Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/4905 E. , 2020/5401 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4905
Karar No : 2020/5401
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin aynı Kurul tarafından zımnen reddine ilişkin kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın disiplin cezası niteliğinde olduğu, hakkında olağanüstü hal ilan edilmeden disiplin soruşturması başlatılarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … tarih ve … sayılı kararıyla görevden uzaklaştırılmasına karar verilmesine rağmen davalı idare tarafından, Anayasa ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda belirlenen soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet edilmediği, savunma hakkı ve delil sunma hakkı tanınmadığı, hiçbir somut delil ve gerekçe gösterilmeden meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve kararda şahsı ile ilgili olarak kişiselleştirme yapılmadığı, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin Resmi Gazete’de yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmaması nedeniyle kendiliğinden yürürlükten kalktığı ve yürürlükten kalkan kanun hükmünde kararnameye dayanılarak meslekten çıkarılmasına karar verildiği, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan ceza davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği, dava konusu karar ile Anayasanın 6., 13., 15., 36., 38., 70., 121., 129. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 8., 9., 10., 15. maddelerinin ve Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin 3. maddesi ile getirilen düzenlemelerin; olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasaya aykırı olduğundan bahisle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması isteminde bulunulmuştur.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca verilen … tarih ve … sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin zımmen reddine ilişkin kararın (aynı Kurulu’n … tarih … sayılı kararıyla ret edildiği,ayrıca yeni bir dava açılmadığı tesbit edilmiştir) iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası’na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası’nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası’nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 02/01/2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa’nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa’nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nca verilen 04/08/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi’ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası’nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemesine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 9 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu temyiz incelemesinin devam ettiği (anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği) görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
DAVA KONUSU 24/08/2016 TARİH VE 2016/426 SAYILI KARARIN İPTALİNE KARAR VERİLMESİ İSTEMİ YÖNÜNDEN:
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde … İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
… Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu … Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; … mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[… Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday […]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı … nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. … nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
a-1)Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı:
“…SORU: FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu düşündüğünüz hakim savcılardan isimlerini bildiğiniz kişiler kimlerdir? Bunlarla ilgili anlatacağınız somut hususlar nelerdir? CEVABEN: Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz … Danıştay üyeleri; …, …, …, …, …., …, …, …, …, …, … olmak üzere 44 kişi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 15/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… 13-Şüpheliye ait … numaralı telefonun 1 Haziran 2014-21 Temmuz 2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının incelenmesiyle; … … isimli kişiyi tanıyor musunuz? Kendisini Bölge İdare Mahkemesi üyeliğinden ve Danıştay döneminden tanırım. Özel bir samimiyetimiz yoktur…”
Aynı şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09-12/12/2016 tarihli şüpheli 3. sorgulama tutanağı:
“… Benim Ankara’da görev yaptığım dönemde 32 bin ve 33 bin sicil olarak …, …, … ve ben vardım. Diğer görev yapan meslektaşlar kıdem olarak bizden çok düşüktü. Bu nedenle bu kişiler ile Fetuİîah Gülen cemaat sohbetleri için bir araya gelmezdik. …’nın organizesi İle biz dört kişi bir araya gelirdik. Çalıştığım dönem içerisinde hal ve hareketlerinden bize açılmalarından bazı genç üye arkadaşların Fetullah Gülen cemaati mensubu olduklarını bilirdim. Hatta bazı genç arkadaşların hangilerinin Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğunu … da bana söylerdi. O dönemde Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını bildiklerim diğer hakim arkadaşlar; …, …, …’dı. Bu kişiler bizim sohbet gruplarına katılmasalar bile Fetullah Gülen cemaati mensubu olduklarını bilirdim. O dönemde yazları …’de ….’nin devremülkünde yaz ayında bir araya gelirdik. Bu birliktelik en fazla iki defa oldu. Bu da yaz kampı şeklinde değildi. Dört arkadaş …’nin devremülküne gittik. Yaklaşık 3-4 gün kaldık. Kaldığımız dönemlerde Risale-i Nurlar okuduk… SORULDU : 2013 yılında Fetullah Gülen cemaat mensubu olan Danıştay üyelerinin İstanbul’da bir araya geldiğini ve burada toplantılar yapıp, Fetullah Gülen’in en son kaldığı yer olmak üzere bazı yerleri gezdiğinizi belirttiniz. Bu toplantıya katılan Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isimlerini hatırlıyor musunuz? Hatırladığınız isimlen bize belirtir misiniz? CEVABEN : O ifademde de belirttiğim gibi biz İstanbul Anadolu yakasında bulunan Fetullah Gülen cemaatine ait bir misafirhanede kaldık. 10-15 kişilik bir grup da müstakil bir villada kaldı. Her iki grup farklı şekilde program yaptı. Ancak her iki grubun yaptığı programın aynı nitelikte olduğunu biliyorum. Bizim grupta bulunan hatırladığım bazı kişilerin isimlerini söyleyebilirim dedi. …, …, …, …,…, …, E.A., …, ……, …’dır. Aradan uzun zaman geçtiği için diğer isimleri şu an İçin hatırlayamıyorum… SORULDU : Fetullah Gülen cemaat yapılanmasının içerisinde olan Danıştay üyelerinin bir kısmı ile İstanbul’da yapılan cemaat toplantısında bir araya geldiğinizi söylediniz. Bu isimlerden hatırlayabildiklerinizin …, …, ……, …, …., …, …, …, … olduğunu belirttiniz. Bu kişilerin FETO/PDY isimli örgüt içerisindeki konumu nedir? CEVABEN : 1- …: …, …. 9-…; Fetullah Gülen cemaat mensubu olması nedeni ile 2011 yılında HS(Y)K tarafından cemaat kadrosundan Danıştay üyeliğine seçilmiştir. Cemaat yapılanmasındaki konumunu bilmiyorum. Çalışkan bir insan olduğunu biliyorum. Kamu İhale Kurumunda da çalıştığını biliyorum. Fetullah Gülen cemaat mensubu olması nedeni ile İstanbul’daki cemaat toplantısına çağrılmıştır…”
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/203 numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 20/02/2018 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… SORULDU : FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak görgüsü ve bilgisi soruldu: Ben üniversite yıllarından beri bu yapı ile iletişimim oldu. Fakat o yıllardaki ve devam eden yıllardaki iletişimim kesintilere uğradı. Asıl daha sıkı ilgim iletişimim … Bölge İdare Mahkemesine üye atanmamla başladı. Bu dönemde …, … ve … ile birlikte çalıştık. Onlar da farklı İdare Mahkemelerinde üye idiler. Bunlarla cemaat yapılanması içerisinde sohbet toplantılarına katıldım. Toplantılar kendi evlerimizde bir hafta ya da 15 gün zaman zaman ayda bir olmak üzere dönüşümlü olarak evlerimizde yapılmaktaydı. O dönemde Bölge İdare Mahkemesi bünyesinde bu yapıyla irtibatlı kişi olduğunu bilmiyorum. Fakat sonraki yıllarda bu soruşturmalara konu olması nedeniyle tanıdığım kişilerin bu yapıyla ilgisi olacağını düşünüyorum. Sonraki yıllarda atanan …, …, …’ın bu yapıyla ilgisinin olabileceğini düşünüyorum. Bu yapılanma içerisinde gruplar genelde zamanla değişmekle birlikte, 3-4 kişiyi geçmeyecek şekilde sağlanıyordu. Toplantılarda namaz kılınıyordu. O yıllarda risale-i nur kitapları okunuyordu. Ben 1997 yaz kararnamesi ile geldiğimde bu şekilde devam ettik. Onlar da benden sonra birer kararname ile geldiler… SORULDU: (401875 ID) numaralı ByLock içeriği okunarak soruldu. CEVAP: … ile … hatırladığım kadarı ile Urankentteki lojmanlarda oturdular. Ancak bu husus araştırılarak kesinleştirilebilir. A.E. 2012-2016 arası 13. Dairede çalışmıştır. … ile … ve … aynı dairede çalıştılar…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı:
“…SORULDU: Ben bu yapıyla; babamın tanıdığı ancak ismini hatırlamadığım bir öğretmenimin akrabası olan ve o dönem … Kolejinde çalıştığını bildiğim bir öğretmen vasıtasıyla 1986 yılında adı geçen kolejin lise bölümüne kaydolmak suretiyle tanıştım. Ben liseyi … Kolejinde okudum ve 1989 yılında liseden mezun olarak 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladım. … Kolejinin bir kısım belletmenleri beni ve ismini hatırlayamadığım bir kaç kişiyi İzmir’de bu yapıya ait Buca İlçesinde bulunan bir yurda yerleştirdiler. Ben yurda babamla birlikte gitmiştim. O yurtta bir kaç gün kaldıktan sonra bir araba geldi, beni alarak Buca Şirinyer civarında bulunan bir eve götürdüler. Ben bu evde yaklaşık bir yıl kaldım… 1993 yılı Eylül ayında üniversiteyi bitirerek memlekete döndüm… Samsun İdari Yargı Hakim Adayı olarak 1994 yılı Aralık ayında göreve başladım… Ben o dönem bir kaç kez Samsun’da bu yapının sohbetlerine katıldım… Eylül ayında Ankara iline taşındım. Ben Ankara’da iken benimle bu yapı adına temas kuran ilk isim …. idi. … Beni sohbete davet etti. Bu sohbetler mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdü. Bu sohbetlere ve genel toplantılara katılan idari yargı kökenli stajyerlerin sayısı 40 civarındaydı. Ayrıca o dönem bu yapıya mensup olup da adli yargı hakim adayı olan tanıdıklarımız da vardı. Bu isimler arasında; …, …, …, …, …, …, …, …, …., … …. isimli şahıslar vardı. Yukarıda ismini saydığım bu şahıslar bu yapıyla ilişkili bu yapıya müzahir ve bu yapıya iltisaklı şahıslardır…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 18/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… 5- Danıştay üyesi seçildikten sonraki süreci anlatınız. Ben 2011 yılı Mayıs ayında Danıştay Üyesi olarak seçilerek göreve başladım. Ben üye olarak seçildikten sonra … beni sohbete kendi evine çağırdı. Ben …’nın evine gittim. Evde …, …, … ve … . vardı. Evde … bir konuşma yaparak önce işten bahsetti, sonradan genel dini konulara başladı, ayrıca müteaddit defalar Gülen’in ismi de sohbette geçti. Ayrıca benden maaşımın % 10’u nispetinde himmet vermemi istediler ancak himmeti kimin istediğini net hatırlayamadım. Bu toplantı bu şekilde bitti ve 15 günde bir sohbet karar alındı. Sohbetler dönüşümlü olarak katılan kişilerin evinde yapılıyordu ancak benim evime sohbet amaçlı hiç gelinmedi, bu sohbetlere …, …, …, …, … devam etmekteydik. Bu sohbetler bir müddet devam etti, bir müddet sonra ise grup değişikliği oldu. Grup değişikliğini bana … ya da … bildirdi. Benim yeni sohbet grubum …, …, …, … ve …’den oluşmaktaydı. Ben kız kardeşime baktığımdan ötürü benden istenen himmetleri vermedim. 2011 yılı Mayıs ayında Danıştay üyesi seçildikten sonra ben Danıştay 13. Dairesinde Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirildim. Ben normalde 13. Daireyi istememiştim, zira 13. Dairenin görev alanı üst kurullar idi ve bu daire iş olarak ağır ve zorlayıcı bir daireydi. Benim de daha önceden çalıştığım konularla alakasızdı. Ancak … benim bu daireyi rahatlıkla yürütebileceğimi, Başkanlık Kuruluna ve muhtemelen bu yapının Danıştay’daki sorumlularına söylemiş ve ben bu şekilde Danıştay 13. Daire Üyesi olarak göreve başladım. Ancak … ve … de Danıştay üyesi olarak seçilince bu örgüt beni 13.Daireden alarak 1. Daireye vermek istedi. Bu hususu bana … aktararak ‘1. Dairede çalışman daha iyi olur’ dedi. Ben ise bu durama tepki gösterdim. Aynı teklifi o dönem Divan Üyesi olarak görev yapan … da yaptı. Ben …’ye Dairemi değiştirmek istemediğimi söyledim ve yine bu yapıya müzahir olan divan üyesi … ile görüşüp 1. Daireye gitmek istemediğimi belirttim ve benim tepkilerim, tavrım üzerine daire değişikliğinden vazgeçildi. Ben 13. Dairede görev yaparken birçok dosyaya ilişkin bu örgütün talep ve talimatları geliyordu. Bu talep ve talimatlar bize … vasıtasıyla ulaştırılmaktaydı. … bu örgütün talimatlarını …’a iletiyordu. … ve … o dönemki 13. Daire Başkanı olan … ile kişisel samimiyetlerinden ötürü bir kısım dosyayı ‘hayır işi’ adı altında başkana ilettiklerini söylemişlerdi. Kısa bir süre sonra ise 17-25 Aralık o laylan olunca … de … de bu tip dosyaları artık Nevzat Başkana söyleyemediler. Dosyaları artık bu yapının elemanı olan daire tetkik hakimleri … ve kıdemli tetkik hakimi üzerinden heyet ayarlayarak kendi istekleri doğrultusunda çıkartmaya çalıştılar. Ben bu şekilde takip edilen çok sayıda dosya olduğunu düşünüyorum ve somut olarak AGDAŞ dosyalarının lehe çıkması için çalıştıklarını biliyorum.
Ayrıca örgüte ait televizyon ve radyo kanallarını lehine karar verilebilmesi için daire içtihatlarının esnek yorumlandığını ve değiştirildiğini biliyorum. Bu içtihatlar esnek yorumlandığı ve bazen de değiştirildiği için ben de bu yapının lehine zaman zaman oy kullandım. Ben her ne kadar 17-25 Aralık sonraki süreçte bu yapının yanlış olduğunu gördüysem de araya mesafe koymaya çalıştıysam da pek başarılı olamadım zira aynı dairede çalıştığım bütün dönem arkadaşlarım bu örgüte müzahirdi. Ancak ben anılan süreçten sonra kesinlikle bu yapıyla ortak hareket etmediğimi söyleyebilirim. Ben bu yapının adaylarına oy vermediğimde … yanıma gelerek kendilerine oy vermem gerektiğini söylüyordu. … ve … da aynı şekilde bana geliyorlardı… Ayrıca ben, … ve … birlikte 13. Dairede çalışırken 17-25 Aralık sonrasında … ve …’nın özellikle özelleştirme ve imtiyaz dosyalarında iptal kararı çıkartmaya çalıştıklarını biliyorum. Örneğin şehir hastaneleri dosyasında bu ikilinin yürütmeyi durdurma karan verdirmek için ciddi şekilde çalıştıklarını ve baskı yaptıklarım biliyorum. 6-12 Ekim 2014 HSYK seçim sürecisini anlatınız: Seçim sürecinde F.E. yanıma gelerek beni bir yere yemeğe davet etti ve Ostim tarafında bir restorantta …, …, … ve … ile beraber yemek yedik. … yemek esnasında HS(Y)K seçimlerine ilişkin bir konuşma yaptı ve bağımsızların çalışmalarına destek olmamızı istedi. Ben bu konuşmayı soğuk karşıladım, bunun üzerine … bana konuşmalarını neden soğuk karşıladığımı sordu, ben ise bir sıkıntının olmadığım söyledim. … benden açık oy istedi. Ben ise desteği geçiştirerek inşallah dedim ve ayrıldım. Bu düzenlenen yemekteki herkes bu örgüte mensup kişilerdi. … ve … Danıştay’dan paralel yapının HSYK üye adayı olarak ortaya çıktılar. Ben ne …’yi ne de …’yi desteklemedim. Daire üyemiz olan …’yi destekledim. Seçim kapsamında bu örgüt lehine herhangi bir çalışma yapmadım, kimseden oy veya destek istemedim. HSYK seçimleri öncesinde 1. Başkan değişerek … Hanım 1. Başkanlığa seçildi. Örgüt; kendi adayı olarak … ile görüştüğünü …’nün fotoğrafının Amerika’ya götürüldüğünü ve Gülen’in …’nün adaylığını onayladığını duydum. Bu hikâyeyi bana … ve … anlattı. 2015 yılında benim dairem değişti ve 13. Daireden, yeni kurulan 17. Daireye geçtim… 7- Bu örgüte müzahir, iltisaklı ve irtibatlı olduğunu bildiğiniz kişiler kimlerdir? H.A. (Danıştay tetkik hakimi):…, …(Danıştay Üyesi), … (Danıştay Üyesi), … (Danıştay Üyesi), … 8-Tarafınızca kullanılan cep telefonu numarasına ilişkin HTS kayıtlarının incelenmesinde; … (Öğretmen): …, … Danıştay Üyesi): Ben … ile 17. Dairede birlikte çalıştım. Kendisi bu yapıya müzahirdir. … (Danıştay Üyesi): Ben … ile ilişkimi yukarıda açıklamıştım. Kendisi bu örgüte müzahirdir. … (Danıştay Üyesi): Ben … ile ilişkimi yukarıda açıklamıştım. Kendisi bu örgüte müzahirdir… … (Hakim): …”
Aynı şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 08/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı:
“… 7-Sohbet grubunuz kimlerden oluşuyordu, sohbet abiliğini kim yapıyordu? Gerçekleştirilen sohbetlerde neler konuşulmaktaydı, ne gibi talimatlar verilmekteydi? Benim sohbet grubum; …, …, …, …, …’dan oluşmaktaydı. Sohbet abiliğini … ve … yapmaktaydı. Sohbetlerde genelde mesleki konular dairedeki genel gündeme ilişkin konular, üst kuruldan gelen notlar ve dini konular konuşulmaktaydı. Bu yapı dışarıya karşı gerçek yüzünü göstermediği dönemde yani ayrışma yaşanmadığı dönemde kime oy verileceği, seçimlerde kimlerin aday olacağı ve oylamaların nasıl yapılacağı konusunda talimatlar vermekteydi. 17-25 Aralık sonrasında ise ben daha önceki ifademde de ayrıntılı olarak anlattığım gibi bu yapıyla bağlantıyı kestiğim için bu sohbetler tam olarak neler konuşulduğunu bilemeyeceğim…. 9- Görev yaptığınız dairede FETÖ/PDY lehine dosya takibi nasıl yapılırdı? Özellikle hangi dosyalar takip edilmiştir? Bu dosyalar kimlere havale edilirdi? Görev yaptığınız dairede ki kıdemli tetkik hakiminin bu takiplerdeki rolü nedir? Daire başkanlannm bu durumdan haberi var mıydı, örgüt mensubu olmamasına rağmen hangi üyelerle iş birliği içerisine girdiniz, yahut destek aldınız, bunu nasıl sağladınız? … üst kuruldan aldığı dosya takibine ilişkin bilgileri; Ben dairenin bulunduğu blokta olmadığım için, oda komşusu olan … ile paylaşırdı. Ben daha önceki ifademde ayrıntılı olarak belirttiğim üzere; … ve …, başkana, takip edilecek iş bu dosyaların hayır işi amacıyla olduğunu söylerlerdi ve başkan da bu nedenle onlarla hareket ederdi. Bu şekilde dosyalar 17/25 Aralık sürecinden önce çıkartılmıştır. 17/25 Aralıktan sonra ise ben bu yapıyla arama mesafe koyduğum için kimse bana bu süreçten sonra herhangi bir talimat getirmemiştir… Danıştay’a yeni üyeler seçildikten sonra daire başkanlığı seçiminde …13. Daire Başkanı olarak seçildi. Bu kişinin örgüt tarafından desteklendiğini biliyorum. … ., … ve … çok samimilerdi akşam yemeklerini bile ailecek bir çok kez birlikte yemişlerdi. Dairenin o dönemki kıdemli tetkik hakimi … bey bu yapının etkisiyle seçilmişti ve başkanla …’nin samimiyetini bildiği için de …’den gelen talepleri asla geri çevirmiyordu. Dosya takibi … bey, …, kıdemli tetkik hakimi ve … arasında yapılmaktaydı. 17/25 Aralık’tan önce bu yapıya; bu yapıyla alakasının olmamasına rağmen … ve … de destek vermekteydi. Bu desteğin sebebi henüz bu yapının gerçek yüzünü dışarıya göstermemiş olmasıydı… 25- Danıştay’daki Başkanlık, Daire Başkanlığı, Başsavcılık, Yüksek Seçim Kurulu Üyeliği gibi seçimlerde FETÖ/PDY mensuplarının blok oy kullanarak seçimleri kilitlediği ve çeşitli pazarlıklarla istediği kişileri bu makamlara seçtirmeye çalıştıkları bilinmektedir. Seçim süreçlerinde kimlerin aday olacağı ya da kimlerin destekleneceği ne şekilde belirlenirdi, koordinasyon nasıl sağlandırdı, bu konuya ilişkin kimlerle ne pazarlıklar yürütülmüştü? Danıştay Başkanlığı seçiminde o dönem 13. Daire Başkanı olan …’nün Danıştay Başkanı olabilmek için … ile yoğun temas halinde bulunuldu. …’nün fotoğrafı ABD’ye gönderilerek onaylattırıldı. … aynı dairede çalıştığı için … ile birlikte sürekli başkanı yakın markaja alarak aday olması konusunda ısrarcı olundu. Diğer yapıya ait üyelerin …’ye aday olması konusunda ciddi baskılar yaptıkları ancak aday olmayı düşünen …’nün bir süre sonra aday olmayacağını açıklaması üzerine … Hanım başkan adayı olup kendisi seçilmiştir. Bu dönemde … Hanıma oy verilmedi. Rakip adaya blok olarak oy verildi. Daire başkanlığı, başsavcılık ve kurul üyeliklerinde kendileri açısından aktif olan adaylıklar tercih edildi. Yüksek Seçim Kurulu Üyeliği için daha sonradan rakip görmek istemedikleri kişileri Yüksek Seçim Kumluna veya Uyuşmazlık Mahkemesine aday olması için teklif götürüldü. Yapı HSYK ve Anayasa Mahkemesi üyeliğine önem verdi. 12. Daire Başkanı Adayı … aday olduğunda yapı …’yi destekledi. Daire başkanlıklarına eski üyeleri başkan adayı yaparak Anayasa Mahkemesi Üyeliği ve HSYK üyeliği adaylığında kendi adaylarının desteklenmesini istedi. Pazarlıklar daire başkanlığını desteklemek, Anayasa Mahkemesi üyeliği ve HSYK üyeliği için kendi adaylarının desteklenmesi suretiyle yapıldı. 27- Danıştay Başkanlığı seçimlerinde adaylık sürecine giren ancak sonradan bundan vazgeçen ve halen 13. Daire Başkanı olan …’nün fotoğrafla bilgilerinin Pensilvanya’da bulunan örgüt elebaşına gönderildiği ve ondan adaylık açısından icazet alındığına ilişkin bulunan bilgiler çerçevesinde söz konusu başkanlık seçim sürecine ilişkin bildiklerinizi anlatınız. …’nün aday olması için kuruldan karar çıktığını düşünüyorum. Danıştay’daki 32-33 bin sicillilerden oluşan kurulun görüşmesi sonrasında …’nün Danıştay Başkanı adayı yapılması için bir karar alındığını bunun üst kurulca da onaylatıldığını ve daha sonra …’nün fotoğrafının Pensilvanya’ya gönderilerek onaylatılması sonrasında tabana …’nün aday olması noktasında lanse edildiğini, aynı dairede olan … ve …’ın … beyle sürekli görüşmeler neticesinde bu konuda …’nün gönlünü yaptıkları, …’nün aday olma noktasında ciddi hazırlıklar yaptığını, ancak adaylık süreci yaklaştığında …’nün yapı dışındaki üyelerin etkisiyle aday olmaktan vazgeçtiğini … ve …’dan bilgi olarak öğrendim. Ben sonradan öğrendiğim kadarıyla …’nün Anayasa Mahkemesinde görev yapan kuzeni … beyle konuşmuş ve kendisinin Z. hanıma karşı aday olmaması gerektiğini söylemiş, … Bey de bu sebeple adaylık yarışından çekildi… 33- Dairede dosyalar görüşülmeden önce yapı mensuplan olarak hangi dosyalarda blok oy kullandınız? Kararın; örgütün menfaati aleyhine çıkacağı anlaşıldığında heyet içerisinde karşı oy kullanmama ya da birlikte hareket etmiyormuş görüntüsü çizmemek adına diğer yapı mensuplanndan ayrı oy kullandığınız oldu mu? Dairede verilen kararlarda bu şekilde örgüt mensubu üyeler tarafından manipüle edilen üyeler bulunmakta mıdır? Bu üyelere karşı örgütün geliştirdiği bir davranış biçimi bulunmakta mıdır? Yapıya ait TV ve radyolarda lehe oy kullanılması noktasında …’nin, …’ye hayır işi diye görüşüp karar çıkarttığını biliyorum. …, bu tür dosyaları karşı oda komşusu olan …’a söylediğini bana belirtmiştir. Daha önceki 18 Kasım tarihli ifademde yer alan … tarafından, yapıya ait TV ve radyo lehine içtihatların esnetildiği ifadesi ve benim bu kararlara katıldığım ifadesi sehven verilmiştir. Ben yapıya ait tv ve radyo lehine içtihatların esnetildiğine ilişkin bu kararlara katılmadım. Bu şekilde içtihatların da esnetildiğini bilmiyorum. Kesinlikle içtihatlara ve mevzuata aykırı hiç bir dosyada ne yapının ne de başka birinin lehine oy kullanmadım. Dairemizde …’nin takip ettiği radyo ve tv dosyalan dairenin önceden belirlediği içtihatlar doğrultusunda karara bağlanmıştır. …’nin beğenmediği kararlardan muhalif kaldığını veya dikkat çekmesin diye oybirliğine katıldığını hatırlamıyorum. Ben de hiç bir dosyada ve kararda farklı karar çıktığında muhalif kalmayıp ve karara katılayım diye bir düşünceye sahip olmadım. 34- Dairenizde heyetler ne şekilde ayarlanmaktaydı? Dairenizde 3 adet FETÖ/PDY örgütü mensubu bulunduğu değerlendirildiğinde, heyetlerde sayısal çoğunluk nasıl sağlanıyordu? Ben hiç bir zaman örgüt üyesi olmadım. Yeni üyeler seçilince davet üzerine diğer üyeler ile çay içme toplantılarına iştirak ettim. … 17/25 Aralık öncesinde başkanla ve kıdemliyle görüşerek dosyaları istenilen tetkik hakimine ve istenilen heyete girmesi noktasında organizasyon yapıyordu. Bu dosyalarda … ve … başkanla görüşüp hayır işi diye bu dosyaların çıkmasını sağladıklarını biliyorum. 17/25 Aralıktan sonra …’nin bana çıkarmak istediği dosyalara ilişkin telkin ve talimatı olsa da ben bunu geri çevirdim. 17/25 Aralıktan sonra bu dosyalan nasıl organize ettiğini bilmiyorum. Zaten ben bir süre sonra 17. Daire üyeliğine geçtim… 38- Özellikle Gülen yapılanmasına müzahir TUSKON’un açtığı ve Danıştay 13. Dairesinin 2014/838 saydı esasına kayıtlı dosyasında yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kararda oyunuz bulunmaktadır. Bu dosyaya ilişkin örgütten nasıl bir talimat gelmiştir? Bu dosyanın takibinde kimler ne suretle görev aldı? Dosya, örgüte mensubiyeti nedeniyle HSYK tarafından ihraç edilen Tetkik Hakimi …’ye nasıl ve kimin yönlendirmesiyle havale edilmiştir? Bu dosyaya ilişkin bana … tarafından herhangi bir bilgi bu dosyanın nasıl çıkacağına dair telkin kesinlikle gelmemiştir. Ancak bu dosya şu şekilde çıkmış olabilir; daha önceki tecrübe ve gözlemlerime dayalı olarak … bu dosyayı … ile ve başkan … ile paylaşmıştır. Kıdemli tetkik hakimi aracığıyla …’ye havalesini gerçekleştirmiş, … tarafından heyete getirilerek çıkarılmıştır diye düşünüyorum. Bu dosyayla ilgili … ve başkası tarafından herhangi bir bilgi, telkin kesinlikle gelmemiştir. 39- 13. Daireden ayrıldığınız döneme ilişkin olmakla birlikte, aynı sohbet grubunda olduğunuz … ve … ‘ın 13. Dairede görülen Bank Asya yönetimine el konulması dosyalarının ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay’da görülmesini ve yürütmenin durdurulması kararı alınmasını sağlamaya çalıştığı, yine FETÖ/PDY mensubu olmayan …’nin bu girişime bilerek yahut bilmeyerek destek olduğu, dosyanın FETÖ/PDY mensubu …’ye havale edildiği bilinmektedi. Bu sürece ilişkin bildiklerinizi anlatınız. Ben 17/25 Aralık süreci sonrasında bu yapıya mesafe koydum. Dolayısıyla bana dosyayla ilgili bir bilgi verilmedi. Zaten ben o süreçte sizin de belirttiğiniz gibi 13. Daireden ayrılmıştım… 41- Dairede … ve …’nin baskılarıyla sicili bozulan tetkik hakimleri var mıdır? Var ise neden böyle bir davranış biçimi benimsenmiştir. Ben bildiğim kadanyla bu dairede sicili bozulan bir tetkik hakiminin olmadığını düşünüyorum… 45- Eklemek istediğiniz başkaca bir husus var mıdır? 34. Soruda dairenizde 3 adet FETÖ/PDY örgütü mensubu değerlendirildiğinden heyetlerde sayısal çoğunluk nasıl sağlanıyordu sorusunda geçen 3 örgüt üyesinden kastedilenlerden birisinin ben olduğum hususuna kesinlikle katılmıyorum. Dairemizde cemaate mensup üye olarak … ve … bulunmakta idi. Ben ise üye seçildikten sonra Danıştay’daki yeni üyelerin cemaat ayrımı yapmadan ve bunu bilmeden birbirleriyle yakın ilişkiler içine girmesi ve bazen ders diye tabir edilen toplantılara katılmasından ibarettir. Ben kesinlikle örgüt üyeliğini kabul etmiyorum ve red etmekteyim… AGDAŞ dosyalarının yapının referansıyla … ve … tarafından takip edildiğini ve … ceosu … isimli şahsın bir gün Danıştay’da karşımıza gelmesi üzerine …’ın … isimli bu kişinin bu şirketin ceosu olduğunu, İdare Mahkemesinde ve Danıştay’da davaları olduğunu, lehe takip edildiğini öğrendim… 17/25 Aralıktan sonra şehir hastaneleri dosyaları, imtiyaz dosyalan, özelleştirme dosyaları, BTK dosyaları ve rekabet dosyalarının; … ve … ‘ın idarenin aleyhine sonuçlandınlması için özel çaba sarf ettiklerini biliyorum…”
Aynı şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09/05/2017 tarihli şüpheli 4. ek sorgulama tutanağı:
“…SORULDU : Danıştayda bulunan FETÖ/PDY içerisinde oluşturulan gruplar arasında sizin …, …, …, …, … ve …’nin içinde bulunduğu grup içerisinde yer aldığınız, bilahare … Lojmanlarında oturmanız nedeniyle bu grupların Danıştay üyelerinin oturduğu lojman ve yerlere göre oluşması nedeni ile belirtilen gruptan ayrılarak Bağlıca Lojmanlarında oturan yapı içerisinde bulunan Danıştay üyelerinin içinde bulunduğu grupta yer aldığınız bilinmektedir. Bu yeni grubunuzda kimler vardı? CEVABEN : Ben bu toplantıları bir grup toplantısı olarak nitelendirmiyordum. Ancak … ile aynı dairede çalışmamız nedeni ile beni kendi evine çağırdı. Burada …, …, .., …, .. ile bir araya geliyorduk. Ben bu davete bir iki defa katıldım. … beni çay içme teklifi ile kendi evine çağırdığı için katıldım. Ancak benim katılmam süreklilik arz etmedi. Bir daha da gitmedim. Bu toplantılarda daire ile ilgili hususlar konuşuluyordu. Toplantılardan birinde para toplanmıştı. Ancak kimin parayı istediğini hatırlayamıyorum. Ben bu parayı vermemiştim. CEVABEN : …, …, …, …, … … Lojmanlarında oturuyordu. Ben de o dönem … Lojmanlarında oturuyordum. … ve … ile aynı dairede üyeydik. Diğer arkadaşları da tetkik hâkimliğinden tanıdığım için bir araya geliyordum…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 14-26/12/2016 tarihli şüpheli 2. sorgulama tutanağı:
“… SORULDU: 2010 yılında oluşan HS(Y)K’nın Yargıtay ve Danıştay Üyeleri için yaptığı ilk seçimde Fetullah Gülen cemaat mensuplarının istedikleri isimlerin seçilmelerini sağladıklarını bizzat siz de dile getirdiniz. Bu dönemde seçilen Fetullah Gülen cemaat mensupları kimlerdir? Bu şahıslar hakkında bize bildiklerinizi ve gördüklerinizi anlatır mısınız? CEVABEN; 1)M.S., … 168)…; Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından Danıştay üyeliğine seçilmiştir…”
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile Danıştay üyeliğine atandığı ve Danıştay 13. ve 15. Dairelerinde görev yaptığı görülmüştür.
Tanık beyanları ve davacıya ait hizmet cetvelleri birlikte değerlendirildiğinde; tanık beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu ve davacının değişik tarihlerde (staj döneminden dava konusu karar ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar) örgüt ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, örgütün sohbet olarak adlandırdığı toplantılara katıldığına, örgütün 2010 yılında HSK’da çoğunluğu ele geçirmesine müteakiben, örgüt kontenjanından Danıştay üyeliğine seçildiğine, örgüt tarafından verilen talimatları örgüt mensubu diğer şahıslara iletmek yönünde bir görev ifa ettiğine, örgüt adına dosya takibi yaptığına, örgüt lehine karar çıkmasında etkili olduğuna, 20-25 Temmuz 2012 tarihleri arasında örgüt mensuplarının moral motivasyonlarının yükseltilmesi ve örgüte bağlılıklarının arttırılması amacıyla örgüt tarafından düzenlenen Çamlıca/İstanbul toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
a-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildededir:
Davacının ceza yargılamasının yapıldığı … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında;
… adlı ve… ID numaralı ByLock kullanıcısı ile … adlı ve… ID numaralı ByLock kullanıcısı arasındaki yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
08/01/2016 tarihindeki yazışmalar:
20:53:30 : … – … : “17. daire vergi oluyormuş diyorlar duydun mu?”
20:54:03 : … – 3… : “duymadım”
20:53:36 : … – … : “heyetler iptal edildi”
20:53:44 : … – … : “gelecek haftaki”
23/01/2016 tarihindeki yazışmalar:
20:53:30 : … – … : “yücel 15, bülent hoca 17’ye”
… adlı ve … ID numaralı ByLock kullanıcısı ile … adlı ve … ID numaralı ByLock kullanıcıs arasındaki yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
24/01/2016 tarihindeki yazışmalar:
12:59:15 : … – .. : ”’Hukuk Adamları derneği ile ilgili soruma cevap vermediniz. “böyle bir dernekten arıyoruz. Faaliyetlerimizle ilgili bilgi verecektik’ demişler”
13:00:08 : … – … : ”… veya diğerleri ile konuştunuz mu? Ne yapmak ve ne demek lazım”
00:57:50 : … – … : “Hukapla ilgili tanıdık aramış sebebini öğrenip dönecekler”
25/01/2016 tarihindeki yazışmalar:
16:39:36 : … – … : “Gelen cevabı aynen gönderiyorum…. Hukap dernek hakkında bilgi verecektir… … (25.01.2016 16:28): Konuşsun … (25.01.2016 16:28): Dernegin faaliyetleri hakkında malumat verecek … (25.01.2016 16:29): Aykırı bir talepleri olmayacaktır…Şayet olurda degerlendireyim deyip sizinle paylaşsin abi”
26/01/2016 tarihindeki yazışmalar:
23:10:19 : … – …: “(Sana özel gelen) … beyin eşi HUKAB ta YK yedek üyesiydi asıl üyelik boşaldığı için GK yapmadan oraya geçmesini istiyoruz telefonla haber verilmiş düşüneyim dönerim demiş ama dönüş yapmamı[ş]. Bu konu heyette konuşuldu yapacak başka bir şey yok ve avukat hanım zaten yedek üye olduğu için mahzuru olmayacak, işleri bir arkadaş takip ediyor o sadece gerektiği zaman imza atacak. Yani endişe edecek bir şey yok diye düşünüyoruz ama akıllarına takılan birşey varsa öğrenebilirmisini” şeklinde yazışmaların bulunduğu; ‘A’ bölümünde yer alan yazışma içeriklerinde “yücel” olarak belirtilen kişinin 28/02/2011-29/01/2016 tarihleri arasında Danıştay 13. Dairesinde, 29/01/2016-23/07/2016 tarihleri arasında örgüt için kritik öneme haiz Danıştay 15. Daire’de görevlendirilmesi sağlanan sanık [davacı] … olduğu; ‘B’ bölümünde yer alan yazışma içeriklerinde, örgüt ile iltisaklı olması nedeniyle kapatılan HUKAB (Hukuk Adamları Birliği Derneği)’nin Danıştay’daki örgüt mensupları ile görüşme talebinde bulunduğu … tarafından sanık [davacı] … ve diğer örgüt mensupları ile konuluşulup ne yapılması gerektiğinin …’ye iletildiği hususlarının tespit edildiği görülmüştür.
Bu durumda, FETÖ/PDY mensubu şahıslara ait ByLock yazışma içeriklerinde davacının adının yer alması hususu davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Diğer Hususlar
b-1-Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler” başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK’da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının hakim olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile Danıştay üyeliğine atandığı görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan … isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla 14-26/12/2016 tarihleri arasında verdiği ifadesine ilişkin 2. sorgulama tutanağında:
“… SORULDU: 2010 yılında oluşan HS(Y)K’nın Yargıtay ve Danıştay Üyeleri için yaptığı ilk seçimde Fetullah Gülen cemaat mensuplarının istedikleri isimlerin seçilmelerini sağladıklarını bizzat siz de dile getirdiniz. Bu dönemde seçilen Fetullah Gülen cemaat mensupları kimlerdir? Bu şahıslar hakkında bize bildiklerinizi ve gördüklerinizi anlatır mısınız? CEVABEN; 1)M.S., … 168)…; Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından Danıştay üyeliğine seçilmiştir…” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde yargıda önemli bir makam olan Danıştay üyeliğine (örgüt kontenjanından) atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
b-2)Çamlıca/ İSTANBUL toplantıları
Davacının ceza yargılamasının yapıldığı … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında;
“Danıştay üyesi olan 30 kadar örgüt mensubunun 2012 yılı Temmuz ayının 20 ile 25 günleri arasında İstanbul iline giderek örgütün, Üsküdar … semtinde bulunan … Dershanesinde düzenlediği gizli bir toplantıya katıldığı, örgüt mensuplarının örgüt kurucusu Fetullah’ın yurt dışına çıkmazdan önce kaldığı … Dersanesi’ndeki odayı ve buradaki eşyalarını ziyaret ettiği hususu dairemizde yargılaması devam eden bir kısım itirafçı sanıkların beyanları ve bu beyanları destekleyen HTS analiz raporlarından anlaşılmaktadır. Bir kısım üyenin cep telefonlarını tedbir amaçlı olarak Ankara’daki evlerinde açık / kapalı bıraktığı, yanında cep telefonunu bulunanların da toplantı günlerinde kapalı tuttuğu yeminli tanık anlatımları ile telefon kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Cep telefonlarının kapalı tutulması halinde konum bilgisi (baz) vermesinin mümkün olmadığı bilinen bir husus olduğundan örgüt mensuplarının cep telefonlarını kapalı tutmasının toplantı yer ve zamanını gizleme amaçlı olduğu anlaşılmaktadır. Yine bazı örgüt mensuplarının cep telefonlarının Ankarada’ki evlerinde güç cihazına bağlı ve açık surette tutmaları durumunda, telefonun sürekli Ankara’da baz sinyali vereceği de bilinen bir husus olduğundan bu durum da hedef şaşırtma amaçlı bir önlemdir.
……
Tanıklardan Danıştay eski Üyesi …’nin gerek kendisi hakkında yürütülen dosyada gerekse tanık olarak dinlendiği bir kısım yargılamalarda bahsettiği, moral motivasyonlarının yükseltilmesi, örgüte bağlılığın kuvvetlendirilmesi ve örgütün Türkiye’de ve Dünya’da nasıl örgütlendiğinin büyüyüp güçlendiğinin anlatılması amacıyla, Türkçe Olimpiyatları öncesi Temmuz ayı içerisinde İstanbul Anadolu yakasında örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katılımı ile 3-5 gün süren toplantılar düzenlendiğini, sivil kişiler tarafından sunumlar yapıldığını, son gün tüm grupların katılımı ile örgüt lideri Fetullah Gülen’in ülkeden ayrılmadan önce barındığı ve o haliyle muhafaza edilen İstanbul Altunizade/Çamlıca … Dershanelerinin üst katında bulunan odaların, toplantı salonları ve özel eşyalarının ziyaretinin gerçekleştirildiğini, grubun toplantılar sırasında iki ayrı yerde kaldığını, kendisinin de bulunduğu grubun yurt benzeri bir yerde kaldığını, bir kısım katılımcıların da ayrı bir yerde villa gibi konutlarda kaldıklarını, intikallerin ve dönüşlerin toplu olarak yapılmadığını beyan ettiği ve hatırladığı bir kısım katılımcıları saydığı toplantılarla ilgili olarak, tanık beyanı ve HTS verileri esas alınarak yapılan araştırmalar sonucunda organizasyonun, 20-25 Temmuz 2012 tarihleri arasında yapıldığı tespit edilmiştir.
Yaklaşık 25 civarı üyenin katıldığı toplantılara gidişler, 19-20 Temmuz gibi dönüşler 24 Temmuz gecesi veya 25 Temmuz’da olmak üzere tek tek veya birkaç kişinin bir araya geldiği özel otomobillerle olduğu gibi bir kısım üyelerin uçak yolculuğunu tercih ettiği görülmüştür.
Tedbir kurallarına azami riayet eden bazı üyelerin telefonlarını Ankara’da şarja takılı vaziyette açık bıraktığı, bir kısmının 4-5 günlük süre içerisinde tamamen kapattığı, telefonlarını yanlarına alan üyelerin ise gerek İstanbul’a gidişte gerekse dönüşte güzergah boyunca mevcut yerleşim yerlerinden birbirini takip eder şekilde sinyal verdiği belirlenmiş, İstanbul’da bulunulan zamanlarda da sinyallerin çoğunlukla Anadolu yakasından alındığı, bir kısım üyelerin katıldığı bir yarımada gezisinin yapıldığı baz sinyallerinin takibinden anlaşılmıştır.
Dosya içerisinde bulunan 05/07/2018 tarihli …, …, …’den oluşan bilirkişi kurulu raporu, ilgili telefona ait BTK’dan alınmış HTS kayıtları birlikte incelendiğinde; Belirlenen tarih aralığında sanığın adına kayıtlı … telefonun İstanbul sınırları içerisinde baz sinyali verdiği, sanığın fiilen kullandığı … numaralı GSM hattının sırasıyla 20/07/2012 saat 09:28 Yenimahalle/Ankara, 20/07/2012 tarih 10:24, 10:25, 10:31 saatlerinde Kazan/Ankara, aynı gün 12:26 de Sapanca/Sakarya, 18:06, 18:07 saatlerinde Florya/İstanbul, 21/07/2012 tarih saat 13:30 Florya/İstanbul, 21.07.2012 tarih saat 15:27 Şenlikköy Stadı/Florya/İstanbul, 23/07/2012 tarih 16:55, 16:57, 16:59 saatlerinde Florya/İstanbul, 24/07/2012 tarih 22:06, 22:07 saatlerinde Karadeniz Mah./İstanbul, aynı gün saat 22:14 de Beşiktaş/İstanbul, saat 22:44 itibariyle (Fatih Mah) İstanbul İl sınırları içerisinde sinyal verdiği, 24/07/2012 tarıh 22:58, 23:21, 23:22 saatlerinde Kocaeli, 25.07.2012 tarih 01:13, 01:37, 02:32 saatlerinde Bolu, aynı gün 03:30 saatinde Kızalcahamam, 03:39 saatinde Kazan, 13:44 saatinde Danıştay binası/Ankara sinyal verdiği, özetle Ankara’dan İstanbul’a araçla seyahat ettiği saptanmıştır.
Florya, Beşiktaş başta olmak üzere İstanbul’un değişik yerlerinde sinyal veren sanığın telefonunun 21/07/2012 saat 15:27’de baz sinyalinin kesildiği, iki gün sonra 23/07/2012 saat 16:55’de Florya/İstanbul’dan baz sinyal verdiği, baz sinyal vermediği 2 günlük sürede telefonunu kapattığı veya uçak moduna aldığı, belirtilen süre aralığında telefonun tamamen kapalı veya veri trafiğine kapalı uçak moduna alınmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmediği, kendisine ulaşılabilecek yegane iletişim vasıtası olan cep telefonun veri trafiğine kapalı tutulması, örgüt mensubu olarak deşifre olmamak için gizliliğe verdiği önemi ile tedbir kurallarına azami riayet ettiğini gösterdiği, sanığın, 2012 yılında örgüt liderinin bir dönem kaldığı Çamlıca … Dersanesi ziyaretinin de dahil olduğu örgütün Çamlıca/İSTANBUL toplantılarına katıldığı, burada bulunduğu süre içerisinde telefonu kapalı olmasının toplantılara katılımdan kaynaklandığı kanaatine ulaşılmış,
Tanık …’nin beyanıyla doğrulandığı üzere sanığın da 2012 yılı 20-25 Temmuz tarihinde İstanbul Anadolu yakasında mensuplarının moral motivasyonlarının yükseltilmesi ve örgüte bağlılığın artırılması amacıyla düzenlenen örgüt mensubu sivil kişilerin sunum yaptığı, son gün tüm grupların katılımı ile örgüt lideri Fethullah Gülen’in ülkeden ayrılmadan önce barındığı ve o haliyle muhafaza edilen İstanbul Altunizade/Çamlıca … Dershanelerinin üst katında bulunan odaların ziyaret edildiği toplantı ve geziye tanık Vahit Bektaş’ın da içinde bulunduğu grupla birlikte katıldığı anlaşılmış,
bu husus sanık aleyhine delil olarak değerlendirilmiştir.
Yaklaşık 25 civarı Danıştay Üyesi ile eş zamanlı olarak 20/07/2012 tarihinde İstanbul’a giden ve toplantıların bitiminde aynı şekilde 23/07/2012 tarihinde ayrılan sanığın, toplantılara katılmadığı yönündeki savunmalarına itibar edilmemiştir.” şeklinde tespitlerde bulunulduğu görülmüştür.
Öte yandan, Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09-12/12/2016 tarihli şüpheli 3. sorgulama tutanağında:
“… SORULDU : 2013 yılında Fetullah Gülen cemaat mensubu olan Danıştay üyelerinin İstanbul’da bir araya geldiğini ve burada toplantılar yapıp, Fetullah Gülen’in en son kaldığı yer olmak üzere bazı yerleri gezdiğinizi belirttiniz. Bu toplantıya katılan Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isimlerini hatırlıyor musunuz? Hatırladığınız isimleri bize belirtir misiniz? CEVABEN : O ifademde de belirttiğim gibi biz İstanbul Anadolu yakasında bulunan Fetullah Gülen cemaatine ait bir misafirhanede kaldık. 10-15 kişilik bir grup da müstakil bir villada kaldı. Her iki grup farklı şekilde program yaptı. Ancak her iki grubun yaptığı programın aynı nitelikte olduğunu biliyorum. Bizim grupta bulunan hatırladığım bazı kişilerin isimlerini söyleyebilirim dedi. …, …, …, …,…, .., …, …, ……., …’dır. Aradan uzun zaman geçtiği için diğer isimleri şu an için hatırlayamıyorum…” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda örgüt içi motivasyonu arttırmak amacıyla, 2012 yılında son derece hassas gizlilik kuralları uygulanarak gerçekleştirilen örgüt liderinin bir dönem kaldığı Çamlıca … Dersanesi ziyaretine davacının da katılmış olması hususu, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
DAVA KONUSU … TARİH VE … SAYILI KARARA KARŞI YAPILAN YENİDEN İNCELEME TALEBİNE 60 GÜN İÇERİSİNDE CEVAP VERİLMEMESİNE YÖNELİK İPTAL İSTEMİ YÖNÜNDEN:
Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu nezdinde yapılan yeniden inceleme istemine, HSK Genel Kurulunca 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluşan zımni ret işleminin iptali istemine gelince;
Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının son paragrafında; 6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, kararın tebliği tarihinden itibaren on gün içerisinde, HSK Genel Kurulu nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulabileceğinin belirtildiği görülmüştür.
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde; HSK Genel Kurulunun ilk defa aldığı kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunulabileceği, yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların kesin olduğu kurala bağlanmıştır.
08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanan 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kabul edilen 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ”Yargı Denetimi” başlıklı 11. maddesinin 2. fıkrasında ise; ”22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte incelenmesinden, yargı mensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı dava açılabilmesi için bu kararların kesinleşmesi gerektiği, kesinleşmenin de on gün içinde yeniden inceleme talebinde bulunulması halinde, HSK Genel Kurulunca yeniden inceleme talepleri hakkında bir karar verilmesi, ya da yeniden inceleme talebinde bulunulmaması halinde olacağı açıktır. Bu nedenle yargı mensuplarının, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara yönelik olarak yeniden inceleme talebinde bulunmaları halinde ve HSK Genel Kurulunca 60 gün içerisinde bu istem hakkında karar verilmemesi halinde zımni ret işleminin oluştuğundan bahsedilemeyeceği gibi kesinleşmeden de bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı kararın, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin HSK Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmesi suretiyle kesinleştiği anlaşıldığından dava konusu edilen kesinleşmiş bu kararın iptali isteminin incelenmesi gerektiği açıktır.
Bununla birlikte, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı karara ilişkin yeniden inceleme talebine davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemesi suretiyle oluştuğu öne sürülen zımni ret işlemine ilişkin iptal istemi yönünden ise, yeniden inceleme talebinin … tarih ve … sayılı HSK Genel Kurulu kararı ile reddedildiğinden ortada oluşmuş bir zımni ret işleminden bahsedilemeyeceğinden bu istemin incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmemesinin iptali istemi yönünden DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.