Danıştay Kararı 5. Daire 2017/2403 E. 2021/4692 K. 22.12.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/2403 E.  ,  2021/4692 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/2403
Karar No : 2021/4692

DAVACI : ….
DAVALI : …Kurulu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların, disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, yine kararda hiçbir delile dayanılmadığı, yani FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı, masumiyet karinesinin ve hakimlik teminatının ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun .. tarih ve … sayılı kararının iptaline, anılan kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal hakların ödenmesi istemi yönünden ise davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ….’İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca verilen 24.8.2016 tarih ve 2016/426 sayılı karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen 29.11.2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararın iptali ve bu karar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, bu kararların Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı, meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararların da Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır.
Öte yandan, 6087 sayılı Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun 33. maddesinin birinci fıkrasında Genel Kurul’un ilk defa aldığı kararlara karşı, başkanın yada ilgililerin, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurul’dan yeniden inceleme talebinde bulunabilecekleri; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların ise kesin olduğu hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan, 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan mevzuatın incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik olarak verilen kararlar yanında, bu kararlara karşı yapılan yeniden inceleme talepleri üzerine aynı Genel Kurul’ca verilen kararların da Danıştay’da ilk derece davaya konu edilebileceği açık olmakla birlikte, ilk Genel Kurul kararı ile yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararına karşı bir arada değil de ayrı ayrı dava açılması ve bu davaların her hangi bir usul eksikliği görülmeden ayrı davalar halinde tekemmül ettirilmesi halinde uyuşmazlığın esasının hangi davada çözümleneceği hususuna açıklık kazandırılması gerekir. Şayet davacının yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararı ilk Genel Kurul kararını hükümsüz kılacak nitelikte değil ise zaten uyuşmazlığın esasının ilk Genel Kurul kararına karşı açılan davada çözümleneceği, bu davada oluşacak sonucun yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararına karşı açılan dava yönünden doğrudan belirleyici olacağı açık olup, bunun tersi durumda, yani yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararı ilk Genel Kurul kararını hükümsüz kılıyor ise de, bu kez ilk Genel Kurul kararına karşı açılan davanın zaten konusuz hale geleceği izahtan varestedir.
Yapılan incelemede, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak … Genel Kurulu’nca verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük ve parasal haklarının tazmini istemiyle daha önce Danıştay 5. Dairesi’nin E:2016/56083 sayılı dosyasında dava açtığı ve bu davanın halen derdest olduğu tespit edilmiştir.
Bakılan bu davada iptali istenen Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararı, davacının meslekten çıkartılması yönünde aynı Genel Kurul’ca daha önce verilmiş bulunan karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin olduğundan -işin esasına yönelik mükerrer incelemeye meydan verilmemesi için- tali nitelikteki bu davada karar verilmeden önce, ilk Genel Kurul kararına karşı Danıştay 5. Dairesi’nin E:2016/56083 sayılı dosyasında açılan ve uyuşmazlığın çözümünde asıl belirleyici olan davada nihai hükmün verilmesinin beklenmesi ve anılan davada ulaşılacak sonuç gözetilerek bu davanın da karara bağlanması gerekir.
Öte yandan T.C. Anayasası’nın 125. maddesi gereğince idarenin ancak hatalı işlemleri nedeniyle doğan zararı ödemekle yükümlü tutulabileceği ve nedenle de söz konusu işlemlere karşı açılan iptal davalarında ulaşılacak sonucun bu konuda açılan tazminat davaları için de belirleyici nitelikte olduğu açık olduğundan, davacının tazminat isteminin karara bağlanabilmesi için, zararına neden olduğunu ileri sürdüğü davalı idare işlemine karşı daha önce açtığı davada ulaşılacak sonucun beklenmesi zaruridir.
Açıklanan nedenlerle, davacının … Genel Kurulu’nun …. tarih ve … sayılı kararına yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında … Kurul’unca verilen … tarih ve .. sayılı kararın iptali ile anılan işlemler nedeniyle kendisine tazminat ödenmesi istemi hakkında karar verilebilmesi için, Danıştay 5. Dairesi’nin E:2016/56083 sayılı davasında görülen ilk Genel Kurul kararına ilişkin uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasının beklenmesi ve anılan davada ulaşılacak sonuca göre bu davanın da karara bağlanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen … tarihinde, davacı ve davalı idare vekili Av. …’nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı.
Duruşma yapıldıktan sonra Dairemizin 19/02/2021 tarihli ara kararına davalı idare ve diğer kurum ve kuruluşlarca verilen cevapların dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten, dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten ve SEGBİS ile kayıt altına alınan 18/02/2021 tarihli duruşmanın davacıya ilişkin bölümünün tekrar izlenmesinden sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek; ayrıca davacı tarafından, bakılmakta olan bu dava dosyası ile Dairemizin E:2016/56083 sayısında kayıtlı bulunan dava dosyasının taraflarının ve konusunun aynı olduğundan bahisle birleştirilmesi talebinde bulunulmuş ise de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda davaların birleştirilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi anılan Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde uygulanmak üzere sayma yoluyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulan 31. maddesinde de davaların birleştirilmesi usulüne yer verilmediği görüldüğünden bu istem de yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üyelik suçlarından açılan adli soruşturma sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ve anılan karar … tarihinde kesinleşmiştir.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
… Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine … Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
… Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.

Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 05/12/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 16/12/2020 tarihli ara kararımızla, davacıya 26/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiş olan ve davacının cevap vermesini gerektiren hususlar içeren davalı idarenin 07/09/2018 tarihli ikinci savunmasında ve eki CD’de yer alan bilgi ve belgelerle ilgili cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde … İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
… Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
…Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.’ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.’ya ait … Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen … tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.’ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin … ve diğerleri (B. No: …) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
İptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlemler ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemlerdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır.
Görülmekte olan davada davalı idareyi dava konusu işlemleri yapmaya sevk eden maddi sebep ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesini temin etmektir. Hukuki sebep ise bunu gerçekleştirmek için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş olması ve yine Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin çıkartılan ve 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedir.
667 sayılı KHK’nın 3.maddesinin 1.fıkrasının öngördüğü üzere Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hakim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verileceği hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlemler tesis edilmiştir.
Davacı hakkındaki Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfiyetten uzak olması gerekir.
Diğer yandan, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11. maddesinin ikinci fıkrasıyla; “22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilerek söz konusu işlemler yargı denetimine açılmış ve ilgililere davalı idarece haklarında bu çerçevede tesis edilen işlemlere karşı yargı yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır.
Bu kapsamda, dava konusu işlemlerin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi doğrulayan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz dava konusu işlemleri tesis eden davalı idareye aittir ve etkili bir yargı denetimi yapılabilmesi için gereklidir. Bu husus, “adil yargılanma ilkesi” ile bu ilkenin tamamlayıcısı olan “çelişmeli yargı ilkesi” ve “silahların eşitliği” ilkesi kapsamında Anayasa Mahkemesi kararlarında ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da vurgulanmıştır. Anılan tüm unsurlar bir arada sağlandığı takdirde hakkaniyete uygun adil bir yargılamadan söz edilebilecektir.
Her ne kadar dava konusu işlemlerin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla tesis edilen “olağanüstü tedbir” niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemlerin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idare, tesis ettiği işlemlerin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek, tanık dinlemek, sosyal çevre araştırması yaptırmak, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince yapılan tespitleri değerlendirmek, tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgeler aşağıda irdelenmiştir.

a) Davacı hakkındaki tanık beyanları

a-1) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren E.S. isimli şahsın beyanı yönünden;
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.S.’ye ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: “Yukarıda isimlerini açıkladığım kişiler dışında Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğunu bildiğim kişiler:…34-…: Üniversite öğrencisiyken Fethullah Gülen Cemaati’ne ait evlerde 3 yıl boyunca kaldı, dördüncü sınıfta ayrıldı, daha sonraki hayatında cemaatle irtibatta olup olmadığını bilmiyorum…”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, dava dosyasına sunulan, yargı mensubu olarak görev yapan E.S. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından ise; E.S. isimli tanık ile aynı dönemde Adalet Akademisinde staj yaptıkları, Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğu 2001 yılı yaz döneminde bütünleme sınavları için gittiğinde arkadaşının evinde kaldığı, ancak bu dönemde yakın aile bireylerinin vefatı nedeniyle yaşadığı üzüntüden kaynaklı korku ve uyku sorunları olduğunu ve arkadaşına daha kalabalık bir yerde kalmayı istediğini belirttiği, arkadaşının da onu rahatlaması için arkadaşlarının kaldığı daha kalabalık bir eve götürdüğü, bu evin cemaat evi olup olmadığını bilmediği, tanık E.S.’yi ilk defa orada gördüğü, 2-3 hafta süresince sınavlarına girip İstanbul’a ailesinin yanına döndüğü, ikinci öğrenim öğrencisi olduğu için 2.sınıfta sadece sınavlara gelip gittiği, tanığın kendisine FETÖ örgütü üyesi demediği gibi, cemaatsel faaliyetini gördüğüne ya da duyduğuna dair beyanı da bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığının Sor. No:… sayılı dosyasında yürütülen soruşturma kapsamında E.S. isimli tanığın yeniden alınan ve …. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … tarih ve Sor. No:…, K:.. sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararında da yer verilen 13/09/2018 tarihli ifadesinde;
“… Ben … Fakültesi 200-2004 yılları arasında eğitim gördüm. Hatırladığım kadarıyla … de aynı okulda eğitim gördü. Ben birinci öğretim öğrencisiydim kendisi ikinci öğretim öğrencisiydi. Bazen ortak derslerde karşılaşırdık. Kendisiyle herhangi bir samimiyetim yoktur. Ben kendisinin okul yıllarında nerede kiminle kaldığını bilebileceğim kadar kendisiyle samimi değilim. Bu hususta herhangi bir bilgim yoktur.TANIĞA : … Cumhuriyet Başsavcılığının … Soruşturma sayılı dosyasında … tarihinde şüpheli sıfatıyla vermiş olduğu ek sorgulama tutanağında … ile ilgili beyanı soruldu.CEVABEN : Ben … Cumhuriyet Başsavcılığının almış olduğu ifadeyi daha sonra reddettiğimi beni daha sonra tanık sıfatıyla dinleyen yargı mercileri önünde reddetmiştim. Ancak böyle olsa da ben kesinlikle bahsettiğiniz ifadede … ile ilgili bir beyanda bulunmadım. İfadeye o şekilde geçmesinin nedeni kopyala/yapıştır mantığıyla alınan ifademe yanlışlıkla … hakkın da ki beyanın girdiğini düşünmekteyim. Ben …’nin üç yıl boyunca veyahut eğitim hayatı boyunca nerede kaldığı konusunda bilgi sahibi değilim. Yukarıda da belirttiğim üzere bu bilgiyi bilebilecek kadar bir samimiyetim yoktur. … hakkında söyleyebileceklerim bu kadardır….” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Yukarıda yer verilen tanık ifade tutanakları ile davacının beyanları incelendiğinde; E.S.’nin, 13/09/2018 tarihli ifadesinde, davacının üç yıl boyunca veya eğitim hayatı boyunca nerede kaldığı konusunda bilgi sahibi olmadığını, daha önceki 13/12/2016 tarihli ifadesinde davacı hakkında beyanda bulunmadığını, ifadesine yanlışlıkla davacı hakkındaki beyanın girdiğini düşündüğünü belirtmek suretiyle, 13/12/2016 tarihli ifadesinde yer alan davacının örgüt mensubu olduğuna ve üniversitede üç yıl boyunca örgüt evlerinde kaldığına yönelik beyanları reddettiği; davacının da, bütünleme sınavları için 2-3 haftalık bir süre için gittiği Konya’da arkadaşının evinde kalmakta iken aile bireylerinin vefatı nedeniyle yaşadığı üzüntüden kaynaklı korku ve uyku sorunları olduğundan daha kalabalık bir yerde kalmak istemesi üzerine arkadaşının götürdüğü evde kaldığını, ancak bu evin örgüt evi olduğunu bilmediğini beyan ettiği ve dava dosyasında davacının bu beyanlarının aksini ortaya koyan ve E.S.’nin 13/12/2016 tarihli ifadesinde yer alan davacının örgüt mensubu olduğuna ve üniversitede üç yıl boyunca örgüt evlerinde kaldığına yönelik beyanını destekleyen somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, E.S.’nin 13/12/2016 tarihli ifadesinde yer alan anılan hususların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir unsur olarak kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

a-2) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren İ.C. isimli şahsın beyanı yönünden;
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.C.’ye ait, … Müfettişliğince düzenlenen 16/03/2018 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: “..T.G., seçim döneminde bir gün … Komisyon Başkanı olup 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten çıkarılan M.G.’yi sabah saat 9 civarında arayıp, … geleceğini söylemiş. Benim bu olaydan aynı gün saat 15 gibi haberim oldu. Bu haber üzerine adliyede bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarına T.G.’nin toplantısına katılmamaları gerektiğini söyledim. Özelikle Cumhuriyet savcılarını telefonla arayarak bizzat söyledim. U.A., telefonla geri dönüş yaparak, M.G.’ye söz verdiğini ve bu nedenle toplantıya katılacağını söyledi. Bunun üzerine bundan haberdar olan T.G., beni telefonla arayarak adliyeye geleceğini söyledi, ben de vaktin geç olması nedeni ile adliyede toplantı yapılamayacağını söyledim. Onlar da Zile’de bulunan … isimli işletmede toplantılarını gerçekleştirmişler. Yapılan toplantıya B.T.T., …, N.C., G.A., M.G., Y.Y. ile birlikte U.A. da katıldı. U.A., seçim döneminde genellikle sessiz kalıyordu. Adliye ortamında da kendilerinde bylock tespit edilen M.G.’yi N.C. ve Ö.Y. ile sürekli birlikte hareket ediyordu. Bağımsız görünümlü FETÖ adaylarını destekleyen tavırlar sergiliyordu. Şöyle ki, seçim çalışmaları döneminde HSYK Teftiş Kurulu Başkanı S.Y., … Bölge Adliye Başsavcısı ve o dönemki Samsun Cumhuriyet Başsavcısı, … Adliyesine seçim çalışmaları kapsamında gelmişlerdi. Cumhuriyet savcılarına ziyarete geleceğimizi söyledim. Cumhuriyet savcılarının odalarını dolaştığımızda U.A. ile O.Y., bize tepki olarak odalarını düzensiz bir halde tutmuşlardı, gelen kişileri önemsememişlerdi ve hatta gelen kişiler bu duruma tepki göstermişlerdi.U.A.’dan YBP adaylarına oy vermesini istediğimizde genelde sessiz kalıyordu, bazen de düşüneceğini söylüyordu. Ancak yapılan seçimlerde U.A.’nın FETÖ adaylarına oy verdiğini değerlendirdik. Kendisi, FETÖ adaylarını destekleyen ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra meslekten ihraç edilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile samimi idi. Onlarla birlikte hareket ediyordu.İhraç edildikten sonra bana mektup yazarak, 2014 yılı HSYK seçimlerinde, 5 oy bağımsız görünümlü FETÖ adaylarına, 6 oy da YBP adaylarına oy verdiğini belirtmişti.B.T.T., … Asliye Ceza Hâkimi olarak görev yapıyordu. Genellikle adliye içerisinde M.G. ve onun gibi FETÖ adaylarını destekleyen hâkim ve Cumhuriyet savcılarına yakın duruyordu. Onlarla birlikte hareket ediyordu. Adliye lojmanında bulunan lokalde Cumhuriyet savcıları Y.E. ve R.Y. ile birlikte bulundukları bir sırada FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik söz söylendiğinde, buna sinirli bir şekilde tepki göstererek “paralel lafı etmeyin” dediğini yukarıda isimlerini zikrettiğim Cumhuriyet savcılarından duydum. Ayrıca bu kişinin, kamuoyunda MİT tırları olarak bilinen olayla ilgili devletin de hukuka uygun davranması gerektiğini, MİT tırları soruşturmasını yapan Cumhuriyet savcılarının yerinde bir soruşturma yaptıklarını söylediğini bizzat duydum. Seçimden önce yanına YBP adaylarına oy vermesi için gittiğimizde genellikle sessiz kalıp, tercihini kişi bazlı yapacağını, tanımadığı kişiye oy vermeyeceğini söylüyordu. Yine Zile Adliyesinde hakim olarak görev yapan eşi …’nin yanına seçim çalışması kapsamında gittiğimde A.N.G. ve şu an isimlerini hatırlayamadığım FETÖ adaylarından iki kişiye daha kesin oy vereceğini ancak kalan kişiler yönünden kişi bazlı değerIendirme yapacağını söylemişti. Ayrıca adliye içerisinde B.T.T.’nin devlet yöneticilerine yönelik ağza alınmayacak şekilde küfürler ettiğini duyuyordum. Adliyede güvenlik amacı ile görev yapan ismini şu an hatırlayamadığım polis memuru ile B.T.T., ailecek görüşüyorlardı. Polis memuru, bir keresinde bana B.T.T.’nin evine geldiğinde televizyondaki FETÖ kanallarını silmesi nedeni ile kendisine tepki gösterdiğini söylemişti. Hatta bu olay üzerine polis memuru, B.T.T.’nin paralel yapıya mensup oluğuna dair yorum yapmıştı. Seçim çalışmaları döneminde … Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ve … FETÖ/PDY adaylarına oy istemeye gelen ismini hatırlayamadığım kişinin B.T.T.’nin evinde kaldığını hatırlıyorum.Özellikle belirtmek isterim ki yukarıda da anlattığım üzere T.G., seçim çalışması kapsamında … Cuma günü gelmişti. B.T.T. ve …, o gün Sivas ilinde olmalarına rağmen, sırf T.G.’nin toplantısına iştirak etmek amacı ile Zile’ye gelmişlerdi.”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, yargı mensubu olarak görev yapan İ.C. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından ise; İ.C. isimli tanığın ifadesinin davaya konu işlemlerden yaklaşık iki yıl sonra alınmasının hem gerçeğe hem de usule uygun olmadığı, 2014 yılı HSK seçimi döneminde mesleğinde üçüncü yılının içinde olduğu ve doğum izninden yeni döndüğü, 05/09/2014 tarihinde Zile Adliyesindeki görevine başladığı, dolayısıyla tanığın kendisi hakkındaki tüm tespitlerini bu 1 aylık zamanda yaptığı, tanığın ifadesinde bahsettiğinin aksine kendisinden YBP adayları için kesinlikle oy istemediği, … Adliyesinde YBP adayları için hiçbir çalışma yapılmadığı gibi, tanıktan YBP’yi destekler nitelikte cümle duymadığı, Başsavcı olarak görev yapan tanığın YBP adına hiçbir çalışma yapmadığı gerçeğini örtbas etmek için kurumları yanıltmaya devam ettiği, A.N.G.’ye oy vereceği şeklinde bir beyanının olmadığı, Adalet Akademisi sınavında bütünlemeye bırakılan adaylardan biri olduğu, cemaatçilerin o dönemde bütünlemeye bırakılmayıp kıdem açısından göreve erken başlatılmasının hesaplandığı şeklinde duyumların olduğu bu dönemde Akademi Müdürünün A.N.G. olduğu, bu nedenle kendisine oy vermesinin mümkün olmadığı, eski eşi dahil kimseye kime oy vereceğini söylemediği, seçim konuşması yapmadığı, tanık İ.C.’nin, Sivas’ta olmalarına rağmen bağımsız aday T.G.’nin toplantısına iştirak etmek amacıyla Zile’ye geldiklerini söylemesinin de gerçek dışı olduğu, zira T.G. için düzenlenen yemekli toplantıya katılmadıkları, kendilerini ziyarete gelen kardeşi ile birlikte Sivas’a gittikleri, kardeşinin sabah erken saatte uçağı olduğu için havaalanına yakın olması nedeniyle Zile’ye geri döndükleri ve Komisyon Başkanı M.G.’nin çay daveti üzerine yeni başladıkları görev yerlerinde ilk günden olumsuzluk yaşamamak adına eşinin istememesine rağmen kendisinin ısrarı ile 5-10 dk çay içip ayrıldıkları, anılan yemeğe katılıp görevde olan kişilerin bulunduğu, tanık Başsavcı ile sonrasında yaptığı görüşmede yemeğe katılmama gerekçesinin kendisine geç haber verilmesi olduğunu ve kırıldığı için gelmediğini ifade ettiği, tanık Başsavcının kendilerine toplantıya katıldıkları için herhangi bir uyarıda bulunmadığı, Tokat’ta düzenlenen YBP adaylarının yemekli toplantısına da katıldıkları, seçim çalışması döneminde hiçbir meslektaşının evinde konaklamadığı, tanık Başsavcının aleyhine ifade verdiği M.G.’nin doğum gününü tertip ederek kutlama yaptığı, tanığın birbiriyle çelişen, tutarsız, doğru olmayan beyanlarına itibar edilmemesi gerektiği ileri sürülmüştür.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, tarafsız ve bağımsız yargının teminatı niteliğinde bir kurum olan HSK’ya üye seçimlerinde tüm hâkim ve savcıların özgür iradeleri ile oy kullanması esas iken, örgüte mensup hâkim ve savcılar tarafından talimat ile örgütün sözde bağımsız adaylarına toplu şekilde oy verildiği görülmüştür.
Her ne kadar İ.C. isimli tanık yukarıda yer verilen ifadesinde; davacının, o gün Sivas’ta olmasına rağmen örgütün sözde bağımsız adayı olan T.G.’nin Zile’deki toplantısına katıldığını, FETÖ adaylarından A.N.G. ile onun dışında iki kişiye daha oy vereceğini ve diğer adaylar yönünden kişi bazlı değerlendirme yapacağını “söylediğini” beyan etmiş ise de, davacının bu ifadeye karşılık olarak; A.N.G.’ye oy vereceği şeklinde bir beyanının olmadığını, T.G. için düzenlenen yemekli toplantıya katılmadıklarını, kendilerini ziyarete gelen kardeşi ile birlikte Sivas’a gittiklerini ve kardeşinin sabah erken saatte uçağı olduğu için havaalanına yakın olması nedeniyle Zile’ye geri döndüklerini, Komisyon Başkanı M.G.’nin çay daveti üzerine yeni başladıkları görev yerlerinde ilk günden olumsuzluk yaşamamak adına eşinin istememesine rağmen kendisinin ısrarı ile 5-10 dk çay içip ayrıldıklarını, Tokat’ta düzenlenen YBP adaylarının yemekli toplantısına da katıldıklarını belirttiği, dava dosyasında davacının bu beyanlarının aksini ortaya koyan, İ.C.’nin beyanlarını destekleyen ve davacının 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğine, onlara oy verdiğine ve örgütsel faaliyetlerine katıldığına ilişkin birbiriyle tutarlı tanık beyan(lar)ı, somut tespit(ler) ya da başkaca bilgi ve belgeler bulunmadığı anlaşıldığından, İ.C.’nin anılan beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

a-3) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren M.G. isimli şahsın beyanı yönünden;
Zabıt katibi olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.G.’ye ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: “….’nin cemaat mensuplarını sürekli toplantıya çağırdığı yönünde beyanda bulunmuş isem de, burada anlatmak istediğim M.G.’nin arasının iyi olduğu bazı hakimler ile çok sık aralıklarla odasında toplanmak suretiyle sohbet etmeleriydi, toplantıdan kastım bu şekilde bir araya gelmiş olmalarıdır, aralarında herhangi bir cemaat bağı ya da bu sohbetlerinde cemaat ile ilgili bir mevzu geçıp geçmediğini ben bilmiyorum, zaten benim yanımda böyle bir konuları da konuşmaları da mümkün değildir, sadece Hakim Y.Y.’nin bu muhabbet içine girmek istemediği yönünde serzenişte bulunduğunu biliyorum, işin mahiyeti gereği Sulh Ceza evrakları nedeniyle gün boyu çok fazla odasına girip çıktığım için bir çok kez bu duruma şahit oldum, Hakime Hanım yanlarına gitmek istemiyordu, yine Hakime Hanım’dan da bu görüşmelerin cemaatin toplantısı olabileceğine dair herhangi bir söz de duymadım, kimin cemaatci olup olmadığını bilmemekle beraber M.G.’nin odasında Hakim N.C. ve Hakim G.A. bulunuyordu, M.G.’nin bu hakimlerle arası iyiydi, ancak ben ne konuştuklarını bilmiyorum, yine adliye içerisinde çeşitli ortamlarda M.G., N.C.; G.A., … ve B.T.T.’nin cemaat yanlısı olduğu şeklinde sözler duydum, ancak bu konuda herhangi bir görgüm ya da şahit olduğum bir durum olmadı, kendi çalışmış olduğum Hakim dışında bu kişilerin herhangi bir siyasi konuşmasına şahit olmadım, sadece G.A. ile aralarının iyi olduğunu ve ağır ceza üyeliğinden alınmasına karşı çıktığını duydum, M.G.’nin Cumhuriyet Savcılarıyla arasının iyi olup olmadığını net olarak bilmiyorum, benim olay hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir,”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, zabıt katibi olarak görev yapan M.G. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından ise; M.G. isimli tanığın ifadesinde kendisinin cemaat yanlısı olup olmadığı yönünde bilgisi ve görgüsü olmadığını beyan ettiği, somut bilgi içermeyen, herhangi eylem ve söze dayanmayan bu ifade çerçevesinde işlem yapılmaması gerektiği ileri sürülmüştür.
M.G.’nin yukarıda yer verilen ifadesi incelendiğinde; davacının cemaat yanlısı olduğu yönünde sözler “duyduğunu”, ancak bu konuda herhangi bir görgüsü ya da şahit olduğu bir durum olmadığını belirtmek suretiyle duyumlarını aktardığı ve davacıyı örgütle ilişkilendirecek görgüye ve somut bilgilere dayalı herhangi bir ifade kullanmadığı görülmüştür.
Bu nedenle, tanık ….’nin ifadesinin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

b) Davacıyla İlgili Şikayet Bilgileri
Davalı idare tarafından, “davacı hakkındaki şikayet bilgisi ve mahiyeti” denilmek suretiyle belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından; bu hususa ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu belirtilen şikayet dilekçeleri üzerine davacı hakkında herhangi bir işlem yapıldığına ilişkin olarak dava dosyasına bilgi ve belge sunulmadığı görülmüştür.
Netice itibarıyla, davacı hakkındaki şikayet bilgisinin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

c) Davacıyla İlgili Soruşturma Bilgisi
Davalı idare tarafından, “Davacının FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna dair T.D. ve T.D.’in ifadesi üzerine …. Dairesinin … tarih, E:…, K:.. sayılı kararıyla hakkında soruşturma izni verilmiş olması” denilmek suretiyle belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan … Kurulu Genel Sekreterliği’nin … tarihli ve … sayılı yazısında, “…… Müfettişliğinin …. tarihli ve …. sayılı Birleştirme Kararı sayılı yazısı uyarınca yukarıda numarası yazılı dosya [….] ile Dairemizin …. sayılı dosyası arasında irtibat bulunduğu anlaşıldığından, bu dosyanın Dairemizin … sayılı dosyasında birleştirilmesine karar verildi.” bilgisine yer verildiği görülmüştür.
Dairemizce, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan 19/02/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 28/04/2021 tarihli cevapta davacı hakkında … Kurulu … Dairesinin … esas sayılı (… Dairesinin … sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturma ve bu soruşturmayla birleştirilmiş olan davacı hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin … Dairesinin yukarıda yer verilen … tarih, E:…, K:… sayılı kararına konu olaya ilişkin soruşturma, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmamıştır.

d) FETÖ/PDY Terör Örgütüne Ait Çalışma Evine İlişkin Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağındaki Tespit
Davalı idare tarafından, “… Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen … soruşturma kapsamında düzenlenen …tarihli yazıya konu … Nolu Çalışma Evine ilişkin Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında davacı hakkında yapılan “… Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 135.Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanılan … numaralı hat ile KENDİSİ (toplam 1 kayıt) adına kayıtlı telefon hattının görüşme kayıtlarına rastlanılmıştır…” şeklindeki tespit, (Söz konusu tespitin yukarıda yer verilen E.S.’ye ait ifade içeriği ile olan uyumunu Dairenizin dikkatine sunarız.)” denilmek suretiyle belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından; iddia edilen çalışma evinden ne zaman arandığının ve kendisine ait hangi numaradan arandığının kendisine tebliğ edilmediği, kullanmış olduğu GSM hatlarına ilişkin alınan HTS kayıtlarında ve buna ilişkin düzenlenen HTS irtibat tutanaklarında iddia edilen çalışma evinden arandığına ilişkin kaydın mevcut olmadığı ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve … Cumhuriyet Başsavcılığınca …. sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen … tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında, “…… YÖNÜNDEN DEGERLENDIRME YAPILDIGINDA ;…Cumhuriyet Bassavcılıgımız tarafından tasnif kolaylıgı saglaması amacıyla 135.Çalısma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberlesmesinde kullanılan … numaralı hat ile KENDISI (toplam 1 kayıt) adına kayıtlı telefon hattının görüsme kayıtlarına rastlanılmıstır.Bu haliyle bu kisi yönünden degerlendirme yapıldıgında dosya kapsamında HTS Analiz Raporu, HTS Inceleme Tutanagı, arastırma tutanakları ile tüm dosya kapsamı ve örgütün hücre evi yapılanmasıyla ilgili tüm itirafçı beyanları dikkate alındıgında …’ nin bu eve iliskin, bu evin kullanıldıgı adli/idari yargı sınavlarına hazırlık döneminde fetö /pdy silahlı terör örgütünün hakim/savcılık sınavlarına hazırlık mahrem hücre evinde kalıp kalmadıgı hts kayıtlarının azlıgından dolayı degerlendirilememistir…” tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Yukarıda yer verilen …. tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde; davacının, bu evin kullanıldığı adli/idari yargı sınavlarına hazırlık döneminde bu evde kalıp kalmadığı hususunun HTS kayıtlarının azlığından dolayı değerlendirilemediğinin belirtildiği ve davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir tespite yer verilmediği görülmüştür.
Netice itibarıyla, davacının açıklamaları da dikkate alındığında, yukarıda anılan 11/06/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağındaki tespitin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
e)Davacının Sosyal Medya Paylaşımları
Davalı idare tarafından, “davacının 2014 HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü FETÖ adayı olan İ.B. isimli kişinin bahsi geçen seçim süresi döneminde sosyal medya (adalet.org) üzerinden yaptığı paylaşıma beğeni yoluyla destek verenler arasında davacının da bulunduğu görüldüğünden..” denilmek suretiyle, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından; 2014 yılında yapılan böyle bir paylaşımı beğenip beğenmediğini hatırlamadığı, söz konusu beğeninin kendisine ait bir hesaptan mı yoksa sahte bir hesaptan mı yapıldığının net olmadığı, söz konusu yazıyı beğenen hatta yorum yapan ve şu an meslekte olan kişilerin olduğu ileri sürülmüştür.
Davalı idarece davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu belirtilen, 2014 yılında yapılan HSK üye seçimlerinde örgütün “sözde” bağımsız adayı olan İ.B. isimli şahıs tarafından adaylığına ilişkin olarak Facebook’taki hakim-savcı gruplarında yapılmış olan bir yazılı paylaşımın davacı tarafından beğenildiğine ilişkin tespitin, davacının 2014 yılı HSK seçimleri döneminde örgütün sözde “bağımsız” adaylarını desteklediği yönündeki tanık beyan(lar)ı veya diğer somut tespitler ile desteklenmediği anlaşıldığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

f) Diğer Hususlar
Davalı idare tarafından; davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtildiği üzere, “KOM Şube Müdürlüğünce tanzim edilen HTS analiz raporunda davacı ve eşinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında soruşturma yürütülen kişilerle irtibatının tespit edilmesi”nin, “davacının yargı mensubu olan eşinin FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisakı veya irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilmiş olması ve davacının eşi hakkındaki tespitler”in, “davacının sosyal çevresinin temelini oluşturan ailesi bireylerinden kardeşinin FETÖ/PDY’ye müzahir olduğu için kapatılan Özel Referans Eğitim Hizmetleri isimli işyerinde 2012-2016 yılları arasında usta öğretici olarak sigorta kaydının bulunması”nın, “dijital materyallerin incelenmesi sonucunda hazırlanan raporda yer alan; klasör içerisinde 15 Temmuz 2016 günü FETO/PDY terör örgütü tarafından yapılmaya çalışılan darbe girişimiyle alakalı darbe sonrasına ilişkin planlamalarında “İL SIKIYÖNETİM KOMUTANLARI” adıyla hazırladıkları atama listesinin çekilmiş fotoğraflarının telefonun Resimler kısmında ve Whatsapp dosyalan kısmında bulunması şeklindeki tespitler”in davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu iddia edilmiştir.
Davacı tarafından; hakkında düzenlenen dijital materyal tutanağında, şahsına ait cep telefonu ve sim kartında herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanmadığının belirtildiği ileri sürülmüştür.
Davacıya ait HTS kayıtlarının incelemesi sonucunda, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerinin bulunduğu iddiası, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
Öte yandan, davalı idarece davacının eşi ve kardeşi hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, söz konusu tespitler davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmemiştir.
Ayrıca, davalı idare tarafından; “Dijital materyallerin incelenmesi sonucunda hazırlanan raporda yer alan, klasör içerisinde 15 Temmuz 2016 günü FETO/PDY terör örgütü tarafından yapılmaya çalışılan darbe girişimiyle alakalı darbe sonrasına ilişkin planlamalarında ‘İL SIKIYÖNETİM KOMUTANLARI’ adıyla hazırladıkları atama listesinin çekilmiş fotoğraflarının telefonun Resimler kısmında ve Whatsapp dosyaları kısmında bulunduğu şeklindeki tespitler”in davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu iddia edilmiştir. Bu hususa ilişkin olarak, … İl Emniyet Müdürlüğü’nün … tarihli ve … sayılı yazısında “…Şüpheli … isimli şahıstan elde edilen 1 adet … marka …. İMEİ numaralı cep telefonu ve telefona takılı vaziyette…siyah renkli flaş bellek gerekli imaj ve export alım işlemleri neticesinde Müdürlüğümüze gönderilmiştir…yapılan incelemelerde suç ve suç unsuru olarak değerlendirilebilecek veriye rastlanılmamıştır.Şüpheli B.T.T. isimli şahıstan elde edilen 1 adet … marka … İMEİ numaralı cep telefonu ve cep telefonuna takılı vaziyette … sim kart gerekli imaj ve export alım işlemleri neticesinde Müdürlüğümüze gönderilmiştir.Şube Müdürlüğümüz görevlilerince imaj ve exportlarda yapılan incelemelerde suç ve suç unsuru olarak değerlendirilebilecek veriler hakkında tutanak tanzim edilmiştir…” bilgisine yer verildiği ve bahse konu dijital materyal incelemesine ilişkin 27/10/2016 tarihli Dijital Materyal İnceleme Tutanağının yazı ekinde sunulduğu görülmüştür. 27/10/2016 tarihli Dijital Materyal İnceleme Tutanağı incelendiğinde, “klasör içerisinde 15 Temmuz 2016 günü FETO/PDY terör örgütü tarafından yapılmaya çalışılan darbe girişimiyle alakalı darbe sonrasına ilişkin planlamalarında ‘İL SIKIYÖNETİM KOMUTANLARI’ adıyla hazırladıkları atama listesinin çekilmiş fotoğraflarının telefonun Resimler kısmında ve Whatsapp dosyaları kısmında bulunması” yönündeki tespitin davacının o dönemki eşi B.T.T.’ye ait dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeler sonucu elde edildiği, davacıya ait dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde suç ve suç unsuru olarak değerlendirilebilecek veriye rastlanmadığı değerlendirmesine yer verildiği görülmüştür.
Netice itibarıyla, davacı ve davacının o dönemki eşi B.T.T.’nin evinde ve makam odalarında yapılan aramalarda elde edilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu hazırlanan 27/10/2016 tarihli Dijital Materyal İnceleme Tutanağında yer verilen tespite konu materyalin davacıya ait olmadığı anlaşıldığından, anılan tespit davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.

6) Sonuç olarak
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairemizin 19/02/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve özlük haklarının iadesi gerekmektedir.
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. … Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının İPTALİNE,
2…. Genel Kurulunun … tarih ve .. sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun .. tarih ve .. sayılı kararının İPTALİNE,
3. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ÖDENMESİNE ve özlük haklarının İADESİNE,
4.Davacının adli yardım istemi kabul edilmiş olduğundan davanın açılışı sırasında davacıdan tahsil edilemeyen ve aşağıda dökümü yapılan toplam … TL yargılama giderinin davalı idareden alınmasını temin amacıyla müzekkere yazılmasına,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.