Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/1512 E. , 2021/1487 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/1512
Karar No : 2021/1487
DAVACI : …’e vesayeten …
DAVALI : … Kurulu /…
VEKİLİ : Av. ….
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Meslek hayatı boyunca hiçbir disiplin soruşturması geçirmediği, olağanüstü hal (OHAL) süresince durumun gerektirdiği ölçüde ve geçici mahiyette tedbirlerin alınabileceği, dava konusu kararların hukuki dayanağının bulunmadığı, 667 sayılı KHK ile getirilen düzenlemenin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunu etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıkardığı, hakkındaki isnatların tarafına bildirilmediği, bu iddialara karşı savunmasının alınmadığı, disiplin soruşturması yapılmadığı, dava konusu kararların gerekçesiz olduğu, kişiselleştirme yapılmadığı, genel, soyut ve şablon ifadeler kullanıldığı, dava konusu kararların emniyet, istihbarat ve güvenlik birimleri tarafından hazırlanan fişleme listeleri üzerinden alındığı, listelerin darbe girişiminden önce hazırlandığı, hakimlik teminatına aykırı olan dava konusu kararların hakim ve savcıların azli mahiyetinde olduğu, hakkında isnat edilen suçla ilgili herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, suçlamanın asılsız olduğu, davalı idarenin söz konusu kararları alırken tarafsız olmadığı, adil yargılanma hakkının, ifade özgürlüğünün, din ve vicdan hürriyetinin, ayrımcılık yasağının, özel hayatın gizliliği ilkesinin, suç ve cezaların kanuniliği ve şahsiliği ilkelerinin, hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin, orantılılık ve ölçülülük ilkelerinin, etkili başvuru yolu hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu işlemin dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinde yer alan “mensubiyeti veya iltisakı yakut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” ibaresi ile “meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir” ibaresinin ve “Yürürlüğün Durdurulması” başlıklı 10. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı tüm parasal ve özlük haklarının işlem tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu’nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM’de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … günlü, … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Bakılmakta olan davanın incelendiği tarih itibariyle dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu nedeniyle açılan kamu davasında Yargıtay… Ceza Dairesi’nin… günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile suçun sabit görüldüğü gerekçesiyle mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmaması karşısında bu işlem nedeniyle ortada tazmini gereken bir zarar da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra … Sulh Hukuk Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararıyla …’in (T.C Kimlik No: …) davacıya vasi olarak atandığı görüldüğünden davaya vasi yoluyla devam edilmesine karar verilerek, davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinde yer alan “mensubiyeti veya iltisakı yakut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” ibaresi ile “meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir” ibaresinin ve “Yürürlüğün Durdurulması” başlıklı 10. maddesinin Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay … Ceza Dairesinin(ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun … tarih ve E:…, K… sayılı kararıyla onanarak 13/10/2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun savunma dilekçesi ekinde yer alan fakat savunma dilekçesi ile birlikte dosyaya sunulmayan CD’nin davalı idarenin üst yazısı ile dosyaya sunulması üzerine, Dairemizin 03/07/2018 tarihli ara kararıyla anılan CD’nin davacıya tebliğine karar verilmiş, CD içeriği bilgi ve belgelerle ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya otuz (30) gün süre verilmiştir.
Yine bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 30/07/2018, 31/08/2018, 17/10/2018, 26/02/2019, 13/06/2019 ve 26/06/2019 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri, 16/10/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz (30) gün süre verilmiştir.
Ayrıca bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 14/02/2020 tarihli yazısı ekinde yer alan ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları” 09/06/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on(10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra h…larını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
a-1) Davacıya ait ByLock bilgisi:
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş iki ayrı “ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporları” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporlarının incelenmesinden, davacının tespit edilen birinci GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin 11/08/2014; tespit edilen diğer GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının … ve tespit edilen ilk tarihin 16/11/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, ilk Tutanakta, “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ve TC Kimlik numarası ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…” olduğu, “ID’yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler” başlığı altında davacıyı A.A. isimli kişinin “…”, … ID numaralı Bylock kullanıcısının “…”, N.D. ve K.T. isimli kişilerin “…”, S.D. isimli kişinin “…”, H.Y. isimli kişinin “…”, … ID numaralı Bylock kullanıcısının “…”, … ID numaralı Bylock kullanıcısının “…” ve … ID numaralı Bylock kullanıcısının “…” olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise, davacının adı ve soyadı ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…” olduğu, “ID’yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler” başlığı altında davacıyı N.D. isimli kişinin “…” olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.
Öte yandan, davacının, ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay …Ceza Dairesinin(İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; “… … ID numaralı Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında, sanığın(davacının) Bylock ID numarasını ekleyen ve ekleyenler bölümününde dava dışı Yargıtay ve Danıştay eski üyeleri ve hakim/savcı olan FETÖ /PDY şüpheli/sanıklarının kullandığı … ID, … ID, … ID, … ID, … ID (K.T.) ‘nın yer aldığı, Danıştay eski hakimi A.A. tarafından “devre” adıyla kurulan grup ile, Yargıtay eski üyesi ve HSYK sorumlusu şüphelisi N.D. tarafından “…” adıyla oluşturulduğu gruba, Yargıtay, Danıştay ve HSK eski üyeleri ile hakim/ savcı olan FETÖ/PDY şüpheli/sanıklarının kullandığı … ID (… eski üyesi Ş.I) … ID, … ID, … ID, … ID, … ID (… eski üyesi K.T.) ile birlikte HSK eski üyesi olan sanığın(davacının) da katıldığı ve grupta çok sayıda iletişim kurulduğu tespit edilmiştir. … ID ve … ID numaralı Bylock kayıtlarının her ikisinin şifresinin “…” olduğu, yukarıda da açıklandığı üzere sanığın(davacının) şifre oluştururken eşinin ve kendisinin adının baş harfleri ile doğum tarihi bilgileri kullandığı görüşmüştür. … ID numaralı kaydın kullanıcı adının “… “, … ID numaralı kaydın kullanıcı adının ise “… ” olduğu, sanığın(davacının) kullanıcı adını oluştururken nüfusa kayıtlı olduğu yer olan Kütahya ile görev yaptığı yer olan … ilinin plaka kodu olan … ve … numaralarını kullandığı anlaşılmıştır … M.K.Ö., Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi huzurunda alınan 16/03/2018 tarihli beyanında; “….Soruldu: (… ID) numaralı ByLock içeriğinde yer alan kullanıcı adı, şifre ve rehberde kayıtlı olan kişiler soruldu. Cevap: Bu ID numarasını hatırlamamakla birlikte rehberdeki kayıtlı kişiler benim HSYK’daki nrkadaşlanmdır. N.D. de HSYK’nın o dönem ki imamıdır. Bana verdikleri “… ” kullanıcı ismi benim tarafımdan belirlenmiştir. ByLock’ıımda kayıtlı olan (… İD) …. (… ) K.T., (… ID) N.D. dir. Ş.I.’da HSYK’dan arkadaşımdır. ” şeklinde beyanı ile … ID Bylock numarasının sanığa(davacıya) ait olduğunu açıklamıştır. Sanık(davacı), Bylock verilerinin hukuka uygun elde edilmiş bir delil olmadığını ileri sürmüş ise de; Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16.MD-956 Esas, 2017/370 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, ByLock verilerinin delil olarak değerlendirilebileceği, ayrıca bu verilerin HTS ve CGNAT kayıtları ve diğer delillerle de doğrulandığı görülmüştür … Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın(davacının), inkara yönelik savunmalarına itibar edilmemiş, ByLocku kullandığının sabit olduğu kanaatine varılmıştır…” şeklinde tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Raporlar ve Tutanaklar ile ceza yargılaması aşamasında yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden; davacının “…” ve “…” ID numaralarıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
a-2)Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları:
Davacının, ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay … Ceza Dairesinin(ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; “…… ID (Yargıtay eski üyesi)’den … ID ‘e (… eski üyesi Ş.I.) gönderilen 2015.10.26 21:31 gün, saati ile başlayan mesajlarda;” kurul başkanvekili kimin olacağı konusunda bir duyum varmı birde biz bir tarafı destekleyip bölünmeye vesile olabilir miyiz / kendi aralarında anlaşamazlarsa biz belirleyici olabiliriz, bu konuda kulağımız delik olsa zaten daha var seçimden sonra neler olur bakalım “
… ID (… eski üyesi)’den … ID ‘e (… eski üyesi Ş.I.) gönderilen 2015.11.03 21:25 gün, saati ile başlayan mesajlarda;” abi bu gün işyerinde hava nasıldı? tutuklama çıkarılan 49 lar konuşuluyormu? seçimin verdiği şımarıklık varmı? imkanınız olursa birkaç kelime yazabilirseniz / est, tmm abi aro /est abi çok iyi oldu Allah yardımcınız olsun “
…
… ID (… eski üyesi)’den … ID ‘e (… eski üyesi Ş.I.) gönderilen 2015.12.23 00:17 gün, saati ile başlayan mesajlarda; “abi muhalefet şerhini atabilirseniz hemen çevirelim abi..veya … abi çevirmiş olabilir.. 22.12.2015 20:53, … (…) yazdı: 22.12.2015 20:28, … (…) yazd?: abi ingilizcesi yok bunu yurtdisi birimi ile gorusmek lazim v. abi bakiyordu en son.ona bir sorsaniz. 22.12.2015 20:05, … (…) yazd?: abi elimizde 49 lar icin kurulda yazilan muhalefet serhinin ingilizce tercumesi var mi? 22.12.2015 19:54, … (…) yazd?: / bu konuyu M abiyle görüşebilirmisiniz / varmıymış abi eğer mümkünse yoksa biz yaptırabiliriz abi nasılsınız/ abiler buradamı memlekete giden varmı / ŞİFRELİ DÖKÜMAN ÇÖZÜLEMEDİ!!! /…/”
…
… ID (… eski üyesi ve HSYK imamı şüphelisi N.D) ile … ID (… eski üyesi) arasında geçen 2016.01.17, 21:57 gün, saat ve sonraki tarihli mesajlarında;
“Abi Ysk da kimlee verceksiniz/ abi galiba serbest bırakmışsınız /ben yanlış anlamışım ozaman/ herkes hemşerili daha önce beraber çalışma gibi sebeplerle kendine en yakın olana versin deyince herkes kendisi belirleyecek zannetttim / ben kime vereceğim bellimi hala bir şey diyen olmadı K’ye mi sorayım / bizim patrona sorsam inandırıcı olmaz hemde şüphelenir değilmi/ ama böyle bir şey sormam yakışık almaz değilmi / abi hafta içi bir gün M.K. ile öğle yemeği yesek olurmu/ gözden ırak bir yer düşünün bende düşünüyorum / biraz canı sıkkı gibi / gerekirse biraz uzakta olabilir ama / salıya haber göndereyim inş olur abi / abi Kazan veya o taraflara gitmek çok abartımı olur /tmm abi / o günler sizin işiniz vardı galiba / ŞİFRELİ DÖKÜMAN ÇÖZÜLEMEDİ!!!/ tmm Z. ben uğrarım /ŞİFRELİ DÖKÜMAN ÇÖZÜLEMEDİ!!! /belli olunca bana yazın bende haber göndereyim/ŞİFRELİ DÖKÜMAN ÇÖZÜLEMEDİ!!! / tmm abi Aro 2/ dişçinin anlattığı bir şey varmı/ ŞİFRELİ DÖKÜMAN ÇÖZÜLEMEDİ!!!/ abi onda haber çoktur bir ara görüşsek daha doğrusu MK ile görüşmemize hazırlıklı gelseniz/ Dün … la görüştüm MK in psikolojisinin kötü olduğunu söyledi/ ŞİFRELİ DÖKÜMAN ÇÖZÜLEMEDİ!!!/Hep beraber olursak terapi olur abi / evet MK çok haber dinliyor okuyor / çalışanlar etkilenmiyor bu arkadaş yazıp çizmediği için devamlı TV internet kafası bozuluor/ abi inanın bu adamların basınını okuduğunuzda kötü olmammak mümkün değil en iyisi hiç okumamak/ Bu günkü sohbet çok güzeldi abi bence çok açık mesajlar vardı/ ama insanlarada bir şey diyemiyorsun/……../ olur abi/ önce hakime hanımla görüşmeye gerek varmı/ açığa alınma konusun kurulda konuşulduğu konusu ….” şeklinde mesaj içeriklerinde sanığın adının geçtiği tespiti edilmiştir.
M.K.Ö. 16.03.2018 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca müdafi huzurunda alınan ifadesinde;
“Soruldu: N.D. (… ID) ile A.B. (… ID) arasındaki 11.01.2016 ve sonraki tarihlerde “Dün …la görüştüm. Mk’nın psikolojisinin kötü olduğunu söyledi. Yemek yesek olur mu.” şeklinde devam eden içerikler okundu soruldu.
Cevap: Ben sürekli olarak onlara daha önce kurulun yapmış olduğu hataları yapmamaları ve yanlış bir karara imza atmamızın bizden beklememeleri gerektiğini söylemiştim. Ancak yanlışlıklar devam edince de çok canım sıkılıyordu. Sanırım içerikte bahsedilen budur dedi…” şeklinde cevabıyla hatalı kararlara imza attıklarını, sanığında(davacının da) bundan haberdar olduğu, sanığın Hsyk sorumlusu ile Hsyk üyeleri arasında irtibat kurduğu anlaşılmıştır.
…ID’den ( eski yargı mensubu M.K.) …ID’e (eski yargı mensubu S.S.H.) gönderilen:
2015.11.04 günlü mesajlarda;” gerekirse sizin adınıza 499 lar olarak randevu talep ederiz/ c.,sen, k. ziyaretlere devam edersiniz / inşallah /nerelerden talepp edilecekse 49lar adına / talep ederiz / tmm / birde cenevreden talep edelim/…/ birde bürüksel ilede iletişim kuralım/ kurarsınız inşallah / tmm / varmı bir emriniz isteğiniz
2015.12.07 günlü mesajlarda; ” ceza evinde yatan hakim ve savcıları ziyaret etmeleri sağlanmalı/ özellikle A. ve M. görüşmeler sağlanırsa çok etkili olutr/ Görüştüğmüz tüm yabancılara:1-Ceza evindeki yargı mensuplarıno/ 2-HSYK da YBP ci olmayan üüleleri ziyaret etmeleri sağlanmalı/ özellikle … ve B.’yi ziyaret etmeleri sağlanmalı / 5-Bakanlık çoğu kez muhalif üyelerle görrüştürmüyor / 49ların çoğu gaybibiyette / bu tehlikeyi atlatmamız lazım / sirde dernek kuruluşu varde / Bir kısım görüşler yazmıştım,sanırım seninlede paylaştım fakat dönüş olmadı / Tutuklanma riski olmayan bir grup arkadaş kursiun / biz üye olalı/ 49 lar dernek bünyesinde platform olarak çalışmalrona devam ets dediki / Ne tüzükle ilgili nedeçbu konuda dönüş olmadı / işin doğrusu sanki kimsenini umurunda değil gibi / Hakımızda cezai soruşturma başlatıldığı için muhtemelen açıkta kalma süresini uzatacaklar/ Bu süreçle ilgili nasılzbir strateji izleyeceğimize ilişkin bir değerlendirme yazıp paylaşacam / Nasıl / sivilleri diyorum,yazdıklarımıza bi dönüş yapacaklar ki bir şey geliştirelim / Cezai soruşturma oyduğu için tukuklama olayını her zaman kullanabilir yer / Dolayısıyla 49lar olarak ses getirecek faaaliyetler riskli gibi,kendi açımızdan değil ancak böyleçbir durumda bir kısım arkadaşların tepkisini çekebiliriz/…….” şeklindeki mesaj içeriklerinden Selam Kudus adı ile anılan soruşturma/ kovusturmada görev alan 49 yargı mensubuna yardım için yapılacaklar arasında, sanık(davacı) ve bir diğer Fetö /Pdy şüphelisi olan HSYK eski üyesinin ziyaret edilmesine örgüt tarafından ehemmiyet verildiği ve örgüt üyeleri yönünden hiyerarşiye uygun şekilde yoğunluk kavramı ile tartışıldığı anlaşılmakta, bu durumun örgüt üyeliği yönünden aleyhe bir delil olduğu sonucuna varılmaktadır.
…ID (Örgüt sivil imam şüphelisi- L.Ö.) ile …ID arasında geçen 27.11.2015 ve 28.11.2015 tarihli mesajlarında;
…ID;” tamam simdi ses kaydi meselesi abi buyurun “
…ID;” abi benim ilk sorusturmam baslmadan daha dogrusu ben haberdar olmadan once o.f.t. sorusturmasini yaptigim sirada dinledigim bir tanik beni aradi dediki”
…ID; “sorusturdugunuz kisi mi o.f.t. abi”
…ID; “o.f. beni aradi ankarda oldugunu mufetis(ben) hakkinda sorusturma actiriyorum mufettis baskiyla benden ifade aldi dersen seni de tanik olarak yaarim dedi ben de sesini kayda aldim isterseniz o kaydi size vereyim bunu da hsyk ya bildirin” Dedi/ evet o…”
…ID; “kayit sizde mi “
…ID; “ben de beni bu islere karistirmayin tutugunuz ses kaydini savciliga ya da hsyk ya bildirin dedim…”
…ID;” sizi arayanin kim oldugunu biliyor musunuz”
…ID;” gecen hsykya gittigimde bu kisinin o ses kaydini hsyk mufetisine teslim ettigini ve muf. beyin bundan dolayi o.f.t. hakkinda sorustur yaptigini muf beyden ogrendim…”
…ID; “kisinin ismini biliyor musnuz”
…ID;” mahmet sen beye bahsettim o kaydi alip savunmanizda kullanabilirsiniz dedi…/evet abi/ kisiden kaydi aldim..”
…ID;” … sen mi / ses kaydini size veren kisi yani ses kaydini yapan isim nedir.bunlari yollayacagim abi de onemli olabilir”
…ID; “o kayitta ö.f. ankaradan birilerinin kendisini cagirdigini bize karsi yapacaklarindan bahsediyor…/ evet … sen/A.G…”
…ID; “tamam abi nediyor ses kaydi”
…ID; “mufetis arkadas o ses kaydini bana verdi diyene kadar adama guvenemedim….”
…ID; “cok iyi yapmissiniz cok iyi/ evet temkin cok onemli bir anda tuzaga cekebilirlerdi sizi / evet abi biraz daha sesden bahsetseniz/ kayittan”
…ID;” abi o tanigi tutuklatmis agir cazada dava acmis taniga diyor ki eger mufettis benden baskiyla ifade aldi dersen ben de daha once senin icin dava actigim mahkemeye yanlislikla dava actim onun sucu yoktu diye gorus bildiririm diyor”
…ID;” abi bu tanik normal sivil birimi “
…ID; “yuzyuze goruselim ne diyecegini konusalim celiski olmasin beyanlarda diyor/ evet abi sivil biri…”
…ID; ” haa.anladim / simdi peki bu kadar ciddi bir delil var elinizde ve onlarda biliyor/ buna ragmen size hala ne diyor bunlar abi bu dava daha ne olacak boyle sizin tahmininiz nedir”
…ID;” daha olay hsyk dairesine dahi gelmeden adana bassavcsinin bu isle gorevlendirilecegini onun kendisini ifadeye cagiracagina ona guvenebilecegini soyluyor…/ kendisinin icisleri bakanliginda parelelle mucade ile ilgili ozel bir birimde gorevlendirildigini soyluyor…”
…ID; “o. bunu ali dedgimiz sivile mi soyluyor ?”
…ID; ” ben bu delili henuz sunmadim ama onceki savunmamda boyle birinin beni aradigini soyledim…”
…….
…ID; “qbi bu o. denen adamin soyadi f. mi yani tam adi o.f. mi”
…ID;”bu ses kaydi bence hizmete yonelik davalarda da kullanilabilir ben bir suretini z. beye verip size ulastirayim isterseniz…”
…ID; “tabiki abi tabi cok onemli cok”
…ID; “o.f. soyadi t. bizimkilerin hepsi taniyor”
…ID; “eskiden bizim abimiz mis / bu adam bassavcimiydi abi”
…ID;”abi benim yaptigim sorusturmada rusvet irtikap yargilamayi Etkile / hayir /ne kadar suc varsa hepsi delilli ispatli…”
……
…ID; ” siz daha once bu ses kaydini hic abilere bajsettiniz mi yani s. abiye veya farkli bir abiye bu cok onemli abi baya baya…”
…ID; ” hsyk uyelerine bahsettim..”
… ID; “anladim … sen abiye falan mi”
… ID;”ama elimde olmadigi icin icerigini ilk sizinle paylasiyorum../ o.’ya da”
… ID; “o.’nun adi m. miydi s. miydi “
… ID;” m. / sorusturmada onun da adi varmis”
… ID;” tamam abi.tamam simdi ben bunu duzenlwyip bilgi olarak cok acil gonderiyorum/ m.o.’nun mu”
… ID; “o. bizdeyken o. onun abisiymis ya da tersi:( “
… ID; ” sizin sorusturmada mi abi adi gecoiyor.yani bunu … soyluyor bu da paralelci diyor oyle mi / m.bey icin”
… ID;” evet…/ abi adam ben cemateydim sonradan dini ve ahlaki isler yapmadiklarini anlayici bana taktilar surekli sorusturmaya marzu kaldim en son bitirmek icin m.’yi gonderdiler diyor” şeklinde mesaj içeriklerinde örgüt mensuplarınca önemli konularda müracaat edilen ve “… abi” adı ile anılan sanığın(davacının), örgütün korunması maksadıyla görev üstlenebileceği ve bu yönde tavır sergileyeceği yolundaki tespit önemli olup aleyhe delil olarak kabul edilmiştir.
… ID’den … ID’e gönderilen 15.12.2015 12:23 gün, saati ile başlayan mesajda; ” (… D)—” Konu: İLT : acil gundem
MUHTEREM AB?LER AD ORG KULLANANA ABİLER DIŞINDA Dİ?ER ABİLERDE BU KONUDA BİZDEN OMAYAN BİR İSMİN ACMIŞ OLDUGU BAŞLIK MUTLAKA DİRİ TUTULMALI SANAL İSTİ. ARE BABINDAN DUYURALIM AYRICA … 49 LAR İÇERDEKİ ABİLERİN EŞLERİ ADIANA BİR ABİ TEŞEKKÜR EDEBİL?R ONLARIN A?ZINDAN DAHA SONRA BUNU GÜNDEM YAPMALI O BUNU SÜREKL? GÜNDEM YAPARKEN B?Z DE BUNU DEVAMLI DESTEKLEYELİM ÖZELL?KLE BİZİM DIŞIMIZDAKİ İSiMLER?N YORUMALRINA DESTKE VERİP BUNUN GENEL BİR YARGI ViCDANI HALİNE GELD???N? DİLE GET?RMYE ÇALI?ALIM HER İLGİLİ ABİNİN SANAL OLARAK BUNU TAKİBİNİ TALEP ED?YORUZ HÜRMETLER?MLE M.A’nn açtığı bu başlık (bugün saat 00:36 da açılmış)şu an 2230 okunma 42 cevap Bu konuyu sürekli gündemde tutmayı düşünüyorum demiş. Aslınnda bizim yapmak istediğimiz bir şeyi dışardan birinin yapması daha güzel olmu?. Bu yazının daha çok desteklenmesi hususu takdire… TUTUKLU MESLEKTA?LARIMIZ Tutuklu meslektaslarimizin en kisa zamanda ozgurluklerine kavusmalarini tekrar tekrar diliyoruz.Birkisim etkili ve yetkili zat’? muhteremler hoşnut olsun diye onlarin tutuklu kalmalarindan memnuniyet duyanlar. Bilesiniz ki, ilerde bu hosnutluk sevdanizdaki hakliliginizi ve hukukiliginizi, ne dunya, ne de ulke kamuoyuna anlatamayacaksiniz. Evet, bu konuyu tutuklu meslekta?lar?m?z tahliye oluncaya kadar gündemde tutmay? dü?ünüyorum…” şeklinde mesaj içerinde de sanığın(davacı) adı 49’lar olarak anılan grupla birlikte yer almıştır…” şeklinde tespit ve değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Sonuç olarak, davacının, adı ve soyadı ile görev yerine açıkça yer verilen ve örgüt içerisinde aktif bir konumda olduğunu gösteren yukarıdaki yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.B. İsimli şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay … Ceza Dairesinin(ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesi şu şekildedir: “Ben şu anda işsizim herhangi bir iş yapmıyorum. Daha öncesinde Danıştay tetkik hakimi olarak görev yaptım. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonraki süreçte FETÖ nedeniyle açığa alınmıştım. Daha sonra ben kendim istifa ettim … Sanık(davacı) …’i tanıyorum. Az önce doğru olduğunu ve aynen tekrar ettiğimi belirttiğim kendi soruşturmam sırasında Ankara C. Başsavcılığında vermiş olduğum ifademde sanık(davacı) … ile ilgili bildiklerimi de ifade edip anlatmıştım. Orada da belirttiğim üzere 2014 HSYK seçimlerinde T4 grubumuzun abisi Y. ile (ki bu kod adımıdır yoksa gerçek adımıdır bilmiyorum büyük ihtimal kod adıdır) bizimle devamlı olarak irtibat halinde olan, irtibatı kesmeyen ve o zaman Danıştay tetkik hakimliğine atanan İ.A. bize o zaman ki adıyla cemaatin destekleyeceği adaylarını bildirdi. Bunlar A.B., A.B., S.K., E. isimli ancak soy adını hatırlayamadığım Gaziantep de o zaman hakim olan kişi ile sanık(davacı) …’dir. Sanık(davacı) … benim dönem arkadaşım değildir. Kendisiyle beraber herhangi bir sohbete veya toplantıya katılmadım. Kendisinin himmet verip vermediğini, Bylock kullanıp kullanmadığını, Bylocku başkasına kurup kurmadığını ve dolayısıyla örgüt üyesi olup olmadığını bilmiyorum. Benim bildiğim kadarıyla sanık(davacı) … Ankara … İdare Mahkemesi başkanıydı. Kendisi ile yapmış olduğum doktora çalışmalarım amacıyla zaman zaman görüş alışverişinde bulunurdum. Bunun nedeni de sanığın(davacı) çok iyi derecede İngilizce bilmesi ve hukuk doktrinine hakim olmasıydı. Sanık(davacı) … ile bunun dışında herhangi bir irtibatım, bilgim yoktur”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı-2: “… HSYK üyesi seçimlerinin yapıldığı Yargıtay’da çalışmalar esnasında biz N.D.’nin HSYK abisi olduğunu anladık. Seçim yapıldıktan sonra HSYK’da Fetullah Gülen cemaati mensupları olarak ben, A.B., K.T., …, Ş.I. vardı … Fetullah Gülen cemaati HSYK üyelerinden birini değilde neden N.D.’yi abi yaptığını bilemiyorum. Bu cemaatin bir tavrıydı. Ancak şu hususu belirtmek istiyorum. Ben, K.T. ve … konuşmalarımızda biz hukukun dışına çıkmayacağız şeklinde konuşmalar yaptık. Cemaat benim tavrımı bildiği için anladığım kadarıyla HSYK üyesi olmayan ancak Yargıtay üyesi olan bir kişiyi bizim başımıza sohbet abisi olarak getirdiler … HSYK’da yapılan sohbetleri de dönüşümlü olarak birbirimizin evinde yapıyorduk. Himmet parası olarak belirtilen parayı N.D. toplardı. Ben 1000 TL ile 1300 TL arasında bir para verirdim. Bu parayı her ay vermediğimi de belirtmek isterim…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı-3: “…Ben de HSYK üyesi seçildikten sonra HSYK içinde oluşturduğumuz cemaat grubu sohbetlerine devam ettim. HSYK üyeliği sırasındaki sohbet grubumda A.B., M.K.Ö., Ş.I. ve … yer almaktaydı. Bu grubun abisi ise N.D. idi… Bu istek üzerine aynı akşam M.K.Ö.’nün evine gittim. Eve gittiğimde Fetullah Gülen cemaati mensubu olan HSYK üyeleri A.B., …, Ş.I. ve M.K.Ö’de ordaydı. A.B. ve … İdari Yargı İlk Derece Hakimleridir. Bunlar arasında yapılan seçimle gelmişlerdir. Bu iki kişi de cemaatin adayı olmalarından dolayı İdari Yargıda yapılan seçimlerde Fetullah Gülen cemaati mensuplarının verdiği oy ile seçilmişlerdir…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan V.B. isimli şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay … Ceza Dairesinin(ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir; “…sanığı(davacıyı) idari yargıda olması nedeniyle tanıdığını, herhangi bir yerde böyle özel bir ortamda birlikteliği olmadığını, fakat HSYK seçimleri sırasında, bu yapının HSYK adayları içerisinde … Beyi desteklediğini bildiğini, onun dışında bir bilgisinin olmadığını söylemiştir.”
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan B.E. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: “…Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz …İdari Yargı Teşkilatında görev yapan ve benim şahsen tanıdığım isimler; H.E., C.C., A.Ç., S.A., …, … S.K., Y.B., İ.Ç. isimleridir…”
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan A.Ş. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: “…Ben Ankara’da iken benimle bu yapı adına temas kuran ilk isim H.G. idi. H. beni sohbete davet etti. Bu sohbetler mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdü. Bu sohbetlere ve genel toplantılara katılan idari yargı kökenli stajyerlerin sayısı 40 civarındaydı. Ayrıca o dönem; bu yapıya mensup olup da adli yargı hakim adayı olan tanıdıklarımız da vardı. Bu isimler arasında; C.C., Y.S., A.K., … …… Yukarıda ismini saydığım bu şahıslar bu yapıyla ilişkili bu yapıya müzahir ve bu yapıya iltisaklı şahıslardır…”
Aynı şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay … Ceza Dairesinin(ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen beyanı: “…Kendisi(davacı)Keçiören’de oturuyordu bir defa kendi(davacı) evinde de sohbete gittik. Keçiören’de oturuyordu. Yani o civarı Etlik o taraflardaydı. Yani sohbete gittiğimiz zamanlar oldu, pikniğe gittiğimiz zamanlar oldu. Yani cemaat pikniğine, tabi ki. Yani bu sohbetlerde sadece güncel konular, işte dini sohbet yapılırdı. Şöyle benim kişi bazında grup olarak bizzat sohbette bulunmuşluğum yok. Cemaatin genel grubu içerisinde bir toplanma şekli oluyordu. Mesela 30 kişi 40 kişi o şekilde ya da 20 kişi böyle özelinde yani daha alt düzeyde sohbet grubu şeklinde bir araya gelmedik kişiyle. Ama daha üst düzeyde yani daha üst düzey derken daha kalabalık ortamlarda bir araya gelmişliğimiz var tabi ki…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B. isimli şahsa ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: “…… ve İ.B. (Her ikisi de kararname bürosunda görevliydi, cemaatten gelen talimat doğrultusunda hakim ve savcıların tayinlerini düzenliyorlardı) … …, eğitim merkesinde bizim üst dönemdi. Bu kişinin cemaatçi olduğunu çok iyi biliyorum. Benimle birlikte cemaat evinde kalan Bakanlıkta Kanunlar Daire Başkanı Y.E. ile sık sık görüşürlerdi. Y.E. de bir grubun abisiydi, … de onunla aynı pozisyondaydı, başka bir grubun abiliğini yapıyordu, bir araya gelip istişarelerde bulunuyorlardı…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…2014 HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu 5 aday ile, Yarsav 3 aday ile ortaya çıktı. Cemaat adına ise yine 5 bağımsız aday vardı. Hatırladığım kadarıyla başka herhangi bir aday yoktu. Dolayısıyla cemaatin desteklediği isimler 5 bağımsız aday idi. Bunlar A.B., S.K., …, E.D.D. ve A.B. idi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…Bu arada şunu belirtmek İsterim ki Danıştay idari katında çalışan tetkik hakimleri olarak aralıklı olarak sohbetler yapılmaktaydı. Ben de bu sohbetlere katılıyordum. Sohbetler esnasında Fethullah GÜLEN’in kitapları okunmaktaydı. Bu toplantılar esnasında iletilecek önemli notlar o gün toplanan sohbet grubunun abisi tarafından iletilmekte idi. Hatta bu notlar mahrem sınıflarda görev yapan kişiye verilen ve bir kaç şifrelemeden sonra açılabilen bilgisayarlar üzerinden okunmaktaydı. Bu toplantılardan hatırladığım birisi 2014 yılı HSYK seçimlerinden hemen önce olandır… Bu toplantının sorumlusu Y.A., toplantı esnasında seçimler ile ilgili tanıdıkların ziyaret edilmesini, idari yargıdan HSYK üyeliğine aday olan …, S.K., A.B., E.D.D., A.B. isimli kişilere oy verilmesine ve aynca buna yönelik de çalışma yapmamızı istedi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.T. isimli şahsa ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Sakarya’daki toplantı sırasında adını S. olarak bildiğim kişi 2014 HSYK seçimlerinde cemaat adaylarının adli ve idari yargıya yönelik adını verdi. Söz konusu seçimin kazanılmasının önemli olduğu yönünde bazı açıklamalarda bulundu. Kamu oyunda örgüt adayı olarak bilinen isimler doğrudur. Bunlar …, S.K., A.B., A.B., E.D.D.’dir…”
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I. isimli şahsın, … Sulh Ceza Hakimliğinin … tarih ve … değişik iş no’lu kararında yer alan beyanı: “… ben bu yapıda A1, T3 ve T5 adlı hakim-savcı gruplarına abilik yaptım, eşimde eşlerine ablalık yaptı, eşim sadece bu işi Denizli ilinde yaptı, bu yapı içerisinde bulunduğum için pişmanım, kolluk kuvvetlerine ve savcılığa bu yapının ortaya çıkartılması için elimden gelen desteği vereceğim… Şüpheliye sosyal medya üzerinden grubunda bulunan hakim savcıların adalet.org va da diğer platformlarda Yargıda Birlik Platformu adayları aleyhine ve bağımsızlar adına çıkan ancak fetullahçı yapıda yer aldığı anlaşılan bağımsız aday olanlar lehine çalışma yapıp yapmama yönünde talimat verip vermediği hususu soruldu: Bana başımdaki abi olan … Kod adlı V.D.’den talimat geldi, talimatta O.G. ile …’in internette yazmış olduğu yazıların beğenilmesi gerektiği belirtildi, bende bu şahısların yazılarının beğenilmesini grubumdaki hakim savcılara bildirdim, Yargıtay Birlikçiler aleyhine herhangi bir yazı yazılması yönünde talimat vermedim…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.K. isimli şahsa ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Ben 2014 Yılı Ağustos Ayında Adli Tatil Döneminde adliyede nöbetçi kalmıştım. 2014 Yılı Şubat Ayında HSYK Tetkik Hakimiyken İzmir İdare Mahkemesi Üyeliğine atanmış olan Y.Y. isimli kişinin Gülen Cemaatinden olduğunu ben ve adliyedeki hemen herkes biliyordu. Ben Adli Tatilde Adliyede nöbetçiyken bir gün Y.Y. telefonla beni aradı, kendisi o dönem Adli Tatildeydi, ancak ev taşıma işi olduğu için İzmir’deydi. Beni çay içmek için Bornova’da bir pastaneye davet etti. Ben davet yerine gittiğimde Ankara’dan İdari Yargıda bizim üst dönemlerden Hakim A.A.’nın da orada olduğunu, Y. ile birlikte oturduklarını gördüm. Daha önce bu kişiyi tanımıyordum. Y. bizi orada tanıştırdı. A.A. kendisinin HSYK seçimleri için geldiğini söyleyerek ertesi hafta İzmir iline …’in geleceğini söyledi ve nöbetçi olarak kimlerin kaldığını sordu, …’in ertesi hafta geldiğinde kimlerle görüşme yapabileceğini, zamanlama açısından kimlerin heyet gününün hangi tarihlere ve saatlere geldiği gibi sorular sordu. Amacının … geldiğinde mümkün olduğunca çok sayıda hakim ile görüşmesini sağlamak olduğu belliydi. Ben kimlerin nöbete kaldığını, kimlerin izinde olduğunu, nöbete kalanların heyet günlerinin hangi günlere denk geldiğini söyledim. A.A. bana … gelmeden önce tekrar irtibat sağlamamız gerektiğini söyledi, cep telefonuma bir iletişim programı indireceğini ve o programdan haberleşebileceğimizi söyledi ve benim cep telefonumu alarak Google Play Store’den “bylock” isimli programı telefonuma indirdi ve kendisinin hesabını bana indirdiği programa ekleyerek programın çalışıp çalışmadığını kontrol etti … A.A. ayrıldıktan sonra bylock isimli programdan …’in gelip gelmeyeceği hususunda haberleşme yaptık ve A.A. bylock’tan bana …’in geleceğini söyledi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…2006 yılında tarafıma Adalet Bakanı C.Ç.’nin referansıyla Adalet Bakanlığı APK Kurul Üyeliği daveti geldi. Ben bu davete ilişkin Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne gittiğimde o dönemki Bakanlık Tetkik Hakimleri … ve M.A.D. ile görüştüm. Bu iki şahıs, ben, bu yapıya o dönem yakın olmadığım için bana negatif bâkıyorlardı bu nedenle benim bakanlığa bırakın kurul üyesi olarak gelmemi, tetkik hakimi olmamı dahi istemiyorlardı. … ve M.A. bana hitaben “kadrolarını ve yerlerinin olmadığını” söylediler…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.Ç. isimli şahsa ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Ben o dönemde Manisa’da görev yapıyordum. 2014 yılı HSYK seçimleri, seçimleri yapılmasından bir iki yıl önce cemaatin gündemindeydi. Seçimlerin kazanılmasına yönelik motivasyon sağlanmaya çalışılıyordu. Katıldığımız cemaat sohbet toplantılarında bu husus sürekli söyleniyordu…Manisa’da görev yaptığım süre içerisinde cemaat kendi içerisinde seçimlerde kimlerin aday olunmasının istenildiğine yönelik bir anket çalışması yaptı. Bu anket çalışması sırasında bize kağıt kalem verilerek aday olmasını istediğimiz kişilerin isimlerini yazmamız talep edildi. Bizde düşündüğümüz isimleri yazarak sivil abi olan F. yada H. isimli şahıslara verdik. Onlar da bu kağıtları tarayıcıdan geçirerek dijital ortama aldı. Sonrasında kağıtları imha etti. Adayların bu anket çalışmasına göre mi seçildiği hususunda bilgim yoktur. Sivil şahıslar özellikle bize bir isim önermedi ancak daha önceki toplantılarda zaten kimlerin aday olabileceği ve ön plana çıktığı hususu konuşulduğu için ben daha önceden tanışıklığım olan A.B. ve …’in isimlerini yazdım…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.T. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Seçime kısa bir süre kala … kod adını kullanan ve bana göstermiş olduğunuz fotoğraflar içerisinden gerçek isminin S.A. olduğunu öğrendiğim kişi evime gelerek Bylock isimli programı google playden indirmemi istedi. Ben bu programı indirdim ve kullanıcı ve şifre belirleyerek kullanmaya başladım. Ancak kısa bir süre sonra bu programın saçma olduğunu düşündüğümden sildim … Ben seçime ilişkin bu mesajları okuduktan sonra ve cemaatin üye adaylarından … ve A.B.’nin telkinleriyle çevremdeki bir kaç kişiyi cemaatin adaylarına oy vermeleri için telkinde bulundum. A.B. bize hitaben “biz bu seçimi kesinlikle kazanacağız” şeklinde cümleler kullanıyordu…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.E. isimli şahsa ait, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/09/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “… 2014 HSYK seçimlerine geldiğimizde ise mahkeme başkanı M. bey aynı söylemlere devam edip 5’de 5 bağımsız adaylara oy vermemiz yönünde telkinde bulundu. B. ve N. bey de aynı yönde telkinde bulundular, hatta N. bey Ankara’dan geldiğini söyleyip … lehine çok övücü sözler sarfetti. Oy vermemizi istedikleri adaylar …, A.B., A.B., S.K. ve E.D.D. idi. Bunların tümünün isimlerini tek tek zikredip özelliklerini övücü sözler sarfettiler. Bunun dışında bir de kati surette oy verilmemesini düşündükleri isimleri söylediler…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.G. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…SORU: 2014 HSYK seçimlerinde Örgütün adayları nasıl belirlendi, isimler vc seçim stratejisi konusunda ne tür çalışmalar yapıldı, bu kapsamda Sivaslılar Birimi olarak belirttiğiniz yapılanma ne gibi temaslarda bulundu ? CEVABEN: … kod isimli sivil şahıs yukarıda da belirttiğim üzere T. ve benim takibi yapmaya devam ediyordu. Belirsiz zamanlarda ancak bir ay ya da daha fazla arayla Benim, T.’nin yada K. isimli şahsın evinde bir araya geliyorduk … Seçim sürecinde idari yargı dan cemaat mensubu olduğu bilinen ancak bağımsız aday olarak ortaya çıkan isimler …, A.B., S.K. ile şuan ismini hatırlayamadığım iki kişiydi. Zaten bu üç isim asıl aday olarak görünüyordu…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A. isimli şahsa ait, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/05/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…Benim Ankara’da görev yaptığım dönemde paralel yapıya mensup olduğunu hatırladığım yukarıda ismini saydığım kişilerden farklı olan hakim ve savcıların isimlerini belirtmek istiyorum … Ö.B. 3.Dönem İdari Yargı Hakimi … isimli kişilerdi. İsmini saydığım kişiler benim paralel yapı mensubu olduğunu hatırladığım kişilerdir. Kendileriyle organik bağım yoktur ancak ismini saydığım bu kişilerin paralel yapının sohbetlerine katıldıklarını paralel yapıya himmet adı altında para verdiklerini hatırlıyorum … Ben HSYK seçimlerinde kimseden oy istemedim. Aktif bir şekilde çalışma yapmadım ancak yukarıda ismini verdiğim Ö.B., HSYK adayı … ile birlikte Aksaray Adliyesine gelmişlerdi. Yaz dönemi olması nedeniyle görevde fazla hakim yoktu. İdare Mahkemesine gelerek Beni, A.K.’yı R.Ş.’yi ziyaret ederek gittiler. Seçim döneminde Aksaray’da bulunduğum sohbetlerde de sohbet veren meslektaşlar seçimlerde bağımsız adayların desteklenmesi yönünde telkinde bulunurlardı. Bağımsızlar adı altında İdari Yargıdan seçime giren 5 kişi vardı. Bu kişilerin desteklenmesi isteniyordu…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Bakanlığa geldiğimde burada sistemin devre şeklinde değil tetkik hakimleri ve unvanlılar şeklinde ayrıldığım gördüm. Bu anlamda tetkik hakimleri M.B., H.A., M.D … olacak şekilde genellikle iki haftada bir toplanıyorduk. O dönem bir kaç ay birlikte çalıştığımız ve tetkik hakimi olan … toplantılarımıza katılmadı ancak kendisinin cemaat mensubu olduğunu arkadaşlar söylüyorlardı…”
Davacı tarafından, bu ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt sohbetlerine katıldığına, abilik yaptığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ”bağımsız” adayı olduğuna, HSK kararname bürosunda örgütten gelen talimatlar doğrultusunda hakim-savcıların tayinlerini düzenlediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c)Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler” başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK’da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, “…Ben Tatvan’dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli’ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının K…, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara’ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.’ya yönlendirdi. Ben, E.D.’nin HSYK’da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.’yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile … Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım…” yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının … Bölge İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yapmakta iken 24/10/2014 tarihinde … üyesi olarak seçildiği ve dava konusu kararın tesis edildiği tarihe kadar HSK üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün HSK’da etkin olduğu dönemde, HSK üyeliği görevinde bulunmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) Diğer Hususlar
Yukarıda “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler” başlığı altında da değinildiği üzere, FETÖ tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle bu kişiler emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, bu bağlamda hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir.
Davacı, FETÖ’nün etkin olduğu dönemde ‘Adalet Bakanlığının Adli ve İdari Kapasitesinin Güçlendirilmesi Amacıyla Hâkimlerin Dil Eğitimi Projesi’ kapsamında 2008-2009 yılları arasında yurt dışında dil eğitimine, Jean Monnet burs programı kapsamında 2010-2011 yılları arasında yurt dışında yüksek lisans eğitimine gönderilmiştir.
Davacı tarafından, bu hususa ilişkin olarak herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının, FETÖ’nün Adalet Bakanlığı ve HSK’da etkin olduğu dönemde yurt dışına yabancı dil eğitimi almak ve yüksek lisans yapmak üzere gönderilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.