Ankara staj yapılanmasındaki staj evlerinde kaldığını öğrendiğim kişiler vardır. SOY İSİMLERİNİ HATIRLAMADIĞIM B. İSİMLİ ŞAHIS, S. İSİMLİ ŞAHIS, H. İSİMLİ ŞAHIS, B. İSİMLİ ŞAHIS, …İSİMLİ ŞAHIS, N. İSİMLİ ŞAHIS vardı. Yine E.Ç.’nin bana anlatması üzerine bazı kişilerin yapı aracılığı ile evlendiğini duydum, bu bilgim duyuma dayalıdır, bunlardan da bahsetmek istiyorum…”
Aynı şahsın, Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde belirttiği kişinin davacı olduğunu kesin ve net şekilde teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 28/02/2017 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; “…Şüpheliye Y.E. isimli kişinin vermiş olduğu ifadenin ilgili kısımları okunmak suretiyle soruldu : Y.E. ile birlikte iki yıl Samandağı’nda çalıştık. Ben kesinlikle Y.E.’den bağımsız adaylar için oy istemedim. Ben oy verecekler listesine de kendisini yazacağımı belirtmedim. İfadesinde geçirdiği E.Y., S.S. ve … birlikte çalıştığımız o dönemin Samandağı hakim ve savcılarıdır. Ben o dönemde bağımsız olarak nitelendirilen adaylar ile ilgili bir çalışma yapmadım. Sadece mensubiyetini o dönem itibariyle bilmediğim hemşehrim olan ve 1999 yılından beri tanıdığım çok fazla da samimiyetim olmayan HSYK adayı İ.B. çalıştığım Samandağı adliyesine geldiğinde benim odama da uğradı. Hatta kendisi beni hatırladı. Bir meslektaşın odasında oturduğumuz sırada kendisine oy istemesi üzerine ben de kendisine oy vereceğimi mesleki nezaket gereği belirttim. Ancak kendisi ile adliye içerisinde herhangi bir seçim çalışması yapmadım. Kaldı ki yine o dönem Yargıda Birlik Platformu listesine aday olarak giren Ö.K. de adliyemizi ziyaret etmişti. O da ben ve diğer meslektaşlardan kendisine oy vermemizi talep ettiğinde ona da mesleki nezaket çerçevesinde oy vereceğimi belirtmiştim. Ancak Y.E. ifadesinde nedense benimle ilgili bu hususu anlatmamıştır. Bu nedenle beyanını kabul etmiyorum, doğru değildir…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.K.’nin, … Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı savunma dilekçesi; “…Sınava çalışma dönemimde evimize ara sıra S.A. ve M.T. geliyordu diye hatırlıyorum. Sınavı kazandıktan sonra mülakat süreci başladı. Mülakat ve sonraki süreçte E.B., H.G., G.K., …, A.N.D., B.D., N.C., T.B., Z.M., B.Ç. ve S.A. ile tanıştım. Mülakat evinde iken evimize Ö.Y. gelip giderdi diye hatırlıyorum. Yaklaşık dört aylık mülakat sürecinde hep evde durduk.Nerdeyse hiç dışarı çıkmadık.Bu süreçte hep ibadet halinde bulunduk.Bu süreçte Sivaslı Yargıtay’da tetkik hakimi olan C.E. ve B.F. ile tanıştım.Onlar referans görüşmelerim sırasında beni tanıdıkları hemşehrimiz olan Yargıtay üyeleri ile tanıştırdı.Ben de herkes gibi kendime referans bulmaya ve kendimi tanıtmaya çalıştım.Mülakat sonuçları açıklandığında kazandığımı öğrendim.Sonra yine bu yapıda mülakat evlerinin devamı olan staj evlerinde kalmaya başladım..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.N.D.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/01/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…Ben 2005 yılında Ankara Hukuk Fakültesini kazandım, 2009 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum ve ben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğum 4 yıllık süreçte 1,5 yılını yapıya ait olmayan yurtta kaldım, diğer kısımlarda ise yapıya ait evlerde kaldım. Ben 4. Sınıfın ikinci dönemine geldiğimde yapı evinde kalırken kariyer görüşmesi adı altında benimle bir görüşme yaptılar. Bu görüşme genelde bölgedeki evlerden birisinde yapılıyordu. Benimle de bölgedeki bir evde kariyer görüşmesi yaptılar. Benimle görüşmeyi kod adını hatırlamadığım E.G. isimli yaptı. Bu şahıs benim Ankara Hukuk Fakültesinde üst dönemden mezundur. Bu şahıs bana ne yapmak istediğimi sordu, ben de hakim, savcı, avukatlık veya akademisyenlik yapabilirim diye söylemem üzerine bana “biz sizin hakim savcılığı daha iyi yapabileceğinizi düşünüyoruz” şeklinde söyledi. Benimde kafamda somut bir şey olmaması nedeniyle olabileceğini söyledim. Ayrıca benimle beraber N.K., N.H., M.Y., G.Ş., … de vardı. Bunlar da kariyer görüşmesi için E.G. ile görüştüler. Sonra okuldan mezun olduk. Ben okuldan mezun olduktan sonra memleketime gittim, benimle telefonla irtibata geçtiler ancak benimle kimin irtibata geçtiğini hatırlamıyorum, Ağustos ayının ikinci haftasında ben Ankara’ya gittim. Beni otogarda gideceğim evin murakıbı olan … kod adlı Ö. isimli şahıs karşıladı, daha sonra eve gittik. Eve gittiğimizde benim dışımda E.B., S.S., B. isimli şahıs, Y.C. (soyisminden emin değilim) vardı. Bu evin sorumlusu yani murakıbı …kod adlı Ö. idi. Bu evin ser murakıbı kimdi ben bilmiyorum, çünkü bizim eve … kod adlı Ö. dışında hiç gelen olmadı. Biz bu saydığım kişilerle 2009 yılında açılan Adli Yargı Hakim – Savcı sınavlarına hazırlandık, o dönemde sadece Adli Yargı sınavı açılmıştı, İdari Yargı Sınavı açılmamıştı. Bu eve gittiğimizde bizden telefonların kartı ya da bataryasının alındığını hatırlıyorum, bu evde telefon kullanmak yasaktı. Bu evde telefon kullanmanın yasak olması nedeniyle … kod adlı Ö. bana “sen Ankara Hukuk mezunusun dikkat çekmez, bu eve senin üzerine içerden dışarı aramaya kapalı, dışardan içeri aramaya açık bir hat alalım şeklinde söyledi…2009 yılında açılan Adli Yargı Hakim-Savcı sınavlarına gjrerek kazandım. Benimle beraber E.B. de bu sınavı kazandı, ancak evde kalan diğer üç kişi sınavı kazanamadı. Bunun üzerine mülakat döneminde beni bu evden alarak Batıkenfte görsem teşhis edebileceğimi düşündüğüm bir eve götürdü. Ben E.B.’nin mülakat evine gidip gitmediğini, kalıp kalmadığını tam olarak hatırlayamıyorum. Ben mülakat evine gittiğimde bu evde B.D., Z.M., N.C., … isimli şahıslar vardı. Ben bu evde sorumlu, murakıp veya ser murakıp varmıydı, yokmuydu tam olarak hatırlamıyorum. Bu mülakat evinde kimin getirdiğini hatırlamıyorum, ancak mülakat sınavlarında çıkabilecek soruları içerir bir fasikül dağıtıldı. Biz bu evde bulunduğumuz dönemde şu an ismini hatta fiziki görüntüsünü dahi hatırlamadığım bir bayanın mülakat provası yaptığını hatırlıyorum, ancak bunu görsem teşhis edemem, zaten bu evin sorumlusunu da hatırlayamadım, aklıma gelirse evin sorumlusu ve eve mülakat provasına geleni söylemek istiyorum. Kimin verdiğini hatırlamıyorum ancak bu evde bulunduğumuzda bize hitaben etek boyunun dizin dört parmak altında olsun, çok kalında olmayacak ince de olmayacak ten çorap giyilecek, saçlar düzgün olacak, topuklar ve makyaj abartılı olmayacak, lacivert veya siyah takım olacak, mümkün mertebe beyaz ve sade gömlek giyilecek diye söylediler, ayrıca bize hemşerilerden veya memleketimizde çalışmış kişilerden referans aramamızı söylediler. Daha sonra bu evde kalan arkadaşlarla birlikte mülakata girdik. Bu evde kalan tüm arkadaşlar benimle birlikte mülakatı kazanarak 2010 yılı Mayıs ayında 12.Dönem Hakim-Savcı adayı olarak staja başladık… … isimli şahıs yanlış hatırlamıyorsam Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde benimle aynı dönemde öğrenci idi, benimle birlikte mezun oldu, yapıya ait çalışma evlerine geldiğini duymuştum, ancak nerede yapının hangi çalışma evinde kaldığını bilmiyorum, Üniversite yıllarında yapının evlerinde kaldığını biliyorum, 15 Temmuz’dan sonra Aydın ili Nazilli ilçesinde Hakim olarak görev yaparken açığa alındığını duydum, görsem teşhis edebilirim… … isimli şahıs Manisalı idi, Ankara Üniversite Hukuk Fakültesinden benimle birlikte mezun olmuştu, benimle birlikte yapıya ait mülakat evinde kalmıştı. Görsem bu şahsı teşhis edebilirim. Ben mülakatı kaldıktan sonra kimin dediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak bana Ankara ilini staj yeri olarak seçmem söylendi. Ben de Ankara Adliyesini seçtim, daha sonra Ankara Adliyesinde 12. Dönem hakim savcılardan oluşan bir grupla birlikte dört ev tutuldu, bunların bir tanesini de ben tuttum. Göreve başladıktan sonra bizden ilk maaşımızın tamamını istediler, ben de ilk maaşımın tamamını verdim, ancak adaylık döneminde maaşlarımızdan % 10, %15 lik gibi bir oranda para vermedik, çünkü adaylık maaşımız azdı, biz kendi evlerimizin masraflarını karşıladık. Ayrıca 12. Dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan ve yapıya mensup olan kişiler ile 4 ev tutuldu.Bu evlerden; 1’inci evde; S.A., ben, M.Y. Kalıyordu. 2’nci evde; … N.C., Z.M. ve B.Ç. kalıyordu…Ben yapı içerisinde yer almam nedeniyle zaman zaman sohbetlerde zaman zaman da kişilerin kendilerinden yapı evliliğini yaptığını duyduğum kişiler vardır. Bu bilgim duyuma dayalıdır ve sohbet esnasında duyulan şeylerdir. Benim yapı evliliği yaptığını duyduğum kişiler; .. …, …di.D., Z.M., N.C., T.B., H.G. di. Bu bilgim sohbet esnasındaki ve bu şahıslar ile görüştüğüm esnadaki duyuma dayalıdır. Bu şahısların evlenmelerine kimler nasıl aracılık ettiği hususunda bilgim yoktur. S.A.’nın G. isimli kişi ile evlendiğini, M.K.’nin A. isimli kişi ile, …’in S. isimli kişi ile,…evlendiğini hatırlıyorum. Bu şahısların evlendikleri erkek şahısları görsem teşhis edebilirim…”
Aynı şahsın, Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20/01/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde belirttiği kişinin davacı olduğunu kesin ve net şekilde teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.D.’ye ait, Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21-22/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…3-HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2009 YILI EYLÜL-ARALIK AYLARI Ben 3. Hâkim savcı çalışma evime gidiş sürecimi hatırlayamıyorum. Ancak kendi imkânlarımla ikinci kalmış olduğum hâkim savcı çalışma evine gitmek istedim. Çünkü kişisel eşyalarım bu evdeydi. Bu ev taşınmış benim eşyalarım da hiç bilmediğim başka bir eve gitmiş, bu eşyalarımın gittiği eve ben Ankara’ya gittiğimde ikinci evimin murakıbı A. isimli şahsın eşyalarımı almak için götürdüğünü hatırlıyorum. Bu ev de Keçiören semtindeydi. Buradaki eşyalarımı aldıktan sonra yine Keçiören semtinde bulunan asıl kalacağım ev olan Etlik Mahallesi Bağcı Caddesi üzerindeki hâkim savcı çalışma evine götürdü ve bıraktı. Kurallardan bahsetmedi. Çünkü daha öncesinden biliyordum. Ancak kuralların aynısı geçerliydi…Bu ev diğer evlerdeki gibi kurulu değildi. Yeni açılan bir evdi. Bu yüzden eve sabit hat bağlatılması gerektiğini MURAKIP A. bana söyledi. Ben ilk olarak kabul etmedim. Ancak MURAKIP A. sabit hattı adıma açtırmam için beni bir şekilde ikna etti. Nasıl ikna ettiğini hatırlamıyorum. Bende taşındıktan bir ay sonra PTT şubesine giderek kalmış olduğumuz hâkim savcı çalışma evine sabit hat bağlattım. Sabit hattı murakıp A. dış aramalara kapalı yâda açık olması yönünde bir söylemi olmadı. Bende dış aramalara açık özellikte sabit hattı açtırdım. Çünkü daha öncesinden evde kalan kişilerin gece dışarı çıkmaları gerekiyordu. Bunun için ailelerine haber verilemiyordu. Bu problemin yaşanmaması için bu şekilde yaptım. Bu evin sabit hattı o dönemde benim adımadır. Bu üçüncü hâkim savcı çalışma evinde benimle birlikte kalan …, F., N.K., N.C. isimli şahıslardı. Bu sabit hat ile birlikte kaldığım şahıslar aileleri ile farklı zamanlarda defaten görüşüyorlardı. Ben bu sabit hattı ailemle görüşmek için çok az kullandım. Çünkü murakıp A. den cep telefonumu kullanmam için izin almıştım. Bu yüzden ailemle daha çok cep telefonumla görüşüyordum. Evde birlikte kaldığım diğer şahıslar bende cep telefonu olduğunu bilmiyorlardı, haberleri yoktu. Bu evde de sınava yakın tarihlerde birkaç kez deneme sınavı olduğumuzu hatırlıyorum. Bu evin ilk başlarda MURAKIBI A. di. Daha sonra MURAKIPLIK görevini ikinci evde olduğu gibi B. İSİMLİ şahsa deveretti. Son olarak MURAKIPLIĞIMIZ B. yapıyordu. A. ile B. ün kod adlarını varsa da bilmiyorum. Bu deneme sınavlarını MURAKIB B.nin getirmesi ile çözüyorduk. Deneme sınavlarını çözdükten sonra deneme sınavlarını yanında götürüp götürmediğini hatırlamıyorum. Bu evde iken ben bir konu hakkında MURAKIB A.ya ulaşmak için evin yakınında bulunan ankesörden aradığımı ve MURAKIB A. ile görüştüğümü hatırlıyorum. Ankesörden aramam hususunda A.nın beni tembihleyip tembihlemediğini ise hatırlamıyorum. Bu ev yeni olduğu için daha önceki evlere nazaran ders çalışma kitaplarında kaynak eksikliği vardı. Bu yüzden DİAMOND isimli kitap bu eve getirilmemişti. Sadece derslere ait soru kitapları vardı. Bu evde kalmaya devam ederken adli yargı sınavına girdim. Bu sınavdan kaç puan aldığımı hatırlamıyorum. Ancak mülakata hak kazandım. Benimle birlikte … ve N.C. isimli şahıslar adli yargı sınavını kazandılar. Bu sınavdan önce tarafıma soru verilme olayı kesinlikle olmadı. Bu soru verilme konusuyla ilgili olarak tarafıma soru verilmediğini ispatlamam için benden ne yapmam gerekirse yapmaya hazırım. Bu konuda hiçbir çekincem yoktur. Ben 2009 yılı Aralık ayındaki adli yargı sınav sonrasında memleketime gittim. MÜLAKAT EVİ 2010 YILI OCAK-NİSAN AYLARI: Ben 2009 yılı aralık ayındaki adli yargı sınavından mülakata hak kazanınca memleketimdeyken murakıb A. isimli şahıs beni tekrar arayıp mülakat evine davet etti. Bende kendi imkanlarım üçüncü hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldığım ve benimle birlikte sınavı kazanan … ile irtibata geçtim. Birlikte Batıkent semtindeki mülakat evine gittik. Bu eve bizi daha sonradan birlikte kalacağımız A.N. isimli şahıs götürmüştü. Çünkü A.N. bu eve bizden önce gelip kalmaya başlamışlardı. Bu mülakat evinde benimle birlikte …, A.N., B. ve Z.M. isimli şahıslar vardı. Bu mülakat evinin sorumlusu da A. isimli şahıstı. Bu dönem içerisinde bizimle A. isimli şahıs ilgilendi. Bu evin kuralları hakim savcı çalışma evlerinin kurallarına benziyordu, kira ve fatura ödemiyorduk. Herkesin yanında cep telefonu vardı. Ailelerimizle cep telefonu ile görüşüyorduk. Evde sabit hat olup olmadığını hatırlamıyorum. Ayrıca bu evde mülakat için hazırlanmış yayın evi belli olmayan fotokopi halinde mülakat çıkmış soruları adı altında bir kitapçık olduğunu ve ordan mülakata çalıştığımızı hatırlıyorum. Bu evde kalmaya devam ederken evin sorumlusu A. isimli şahıs bize referans arayışımızda yön gösteriyor, Mülakat aşamasında ne tarz giyineceğimiz hakkında bilgiler veriyordu. Bize kıyafetlerin nasıl olması gerektiğini söylemişti. Siyah renkli takım elbise, içerisine beyaz gömlek, siyah topuklu ayakkabı, takım elbisenin etek kısmının oturduğumuz vakit dizin gözükmeyecek şekilde olması gerektiğini söyledi. Bunun şık durmayacağını belirtip söylemişti. Referanslarımıza giderken de bu kıyafetleri giyip gitmemizin uygun olacağını belirtmişti. Mülakat evinde kalmaya devam ederken gerçek mülakata gidiyor gibi mülakat hazırlığı yaptık. Evin sorumlusu A. isimli şahısla birlikte İSİMLERİNİ VE KOD ADLARINI BİLMEDİĞİM 3 ERKEK ŞAHIS geldi ve bizlere yani …, A.N., B. ve Z.M. ve bana sırayla salona çağırarak gerçek bir mülakatmış gibi prova yaptık. Bana sıra geldiğinde bana hukuki sorular sordular. Prova sonrası hepimizi tek tek hakkımızdaki görüşlerini söylemek için tekrar çağırdılar. Beni çağırdıklarında etekten dolayı rahatsız olduğumu çok belli ettiğimi söylediler. Bunu belli etmememi eteğin beni bu kadar rahatsız ediyorsa eteğini biraz daha uzun giyebilirsin diye söylediler. Mülakatta çok heyecanlandığımı referanslarımı bir kez daha dolaşarak heyecanımı yenmem gerektiğini söylediler ve evden ayrıldılar. Ben bu evde kalmaya devam ederken 2010 yılındaki gerçek adli yargı mülakatına girdim ve mülakattan başarılı oldum. Benimle birlikte kalan …, A.N., B. ve Z.M. da başarılı oldular. STAJ DÖNEMİ 2010-2012 YILI: Bu evde birlikte kaldığım herkes benimle beraber başarılı olduğu için mülakat evi sorumlusu A. isimli şahıs eve gelerek bize hepimiz başarılı olduğumuz için artık kendisinin bizimle ilgilenmeyeceğini bizlerin staj aşamasına geçtiğini bu dönemde de bizlerle … KOD ADLI F.B. isimli Yargıtay Tetkik Hakiminin ilgileneceğini belirtip bu şahısla bizi tanıştırdı. … KOD ADLI F.B. isimli şahıs ben ve …, A.N., B. ve Z.M. hitaben “ bundan sonra sizinle ben ilgileneceğim ben sık sık gelir size aşama aşama ne yapmanız gerektiğini söylerim” dedi. Benim STAJ SORUMLUM bu saatten sonra … KOD ADLI F.B. isimli şahıstı. Staj sorumlusu …KOD ADLI F.B. isimli şahıs bazı konularda kendi karar veremediği takdirde bu konuyu M. ABİ nize sormam gerekir şeklinde söylerdi. M. ABİ olarak bahsettiği şahsı ben stajın başlarında yapının staj evlerinde kalan şahıslarla yapılan toplantıda bu şahısta gelmişti. Bizlere stajla ilgili kısa bilgiler verdi. … KOD ADLI F.B. ü kastederek … ABLANIZDAN habersiz hareket etmeyin, o gereken konuları bana söyler siz bize emanetsiniz şeklinde söylemişti. Daha sonraki günlerde M. ABİ olarak bahsedilen şahıs Akademi dönemimde bizim 6136 Sayılı kanununun derslerine geldiğinde bu şahsın adının R.A. olduğunu öğrendim. M. isminin de kod ismi olduğunu öğrendim…. KOD ADLI R.A. nında staj sorumlumuz … KOD ADLI F.B. isimli şahsın yapı içerisinde bir üst sorumlusu olduğunu öğrendim ancak yapı içerisindeki görevinin ne olduğunu bilmiyorum. Staj sorumlumuz olan … KOD ADLI F.B. bizlerin staj döneminde kalabilmemiz için kendi imkanlarımızla ev bulmamızı bu evlerinde Beşevler, Bahçelievler semtinde olmasına özen göstermemizi söyledi. Ben ev bulunma döneminde memleketimde olduğum için evlerin kiralanma aşamasında yoktum. Sadece benim staj döneminde kalacağım evin kiralama aşamasında vardım. Bu evinde kira kontratının benim yada başkasının üzerine olup olmadığını hatırlamıyorum. Bu evlerin depozito ve kiralarını … KOD ADLI F.B. isimli şahıs vermişti. Tutulan evlerden benim kaldığım ev Bahçelievler semtinde diğer iki evde Beşevler semtinde diğer bir evde Maltepe semtinde idi. Benim kaldığım staj dönemindeki evde N.D., E., H.M. isimli şahıslarla birlikte kalıyordum. Beşevler ve Maltepe de olduğunu belirttiğim yapıya ait staj evlerinde kimin hangi evde kaldığını bilmemekle birlikte çünkü bu üç evde kalan şahıslar arasında değişiklikler oluyordu. Bu evlerde kalan şahıslar ise …, … isimli şahıslardı. Benim staj dönemimde yapı içerisinde staj sorumlumuz … KOD ADLI F.B. kod adlı şahıstı. Bu şahısla bizim aramızda irtibat sağlayan kişiye de DEVRECİ deniliyordu. Bizim ilk DEVRECİLİĞİMİZİ uzun süre yapan A.N. İSİMLİ ŞAHISTI. Daha sonrasında DEVRECİLİĞİMİZİ kısa süreliğine H. isimli şahıs yapmıştı…YOZGAT MESLEK DÖNEMİ 2014-2016 YILI: Ben 2014 yılında Kastamonu dan tayin olmuş olduğum Yozgat Boğazlıyan ilçesine gittim. Ben Boğazlıyan a ilk atandığım dönemde HSYK seçimleri de vardı DEVRECİMİZ H. beni Ankara ya görüşmek için çağırdı. Telefonda bana vermiş olduğu Cevizlidere semtindeki yine ilk gittiğim yer gibi yeni atanmış hakim yada stajer hakimin evi olduğunu düşünüyorum. Bu görüşmede …, .. vardı. Bu görüşmeye İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM ERKEK ŞAHIS geldi ve bizlere ilk olarak dini bir sohbet yaptıktan sonra HSYK seçimlerinin çok önemli olduğunu bu seçime önem vermemiz gerektiğini söyledi. Adaylar daha belli olmadığı için kime oy vermemiz gerektiği hususunda bir söylemi olmadı. Ancak bizlere teker teker kimlerden samimiysek oy isteyebileceğimizi sordu. Ben kendisine kimseden oy istemeyeceğimi söyleyince bana tepki vererek öyle şey mi olur, samimi arkadaşlarını, memleketlerinde ziyaret et samimiyet kurmaya çalış seklinde söyledi. Bu görüşmemizde bu şekilde sonlandı.. …: Bu şahıs İzmirlidir. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla üçüncü hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında aynı dönem hakim adayı olduk. Görsem teşhis ederim…”
Aynı şahsın, Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/03/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde belirttiği kişinin davacı olduğunu kesin ve net şekilde teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı; beyanları kabul etmediği, M.Ü. ve Y.E.’nin aleyhe beyanda bulunmadığı, bazı tanıklarla tanışıklığının olmadığı, beyanların duyuma dayalı ve çelişkili olduğu, tutuklanmamak ya da ceza almamak için, kendilerini kurtarma saikiyle verildiği, 2009 yılı Adli Yargı Sınavına memleketinde hazırlandığı, hayatının hiçbir döneminde örgütün herhangi bir evinde kalmadığı şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evde kaldığına, örgüt mensuplarının düzenlediği kariyer görüşmesine katıldığına, kod adının … olduğuna, hakim-savcı sınav çalışma evinde kaldığına, mülakat evinde kaldığına, hakim-savcılık mülakatında ne şekilde giyinileceğinin bilgisini verdiğine, örgüt mensuplarının düzenlediği mülakat provasına katıldığına, beşlik diye tabir edilen kişilerin kaldığı sınav çalışma ve mülakat evinde murakıplık görevi yaptığına, staj evinde kaldığına, katalog evliliği yaptığına ve diğer hususlara yönelik tanık ifadeleri ile davacının ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, “…F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve … Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle ‘2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.’ nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik’ te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya’lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana’lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon’un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini’ beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
…
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (…) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP’lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran’ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben “Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir” söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
…
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15′ i, evlilerden ise yüzde 10’u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
…” şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
“…Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. …SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan … kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada ‘elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını’ söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine Gülşen kod adlı G. konuşmasının devamında ‘görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini’ söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı.”
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“… 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
… Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan … KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. …Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
…
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. …SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. …Yeminden sonra SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. …Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum…
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. …SERMURAKIB … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. …Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı…
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
…Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı…”
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ’ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun savunma dilekçesi ekinde CD ile dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 11/06/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında (78. Çalışma Evi), “… dosya kapsamındaki tüm delillerden net bir şekilde anlaşılacağı üzere “… MH. …SİTESİ …APT. N:… D:… MESA-YENİMAHALLE ANKARA” adresindeki evin Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi olarak 12/10/2009-28/07/2011 tarihleri arasında kullanıldığı, bu evin Hakim / Savcı Sınavlarına Hazırlık Mahrem Hücre Evi olduğu tespit edilmiş, tasnif kolaylığı sağlaması açısından Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından bu hücre evi 78 NOLU ÇALIŞMA EVİ olarak adlandırılmıştır. Soruşturma kapsamında 78 nolu olarak adlandırılan evde adı geçen ve şüpheli olduğu değerlendirilen kişilerden … ve ..’ün Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından şüpheli olarak savunmaları alınmıştır bu ifadeler ve teşhis tutanakları ekte gönderilmiştir….15-… (…) SÖYLER (T.C.Kimlik No:…) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; …(…) …’in, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 05 Aralık 2009 Adli Yargı sınavına katıldığı ve bu sınavın mülakatına hak kazandığı, bu sınava girerken … numaralı GSM hattının irtibat numarası olarak verildiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığında Hakim olarak görev yaparken İHRAÇ olduğu, Bylock kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 78.Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ /PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen … nolu sabit hat ile N.Ö. (Babası, iki farklı telefon hattından toplam 15 kayıt), S.A. (Eniştesi, toplam 2 kayıt) ve A.Ö. (Amcası, toplam 4 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (05 Aralık 2009 Adli Yargı sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin/evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.) görüşme kayıtları tespit edilmiştir. Şahsın yakınlarının aramalarının HTS kayıtlarında tespit edilen tarih aralığının 16/02/2010-10/05/2010 tarihleri arasında olduğu ve şahsın 05 Aralık 2009 Adli Yargı sınavını kazandığı birlikte değerlendirildiğinde sınav tarihinin HTS tarih aralığından öncesine denk gelmesi nedeniyle Aralık 2009 sınavı sonrasında kısa bir dönem bu evin mülakat evi olarak kullanıldığı değerlendirilmekte olup, şahsın mülakat döneminde bu evde kaldığı, yine dosyada yer alan HTS kayıtlarının tarihsel olarak incelenmesinde 2010 yılının 2. Ayı ile 2010 yılının 5. Ayı arasındaki bu dönemde …, A.N.D. ve B.Ç. isimli şahısların yakınlarının arama kayıtları tespit edilmiş, bu şahısların sınav sonrasında mülakat döneminde bu evde kaldıkları anlaşılmaktadır. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, bu eve ilişkin dosyada yer alan HTS İnceleme Tutanağı, HTS Analiz Raporu, araştırma tutanakları, tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde … (…) …’in, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde (mülakat evi olarak kullanıldığı dönemde ) kaldığı değerlendirilmektedir..” şeklinde; 28/05/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında (35. Nolu Çalışma Evi), “…dosya kapsamındaki tüm delillerden net bir şekilde anlaşılacağı üzere “… MH. … CD. … SK. … APT. NO:… KEÇİÖREN ANKARA” adresindeki evin Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi olarak 25/08/2008-13/05/2011 tarihleri arasında kullanıldığı, hukuk mezunu olan F.(K.) G.’nin adına olan sabit hattın iletişim amaçlı kullanıldığı, bu haliyle yukarıda açıklandığı üzere evin özelliklerinin Hakim / Savcı Sınavlarına Hazırlık Mahrem Hücre Evi yapılanmasına uyan özellikler taşıdığı, bu evin 25/08/2008-13/05/2011 tarihleri arasında Hakim / Savcı Sınavlarına Hazırlık Mahrem Hücre Evi olduğu tespit edilmiştir. BU BAĞLAMDA; Tasnif kolaylığı sağlaması açısından Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından 25/08/2008-13/05/2011 tarihleri arasında F.(K.) G. (T.C….) adına kayıtlı … numaralı sabit telefon hattının hücre evinde kullanıldığı döneme ilişkin bu hücre evi 35 NOLU ÇALIŞMA evi olarak adlandırılmıştır…18-… (T.C….) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; …’in, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 5 ARALIK 2009 ADLİ YARGI sınavına katıldığı ve bu sınavının mülakatına hak kazandığı, sınava girerken … nolu telefon hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Hatay Samandağı Cumhuriyet Başsavcılğında Hakim Savcı Olarak Görev Yaparken İhraç Olduğu, Bylock kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımızca savunması alınan Y. (B.) K.’in savunmasında;“…ÜÇÜNCÜ ÇALIŞMA EVİ: (Bu evde 2010 yılının ocak sonundan (emin olmamakla birlikte) 2010 yılında yapılan adli ve idari yargı sınavlarına girene kadar kaldığını beyan etmektedir) Bu evde 2010 yılında yapılan sınava kadar son olarak benimle birlikte …kod adlı G.P., E.B.Y., D.Ç., S. (Ö.) S. kaldı. Yine bu eve kalıcı olarak gelmeyip geçici olarak birden fazla kişi geldi. Bunlardan kod adlarını hatırlamadığım G.G., N.A., D.B.Ö. vardı. G.G. ve N.A. kısa süreli bu evde geçici olarak kaldıktan sonra başka bir çalışma evine gittiklerini biliyorum. Bu eve ilk gittiğimde bu evin murakıbı … kod adlı bir şahıstı. Bu şahsın şu an gerçek ismini hatırlayamadım. Ayrıca bu eve bir dönem murakıp olarak kod adını hatırlamadığım Z.M. isimli şahıs geldi. Bu şahıslar dışında son olarak bu eve mukakıp olarak … kod adlı …’di. Bu evin sermurakıbı vardı ancak kim olduğunu şu an hatırlamıyorum. Bu evdeki kurallar diğer evlerle aynıydı…” şeklinde beyanı ile şahsı net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında örgütün, daha önce çalışma evlerinde kalan kişilerden Ankara Adliyesinde staj yapanlara bu dönemlerde çalışma evleri ile ilgili örgüt içerisinde sorumluluklar vermesi, soruşturma kapsamında alınan beyanlarda bahse konu çalışma evlerinin kiralanması/evlerde kalanlarla ilgilenme işlerini sorumlu olan MURAKIP/SERMURAKIP adı verilen ve kod adı kullanan örgüt sorumluları tarafından yapıldığına ilişkin birden fazla beyan bulunması ve bugüne kadar yapılan çalışmalar ve HTS kayıtları ile abonelik sözleşmelerinin incelenmesinde bu hususların doğruluğunun teyit edilmesi ile bu bağlamda şahıs hakkında yine soruşturma kapsamında Y.K.’in beyan ve teşhislerin bulunması ile … KOD adını kullanması ile tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde …’in FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinden/evlerinden sorumlu MURAKIP/SER MURAKIP olarak örgüt içerisinde görev yaptığı tespit edilmiştir..” şeklinde; 13/07/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında (84 Nolu Çalışma Evi), “..Bu haliyle dosya kapsamındaki tüm delillerden net bir şekilde anlaşılacağı üzere “… MH. … CD. … SK. NO:… KEÇİÖREN ANKARA” adresindeki evin Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi olarak 24/09/2010 (sabit hat abonelik başlangıç tarihi)-22/06/2011 (son kira ödeme tarihi-ikamet sahibi beyanı) tarihleri arasında kullanıldığı, bu evin yukarıda açıklanan Hakim/Savcı çalışma evlerinin özelliklerine uyan özellikler taşıdığı, bu evin Hakim / Savcı Sınavlarına Hazırlık Mahrem Hücre Evi olduğu tespit edilmiş, tasnif kolaylığı sağlaması açısından Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından bu hücre evi 84 NOLU ÇALIŞMA EVİ olarak adlandırılmıştır. Soruşturma kapsamında 84 nolu olarak adlandırılan evde adı geçen ve şüpheli olduğu değerlendirilen kişilerden Z.(K.) T., R.T.(K.) G. VE Z.(M.) A.nın Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından şüpheli olarak savunmaları alınmıştır. İfade tutanakları ve teşhis tutanakları ekte gönderilmiştir….3-… (…) SÖYLER (T.C. Kimlik No:…) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; … (… ) …’in, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 05 Aralık 2009 Adli Yargı sınavına katıldığı ve bu sınavın mülakatına hak kazandığı, bu sınava girerken … numaralı GSM hattının irtibat numarası olarak verildiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığında Hakim olarak görev yaparken İHRAÇ olduğu, Bylock kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 84.Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ /PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında temin edilen belgeler ve yapılan çalışmalarda; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosunun … gün ve … sayılı yazısı ekinde yer alan, ikamet sahibinin Keçiören İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince alınan 25/04/2017 tarihli tanık ifadesinde;”…Dairem ikinci katta, 3+1, salon bağımsız, kombili bir dairedir. Sorulan tarihlerde bahse konu dairemi emlakti A.Y.(Yurt Emlak) aracılığıyla kiraya vermiştim. Kiracılarım üç ya da dört stajyer bayan avukattı, kefilleri de bir bayan hakimdi ancak isimlerini hatırlayamıyorum. Bankadan aldığım belgede 2010 yılı Eylül ayından 2011 yılı Haziran ayı sonuna kadar kira ödeyen …, Z.A. ve Z.M. olarak görünmektedir. Bu bayanlar bu süre içerisinde kiracı olarak ikamet ettiler. Bayanlar daireden ayrıldıktan sonra emlakçı vasıtası olmadan, bina yönetiminin tavsiyesi ile 2011 yılı Ağustos – Eylül ve Ekim aylarında …. isimli şahıs kiracı olarak oturdu…” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. İkametin belirtilen dönemlerdeki kira sözleşmesinin temini ve kalanlarla ilgili ikamet sahibi ile yapılan ve kollukça tutanağa bağlanan görüşmede ikamet sahibinin;”…25/04/2017 günü alınan bilgi alma ifadesine ek olarak, ikameti o dönemde emlakçilik yapan A.Y. isimli şahıs aracılığıyla kiraya verdiğini ancak bu şahıs hakkında sadece emlakçılığı bıraktığını ve yaşlı olduğunu bildiğini, Ankara ilinde ifadesi alındıktan sonra bu şahsın yanına giderek kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığını sorduğunu şahsın bulunmadığını söylediğini, kiracılarında yine ikameti emlakçı aracılığıyla kiraladıklarını, bu şahıslardan yaklaşık 300Dolar depozito aldığını, ikamete hasar verdikleri için depozitoyu iade etmediğini, ifadesinde isimlerini verdiği bayan şahıslara o dönemde 27-28 yaşlarında olduğunu düşündüğü bir bayan hakimin kefil olduğunu, ikametteki aboneleri şahısların öğrenci olmaları nedeniyle kendi üzerinde bıraktığını, kendisinde kira sözleşme aslının bulunmadığını, yırtıp attığını hatırladığını, kiraların ödenmesi ile ilgili hesap ekstrelerini ifadesine sunduğunu burada kira ücretlerinin göründüğünü…” beyan ettiği ve ifadesine eklenmek üzere kira ödemelerinin yapıldığı banka hesap hareketlerinin suretlerini kolluk görevlilerine ibraz ettiği anlaşılmıştır. İkamet sahibinin … Bankası Nezdindeki banka hesap hareketlerinin kira ödemelerine ilişkin yapılan incelemelerinde; 23/09/2010 ve 16/04/2011 tarihli işlem açıklamalarında (toplam 2 işlem) … isminin yazılı olduğu, 22/10/2010, 23/11/2010, 10/12/2010, 25/01/2011, 23/02/2011, 26/03/2011, 17/05/2011 ve 22/06/2011 tarihli işlem açıklamalarında (toplam 8 işlem) Z.A. isminin yazılı olduğu, kolluk görevlilerince yapılan araştırmalarda Ayşe ÖZDEMİR isimli şahsın … (…) …(T.C.Kimlik No:…) isimli şahıs olduğu, Z.A. isimli şahsın Z.(M.) A.(T.C.Kimlik No:…) isimli şahıs olduğu tespit edilmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, bu dönemde … (…) …’in Hakim/Savcı adayı olarak görev yapması, soruşturma kapsamında alınan beyanlarda bahse konu çalışma evlerinin kiralanması ve diğer işlemlerin sorumlu olan MURAKIP/SERMURAKIP adı verilen ve kod adı kullanan örgüt sorumluları tarafından yapıldığına ilişkin birden fazla beyan bulunması ve bugüne kadar yapılan çalışmalar ve HTS kayıtları ile abonelik sözleşmelerinin incelenmesinde bu hususların doğruluğunun teyit edilmesi ile bu eve ilişkin dosyada yer alan tanık ifadesi, telefon görüşme tutanağı, banka hesap hareketleri, inceleme/araştırma tutanakları, tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde … (… ) … ’in, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinden/evlerinden sorumlu MURAKIP/SER MURAKIP olarak örgüt içerisinde görev yaptığı tespit edilmiştir.
” şeklinde tespitlere yer verildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 11/06/2019, 28/05/2019 ve 13/07/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanakları ile davacı hakkındaki tanık beyanlarından, davacının mülakat evinde kaldığı gibi hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinden sorumlu murakıp olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından, hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinden sorumlu murakıp olarak görev yaptığına ve mülakat evinde kaldığına yönelik tespite ilişkin; 78 Nolu Çalışma Eviyle ilgili .. numaralı hattın babası adına kayıtlı olup, o dönemde kendisi tarafından kullanıldığı, HTS kayıtlarına göre 21 arama kaydı olduğunun belirtildiği, bunların eski tarihli olması nedeniyle hatırlayamadığı, anılan evdeki hattan tanık N. tarafından aranmış ya da kendisinin N.’yi aramış olabileceği, 35 Nolu Çalışma Eviyle ilgili HTS kayıtları ve abonelik sözleşmeleri incelendiği takdirde tanık beyanlarını destekleyecek belge olmadığının anlaşılacağı, 84 Nolu Çalışma Eviyle ilgili Savcılık yazısında geçen kolluk tutanağının kesinlik içermediği şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde murakıp olarak görev yapmış olmasının ve mülakat evinde kalmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.