Danıştay Kararı 5. Daire 2017/5555 E. 2020/5940 K. 21.12.2020 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/5555 E.  ,  2020/5940 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5555
Karar No : 2020/5940

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu kararın ve gerekçesinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren herhangi bir somut delil ve gerekçe gösterilmeden meslekten çıkarılmasına karar verildiği, kararda şahsı ile ilgili olarak kişiselleştirme yapılmadığı, karara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet edilmediği, savunma hakkı tanınmadığı, dava konusu karar ile medeni ölüme terk edildiği, dava konusu kararın güncel tabiri ile açık bir siyasi kumpas olduğu, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince masum kabul edilmesi gerektiği, geçmiş hizmetleri olumlu, sicil notu yüksek, sicili temiz ve tecrübeli bir yargı mensubu olduğu, dava konusu karar ile Anayasanın 15., 36., 38., 119., 120, 121., 128. ve 129. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 7., 13. ve 14. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın şekil, konu, sebep ve maksat unsurları bakımından hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Öte yandan, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin Resmi Gazete’de yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmaması nedeniyle kendiliğinden yürürlükten kalktığı, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) tamamının ve dava konusu kararın dayanağı olan 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu, anılan Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu iddia edilerek anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Davalı idare tarafından; dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatları olduğu saptanan hakim ve savcıların, meslekte kalmasının uygun olmadığından bahisle meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının davacıya ait kısmının iptaline, mahrum kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ile davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, … meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında da, “Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında ise, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. …” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 15/07/2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
08/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan, 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla; ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.
Öte yandan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının parasal haklarının tazmini isteminin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tamamı ve 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
…tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/71695 sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla mahkûmiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:…sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
…Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin …ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ö.Y. isimli şahsın …Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 01/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… Ben 2010 yılında Ankara Hukuk Fakültesinden Ağustos ayında mezun oldum. Ben üniversitenin 2. sınıfının 1. döneminin bir kısım haricinde üniversite hayatım boyunca yapıya ait yurt ve evlerde kaldım… Ben 2010 yılında 4. sınıfta olduğum dönemde ilk dönem ve ikinci dönemde yapıya ait iki farklı evde kaldım. 4. sınıfın birinci döneminde benim ev ablalığımı benimle aynı dönemde hakim savcı olan (15. dönem) … yapıyordu… … isimli şahıs Tokat Zilelidir. Benim dostum diye tabir ettiğim bir kişidir. 15. Dönem Hakim savcı adayıydı ve benimle dönem arkadaşıydı. Bu şahıs yapının evlerinde ev ablalığı yaptı ve dört sene evde kaldı. Yapıya mensup bir şahıstır. Bu şahıs ile ilgili çok bilgim vardır gerekirse bu şahısla ilgili detaylı bilgiler verebilirim. Bu şahısla görüştüğümde bildiklerini anlatması konusunda ikna edebileceğimi düşünüyorum. Bu şahıs Ankara Hukuk mezunudur… Ben, 2010 yılında mezun olmama yakın bir dönemde M.’nin üstünde bir kısım evlerden sorumlu A. isimli şahıs vardı. A. ismi kod adı mıdır yoksa gerçek ismi midir bilmiyorum. Bu şahıs resim öğretmenliği ya da İngilizce öğretmenliğinde okuyordu. Bu şahısla ilgili bildiklerim bundan ibarettir ancak bu şahsı görsem teşhis edebilirim. A. isimli şahıs zaman zaman bizim eve sohbet vermek için geliyordu. Bu şahıs bir keresinde bana ‘seninle kariyer planlaması için birisi gelecek’ [diye] söyledi. Daha sonra beni Bahçelievler’de bir adrese yönlendirdi. Bu adrese yukarıda ismini bahsetmiş olduğum … ve P.Y. ile birlikte gittik… Gittiğimiz evde bu evde ilk defa gördüğüm F. isimli (Kod Adı olabilir) bir şahıs ile görüştük. F. isimli şahsın hiçbir bilgisini hatırlamıyorum. Buna ilişkin tek bildiğim ismidir. Bu şahsı görsem teşhis edebilirim. Bu kişi muhtemelen bizim bir üst dönemimizden, hukukçu ve hakim savcı stajeri otan bir kişidir. Ben bunu Bakırköy Adliyesinde staj yaparken (Açıklamasını daha alt kısımlarda yapacağım ) yapıya ait staj evlerinde kaldığım Ö.Ö. isimli kişiden biliyorum… Kariyer evine gittiğimde F. isimli şahıs bize öncelikle sohbet yaptı. Daha sonra P.Y., … ve beni tek tek odaya alarak görüşme yaptı… Daha sonra biz buradan ayrılarak evimize gittik. Yaklaşık bir ay kadar sonra yeniden görüştük. Yine yanımda P. ve … vardı. Aynı şekilde bir sohbetin ardından bire bir görüşme sırasında hakim savcılık sınavına ne şekilde hazırlanacağımı sordu. Bu sınava hazırlanmak için evler olduğunu buralarda çalışmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Bunun üzerine ben de olabilir dedim. Ancak, buralarda çalışırsam uzun kollu kıyafet giymem gerektiği konusunda, bu evlerden kimseye bahsetmemem hatta çıktığımda birlikte geldiğim arkadaşlarıma bile söylememem gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Ben de bu evlerde sınava hazırlanmayı kabul ettim. Hatta, F. isimli bayan benimle odada birebir görüştüğü esnada Kur’an-ı Kerimi elinde tutarak bana Kur’ana el bastırıp bana hitaben ‘çalışma evlerinden kimseye bahsetmeyeceğime Kur’an-ın üzerine yemin ederim’ şeklinde yemin ettirdi. Ben de bu söylediği şeyleri tekrarlayarak Kur’an-ı Kerim’e el basarak yemin ettim ve daha sonra geldiğim arkadaşlarla geldiğimiz evlere gittik… Mezun olduktan sonra tahminimce yukarıda bahsettiğim A. isimli kızın da üstünde görev olan Ş. isimli (kod adı olabilir) açık kimlik bilgilerini bilmediğim görsem tanıyabileceğimi düşündüğüm başka bir sohbet ablası beni memleketimde bulunduğum sırada arayarak çalışma evleri gelmem gerektiğini söyledi ve ne zaman gelebileceğimi sordu. Ben de ramazan bayramından sonra geleceğimi söyledim… Ankara’ya gittiğimde beni AŞTİ şehirlerarası otobüs terminalinde F. isimli kişi karşıladı ve Keçiören Ceviztidere’deki ilk hakim savcı sınavına hazırlık çalışma evine götürdü… Bu evde hazırlandığımı sınavı kazanamadım. Sınav sonrasında yaklaşık bir hafta kadar kitap okuma kampı yaptık… Kamp bittikten sonra memleketime döndüm. Daha sonra Adli Yargı Hakimlik-Savcılık Nisan 2011 tarihinde bir sınav açıldı. Akabinde şuanda tam olarak hatırlayamamakla birlikle cep telefonumu … kod adlı A.N. ankesörlü telefondan arayarak ikinci sınava hazırlanmak için ne zaman geleceğim konusunda bilgi aldı. Tam olarak hatırlayamadığım bir tarihte ikinci sınava hazırlanmak üzere tekrar Ankara’ya gittim. … kod adlı şahıs beni ikinci sınava hazırlandığım eve götürdü, şu anda bu evin hangi semtte olduğunu tam olarak hatırlayamadım. Bu evde sabit bir hat vardı, ancak bu hat benim üzerime değildi, şu an itibari ile numarasını da hatırlayamıyorum, burdaki sistem de yukarıda anlatmış olduğum evdeki sistemle aynı idi, Birebir aynı kurallar uygulanıyordu. Tek fark ikinci [kez] hazırlanacak olmamız nedeniyle dışarıya çıkıp hava alma fırsatımız oluyordu, onun dışında bütün kurallar geçerli idi. Ben bu eve gittiğimde benim üst dönemim olan (Ankara Hukuk Fakültesinden) S., Malatyalı olduğunu hatırladığım D. isimli şahıs, Rize ya da Trabzonlu olduğunu hatırladığım fakülteden üst dönemim olan ismini hatırlamadığım bir şahıs vardı. S. isimli şahıs : Bu şahsın soy ismini hatırlamayorum. Ankara Hukuk Fakültesi mezunudur. 1. sınıftayken …’un kaldığı evde ablalık yapıyordu. Birlikte hazırlandığıma Nisan 2011 yılındaki Hakim – Savcılık sınavını da kazanamadı, daha sonra herhangi bir irtibatım olmadığı için şu anda ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem kesinlikle teshis edebilirim… Bu dönemde bu sınava bu dört kişi ile birlikte yaklaşık 2,5 ay çalıştık. Bu evde çalışan kimse Nisan 2011 sınavını kazanamadı… Ben bu kamptan sonra memlekete gittim, memlekette bu kez uzun süreli olarak kaldığımı hatırlıyorum. Yine memlekette bulunduğum esnada yukarıda açıklamalarını yaptığım I. isimli Murakıp beni arayarak hakim savcı hazırlık evine gelip gelemeyeceğimi sordu, ben de kabul ettim, tekrar Ankara’ya gittim, Ankara’ya gittiğimde.beni bir eve yerleştirdiler, dedi… Ben samimi şekilde şu hususu da anlatmak istiyorum. A. isimli murakıp sınava gireceğimiz günden iki gün önce akşam eve bizle klasik görüşmelerini yapmak için geldi. Tek tek evdeki herkesle görüştü, benimle de görüştü. Bu şahıs E.A. ile görüştüğü esnada E.A.’nın eline bir adres yazarak vermiş ve benim ile E.A.’nın o adrese gelmesini istemiş, Bana bunu A. isimli Ser Murakıp odaya görüşmeye girdiğimde söyledi. Bu görüşmede elinizde herhangi bir elektronik cihaz veya telefon getirmeyin şeklinde söyledi. Daha sonra ben ve E.A., A. isimli Ser Murakıbın söylemiş olduğu adrese gidik. Adrese gittiğimizde kapıyı çaldık, kapıyı A. isimli Ser Murakıp açtı. Bizi salona aldı. Bize ilk olarak hakimlik savcılık mesleğinin kutsattığından, bu mesleği dürüst kişilerin yapması gerektiğini, bu meslekte tam alarak adaletli bir şekilde görev yapacak dürüst insanların bulunması gerektiğini söyledi. Daha sonra … bize hitaben ‘size Adli Yargı Hakim Savcılık sınavının cevapları işaretlenmiş şekilde sorularını vereceğim, kabul eder misiniz?’ şeklinde sordu. Akabinde bunu farklı farklı kesimlerin yıllardır yaptığını, muhafazakar kesimlerin geride kaldığını, sizin gibi insanların mesleğe geçerek gerekli adaletin sağlanması gibi sözler söyledi. Ben de bu sözleri duyunca kabul ettim, Ayrıca benimle gelen E.A. da bunu kabul etti. Daha sonra Kuran ile elinde sorularla geldi. Tek tek bize Kur’ana el bastırdı, Kuran’a elimiz basılı halde bize hitaben ‘Hoca efendi bile gelse bu soruları aldınız mı dese almadık şeklinde söyleyeceksiniz ve bu hususta Kuran üzerine yemin edeceksiniz’ şeklinde söyledi. Biz de Kuran üzerine yemin ederiz diyerek yemin ettik ve bize fotokopi halinde kitapçık şeklinde tüm soruları verdiler, Kitapçıkta soruların doğru şıkları kurşun kalemle yuvarlak içerisine alınmış vaziyette idi. Soru kitapçığı bir tane idi, daha sonra kendisi odadan çıkarak bize ‘bir saatiniz var soruların cevaplarını ezberleyin, buradan çıktığınızda sorularla ilgili olarak en ufak bir şeyden bile birbirinize dahi bahsetmeyin’ şeklinde söyledi. Biz de bu soruları E. ile birlikte bir saat çalıştık ve soruların cevaplarını ezberledik. Daha sonra tekrardan … gelerek bizden kitapçığı elden aldı ve bana 75-80 arası bir puan alacak şekilde doğru cevapları işaretlememi, E.’ye de 70-75 arası bir puan alacak şekilde doğru cevaplan işaretlemesini söyledi Ayrıca bize ‘sınav kağıdını boş bırakmayın, karalama yaparak soru çözmüş gibi yapın’ demişti… Yanlış hatırlamıyorsam E. 72, ben 77 almıştım, dediklerini sınavda uygulamıştım. Soruların hepsinin cevaplarını bilerek sınava girerek bu puanı aldım… Bu evde sınava hazırlananlardan sadece S.T. isimli şahıs sınavı kazanamadı. Ben, N., E.Ö. ve E.A. hepimiz de Adli Yargı yazılı sınavını kazanarak mülakata hak kazandık. Bu sınavın akabinde Bursa’ya kamp amaçlı bir gezi düzenlendi. … Caminin yakınında olan yapıya ait olduğunu bildiğim bir yurtta kamp yaptık ve gezdik… Yaklaşık bir hafta kamp yaparak memleketlerimize gittik… Sınav sonuçları açıklandıktan sonra yazılıyı kazandığım için hakim savcı çalışma evine mülakat süreci için geri döndüm… Biz daha sonra mülakata girdik, mülakat sonrası memlekete gitmedik diye hatırlıyorum, o dönemde Risale’yi bitirme gibi bir amacımız vardı, sürekli kitap okuyorduk. Mülakat açıklanıp başarılı olduktan sonra yanlış hatırlamıyorsam yukarıda bahsetmiş olduğum A. isimli murakıp beni arayarak bir toplantı yapılacağını, belli bir dönemimiz olacağını söyledi ve beni çağırdı, belirttiği adrese gittiğimde 15. dönem hakim savcı olarak göreve başlayacak olan mülakat sınavını kazanmış bayanlar vardı. Bu toplantıya pardüsüiü, başı kapalı, uzun boylu, zayıf, açık kimlik ve adres bilgilerini bilemediğim görsem teşhis edemeyeceğim bir bayan geldi… Toplantıya gelen açık kimlik bilgilerini bilmediğim, görsem teşhis edemeyeceğim şahıs önce klasik sohbetlerini yaptı, sonra bize hitaben ‘siz bir dönem olacaksınız, dönem hukuku ölene kadardır, düğünde birlik olursunuz, ölümde birlik olursunuz, birbirinizin her türlü maddi manevi sıkıntısına yardımcı olursunuz, ömrünüzün sonuna kadar birlikte devam edersiniz, Bakırköy’de gidip ev tutacaksınız, M.Y. sizin sorumlunuz, aranızda ev tutmaya gitmek için gönüllü olan var mı?’ şeklinde söyledi. Başka şeylerde söylendi ama benim ana hatları ile hatırladığım bundan ibarettir… Bu toplantıda Bakırköy Adliyesinde staj yapacakların toplantısı idi. Bu toplantıda ev tutmaya ben, Ş.A., E.A. gönüllü olduk. Şu an hatırlamadığım başka arkadaşların da gönüllü olduğunu hatırlıyorum ancak kimlerin gönüllü olduğunu hatırlamıyorum. Bu toplantı sonrasında biz mesleğe başlamadan önce giderek Bakırköy’de 4 ev tuttuk. Dördü de … mahallesinde adliyeye yakın bir yerde idi, bu evlerin hepsini de gösterebilirim. Benim bu dönemde hatırladığım kadarıyla Bakırköy adliyesinde staj yapan 22 bayan vardı. Bu 22 bayandan 18’i yapının staj evlerinde kalan yapıya mensup üye kişilerdi. Bu kişilerden S. daha sonra Adana iline staj yapmak üzere gitti ve 17 kişi kaldık. Bu 17 kişi; M.Y., E.A., … F.M., E.Ö., E.T., …, F.A., …., Ö.Ö. isimli stajyerlerdi. Bakırköy’de… mahallesinde tutmuş olduğumuz evlerin bir tanesinde; M.Y., E.A., S.U., S.A. (daha sonra Adana’ya gitti) kalıyordu… İkinci evde; Ş.A., G.Y.(T), F.M., E.Ö… kalıyordu… Üçüncü evde; E.T., …, F.A., E.Ö., G.C. kalıyordu. Bu evin sorumlusu G.C. idi. G.’nin görevi de bu evdekilerin çetelesini tutar, evin giderlerini harcamalarını takip ederdi…”
Aynı şahsa ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı (aynı) soruşturma kapsamında düzenlenen 03/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… Ben dün burada 9 sayfadan ibaret ifademi vermiştim, o ifademin suretini almıştım, o ifadem doğrudur, aynen tekrar ediyorum, o ifademe devam etmek istiyorum… Ben o İfademde bizden sorumlu devre sorumlusu olarak E.Ö.’den bahsetmiştim. Bu E.Ö. isimli şahıs bizim stajımızın bitmesine yakın bir dönemde bizden sorumlu olarak geldi. Bu şahıstan önce yine bizden sorumlu olarak ismini Ş. olarak hatırladığım, soyismmi bilmediğim, görsem teşhis edebileceğim bir bayan vardı… E. ve Ş. isimli şahıslar 15. dönem hakim savcı stajyeri olan Çağlayan ve Bakırköy Adliyesindeki staj yapan tüm bayanlardan sorumlu kişilerdiler. Hatta E.Ö. 15 Temmuz’a kadar bu görevine devam etti… Ayrıca devre sorumlusu olarak adlandırdığım E. ve Ş. dışında bir de Bakırköy ve Çağlayan Adliyesinden sorumlu olduğunu bildiğim sivil bir ayak söz konusu idi. Bu ayakta bir karı koca bulunuyordu. Bu karı koca olarak söylediğim kişilerin isimlerini, açık kimlik bilgilerini veya başka bir bilgilerini hatırlamıyorum… Bu şahıslar biz akademinin son stajına gittiğimiz döneme kadar bizden sivil ayakta sorumlu olarak görev yaptılar. Bu şahıslar ile ilk görüşmemiz staja başlamadan kısa bir süre önce evleri tuttuktan sonra olmuştu. Evleri tuttuktan sonra bu şahıslar tutmuş olduğumuz evlere ziyarete geldiler… Bu toplantı tanışma mahiyetinde bir toplantı idi. Bu toplantıda kendilerinin meslekten olmadıklarını, sivil olduklarını söylediler. Genel itibari ile tanışma mahiyetinde toplantı idi. Birebir görüşmelerimizde ‘isim sormayın, kod ad dışında bizim meslek ve isimlerimizi öğrenmeye çalışmayın, bizim işimiz sizsiniz’ şeklinde sözler söylediler. Bu şahıslar ile ikinci akademiye gidene kadar toplantılara devam ettik. Zaman zaman bu şahıslar bizim evimize geldiler, zaman zaman biz onların evlerine gittik. Bunlarla sık sık görüşüyorduk… Hatırladığım kadarıyla ikinci akademiden önce Bakırköy’de staj yaptığımız dönemde bu şahıslarla yaptığımız bir toplantıda her iki şahısta bize hitaben karı kocanın birbirinde araması gereken özellikleri dini boyutuyla bize anlattılar. Daha sonra ilk ifademde bahsetmiş olduğum dört evden bir tanesinde salonda Bakırköy’de staj yapan bayan hakim savcı adayları ile bire bir evlilik görüşmesi yaptılar. Bu görüşmelerde diğerleri ile ne görüştüler bilmiyorum ancak bu görüşme esnasında her ikisi de benimle görüştü. Bana hitaben ‘senin için evleneceğin kişi açısından memleketinin farklı olması sorun olur mu, kürt olsa sorun olur mu, temel özellik olarak ne ararsın, fiziksel olarak özel bir beklentin var mı, meslekten ya da meslek dışı olması farkeder mi?’ şeklinde söylediler. Ben de onlara fiziksel ve manevi anlamda beklentilerimi söyledim. Ben zaten yapı aracılığı ile evlenmeyi kabul etmiştim. Yapıda evliliğe aracılığın nasıl yapıldığını anlatmak istiyorum. Öncelikle erkeğe bayanın resmi gösterilirdi. Bu erkek şahıs gösterilen bayanı beğenirse bu erkek şahsın resmi de bayana gösterilirdi. Resmin arkasında şahsın memleketi, doğum tarihi, boyu, kilosu yazardı. Resim gösterildikten sonra arkası çevrilirdi. Burada yazılı bilgiler kabul edilirse şu tarihte görüşeceksiniz diye bilgi verilir ve ilk görüşme yapılırdı. İlk görüşmede sadece yüzeysel bir tanışma yapılacağı, fiziki intiba ve çekirdek ailesi gibi temel konulardan bahsedilmesi istenirdi. Yaklaşık 15 dakikalık başbaşa bir görüşme olurdu. Bu görüşmede meslek hayattaki giyim tarzı ile bulunulurdu. Görüşme sonrası her iki tarafa da beğendiniz mi birbirinizi gibi soru yöneltilirdi. Her iki tarafta kabul ederse ikinci bir görüşme ayarlanırdı. Bu ikinci görüşme daha uzun sürerdi. Yine başbaşa bir ev ortamında olurdu. Bu görüşmede evlilikten beklentiler, ailelerin yapıları, evliliğe ilişkin her türlü sorulan sorabileceğimiz söylenirdi. Bu görüşme sonrasında da her iki taraf görüşmeye devam etmek isterse bayan telefon numarasını erkeğe veriyordu. Daha sonra bir defa yemeğe çıkılıyordu. Bu yemekten sonra sürecin nasıl işleyeceği taraflara bırakılıyordu. Sürecin uzatılmaması tavsiye ediliyordu. İlk akademi döneminde dönem içi evlilik yasaktı. Bunun sebebi kişiler ile ilgilenmeyi bırakıp farklı arayışlar içine girmemek olduğunu düşünüyorum. Ancak ikinci akademide böyle bir yasak yoktu. Bu yasak kalkıyordu. Bu süreci kendi evliliğim nedeniyle biliyorum… Ayrıca evlilik mevzusundan aklıma gelen bir husus vardır. Yukarıda tetkik hakimi olduğunu hatırladığımı belirttiğim Ş. isimli bayan bu evlilikler için gösterilecek resimlerin nasıl olacağını bize anlattı. Daha sonra çekindiğimiz resimleri kendisine gösterdik. Bazı resimlerimizin abartılı makyajlı, bazı resimlerimizin makyajsız olması gibi sebeplerle yeniden resim çekinmemizi söylediği oluyordu. Hatırladığım kadarıyla beğendiği resimleri M.’ye veriyorduk, M.’nin aldığı bu resimleri kime verdiğini ve ne yaptığım bilmiyorum. Resimlerini sivil erkek sorumluya veren olup olmadığını bilmiyorum. Bakırköy’de staj yapıp da cemaat evliliği yapan kişileri de bitiyorum. İlk olarak cemaat evliliği yaptığını bildiğim kişi H.T.‘dir… Cemaat evliliği yapan altıncı kişi …’dur. Kendisinin 15. dönemde hakim savcı olan M.D.T. ile bu usulle evlendiğini biliyorum. Ancak bunlara kimin aracılık ettiğini, hangi evde buluştuklarını ve resmi kimin gösterdiğini bilmiyorum. Ancak bu kişilerin cemaat aracılığıyla evlendiklerini akademideki sohbetlerden ve …’dan duymuştum. Ayrıca ben …’dan staj yaptığımız dönemde ben sorumlu olduğumdan bunu biliyordum. Hatta … ile ilgili hatırladığım bir olay vardır. … ile Ankara’da mesleğe geçtikten sonra görüştüğümde … bana cemaat dışında birisi ile tanıştığını, görüştüğünü söyledi. Ben kendisini cemaat dışında birisi ile evlenmemesi hususunda ikna etmeye çalıştım. Bunu kendiliğimden yaptım, bunu yapmamı bana kimse söylememişti. Bu toplantıda ayrıca … yukarıda bahsettiğim bizden sorumlu E.Ö. isimli şahısla da bu hususu görüştü. Daha sonra görüştüğü şahıstan ayrıldı… Biz mesleğe başladıktan 40-45 [gün] sonra akademiye ilk staj için çağrıldık. Akademi stajına gitmeden önce yaptığımız bir toplantıda M. Bize ilk akademide bize zimmetlenen kişilerin isimlerini söyledi. Zimmetlenen kişiler yapıyla alakası olmayan kişilerdi. Bana R.D. zimmetlenmişti… Ayrıca ben, …’a B.Ç. isimli şahsın zimmetlenmiş olduğunu biliyorum…”
Ayrıca, dava dosyasında yer alan 04/11/2016 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi E.Ö.Y. tarafından davacı … ‘un net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.P. isimli şahsın … Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 01/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Ben, 2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Ben dört yıl boyunca FETÖ /PDY silahlı terör örgütüne ait üniversite öğrencilerinin kaldığı evde kaldım… Ben bu evde bu kişilerle dördüncü sınıf boyunca ve mezun olana kadar kaldım. Dördüncü sınıfla okurken mezun olmaya yakın bir zaman diliminde daha önce (Üniversite 2. ve 3. sınıflarda kaldığım ev) kaldığım evde ev ablalığı yapan Ö.Ö., yanıma gelerek ‘Ankara’da çalışma evleri var.’ şeklinde söyledi. Ben de kendisine ailemle görüşmem gerekiyor şeklinde cevap verdim. Akabinde aileme Ankara’da arkadaşlarımın ev tuttuklarını, burada sınavlara hazırlanacağımızı söyledim. Ailem ilk başlarda bu duruma karşı çıktı ancak benim ısrarım üzerine kabul ettiler. Bunun üzerine Ö.Ö. benim numaramı ismini Ş. olarak bildiğim görsem tanıyabileceğim kişiye vermiş. Bu kişi beni telefondan aradı ve bana hitaben ‘Senin uygun olduğun bir tarihte Ankara’ya gel. Seni çalışma evlerine yerleştireceğiz’ şeklinde söyledi. Ben de yanlış hatırlamıyorsam ağustos ayında Ankara’ya gittim. Ş. beni Ankara‘da AŞTİ şehirlerarası otobüs terminalinde karşıladı… Benim bu eve yerleştiğim gün, evde bulunan diğer şahısların telefonları alınmıştı. Aynı gün Ş. isimli şahıs da benim telefonumu aldı. Hatta evde uyulması gereken kuralları ve yapmam gereken şeyleri söyledi. Bana ‘Günde en az 10 saat ders çalışılacak, çalışmak için tarafımızdan kitap temin edilecek, evin numarasını mümkün mertebe kimseye vermeyin sadece ailenize verebilirsin, telefon dış aramalara kapalı sen arayamazsın, telefon numaranı ailene ver onlar seni arasın, mümkün mertebe senin burada çalıştığını kimse bilmesin, biriyle görüşecekseniz ankesörden veya kontörlü telekom hatlarından görüşün ve benzeri sözler söyledi. Başka şeyler söylediğini de hatırlıyorum ancak üzerinden zaman geçtiğinden dolayı içeriğini hatırlamıyorum. Bu evde bulunduğum süre içerisinde 2010 yılında yapılan ancak tarihini hatırlamadığım Adli ve İdari Yargı sınavına hazırlandım. Ayrıca Ş. isimli şahıs telefonumu aldıktan sonra evden dışarı çıktığımda aileme evin numarasını verdim. Ailem beni zaman zaman bu numaradan aradı. Ben de zaman zaman dışarıdan ankesörlü telefondan ailemi aradım. Ankesör aramalarında genelde manyetik telekom kartlarım kullanıyorduk… Bu evde bulunduğum dönemde bizden sorumlu kişi ismini yukarıda belirtmiş olduğum Ş. isimli şahıstı. Genelde hafta da bir gün eve gelirdi. Bizimle bire bir görüşüldü, eksiğimizin olup olmadığını, bir sıkıntımızın olup olmadığım sorardı. Bu evde zaman zaman dışarı çıkardık. Alış veriş yapardık, ihtiyaçlarımızı giderirdik, ankesörlü telefondan ailelerimizle görüşürdük. Bu ev öğrenci evi gibiydi. Bol miktarda ders çalışırdık. Bu evde bulunduğumuz dönemde ayda bir kez deneme adı altında sınavdaki şekilde ve sırada deneme çözüyorduk. Bu denemeleri bize Ş. isimli şahıs getiriyordu, denemelerden sonra Ş. bu denemeleri alıp götürüyordu. Deneme bittikten sonra şahıs cevapları veriyordu, biz de yanlışımızı – doğrumuzu kontrol ediyorduk. Bu evin içeriden dışarıya araması kapalı olan ancak dışarıdan aranabilen numarasını hatırlamadığım bir sabit hattı vardı… Ben bu evde sınava hazırlandığım dönem sonrasında 2010 yılı Adli ve İdari yargı sınavlarına girdim. Bu sınavların yazılılarım kazanamadım. Sınava girdikten sonra 10-15 gün sonra cep telefonumu Ş.’den alarak Tokat’ta bulunan babamın ikametine döndüm. Ben 2010 yılında yapılan Adli ve İdari yargı sınavlarını kazanamayınca o dönemde 9 nisan 2011 yılında Adli Yargı sınavı yapılacağı Adalet Bakanlığı tarafından açıklandı. Bunun üzerine Ş. beni aradı ve tekrardan evlerde sınava çalışmak isteyip istemediğimi sordu. Bende çalışmak istediğimi söyledim ve 09 Nisan 2011 sınavına 45 -50 gün kala tekrardan Ankara’ya gittim. Ankara da beni yine Ş. isimli şahıs karşıladı. Beni ilk gittiğim evden farklı bir eve götürdü… Bu evde de ilk evdeki gibi dışarıya araması kapalı ancak dışarıdan aranabilen numarasını hatırlamadığım bir sabit hat vardı. Bu sabit hat ile yukarıda belirtmiş olduğum aile bireylerimle görüştüm. Bu evde de sistem aynıydı… Bu evde sınava hazırlandıktan sonra da hakim – savcılık sınavına girdim ve sınavı kazanamadım. Daha sonra tekrardan memleketim olan Tokat’a döndüm. Tokat’a döndükten sonra evimde çalışmaya karar verdim ancak Ş.’nin ısrarları neticesinde Ankara’ya gitmeye karar verdim. Bu defa da Ankara’ya gittiğimde beni Ş. karşıladı. Ş. beni AŞTİ’den alarak ilk olarak hazırlandığım eve götürdü… Bu evde de sistem aynı şekildeydi. Telefonları eve gittiğimizde toplamışlardı. Evdeki telefon içeriden dışarıyı araması olmayan ancak dışarıdan aranabilen kimin üzerine olduğunu bilmediğim sabit hat vardı. Bu evde de deneme adı altında sorular çözüyorduk. Bu evin telefonu, elektrik, doğalgaz, su abonelerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Bu işlerle yine Ş. ilgileniyordu. Benimle kalan diğer kişilerin bu konuda bilgi sahibi olup olmadığını bilmiyorum. Bu evde sınava hazırlanan kişilerden S. hariç herkes 25 Aralık 2011 tarihinde yapılan Adli Yargı sınavını kazanarak Hakim – Savcı adayı olarak göreve başladılar. Biz sınava girdikten sonra tekrardan memleketime gittim, Daha sonra yazılı sınavı geçtiğimi öğrendikten sonra Ş. isimli şahıs sınavı kazanan E., E.Ö., ben ve N.’ yi Ankara’ya çağırdı. Dördümüzde yine aynı eve gittik… Biz Bakırköy Adliyesinde göreve başlamadan önce üniversite 2. ve 3. sınıfta yapıya ait kaldığım evin ev ablalığını yapan Ö.Ö. isimli şahıs beni aradı ve İstanbul’a gelmem gerektiğini söyledi. Ben de İstanbul’a gittim. Esenler otogarında beni Ö.Ö. karşıladı. Daha sonra bana hitaben yapıya ait kahvaltı yemeği var oraya gideceğiz şeklinde söyledi. Ö.Ö. ile birlikte şu an adresini bilmediğim ve gösteremeyeceğim fakat Başakşehir’de olduğunu bildiğim bir eve gittik. Bu evde evin sahibi olan 40 – 45 yaşlarında bir bayan ve erkek şahıs vardı. Bu şahısları bir kere gördüm. Şu an görsem bu şahısları tanıyamam. Simalarını hatırlamıyorum. Bu kahvaltı, yapının tertiplediği tanışma kahvaltısı gibi bir kahvaltıydı. Bu kahvaltıda sadece bayan adaylar vardı erkekler yoktu. Bu kahvaltıda 15. Dönem olup Bakırköy Adliyesinde staja başlayacak olan yapıya mensup bayan hakim – savcı adayları vardı. Bu kahvaltıya E.Ö., Ö.Ö., E.Ö.Y., …, G.C., …, S.U., Ş.A., E.Ö., T.S. geldi. Bu kahvaltıya gelen kişiler yapının evlerinde kalmış ve hakim – savcı sınavını kazanmış yapıya mensup kişilerdir. Ayrıca bu kahvaltıya gelmeyip de Bakırköy adliyesinde staj yapan yapıya mensup H.D. de vardır. Ayrıca bu dönemde M. Bakırköy Adliyesinde staj yapan bayan hakim – savcılardan sorumlu abla idi. M.’nin talimatları sonrasında yukarıda isimlerini saydığım isimler için dört ayrı ev tutuldu. Aramızda konuşarak her evde kalacak kişileri belirledik. Her evde kalacak kişiler kendi evini kiraladı. Faturasını, doğalgazı ve diğer aboneleri evde kalacak bir kişi üzerine aldı. Ancak bu işlemleri kimin yaptığını ben şu anda hatırlayamıyorum. Ben, M.Y., E.Ö.Y. ve S.U. ile birlikte staj evinde kaldık. Bu evin yanlış hatırlamıyorsam elektrik, su, doğalgaz aboneleri benim adımaydı. Ayrıca bu dönemde yukarıda isimlerini saymış olduğum Ö.Ö., F.A., T.S., E.Ö. ve H.D. ayrı bir ev tuttular. Yine yukarıda isimlerini saymış olduğum G.Y., E.Ö., Ş.A. ve F.M. de ayrı bir ev tuttular. Son olarak yukarıda isimlerini saymış olduğum G.C., E.T., F.A. ve … bir ev tuttular Bu evler staj bitene kadar yapılanmaya ait staj evleri olarak Bakırköy Adliyesinde çalışan ve yapıya mensup olduğunu bildiğim kişiler tarafından kullanıldı. İstenildiği takdirde yapıya ait olan bu evleri gösterebilirim. Ayrıca bu evlerde sınava hazırlık evleri gibi katı bir rejim yoktu. Klasik bir bekar eviydi. Sabit telefon yoktu. Bizle ilgilenen M. idi. Ancak M.’nin üstündeki kişiyi bilmiyorum. Genelde bizi yönlendiren kişi M.’dir. Bunun dışında staj evine ilişkin bir bilgim yoktur. Ben ilk staj maaşımın tamamını yardım amaçlı olarak M.’ye verdim. Ayrıca benden maaşımın %10’unu yapıya yardım olarak vermemi istediler. Ancak ben o dönemde ailemin durumunun kötü olması nedeniyle maaşımın %10’luk kısmını vermedim. Bu %10’luk kısım benim staj yaptığım dönemde sürekli benden istendi. Fakat ben bu istenen parayı vermedim. Mesleğe başladıktan sonra kimse benden maaşımdan %10’unu vermem için talepte bulunmadı. Bildiklerim bunlardan ibarettir…”
Aynı şahsa ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı (aynı) soruşturma kapsamında düzenlenen 30/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“… Biz Bakırköy Adliyesinde göreve başlamadan önce üniversite 2. ve 3. Sınıfta yapıya ait kaldığım evin ev ablalığını yapan Ö.Ö. isimli şahıs beni aradı ve İstanbul’a gelmem gerektiğini söyledi. Ben de İstanbul’a gittim. Esenler otogarında beni Ö.Ö. karşıladı. Daha sonra bana hitaben yapıya ait kahvaltı yemeği var oraya gideceğiz şeklinde söyledi. Ö.Ö. ile birlikte şu an adresini bilmediğim ve gösteremeyeceğim fakat Başakşehir’de olduğunu bildiğim bir eve gittik. Bu evde evin sahibi olan 40 – 45 yaşlarında bir bayan ve erkek şahıs vardı. İsimlerini veya kod adlarını hatırlamıyorum. Bu şahısları bir kere gördüm. Şu an görsem bu şahısları tanıyamam, simalarını da hatırlamıyorum. Bu kahvaltı, yapının tertiplediği tanışma kahvaltısı gibi bir kahvaltıydı. Bu kahvaltıda sadece bayan adaylar vardı erkekler yoktu. Bu kahvaltı da 15. Dönem olup Bakırköy Adliyesinde staja başlayacak olan yapıya mensup bayan hakim – savcı adayları vardı. Bu kahvaltıya E.Ö., Ö.Ö., E.Ö.Y., …, G.Y., G.C., …, S.U., …, T.S. geldi. Bu kahvaltıya gelen kişiler yapının evlerinde kalmış ve hakim – savcı sınavını kazanmış yapıya mensup kişilerdir. Ayrıca bu kahvaltıya gelmeyipte Bakırköy adliyesinde staj yapan yapıya mensup H.D. de vardır… …; aslen Tokatlı olduğunu hatırlıyorum. Ankara Üniversitesi mezunu olduğunu hatırlamıyorum, kahvaltıda tanıştım. Bakırköyde aynı yerde staj yaptık. Stajdan sonra görüşmedim. Çalışma evinde kaldığını biliyorum.Bu şahsı görsem net olarak teşhis edebilirim… Bu dönemde M.Y. Bakırköy Adliyesinde staj yapan bayan hakim – savcılardan sorumlu abla yani devre mesulü idi. M.’nin talimatları sonrasında yukarıda isimlerini saydığım isimler için dört ayrı ev tutuldu. Aramızda konuşarak her evde kalacak kişileri belirledik. Her evde kalacak kişiler kendi evini kiraladı. Faturasını, doğalgazı ve diğer aboneleri evde kalacak bir kişi üzerine aldı. Ancak bu işlemleri kimin yaptığını ben şu anda hatırlayamıyorum. Bunlar M.Y.’nin talimatları doğrultusunda işlemleri yaptılar. Ben, M.Y., E.Ö.Y. ve S.U. ile birlikte staj evinde kaldık. Bu evin yanlış hatırlamıyorsam elektrik, su, doğalgaz aboneleri benim adımaydı. Bu ev Bakırköy Adliyesine yakın Osmaniye Mahallesi diye hatırladığım bir yerde, 4 katlı olduğunu hatırladığım bir apartmanda idi. Bu evin ev ablalığını da M.Y. yapıyordu. Ayrıca bu dönemde yukarıda isimlerini saymış olduğum Ö.Ö., F.A., T.S., E.Ö. ve H.D. ayrı bir ev tuttular. Bu evin ablası E.Ö. idi. Yine yukarıda isimlerini saymış olduğum G.Y., E.Ö., Ş.A. ve F.M. da ayrı bir ev tuttular. Bu evin ablası Ş.A. idi. Son olarak yukarıda isimlerini saymış olduğum G.C., E.T., F.A. ve … bir ev tuttular. Bu evin ablasının E.T. olduğunu hatırlıyorum ancak emin değilim. Bu konuda net bir bilgi söyleyemem…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ö.Y. isimli şahsın … Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Ben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 2007 yılında kazandım ve 2011 yılında mezun oldum. Ben üniversite dönemimde üniversite birinci sınıf dışında ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfta yapı ile alakası olmayan bekar evinde kalıyordum. Bu evde ben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşım olan K.D.G. ile bekar evinde kaldık… Ben dördüncü sınıfa kadar birinci sınıf haricinde yapı ile bir bağlantım olmadı ancak birinci sınıfla tanıştığım bölge talebe mesulü olduğunu hatırladığım cep telefon numaram kendisinde bulunan isminin kod adımı yoksa gerçek adı mı olduğunu bilmediğim E. isimli bir şahıs dördüncü sınıfın sonlarına doğru beni arayarak ‘kariyer görüşmesi yapılıyor gelir misin’ şeklinde söyledi. Daha sonra yapı ile bağlantılı olduğunu bildiğim …’de bulunan ismini hatırlamadığım yurda çağırdı. Burada ismini yada kod adını hatırlamadığım görsem de teşhis edemeyeceğimi düşündüğüm kişi ile bire bir görüşme yaptık. Görüşme esnasında bana hitaben ‘mezuniyetten sonra hangi mesleği yapmayı düşünüyorsun, hakimliği düşündüğün takdirde çalışma evi ayarlayabilirim, bu eve ders çalışmanıza engel olmaması için telefon, televizyon vc benzeri elektronik cihazların bulunmayacak, sadece ders çalışılacak’ diye söyledi. Ben de … ders çalışma imkanı bulabileceğimi düşünerek, yapının şu anki gibi bir terör örgütü olduğunu düşünmeden, o gün itibarı ile devletin aleyhine bir şeylerini görmediğim ve şahit olmadığımı düşündüğümden teklifi kabul ettim. Ben o dönemde Ankara’da bütünlemeye kalmıştım, mezun olduktan sonra benimle kariyer görüşmesini yapan kişiden farklı bir kişi benimle irtibata geçti ve …’de buluştuk. Bu şahıs beni… (…) semtinde bulunan çalışma evine götürdü. Bu kişinin kod adı … idi… Bu hakim savcı hazırlık evine gittiğimizde evden sorumlu , yukarıda bahsetmiş olduğum kod adı … olan kişi vardı… Bu eve ilk girdiğimizde telefonları topladılar. Bu evde içeriden dışarıya araması kapalı olan ancak dışarıdan içeriye aramaya açık sabit hatlı telefon vardı. Bu telefonun kimin üzerine olduğunu bitmiyorum. Evi kim tuttu, kim döşedi, faturaları kimler üzerlerine aldı ben bunları bilmiyorum. Ben eve geldiğimde ev hazırdı ve telefon dahi bulunuyordu. Bu evlerde günde on saat ders çalışmamız, mecbur olmadıkça dışarı çıkmamamız, evlerin varlığından mümkün mertebe kimseye haber vermememiz söyleniyordu. Ayrıca, ankesörlü telefondan arayın, evin telefon numarasını mümkün olduğunca az kişiye verin deniliyordu. Yine bu evlerde yaklaşık birer aylık periyotlarda evden sorumlu … kod adlı şahıs bize deneme getiriyordu. Bu denemeleri çözüp doğru ve yanlış yaptığımız cevaplara baktıktan sonra bu denemeler toplanıyordu. Ben bu evde deneme adı altında veya doğrudan soru verildiğine şahit olmadım. Ben de kimseden yardım almadım… Ben bu evde çalıştığım dönem sonrasında 2011 yılında yapılan adli yargı hakim savcılık sınavı ile idari yargı hakimliği sınavına girdim. İdari yargı hakimliği yazılı sınavını kazandım daha sonra da adli yargı yazılı sınavını da kazandım. Sınav bittikten sonra memleketime döndüm. Ben mülakat döneminde Afyon’dan Ankara’ya git gel yaptım, Ben kesinlikle bu yapının mülakat evlerinde kalmadım. Çalışma evlerinde kaldığımız dönemlerde mülakatlarla ilgili sohbet ettiğimiz esnalarda mülakatlarda elenme kaygımı sürekli dile getirirdim. Bu esnada mülakat esnasında giyilmesi gereken kıyafetten, yapılması gereken hal ve hareketlerden tavsiyede bulunuyorlardı… Ben idari yargı mülakatını kaybettim. Adli yargıda girdiğim mülakatı kazandım… Daha sonra ben kendim kimseden bir şey duymadan Ankara da okumam nedeniyle Ankara Adliyesini tercih yaptım. Şu an kiminle konuştuğumu bilmiyorum ama Ankara’da yoğunluk olduğu için stajyer kabul edilmeyeceğini, Afyon’un staj merkezi olmadığını, rast gele bir yere stajyer olarak verilip sıkıntı çekeceğime cemaatin staj evlerinde kalabileceğimi söyledi ben de bunu kabul ettim. Bu nedenle Bakırköy stajyeri olmak üzere Bakanlığa tekrardan dilekçe verdim. Daha sonra ben İstanbul’a giderek Bakırköy’de staja başladım ve yapıya ait staj evlerinde kalmaya başladım. Ben 2012 yılı itibariyle bu yapının bir terör yapılanması olduğunu dair bir şeye şahit olmadığımdan ve devlet aleyhine herhangi bir söylemlerine şahit olmadığımdan keza sistemin de bu yapının bir terör yapılanması olduğunu deşifre etmemesinden dolayı tamamen dini duygularla staj evlerinde kalmayı kabul ettim. Buraya gittiğimde yapıya mensup ve 15. Dönemden devrelerim olan M.Y. ile tanıştık. Kendisinin Bakırköy adliyesinde stajını yapan ve staj evlerinde kalan stajyerlerin ihtiyaçlarını karşılayabileceğini söyledi. Birlikte ev aradık. Bir tane ev bulduk, bu bulduğumuz ev dışında ben gelmeden bir kaç evin daha tutulmuş olduğunu duymuştum. Bu evin kontratını ben yaptım. Daha sonra kendime ait evde kalmaya başladım. Kısa bir süre sonra E.A., S.U. ve M.Y.’nin olduğu Bakırköy’de bulunan evde kaldık. Ben öncelikle kısa bir süreliğine F.A., G.C., …, E.T.’nin de bulunduğu evde kaldım. Daha sonra ben M.Y.’nin bulunduğu eve geçtim… Bakırköy’de staj evi olarak tutulan evlerin birincisinde; F.A., G.C., …, E.T. kalıyordu. Bakırköy ‘de staj evi olarak tutulan evlerin ikincisinde; E.A., S.U., M.Y. ve ben kaldım. Ben bu evlerde kalanlar dışında kimseyi bilmiyorum….”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.P. isimli şahsın … Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 21/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Ben üniversiteyi kazandığım yıllarda bu yapı ile tanıştım. Birinci ve ikinci sınıfta bu yapıya ait Çukurambar’da bulunan evlerde kaldım, anlaşamadığımız için üçüncü sınıfta ayrılarak üçüncü ve dördüncü sınıfta üniversiteden arkadaşlarımızla kendi imkanlarımızla tutmuş olduğumuz yapı ile alakası olmayan evde kaldım.. Dördüncü sınıfın bitimine yakın üniversiteden tanımış olduğum gerçek adı D. olan şahıs bana okulu bitirdikten sonra ne yapacağımla ilgili benimle gülüşmek isteyen birisi olduğunu söyledi. Bende kabul ettim Çukurambar’da bulunan bir kafeye D. isimli kişi G. isimli bir şahısla geldi. G. bana hakimlik savcılık sınavlarına hazırlanmak isteyip istemediğimi sordu, bende düşündüğümü söyledim. Bu şekilde yaklaşık 2 ya da 3 kere G. isimli şahıs ile görüştük. G. görüşmemizde bana benim okumuş olduğum … Üniversitesinden hiç kimsenin çalışma evlerine .. çağırılmadığını sadece benim çağırıldığımı bu sebeple arkadaşlarımın hiç birisine bahsetmememi ve bu evlerde cep telefonu kullanılmadığını söyledi. Mezun olduktan sonra bana ulaşacağım söyledi… G. isimli şahıs okul bittikten sonra 2011 yılı Temmuz ayında beni bilmediğim bir numaradan arayarak Ankara’ya gelmemi söyledi… Ankara’ya geldim ve aşağı eğlence de bulunan çalışma evine gittim. Bu evi yeni tutmuşlardı, ev dayalı döşeliydi. Bu evde cep telefonu kullanmak yasaktı, fakülteden arkadaşlarımızla görüşmek yasaktı, dışarı çıkıp hava alabiliyorduk, istediğimiz zaman dışarı çıkabiliyorduk… Ben bu evde yaklaşık 10-15 gün kaldım. Bu evin katı kuralları bulunması ve hiçbir arkadaşımla görüşemediğim için en azından bir dershaneye gitmek istediğimi ve avukatlık stajımı haşlatmak istediğimi … kod adlı şahsa söyledim, ayrıca G. bize fakülteden herhangi bir arkadaşımızla göremeyeceğimizi söyledi. Ben de evin kurallarını katı buldum ve avukatlık stajımı başlatmak istediğimi söyledim kabul etmemeleri üzerine bende evden eşyalarımı toplayarak bu evden ayrıldım… Dershaneye gitmek istememle avukatlık stajımı başlatacak olmam sebebiyle söz konusu çalışma evlerinden eşyalarımı toplayarak ayrıldım ve Ankara’dan üniversiteden tanıdığım F.Ç. isimli arkadaşımla irtibata geçtim. F.Ç. bana hitaben ‘Cemaatin bir evi var bu evlerin cemaatle cok alakası yok, buraya gelip gidetı bu evden sorumlu olan kimse yok, istiyorsan benimle kalabilirsin’ şeklinde söyledi. Bu evlerde kalan kişiler genelde üniversitede bu yapıya ait evlerde kalmış, ancak çalışma evlerine güvenilmediği için çağrılmamış kişilerdir, bu ev hakim savcı çalışma evi değildir, bu evde her türlü sınava hazırlanan, avukatlık yapan kişiler vardır. Bu kişilerin çok yapı ile alakası ve bağı yoktur. F.Ç. ile bu evde kalmaya karar verdim… Ben bu evde yaklaşık 1 ay kaldım…. dershanesine kaydımı yaptırdım. Bir ay dershaneye gittim, bu dönemde ayrıca ben Ankara barosunda da avukatlık stajımı başlattım. Daha sonra bir ayın sonunda Ankara’dan stajımı Gaziantep’e aldırarak burada staja tekrar baştan başladım. …’deki derslerin ağır olması nedeniyle memlekete gidip ders çalışmaya karar verdim. Aynı zamanda Gaziantep barosunda stajımı başlattım zaman zaman Gaziantep adliyesine gittim. Zaman zaman da hakimlerden izin alarak memleketim olan Birecik’te çalıştım… Ben 25 Aralık 2015 tarihinde yapılan hakim savcılık sınavına girdim, başka herhangi bir sınava başvurmadım. Ben kesinlikle soru almadım, soru alana şahit olmadım… Ben kendi memleketimde sınava hazırlandım, kendi hakkımla sınavı kazandım. Sınavı 70.00 ile kazandım… Ben sınavdan çok düşük puan alınca çevremdeki kişiler ve referans olarak gittiğim kişiler bu yapının etkili olduğunu söyleyince bende yukarıda bahsetmiş olduğum ser murakıp Y. isimli şahıs ile irtibata geçtim ve mülakat konusunda yardıma olmasını istedim. şahıs beni kabul ederek Ankara ya gelmemi söyledi, beni otogardan alarak aşağı eğlence de bulunan eve gittik… Ben sınavı kazandıktan sonra Yaren kod adlı şahsın götürmüş olduğu evde bize telefonlar serbestti, çalışma dönemi gibi katı kuralları yoktu. Herkes referanslarıyla görüşmeye gidiyordu. Bunların zaten ders çalışma durumları da yoktu, hatta bu evde mülakata yakın bir dönemde şuan simalarını dahi hatırlamadığım görsem teşhis edemeyeceğim iki bayan bize mülakat provası için geldi. Bize sanki mülakatıymışız gibi soru sordular, prova yaptırdılar… Mülakatlar tamamen bitip kazandığımız açıklanınca … kod isimli şahıs bana ve benimle birlikte evde bulunanlara hangi adliyeleri tercih edeceğimizi söyledi. Hatta bana ilk başta Çağlayan dediler, daha sonra Bakırköy’ü tercih etmemi söylediler. Ayrıca mülakat sınavının açıklanması tarihi ile mesleğe başlama tarihi olan 13/04/2012 tarihi arasında bizi Çağlayan adliyesi adayları olarak Akyurt’ta üç günlük bir kampa aldılar… Daha sonra ben nasıl irtibata geçtik hatırlamıyorum ancak 15.Dönemde Bakırköy Adliyesindeki evlerden sorumlu ve devre sorumlusu olarak adlandırılan M.Y. ile irtibata geçtim ve Bakırköy adliyesinde staja başladım. Ben Bakırköy Adliyesindeki yapılanmayı ve yapıya mensup olduğunu bildiğim kişileri anlatmak istiyorum. Öncelikle Bakırköy Adliyesinde 4 ev bulunmaktadır. Bu evlerin en üstünde devre sorumlusu olarak dediğim M.Y. isimli şahıs bulunmaktadır. Aynca bu evlerden benim kaldığım evde G.C., …, E.T., E.Ö.Y. ve ben vardı[k]. Bu evin sorumlusu G.C. idi. Sorumlu derken evin elektrik, su, doğalgaz ve kira işleriyle sorumluydu. Yapıya mensupluğu açısından bizden hiçbir farkı yoktu. Aynca G.’nin üstünde iki evden sorumlu olan E.Ö.Y. vardı. Ayrıca E.Ö.Y. kendi kaldığı evlerden de sorumluydu. E.Ö.Y.’nin kaldığı evde kendi dışında F.M.A., H.T., T.S. ve Ö.Ö. vardı. Diğer evlerin sorumlularını ve iki evden sorumlu grup sorumlusunu tam olarak hatırlamıyorum… …: Bu şahıs Tokat Zileliydi. 15. Dönem hakim adayıydı. Yapıya mensup bir şahıstı. Görsem teşhis edebilirim. Yapı aracılığıyla evlendiğini duydum. Evlendiği kişinin de M.D.T. olduğunu duydum. Ancak ben M.D.T. isimli şahsı önceden tanımıyordum. …yle evlendikten sonra tanıdım, görsem teşhis edebilirim… Biz Bakırköy Bdliyesinde staja başladıktan sonra ilk akademi stajı için Ankara’ya gittim. İlk akademide oda arkadaşım yukarıda bahsetmiş olduğum daha önceden tanıdığım M.Y. idi. Hafta sonları sohbet yapmak için Bahçelievlerde farklı bir kaç tane eve gittik. Bu evlere gideceğimizi E. ya da M. söylüyordu. Bu evlerde Kuran okunup, sohbet yapılıyordu, daha sonra akademiye dönüyorduk. Akademi de kimin kiminle kalacağını M.Y. ve grupçular belirliyordu. Ayrıca akademide yapılan sınıf başkanlıkları ve yardımcıları için yine M. ve grupçular belirliyordu bizde ona göre oy veriyorduk… Yine biz ikinci akademiden önce Yargıtay stajına Ankara’ya çağrıldık. Yargıtay stajında da …, E.Ö., F.M., Ş.A. ile birlikte Yenimahalle’de bir evde kaldık. Yargıtay stajında iken herhangi bir eve sohbete gitmedik. Sohbeti kendimiz evde kalanlarla birlikte yapıyorduk…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.M. isimli şahsın … Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 21/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… Üniversiteye gittiğimde ailem ile beraber devlet yurtlarının fiziki imkansızlıklarını görünce H.Ö.’nün de etkisi ile Fethullah Gülen cemaatinin evlerine yerleştim. Aile yapım muhafazakardır. Ben de lise ve üniversite döneminde tesettürlü idim. Bu tür yakınlıklarımız beni evde kalmam konusunda rahatsız etmedi. Ailemin de rızası ile üniversitede öğrenim gördüğüm 4 yıl boyunca cemaatin farklı evlerinde kaldım… Üniversite son sınıfta evlerde kalan kişileri Ankara’dan gelen ablalar görüşerek farklı dalda mesleklere yönlendiriyordu. Örneğin Ş.Ö. ile beni Ankara’dan gelen ve ismini hatırlamadığım abla görüşme sonucu hakimlik mesleğine yönlendirdi… Meslek için yönlendirme görüşmesinde benim hakim olmamı istediklerini ancak bunun için başımı açmam gerektiğini söylemişlerdi. Ben de kabul etmiştim… B. bizi Öveçler’de … Market civarında ilk aradan girildiğinde 3-4 katlı evlerin düzenli şekilde sıralandığı adresteki eve götürdü. Eve gittiğimizde evde Ben, Ş., İdari Hakim olarak atanan A. (O tarihte A.’nın babası vefat etmişti, babasızdı, sonradan İdari Hakim olan biriyle evlendiğini düşünüyorum, açığa alındığını düşünüyorum), Ç.K. (Adliye yargıyı kazandı, Adli Yargı Hakimi ile evlendi), F.B. (Kütahyalıydı, Adli Yargı Hakimliğini kazandı), N. (Kayınpederenin Samsun’da görev yaptığını biliyorum, kayınpederi İmam’dı) isimli kişileri şuan hatırlıyorum. N. hariç beşimiz aynı evde kaldık. N. ile eve geldiğimizde tanıştık. Beşimizden başka birkaç kişi vardı ancak şuan için hatırlayamıyorum. Onlarla bir hafta kadar kaldık. Onları başka bir eve götürdüler… Murakıp görevinde olan B. kızlardan oluşan ve Öveçler bölgesine dağılmış üç evden sorumlu idi. Ayrıca her evin içerisinde hazırlananlardan biri ablalık yapardı. … bizim evin ablası idi… Kasım sınavının hangi gün hatırlamıyorum. Sınavdan bir gün önce G. bizim eve geldi. Geldiğine şaşırdık. Bizi bir araya topladı. Abdest alıp üzerimizi giyinerek toplandık. Kur’an-ı Kerim üzerine ve çok ağır bir içerikli olarak yemin ettik. Bu yemin gereği sorulara ilişkin daha sonra aramızda muhabbet edemedik. Neden yemin ettiğimizi anlamadık. Sonradan ise soruları çıkarttı. Bunlar 100 sorudan oluşan alan sorusuydu. Birkaç nüsha vardı. Aramızda paylaştık. Genel kültür soruları yoktu. G. her birimizle ayrı ayrı görüştü. Bizlere yapmamız gereken sorulara ilişkin kota diye tabir edeceğimiz maksimum notu söyledi. Yani herkesin çok puan almamasını sağlamak istedi. Bana 80 civarı demişti. Ben 70’in altında puan aldım. Diğer dört arkadaşım ise 70’i geçti. O anki panik halime bağlıyorum. Soruları bildiğim halde ancak bu şekilde düşük puan almış olabilirim. Soruları birkaç saatliğine dağıtmıştı. Bir yandan bizler soruları ezberlerken diğer yandan G. tekil görüşmeler yapıyordu. Birkaç saat sonra soruları alıp götürdü. Aralık sınavından önce kasım’da girdiğimiz İdari Yargı sınav sonuçları açıklandı, aynı evde hazırlandığımız dört arkadaş kazanmıştı, ben kazanamamıştım. Onlar mülakat için evrak hazırlarken ben epey ağladım. Sınava hazırlandığımız süreçte memleketlerimize dönmemiz genel olarak yasaktı. Birkaç gün bayram için izin verilmişti. Ev içerisinde zaten namaz ve ibadet yaptığımız için başımız kapalıydı. Ancak evden çıktığımızda kapalı olmamız yasaktı. Hatta memlekete gittiğimizde eski kapalı yapımız ve muhafazakar görünümümüzün değiştiğine çevremizin inanmasını istiyorlardı. B. bu yönden sık sık talimatta bulunurdu. İdari yargı sınavı açıklandıktan yaklaşık bir hafta sonra Adli Yargı sınavı oldu. Yine sınavdan bir gece önce G. eve geldi. Bu kez neden geldiğini anlamıştık. Yukarıda belirttiğim beş kişi yine aynı şekilde önce yemin edip sonra soruları aldık. 100 alan sorusunun verildiğini gayet net hatırlıyorum. Ancak genel kültür sorularının verilip verilmediğini hatırlamıyorum. Herhalde oradan yapacağımız yanlışlarla bildiğimiz soruların doğrularının ortalamasının çok yüksek olmayacağını düşündüler. Adli yargı sınavı için bana 87 puan sınırı koydular, o şekilde soruları cevaplamamı istediler. Bende 85 puan alarak sınavı kazandım… Mülakatta başarılı olarak staja başladım. Staj yerimizi de cemaatten belirlediler. Bana Bakırköy Adliyesinde staj yapmamı uygun gördüler. Zaten İstanbul’da okumamış olduğum için orada yaşamak istiyordum. Bakırköy Adliyesinde staja başladım… Birçok arkadaşa ailesi Ankara’da ikamet etmesine rağmen başka illerde staj yapmalarını söylediler. Daha sonradan öğrendiğime göre cemaat mensubu stajyerlerin bizim 15. Döneme kadar hep Ankara’da staj yaptırmışlar. Dışarıda staj yapan ilk grup biz olduk… Ankara Keçiören’de yine bir cemaat evinde staja başlamadan önce toplandık. Ben önce Çağlayan adaylarının toplandığı cemaat evine yönlendirilmişim. Orada yanlışlık fark edilince yine Keçiören civarında Bakırköy adaylarının toplanacağı eve yönlendirildim… Bakırköy adaylarından M.Y., S.U., …, E.T., …, … E.Ö., E.A. (Ben dahil 18 kişiydik) Keçiörendeki evde buluştuk. Bu buluşmada kapalı, sivil olduğunu düşündüğüm Z. isimli abla bize ev tutma, kılık kıyafet, ibadet tarzı gibi konularda önümüzdeki süreçlerde ne yapacağımızı anlattı. Örneğin etek boyumuz, ceket boyumuz, staj yapacağımız yere bir yerde ev tutmamız, Adliyede nasıl namaz kılacağımızı ekrana yansıtarak anlattı, abdesti teyemmünle almamızı öğretti. Lavobada abdest almamız yasaktı. Yine staj yaptığımız adliyelerde mescit, camilere gitmemiz yasaktı. Ev adliyeye yakın olursa öğlen gidip öğlen namazını, ikindiyi ise cem ederek önceden nasıl kılacağımızı, yine akşam namazını kılamayacaksak onu nasıl cem edeceğimizi Z. bize öğretti. Z. isimli abla M.P.’yi grubumuz sorumlusu olarak belirledi. Bunların esas amacı çevreye abdest alıyor, namaz kılıyor gibi muhafazakar bir görüntü çizmemizdi. Erkekler bizim dönemde de cuma namazına gitmezdi. Bakırköy adayları olarak 18 kişi 4 ev tuttuk. Kiralar bize aitti. Ev eşyalarını ise cemaat sağladı. Bizim grupta sorumlu M.(Y.) P. idi… İlk stajyer maaşının tamamını herkes himmet olarak verdi. Kimse buna itiraz etmezdi. Diğer aylarda ise maaşın yüzde 10’nunu nakit olarak elden Methiye’ye verirdik. O gerekli yerlere iletirdi. Banka yolu tedbire aykırılık kabul edildiğinden başvurulmazdı. Ayrıca birkaç kez kurban parası istediler verdik. Genel olarak bu 18 kişi ve tuttuğumuz 4 ev tedbiren ikamet yeri olarak aramızda değişirdi. Akademi dönemi için Ankara’ya gideceğimiz zaman Methiye aldığı talimatı bize iletti. Bunda kimin akademi yurdunda kalacağı ve talepte bulunacağı, kimin cemaat evinde kalacağı belirlendi. Ben yurtta kalacaktım…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.Y. isimli şahsın “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyası kapsamında 10/10/2017 tarihinde yapılan 1. celseye ait duruşma tutanağı:
“… Ayrıca yine bu dönemde cemaatle ilgisi olmayan liseden tanıdığım bir kızla görüşmeye başladım. İlişkimiz belli bir aşama kateetmişti durumu bizden sorumlu olan A.Ş. ile görüştüm. O da bunu kendisinin üstü olan K. abiyle (bu kişi ceza ve tutukevleri genel müdürlüğünde tetkik hakim idi) paylaşacağını söyledi. Sonraki dönemde yaklaşık 3-4 ay devamlı olarak görüştüğüm kişinin cemaatten olmamasının uygun birşey olmadığı bu kişiden ayrılmam gerektiğini söylediler. Bende belli bir yerde artık bu baskılara dayanamayıp ilişkimi sonlandırmak zorunda kaldım. Daha sonra stajın sonlarında doğru evlendirme amaçlı olarak aynı dönemde staj yapan hakim adayı bir bayanla (isminin … olduğunu hatırlıyorum bu kişinin daha sonra M.D. veya M.T. isimli hakim ile evlendiğini duymuştum ) Yargıtay tetkik hakimi O.K. (izdivaçtan sorumlu kişi) evinde görüşme yaptık fakat uyuşamadığımız için bu mesele o dönem kapandı. Meslekteyken de şahin isimli abinin evinde ismini hatırlamadığım hakim adayı ile birkez görüşmüştüm…”
Y.Ö.A. isimli şahsın … Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 10/11/2016 tarihli bilgi alma ifade tutanağı:
“… Ben 1989 yılında amasya ili Merzifon ilçesinde doğdum. İlk ve orta öğrenimimi bu ilçede tamamladıktan sonra 2003 yılında lise eğitimine başladım. Bu liseyi 2007 yılında bitirdikten sonra Merzifon ilçesinde faaliyet gösteren … isimli o dönem Fetullahçılar olarak bilinen cemaate ait olan dershaneye giderek üniversiteye hazırlanmaya başladım. İlk iki sene üniversiteyi kazanamadım. 2009 yılında Gazi üniversitesi …bölümünü kazandım. Ben okulu kazandığım dönemde, ablam olan E.Ö. Ankara Hukuk fakültesinde okuyordu. Ben de ablamın yanına giderek kaldığı evde kalmaya başladım. Ablamın ve benim kaldığım ev cemaate ait bir evdi. Bu evde benim ve ablamın haricinde ev ablalığı yapan ismini bizlere B. olarak veren fakat sonrasında ismini M. olarak öğrendiğim Ankara Hukuk öğrencisi olan şahıs yapmaktaydı… Bu ilk dönem kalmış olduğum evin adresi Ankara Dikimevi taraflarındaydı. Bu ev …Pastanesi alt sokağında … sokak olabilir. 4 katlı pembe bir binanın 3. katındaydı… Bu evde bir dönem kaldıktan sonra Ankara Kolej semtinde bulunan yine hukuk öğrencilerinin kaldığı başka bir eve ablam ile birlikte geçtik. Bunun sebebi ise yapının her dönem öğrencileri başka evlere göndermesiydi. Kolej semtindeki evde ise ablamla benim haricimde … ev ablalığı yapmaktaydı. … ablamın sınıf arkadaşıydı. Evde tertiplenen sohbet programlarını … organize etmekteydi. Bu yapılan sohbet programları yukarıda izah ettiğim şekliyle oluyordu. …nin haricinde soyadını bilmediğim yine hukuk öğrencisi olan yanlış hatırlamıyorsam ablamın sınıf arkadaşı olan P. isimli bir kız da kalıyordu. Bu kalanların haricinde bir kişi daha vardı ama ne ben ne de ablam bu ismi hatırlayamadık. Ben ikinci sınıfa geçtiğimde ablam hukuk fakültesinden mezun oldu. Ben de Ankara Beştepe semtinde olan başka bir yapı evine yerleştirildim…”
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile Uyap sistemi üzerinde yer alan nüfus kayıt örneği incelendiğinde; davacının, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun olduğu, 13/04/2012 tarihinde Bakırköy Adliyesinde … sicil numarasıyla 15. dönem adli yargı hakim adayı olarak staja başladığı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin… tarih ve … sayılı kura kararnamesiyle Saray (Çorlu) Hakimliğine atandığı, 31/10/2014 tarihinde M.D.T. ile evlendiği, evlenmeden önce Tokat/Zile nüfusuna kayıtlı olduğu ve soyadının … (tanık beyanlarında davacının evlenmeden önceki soyadı geçmektedir.) olduğu görülmüştür.
Yukarıda yer verilen tanık beyanları, davacıya ait hizmet cetveli ve nüfus kayıt örneği birlikte değerlendirildiğinde; tanık E.Ö.Y.’nin, davacıyla aynı üniversite (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi) mezunu oldukları ve davacının Tokat/Zileli olduğunu, davacının üniversite hayatı boyunca örgüte ait evlerde kaldığını, üniversite son sınıfta kardeşiyle birlikte kaldığı evde ev ablalığı görevini davacının ifa ettiğini (bu hususu tanık E.Ö.Y.’nin kardeşi Y.Ö.A. da doğrulamıştır.), davacıyla birlikte mezun görüşmesi olarak adlandırılan görüşmelere birlikte katıldıklarını, staj döneminde Bakırköy Adliyesinde staj yapan 15. dönem örgüt mensubu bayan stajyerler için düzenlenen toplantıya davacının da katıldığını ve örgüte ait evlerde kaldığını (bu hususu davacının dönem [15. dönem] arkadaşları tanıklar E.P., E.Ö.Y., F.P., F.M. de doğrulamıştır.), staj döneminde davacıdan sorumlu olması nedeniyle örgüt içinde katalog evliliği yaptığını bildiğini (tanık F.P. de davacının örgüt içinde katalog evliliği yaptığını duyduğunu beyan etmiştir.) 15. dönem adli yargı hakim stajyeri B.N.Ç.’nin davacıya zimmetlendiğini beyan ettiği; tanık beyanlarının birbirini destekler mahiyette ve davacıya ait bilgilerle uyumlu olduğu; ayrıca tanık E.P.’nin, davacının hakim savcı adaylığı sınavlarına örgüte ait hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığını beyan ettiği; tanık Ö.Y.’nin ise örgüt içinde evlendirme mesulü olan O.K. adlı kişi aracılığıyla davacıyla görüştürüldüğünü, ancak görüşmenin olumsuz sonuçlandığını, davacının, M.D veya M.T. adlı kişiyle evlendiğini duyduğunu beyan ettiği ve beyanlarının davacıya ait bilgilerle uyumlu olduğu görülmüş olup, davacı hakkındaki söz konusu tanık beyanlarının, davacının değişik tarihlerde (üniversite dönemi, staj dönemi, mesleğe başladıktan sonraki dönemi de kapsayacak şekilde) yapı ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite ve hakim adaylığı döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgüt tarafından mezun görüşmesi olarak adlandırılan görüşmelere katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüt içinde etkin konumda bulunduğuna ve ev ablalığı gibi görevler aldığına, örgüt içinde katalog evliliği yaptığına, kendisine bir şahsın zimmetlendiğine, diğer bir ifadeyle anılan şahısla ilgilenmesi için talimat verildiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.