Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2014/10352 E. , 2021/11916 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2014/10352
Karar No : 2021/11916
DAVACI : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Çevre ve Şehircilik Bakanlı tarafından … tarihli, … sayılı işlem ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, aşağıda ayrıntısı yazılı itirazlar ile dava dilekçesinde sayılan plan hükümleri yönünden şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğundan iptali gerektiği iddia edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ: 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Sözü edilen kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile yürürlükten kaldırılmış, ancak Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan 4/7/2011 tarihli 27984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştı. Ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname 09/07/2018 tarihli 30473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde ve (c) bendinde aynı hükümlere yer verilmiştir.
Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir.
Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır.
Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.
19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin 27.05.2009 tarihli, E:2007/10369, K:2009/6176 sayılı kararıyla, 14.08.2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir.
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16.11.2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde… sayılı plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde de … sayılı plan paftası, … sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25.07.2018 tarihinde … plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve 10.10.2018 tarihinde yeniden kapsamlı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı plan paftaları) değişikliğe uğramış ve son olarak … plan paftasında 07.11.2018 tarihinde değişikliğe gidilmiştir.
Görüldüğü üzere iptal kararı sonrasında onaylanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sonrasında birçok defa değişikliğe uğramıştır. Dava konusu planın hazırlanması çalışmaları sırasında ise yeni bir araştırma raporu düzenlenmediği görülmüştür. Bu duruma davalı idarece dava konusu planın yargı kararının ifası niteliğinde olduğu bu nedenle yeni bir araştırma raporu hazırlanmadığı şeklinde gerekçe gösterilmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilirkişi raporunda konuya ilişkin olarak “2009 yılında onaylanan İzmir-Manisa- Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına altlık teşkil eden veriler 2009 yılından önce toplanmış verilerdir. Dolayısıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesine ait davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2009 yılı öncesi verilere dayandırılmaktadır ve bunun sağlıklı bir planlamaya altlık teşkil etmesi beklenemez. Davaya konu plan 2014 yılında onaylanmıştır. İlk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucu çıkmaktadır. Nitekim davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dava dosyasına sunulan yanıtlar kapsamında davaya konu çevre düzeni planının iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine onaylanmış bir plan olduğu; dolayısıyla yeni bir plan olarak değerlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı; bununla birlikte ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerinin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Planın stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmaması önemli bir eksikliktir ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olması doğru bir planlama yaklaşımı olamaz.” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Çevre düzeni planlarının mevzuatta öngörülen tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek kararlar üretebilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen güncel veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, hazırlanması gerekmektedir. Bu anlamda yeni bir araştırma raporunun bulunmaması veya verilerin güncellendiğine ilişkin bilgi ve belge sunulmaması dava konusu planın hazırlanmasına ilişkin yöntem bakımından önemli bir eksikliktir. Nitekim dava konusu planın onaylanmasından sonra çok defa değişikliğe gidilmesi ve söz konusu değişikliklerin birçoğunun ise verilerin güncellenmesine ilişkin olması veya çok küçük alanları kapsaması bu eksikliğin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin 10.10.2018 tarihli değişiklikle çok fazla alanın tarım arazisi niteliğinde olması nedeniyle kentsel gelişme alanından tarım arazisi alanına dönüştürüldüğü görülmüş olup bu durum planın hazırlanması aşamasında tarım arazilerine ilişkin güncel verilerin araştırılıp elde edilmediğini net biçimde göstermektedir.
Çevre düzeni planları uzun döneme yönelik bir projeksiyonun ürünü olarak planlama alanına ilişkin genel arazi kullanım kararları ve ilkeler belirleyen planlar olup hangi koşullarda değiştirileceği mevzuatta gösterilmiştir, dava konusu çevre düzeni planı ise çok sık aralıklarla mevzuatta öngörülen gerekçeler oluşmaksızın bazen neredeyse noktasal değişikliklere uğramıştır. Bu durum çevre düzeni planı yöntem, ilke ve esasları ile hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.
Bununla birlikte davalı idarece, ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğunu belirtilmektedir. Dava konusu plan notları incelendiğinde gerçekten birçok konuda plan değişikliğine bile gerek olmadan alt ölçekli planlarda düzenleme yapılabileceği kabul edilmiştir. Çevre düzeni planlarında bazı konuların alt ölçekli imar planları ile netleştirileceğine ilişkin kurallar getirilmesi örneğin kentsel gelişme alanlarının sınırlarının alt ölçekli planlarda netleştirileceği vb. gibi, ölçeğinin gereği olduğu kadar plan esnekliği ve dinamizmi açısından olumlu değerlendirilse de, kentin gelişme yönünün mevcut araştırma ve analizler (nüfus ve dağılımı, yerleşme deseni ve eğilimi, sekteröl gelişmeler, korunması gereken alanlar v.b konulara ilişkin) dikkate alınarak doğru biçimde belirlenmesi çevre düzeni planının temel konularından birisidir. Zira kentsel gelişme alanlarının tamamının alt ölçekli planlarda yerleşime açılmamasını beklemek yerine dava konusu planda gelişmenin yönünün stratejik olarak belirlenmesi sağlıklı bir planlama yaklaşımını yansıtacaktır. Aksi takdirde birbirinden habersiz ve bağımsız gelişme alanları alt ölçekli imar planları ile önerilebilecek bu da çevre düzeni planıyla amaçlanan fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak ve kontrollü kentleşmenin gerçekleşmesini engelleyecektir.
Bütün bu değerlendirmeler kapsamında dava konusu çevre düzeni planının uyuşmazlığa konu edilen yer seçimi kararları incelendiğinde,
-Bornova ilçesi, Karaçam Köyünde belirlenen “kentsel yerleşik alan” kararının (İtiraz-6); büyük oranda yapılaşmamış olan dolayısıyla kentsel yerleşik alan tanımına uymayan alanın, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olduğu ve yerleşik alana çevrilmesinin buradaki yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini ve bütünlüğünü zedeleyebilecek olması nedeniyle uygun olmadığı,
-Foça ilçesi Bağarası yerleşmesi batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz-24); Ulucak yerleşiminin batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz 26); Ulucak yerleşiminin kuzey kısmında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz 28); Kemalpaşa Çınarköy turizm alanının kuzeyinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz 30); Kemalpaşa merkez yerleşiminin doğusunda öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz 32); Kemalpaşa ilçesi, Çiniliköy mevkiinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz 33); Kemalpaşa ilçesi, Örnekköy yerleşiminin kuzeyinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz 36); Kemalpaşa merkezinin kuzeyinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz-41); Torbalı ilçesi Pancar yerleşiminin doğusunda öngörülen “sanayi alanları” kararının (İtiraz-42,43); Torbalı ilçesi Yazıbaşı yerleşiminin batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz-45); Torbalı ilçesi Yazıbaşı yerleşiminin güneyinde öngörülen “sanayi alanı” kararının (İtiraz-46); Torbalı ilçesi, Subaşı yerleşiminin batısında öngörülen “sanayi ve depolama alanı” kararının (İtiraz-48); Menderes ilçesi merkezi ve Oğlanağası Mahallesinde öngörülen “kentsel yerleşik alan” ve “kentsel gelişme alanı” kararlarının (İtiraz-62); Bergama ilçesi, Zeytindağ Mahallesi, Bataklık mevkiinde öngörülen “sanayi alanı” kararının (İtiraz-66); Aliağa ilçesi, Yenişakran Mahallesinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz-69); Çeşme ilçesi, Ödemiş ilçe merkezinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının (İtiraz-72); verimli tarım alanlarının üzerinde mevcut yerleşmelerin neredeyse 2-3 katına varan gelişme alanları ve sanayi alanları önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca etüd edilmeden plan kararlarının getirildiği, verimli tarım topraklarının elden çıkmasına yol açılacağı,mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte ve tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının üretilmemiş olması nedenleriyle şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu bakımdan, anılan alanlara dair yer seçimi kararlarına ilişkin iptal koşulları oluşmuştur.
Dava konusu edilen plan notlarının incelenmesinden;
-Dava konusu planın 7.44 sayılı plan notunda yer alan düzenleme,
Orman alanına ilişkin statüler ilgili Kanun ve yönetmeliklerle belirlenmektedir. Planlama alanında yer alan orman alanları, çevre düzeni planının hazırlanması aşamasında ilgili kurumlardan elde edilmesi gereken verilerin başında gelen dolayısıyla dava konusu planda gösterilmesi gereken alanlardır. Kanunen yapı yasaklı alanlar olduğundan plan kararlarının buna uygun olarak geliştirilmesi yasal bir zorunluluktur. Söz konusu alanlarının statüsündeki değişiklik de ancak kanunun öngördüğü koşullarda gerçekleşebilmektedir. Ancak hukuki statülerinde olabilecek değişikliklerin Bakanlığa bildirilmesi söz konusu alanın konum ve büyüklüğü değerlendirilerek çevre düzeni planının o bölgedeki stratejisini değiştirecek nitelikte olup olmadığı değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla her bir alanın ayrı ayrı değerlendirilmesi, konumuna ve büyüklüğüne göre, çevre düzeni planının stratejileri kapsamında en doğru kullanım kararının ne olacağının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle dava konusu düzenleme de yer alan “çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin” ibaresinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
-Dava konusu planın 8.1.2.5 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
İmar planı olmayan alanlarda yapılaşma koşuları Plansız Alanlar Yönetmeliğinde düzenlenmiş olup dava konusu planda düzenlenmesine gerek olmamakla birlikte bir düzenleme yapılacaksa söz konusu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenleme yapılması gerektiğinden uyuşmazlığa konu düzenlemede çevre düzeni planı ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine uyarlık bulunmadığı,
-Dava konusu planın 8.4.7.4 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
Golf tesis alanlarında da öngörülse konaklama tesisleri turizm tesis alanı niteliğinde olduğundan söz konusu alanların koşulları varsa golf tesisinin yanında turizm tesis alanı olarak gösterilmesi ya da turizm tesis alanlarına ilişkin plan notlarının uygulanacağının belirtilmesi gerektiğinden plan notunun bu haliyle uygun olmadığı,
-Dava konusu planın 8.18.3.1 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
Davaya konu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın liman alanlarına bitişik konumda yer alan alanların liman geri sahası olarak alt ölçekli planlarda düzenlenebilmesine imkan veren plan notunun dava konusu planın sağlamaya çalıştığı koruma kullanma dengesini, genel koruma stratejisini olumsuz etkileyebilecek dava konusu çevre düzeni planı ile getirilen kararları işlevsizleştirecek olması nedeniyle planlama esaslarına uygun olmadığı, örneğin söz konusu alanda çevre düzeni planı ile getirilmiş mutlak suretle korunması gereken doğal bir alan olabileceğinden, bu alanın liman geri sahasına dönüştürülmesinin plan ilkesine aykırı olup olmadığının plan değişikliği kapsamında ele alınması ve ilgili mevzuat kapsamında gerekli koşullar halinde yapılması gerektiğinden, anılan düzenlemenin çevre düzeni planının mevzuatta öngörülen ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine aykırı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Bu durumda dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yer seçimine ilişkin kararlarından, davacının 6, 24, 26, 28, 30, 32, 33, 36, 41, 42, 43, 45, 46, 48, 62, 66, 69, 72 sayılı itirazları ile 7.48 sayılı plan notu, 8.1.2.5 sayılı plan notu 8.4.7.4 sayılı plan notu ve 8.18.3.1 sayılı plan notuna ilişkin iptal isteminin kabulü, diğer hususlara ilişkin olarak iptal isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : 23.06.2014 tarihli, 9948 sayılı işlem ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Sözü edilen kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7. madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının Tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, Planlama alanı; “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlemiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde, b) İl özel idareleri ve belediye sınırı il sınırı olan büyükşehir belediyeleri, 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu kapsamında yetki alanlarını aşmayacak şekilde belirlenir.” kuralı yer almıştır.
7.maddesinde, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alan sınırları kapsamında veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde asgari; a) Türkiye ve bölgesindeki yeri, b) Ülke ulaşım ağındaki yeri, c) İdari bölünüş ve sınırlar, ç) Doğal yapı; 1) Jeolojik yapı (depremsellik ve fay hatları vb), 2) Jeomorfolojik yapı (topografya, eğim durumu vb), 3) Hidrolojik- hidrojeolojik yapı (Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları, havza sınırları), 4) İklimsel özellikler, 5) Toprak niteliği ve tarımsal arazi kullanımı, 6) Ekolojik yapı (ekosistem tipleri, flora ve fauna varlığı), d) Koruma statüsü verilmiş alanlar (sit alanları, uluslararası sözleşmelerle korunan alanlar, sulak alanlar, RAMSAR alanları, özel çevre koruma alanları, milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, mesire yerleri, yaban hayatı geliştirme alanı, yaban hayatı koruma alanı, tür koruma alanı, yüzeysel içme suyu kaynakları koruma alan ve diğerleri) e) Orman alanları, mera, yaylak, kışlak alanları, f) Kültür ve turizm gelişim ve koruma bölgeleri, turizm merkezleri, g) Genel peyzaj öğeleri, ğ) Demografik yapı, h) Sosyal yapı, ı) Ekonomik yapı, i) Teknik altyapı; 1) Ulaşım, 2) Enerji, 3) Atık geri kazanım ve bertaraf tesisleri, 4) İçme suyu ve atık su arıtma tesisleri, 5) Atık su deşarj yerleri, 6) Tarımsal sulama alanları, j) Kamu mülkiyetindeki alanlar, k) Ruhsatlı maden sahaları, l) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri,m) Mania planları, n) Mevcut arazi kullanımı,o) Yerleşme alanlarının karakteristik özellikleri ve mekânsal gelişme eğilimleri ve potansiyelleri, ö) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları, p) Onanlı imar planları, r) Çevre sorunları konularına ilişkin ilgili kurum ve kuruluşlardan, uydu görüntülerinden ve/veya hava fotoğraflarından ve arazi çalışmalarından veriler elde edilerek sayısal veri tabanı oluşturulur. Kurum ve kuruluşlar planlama çalışmasında kullanılacak bilgi ve belgeleri sağlamakla sorumludur. Milli güvenlik ve savunma faaliyetlerine konu alanlar için Milli Savunma Bakanlığı ile koordinasyon sağlanır.” kuralına yer verilmekteydi.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin “Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Yönetmeliğin “Revizyon ve değişiklikler” başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, “Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır.” düzenlemesine, 2.fıkrasında da, “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer taraftan 4/7/2011 tarihli 27984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname 9/7/2018 tarihli 30473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayda ,14.08.2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verildiği , söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylandığı , söz konusu plana yapılan askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylandığı , anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16.11.2015 tarihinde onaylandığı , bu planda 27.01.2017 tarihinde L18 sayılı plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde … sayılı plan paftasında,… sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapıldığı, 25.07.2018 tarihinde … plan paftasına yönelik bir değişiklik yapıldığı ve 10.10.2018 tarihinde İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı plan paftaları) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca onaylandığı anlaşılmaktadır.
Dosyada yer alan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla dosyanın birlikte değerlendirilmesinden;Bornova İlçesi, Karaçam Köyünde, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “kentsel yerleşik alan” ve “doğal sit alanı” olarak belirlenen bölgenin, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı”, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımına ayrıldığı, l.derece doğal sit alanı sınırları içerisinde kaldığı, kentsel yerleşik alan kararının parsel ölçeğinde ve plan bütünlüğünü bozucu nitelikte olduğu, bu nedenlerle çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde tamamen yeşil kuşak alanlarının ortasında kalan alanın kentsel yerleşik alan olarak belirlenmesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olmadığı iddiası yönünden; dava konusu planın 4.7 sayılı plan notunda kentsel yerleşik alanların, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar olarak tanımlandığı, uyuşmazlığa konu alana baktığımızda ise büyük oranda yapılaşmış bir alanın değil de, sadece birkaç yapının bulunduğu bir alanın kentsel yerleşik alan olarak gösterildiğinin görüldüğü , söz konusu alanın bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olduğu, alanın yerleşik alana çevrilmesinin yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini, bütünlüğünü etkileyebilecek kurgusunu zedeleyebilecek sonuçlara yol açacağı , dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir büyüklükte olan ve mevcutta birkaç yapıdan ibaret alanın dava konusu plana kentsel yerleşik alan olarak işlenmesinin, planın dili, ölçeği ve tekniğine uygun olmadığı gibi koruma ve geliştirme ilkeleri ile de bağdaşmadığı ,dava konusu plan kararlarından Bornova Karaçam kullanım kararının şehircilik ilkeleri ,planlama esasları ve kamu yararına uygun olmadığı , Bergama İlçesi, Zeytindağ Beldesi, Bataklık Mevkiinde yer alan önceki 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “makilik-fundâlık-çalılık alan” kullanımında kalan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı parsellerin Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “sanayi alanı” olarak belirlendiği, bu parsellerin mülga Zeytindağ Belediye Meclisinin 06.04.2012 tarihli, 17 sayılı kararı ile onaylanan alt ölçekli planlarda “sanayi alanı” olarak belirlendiği, ancak mevzi imar planı dosyası incelendiğinde, söz konusu plana esas Tarım İl Müdürlüğünün 07.07.2008 tarihli, 16235 sayılı ve 13.02.2009 tarihli, 3158 sayılı görüş yazıları ile alanın tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunmadığı ve ayrıca alınan belediye meclis kararı ile eki plan paftaları arasında kullanım kararlarına yönelik getirilen yapılaşma koşullarında çelişkiler olduğu tespit edildiğinden, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen söz konusu kullanım kararının Tarım İl Müdürlüğünün bahse konu görüşü nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğu iddiası yönünden ; dava konusu planın plan notlarının 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınmasının planlama ilkeleri arasında sayıldığı , Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğunun belirtildiği , uyuşmazlığa konu alana bakıldığında konum olarak ağaçlandırılacak alan ve tarım arazilerinin içinde dava konusu planın ölçeğine göre neredeyse noktasal bazda sanayi alanı kullanım kararı getirildiğinin görüldüğü, oysa İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmediği, dava konusu planın ilkeleri ve yapılış yöntemine uygun olmayan Bergama Zeytindağı kullanım kararında 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği, Torbalı ilçesi, Subaşı yerleşiminin batısında, Küçük Menderes eski yatağı ile İzmir-Aydın Karayolu arasında kalan alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı olarak planlandığı, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarihli, 1412- 3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlendiği, söz konusu bölgeyi de kapsayan 1/5000 ölçekli nazım imar planlarının iderelerince onandığı, bu kapsamda Torbalı ilçesi bütününde, Subaşı mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi ve depolama alanı bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi ve depolama alanı belirlenmesine yönelik söz konusu plan kararının, koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu iddiası yönünden; dava konusu planın açıklama raporunda, 5747 sayılı Yasa ile Torbalı’nın mahallesi durumuna gelen Subaşı yerleşmesinde, onaylı imar planlarında var olan gelişme alanlarının yeterli olduğu, Çaybaşı, belediye sınırları içine 5216 sayılı Yasa ile katılarak mahalleye dönüşen köylerin yerleşik alanları çevresindeki planların ise bu planda kırsal yerleşmeler için öngörülen planlama kurallarına uyularak planlanmasının öngörüldüğü Subaşı sınırları içinde, mutlak tarım alanları üzerinde ilgili kurum görüşleri alınmadan planlanmış olan sanayi alanlarının ise yoğun yapılaşmış bir bölümü korunurken, İzmir-Aydın karayoluna cepheli bölümlerinde ise planların iptal edilerek bu alanların tarımsal niteliği korunacak alanlara dönüştürüldüğünün belirtildiği ,plan açıklama raporunda da uyuşmazlığa konu alanda tarımsal niteliği korunacak alanların var olduğu belirtilmesine karşılık İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve yüzölçüm olarak Subaşı yerleşim alanının çok üzerinde tarım arazisinin sanayi-depolama alanı olarak planlandığının görüldüğü , söz konusu alanda bu büyüklükte bir sanayi depolama alanı yaratılmak istenilmesinin gerekçesinin anlaşılamadığı , alanın çevresine bakıldığında böyle bir kullanımla yakın ilişkide olabilecek bir kullanım var olmadığı gibi böyle bir ihtiyacın oluşabileceğine yönelik bir gelişme öngörüsünün de bulunmadığının görüldüğü , bu büyüklükte sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından dava konusu planın Subaşı sanayi-depolama kullanım kararına ilişkin kısmında 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği ,Kemalpaşa, Örnekköy yerleşiminin kuzeyindeki yaklaşık 23 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı plan ile aynı olduğu dikkate alındığında ve söz konusu bölgede yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan, dava konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı iddiası yönünden, dava konusu Çevre Düzeni Planında Örnekköy yerleşim alanının çevresinde, bu alandan çok daha büyük nitelikte gelişme alanları öngörüldüğü, dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu gelişme alanının büyüklüğü ile yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği ,plan notlarıyla, bu alanın denetim altına alınmasını sağlayacak alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken kararların da getirilmediği sonucuna varıldığından bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Örnekköy gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği, Çeşme ilçesi, Reisdere mevkiinde, gerek 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerek 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlenmiş olan alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanda, İzmir-Çeşme-Reisdere Mahallesinde yer alan mülkiyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresine ait muhtelif taşınmazlar için 07/02/2013 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir-Çeşme Çevre Düzeni Revizyon Planı Değişikliğinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebiyle TMMOB Mimarlar Odası tarafından açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… sayılı kararıyla, dava konusu işlemin planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine, plan tekniğine, yürürlükteki imar mevzuatı hükümleri ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçeleri ile yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, söz konusu alanda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen “kentsel gelişme alanı” kararının bölgenin potansiyelleri ve mahkeme kararı da göz önüne alındığında uygun olmadığı iddiası yönünden; dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu “Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları” başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme’de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alan 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanı 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörüldüğü, İzmir ili, Çeşme ilçesi, Reisdere Mahallesinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiği ,dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu kentsel gelişim alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği ,yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, İzmir ili, Çeşme ilçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklama bulunmadığı, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Reisdere kentsel gelişme alanı kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği ,Ödemiş ilçe merkezine ilişkin, kentsel yerleşme ve gelişme alanı çeperindeki alanların 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” ve “sulama alanı” kullanımında kaldığı, ancak İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, plan raporunda Beydağ Barajı sulama projesinin Ödemiş ilçesi nüfusundaki azalmayı durduracağının belirtildiği, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı raporunda da aynı gerekçelerin ve aynı nüfus değerlerinin yer aldığı, dolayısıyla söz konusu alanların kentsel gelişme alanı olarak belirlenme gerekçeleri anlaşılamadığından, anılan kararın planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı iddiası yönünden , dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf. (1)’de, bu planın temel amacının ” Yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir.” şeklinde açıklandığı, dava konusu planın açıklama raporunda, Ödemiş’in mahallerinde nüfusun azalmakta olduğu, Ödemiş ilçe merkezindeki nüfus artışının ise, kendi mahallerinden gelen göçten kaynaklandığı, dolayısıyla mevcut nüfus büyüklüğünün korunacağının belirtilmiş olmasına karşın, dava konusu plan ile Ödemiş için yerleşik alana kıyasla oldukça büyük oranda bir gelişme alanının öngörüldüğü, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, çevre düzeni planının plan notları ve raporuyla bir bütün olduğu göz önünde bulundurulduğunda, açıklama raporunda bu bölgeye yönelik ortaya konulan öngörü ile Ödemiş’e getirilen kentsel gelişme alanı arasında çelişki bulunduğu, bu çelişkinin de planı kusurlandıracak nitelikte olduğunun kabulü gerektiği, , Ödemiş ovasının tarımsal sit alanı özelliği dikkate alındığında, açıklama raporundaki projeksiyonun aksine, bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, mevcut yerleşik alana kıyasla oldukça büyük bir kentsel gelişme alanı getirilmesinin, dava konusu planın yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ile 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi temel amacına aykırılık teşkil ettiği , Ödemiş kentsel gelişme alanı kullanımı ile açıklama raporunda bu bölgeye yönelik öngörünün çelişkili olduğu görüldüğünden, bu haliyle, dava konusu planın Ödemiş kentsel gelişme alanına ilişkin kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı ,Plan Uygulama Hükümlerinin 7.44 sayılı maddesinde; Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlar için “yerleşim alanı” taleplerinin çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceğinin tariflendiği, ancak anılan plan hükmünde belirtilen bu hususun, plan bütünlüğünü bozacak nitelikte, parçacı plan yaklaşımını ortaya çıkaracağı ve ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de aykırı olduğu iddiası yönünden; dava konusu Çevre Düzeni Planının 7.44 sayılı plan hükmünde, Orman Kanununun 2. maddesinin (B) bendine konu olan alanlarda, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” taleplerinin, bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik yapılmaksızın, alt ölçekli planlarda değerlendirileceğinin öngörüldüğü, davalı idarece, bahse konu yatırımlardaki alt ölçekli planların, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, ancak Çevre Düzeni Planının 8.1.1.3 sayılı yerleşik alanlara ilişkin plan hükmü kapsamında yapılabileceği belirtilmiş ise de, dava konusu plan hükmünde böyle bir husus belirtilmediği gibi, üst ölçekteki hangi kullanımda kalan alanlarda bu maddenin uygulanacağına ilişkin net ve belirli bir ifadenin de yer almadığı , bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla denilmek suretiyle, yerleşik alan kullanımından bahsedildiği değerlendirilebilir ise de, söz konusu plan hükmünün içeriğinde buna ilişkin açık ve net bir belirlemenin bulunmadığının görüldüğü, dava konusu planın 7.44 sayılı plan hükmünün açık ve net olmadığı, muğlaklık içerdiği, söz konusu düzenlemenin bu haliyle hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varıldığından İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 7.44 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden şehircilik ilkeleri ,planlama esasları ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı, dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan hükmü yönünden dava konusu plan hükmünde, limanların yetersiz olması durumu tespitinin ne şekilde yapılacağı, ayrıca maksimum ne kadar bir alanın ayrılabileceğinin belirtilmediği, bu tespitlerin yapılmasındaki belirsizlik ve alt ölçekli planlar hazırlanırken üst ölçekli plana aykırılık teşkil edebileceği hususları göz önüne alınarak, liman gerisi hizmet alanına ilişkin ihtiyaçların tespit edilerek bu alanların çevre düzeni planı üzerinde plan kararı getirilmek suretiyle gösterilmesi gerektiği iddiası yönünden, dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmü uyarınca, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası olarak planlanabileceği ,Çevre düzeni planının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, liman ve liman geri sahası kullanımı kararının, çevresel etkilere yönelik alt ölçekli planları yönlendirmesi beklenen ilke ve stratejilerin oluşturulması ve koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından, üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında ele alınması gerektiği , dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında da liman ve liman geri sahası gösteriminin yer aldığı, çevre düzeni planı değişikliğini gerektirecek nitelikte ve büyüklükte bir liman ve liman geri sahası alanının, üst ölçekteki planda değişiklik yapılmaksızın doğrudan alt ölçekli planda belirlenmesinin, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi alt ölçekli planları yönlendirecek ilke ve stratejileri oluşturması beklenen çevre düzeni planının işlevsiz kalmasına sebebiyet vereceği , liman geri sahası alanlarını, dava konusu Çevre Düzeni Planının konusu olmaktan çıkartarak, üst ölçekli planı işlevsiz hale getirdiği açık olan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmünde şehircilik ilkeleri ,planlama esasları ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu planın iptali istemine yönelik diğer iddialar yönünden ;yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla dosyanın birlikte incelenmesinden şehircilik ilkeleri ,planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle 23.06.2014 tarihli, 9948 sayılı işlem ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Bornova Karaçam kullanım kararı ,Subaşı sanayi-depolama kullanım kararı ,Bergama Zeytindağ kullanım kararı ,Örnekköy kentsel gelişme alanı,Çeşme -Reisdere kentsel gelişme alanı ,Ödemiş kentsel gelişme alanı ,7.44 sayılı plan uygulama hükmü ,8.18 .3.2. sayılı plan uygulama hükmüne yönelik olarak iptali ,dava konusu planın iptali istenilen diğer kısımlarına yönelik olarak davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü :
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
14.08.2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. Söz konusu plana yapılan askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16.11.2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … sayılı plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde …sayılı plan paftasında, … sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25.07.2018 tarihinde … plan paftasına yönelik bir değişiklik yapılmış ve 10.10.2018 tarihinde İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…, ……, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı plan paftaları) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca onaylanmıştır.
Bakılan davada, 23.06.2014 tarihli, 9948 sayılı işlem ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Sözü edilen kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7. madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının Tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, Planlama alanı; “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlemiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde, b) İl özel idareleri ve belediye sınırı il sınırı olan büyükşehir belediyeleri, 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu kapsamında yetki alanlarını aşmayacak şekilde belirlenir.” kuralı yer almıştır.
7.maddesinde, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alan sınırları kapsamında veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde asgari; a) Türkiye ve bölgesindeki yeri, b) Ülke ulaşım ağındaki yeri, c) İdari bölünüş ve sınırlar, ç) Doğal yapı; 1) Jeolojik yapı (depremsellik ve fay hatları vb), 2) Jeomorfolojik yapı (topografya, eğim durumu vb), 3) Hidrolojik- hidrojeolojik yapı (Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları, havza sınırları), 4) İklimsel özellikler, 5) Toprak niteliği ve tarımsal arazi kullanımı, 6) Ekolojik yapı (ekosistem tipleri, flora ve fauna varlığı), d) Koruma statüsü verilmiş alanlar (sit alanları, uluslararası sözleşmelerle korunan alanlar, sulak alanlar, RAMSAR alanları, özel çevre koruma alanları, milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, mesire yerleri, yaban hayatı geliştirme alanı, yaban hayatı koruma alanı, tür koruma alanı, yüzeysel içme suyu kaynakları koruma alan ve diğerleri) e) Orman alanları, mera, yaylak, kışlak alanları, f) Kültür ve turizm gelişim ve koruma bölgeleri, turizm merkezleri, g) Genel peyzaj öğeleri, ğ) Demografik yapı, h) Sosyal yapı, ı) Ekonomik yapı, i) Teknik altyapı; 1) Ulaşım, 2) Enerji, 3) Atık geri kazanım ve bertaraf tesisleri, 4) İçme suyu ve atık su arıtma tesisleri, 5) Atık su deşarj yerleri, 6) Tarımsal sulama alanları, j) Kamu mülkiyetindeki alanlar, k) Ruhsatlı maden sahaları, l) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri,m) Mania planları, n) Mevcut arazi kullanımı,o) Yerleşme alanlarının karakteristik özellikleri ve mekânsal gelişme eğilimleri ve potansiyelleri, ö) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları, p) Onanlı imar planları, r) Çevre sorunları konularına ilişkin ilgili kurum ve kuruluşlardan, uydu görüntülerinden ve/veya hava fotoğraflarından ve arazi çalışmalarından veriler elde edilerek sayısal veri tabanı oluşturulur. Kurum ve kuruluşlar planlama çalışmasında kullanılacak bilgi ve belgeleri sağlamakla sorumludur. Milli güvenlik ve savunma faaliyetlerine konu alanlar için Milli Savunma Bakanlığı ile koordinasyon sağlanır.” kuralına yer verilmekteydi.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin “Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Yönetmeliğin “Revizyon ve değişiklikler” başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, “Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır.” düzenlemesine, 2.fıkrasında da, “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer taraftan 4/7/2011 tarihli 27984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştı
Ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname 9/7/2018 tarihli 30473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar, 72 maddede sıralanan alanlara yönelik getirilen mekansal kullanım kararlara yönelik itirazlar, plan notlarının bir kısmına ve içme suyu kaynak ve tesisleri ve çevre koruma ve baraj havzalarına ilişkin plan notlarına yönelik itirazlar olmak üzere dört başlıkta itirazlar sunularak dava konusu planın iptali istenilmiştir.
Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye … tarafından resen seçilen Prof. Dr. … ve Prof.Dr. … ve Yrd.Doç.Dr….’ın katılımıyla mahalinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.
Bilirkişi raporunda, davacının ileri sürdüğü tüm iddialara yönelik görüş belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu, davaya konu planları incelerken, davaya konu planın onanmasından ve hatta keşif tarihinden sonra onanarak yürürlüğe giren planlara ilişkin olarak da görüşlerini sunmuştur. Bilirkişi Raporunda öncelikle plan geneline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş, bunun ardından dava dosyasında yer alan ve İzmir ili içinde çok sayıda alana ilişkin maddeler halinde verilmiş olan itirazların her biri tek tek incelenmiş ve görüş geliştirilmiş, son olarak çeşitli plan notlarına itirazlar değerlendirilmiştir.
Davacının dava konusu plana yönelik dört ana başlık halinde ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından aynı sıralama ile sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler de aynı sıralama ile yapılmış olduğundan Dairemizce iddia, savunma, bilirkişi raporundaki tespitler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık aynı sıralamaya uygun olarak konular itibariyle tek tek değerlendirilmiştir.
Yerleşik İdare Hukuku ilkelerine göre; iptal davası açılabilmesi ve davanın görülebilmesi için davacının iptali istenilen işlem nedeniyle davanın açıldığı sırada menfaatinin ihlal edilmesi yeterli olup; alınacak yeni bir idari kararla, davacının iptali istenilen işlemle ilişkisini kesmek ya da yeni bir işlemle geriye dönük olarak işlemin hukuka uygunluğunu sağlamaya çalışmakla, hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemin yargısal denetim dışında bırakılması sonucu doğacaktır. Kaldı ki, İdari işlemlerin tesis edildikleri tarih itibariyle yargısal denetiminin yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta dosya içeriğinden ve bilirkişi raporundaki tespitlerden, uyuşmazlık konusu alanlardan ve plan hükümlerinden bazılarının daha sonra kaldırıldığı ya da davacının dava açmakla elde etmek istediği amaca ulaştığının anlaşıldığı hallerde, bu durum dikkate alınarak karar verilecek olmakla beraber kısmi yapılan değişikliklerde, davacının dava açmaktaki amacının ortadan kalkmadığının tespit edildiği hallerde planın güncel durumu da göz önünde bulundurularak idari işlemin tesis edildiği tarih itibariyle yargısal denetim yapılacaktır.
A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak:
Dava dilekçesinde;
• Çevre ve Orman Bakanlığının 14.08.2009 tarihli ve 1175 sayılı oluru ile onaylanan Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve E:2010/1418, K:2012/8226 sayılı kararıyla; Çevre ve Orman Bakanlığınca 20.09.2010 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının da, Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve E:2011/2749,K:2012/8307 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; iptal kararı incelendiğinde İzmir-Manisa-Kütahya illerini kapsayan alanın coğrafi, sosyal, ekonomik ve fiziksel özellikleri açısından benzerlik göstermediği, havza ve bölge tanımına uygun olmadığı, plan açıklama raporunda üç ilin birlikte planlanmasının gerekçelerinin açıkça ayrıntılı ve tatmin edici bir şekilde ortaya konulmadığı, ortaya konan gerekçelerin ise bilirkişi raporuyla aksinin belirlendiği görüldüğünden, bu planların onama sınırının İzmir-Manisa- Kütahya illerini kapsar şekilde belirlenmesinin hukuka uygun olmadığı hususunun temel gerekçe olarak gösterildiği; dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve Plan Açıklama Raporu incelendiğinde; söz konusu planın yalnızca Kütahya ili dışarıda bırakılmak ve İzmir- Manisa illeri bir arada ele alınmak suretiyle, bölge tanımı içerisinde ele alındığı, ancak plan raporunda bu iki ilin birlikte ele alınmasının gerekçelerine yer verilmediği, planda ve plan açıklama raporunun hiçbir bölümünde bu ilişkinin kurulmadığı, kurulamadığı; esasen dava konusu plan ile getirilen bölge tanımının yetkilerin merkezi idarede toplanmasının sağlanması amacıyla getirilmiş zorlama bir tanım olduğu; Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine göre, Çevre Düzeni Planının 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde il düzeyinde de hazırlanabileceği hususunun açıkça belirtildiği; 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca büyükşehir belediye sınırları içerisinde, çevre düzeni planı yapma yetkisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğu, Bakanlığın çevre düzeni planı onama yetkisinin bulunmadığı; ülkemizin birçok ilinde (İstanbul, Bursa, Sakarya, Kocaeli vs,) bu hüküm uygulanarak büyükşehir belediyelerinin çevre düzeni planlarını hazırladığı; ancak dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, birbirleriyle bağlantısı olmayan Manisa ve İzmir illeri bir bölge olarak tanımlanmak ve yapay bir onama sınırı oluşturulmak suretiyle, Bakanlık tarafından hazırlanarak onaylandığı; bu durumun yürürlükteki imar mevzuatına ve planlama ilkeleri ile şehircilik esaslarına açıkça aykırılık teşkil ettiği;
• Öte yandan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Danıştay Altıncı Dairesince iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından Kütahyanın plan sınırı dışında bırakılması dışında herhangi bir farklılığın bulunmadığı; dolayısıyla iptal kararlarında belirtilen, ekolojik kararların bir arada düşünülmesine olanak veren ve strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde olmadığı, veri tabanını doğru yansıtmadığı, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke ve strateji üretmediği, bir strateji planından çok alt ölçekli planların konusuna girebilecek kararların plana yansıtıldığı, plan dilinin yürürlükteki mevzuata uygun olmadığı; çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yer aldığı plan raporu ve plan açıklama raporunun bulunmadığı hususlarında planda herhangi bir düzenlemeye gidilmediği;
• Dava konusu İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile gerek plan dili gerekse içeriğine bakıldığında Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırı olarak, kullanım kararları, plan hükümleri ile uygulama ölçeğinde parçacıl nitelikte kararlar üretildiği;
• İdarelerince hazırlanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının Belediye Meclisinin 12.09.2012 tarih ve 05.843 sayılı kararı ile uygun görülerek onandığı; bu plan sınırlarını kapsayan alanda gerek alt ölçekli imar planları gerekse uygulamaların 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürüldüğü; ayrıca kent genelinde plan bütünlüğünü sağlamak için 6360 sayılı Yasa kapsamında yeni bağlanan ve İzmir İl sınırı bütününü oluşturan bölgelerde, Çevre Düzeni Planı çalışmalarının yürütülmekte olduğu; üst ölçekli plan yapımında; plan bütününde planın temel amacı ve buna bağlı hedeflerinin zorunlu ve gerekli kıldığı durumlar gibi gerekçelerle alt ölçekli planlarda değişiklik gerektirecek bir durum yok ise, yürürlükte olan imar planlarının esas alınmasının uygulamaların sürdürülebilir olması açısından önemli olduğu; bu kapsamda, Bakanlıkça onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınmasının, kamuya olan güven ilkesinin zedelenmemesi açısından da büyük önem arz ettiği;
• Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusunun yerleşmelerin büyük bölümünde değişmemesine rağmen, bazı ilçelere (Menderes, Kemalpaşa, Ödemiş, Kınık, vs.) büyük ölçüde kentsel gelişme alanlarının ilave edildiği; yeni ilave edilen kentsel gelişme alanı kararlarının, bilimsel ve teknik gerekçelere dayandırılmadığı, planda bir çok yerleşmede ilave alanlar belirlenmesine rağmen plan raporu ve plan uygulama hükümlerinde yer alan nüfus projeksiyonlarında herhangi bir hesaba dayandırılmadan bazı değişiklikler yapıldığı, bu nedenlerle plan kararları ve plan raporlarının nüfus projeksiyonlarına ilişkin bölümlerinin kendi içinde tutarsızlıklar taşıdığı;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan raporunda planın amacının “… ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir ” şeklinde belirtilmiş olmakla birlikte, plan geneline bakıldığında orman, tarım, arkeolojik ve doğal sit alanlarında kentsel kullanım kararı getirilmiş alanların bulunduğu; örneğin, Kemalpaşa İlçesinde tarım alanlarına ve 1. derece arkeolojik sit alanına bu plan ile “kentsel gelişme alanı, turizm alanı, spor alanı” gibi plan kararlarının getirilmiş olduğu, bu durumun planın amacı ile örtüşmediği;
• Plan genelinde sit alanları, orman alanları, kaynak koruma alanları, tarım alanları, otoyol, demiryolu gibi çeşitli kurum ve kuruluş görüşlerine dayanan güncel verilerin birçok alanda plana aktarılmadığı; bu tespite dayanarak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki plan kararlarının güncel bilgi ve verilere dayanmadan hazırlandığı;
• Kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı anlaşılmakta olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında; bir önceki planda var olan “makilik fundalık alan” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” kullanım kararlarının kaldırılarak söz konusu alanların arazi özellikleri ile mevcut kullanımları dikkate alınmadan ve herhangi bir bilimsel veriye dayandırılmadan tarım alanı olarak düzenlendiği; ayrıca orman alanlarının büyük bölümünün de plan geneline bakıldığında tarım alanı olarak düzenlendiği; söz konusu tespitler ışığında plan kararlarının mevcut arazi niteliklerine uygun düzenlenmediği ve bu hatalı veri üzerine düzenlenen plan notları ile oluşacak yapılaşmanın da söz konusu arazilerin mevcut yapısında bozulma ve tahribatlara neden olacağı;
• Ayrıca, Çiğli-Aliağa arasında projeleri tamamlanmış olan kuzey otoyol güzergahının güncel şeklinin plana aktarılmadığı; söz konusu güzergahın ve bu kapsamda bölgedeki mekansal kullanım kararlarının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında düzenlenmesi gerektiği;
• Bazı notasyonların (arıtma tesisi alanı, tarım ve hayvancılık geliştirme alanları, maden çıkarım alanı, golf v.b) maddi hata kapsamında gösteriminin atlandığı ve idari sınırlarda hatalar olduğu ve bazı paftalarda gösteriminin tamamen unutulduğu;
• 6360 sayılı Kanun kapsamında büyükşehir belediyesi yetki alanının İzmir il sınırı olarak belirlenmiş olduğu; 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında halen 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belirlenen sınırların yer aldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada,
• 19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hakkında Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve E:2010/786, K:2012/8225 sayı ile verilen iptal kararının gereği olarak hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 23.06.2014 tarihli, 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylandığı; askı süresi içerisinde gelen itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihinde tekrar onanmış olan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının, mahkeme kararının ifası gereği bölge bazında iki il sınırını kapsadığı;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, sadece bu iki il için oluşturulan strateji ve ulaşım sistemini kapsamadığı, planlama çalışması yapılmaya başlanmadan önce elde edilen kurum/kuruluş verileri kapsamında analizlerin yapıldığı ve plana yansıtıldığı, İzmir-İstanbul ulaşım bağlantısı ya da İzmir-Aydın Demiryolu güzergahındaki değişikliğin, tarım ve sanayi ürünlerinin hızlı ve zamanında sevkiyatının yapılması ve İzmir Limanının güçlendirilmesine yönelik lojistik merkezlerin oluşturulduğu, söz konusu bu tür kararların sadece İzmir ve Manisa illerini değil, Türkiye ekonomisini olumlu etkileyecek kararlar olduğu, Danıştay Altıncı Dairesinin kararında İzmir-Manisa illerinin birlikte ele alınması gerektiğinin vurgulandığı ve idareleri tarafından onanan planın sözü edilen kararın ifası niteliğinde olduğu;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının sadece bu iki il için oluşturulan strateji ve ulaşım sistemini kapsamadığı; gerek Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanırken kullanılan veriler, gerekse dava konusu plan için elde edilen kurum/kuruluş verileri kapsamında analizler yapıldığı ve plana yansıtıldığı; otoyol ve demiryolu bağlantı kararlarının ve İzmir Limanının güçlendirilmesine yönelik lojistik merkezler oluşturulma kararlarının sadece İzmir ve Manisa illerini değil, Türkiye ekonomisini olumlu etkileyecek kararlar olduğu;
• Davacının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine ilişkin iddialarına cevaben, bahsedilen mevzuat hükümlerinin davaya konu planın temel dayanakları olduğu; İzmir ve Manisa illerinin birlikte planlanmasının dayanağının ise yukarıda açıklanan mahkeme kararlarının ifası gereği olduğu, çevre düzeni planı hazırlanmasının ana ilkeleri başlığı altında yürürlükteki mevzuatın kaleme alındığı, dava konusu planın 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca Bakanlık tarafından onaylandığı;
• Davacı tarafından 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planından uygulamalar yapıldığının belirtildiği, çevre düzeni planlarının, kapsamları gereği uygulama planları olmadığı gibi hiçbir şekilde ölçü alınarak işlem tesis edilemeyeceği, iddia edildiği gibi 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ile Bakanlık tarafından onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı arasında uymayan spesifik konular var ise daha açık ve noktasal bazda açıklanması durumunda daha detaylı bilgilendirme yapılabileceği;
• Planlamanın temelinde projeksiyon ve öngörü olduğu; Danıştay Altıncı Dairesince iptal edilen plan ile bu planın onama tarihleri arasında geçen sürede planlama bölgesindeki ve ülke çapındaki gelişmelerin dava konusu plana aktarıldığı; Türkiye genelindeki hızlı gelişme potansiyelinin İzmir ve Manisa illerinde daha yoğun olarak hissedilmekte olduğu ve bunun da başta sanayi olmak üzere bir çok sektörde kendini gösterdiği; buna paralel olarak nüfus artışının da kaçınılmaz olduğu; çalışan nüfusun konut ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması için de kentsel gelişme alanlarının dava konusu planda projeksiyon yılı hedefi kapsamında değerlendirildiği;
• Planlama bölgesi içinde sosyo-ekonomik gelişmişliğe paralel olarak kültürel ve doğal değerlerin korunmasının hedeflendiği ve dava konusu planda buna titizlikle riayet edildiği; Kemalpaşa ilçesinin İzmir ilinin sanayi bölgesine yakın ilçe merkezi olması nedeniyle de bu bölgedeki talepleri karşılamak amacıyla kentsel gelişme alanlarının planlandığı; planlanan kentsel gelişme alanları incelendiğinde tarım alanı kimliğini kaybetmiş, konut alanı kimliğine bürünmüş alanlar oldukları; bu gibi alanların davacı belediyenin kontrolü dışında gelişmiş olmasının da ayrı bir konu olduğu, söz konusu alanda arkeolojik sit ve doğal sit alanlarının mevcut olduğu, dava konusu planda bu alanların korunduğu;
• Dava konusu Çevre Düzeni Planının ilgili kurum ve kuruluş verileri kapsamında planlandığı; verilerin temin edilmesinden plan onamasına kadar geçen süredeki veri değişikliklerinin doğal olarak plana yansıtılamadığı; davacı belediyenin arşivinde böyle bir belgenin olması durumunda ve Bakanlığa iletilmesi durumunda değerlendirilebileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Plan geneline ilişkin itirazların değerlendirilmesi
1. Plan kapsamı ve sınırı
İtirazlar kapsamında vurgulanan bir konu dava konusu planda İzmir ile Manisa illerinin bir bölge olarak kabul edilerek birlikte planlanması konusudur. Davacı idare plan raporunda bu iki ilin birlikte ele alınmasının gerekçelerine yer verilmediğini, planda ve plan açıklama raporunun hiçbir bölümünde bu ilişkinin kurulmadığını, kurulamadığını belirtmektedir. Bilindiği üzere daha önce İzmir, Manisa ve Kütahya illeri birarada ele alınarak bir bölge olarak kabul edilmiş ve 1/100.000 ölçekli plan buna göre yapılmış; ancak açılan davalar ve bu kapsamda hazırlanan bilirkişi raporları sonucunda bu üç ilin mekansal, ekonomik ve coğrafî olarak bir bütünlük teşkil etmediği; havza veya bölge tanımı içermediği, bu üç il içinde İzmir ve Manisa illeri için böyle bir ilişkinin söz konusu olabileceği ancak Kütahya ilinin de plan kapsamına katılmasının gerekçesi olmadığı yönünde mahkeme kararı verilerek plan iptal edilmiştir.
Dolayısıyla davaya konu planın kapsamının İzmir ve Manisa illeri olması anılan mahkeme kararı ve bu karar kapsamında yapılmış olan bilirkişi incelemesinin sonuçlarıyla uyumludur. Mahkeme kararlarının yanısıra ülkemizdeki akademik çevrede, kentsel ve bölgesel çalışmalar kapsamında üretilen araştırma ve yayınlarda da İzmir ve Manisa illerinin birlikte “çalışan”, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren ve “kent-bölge” oluşumu izlenen kentler olduğu sıkça tartışılmıştır. Bununla beraber bu iki kent coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içermektedir. Bu nedenlerle iki kentin beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve olan sınırları şehircilik ilkeleri ve planlama esasları acısından doğrudur.
Davaya konu planın bu iki ili kapsayacak şekilde yapılmasına ilişkin olarak Plan Açıklama Raporunda gerekçeler de sunulmakta olup, bunların da yukarıdaki saptamalarla koşut olduğu görülmektedir;
“İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırları içinde kalan alanların bir bölümü, ülke ölçeğinde önemli kentsel gelişmelerin yaşandığı yerleşmeler olmalarının yanı sıra verimli tarım alanlarının korunması ile kentsel ve endüstriyel gelişme çelişkisinin somut olarak gözlendiği yerlerdendir. Planlama Bölgesi içinde kalan her iki il sınırları içindeki alanlar, gerek İzmir merkezli ekonomik ilişki ağı nedeniyle ve gerekse Gediz ve Bakırçay gibi birden fazla il sınırı içinden geçen akarsu havzalarında konumlanmadan kaynaklanan, sorunlarda ve üretilecek çözümlerde ortaklaşma nedeniyle, yönetsel sınırlardan bağımsız mekansal bir bütün oluşturmaktadır.
Planlama Bölgesi içindeki yerleşmeler, içinde konumlandıkları verimli havzaların doğal ve ekonomik değerlerinin sahibi olmalarının yanı sıra, tarihten günümüze aynı bölgede yaşamış halkların bıraktığı kültürel zenginliğin de mirasçısı durumundadır.
Planlama Bölgesi içindeki alanların bir bölümünde yaşanan gelişmeler, aynı havza içindeki bir başka alan için sorun kaynağına dönüşebilmekte, koruma-kullanma dengesini gözeten bütüncül planlama kararlarının eksikliği tüm bölge sınırları içinde hissedilmektedir, ülkemizde, bölgesel ölçekte, bütüncül planlama çalışmalarının günümüze dek gerçekleştirilememiş olması ve planlamaya ilişkin yetki kullanımında, yerel yönetimlerin yanı sıra sektörel olarak yetkilendirilmiş (Organize Sanayi, Turizm, Özelleştirme gibi) kurumların çokluğu nedeniyle yaşanan parçalanma, sorunların ortadan kaldırılmasının aracı olması gereken planlamanın da sorun kaynağına dönüşmesine neden olmaktadır….” (İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Açıklama Raporu, sf.l)”
2. Önceki mahkeme kararlarındaki hususlara uygunluk
Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanmış olan İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptaline ilişlkin olan Danıştay Altıncı Dairesi kararlarında vurgulanan konular şunlardır: Kütahya ilinin kapsam içinde tutulmasının bu üç ilin ekonomik-sosyal-coğrafi bütünlük göstermemesi ve istatistik bölge sınıflandırmasına uymaması nedeniyle tutarsız bir plan yaklaşımı barındırdığı; bu ölçekteki bir planın strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde olması gerekirken bir strateji planından çok alt ölçekli planların konusuna girecek biçimde içeriğe sahip olduğu; planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilkeleri ve politikalarını açıklayan ve bunlar doğrultusunda belirlenen nüfus projeksiyonlarına, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı bir plan açıklama raporu olmadığı.
Dava konusu plan incelendiğinde Kütahya ilinin kapsam dışına alınmasıyla ve İzmir-Manisa İllerini kapsayan bir planlama yapılmasıyla iptale konu ilk gerekçenin ortadan kalkmış olduğu; ayrıca planın kapsamlı bir plan açıklama raporunun da bulunduğu görülmüştür.
Planın stratejik bir plan olması yönündeki iptal gerekçesine ilişkin olarak ise, Plan Açıklama Raporunda “Kapsam” başlığı altında “Bu çevre düzeni planı; İzmir-Manisa İlleri bütününden oluşan Planlama Bölgesi içinde, planın amacına yönelik mekânsal kararlar, politikalar ve stratejileri kapsamaktadır” ifadesi ile planın mekansal stratejik plan niteliği olduğu vurgusu yapılmış; bu başlık öncesinde yer alan “Amaç” başlığı ile “Hedefler” başlığı altında da genel politikalardan bahsedilmiştir. Planın stratejik plan niteliği ile gösterim dili ve içeriği konusuna ilişkin Bilirkişi Değerlendirmemiz ağaşıdaki bölümde kapsamlı olarak yapılmaktadır.
Burada belirtilmesi gereken konu davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, önceki Mahkeme kararlarında iptal gerekçesini oluşturan unsurların bulunmadığıdır; dolayısıyla anılan mahkeme kararlarına aykırılık saptanmamıştır.
3. Davaya konu planın çevre düzeni planı olma niteliği ve gösterim dili konusu
Bilindiği gibi çevre düzeni planı uygulama ve nazım imar planlarından farklı olarak üst ölçekte bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Mekansal stratejiler ise en temelde gelişme stratejileri ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma – kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri, veya tarımsal üretim değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenerek bunların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilirken, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek buralarda da mekansal gelişme ve büyüme stratejileri, yatırım kararları planda ifade edilir. Böylece koruma – kullanma dengesi aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür ve çevre koruma ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma paradigması olarak bilinmektedir.
Şu anda yürürlükte olmamakla beraber, 11 Kasım 2008 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik, imar mevzuatımızda çevre düzeni planına ilişkin tanımlamaları tarihsel süreç içinde anlamak açısından burada kısaca ele alınacaktır. Yönetmelik kapsamında yukarıda belirtilen çevre koruma ve ekonomik kalkınma konularına vurgu yapılmış, yönetmeliğin amacı “ülkemizin sahip olduğa doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planlan ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tarif edilmiştir. Bu yönetmelikte planın niteliği; kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen, tarihi, kültürel ve doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesine yönelik genel hedefleri, ilkeleri, stratejiyi ve politikaları belirleyen; karar ve hükümleriyle alt ölçekli planları yönlendiren, plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlayan,… sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlarda koruma-kullanma dengesine ve sürdürülebilirlik yaklaşımı içinde ekolojik alanlara yönelik koruma politikalarına vurgu yapmaktadır.
Anılan yönetmelik 14.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ile yürürlükten kalkmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği Çevre Düzeni Planını şu şekilde tanımlamaktadır: “Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan “,
Ayrıca Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular şu şekilde sıralanmıştır:
a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması,
b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması,
c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararlan etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi,
ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi,
d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibî doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi,
e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,
f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi,
g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması,
ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması,
h) Afet tehlikelerine İlişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması.”
Bu tanımlarda dikkatle değerlendirilmesi gereken çeşitli vurgular bulunmaktadır. Yine sürdürülebilir kalkınma amacı doğrultusunda ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi gereğine vurgu yapılmış; tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi amacının önemli olduğu vurgulanmış; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması gereği, ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması gereği belirtilmiştir. Korumacı yaklaşımın yanısıra elbette gelişmeye yönelik strateji ve politikalar da çevre düzeni planlarında belirlenecektir. Bunun için yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; ayrıca ulaşım ağlarına ilişkin olarak güzergahların genel olarak belirlenmesi gereği üzerinde durulmuştur. Gerek ulaşım kararlarıyla bütünleşik olarak, gerekse çevre koruma konularıyla ilişkili biçimde ele alınarak arazi kullanım kararlarının verilmesi de çevre düzeni planının konusu olarak belirtilmiş; ancak arazi kullanım kararlarının bu planlarda imar planlarındaki gösterimden farklı olarak, şematik ve grafik dil kullanılarak belirtileceği de yönetmelikte tarif edilmiştir.
Mevzuattaki tanımlamalar da dikkate alındığında, çevre düzeni planı koruma ve kullanma dengesini gözeterek ekolojik duyarlılık içinde ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren, gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, bu doğrultuda koruma konusu ile gelişme/büyüme konusundaki temel plan stratejilerini belirleyen, bunlara yönelik politikalar üreten bir plandır. Arazi kullanım kararları ile ulaşım kararları da çevre düzeni planında koruma ve gelişme/büyümeye ilişkin stratejiler doğrultusunda şekillendirilmeli, ancak uygulamaya esas olacak ayrıntıda değil, şematik ve grafik dil ile ifade edilmelidir. Dolayısıyla arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme yani yeni gelişme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gîbî genel stratejiler belirtilmeli, ulaşım kararlarında da yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahın (uygulamaya esas değil) yaklaşık konumu, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir.
Davaya konu Çevre Düzeni Planı bu çerçevede 3 başlık altında incelenmelidir:
• Planın stratejik plan belgesi niteliğinde olup olmadığı;
• Plan dilinin biçim olarak bu ölçekte çevre düzeni planının sunması gereken genelliğe ve ifade biçimine sahip olup olmadığı;
• Plan kararları incelendiğinde ekolojik duyarlılık ile ekonomik kalkınma stratejilerini dengeleyen, koruma-kullanma dengesini sağlayan bir plan olup olmadığı.
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda “Amaç” başlığı altında şu açıklamalara yer verilmiştir:
“İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir. Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi ve gecikmişliği daha net olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de Çevre Düzeni Planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır,”
Planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda “Hedefler” başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.
Davaya konu planın plan paftası ve gösterimleri incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu gözlenmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konular planda gösterilmektedir. Bununla beraber, bu planın temel stratejisinin veya stratejilerinin ne olduğu konusunun plan açıklama raporundan da plan paftalarından da net biçimde algılanamadığını belirtmek gerekir. Çok genel ifadelerle, daha önemlisi mekansal tanımlar ile sektörel tanımlamalar olmaksızın hedefler konmuştur. Ekolojik dengenin korunması, koruma-kullanma dengesinin gözetilerek sektörel olanakların değerlendirilmesi ve geliştirilmesi, kirlenmenin önlenmesi oldukça genel hedeflerdir. Bunları stratejiye dönüştürmek için, plan alanının hangi bölgesinde hangi mekanlarda korumanın başlıca strateji olduğu; hangi mekanlarda gelişme (kullanma) stratejisinin destekleneceği, bunun hangi sektörlerin büyümesiyle olacağı biçiminde net strateji açıklamaları yapılmamıştır. Bu bir eksikliktir ve planın bir stratejik plan belgesi olarak okunmasını zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, genel koruma-kullanma dengesi vurguları, sürdürülebilir gelişme hedefi, ekolojik koruma gibi genel vurgular nedeniyle çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir.
Gösterim dili olarak ise genel stratejilerin ve politikaların ifade edildiği şematik bir gösterim ve notasyonların bulunduğu bir plan olduğu gözlenmekle beraber, yer yer bu ölçeğin ayrıntı düzeyini aşan ve stratejik bir anlamı olmayan, bu ölçekte bir stratejik kararın konusu olmaması gerektiği halde yeni bir plan kararı olarak bu plan ile getirilmiş olduğu vurgusu yapılan yerler de vardır. Bunlar genellikle kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar olup, aslında taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının temelinde büyük oranda bu gösterim sorunu yatmaktadır.
Bu tür gösterim sorunları örneğin bir kırsal yerleşim alanında aşırı ayrıntılı bir gelişme alanı “biçimi” tarif edilmesi gibi durumlarda mevcuttur. Genel bir gelişme yönü ve büyüklüğü tarif etmek yerine, çok ayrıntılı olarak gelişmenin “formu” tarif edilince, parsel bazında bir karar getirildiği algısı oluşmaktadır.
Oysa 1/100.000 ölçekli plan bilindiği gibi üzerinden ölçü alınıp parsel bazında tartışmalara konu edilmemesi gereken planlardır. Bu davada bu tür konuların sıkça ortaya çıkmış olması, plan gösteriminde yer yer çevre düzeni planında olması gereken genelliğin aşılarak ayrıntı düzeyinin çok yüksek biçimde verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bir kırsal yerleşimin kentsel dokuyla bütünleşeceği, önemli bir mekansal büyüme göstereceği gibi bir karar stratejik karar olabilir ve çevre düzeni planının konusu edilebilir; ancak bu gelişmenin biçiminin ayrıntılı biçimde neredeyse parseller baz alınarak tarif edilmesi yer yer çevre düzeni planının genellik düzeyini ve şematik dilini olumsuz etkilemekte, imar planı ölçeğinde uygulamanın nasıl yapılacağını tarif eden bir plan niteliği kazandırmaktadır.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, bu yaklaşım ülkemizdeki pek çok çevre düzeni planında görülmektedir. Bu planlarda hem şematik biçimde notasyonlarla, taramalarla, sınırlar bölgesel ölçekte kesinlik kazandıysa net sınırlar gösterilerek koruma kararları verilmekte, gelişmeye dair olarak da büyük alan kullanımları, gelişme yönleri belirtilmekte; ancak bunun yanısıra kimi stratejik önemi olmayan konularda da aşırı ayrıntı düzeyine girilebilmektedir. Bu genel saptama kapsamında Bilirkişi Kurulumuz yer yer aşırı ayrıntıda tariflenen gelişme alanı gibi gösterimler olmasına rağmen, bu durumun genellikle stratejik önemi daha düşük konular acısından olduğu, planın genel bir şematik dili bulunduğu görüşünde olup, bu yöndeki eksiklikler planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir.
Davaya konu planın çevre düzeni planı niteliğini değerlendirirken incelenmesi gereken son konu, mevzuat gereği koruma-kullanma dengesinin sağlanıp sağlanamadığı, ekolojik alanların korunması ve sürdürülebilirliği yönünde planın yeterli olup olmadığı konusudur. Planın ana kararlarının irdelenmesini gerektiren bu konu aşağıdaki başlık altında ele alınmaktadır.
4. Dava konusu Çevre Düzeni Planının ana kararlarına ilişkin genel değerlendirme
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapılmakta ve koruma-kullanma dengesinin kurulması yönünde plan hedefleri net biçimde konmaktadır. Bu durumun mevzuattaki tariflere uyumu açısından olumlu olduğu yukarıdaki bölümde belirtilmişti.
Ancak planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde koruma-kullanma dengesi açısından plan açıklama raporundaki bu ana amaç ve hedefler ile tutarsız yaklaşımlar olduğu saptanmıştır. Bunlar planın bazı bölgelerinde plan kararlarının yeniden gözden geçirilerek revizyon yapılmasını gerektirmekte olup, aşağıda “C” maddesi altında bu tür yerler tespit edilmiştir. Bunlara örnek vermek gerekirse aşağıdaki bir kaç alanın ön plana çıktığı söylenebilir:
• Aliağa bölgesinde mevcutta önemli bir sanayi yoğunlaşması, termik santral yönünde gelişmeler ve yeni gelişme eğilimleri bulunmaktadır. Sanayi, enerji ve üretim ülke ekonomisi ve yerel ekonomi açısından önemlidir ve bu nedenle mevcut durumun sürdürülmesinin gereği anlaşılabilir. Öte yandan keşif esnasında da görüldüğü gibi bu bölgede sanayi yatırım ve tesislerinin önemli bir doygunluğa eriştiği de açıktır. Bu bölge ayrıca arkeolojik alanlar, doğal ekolojik alanlar ve tarım alanlarıyla içiçedir. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu, bu durumun bölgede artık bir doygunluk olduğu ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesini gerektiren tehlikeli bir düzeye erişmeye başladığı biçiminde konunun yorumlanması gerekir. Oysa bu sanayi odağının daha da büyütülmesi ve ayrıca ilave termik santral alanları açılması yönünde davaya konu planın net stratejik kararları bulunmaktadır. Bu kararlar neticesinde korunması gereken tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal değerlerin korunması ve bu alt bölge için koruma- kullanma dengesinin sağlanması olanaksız hale gelmektedir.
• Benzer şekilde Torbalı İlçesi Pancar yerleşiminde verimli tarımsal alanların yoğun olduğu bölgede bu tarımsal değerin ve üretimin korunması ve sürdürülmesi gerekirken, bu yapılmayarak aşırı büyüklükte bir sanayi alanı öngörülmektedir. Bu plan kararının tarımsal alanın korunması stratejisinin (en az sanayi üretiminin desteklenmesi kadar) öncelikli olması gereken bu bölge için doğru bir karar olmadığı, koruma-kullanma dengesinin de zedelenmesine yol açtığı görülmektedir.
• Kemalpaşa bölgesinde davaya konu plan mevcut yerleşimin kat kat üzerinde yeni gelişme alanları önermiştir. Dolayısıyla planın stratejik bir karar olarak Kemalpaşa İlçesinde önemli bir büyüme öngördüğü anlaşılmaktadır. Oysa bölge verimli değerli tarım alanlarıyla çevrilidir. Planın aşırı büyüme öngördüğü bu yerde söz konusu yeni gelişme alanları tarımsal üretimin gözden çıkartılması pahasına sağlanacaktır. Bu nedenle, (C maddesi altında ilgili başlıklar altında ayrıntılı açıklamalar, harita ve uydu fotoğrafları üzerinde karşılaştırmalar yapılarak anlatıldığı üzere), Bilirkişi Kurulumuz bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının gözden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan alanların azaltılması gerektiği görüşünü ortaya koymuştur. Aksi taktirde bu bölgede koruma-kullanma dengesi ve sürdürülebilir gelişme sağlanamamaktadır.
• Benzer şekilde Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesi öngörülmüş; mevcut yerleşik alanın neredeyse bir buçuk katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerilmiştir. Burada demiryolu ve hayavolu gibi önemli odak yaratacak altyapılar bulunmaktadır ve değerlendirilmelidir; ancak aynı zamanda burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi önemli bir konudur.
Yukarıdaki örnekler aşağıda ilgili maddeler altında, bu bölgelerdeki değerlendirmeler yapılırken ayrıntılı biçimde sunulmaktadır. Burada bir kaç örnek üzerinden vurgulanmak istenen davaya konu planın bazı hassas bölgelerde aşırı büyüklükte gelişme odakları yaratmakta olduğu, bu nedenle sürdürülebilirlik amacına, koruma-kullanma dengesini sağlama hedefine ulaşamadığıdır. Bu durum hem ilgili mevzuatta tanımlanan çevre düzeni planlarının temel amaçlarına uyumsuzluk olarak değerlendirilmektedir, hem de planın kendi açıklama raporuna aykırı düşmekte, planın iç tutarlılığını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle bu tür alanlar, maddeler halindeki ayrıntılı incelemeler sırasında gösterilerek planda değişiklik yapılması gereken alanlar olarak rapor boyunca belirtilmektedir.
Bu noktada Bilirkişi Kurulumuz tarafından incelenen (farklı tarihlerde onaylanarak bir öncekinin yerine geçip yürürlüğe giren) Çevre Düzeni Planları içinde 23.06.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planının daha sonraki planlara kıyasla görece daha korumacı bir yaklaşım benimsendiği ve koruma-kullanma dengesini sağlamakta görece daha başarılı olduğunu belirtmek gerekir. Bu planın askı süreci sonrasında itirazların değerlendirilmesiyle beraber çeşitli değişiklik ve yeni düzenlemeler yapılarak onaylanmış olan 30.12.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planında ise koruma-kullanma dengesinin pek çok alt bölge için ciddi biçimde zedelendiği ve aşırı gelişmeci bir planlama yaklaşımı benimsenerek, doğal alanlar ile tarımsal alanların sürdürülemediği saptanmıştır. Bu tür alanlar ilgili planın değerlendirildiği E:… sayılı dosyaya ilişkin Bilirkişi Raporumuzda tek tek anlatılmıştır. Bu plan yaklaşımı 16.11.2015 onay tarihli planda da büyük ölçüde devam etmiştir. 30.12.2014 onay tarihli plandaki bazı alanlarda revizyon yapılarak tarımsal alanlar ve doğal alanların bazı örneklerde daha fazla korunduğu görülmüştür ancak yine de 23.06.2014 onay tarihli plana kıyasla koruma-kullanma dengesinin zedelendiği aşırı gelişmeci yaklaşım bu planda da gözlenmiştir. Bu saptamalar da ilgili planın değerlendirildiği E:… sayılı dosyaya ilişkin Bilirkişi Raporumuzda tek tek anlatılmıştır.
10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde çok sayıda maddede (alanda) revizyon yapılmış ve koruma-kullanma dengeleri açısından 30.12.2014 ile 16.11.2015 onay tarihli planlarda gözlenenden daha korumacı bir plan yaklaşımıyla çevre düzeni planının amacına daha uygun bir yaklaşım benimsenmiştir; ancak yine de çeşitli alanlarda bu çerçevede saptanan sakıncalar devam etmektedir ve bunlar da maddeler altında belirtilmiştir.
23.06.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planında daha sonraki planlara kıyasla görece daha korumacı bir yaklaşım benimsenmiş olsa da bu planda da saptanan çeşitli sorunlar (şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında belirlenen sakıncalar) raporun ilerleyen kısımlarında maddeler halinde anlatılmaktadır.
5. Dava konusu Çevre Düzeni Planına altlık teşkil eden veriler ve plan araştırma raporu
Dava dosyasında iptali istenen çevre düzeni planına ilişkin olarak davacı idarenin iddialarından biri güncel verilere dayandırılmadığı konusudur. Keşif esnasında tarafımıza verilen bilgiye göre davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporu hazırlanmamış; daha önce Mahkeme kararıyla iptal edilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporu kullanılmıştır. Dolayısıyla Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan veriler kullanılmıştır.
Bu yöntemdeki temel sorun verilerin güncelliğine ilişkindir. 2009 yılında onaylanan İzmir-Manisa- Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına altlık teşkil eden veriler 2009 yılından önce toplanmış verilerdir. Dolayısıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesine ait davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2009 yılı öncesi verilere dayandırılmaktadır ve bunun sağlıklı bir planlamaya altlık teşkil etmesi beklenemez. Davaya konu plan 2014 yılında onaylanmıştır. İlk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucu çıkmaktadır.
Nitekim davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dava dosyasına sunulan yanıtlar kapsamında davaya konu çevre düzeni planının iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın yerine onaylanmış bir plan olduğu; dolayısıyla yeni bir plan olarak değerlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı; bununla birlikte ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerinin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Planın stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmaması önemli bir eksikliktir ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olması doğru bir planlama yaklaşımı olamaz.
Yeterli ve güncel veri eksikliği davaya konu plana ilişkin neden çok sayıda plan değişikliği yapıldığı konusunu açıklamaktadır. Daha önce belirtildiği üzere, 23.06.2014 tarihindeki onaydan sonra askı sürecindeki itirazlar doğrultusunda değişiklik ve düzeltmeler yapılarak 30.12.2014 tarihinde onaylanan plan üzerinden de 16.11.2015 tarihinde değişiklik yapılarak plan onaması yapılmıştır. Bundan sonra da dört defa daha değişiklik yapılmıştır. 27.01.2017 tarihinde parsel düzeyinde bir değişiklik ile yapılan bir itiraza ilişkin düzeltme yapılmış; 10.04.2018 tarihinde yine yapılan bazı itirazlara ilişkin olarak plan değişikliği yapılmıştır, 25.07.2018 tarihindeki plan değişikliğinin Toplu Konut İdaresi tarafından verilen bir plan teklifi nedeniyle olduğu anlaşılmakta olup, bu işlemin plana ilişkin bir veri eksikliği veya hatasının giderilmesi amaçlı olmadığı görülmektedir. Ancak 10.10.2018 tarihinde onanan plan değişikliği çok kapsamlıdır, ve davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı üzerinde tam 88 noktada plan değişikliği getirmiştir. Bunlar itirazların değerlendirilmesi sonucunda yapılan düzeltmelerdir. Plan paftası üzerindeki bu düzeltmelerin yanısıra, plan hükümlerinde de çok sayıda değişiklik yapılmıştır.
Tüm bu süreç, davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (askı sürecinden sonraki) onama tarihi olan 23.06.2014 tarihinde yeterli, doğru ve güncel veriye dayandırılmadan yapıldığına işaret etmektedir. Bu sorunu yaratan etkenlerden biri olarak güncellenmiş bir plan araştırma raporunun olmaması önemli bir eksikliktir.
6. Dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus öngörüleri
Davaya konu planın Plan Açıklama Raporunun 10. sayfasında nüfus kabullerinin nasıl hesaplandığı hakkında şu bilgi verilmektedir:
Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2008 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.
Manisa il sınırları içindeki kentsel yerleşmelerde de, 2025 yılı nüfus tahminleri, güncel kentsel yerleşik alan büyüklüğü, hedef yıl için gereksinim duyulan gelişme alanı büyüklüğü ve planlanan gelişme alanı büyüklükleri ile kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanının toplam büyüklüğü ve bu alanın onaylı imar planlan ile karşılaştırması yapılmış ve ortaya çıkan sonuçlar (aşağıda Tablo- 8’de) bir araya getirilmiş ve izleyen bölümde değerlendirilmiştir.
Davaya konu plan, 2025 yılında İzmir ve Manisa illerininin ne kadar nüfus çekeceğini nüfus projeksiyonlarını yaparak hesaplamış ve gerekli alanları bu hesaplamalardan yola çıkarak önermiştir. Burada vurgulanması gereken ilk konu, 2025 yılı nüfus tahminleri yapılırken hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığıdır. Hangi nüfus projeksiyon modelinin kullanıldığı gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açıldığını anlamak için önemlidir. Ayrıca hangi yılların verileri ile nüfus projeksiyonun hesaplandığı önemlidir (çünkü veriler ne kadar güncel olursa ve geçmiş eğilimler ne kadar ayrıntılı analiz edilirse geleceği de o kadar gerçekçi tahmin edebiliriz; eski nüfus verileri üzerinden geleceği tahmin etmek veya sadece geçmişe ait 2 yılın nüfus verisi kullanılarak nüfus projeksiyonunu yapmak hatalı gelecek tahminlerinin yapılmasının önünü açar).
Bu bağlamda dava konusu planı incelersek:
* Plan Açıklama Raporunda 2025 yılı için İzmir kentsel yerleşik alanının tahmini nüfusunun doğrusal bir eğilim modeline bağlı kalınarak verildiği söylenmiştir: “Güncel yerleşik alan yoğunluğu ve benzer gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda” ifadesi kullanılarak 2025 yılında kentin erişeceği nüfus belirlenmiştir. Plan açıklama raporu niçin gelecekte bugünküne benzer gelişme eğilimlerinin ve yoğunluklarının aynen sürmesinin beklendiği konusunda bir açıklamaya yer vermemiştir. Böyle bir varsayımın örneğin İzmir kentsel yerleşiminin ormanlarla ve tarım arazileri ile çevrili olmadığı, şayet bu tür alanlar var ise bu alanların korunması için adımların atılmadığı veya bu tür alanlar yok ise ve nüfus yoğunluğunun kontrol altına alınmak istenmediği koşullarda yerinde bir varsayım olduğu düşünülebilir. Nüfus artışını ön görüp doğrusal eğri modellerine oranla daha az bir nüfus artışını ön gören projeksiyon modelleri de vardır (örneğin pozitif azalan eğri grafiği).
• Plan Açıklama Raporunda İzmir Merkez Kent alanı dışında kalan yerleşimlerin hangi nüfus projeksiyon modeli ile 2025 nüfusu tahminlerinin yapıldığı belirtilmemiştir. Halbuki plan açıklama raporunun bu tür gerekçeleri açıkça sunması gerekmetedir. Bilirkişi Kurulumuz, davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İzmir ili sınırlarındaki Merkez Kent alanı dışındaki yerleşim yerlerinin 2025 nüfusunu hesaplarken doğrusal bir eğim modeli kullandığını ve geçmişteki kentleşme hızı eğilimlerin aynen gelecektede süreceğini varsaydığını gözlemlemiştir.
Dolayısıyla İzmir ili içinde kalan bütün kentsel yerleşmeler için aynı nüfus projeksiyon modeli gerekçelendirilmeden kullanılmıştır (Foça, Aliağa, Dikili, Urla, Kemalpaşa, Çandarlı vb.). Bu, farklı yerleşim alanlarının, bulundukları bölge içinde sahip oldukları olanakların (örneğin sanayi gelişimleri) veya eşiklerin (örneğin zeytinlik alanlar, ormanlık alanlar) her yerleşim yeri için aynı olduğu ve her yerleşimin geçmişteki kentleşme dinamiklerinin benzer olduğu varsayımına dayanır (hepsi doğrusal artmakta veya azalmaktadır) – ki bu gerçekçi değildir. Sanayi yatırımları öngörülen bir bölgedeki yerleşmeler ile ekolojik veya tarımsal alanların korunması ilkesinin öncelikli olduğu bölgedeki yerleşmeler için aynı projeksiyon modeli (doğrusal eğri modeli) kullanılmış olması plan stratejilerinin ve kararlarının nüfus projeksiyonunu şekillendirmediği sonucunu ortaya çıkartmaktadır. Bu da planda kullanılan projeksion modelinin ve kabullerin doğruluğunu sorgulatmaktadır.
Davalı idare, Bilirkişi Kurulumuz tarafından değerlendirmesi yapılan başka dosyalara sunduğu savunma yazısında projeksiyon nüfus değerlerinin farklı yöntemlerin ortalamaları alınarak yapıldığını ileri sürmüştür; ancak ilgili dosyalardaki değerlendirmelerimiz bunun geçerli olmadığını göstermiştir. Bir an için bu ortalama alma yönteminin gerçekten kullanıldığı kabulünü yaparsak ise böyle bir ortalama alma yönteminin gerekçesi yine kabul edilemez. Bunun nedenini tekrarlarsak: her yerleşim yerinin nüfus dinamiği, çevresindeki değer dağılımları (her hangi bir eşik bulundurmayan alanlar, ormanlar, 1. derece doğal sit alanları, vb.), ülke ve bölge ölçeğinde alman kararların yerleşim yerlerine etkisi (örneğin planın bazı bölümlerinde yeni ulaşım projeleri ve bu tür projelerin çevreye çekeceği nüfus) farklıdır. Her yerleşim yeri için farklı yöntemlerden elde edilen nüfus değerlerinin ortalamasını almak ile her yerleşim yeri için aynı nüfus projeksiyon modelinin kullanılması arasında hiç bir fark yoktur – her iki yöntem de sorunludur. Bilirkişi Kurulumuzca en doğru yöntem, her yerleşim yerinin birbirlerinden farklı olduğunu kabul etmek, her yerleşimin bu bağlamda ayrı ayrı ele alınması ve her yerleşim yerinin geçmiş dinamiklerine, bölgesel planlama kararlarına, çevresel değerlere, planın hedeflerine bakarak her yerleşim yeri için en uygun nüfus projeksiyon modelinin seçilmesidir. Böyle bir çalışma yapılırsa davaya konu planda yapıldığı gibi her yerleşim yeri için nüfus projeksiyonu hesaplamaları sonrasında ilave bir de nüfus kabülü hesapları yapmak gerekmez düşüncesindeyiz.
Plan Açıklama Raporunda açıkça yazıldığı üzere kentsel gelişme alanları hesapları yapılırken hesaplanan nüfus projeksiyonu değerleri sorgusuz sualsiz kabul edilmemiştir. Yapılan nüfus projeskiyonları sonrasında elde edilen değerlerlerden yola çıkarak nüfus kabulleri yapılmış, kentsel gelişme alanı büyüklüğü hesaplarında bu nüfus kabulü değerleri kullanılmıştır. Burada bir sorun ile karşılaşmaktayız. Plan Açıklama Raporunda nüfus projeksiyonları üzerinden nüfus kabulleri yapılırken niçin bazı yerleşimlerin projeksiyon nüfuslarına 5-10 kişi ilave edilirken bazı yerleşimlere 20.000-30.000 kişi ilave edilmiştir bilimsel olarak açıklanmamıştır. Plan Açıklama Raporu her yerleşim yerinin ayrı ayrı ele alındığını söylemektedir. Bu olumlu, olması gereken bir yaklaşımdır. Ancak nüfus projeksiyonunu hesaplarken, gerekçelendirilmeden her yerleşim yerine aynı nüfus projeksiyon modeli ile bir hesaplama yapılıp, sonrasında elde edilen değerler üzerinde her yerleşim yerinin iç dinamiklerine ve bölgesel bazda üretilen projelere bakip her hangi bir matemateksel modele dayandırılmadan kimi yere 5-10 kişi, kimi yere 500-1000 kişi kimi yere de 20.000-30.000 kişi ilave etmek bilimsel bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım biçimi niçin örneğin projeksiyon nüfusundan elde edilen nüfus değerinin üzerine bir yerleşim yeri için 3000 kişi ilave edildi de 1000 kişi ilave edilmedi türü soruları sordurtmaktadır. Bu tür bir yaklaşımla elde edilen kentsel gelişme alanı büyüklükleri de tartışma konusu yaratmaktadır.
Plan Açıklama Raporu, Manisa nüfus projeksiyonu verilerinin bir araştırma raporundan alındığını söylemektedir: “Manisa il sınırları içindeki, Manisa merkez belediyesinin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre nüfusları, 2005 yılı için belirlenen yaklaşık nüfus büyüklüğü ve 2025 yılı nüfus tahminleri araştırma raporundan alınmış,…” Bu rapora atıfta bulunularak nüfus projeksiyonlarının nasıl yapıldığı açıklanmamıştır. Açıklama Raporunda sunulan bilgilere göre Bilirkişi Kurulumuz, İzmir’den farklı olarak, örneğin Manisa Belediyesi’nîn 2025 nüfus tahminleri yapılırken doğrusal bir eğim modeli kullanılmadığını gözlemlemiştir. Plan Açıklama Raporu’da hangi modelin niçin seçildiği açık değildir. Dahası bu raporda sunulan nüfus projeksiyonlarının dava konusu planın öne attığı amaç ve hedeflerle uyuşup uyuşmadığı da belirsizdir. Kaynağı açıklanmamış başka bir rapordan (bu rapor, iptal edilmiş Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu da olabilir başka bir araştırma raporu da) elde edilen 2025 yılı nüfus tahminleri üzerinden artış/azalışlar yapılarak Manisa ilinde yer alan her bir bir yerleşim yeri için nüfus kabullerine ulaşılmıştır. Bu aşamada artışın/azalışın gerekçeleri sunulmuş ancak artış/azalış oranları bilimsel/matematiksel yöntemlere dayandırılarak gerekçelendirilmemiştir.
Özetle, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımıyla çevre düzeni planlarını hazırlamaması gerektiği kanısındayız. Bu tür bir yaklaşımla hazırlanan planlar gereksinimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlandığı iddiasını beraberinde getirmektedir. Çevre düzeni planları gibi üst ölçek planların bilimsel yöntemlere dayanmayan süreçlerle elde edilmesi başta planın koruma ile ilgili amaç ve hedefleri ile uyuşmayan, kamu yararı adına doğru kararların alınmasının önünü tıkayan bir durum yaratmaktadır. Davaya konu planda izlenen ve bilimsel temeller üzerine oturmayan bu sürecin, İzmir ve Manisa gibi tarım arazileri ve doğal sit alanları eşsiz ancak kentleşme baskıları ile bu değerlerini giderek kaybeden bir bölgede gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılması gibi bir sorunu tetiklediği kanısındayız.
Nüfus projeksiyonlarına ilişkin bir diğer konu projeksiyonda kullanılan nüfus verilerinin güncel olup olmadığıdır. Plan Açıklama Raporu nüfus projeksiyonu hesaplamaları yapılırken 2000 ve 2008 yılları verilerinin kullanıldığını söylemektedir. Davalı idare, Plan Açıklama Raporunun hazırlandığı 2014 yılı içinde TÜİK’den elde edilebilen en güncel veri olan 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarının kullanıldığını; ancak Plan Açıklama Raporunda sehven 2008 yılı ifadesinin yer aldığını belirtmiştir. Elbette bu açıklama doğruysa sadece İzmir ilindeki yerleşim yerlerinin nüfus hesapları yapılırken geçerli olabilir. Yukarıda açıkça alıntıladığımız üzere Plan Açıklama Raporunda Manisa Merkez Belediyesi’nin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2025 nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı ve bu raporun en son 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullandığı açıkça söylenmiştir. 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u ile ilk defa onaylanan bir planın 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullanarak 2025 yılı nüfus tahminlerinin yapıldığı bir raporu kullanması kabul edilebilir bir durum değildir. Güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesi gerekir. Bu durum Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracaktır.
Planda belirlenen çeşitli alanlara ilişkin itirazların incelenmesi ve değerlendirilmesi
Dava dileçesinde, ilçeler bazında listelenen itirazlar bulunmakta olup, bunların büyük bölümü keşif esnasında da bilirkişilere gösterilmiştir.
Bilirkişi raporunun bu bölümünde her bir alan için önce davacı idare Büyükşehir Belediyesinin itirazı aktarılacak; ardından davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığının savunması belirtilecek; varsa keşif esnasındaki saptamalara da yer verilerek bilirkişi değerlendirmesi sunulacaktır.
Bu değerlendirmelere geçmeden önce, yukarıda planın stratejik niteliği ve plan diline ilişkin yapılan bazı saptamaların değerlendirmeyi yönlendiren başlıca unsurlar olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin itiraz edilen konunun stratejik plan düzeyinde tartışılması gereken bir konu olup olmadığı değerlendirmemizde dikkate alınan başlıca konu olmuştur. Daha önce belirtildiği gibi planın yer yer aşırı ayrıntıda gösterimlerle gelişme alanlarının neredeyse kesin biçimini belirleyen bir plan dili içermesi, davacı idarenin de itirazlarında 100’ün üzerinde noktada gelişmenin biçimini parsel bazında bilgilerle tartışmasına yol açmıştır. Davalı idarenin de savunmasında sık sık belirttiği üzere bu plan ölçeği, üzerinden ölçü alınamayacak ve parsel düzeyinde değerlendirmelere olanak vermeyen bir ölçektir. Kimi örnekte davacı idare parsel bazında bilgiler vererek bu ölçek için ayrıntı düzeyi çok yüksek olan tartışmalar geliştirmektedir. Bunlar stratejik olarak önemli bir vurgu ve yeni bir mekansal/sektörel plan kararı getirmeyen örnekler ise, bu durum değerlendirmede belirtilmiş ve böyle bir değerlendirmenin bu plan için anlamlı olmadığı, planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı vurgulanmıştır. Ancak bazı örneklerde de, davalı idare itirazın parsel düzeyinde ve çok ayrıntılı olduğunu, bu plan ölçeğinde genel bir ifade ile plan dilinin yorumlanması gerektiğini belirtirken, aslında önemli bir stratejik karar geliştirilmekte, var olan bir stratejik plan yaklaşımı etkilenmekte veya değiştirilmekte, plandaki koruma-kullanma dengesine ilişkin değişiklikler getirilmekteyse, bu durum da değerlendirilmesi gereken bir konu olarak ele alınmıştır. Bunlar her örnekte açıklanmıştır.
Bu değerlendirme kapsamında belirtilmesi gereken bir diğer konu davacı idare Büyükşehir Belediyesinin hemen her örnekte daha önce Belediye tarafından onanmış olan 1/25000 ölçekii Çevre Düzeni Planı ile karşılaştırma yaparak, kendi onadığı plandaki durumun gerekçelerini ortaya koyup bu yönde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının düzeltilmesini talep ediyor olmasıdır, iki planın ölçeği farklı olduğu için ayrıntı düzeyi ve gösterim yaklaşımı da farklı olacaktır. Birebir bir karşılaştırma söz konusu olamaz. Bununla beraber İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan plan ile davaya konu plan arasında stratejik açıdan önemli bir farklılık olduğu durumlar da vardır ve bunlar değerlendirilerek doğru planlama yaklaşımının ne olması gerektiği konusunda görüş geliştirilmiştir. Burada belirtmek gerekir ki 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planının davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. 1/25000 ölçekli plan daha önce onanmıştır ve zaman içindeki gelişmeler nedeniyle farklılıklar söz konusu olabilir. Daha önemlisi 1/100.000 ölçekli plan üst ölçekte bölge için yeni ve farklı stratejiler getirebilir. Yeni bir strateji ile 1/100.000 ölçekli planda yeni bir plan kararı üretilmişse, bu plan kararı 1/25.000 ölçekli plandakinden farklı diye üst ölçekli planın iptali söz konusu olamaz. Ancak o yeni stratejik kararın ve onun mekansal yansımasının şehircilik ilkeleri, planlama esasları, özellikle de çevre düzeni planında olması gereken (ve yukarıda kapsamlı biçimde anlatılmış olan) koruma-kullanma dengesinin sağlanması gereği dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Yukarıda davaya konu 1/100.000 ölçekli planın, daha önce onanmış olan 1/25.000 ölçekli davacı idare planına birebir uygun olması gibi bir gereklilik olmadığı belirtildi. Bununla beraber, yapılan değerlendirmelerde konuya yine stratejik kararlar açısından yaklaşmak gerekir. Daha önce onanmış olan 1/25.000 ölçekli planda kentin gelişme desenine, gelişmenin denetimine, koruma alanlarına ilişkin stratejik kararlar oluşturulmuşsa (ki 1/25.000 ölçekli plan da stratejik kararların oluşturulduğu bir plan ölçeğidir) bunların 1/100.000 ölçekli planda korunarak sürdürülmesi o kentte sağlıklı gelişmenin sağlanması ve ana plan kararlarının sürekliliği açısından önemli olabilir. Belirtildiği gibi bu her karar için geçerli olmayabilir; ancak stratejik önemdeki kararlarda 1/25.000 ölçekli planın öngörüsünün korunmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından gerekli görüldüğü durumlar söz konusu olabilir. Bu durumda, özellikle de 1/100.000 ölçekli planda stratejik bir anlamı ve gereği olmaksızın, 1/25.000 ölçekli planın stratejik bir ana kararını ortadan kaldıran veya zedeleyen bir plan yaklaşımı saptandığı durumlarda, bunun irdelenmesi gerekir.
Belirtilmesi gereken bir diğer konu çeşitli maddeler altındaki tartışmalarda davalı İdare Bakanlık tarafından öne sürülen ve bu ölçekteki planın esnekliğine ilişkin plan hükümleri konusudur. Davalı idare Bakanlık, pek çok örnekte plan hükümlerinden alıntı yaparak, (özellikle “7.2, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemez. bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez. Bu alanların sınırları, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirilir”; ayrıca “8.I.I.3. Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir” hükümlerini örnek göstererek) bu planda kentsel gelişme alanı olarak gösterilen alanların alt ölçekli planlarda tümünün gelişmeye açılmasının şart olmadığını; yetkili belediyesince istenirse bu alanların kentsel gelişme olarak planlanmayıp doğal çevre (veya tarım alanı) olarak korunabileceğini ileri sürmektedir. Benzer şekilde 8.1.1.3 maddesine istinaden buralarda alt ölçekli planlarda yeşil alan da yapılabileceği ve muhakkak yapılı çevreye dönüştürmek zorunda olmadığını, bunun alt ölçekli planı yapacak idarenin tasarrufunda olduğunu ileri sürmektedir. Alt ölçekli planlar için bu hüküm bir esneklik getirse de, 1/100.000 ölçekli planda yapılan gösterimler planın stratejik kararlarını yansıtmaktadır. Örneğin aşağıda anlatılan pek çok örnekte olduğu gibi bir yerleşimin mevcuttaki yerleşik alanı kadar (ve hatta bundan kat kat fazla) yeni gelişme alanı açılacağının plan paftasında gösterilmiş olması, planın bu bölge için stratejik kararının aşırı büyümeyi destekler nitelikte olduğunu göstermektedir. Böyle bir stratejik karar ve gelişme vurgusundan sonra, alt ölçekli planlarda burada gösterilen yeni gelişme alanının sadece yarısının (veya onda birinin) planlanıp geri kalan alanların tarımsal alan olarak korunması artık gerçekçi bir plan süreci olmamaktadır. Dolayısıyla plan paftasında gösterilen gelişme alan büyüklükleri çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesine ilişkin stratejisini yansıtmaktadır. Plan bir bölgede tarımsal üretimin devamını ve tarım alanlarının korunmasını önemsiyorsa, yerleşimi kat kat büyüterek gelişterecek bir plan önerisi getirmemelidir. Böyle bir öneri getiriyorsa, plan stratejisinin bu bölgede aşırı büyüme öngördüğü tartışmasız bir gerçek olmaktadır ve alt ölçekli planlarda (7.2 hükmü doğrultusunda) bu alanların hepsi gelişime açılmayabilir gibi bir ifade bu stratejik yaklaşımı değiştirmemektedir. Benzer şekilde 8.1.1.3 maddesi altında yeşil alanlar da kentsel gelişme kapsamında sayılsa da, burada kastedilen yeşil alanlar bir yaşam alanı içindeki çocuk parkları, mahalle parkları gibi kullanımlardır. Dolayısıyla kentsel yerleşme olarak gösterilen bir yer planda yapılı çevre olan (veya olacak) yer anlamına gelmektedir. Yapılı çevre olarak planlanan bir yerin alt ölçek plan çalışmalarında tarımsal alan veya doğal özelliği korunacak alan olarak sürdürülmesi olanağı da ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle bu gibi durumlarda, ilgili plan hükümlerindeki esneklik uyuşmazlık konusunu gideren bir unsur olamamaktadır ve Bilirkişi Kurulumuzca bu tür örneklerde doğru plan kararının o yer bağlamında ne olması gerektiği stratejik ilkeler çerçevesinde tartışılarak ortaya konmuştur.
Bilirkişi Kurulumuz bu genel yaklaşımlar çerçevesinde değelendirmelerini her bir itiraz konusu alan için tek tek yapmıştır. Bunlar aşağıda 72 başlık altında sunulmaktadır.
(Ayrıca bu başlıklar altında irdelenen alanlardaki plan kararları, bu davanın konusu olan 23.06.2014 onay tarihli planın askı süreci sonrasında düzenlemeler yapılarak 30.12.2014 tarihinde ve daha sonra 16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planları kapsamında; ve ayrıca en son onaylı plan olan 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği kapsamında da kontrol edilmiş; değişiklik olmuş ise bu durum da ilgili maddenin altında belirtilmiş ve değerlendirilmiştir.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesi ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7.maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi (10.07.2018 tarihinde yürürlüğe giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendi) ile bölge ve havza bazında çevre düzeni planı yapma konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yetki verilmiş olup, bu yetki çerçevesinde davalı Bakanlıkça dava konusu çevre düzeni planının hazırlanarak onaylanmasında yetki yönünden mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan 5393 sayılı Belediye Kanununun 18. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca belediyelerin il çevre düzeni planı yapmak ve onaylamak yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6.maddesinin 4.fıkrasının hükmü uyarınca plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza başlığındaki çevre düzeni planlarına uygun olması zorunludur.
Davacı tarafından İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır.
Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir.
Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibariyle çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.
Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından 2010 yılında onaylanan çevre düzeni planı ile dava konusu çevre düzeni planında öngörülen nüfusun değişmemesine rağmen ilave kentsel gelişme alanlarının getirildiği, planın amacına bakıldığında korunması gerektiği belirtilen alanlara kentsel kullanım kararları getirildiği, güncel verilerin plana aktarılmadığı ileri sürülmüştür.
Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir. Nitekim aşağıda davacının ileri sürdüğü kentsel gelişme alanları ayrı ayrı başlıklar halinde değerlendirilmiştir.
Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. Bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.12 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Yine plan notlarının 4.6 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları: bu planla belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları ile bu alanlarla bütünleşen kentsel kullanım alanları olarak, 4.7 sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar ise: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 4.8 sayılı maddesinde, kentsel gelişme alanları, bu planın hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile ilke ve stratejilerine göre bu planla kentsel yerleşime uygun bulunan kentsel kullanımların gerçekleşeceği alanlar olarak tanımlanımş, 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. alanların yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesislerinin, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda “Hedefler” başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür.
Dava konusu planın 7.9 sayılı plan notunda, “Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” düzenlemesi yer almaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz.” hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davacının idari sınırlara yönelik itirazı ise dava konusu planın plan notlarının 7.8 sayılı maddesinde, Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” düzenlemesi nedeniyle kabul edilmemiştir.
Davacı tarafından kuzey otoyol güzergahının güncel şeklinin plana aktarılmadığı ileri sürülmüştür. Plan notlarının 7.49 sayılı maddesinde, “Mevcut ve kurum görüşlerine göre işlenen ulaşım altyapısı dışında, bu planla önerilen havaalanı, demiryolu ve karayolu güzergahları ile iskele ve balıkçı barınakları şematik olup bu kullanım kararlarının işlerlik kazanabilmesi için ilgili kurumlarca yatırım programına alınması gereklidir. Bu planın onayından sonra karara bağlanacak olan yatırımlar, bu planın ilkeleri doğrultusunda bu plana işlenir.
” düzenlemesi uyarınca ilgili kurumca yatırım programına alınan karayolu güzergahının plana işleneceği ancak bu şekilde netleştirilebileceği açıktır.
B-Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 72 madde halinde davaya konu Çevre Düzeni Planının çeşitli bölgelerine ilişkin getirilen kullanım kararlarına yönelik olarak itirazlar sıralanmış ve ardından plan notlarının bazılarının iptali istenilmiştir. Söz konusu itirazlara, buna karşılık davalı idarece yapılan savunmalara ve bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile Dairemizce yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuçlara aşağıda maddeler halinde aynı sıra ile yer verilecektir.
İtiraz 1
Dava dilekçesinde;
Çiğli Arıtma Tesisi olarak bilinen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ve daha önce idarelerince 01.09.1986 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında “arıtma tesisi alanı” olarak belirlenerek, tamamının kamulaştırıldığı ve Çiğli Arıtma Tesisinin kurulduğu, İzmir Merkez Kentinin evsel ve endüstriyel atık sularının arıtılması amacıyla kurulan tesisin ve ilave alanın da kentsel gelişme sonucu ortaya çıkacak atık su arıtma ihtiyacı düşünülerek ayrıldığı, bu şekilde Gediz Deltası ve İzmir Körfezinin kirlenmesi ve doğal dengenin korunmasının da sağlandığı, ayrıca Orman ve Su İşleri IV. Bölge Müdürlüğünün 31.10.2014 tarihli, 221123 sayılı yazısı ile; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün 12.05.2014 tarihli, 99427 sayılı yazısı gereği Gediz Deltası ve Burdur Gölü Revize Yönetim Planlarının, Ulusal Sulak Alan Komisyonunun 29.04.2014 tarihli, 2014 Yılı 1. Olağan Toplantısında alınan karar doğrultusunda onaylanarak yürürlüğe girdiği ve ayrıca aynı toplantıda Gediz Deltası Koruma Bölgelerinin de yürürlüğe girdiğinin ve yürürlükteki imar planlarında yeni sınırların dikkate alınması gerektiğinin bildirildiği, bu nedenle Orman ve Su İşleri IV. Bölge Müdürlüğünün söz konusu yazısı ve eki pafta doğrultusunda Gediz Deltası Koruma Alanı sınırlarının 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına işlenmesi, bu kararlara uygun olan ve kent için büyük önem arz eden Çiğli Arıtma Tesisinin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki sınırlar esas alınarak, 1/100.000 Çevre Düzeni Planına aktarılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İtirazlar sonrası değerlendirilen ve 30.12.2014 tarihinde onanan planda arıtma tesisi alanına ilişkin simgenin plana işlendiği, ayrıca iddia edildiği gibi dava konusu çevre düzeni planının onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları var ise plan hükümlerinin 7.12 sayılı maddesinin geçerli olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Öncelikle Gediz Deltasının Koruma Alanına ilişkin sınırların ve planda bu alana ilişkin koruma kararının 1/100.000 ölçekli bir Çevre Düzeni Planı için son derece önemli olduğunu hatırlatmak gerekir. Çevre Düzeni Planı bölgesel ölçekte koruma-kullanma dengesini kurmayı ve ekolojik dengeleri koruyarak sürdürmeyi, hassas doğal alanlara duyarlı bir plan yaklaşımı geliştirmeyi hedeflemelidir. Davaya konu planın Gediz Deltasına ilişkin duyarlı bir yaklaşımı olmaması elbette çevre düzeni planına ilişkin mevzuat ile şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sorunludur.
Arıtma Alanı ise bu ölçekte ayrıntı olarak görülmemelidir; çünkü bir bölge için stratejik öneme sahip bir konum söz konusu olabilir. Burada üst ölçekli davaya konu planın arıtma tesisleri için yeni, önceki 1/25000 ölçekli davacı Belediye onaylı çevre düzeni planından daha farklı ve kapsamlı bir genel strateji geliştirmesi durumunda önceki 1/25000 ölçekli planın öngörüsünü değiştirmesi ve burada arıtma tesisi kararını değiştirmesi söz konusu olabilirdi. Ancak buranın kamulaştırılmış olması durumu dikkate alındığında plana işlenmesi gerekliliği bulunmaktadır.
30.12.2014 onay tarihli planda ise Arıtma Tesis Notasyonu ilave edilmiş; ancak Gediz Deltasının sınırları aktarılmamıştır. Arıtma Tesisi için tam bir alansal gösterim olmadan notasyon getirilmesi ise bu ölçekte bir plan için sakıncalı değildir; uygun bir plan dili ve gösterimidir ve planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir. Bununla beraber, Bakanlık Makamınca 16.11.2015 tarihînde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu bölgeye ilişkin gerekli tüm düzenlemeler yapılmış olup, bu durum ilgili dava dosyasında da davacı idare tarafından belirtilmiştir. Dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu (ve Gediz Deltasına ilişkin yukarıda saptanan sakınca ve eksiklik) giderilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 8.18.11.3. sayılı plan notuna göre arıtma tesisi alanlarının yer seçimi ve uygulamasının, bu planın genel arazi kullanımı, koruma ve gelişme ilke ve hedefleri çerçevesinde, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşleri alınarak, belediyeler ile kurum ve kuruluşlar tarafından oluşturulan veya oluşturacak birlikler vasıtasıyla yapılabileceği, 7.25 sayılı plan notu ile de çevre düzeni planında değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince imar planlarının onaylanabileceği ve planların sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderileceği düzenlenmiştir.
Davacının plana işlenmesi gerektiğini ileri sürdüğü kamulaştırma işlemleri tamamlanarak kurulmuş olan Çiğli Arıtma Tesisinin 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gösterildiği görülmüştür.
Gediz Deltası ise dava konusu çevre düzeni planınının plan açıklama raporunda, planlama bölgesi sınırları içindeki en önemli sulak alan, uluslararası öneme sahip, Ramsar Alanı olan ve İzmir Kuş Cenneti olarak da bilinen alan olduğu, bu alanda bozulmaya neden olabilecek türden gelişme kararlarının, özellikle İzmir merkez kentin bölgeye yönelen gelişmesinin durdurulması, delta üzerinde baskı oluşturacak kararların alınmamasının temel ilke olarak kabul edildiği, söz konusu alana ilişkin koruma ve kullanma kararlarının, bu alan için hazırlanmış olan sulak alan yönetim planı çerçevesinde belirlenmesinin öngörüldüğü, sulak alanın bulunduğu bölgenin aynı zamanda doğal sit alanı olarak ve yaban hayatı geliştirme bölgesi olarak koruma altında olduğu belirtilmiştir.
Dolayısıyla dava konusu planda gösterilmesi gereken Gediz deltası koruma sınırlarının 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gösterildiği ve söz konusu eksikliğin giderilerek itiraz konusu ortadan kalktığından bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 2
Dava dilekçesinde;
Çiğli İlçesinde mülkiyeti Katip Çelebi Üniversitesine ait alanların dava konusu planda sanayi depolama ve kentsel yerleşik alan olarak gösterildiği, düzeltilerek üniversite alanı olarak gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İtirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihinde onanan planda bu kısmın düzeltilip gerekli düzenlemenin yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onanan çevre düzeni planında bu kısım düzeltilmiş, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında bu kısım düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 3
Dava dilekçesinde;
Çiğli İlçesinde Atatürk Organize Sanayi Bölgesinin sınırlarının dava konusu plana farklı işlendiği ve OSB içinde kalan bir bölgenin sanayi depolama alanı olarak belirlendiği, Sanayi ve Ticaret Bakanlığında onaylı planları olan bölgenin sınırlarının hatalı aktarıldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Sanayi depolama gösteriminin sehven yapıldığı, itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihinde onanan planda da OSB sınırlarına ilişkin gerekli düzenleme yapıldığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onanan çevre düzeni planında bu kısım düzeltilmiş, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında bu kısım düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 4
Dava dilekçesinde;
Karşıyaka ilçesi sınırları içerisinde yer alan Bostanlı Vapur iskelesinin bulunduğu bölge için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “balıkçı barınağı/yat limanı” kararı getirildiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda Mavişehir kesiminde yat limanı önerisi bulunduğu, dava konusu planda 1/25.000 ölçekli plan yönünde düzenleme yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Plana yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihinde onanan planda gerekli düzenleme yapılarak balıkçı barınağı/yat limanı simgesinin kaldırıldığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin talebi 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda “Mavişehir” kesiminde yat limanı önerisinin davaya konu çevre düzeni planına işlenmesidir. Bu düzenleme Bakanlık Makamınca 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da yapılmamıştır. Yalnızca Bostanlı Vapur İskelesi kesiminde önerilen “Balıkçı Barınağı/Yat Limanı” kararı kaldırılmıştır. Buna ilişkin olarak davalı idare, dava konusu ÇDP Hükümlerinin 8.18.2 uygulama hükmü uyarınca yat limanlarına ilişkin iş ve işlemlerin çevre düzeni planında gösterilmesine ve düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca alt ölçekli planlarda gerçekleştirilebildiğinden davacının iddiasının yersiz olduğunu ileri sürmektedir.
Yukarıdaki tartışma ve değerlendirmeler doğrultusunda bir kentte yat limanı alanının da stratejik bir karar olduğunu belirtmek gerekir, üst ölçekli bir çevre düzeni planı kentin hangi noktalarında yat limanı gibi önemli bir işlevin olacağına, hangi noktalarında ve bölgelerinde buna izin verilmemesi gerektiğine ilişkin ilke kararlarını oluşturmalıdır. Yat limanı kentsel ve bölgesel ulaşım ağları kapsamında irdelenmeli, yat limanı arka bölgesindeki işlevler ile beraber değerlendirilmelidir.
Bilirkişi Kurulu olarak değerlendirmemiz, bu noktada alt ölçekli plan olan ve davacı belediyenin onadığı plan doğrultusunda yat limanı kararının buraya işlenmesi gerektiği yönünde değildir. Üst ölçekli planda davalı idarenin yat limanlarına ilişkin bir kurguyu oluşturması beklenirdi. Bu doğrultuda kapsamlı bir kurguya ve ilke kararına dayandırılarak bu noktada yat limanı öngörülebilir veya yine bu kurgu doğrultusunda bu noktada yat limanının olmamasına davaya konu planda karar verilebilir. Bunların yapılmayıp “yat limanına ilişkin iş ve işlemlerin çevre düzeni planında gösterilmesine ve düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın alt ölçekli planlarda gerçekleştirilebileceği” yönündeki plan hükmü şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur. Üst ölçekli bir vizyondan bağımsız olarak 1/5000 ölçekli planlarda bölgesel ulaşım ağları irdelenmeden böyle bir yat limanı kararının verilmesinin doğru olmayacağı ve buna olanak sağlayan plan hükmünün bu nedenle sakıncalı olduğu görüşündeyiz.
Davacının talebi açısından konu incelendiğinde, 23.06.2014 onay tarihli plandan sonra 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planlarında davacı talebi doğrultusunda Bostancıdan Balıkçı Barınağı/Yat Limanı gösterimi kaldırılmış; Mavişehir kısmındaki Balıkçı Barınağı/Yat Limanı talebi ise yerine getirilmemiştir. 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde ise bu noktada yat limanı gösterimi yapılmıştır ancak plan hükmü aynı şekilde kalmıştır; dolayısıyla davacının itirazı olan konu ortadan kalmıştır ancak bilirkişi kurulu olarak plan hükmüne ilişkin saptadığımız sakınca devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında Bostanlı Vapur iskelesinin bulunduğu bölge de balıkçı barınağı/yat limanı gösteriminin kaldırıldığı, 10.10.2018 tarihli değişiklik ile de davacının talebi doğrultusunda Mavişehir’de yat limanı kararı getirildiği görüldüğünden ve bilirkişi kurulunca plan notuna ilişkin yapılan değerlendirme davacının itirazı kapsamında olmadığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz 5
Dava dilekçesinde;
Karşıyaka İlçesi, Doğançay Rekreasyon Alanının güneyinde kalan bölgede; mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlenen alanın, davaya konu Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının merkez kentte 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusa bakıldığında, yeni yerleşme alanlarının öngörülemeyeceği, söz konusu bölgede getirilen kentsel gelişme alanı kullanım kararının, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının öngördüğü nüfus değerlerini arttırıcı nitelikte olduğu, bu planın merkez kent için benimsenen planlama ilkeleri ile örtüşmediği, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında parçacı plan kararı getirdiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın plan hükümlerinin 8.1.1.3 sayılı “Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.” hükmü doğrultusunda kentsel yerleşme alanları içerisinde alt ölçekli plan kararları kapsamında ilgili belediyesi tarafından uygulamalar yapılabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu 1/100.000 ölçekli planın bu bölgesinde çeşitli özelliklerde yeşil ve açık alan sistemleri bulunmakta olup, bu noktanın işlevsel olarak bölgesel/kentsel bir yeşil kuşak stratejisine hizmet etmesi söz konusu olsaydı bu kararı stratejik önemde bir karar olarak değerlendirmek gerekirdi. Ancak buradaki temel konu alanın topoğrafik ve doğal özelliği nedeniyle yerleşilemez bir alan olduğudur. Davacı idare Büyükşehir Belediyesinin onayladığı planda burası doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan olarak belirlenmiştir. Bu alana keşif esnasında gidilmiş ve aşırı keskin bir yamaç olduğu görülmüştür. Burada yapılaşma söz konusu olmamalıdır. Nitekim alt ölçekli planlarda, topoğrafik özelliği nedeniyle burasının açık ve yeşil alan sistemine dahil edilmesi gerekir. Davaya konu planın plan hükümleri içinde bir önceki maddede bahsedilen 8.1.1.3 plan notu nedeniyle burada konut gibi yapılaşmaya da yeşil alanlara da olanak tanınmaktadır; ancak Bilirkişi Kurulumuz bu noktanın konumu ve yüzölçümü nedeniyle 1/100.000 ölçekli planda topoğrafik özelliği nedeniyle yerleşilmeyecek alan olarak gösterilip muhakkak yeşil alan sistemine dahil edilerek stratejik karar olarak gösterilmesi gerektiği görüşünde değildir. Bir başka deyişle, kent planının stratejik bir ilke kararından ziyade alanın jeomorfolojik özelliği nedeniyle alt ölçekli planda yeşil ve açık alan sistemine dahil edilmiştir. Alt ölçekteki bu yaklaşım akılcıdır; ancak bu durum üst ölçekli plandaki genel arazi kullanım kararının iptalini gerektiren bir stratejik karar olarak değerlendirilmemektedir.
Bu plan kararı 30.12,2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planda da aynı şekilde devam etmektedir.
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde ise bu bölgede kentsel gelişme alanının bir kısmı yerleşik alan olarak gösterilerek değişiklik yapılmıştır. Bu durum davacı itirazını gidermemektedir. Ancak belirtildiği gibi itiraz stratejik planın iptalini gerektiren bir konu değildir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen “kentsel gelişme alanlarının” (sonradan yapılan değişiklik ile “kentsel yerleşme alanlarının” olarak değiştirilmiştir), bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.12 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, v.b. çalışma alanlarının yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı, düzenlenmiştir.
Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, büyük bir kentsel yerleşme alanı ile orman ve ağaçlandırılacak alan arasında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı bu nedenle davacının itirazının reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklandığından itiraza konu alanın 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında ağaçlandırılacak alan olarak gösterilmesinde bir sakınca bulunmadığından itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 6
Dava dilekçesinde;
Bornova İlçesi, Karaçam Köyünde, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “kentsel yerleşik alan” ve “doğal sit alanı” olarak belirlenen bölgenin, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı”, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımına ayrıldığı, l.derece doğal sit alanı sınırları içerisinde kaldığı, kentsel yerleşik alan kararının parsel ölçeğinde ve plan bütünlüğünü bozucu nitelikte olduğu, bu nedenlerle çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde tamamen yeşil kuşak alanlarının ortasında kalan alanın kentsel yerleşik alan olarak belirlenmesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile davaya konu plan arasında bu bölge açısından hiçbir fark olmadığı, mevcutta var olan bir yerleşmenin planda gösterilmemesinin talep edilmesinin anlaşılamadığı, Karaçam Köyü ve yakın çevresinde 1. derece doğal sit alanı olduğu iddia edilen yere ilişkin Bakanlığın Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünde bir kayda rastlanmadığı, davacı tarafın onadığı planda da görülmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda mevcut durumun paftaya işlendiği belirtilmektedir. Bu alan keşif esnasında da gezilmiştir ve zengin doğal yapı keşifte de saptanmıştır. Orman dokusu içinde sürmekte olan bir inşaat da gözlenmiştir. Tarafımıza buranın 2013 yılında l.derece doğal sit alanı statüsünden çıkartılarak buraya sürüdürülebilir kontrollü alan kullanımı getirildiği bilgisi verilmiştir.
Burada kentin yeşil kuşak stratejisinin bulunduğu bir bölgede plan kararının yer aldığı görülmektedir. Planın mevcut olan durumu (devam etmekte olan bir inşaatı) paftaya işlemektense, korunması ve sürdürülmesi istenen yeşil alan ve doğal yapıya ilişkin üst ölçekli stratejik bir karar olarak yeşil kuşak oluşturma kararını burada güvence altına alması gerekir. Çünkü bu bölge planlarda güvence altına alınması gereken yeşil alan ve açık alan sistemini, sürekliliğini, bütünlüğünü etkileyebilecek konumdadır ve burada yerleşik alan kararı tüm bu yeşil alan sistemi kurgusunu zedeleyebilecektir.
Bu noktada uyuşmazlık konusu olan gösterimin 1/100.000 ölçekli plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinden bile algılanması oldukça zor bir alan büyüklüğünde olduğu belirtilmelidir. Aslında böyle bir alan büyüklüğünün değerlendirmeye tabi tutulması anlamlı bir yaklaşım değildir. Ancak, burada eleştirilen konu bölgenin doğal değerini koruma stratejisinin benimsenmesi gerekirken, mevcutta uydu fotoğrafında görülen bir kaç yapının veya sürmekte olan bir inşaatın plana işlenmiş olmasıdır. Burada bir yerleşim değil sadece bazı yapılaşma eğilimleri bulunmaktadır. Bunları denetlemek, engellemek amacıyla stratejik bir karar olarak doğal yapının korunması gerekirken, bu inşaatların dikkate alınıp plana işlenmiş olması stratejik planın niteliği, amacı, dili, ölçeği ve gösterim tekniğine aykırı bir yaklaşım olduğu için bu noktada yapılan gösterim ve plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
30.12.2014 ile 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planlarında, ve ayrıca 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde de durum aynı şekilde devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 4.7 sayılı plan notunda kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar olarak tanımlanmıştır.
Uyuşmazlığa konu alana baktığımızda ise büyük oranda yapılaşmış bir alanın değil de, sadece birkaç yapının bulunduğu bir alanın kentsel yerleşik alan olarak gösterildiği görülmektedir. Oysaki söz konusu alan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olup, alanın yerleşik alana çevrilmesi yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini, bütünlüğünü etkileyebilecek kurgusunu zedeleyebilecek sonuçlara yol açacaktır. Dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir büyüklükte olan ve mevcutta birkaç yapıdan ibaret alanın dava konusu plana kentsel yerleşik alan olarak işlenmesi, planın dili, ölçeği ve tekniğine uygun olmadığı gibi koruma ve geliştirme ilkeleri ile de bağdaşmamaktadır. Dava konusu planın bölgenin doğal değerini koruma stratejisi benimsemesi şehircilik ilkeleri çevre düzeni planı amaç ve yöntemine ve kamu yararına uygun bir yaklaşım olacağından itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.
İtiraz 7
Dava dilekçesinde;
Bornova İlçesi, Bornova Mezarlığının ve karayolunun kuzeyinde bulunan ve askeri alana bitişik olan alanın, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlendiği, ihtiyaç bulunmamasına rağmen dava konusu planda kentsel yerleşik alan sınırının askeri alan ile bütünleştirilerek büyütüldüğü ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu alanın uydu görüntülerinin incelenmesi durumunda yapılaşma baskısı altında olduğu ve yer yer yapılaşmaların olduğunun görüldüğü, İzmir’in kalbi niteliğindeki böyle bir alanın, kaçak yapılaşma baskısı altında kalmış bir alan olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı belediyenin onadığı 1/25.000 ölçekli planda da bölgede kentsel yerleşik alan gösterimi bulunmaktadır. Davaya konu planda yerleşik alan olarak gösterilen yerin büyüklüğünün daha fazla olduğu ve bu nedenle doğal karakteri korunacak alan olarak gösterilen yerin bunun içinde kaldığı yönündeki tartışma ise söz konusu alanın yüzölçümünün bu ölçekte bir plan için son derece küçük olması, bu ölçekteki plandan ölçü alınamayacağı, diğer plana göre farklı bir plan kararı olduğunu (örneğin yeni gelişme alanı kararı getirildiğini) gösterir biçimde bir farklılaşma da söz konusu olmadığı için anlamlı görülmemiştir. Planda stratejik anlamda bu bölge için yeni bir öngörü söz konusu değildir. Bu alandaki plan gösteriminin şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakıncası saptanmamıştır. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planda da bu karar ve gösterim devam etmektedir.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu çevre düzeni planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 8
Dava dilekçesinde;
Bayraklı İlçesinin, Atatürk Ormanının bir kısmının 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “günübirlik turizm alanı” olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehİr Bütünü Çevre Düzeni Planında “1.derece doğal sit alanı” olan söz konusu bölgenin “orman alanı” olarak belirlendiği, bu durumun 6831 sayılı Orman Kanununa uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu alanın güney kısmının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında turizm tesis alanı olarak belirlenmişken kuzey kısmının orman alanı olarak planlandığı, dava konusu planın 8.17.7 sayılı “Sit Alanları” başlıklı plan hükümleri doğrultusunda bir alanda doğal sit alanı olmasının o alanın fonksiyonsuz kalması anlamına gelmediği, 1/25.000 ölçekli planda da bir çok doğal sit alanına kullanım kararı getirildiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da burası günübirlik alan olarak planlanmıştır ancak bölgenin komşuluğunda orman alanı bulunmaktadır.
Orman alanının plan araştırma raporu verileri doğrultusunda doğru biçimde plana işlenmesi gerekir; bu şekilde bir altlık tarafımıza verilmemiştir; ancak 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda orman alanı sınırı düzeltilmiş ve günübirlik alan sınırı davacı idarenin onadığı plandaki haliyle plana işlenmiştir. Davaya konu planın bu kısmı orman alanında turizm önerilmesi nedeniyle sakıncalı olup, en son (10.10.2018 onay tarihli) plandaki düzeltme sonucunda uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 9
Dava dilekçesinde;
Buca İlçesinde otoyolun güneyinde kalan alanın, davaya konu çevre düzeni planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımına ayrıldığı, söz konusu alanın otoyol ve orman alanı arasında kalması nedeniyle ağaçlandırılacak alan olarak düzenlenmesinin daha uygun olacağı; ayrıca otoyol kenarında bulunduğundan ulaşım bağlantısının oluşturulmasının güç olduğu göz önüne alınarak, 1/25.000 ölçekli plan kararının daha tutarlı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alanın uydu görüntüleri incelendiğinde çorak bir yapıya sahip olduğunun görüleceği, yoğun yerleşim alanının hemen yanında Buca ilçesinde yaşayan nüfusun kullanımına yönelik olarak tasarlandığı, plan kapsamında bir çok yerde bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan kullanım kararı getirilerek İzmir ilinin yeşil alan ihtiyacının karşılanmaya çalışıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Her iki planda da uyuşmazlık konusu kullanım yeşil alana ayrılmıştır. Davacı idarenin onadığı planda ağaçlandırılacak alan, davaya konu davalı idarenin planında ise bölge parkıdır. Söz konusu alanın bir planda doğal çevre ve açık alan sistemi içinde planlanmış olup, bir diğer planda yapılı çevre olarak planlanmış olması bir uyumsuzluk teşkil edebilirdi ve bu kapsamda bir irdeleme ile hangi kullanımın planlama ilkeleri açısından daha doğru olduğu yönünde bir değerlendirme gerekebilirdi. Ancak her iki planda da yeşil ve açık alan sistemi içinde, doğal çevre öğesi olarak planlanmış olması, planlar arasında bir tutarsızlık olarak değerlendirilmemiş olup, davaya konu planda bu alana bölge parkı kullanımı getirilmiş olması şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmamıştır. Ulaşım ve erişilebilirliğe ilişkin konular da alt ölçekli planların ayrıntı düzeyi içinde çözülebilir veya erişim talebi daha sınırlı olan başka bir yeşil alan kullanımı ile alt ölçekli planda kurgulanabilir.
Bu plan kararı 30.12.2014 onay tarihli plan ile 16.11.2015 onay tarihli planda aynı biçimde devam etmektedir. Ancak 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı İdarenin talebi doğrultusunda ağaçlandırılacak alan kullanımı olarak düzeltme yapılmış olup, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 10
Dava dilekçesinde;
Buca İlçesi, Kaynaklar yerleşimi Tahtalı Baraj Havzasında kalan Kaynaklar merkez yerleşme alanının; mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanan Tahtalı Baraj Havzası 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer almayan ve bu plana aykırı şekilde Kaynaklar Belediyesince onaylanan alt ölçekli imar planları doğrultusunda, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında büyütüldüğü, ancak bu alanların gerek Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onanan Tahtalı Baraj Havzası 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve bu plan kararlarının aktarıldığı 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planına; gerekse İZSU Genel Müdürlüğü Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin 3.maddesinin 3/b fıkrasında belirtilen, “Yerleşik alan sınırları İZSU’nun görüşü alınarak belirlenir. Koruma alanlarında yerleşik alan sınırları gelişme alanı bırakılmaksızın tespit edilir. Bu sınırlar değiştirilemez ve yeni yerleşim alanları teşkil edilemez.” hükmüne aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Buca ilçesine bağlı Kaynaklar mahallesinde var olan yerleşim alanının yok hükmünde sayılamayacağı, davacı belediye tarafından onanan ve daha sonra iptal edilen İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı kapsamında da yer aldığı, dava konusu plan uygulama hükümlerinin 8.18.5 maddesinde konuya ilişkin düzenlemeler getirildiği, plan hükümlerine göre su toplama havzaları, içme ve kullanma suyu koruma kuşakları ve yeraltı su kaynakları koruma kuşakları içerisinde kalan alanlarda alt ölçekli planlar hazırlanırken İZSU Genel Müdürlüğü görüşünün alınması gerektiği yönünde düzenleme yapıldığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“İki plan incelendiğinde yerleşme için ayrılan alanın benzer büyüklükte olduğu görülmektedir. Farklar iki farklı ölçek arasında beklenebilecek düzeydedir. Onay tarihi görece yeni olan davaya konu planda yerleşik alan olarak gösterilen kısmın daha fazla olması da bir stratejik karar veya farka işaret eden bir durum değildir. Şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakınca saptanmamıştır.”görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu ve büyüklüğü iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı dikkate alındığında itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 11
Dava dilekçesinde;
Buca ilçesi, Kaynaklar, Hal Karşısı Mevkiinde yer alan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan, kentsel gelişme alanı ve orman alanı” olarak belirlenen bölgenin, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan, kentsel gelişme alanı, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, orman alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı” olarak belirlendiği, söz konusu bölgeye ilişkin idarelerince onaylanan ilgili kurum ve kuruluş görüşleri alınarak hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarının örtüştüğü, bu nedenlerle dava konusu planda ilave açılan kentsel gelişme alanlarına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alandaki plan kararı kurum/kuruluş verileri, uydu görüntüleri ve davacı belediye tarafından onanan ve daha sonra iptal edilen İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı ile örtüştüğü, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni plan paftalarında da aynı gösterim bulunduğundan uyuşmazlığın boyutunun tam olarak değerlendirilemediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında alandaki doğal değer görülmüştür. Buradaki çam ormanları korunması ve sürdürülmesi gereken bir doğal varlıktır. Bununla beraber keşif esnasında konut gelişimleri de gözlenmiştir. Ancak burada başlıca stratejinin doğayı koruyan bir planlama stratejisi olması gerekir. Davacı idarenin kendi onadığı çevre düzeni planındaki gibi bu bölgede düzenleme yapılması talebi açısından ise davaya konu planın iptalini veya düzeltilmesini gerektirecek bir durum saptanmamıştır. Aşağıda gösterildiği üzere iki plan arasındaki alansal farklılıklar bu ölçekte değerlendirilmek için çok küçüktür. Her iki planda da burada sınırlı büyüklükte bir gelişme alanıyla beraber bu dokuyla içiçe orman alanı ve ağaçlandırılacak alan öngörüsü bulunmaktadır. Alansal ve konumsal farklılıklar bu ölçekte alanın küçüklüğü nedeniyle stratejik bir fark yaratmamaktadır. Bu nedenle davaya konu planın iptalini gerektiren bir durum olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alana getirilen kullanım kararlarının benzerlik gösterdiği, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere alanın konumu ve büyüklüğü iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında ileri sürülen kullanım kararlarının dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığından itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 12
Dava dilekçesinde;
Karabağlar İlçesi, Peker Mahallesinde, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenen alanın 17.01.1996 tarihinde Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından “C-yapı yasağı olan bölge” olarak belirlendiği, bu kapsamda, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “ağaçlandırılacak alan” olarak planlandığı, bölgenin “büyük kentsel yeşil alan” olarak kullanılmasının mümkün olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu alanın yapı yasaklı alan olduğu ve sehven “büyük kentsel yeşil alan” olarak gösterildiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Gösterim sehven hatalı yapılmış olup düzeltilmesi gerekmektedir. Nitekim 30.12.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planıyla beraber bu düzeltme yapılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında sehven yapılan bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 13
Dava dilekçesinde;
Balçova İlçesi, Uzundere Toplu Konut Alanının doğusunda bulunan bölgede yer alan kentsel gelişme alanının, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile orman alanına kadar büyütüldüğü, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ilgili kurul kararı doğrultusunda “l.derece arkeolojik sit alanı” olarak belirlendiği, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 20.09.2013 tarih ve 1537 sayılı kararı ile l.derece arkeolojik sit sınırı küçültülmek suretiyle yeniden tescillendiği, söz konusu bölgenin, “Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Kuşağı” içinde kaldığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında kentin bu yönde gelişmesinin öngörülmediği, ayrıca planın nüfus kabulleri ile temel ilke ve stratejileri dikkate alındığında, yeşil kuşak koruma alanları ile bütünleşik konumlanan söz konusu bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlenmesinin uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu kentsel gelişme alanın toplu konut alanı ile ana ulaşım sistemine yakınlığı nedeniyle cazibe merkezi niteliğinde olduğu, süreç içerisinde yerleşim yerine açılma baskılarının öngörüldüğü kentsel gelişme alanının, orman alanı ve arkeolojik sit alanına kadar büyütülerek kontrolsüz ve kaçak yapılaşmanın önünün kapatıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı 1/25.000 ölçekli planda buradaki yolun uyuşmazlık konusu tarafı kentsel yerleşik alan olarak gösterilmiş; davaya konu planda aynı alan kentsel gelişme alanı olarak gösterilmiştir. Bu farklılık önemli bir stratejik karar farklılığı değildir. Ayrıca davacı idarenin planında burada arkeolojik alan alansal biçimde gösterilmiş; davaya konu planda A notasyonu ile gösterilmiştir. Üst Ölçekli (1/100.000 ölçekli) planda notasyon kullanılıp alansal gösterim yapılmaması alışılmış bir durumdur ve ölçeğin gereğidir. Bu açıdan da sorun bulunmamaktadır. Ancak üst ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak ayrılan kısım arkeolojik alan sınırlarının içine girmiştir. Arkeolojik alanın notasyon gösterimi her ne kadar kabul edilebilir olsa da, bu alana yaklaşma açısından daha duyarlı bir plan yaklaşımı gerekmektedir. Bu nedenle kentsel gelişme alanının arkeolojik alana doğru büyütülmesi kararı ve bunun sonucunda da arkeolojik alan içinde yer alması sorunlu bir plan yaklaşımıdır ve düzeltilmesi gerekir.
Bu durum 30.12.2014 onay tarihli ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da aynı biçimde devam etmiştir. Ancak, 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda arkeolojik alan gösterilmiş ve kentsel gelişme alanı küçültülmüştür; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 14
Dava dilekçesinde;
Gaziemir ilçesi Evka-7 konutlarının olduğu bölgenin bir kısmının 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında daha önce onaylı alt ölçekli planlar dikkate alınarak söz konusu bölgenin kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, bu plan kararları doğrultusunda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da kentsel yerleşik alan olarak düzenlenmesi gerektiği, öte yandan Tahtalı Baraj Havzası yerleşimlerine ilişkin getirilen kentsel ve kırsal alan büyüklüklerinin plan hükümlerden 5.1.9 sayılı koruma ilkesi ile çeliştiği, bir kısmı Tahtalı Barajı Koruma Havzası içinde kalan Gaziemir Bölge Parkı lekesinin havza koruma ilkelerine aykırı farklı kullanımlar içermesi ve yapı ve nüfus artışı getireceği için iptal edilmesi ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki kullanım kararının korunması; ayrıca Adnan Menderes Havalimanı kuzeyinde kalan meskun alan olarak lekelenen alanda mevcutta konut dışı kullanımların yer alması nedeniyle depolama alanı olarak gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Evka-7 konutlarının olduğu bölgenin bir kısmının tarım alanında kaldığına ilişkin idarelerine iletilen kurum/kuruluş verileri kapsamında söz konusu plan kararının oluşturulduğu, davacı idare tarafından onanan ve daha sonra iptal edilen İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı ile örtüştüğü, su toplama havzaları, içme ve kullanma suyu koruma kuşakları ve yeraltı su kaynakları koruma kuşakları içerisinde kalan alanlarda alt ölçekli planlar hazırlanırken İZSU görüşünün alınması gerekliliğinin, dava konusu plan hükümlerinde düzenlendiği, hal böyle iken dava konusu çevre düzeni planında her ne kadar kullanım kararı getirilmiş olsa dahi alt ölçekli plan yapım aşamasında İZSU görüşü kapsamında iş ve işlemler yürütüleceği, depolama alanına dönüştürülmesi istenen alanın ise 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da 2. ve 3. sınıf merkezler kullanımında kaldığı, yani bu kullanımların yerleşik alan kullanımı içerisinde yer alabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Dava dosyasına sunulan paftada bu madde altında sadece Evka konutlarının olduğu kısım gösterilmiştir. Burada 30.12.2014 onay tarihli planda davacı idarenin talebi doğrultusunda düzeltme yapılarak itiraz konusu ortadan kalkmıştır.
Bunun dışında 23.06.2014 onay tarihli çevre düzeni planı ile davacı idarenin onadığı plan arasında Gaziemir bölgesi için stratejik farklılıklar bulunmamaktadır. Nitekim bu konu daha sonra onaylanan (30.12.2014 ve 16.11.2015) planlarda itiraz maddesi olarak sayılmamıştır. 30.12.2014 onay tarihli planda bu bölgede kentsel gelişme alanında aşırı büyüme yapılmış olup, bu konu sonraki planlara ilişkin itirazlar kapsamında yer almıştır. Ancak bu davanın konusu olan 23.06.2014 onay tarihli plan için söz konusu değildir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Evka-7 konutlarına ilişkin 30.12.2014 onay tarihli çevre düzeni planında davacı idarenin talebi doğrultusunda düzeltme yapıldığı ve itiraz konusunun ortadan kalktığı dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davacının diğer alanlara yönelik itirazlarına gelince, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere itiraza konu alanların, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın konusunu oluşturan stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığından itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 15
Dava dilekçesinde;
Aliağa İlçesi, Samurlu Köyünde, Yeşilkent olarak bilinen bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, ancak söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ve daha önce yürürlükte bulunan mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında İl Tarım Müdürlüğünün 04.07.2007 tarihli, 5496-19224 sayılı yazısı ve süreç içerisinde alınan İdare Mahkemesi ve Danıştay kararları sonucu tarım alanı olarak belirlendiği, bu doğrultuda mevcutta zeytinlik alanların bulunduğu söz konusu bölgenin İl Tarım Müdürlüğü görüşü, mahkeme kararları ve yürürlükteki mevzuata aykırı olarak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği ileri sürülmektedir.
Savunmada;
Samurlu Mahallesinin kuzeyindeki alana turizm tesis alanı kullanımı getirildiği, iddia edildiği gibi kentsel gelişme alanı olarak planlanmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacının onadığı 1/25.000 ölçekli planda tarım alanı olarak ayrılan yer davaya konu 1/100.000 ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenmiştir. Burada İl Tarım Müdürlüğünün görüşü olduğu dikkate alındığında tarımsal niteliği olan alanın korunması önem kazanmaktadır. Keşif esnasında da burada zeytinliklerden oluşan nitelikli bir tarımsal ürün yapısı gözlenmiştir. Bu değere rağmen zeytinlik alanın kentsel gelişmeye açılması yönünde dava konusu plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur.
30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır.
10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı buradan kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ve yukarıda saptanan aykırılık ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 16
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Helvacı Mahallesinde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarımsal sanayi alanı ve tarım alanı olarak belirlenen bölgenin, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi alanı ve kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, ancak söz konusu alanın mevcut durumda planlı ve büyük oranda yapılaşmış kısmının 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarımsal sanayi alanı, geri kalan kısmının ise İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda tarım alanı olarak belirlendiği, ayrıca Aliağa İlçesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu, İl Tarım Müdürlüğü görüşü ve bölgedeki ihtiyaçlar göz önüne alındığında söz konusu alandaki sanayi alanı ve kentsel gelişme alanı belirlenmesine yönelik getirilen kararların isabetli olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “sanayi alanı” olarak belirlenen bu alanda yapılacak alt ölçekli planlarda sanayinin niteliği belirlenebileceğinden söz konusu talep niteliği itibariyle 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ölçek itibariyle konusunu oluşturmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgenin her iki planda da sanayi kullanımlarına, ayrıca kentsel gelişme alanlarına ayrıldığı görülmektedir. Davacının onayladığı 1/25.000 ölçekli planda sanayinin türü tarımsal sanayi olarak belirlenmiştir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda sanayi genel ifade ile belirlenmiştir; ancak zaten bu planda tarımsal sanayi gibi bir başlık bulunmadığı için, sanayi genel kullanımı altında tarımsal sanayinin geliştirilmesine engel bulunmamaktadır.
Alan büyüklüğü olarak ise davaya konu çevre düzeni planı ile davacı idarenin onadığı planlar arasında fark bulunmamaktadır.
(30.12.2014 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında sanayi alanının büyüklüğü oldukça arttırılmış; sanayi alanı iki katın üzerinde büyütülerek değişiklik yapılmıştır. Buna ilişkin değerlendirme ve saptanan sakıncalar ilgili planın iptali istemiyle açılan dava dosyası kapsamında hazırladığımız Bilirkişi Raporunda ayrıca anlatılmaktadır.)
Öte yandan 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda sanayi alanı kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davalı idarece 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın davacının talebi doğrultusunda düzeltildiği dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 17
Dava dilekçesinde;
Aliağa İlçesi, Çakmaklı Köyünde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ağaçlandırılacak alan ve 3. derece doğal sit alanında bulunan alanın, dava konusu planda termik santral alanı ve liman alanı olarak düzenlendiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen termik santral alanı ve liman alanı kararlarının, söz konusu bölgenin çevresindeki kırsal ve kentsel yerleşme alanlarına yakınlığı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereği 3. derece doğal sit alanı olarak tescilli olması nedeniyle planlanan liman gerisi hizmet alanının, doğal doku ve arazi yapısını bütünüyle değiştireceği ve olası çevresel etkileri göz önüne alındığında bölge için uygun bir plan kararı olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Aliağa ilçesinin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “sanayi alanı” ve “enerji kaynak alanı” olarak planlanmış bir bölge olduğu, Türkiye enerji açığının kapatılması amacıyla ve ilgili kurum/kuruluş görüşleri kapsamında termik santral alanı olarak planlandığı, iddia edildiği gibi doğal sit alanı değil kentsel sit alanının mevcut olduğu ve termik santral alanı dışında bırakıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin planı da incelendiğinde burada liman alanı görülmektedir. Liman arkasında 3. derece doğal sit alanı ve ağaçlandırılacak alan da gösterilmiştir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda da bu bölgede liman alanı gösterilmiş, doğal sit alanı ilgili notasyon ile gösterilmiş; ağaçlandırılacak alan ise planlanmamıştır. Ayrıca burada termik santral alanı planlanmıştır.
Burada stratejik önemde tartışılması gereken konu termik santral kararıdır. Davalı idare bu bölgede zaten bu konuda bir yoğunlaşma olduğu ve bu bölgenin genel olarak bir sanayi bölgesi olduğu için termik santral alanına ihtiyacın buradan karşılanmasının anlamlı olacağını belirtmiştir. Öte yandan bu bölgede termik santral alanına gereksinim olduğu yönünde veya bu kararın bu bölgenin ekonomisi için üst ölçekli bir strateji olması gerektiği yönünde bilimsel bir araştırma ve stratejik karar bulunmamaktadır. Bu noktada termik santral kararının gelişigüzel biçimde, bu bölgede bu tür kullanımların bulunması nedeniyle verildiği izlenimi doğmaktadır.
Oysa bu alanın doğal özellikleri nedeniyle korunması gereken bir alan olduğu keşif esnasında gözlenmiştir. Bu bölgedeki termik santral kararına Foça Belediyesi tarafından da doğal yapının korunması gerektiği gerekçesiyle dava açıldığı; ayrıca TEMA Vakfı tarafından da doğal niteliği nedeniyle korunması gerektiği belirtilerek dava açıldığı keşif esnasında tarafımıza anlatılmıştır. Daha önce belirtildiği gibi koruma-kullanma dengesi kent planlamada önemli bir kavramdır ve stratejik plan kararlarının verildiği davaya konu ölçekteki bir planda da bu dengenin gözetilmesi gerekir. Bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu doğrudur. Bu durumun bu bölgede artık bir doygunluk olduğu ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesi gerektiği biçiminde yorumlanması gerektiği kanısındayız. Keşif esnasında gözlenen doğal yapı da bu konuda bir hassasiyetin gösterilmesi gerektiği, koruma-kullanma dengesi açısından burada doğal yapının korunması gerektiği, bu noktada termik santral kullanımının alanın doğal yapısı nedeniyle de uygun olmadığına işaret etmektedir.
Bu nedenlerle bu alanda termik santral geliştirilmesine olanak veren davaya konu plan kararının planlamada koruma-kullanma dengesini sağlama yaklaşımına aykırı olduğu görülmüş, planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda termik santral alanı kaldırılmıştır; ancak ağaçlandırılacak alan planlanmamış ve burası tümüyle liman bölgesi olarak planlanmıştır. Dolayısıyla termik santral alanına ilişkin sakınca ortadan kalkmış olsa da, doğal değeri olan bölgenin tümüyle liman alanı kullanımına ayrılmış olması koruma-kullanma dengesi açısından saptanan sorunların ve aykırılıkların devam ettiğine işaret etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde söz konusu termik santral kararının kaldırıldığı görüldüğünden buna ilişkin itiraz konusu ortadan kalkmıştır.
Liman kararına gelince, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da liman gösteriminin bulunduğu, itirazın ise kısmen gösterilmeyen ağaçlandırılacak alana ilişkin olduğu görülmüştür.
Dava konusu çevre düzeni planınında liman ve liman geri sahası aynı lejantta tek bir gösterimde düzenlenmiş, plan notlarının 8.18.2.1 sayılı maddesinde, “Bu planda limanlar, yat limanları, çekek yerleri ve balıkçı barınakları büyüklüklerine bağlı olarak alansal veya sembolik olarak gösterilmiştir.” kuralına, 8.18.2.2 sayılı maddesinde “Bu alanlarda yapılaşma koşulları; 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikleri çerçevesinde hazırlanacak alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” kuralına, 8.18.2.3 sayılı maddesinde, “Bu alanlardaki uygulamalarda varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararları dikkate alınacaktır.” kuralına yer verilmiş, 8.18.3.1 sayılı maddesinde, liman geri sahalarında limanın kullanımına yönelik açık ve kapalı depolama tesisleri yapılabileceği,bu alanlarda hiçbir koşulda sanayi tesisleri yer alamayacağı, üretim yapılamayacağı, 8.18.3.2 sayılı maddesinde, bu planda liman alanı olarak gösterilen alanların bir bölümünün ilgili mevzuata aykırı olmamak üzere liman geri sahası olarak kullanılabileceği, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabileceği düzenlenmiştir.
Uyuşmazlığa konu alanın fiilen var olan bir liman alanının hemen arkasında bulunduğu, dava konusu çevre düzeni planına göre alanın sembolik olarak gösterildiği ve ancak liman veya liman geri sahası olarak kullanılabileceği, ayrıca alanda doğal sit alanı notasyonu bulunduğu, burada yapılacak uygulamaların ise Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikler ile varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararları doğrultusunda yürütüleceği dikkate alındığında, limanın geliştirilmesine yönelik öngörülen plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.
İtiraz 18
Dava dilekçesinde;
İzmir ili, Aliağa ilçesi, Çakmaklı köyü, Değirmen Yıkığı, Hacımehmet Çiftliği ve Kahramanlı Köyiçi mevkiinde bulunan muhtelif parselleri kapsayan alanda enerji yatırımı amacına yönelik olarak hazırlanan ve Bakanlık Makamının 05.09.2013 tarihli, 15571 sayılı olurları ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı doğrultusunda dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen termik santral alanı kararının korunması gereken bölgelerin korunamamasına yol açacağı, İl Tarım Müdürlüğünün olumsuz görüşünün dikkate alınmadığı; konut yerleşimleriyle içiçe olup ciddi çevre ve sağlık sorunları yaratacağı; herhangi bir bilimsel gerekçeye dayanmadığı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarına, planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın yıllar boyu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından sanayi alanı, enerji kaynak alanı ve enerji yatırım bölgesi olarak planlanarak söz konusu yatırımların önünün açıldığı, sözü geçen 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının ise bu davanın konusu olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Yukarıda 17. maddede yer alan termik santral alanı için yapılan tüm değerlendirmeler aynı bölgede bulunan bu alan için de geçerlidir. Bölgede termik santral geliştirilmesine olanak veren davaya konu plan kararının planlamada koruma-kullanma dengesini sağlama yaklaşımına aykırı olduğu görülmüş, planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. Öte yandan 30.12.2014 onay tarihli planda da bu kısım aynıdır; 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planında bu alan revize edilerek, “Tarım Alanı” olarak düzenlenmiş, itiraz konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 19
Dava dilekçesinde;
Davalı idare tarafından onaylanan Nemrut Limanına ait alt ölçekli planların idarelerince açılan davalar sonucu iptaline karar verildiği, bu nedenle 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen kullanım kararı ve sınırlarının ilgili mahkeme kararları ve dayanağı bilirkişi raporlarına aykırı düzenlendiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İddia edildiği gibi bahse konu alanın liman olarak plana işlenmediği, Kyme Antik Kenti olması nedeniyle 1. derece arkeolojik sit olarak tanımlandığı ve dava konusu plana bu şekilde işlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davalı idare buranın arkeolojik sit olarak tanımlandığını belirtmektedir. Liman alanı gösterim rengi ile arkeolojik sit alanı rengi birbirine karıştığı için yanlış anlaşılmıştır. Ancak gösterimde hala liman iskeleleri de planda görülmektedir. Bunun düzeltilmesi gerekir. Nitekim 16.11.2015 onay tarihli planda gerekli düzenleme yapılmış; itiraz konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 20
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi güneyinde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı olarak belirlenen iki alanın, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında birleştirilmek suretiyle büyütüldüğü ve sanayi ve depolama alanı olarak düzenlendiği, ayrıca Foça ilçesi, Kozbeyli köyü sınırları içerisinde bulunan tehlikeli atık bertaraf tesisinin (cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı) onaylı 1/5000 ölçekli ilave nazım imar planı bulunan kısmının, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gösterilmediği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı olarak belirlenen ancak mevcut durumda cüruf depolama ve geri kazanım faaliyetinin sürdüğü alanların demir çelik fabrikalarından çıkan cürufun depolanması ve geri dönüşümü konusundaki ihtiyaçlar göz önüne alınarak, yeni bir sanayi ve depolama faaliyeti içermeyecek biçimde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki alan sınırları esas alınarak cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı olarak düzenlenmesinin gerekli olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Geri kazanım tesisi, sanayi tesisi staatüsünde olduğundan cüruf depolama ve geri kazanım tesisinin dava konusu planda sanayi depolama alanı olarak planlandığı, planlanan sanayi depolama alanının, termik santralın kullanımı amacıyla planlandığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı çevre düzeni planında bu bölgede cüruf depolama alanları gösterilmiş; davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında sanayi alanları ile ilişkili olan “depolama alanı” gösterimi yapılmıştır. Alansal büyüklükler benzerdir.
Mevcut durumda bu alanların cüruf depolama ve geri kazanım alanı olduğu keşif esnasında görülmüştür. Bu durumun planda da kayıt altına alınması ve bu gereksinim mevcut durumda karşılandığı aynı yerden karşılanmaya devam etmesi anlamlıdır. Öte yandan iki plan arasında plan kararları birbiriyle çelişkili olarak değerlendirilmemektedir: Sanayi depolama alanı kullanımı altında atık depolama (cüruf depolama) konusunun da kapsanması mümkündür. Bununla birlikte davaya konu planın bu kısmında cüruf depolama ve geri kazanım alanı biçiminde CD olarak bir notasyon da gösterilmiştir.
(30.12.2014 onay tarihli planda da bu kısım aynıdır)
16.11.2015 onay tarihli planda CD notasyonu kaldırılarak TA notasyonu ile “tehlikeli atık bertaraf tesisi” olarak bu kullanıma olanak verilmiştir. TA notasyonu altında da bu işlev görülebilir ancak plan gösterim tablosu içinde CD notasyonu bulunduğu için buraya da CD notasyonun plan paftasına eklenmesi iç tutarlılık açısından anlamlı olacaktır. 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda sanayi depolama alanı yerine cüruf depolama alanı getirilmiş, CD notasyonları eklenmiş; böylece uyuşmazlık konusu ve yukarıda saptanan notasyon eksikliği konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı tarafından “CD” (cüruf depolama ve geri kazanım alanı) olarak gösterilmesi gerektiği iddia edilen söz konusu alanların 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tehlikeli atık bertaraf tesisi olarak değiştirildiği, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu alanların davacının talebi doğrultusunda “CD” notasyonu ile gösterildiği dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 21
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Horozgediği köyünün güneyindeki alanda bulunan ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı ve kentsel gelişme alanı olarak belirlenen bölgelerin sınırlarının, 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planının iptaline ilişkin … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ve karara esas bilirkişi raporundaki “…alanın çevre açısından temel sorun kaynağı olarak gördüğü Aliağa’daki mevcut sanayi kapasitesini, istihdamı ve nüfusu çok daha artırarak yaptığı, buna göre 2005 yılında 45000 olan Aliağa yerleşmesinin nüfusu 2025 yılı için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında önce 80000, revizyonla 110000’e yükseltilmişken dava konusu planla 2030 yılı için 246847 gibi son derece yüksek bir düzeye çıkartılmaktadır. Diğer bir deyişle, dava konusu plan ile 25 yıl gibi bir sürede İzmir kentsel bölge bütününde 1,85 kat, merkez kentte 1,5 kat artarken Aliağa için bu artışın 5,5 kata çıkartıldığı, böyle bir nüfus yüklemesi kuşkusuz sanayi alanlarının büyük oranlarda genişletilmesini de beraberinde getireceği, plan raporunda da belirtildiği gibi, hakim rüzgar akımları nedeniyle Aliağa ve güneyindeki mevcut sanayi tesislerinin İzmir kentini hızla kirlettiği planla öngörülen ve mevcut nüfusu 5,5 katma çıkartan ve yeni sanayi yüklemelerini öneren planın neden olacağı hava, su ve toprak kirliliğinin İzmir Kent bütünü ve Gediz Ovası ve Menemen’deki tarım topraklarının büyük ölçüde tarımsal kullanımın dışına iteceğinin açık olduğu…” ifadeler doğrultusunda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “depolama alanı” ve “tarım alanları” olarak yeniden düzenlendiği, bu nedenle söz konusu plandaki alan sınırlarının ve kullanım kararlarının ilgili mahkeme kararları gereği 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki şekliyle düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Sözü edilen mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda “….2030 yılı için 246847 gibi son derece yüksek bir düzeye çıkartılmaktadır.” denildiği, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Aliağa ilçesi için öngörülen nüfusun 110.000 kişi olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Her iki planda da uyuşmazlık konusu bu alanda sanayi, depolama, kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı önerisi bulunmaktadır. Ancak davaya konu planda özellikle depolama alanının daha da fazla büyüklükte öngörüldüğü, ayrıca kentsel gelişme alanının da daha büyük olduğu görülmektedir. Aslında büyüklükler arasındaki farklılık, İki plan arasında önemli biçimde farklılaşan bir stratejik plan kararına işaret etmemektedir. Ancak davacı idarenin itirazında açıklanan biçimde mahkeme kararı doğrultusunda davacının onadığı 1/25000 ölçekli planda olduğu biçimde koruma-kulianma dengesinin bu bölge için gözetilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Bu durum hem yukarıda belirtildiği gibi bu bölgedeki aşırı sanayi gelişmesinden kaynaklanmaktadır; hem de mahkeme kararının gereğidir.
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda sanayi depolama alanı ve kentsel gelişme alanı küçültülmüş; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.
(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde, bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 22
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, … Mahallesi yerleşim alanının, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki şekliyle kırsal yerleşme alanı olarak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına aktarılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
… Mahallesi yerleşim alanının, dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kırsal yerleşme alanı olarak plana işlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Kalabak yerleşimi dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kırsal yerleşme alanı olarak gösterilmektedir. Burada davacı idare tarafından pafta inceleme sırasında bir hata olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim daha sonraki (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli) çevre düzeni planlarının iptali istemiyle açılan davalar kapsamında bu konu itiraz maddeleri arasında yer almamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı tarafından Kalabak Mahallesi yerleşim alanının İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kırsal yerleşme alanı olarak gösterilmesi gerektiği iddia edilmiş ise de, söz konusu alanın dava konusu planda zaten kırsal yerleşme alanı olarak gösterildiği görüldüğünden bahse konu plan kararında, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 23
Dava dilekçesinde;
Foça ilçesi, Gerenköy yerleşmesi kuzeyinde yer alan ve 1/1000 ölçekli imar planları bulunan yaklaşık 16 ha.lık alanın, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında mera alanı ve tarım arazisi olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında olduğu gibi kentsel gelişme alanı olarak planlanması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının plan hükümleri 7.13 maddesi uyarınca bu planın onayından önce ilgili idaresince onanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı doğrultusunda iş ve işlemlerin yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Burada davalı İdare Bakanlık tarafından askı sürecinde düzeltme yapılmış olup, 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planlarının iptali istemiyle açılan davalar kapsamında bu konu itiraz maddeleri arasında yer almamaktadır. Uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı süreci sonrasında 30.12.2014 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 24
Dava dilekçesinde;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile Foça ilçesi, Bağarası yerleşmesi batısında yer alan, mevcut ve alt ölçekli imar planları bulunan kentsel gelişme alanının kuzeyine yaklaşık 30 hektar daha kentsel gelişme alanı ilave edildiği, ancak söz konusu bölgeye ilişkin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planına askı süresi içinde konut talebiyle yoğun itirazlar iletildiği, söz konusu itirazların bölge bütününde yeterli konut alanı bulunduğu gerekçesiyle reddedildiği, bu kapsamda açılan davanın idareleri lehine sonuçlandığı, bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile ilave edilen parçacı ve parsel bazındaki yaklaşık 30 hektarlık kentsel gelişme alanı kararının ilgili mahkeme kararları da incelendiğinde uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın Söğütçük Mahallesinde olduğu, Foça ilçe merkezinin tamamının özel çevre koruma bölgesi olmasından dolayı kentsel gelişme alanı ihtiyacının Söğütçük Mahallesinden karşılandığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bu alana ilişkin olarak davaya konu planın alt ölçekli plana uygun olması konusu başlıca konu olarak değerlendirilmemektedir. Hedef yıllarının farklılığı nedeniyle elbette kentsel gelişme alanları açısından farklılıklar olabilir. Ayrıca rapor boyunca belirtildiği üzere stratejik bir plan kararı daha önceki planlarda olmadığı halde üst ölçekli yeni çevre düzeni planında elbette söz konusu olabilir.
Buradaki temel konu kentsel yerleşmelerin olmadığı, çalışma alanlarının bulunmadığı, doğal alanların ve ekolojik olarak korunmasının son derece önemli olduğu kentin bu alanında öngörülen kentsel gelişme alanı kararıdır. Burası kentsel yerleşmelerden uzak, tarımsal alanlar içinde, ayrıca doğal hayat açısından önemli değerlere yakın konumda bir alandır. Uydu fotoğrafından görüldüğü üzere burada az yoğun biçimde bir konut alanı gelişimi olmuştur. Mevcut yerleşime başlanmış kısım henüz tamamen dolmuş değildir. Bu mevcut durumun bile buradaki tarımsal ve doğal değer nedeniyle uygun olmadığını belirtmek gerekir. Bu alanın yeni gelişme alanıyla daha da büyütülmesi de aynı nedenle uygun değildir.
Buradaki stratejik kararın bu noktada mevcut konut gelişme eğilimini sürdürmek değil, bu eğilimi engelleyecek biçimde burada daha fazla konut gelişimine izin vermemek ve buradaki doğal hayat açısından duyarlı bu bölgenin olumsuz etkilenmemesini sağlamak, özetle korumacı bir stratejiyi bu bölge için benimsemek biçiminde olması gerekir. Bu açıdan davaya konu planın bu alana ilişkin kısmı şehircilik İlkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumu, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı gibi plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 25
Dava dilekçesinde;
Menemen ilçesi, Türkeli Mahallesinde ve Selçuk ilçe merkezi kuzeyinde yer alan bölgelerde, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarımsal sanayi alanları” kullanımda kalan alanın dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” olarak belirlendiği, söz konusu alanların alt ölçekli imar planlarının bulunduğu, alanların bir bölümünde bu planlar doğrultusunda yapılaşmanın gerçekleştiği, dava konusu planın tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin plan uygulama hükümleri incelendiğinde, bu alanlar için “…tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır.” tanımı yapıldığı, ancak tarımsal sanayi alanlarının, sadece organize değil parsel bazında da yapılaşmaya olanak sağlayacak şekilde planlanmış olduğu, bu doğrultuda kararın tekrar irdelenerek, ya plan uygulama hükümlerinden “toplu olarak (organize şekilde)” ifadesinin kaldırılması, ya da bu alanlarda plan kararının “sanayi alanı” olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 4.18 sayılı plan hükmünde tarımsal sanayi alanlarının, 4.22 sayılı plan hükmünde de tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının tanımlandığı, her iki tanımın da aynı amaçla yapıldığı sadece isim farklılığı bulunduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlığa konu olan iki arazi kullanım türünün birbirinden farklı olmadığı, stratejik karar olarak burada tarımsal sanayinin sürmesine olanak tanıyan bir plan kararının davaya konu planda getirildiği görülmektedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları biçiminde bir arazi kullanım kararı getirilmiştir; ve bu kullanım kapsamında tarımsal sanayi kullanımı olanaklıdır. Keşif esnasında burada tarımsal sanayi yönünde bir gelişme eğilimi olduğu görülmüştür. Bu eğilimle beraber hayvancılık geliştirme alanlarının da burada yer alması açısından alan uygundur.
Buradaki “organize” ifadesinin ise bölgenin bir “organize sanayi bölgesi” biçiminde geliştirilmesi şartı getirdiği söylenemez. Bu nedenle davaya konu plandaki kullanım biçimi ve buna ilişkin plan notunun bu bölgeye ilişkin olarak şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakınca barındırmadığı tespit edilmiştir.
Bu plan kararı 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planlarında da aynı biçimde devam ederken, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda tarımsal sanayi alanı olarak bu kısım yeniden düzenlenmiştir. Böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 26
Dava dilekçesinde;
Ulucak yerleşiminin batısında yer alan yaklaşık 95 hektarlık bölgenin dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, ancak söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında tarım alanı olarak belirlendiği, alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı; ayrıca dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Ulucak yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun, 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında; tarım arazisi olarak belirlenen alanların kentsel gelişme alanına dönüştürülmesinin gerekçesinin anlaşılamadığı, bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan söz konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir bir metropol kent kimliğinde olduğundan nüfus dağılımının sadece ilçe ya da mahalle bazında değerlendirilmesinin yanlış yorumlara neden olabildiği, İzmir’de ikamet edip Manisa’da çalışan; ya da tam tersi Manisa’da ikamet edip İzmir’de çalışan nüfusun hareketi dikkate alındığında Ulucak Mahallesinin batısında yer alan kentsel gelişme alanının Ulucak Mahallesinin gelişme alanı olarak algılanmasının çok yanlış bir planlama anlayışı olduğu, kaldı ki bahse konu yerleşmenin, hemen güneyinde yer alan organize sanayi bölgesinde çalışanlar için de barınma ihtiyacının karşılanacağı bir alan niteliği taşıdığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda söz konusu alan sınırlı büyükte bir alana isabet etmektedir. Bu ölçekteki alansal büyüklüklerin şematik olması (ve o biçimde algılanması) gerektiği, ayrıca bu ölçekte ölçü alınarak değerlendirme yapılmasının doğru olmayacağı daha önce belirtilmişti. Ancak söz konusu kentsel gelişme alanının bu bölgedeki gelişme şeması açısından stratejik bir özelliği olduğunu da belirtmek gerekir. Davaya konu planda da davacının onadığı planda da bölgede demiryolunun ve otoyolun kuzeyinde tek bir noktada (Ulucak yerleşimi ve çevresinde) yoğunlaşan gelişme söz konusu olup, demiryolunun ve otoyolun kuzeyi, bu nokta dışında tarımsal alan olarak planlarda korunmuştur. Ancak uyuşmazlık konusu plan kararı ile, demiryolunun ve otoyolun kuzeyinde yeni bir odak bölge yaratılarak yeni bir gelişme alanı öngörülmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi, bu gelişme öngörüsünün alansal büyüklüğü sınırlı olsa da, içerdiği plan kararı buraya ilişkin plan yaklaşımını değiştirmekte ve demiryolunun ve otoyolun iki tarafında da demiryolu ve otoyol hattı boyunca gelişmenin olmasına olanak sağlayacak yeni bir plan anlayışı getirmektedir. Bu durumda hem demiryolunun hem otoyolun bölücü etkisi nedeniyle, köprüler ve tüneller içeren yüksek maliyetli bir kentsel sistemin oluşmasına yol açmakta, demiryolu kuzeyindeki tarımsal alanın da kaybı gibi bir maliyeti beraberinde getirmektedir. Bu yeni gelişme alanı mevcut Ulucak odağından da kopuktur; demiryolunun ve otoyolun güneyinde öngörülen gelişme alanlarından da kopuktur. Hem parça parça gelişmelerin tarımsal alanda olmasına olanak tanıdığı, hem gelişmelerin demiryolunun ve otoyolun güneyi ile sınırlanıp kuzey kısmındaki tarımsal alanların korunması yönündeki plan stratejisini değiştiren bir etkisi olduğu için bu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur
Dava konusu plana askı sürecinde yapılan itiraz sonucunda buradaki kentsel gelişme alanının yüzölçümü küçültülmüştür; ancak hem 30.12.2014 onay tarihli hem de 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planlarında yukarıda belirlenen sakıncalar (otoyol ve demiryolunun diğer tarafındaki gelişmenin etkileri, vb.) devam etmektedir. 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede bir değişiklik yapılmışsa da, uyuşmazlık konusu kentsel gelişme alanı kaldırılmamıştır. Bunun güneyinde, demiryolu ve otoyolun güneyindeki kısım kaldırılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumu, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, verilecek izinlere göre alanın yapılaşmaya açılabileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 27
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesinin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan, dava konusu çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlenmiş yaklaşık 112 hektarlık alanın, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanı” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” kullanımları ile “1. ve 3. derece arkeolojik sit alanında kaldığı, söz konusu bölgenin alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca dava konusu çevre düzeni planında Ulucak yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu “kentsel gelişme alanı” kullanım kararının hangi gerekçe ile getirildiğinin anlaşılamadığı, kaldı ki 1. derece arkeolojik sit alanına getirilen kentsel gelişme alanı kararının 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına da aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenen alanda doğal sit değil sadece arkeolojik sit kararı bulunduğu, arkeolojik sit alanlarının derecesine göre yapılaşma koşullarının farklılık gösterdiği, alt ölçekli planların yapılması durumunda kurum/kuruluş görüşleri kapsamında ilgili belediyesince değerlendirileceği, dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanan alanın mutlak suretle imara açılacağı anlamına gelmediği, ihtiyaç olması durumunda ilgili belediyesince değerlendirilmesine imkan sağlamak için plana işlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu alanda önemli büyüklükte bir arkeolojik sit alanı bulunmaktadır. Arkeolojik sit alanının sınırları ve konumu davacı idarenin onadığı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında görülmektedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda buraya “A” notasyonu getirilerek arkeolojik sit alanı bulunduğuna ilişkin gösterim yapılmıştır. Ölçek gereği hassas alansal gösterim yapılmadan sadece notasyön getirilmesi bazı durumlarda uygun olabilir. Ancak arkeolojik sit alanı notasyonu ile beraber burada kentsel gelişme alanı önerilmesi arkeolojik koruma kararıyla çelişen ve planlama esaslarına aykırı bir yaklaşımdır. Keşif esnasında ise burada arkeolojik sit alanının yanısıra değerli bir doğal çevre gözlenmiştir. Bu durum bir üst maddedeki inceleme kapsamında verilen uydu fotoğrafında da görülmektedir. Hem doğal çevreye duyarlılık açısından hem de arkeolojik sit alanı olarak gösterilen yerde yarattığı çelişki açısından bu alanda öngörülen kentsel gelişme alanı plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
Bu durum 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planlarında da aynı biçimdeyken;10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı kaldırılmış ve arkeolojik sit alanı gösterilmiştir. Böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu gösterimin düzeltildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusu giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 28
Dava dilekçesinde;
Ulucak yerleşim lekesinin kuzey kısmının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ve 1/5000 ölçekli nazım imar planında “tarım alanı” olarak belirlendiği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı revizyonuna esas kurum görüşüne cevaben Tarım İl Müdürlüğünün 04.05.2010 tarihli, 18077 sayılı görüşü ile söz konusu alanların, kuru dikili tarım arazisi (zeytin) olduğunun belirtildiği, bu kapsamda ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının iddialarının birbirinin tekrarı niteliğinde olmasından ötürü, cevaplarının da aynı nitelikte olduğu, İzmir bir metropol kent kimliğinde olduğundan nüfus dağılımının sadece ilçe ya da mahalle bazında değerlendirilmesinin yanlış yorumlara neden olabildiği, İzmir’de ikamet edip Manisa’da çalışan; ya da tam tersi Manisa’da ikamet edip İzmir’de çalışan nüfusun hareketi dikkate alındığında Ulucak Mahallesinin batısında yer alan kentsel gelişme alanının Ulucak Mahallesinin gelişme alanı olarak algılamanın çok yanlış bir planlama anlayışı olduğu, alt ölçek planların yapılması durumunda kurum/kuruluş görüşleri kapsamında ilgili belediyesince değerlendirileceği, dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanan alanın mutlak suretle imara açılacağı anlamına gelmediği, ihtiyaç olması durumunda ilgili belediyesince değerlendirilmesine imkan sağlamak için plana işlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Dava konusu 1/100000 ölçekli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak gösterilen yer, davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli çevre düzeni planında yine kentsel gelişme alanıdır ancak daha boşluklu bir yapıya sahiptir ve gelişme alanı ile tarımsal alanlar içiçe biçimde bir gösterim yapılmıştır.
1/100.000 ölçekli planın dili, genelliği, ölçeğin gerektirdiği biçimde ayrıntı düzeyinin azlığı nedeniyle aynı biçimde boşluklu yapının bu plan diliyle ifade edilmesi, kentsel gelişme ile tarımsal alanların içiçe neredeyse kesin alansal sınırlarıyla gösterilmesi söz konusu değildir. Aslında bu nedenle tarımsal alanın alt ölçeklerde korunmasında bu gösterimin engel teşkil etmesi olasıdır. Öte yandan belirtmek gerekir ki davacı idarenin planında da mutlak biçimde tarımsal alan olarak bir yerleşim-tarım sınırı ve geçişi planlanmadığı için bu içiçe yapının da tarımsal alanı koruma açısından net bir strateji gösterdiği söylenemez. Özetle, üst ölçekli ve 1/100.000 Ölçekli bir plan olan davaya konu planın alt ölçekli plan ile birebir örtüşmesi ve alansal kullanımları aynı sınır ve büyüklükte göstermesi beklenmediği için, planın bu bölgesinde (geçmiş mevcut alt ölçekli planlar ile de karşılaştırıldığında) planın iptalini gerektirecek stratejik önemde farklılık gösteren bir karar ve sakınca saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 29
Dava dilekçesinde;
Ulucak yerleşiminin kuzeyinde yer alan ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı” olarak belirlenen alanın, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “büyük kentsel yeşil alan”, “eğitim tesisi alanı” ve “sağlık tesisi alanı” kullanımında kaldığı, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı çalışmaları sürecinde Orman Bölge Müdürlüklerinden elde edilen veriler doğrultusunda söz konusu alanın orman alanı olmadığı tespit edildiğinden, söz konusu sosyal donatı alanlarının korunması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planlama çalışması yapılırken temin edilen kurum/kuruluş verilerinin plana işlendiği, orman alanı olarak plana aktarılan kurum verisinde değişiklik olması durumunda ve planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak ilgili idaresince onanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı doğrultusunda iş ve işlemlerin yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bir üst maddede verilen paftalarda görüldüğü üzere davacı idarenin onayladığı planda kentsel gelişme alanının kuzey sınırında eğitim ve sağlık tesisi ile kentsel yeşil alan önerilmiştir. Davaya konu planda kentsel gelişme alanı ve ardından orman alanı başlamaktadır. (Bu durum 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli Çevre Düzeni Planlarında da aynı biçimde devam etmektedir.) Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda tüm eğitim ve sağlık tesislerinin, ayrıca yerleşimlerdeki tüm yeşil alanların gösterilmesi söz konusu olmayıp kentsel gelişme alanı içinde bunlar yer alabilecektir. Sadece kademe olarak yüksek olan kullanımlar (örneğin üniversite, büyük sağlık merkezi veya yerleşkesi, bölgesel park) bu ölçekte gösterilmelidir; ancak düşük kademedeki sosyal donatı alanları alt ölçekli planların konusudur. Bu kullanımlar bu ölçekteki planda gösterilmese de alt ölçekli planlarda kentsel gelişme alanı içinde yer alabilir. İki plan karşılaştırıldığında bu eğitim, sağlık ve yeşil alanların davaya konu planda kentsel gelişme alanına değil de bunun hemen sınırında başlayan orman alanına isabet etmesi konusu ise planların ölçek farkı, bu ölçekte plan üzerinden ölçü alınmasının doğru olmadığı gerekçeleriyle planın iptalini gerektirecek bir durum olarak değerlendirilmemektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 4.51 sayılı plan notunda, orman alanları, 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca saptanmış ve saptanacak alanlar olarak tanımlanmış, 5.1.2 sayılı maddesinde orman alanlarının korunması koruma ilkeleri arasında sayılmış, 7.47 sayılı maddesinde, bu plan sınırları içindeki tüm orman sayılan yerlere ve orman alanlarına ilişkin konularda 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca uygulama yapılacağı belirtilmiş, 8.11.1 sayılı maddesinde, bu planda orman alanı olarak gösterilen alanların, devlet ormanları, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar, özel ormanlar ve muhafaza ormanları olduğu ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine tabi alanlar olduğu, 8.11.2 sayılı maddesinde, planlama bölgesi içindeki orman alanlarının, orman amenajman planları esas alınarak bu plana işlendiği, 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.
Plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu açıktır. Bu bakımdan davacının itirazı alt ölçekli imar planlarının konusuna girmekte olup, dava konusu çevre düzeni planında orman alanlarının korunmasına yönelik stratejisine uygun biçimde şematik olarak gösterilen orman alanında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 30
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Çınarköy turizm alanının kuzeyindeki yaklaşık 58 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı”, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise “tarım alanı” olarak belirlendiği, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu bölgede “kentsel gelişme alanı” kullanım kararının hangi gerekçe ile getirildiğinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının iddialarının birbirinin tekrarı niteliğinde olmasından ötürü, cevaplarının da aynı nitelikte olduğu, İzmir bir metropol kent kimliğinde olduğundan nüfus dağılımının sadece ilçe ya da mahalle bazında değerlendirilmesinin yanlış yorumlara neden olabildiği, İzmir’de ikamet edip Manisa’da çalışan; ya da tam tersi Manisa’da ikamet edip İzmir’de çalışan nüfusun hareketi dikkate alındığında Ulucak Mahallesinin batısında yer alan kentsel gelişme alanının Ulucak Mahallesinin gelişme alanı olarak algılamanın çok yanlış bir planlama anlayışı olduğu, alt ölçek planların yapılması durumunda kurum/kuruluş görüşleri kapsamında ilgili belediyesince değerlendirileceği, dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanan alanın mutlak suretle imara açılacağı anlamına gelmediği, ihtiyaç olması durumunda ilgili belediyesince değerlendirilmesine imkan sağlamak için plana işlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Yolun her iki tarafında da değerli tarım arazisi olduğu hem keşif esnasında gözlenmiştir, hem de uydu fotoğrafından gözlenmektedir. Bu durumda yolun bir tarafında tarımsal arazinin korunması yaklaşımından neden vazgeçildiği ve kentsel gelişme alanı olarak bu yol boyunca yolun güneybatı tarafının gelişmeye açıldığı anlaşılmamaktadır. Bölgedeki kentsel gelişme ve yapılaşma eğilimi île baskısının da yolun her iki tarafında olduğu görülmektedir. Üst ölçekli bir çevre düzeni planında alt kademe belediyenin talebi irdelenmeden ve stratejik hedefler doğrultusunda değerlendirilmeden plana işlenmemelidir. Tarımsal değer taşıyan bu alanda benimsenmesi gereken stratejik karar ise tarımsal üretim açısından zengin olan bölgelerin korunmasıdır. Bu durum Kemalpaşa yerleşimi için hiçbir yeni gelişme alanı açılmayacağı anlamına gelmemelidir. Ancak dava konusu planda görüldüğü üzere Kemalpaşa yerleşiminin mevcut alanının kat kat üzerinde yeni gelişme alanları açılmış olup, bu plan kararı tarımsal alanların korunmasından vazgeçilerek sağlanmıştır. Bu nedenle bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının gözden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan alanların azaltılması gerektiği görüşündeyiz. Bu nedenle Kemalpaşa’da kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanların büyüklüğü nedeniyle davaya konu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında kentsel gelişme ve turizm alanı komşuluğunda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, yapılaşmaya açılmayarak tarım arazisi olarak plan kararı üretilebileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 31
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Aşağı Mahallenin kuzey batısındaki alanın, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “üniversite alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanın, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Bornova-Pınarbaşı- Kemalpaşa ilçelerinde ortaya çıkan kamyon ve tır parkı ihtiyacını karşılamak üzere “tır parkı”, “kamyon garajı” ve “garajlar” kullanımlarına ayrıldığı, ayrıca, söz konusu alanın “üniversite yerleşke alanı”, “eğitim tesis alanı” ve “sağlık tesis alanı” olarak belirlenmesine ilişkin idarelerine iletilen 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişiklik önerisinin, belediye meclisinin 16.03.2012 tarihli, 05.280 sayılı kararı ile uygun bulunmadığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında Kemalpaşa Belediye Başkanlığının 16.09.2009 tarihli, 1839/3376 sayılı yazısında belirtilen talep doğrultusunda Kemalpaşa ilçe merkezinin güneydoğusunda, Kemalpaşa-Torbalı karayolu üzerinde “üniversite alanı” belirlendiği, bu kararın korunması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tır parkı, kamyon garajı ve garajlar kullanımına ayrılmış olduğu iddia edilmesine rağmen, uydu görüntüleri incelendiğinde bugüne kadar hiçbir yapılaşma, kamulaştırma ya da planın uygulanmasına yönelik işlem olmadığının anlaşılacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Konunun 33. madde ile beraber değerlendirilmesi gerekir. Üst ölçekli planın muhakkak alt ölçekli plan kararlarını sürdürmek zorunda olmadığı, yeni stratejik kararlar getirebileceği, bunların gerekçeli biçimde planda anlatılması gerektiği daha önce belirtilmişti. Bu nedenle muhakkak davacı idarenin planında öngörülen üniversite alanının benimsenmesi gerektiği gibi bir iddia söz konusu olamaz. Ancak davacı İdarenin planında (33. maddede) anlatılan üniversite alanının Kemalpaşa Belediyesi talebi doğrultusunda oluşturulduğu ve alt ölçekli planlarda çalışılmış olduğu, dolayısıyla bir plan geçmişi olduğu anlaşılmakta olup, bu süreçlerin üst ölçekli planda irdelenmesi, benimsenmiyorsa da niye benimsenmediğinin belirtilmesi gerekir.
Bu tür bir gerekçelendirme bulunmadığı için Bilirkişi Kurulumuz bu konuyu Kemalpaşa yerleşimi ve çevresinde bir üniversite alanı olacaksa bunun doğru yer seçimi neresi olmalıdır gibi bir sorgulama ile değerlendirmektedir. Davaya konu planda yerleşimin dışında, OSB alanı ile Aşağı Mahallenin otoyola bitişik noktasında (notasyon olarak) üniversite kararı getirilmiştir. Otoyol üzerinde olması erişilebilirliğe değil, tam tersine otoyollar giriş kontrollü koridorlar olduğu için görece sınırlı erişilebilirliğe işaret etmektedir. Bilirkişi Kurulumuz Kemalpaşa İlçesinde bir üniversite alanı olacaksa bunun Kemalpaşa yerleşimiyle bütünleşen, yerleşik yapıdan beslenebilecek ve o yapıya da katkı verebilecek konumda, erişilebilir bir yerde, öğrenci ve öğretim üyelerine farklı konut alanı olanakları ile ticaret ve rekreasyon olanakları sunabilen bir yerde bulunmasının anlamlı olduğu görüşündedir. Üniversite yerseçiminde bu ölçütler her örnek için geçerlidir. Bu açıdan ele alındığında davacı idarenin onayladığı 1/25.000 ölçekli planda öngörülen üniversite alanı konumu daha doğru bir yer seçimine işaret etmektedir.
Son olarak Üniversite yerleşkesinin tam olarak alanını belirlemek davaya konu planın ölçeği için söz konusu olmamakla beraber, yaklaşık konum açısından planın stratejisini net biçimde yansıtmaktadır. Dolayısıyla davaya konu planda OSB yanında öngörülen üniversite alanının alt ölçekli planda Kemalpaşa yerleşimi içinde planlanması söz konusu olamaz; bu açıdan esneklik anlayışı bu derece farklı konumların alt ölçeklerde olanaklı olduğu biçiminde yorumlanmamalıdır.
Özetle, davaya konu planın Kemalpaşa yerleşimi için öngördüğü üniversite alanının konumuna ilişkin kararın, mevcut alt ölçekli planlardaki konumla karşılaştırıldığında, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı tespit edilmiştir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının, söz konusu alana 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında tır parkı, kamyon garajı ve garajlar kullanım kararları getirildiği buna uygun olarak dava konusu planda düzenleme yapılması gerektiği iddiası, söz konusu kullanımların dava konusu çevre düzeni planı ölçeğinde getirilemeyeceği gibi dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Öte yandan, davalı idarece bilirkişi raporuna yapılan itiraza ilişkin dilekçede 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklik ile uyuşmazlığa konu üniversite alanının kaldırıldığı belirtildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz 32
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa merkez yerleşiminin doğusundaki yaklaşık 40 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, söz konusu bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanlarının planın amacı ve genel ilkeleri ile örtüşmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kemalpaşa ilçe merkezinin güneyinde planlanan bölgesel/kentsel spor alanı ve turizm tesis alanlarının Kemalpaşa ilçesinin ekonomisini canlandıracak planlama kararları olduğu, bu yatırımların gerçekleşmesi durumunda kentsel gelişme alanı ihtiyacı ortaya çıkacağı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda bu noktadaki kentsel gelişme alanı doğudaki otoyol bağlantı yoluna kadar genişletilmiştir. Davacı idarenin onadığı planda bu bağlantıya kadar genişletilmiş değildir. Genel yaklaşım olarak iki plan arasında farklar olmasının doğal olduğu, üst ölçekli planda ilave stratejiler benimsenerek farklı bir gelişme alanı öngörüsünün de söz konusu olabileceği belirtilmişti. Ancak 30. maddede yapılan değerlendirme doğrultusunda, dava konusu planda Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alanının 2-3 katı kadar yeni gelişme alanı açılmış olup, bu alanlar tarımsal açıdan korunması gereken yerlerdedir. Tarımsal yapı uydu fotoğrafında görülmektedir. Dolayısıyla kentsel gelişme alanının bu derece büyütülmesi kararı tarımsal alanların kaybı pahasına gerçekleşmektedir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
Bu nedenle bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının gözden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan yeni gelişme alanlarının azaltılması gerektiği görüşündeyiz. Bu nedenle Kemalpaşa’da kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanların büyüklüğü nedeniyle davaya konu planın bu kısmı da şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 33
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Çiniliköy mevkiindeki yaklaşık 185 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Kemalpaşa Belediye Başkanlığının 16.09.2009 tarihli, 1839/3376 sayılı yazısında belirtilen talep doğrultusunda Kemalpaşa ilçe merkezinin güneydoğusunda, Kemalpaşa-Torbalı karayolu üzerinde “üniversite alanı”, çevresinin ise “tarım alanları” olarak belirlendiği, bu alanların korunması gerektiği, söz konusu bölgede alt ölçeklerden gelen yeteri kadar gelişme alanının da bulunduğu göz önüne alındığında bölgeye ilave edilen gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın Kemalpaşa Belediye Başkanlığının 2014 yılı içerisindeki talebi üzerine dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak planlandığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“31. maddeki itiraz kapsamında anlatıldığı üzere davacı idarenin onadığı plandaki konumda üniversitenin planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından daha doğrudur. Bu bölgede üniversite olacaksa bu alanda planlanmalıdır. Üniversite kullanımı elbette kentsel gelişme alanı içinde olabilir; ancak stratejik bir karar olduğu için bu noktada Ü notasyonu ile üniversite kararının 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planına işlenmesi gerekecektir.
Bunun yanısıra, 32. maddede verilen plan paftalarında görüldüğü üzere, davaya konu planda bu kısımda önerilen kentsel gelişme alanı da oldukça büyüktür. Bu bölgede aşırı büyüklükte bir gelişme alanı öngörüldüğü ve bunun yeniden gözden geçirilerek azaltılması gerektiği daha önce belirtilmişti.
10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde bu kısımdaki kentsel gelişme alanının yüzölçümü küçültülmüştür. Ancak üniversite konumuna ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmıştır. Öte yandan, idarece söz konusu alanda 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile 157 hektar kentsel gelişme alanının kaldırıldığı belitilmiştir. Alt ölçekli planlama çalışmalarında tarım arazileri için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılabileceği ve üniversite alanı için ise gerekli izinler alındıktan sonra yatırım kararı kesinleşen alanlarının da alt ölçekli planlama çalışmalarında değerlendirilebileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 34
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Yukarı Kızılcada, Kuruderenin kuzey doğusunda yaklaşık 87 hektarlık alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel ve bölgesel büyük spor alanı kullanımına ayrıldığı, ayrıca söz konusu alanın 1/1000 ölçekli uygulama imar planında golf alanı, turizm ve 2. konut alanı kullanımlarında kaldığı, diğer taraftan Yukarı Kızılcanın batısındaki yaklaşık 271 hektarlık alanın ise İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “bölgesel/kentsel spor alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı”, “orman alanı” ve “doğal ve ağaçlık karakteri koruncak alanlar” “kullanımında kaldığı, bu kapsamda değiştirilen ve yeni getirilen plan kararlarının sebebinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planda kentsel yerleşik alanların, 4.7 sayılı plan hükmünde, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış alanlar olarak tanımlandığı, davacı idare tarafından onanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Yukarı Kızılca Mahallesini yok hükmünde sayarak kentsel ve bölgesel spor alanı kullanımına ayırmış olmasının sebebinin anlaşılamadığı, Kemalpaşa Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda ilçe merkezinin güneyinde bölgesel/kentsel spor alanı ve turizm tesis alanı planlandığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Dava konusu planda kentsel yerleşik alan gösteriminin hatalı konumlandığı anlaşılmaktadır; çünkü 30.12.2014 onay tarihli çevre düzeni planında burada davacı idarenin talebi doğrultusunda düzeltme yapılarak bölge turizm kullanımına ayrılmıştır. Dolayısıyla ilk konuya ilişkin uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır. (Öte yandan bu düzeltme sırasında alanın yüzölçümü büyümüş ve doğal sit alanlarıyla içiçe konuma gelmiş olup, bu konuya ilişkin değerlendirme ve sakıncalar ilgili çevre düzeni planının iptali istemiyle açılan dava kapsamında hazırladığımız bilirkişi raporunda verilmektedir.)
Yukarı Kızılcanın batısındaki bölgesel kentsel spor alanı yönündeki plan kararında ise Bilirkişi Kurulumuz sakıncalı bir planlama yaklaşımı olduğu görüşündedir. Keşif esnasında görüldüğü üzere burada mevcut doğal dokunun bozulmadan korunmasını gerektiren bir doğal değer bulunmaktadır. Bu nedenle bu konumun kentsel spor alanı kullanımı için uygun olmadığı, davaya konu planın bu kısmındaki söz konusu spor alanı kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru bir yaklaşım olmadığı saptanmıştır.
Bu plan kararı 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da aynı biçimde korunmuş; ancak 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu spor alanı önerisi kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Kemalpaşa, Yukarı Kızılcada, Kuruderenin kuzey doğusunda yaklaşık 87 hektarlık alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel ve bölgesel büyük spor alanı kullanımına ayrıldığı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının bulunduğu ileri sürülmüş, davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notlarında, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı gibi bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu öte yandan alt ölçekli planlarda ileri sürülen kullanımların yapılabileceği, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılmayacağı açıklandığından bu hususa ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemekle birlikte 30.12.2014 onay tarihli çevre düzeni planında burada davacı idarenin talebi doğrultusunda düzeltme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının diğer itiraz konusuna gelince (Yukarı Kızılcanın batısındaki yaklaşık 271 hektarlık alan) 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu spor alanının kaldırıldığı, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa, Kuruderenin güneyinde yaklaşık 44 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanları” olarak belirlendiği, söz konusu alanın tarım arazisi niteliğinde ve yeşil kuşak alanının bir parçası olduğu, bölgede ilave turizm tesis alanı yaratacak turizm potansiyelinin bulunmadığı, Yukarı Kızılcanın kuzeyinde yaklaşık 107 hektarlık “turizm tesis alanı” planlandığı ve büyük bir kısmının henüz boş olduğu dikkate alındığında, ilave getirilen turizm tesis alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kemalpaşa Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda ilçe merkezinin güneyinde bölgesel/kentsel spor alanı ve turizm tesis alanı planlandığı, bölgesel/kentsel spor alanı kapsamında golf turizmi yapılacağından bölgede yoğun turizm tesis alanı ihtiyacı olacağının öngörüldüğü belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda da dava konusu çevre düzeni planında da bu noktaya ilişkin plan stratejisi turizm amaçlı gelişim yönündedir. Ancak davaya konu planda davacı idarenin planındaki turizm alanı kentsel gelişme alanı olarak öngörülmüş ve turizm alanı önerisi alansal olarak daha büyük biçimde ve güneye doğru gelişme öngörüsü ile planlanmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi 1/100.000 ölçekli plan incelenirken alansal büyüklük karşılaştırmasında tam ölçü alınarak bu değerlendirmenin yapılması sağlıklı bir plan inceleme yaklaşımı değildir; ancak buradaki doğal yapının değeri dikkate alındığında daha güneye doğru gelişme öngörüsünün bu bölgenin ve doğal yapının geleceği için stratejik önemi olduğu da bir gerçektir. Koruma-kullanma dengesinin bu bölgedeki aşırı vurgulu turizm gelişmeleriyle zedelendiği görülmekte olup, bu çerçevede uyuşmazlık konusu plan kararı da şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında sakıncalı değerlendirilmektedir.
(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da turizm alanına ilişkin bu kısım aynıdır)
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde turizm kararı kaldırılmış; ancak yolun batı kesiminde yine güneye gelişme işareti veren biçimde kentsel gelişme alanı getirilmiştir. Bunun da aynı nedenlerle, buradaki doğal yapının değeri nedeniyle sakıncalı olduğu görülmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da turizm tesis alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın konusunu oluşturan stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmamakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu turizm tesis alanı kaldırıldığından bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 36
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa, Örnekköy yerleşiminin kuzeyindeki yaklaşık 23 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı plan ile aynı olduğu dikkate alındığında ve söz konusu bölgede yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan, dava konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Örnekköy Mahallesinin, dava konusu planın projeksiyon yılı dikkate alındığında gelişme alanına ihtiyaç duyacağı, 34. maddeki itirazda belirtildiği gibi mevcut bir mahallenin yok sayılması ve gelişmesinin önünün kapatılmasının hiçbir planlama anlayışında yer bulamayacağı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Alansal büyüklük olarak sınırlı bir kullanımdan bahsedilse de, bu noktada da Kemalpaşa yerleşiminde olduğu gibi, Örnekköy mevcut yerleşik alanından kat kat büyük bir gelişme alanı öngörüsü söz konusudur. Tarım alanları içindeki bu bölgede bu kadar fazla gelişme alanı öngörülmesi ve tarım alanlarının kaybı pahasına bu yaklaşımın benimsenmesi yukarıda Kemalpaşa yerleşimi için belirtildiği gibi uygun ve doğru bir planlama yaklaşımı olarak görülmemektedir. Buradaki arkeolojik alanların varlığı notasyon ile gösterilmiş; ancak gelişme alanlarının büyüklüğü, yönü ve konumu planlanırken bu varlık dikkate alınmamıştır. Bu bölgede yeni gelişme alanları büyüklüklerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalar barındırdığı ve revize edilmesi gerektiği görüşündeyiz. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır.)
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise kentsel gelişme alanı küçültülmüş; arkeolojik alan sınırları ile gelişme bölgesinden ayrı biçimde korunarak planda gösterilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planında Örnekköy yerleşim alanının çevresinde, bu alandan çok daha büyük nitelikte gelişme alanları öngörülmüştür.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu gelişme alanının büyüklüğü ile yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, plan notlarıyla, bu alanın denetim altına alınmasını sağlayacak alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken kararların da getirilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Örnekköy gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz 37
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Örnekköy yerleşiminin güney doğusundaki yaklaşık 24 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak gösterildiği, söz konusu alanın tarım arazisi niteliğinde ve yeşil kuşak alanının bir parçası olduğu, söz konusu bölgede ilave turizm tesis alanı yaratacak turizm potansiyelinin bulunmadığı, bu nedenle turizm tesis alanı kararına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kemalpaşa Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda ilçe merkezinin güneyinde bölgesel/kentsel spor alanı ve turizm tesis alanı planlandığı, bölgesel/kentsel spor alanı kapsamında golf turizmi yapılacağından bölgede yoğun turizm tesis alanı ihtiyacı olacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgede doğa turizmine yönelik çeşitli alanlar turizm gelişimi için planlanmıştır. Uyuşmazlık konusu alanın güneyinde de davacı İdare tarafından planlanmış ve davaya konu planda da benimsenmiş turizm gelişim alanı mevcuttur. Bu noktada üst ölçekli planda turizm öngörüsünün gerekçesi dava dosyasında veya planda açıkça belirtilmemiştir. Ancak üst ölçekli planda bu bölge için doğa turizmleri stratejisinin ağır bastığı anlaşılmaktadır. Tarafımıza ve dava dosyasına bu nokta için sunulan bilgi ve belgeler kısıtlı olup, bu bilgiler doğrultusunda söz konusu kullanımın bölge genelindeki stratejilere aykırı olmadığını belirtmek gerekir.
Öte yandan öngörülen alan Örnekköy mevcut yerleşik alanından bile daha büyüktür; bu aşırı baskın büyüklüğün yukarıdaki maddede verilen uydu fotoğrafında da görülen tarımsal alanlar dikkate alınarak revize edilmesi doğru olacaktır. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da turizm alanına ilişkin bu kısım aynıdır)
Nitekim 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde böyle bir revizyon yapılarak, söz konusu kullanımın vurgusu ve büyüklüğünde azaltma yapılmıştır. Bu son haliyle planın bu bölge için genel stratejileri açısından uyumsuz olmadığı ve planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı değerlendirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da turizm tesis alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın bu bölge için öngördüğü genel stratejileri açısından uyumsuzluk olmamakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu turizm tesis alanı büyüklüğünde azalma yapılmıştır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 38
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Akalan Mahallesinin doğusunda ve TOKİ’ye ait alanın batısındaki yaklaşık 56 hektarlık alanın, İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” ve “makilik fundalık alan” kullanımlarında kaldığı, ayrıca TOKİ için belirlenen alanda bugüne kadar herhangi bir yapılaşma olmadığı dikkate alındığında bu alanın büyütülme gerekçesinin anlaşılamadığı, ilave edilen gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu alanın doğusunda cazibe merkezi oluşturan TOKİ konutları, güneybatısında Ankara karayolu ile demiryolu arasında, istihdam yaratacağı kesin olan lojistik merkezin planlandığı, lojistik merkezde çalışacakların barınma ihtiyacının da Akalan Mahallesi gibi yakın çevredeki yerleşim birimlerinde karşılanacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda … Mahallesi ile TOKİ için ayrılan gelişme alanı birbirinden yeşil alanlarla (tarım ve makilik-fundalık alan) ayrılan iki farklı konut alanı olarak planlanmıştır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda ise bu iki alan birleşik biçimde kurgulanmıştır. Alt ölçeklerde burada tarımsal alan ve fundalıkların kentsel doku içinde korunması gerekebilir. Ancak iki konut alanının bütünleşik biçimde “çalışacağı” yönünde bir yerleşme kararının planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı; alt ölçekli planda yerleşme alanı içinde fundalık alanının planlanmasının olanaklı olduğu değerlendirilmektedir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
Bununla beraber, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde iki yerleşim alanı arasındaki kısım kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 39
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Armutlu Mahallesinin kuzey batısındaki yaklaşık 22 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, söz konusu bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Armutlu yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu bölgeye ilave edilen gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İddia edilen alanın 1/100.000 ölçekli planda 0.22 cm2’lik bir alanı kapsadığı, davacı idarenin 1/100.000 ölçekli planı incelerken plan ölçeğinin dışına çıkarak ve hatta plandan ölçü alarak incelediği oysaki 7.2 sayılı plan hükmüne göre bu plandan ölçü alınrak uygulamaya geçilemeyeceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda da Armutlu yerleşiminin kuzeyinde kentsel gelişme alanı planlanmıştır. Davaya konu planda da durum budur ancak alansal olarak bir miktar daha büyük görülmektedir. Her iki planın da bu noktaya ilişkin stratejisi kentsel gelişme alanının bu yönde olacağı biçimindedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda alanın daha büyük öngörülmüş olması planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemektedir. Armutlu mevcut yerleşik alanına kıyasla aşırı bir büyüklük de söz konusu olmadığı için bu plan kararında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık saptanmamıştır.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 40
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Hamzababa köyünün kuzeyinde bulunan ve il sınırında kalan 13 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanın büyük bir kısmının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “tarım alanı” olarak belirlendiği, tarım arazisi niteliğinde ve yeşil kuşak alanının bir parçası olan alanda gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planda bahse konu Hamzababa Mahallesine ait herhangi bir kentsel gelişme alanı plan kararı bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“1/100.000 ölçekli bir plan için son derece küçük alansal gösterimi olan bir karardan söz edilmektedir. Davacı idarenin onadığı planda burada gelişme alanı önerilmemiş; davaya konu planda ise bu noktada yeni gelişme alanı öngörülmüştür. Aslında stratejik öneme sahip olmayan; bu bölgenin baskın kullanımını değiştiren veya buraya stratejik önemde yeni bir fonksiyon getiren bir karar değildir; ayrıca plan bütününde irdeleme gerektirecek bir konum ve alansal büyüklük bulunmamaktadır. Buna rağmen mevcut kırsal yerleşimlerden kopuk biçimde, onların gelişme alanı olarak öngörülmeden, tarım alanları içinde bağımsız bir yeni gelişme alanının planlama yaklaşımı olarak mantığı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla planın iptalini gerektiren bir stratejik karar olmasa da, bir planlama tekniği olarak söz konusu kararın revize edilmesi gerektiğini belirtmek gerekir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kisım aynıdır.) Öte yandan, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu noktadaki gelişme alanı kaldırılmış, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 41
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçe merkezinin kuzeyinde yer alan yolun, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında daha kuzeye kaydırıldığı, arada kalan yaklaşık 90 hektarlık alanın “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı dikkate alındığında, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanlarının planın amacı ve genel ilkeleri ile örtüşmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İdarelerince onanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında bu bölgede farklılık görülmediği, iki plan arasındaki ölçek farkının davacı idare tarafından sağlıklı bir şekilde irdelenemediği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Kemalpaşa yerleşimine ilişkin aşırı büyüklükte kentsel gelişme alanı öngörüsü bulunduğu yukarıda ilgili maddeler altında belirtilmişti. Bu kapsamda dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bu bölgedeki kentsel gelişme alanı büyüklüklerini ve bu doğrultuda da gelişme alanını sınırlayan öneri ulaşım bağlantısının konumunu bu konuyla bütünleşik biçimde revize etmesi gerekmektedir. Bu madde kapsamında genişlemenin öngörüldüğü alanın tarımsal alanlar olduğu da unutulmamalıdır. Bu nedenle davalı idarenin diğer ilgili dava dosyalarına sunduğu savunmasında belirttiği sanayi gelişimi gibi gerekçeler de dikkate alınsa, tarım-sanayi dengesini, tarımsal üretimin de sürdürülebilmesini, ayrıca koruma-kullanma dengesini gözeten bir stratejik yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Bu bölgede mevcut yerleşik alanın 3 katı kadar büyük bir kentsel gelişme alanı açılması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla, tarımsal alanların korunması ve sürdürülmesi ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu kısımdaki kentsel gelişme alanı davacı idarenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda daraltılmıştır; bu kısımdaki uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının daraltıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 42
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Yeşilköyün batısında Efeoğlu Piknik Alanının bitişiğinde yeni yerleşim alanlarının lekelendiği, bu alanların idarelerince tespiti yapılan mevzuata aykırı kaçak yapıların bulunduğu alanlar olduğu, bu leke ile kaçak yapıların yasallaştırılacağı ve havza koruma ilkelerine aykırı bir uygulamanın başlatılmış olacağı, bu nedenle yeni getirilen yerleşim alanı lekelerinin kaldırılarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği, diğer taraftan Pancar yerleşiminin doğusunda, sanayi alanı, otoyol ve demiryolu arasında kalan üçgen bölgenin İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi alanı olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın, gerek 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında, gerekse bu doğrultuda hazırlanarak idarelerince onaylanan Pancar 1/5000 ölçekli nazım imar planında tarım alanı olarak belirlendiği, ayrıca, Torbalı ilçesi bütününde, Pancar Mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi alanı belirlenmesine yönelik kararın, planın koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Yeşilköy yerleşimine ilişkin olarak planlar arasında fiili durum gereği farklılıklar olduğu, Torbalı Belediye Başkanlığınca onaylanan imar planı olan alanların bildirildiği ve bu alanların kentsel yerleşik alan olarak plana işlendiği, Pancar yerleşiminin doğusundaki diğer alanın da Torbalı Belediye Başkanlığınca imar planı olan alanların bildirilmesi üzerine dava konusu plana sanayi alanı olarak işlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Yeşilköy bölgesindeki gösterim ile uydu görüntüleri karşılaştırıldığında buradaki Yeşilköy kırsal dokusunun mevcut yerleşik alan olarak planda gösterildiği anlaşılmıştır. Nitekim bu konu davacı İdare tarafından daha sonraki planlar kapsamındaki davalarda itiraz konusu edilmemiştir. Dolayısıyla itirazın ortadan kalktığı görülmektedir.
Bu bölgedeki sanayi alanları incelendiğinde ise, 42, 43 ve 46. maddeler kapsamında ortak bir değerlendirme yapılması gerektiği görülmüştür. Anılan bu bölgeler birarada incelendiğinde, bölgedeki sanayi alanlarının davacının onadığı plana kıyasla önemli ölçüde büyütüldüğü görülmektedir. Bunun stratejik anlamda bir farklılık olduğu ve bu yerleşimin karakterini ve geleceğini değiştiren bir planlama stratejisi olduğu söylenebilir; bu nedenle irdelenmesi gerekir.
Davaya konu planda Pancar yerleşimindeki sanayi alanı davacı İdarenin onadığı planda ve diğer alt ölçekli planlarda öngörülüp planlanmış olan alanın iki katı kadar büyütülmüştür. Sanayi alanını demiryolu hattını sınır alarak büyütmenin rasyonel bir yönü olduğu söylenebilir; ancak bu bölgede bu kadar aşırı büyüklükte bir sanayi odağı yaratmanın anlamlı bir gerekçesi görülmemektedir. Burada tarımsal alanların varlığı ise hem keşif esnasında görülmüştür hem de uydu fotoğrafından izlenebilmektedir. Planın stratejik anlamda bu bölge için bu kadar sanayi yoğun bir bölge yaratması bu tarımsal üretim dokusu içinde anlamlı görülmemektedir. Planlamada koruma-kullanma dengesinin sağlanması konusuna daha önce Aliağa bölgesindeki termik santral öngörüleriyle ilgili değerlendirme kapsamında değinilmişti. Benzer şekilde burada da verimli tarımsal alanların yoğun olduğu bölgede bu tarımsal değerin ve üretimin korunması ve sürüdürülmesi gerekirken, bu yapılmayarak aşırı büyüklükte bir sanayi alanı öngörülmektedir.
Elbette sanayi alanında gelişme ve genişleme olabilir; ancak bu aşırı büyümenin tarımsal alanın kaybı biçimindeki bedelini dikkate almak gerekir. Bu nedenle koruma-kullanma dengesini gözeten biçimde bu alanı ele almak gerekir. Bu plan kararının tarımsal alanın korunması stratejisinin (en az sanayi üretiminin desteklenmesi kadar) öncelikli olması gereken bu bölge için doğru bir karar olmadığı, planın bu kısmının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık taşıdığı saptanmıştır.
(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli planlarda da Pancar sanayi alanları aynı biçimdedir)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda olduğu gibi 42, 43 ve 46. maddelerde yer alan itirazlar bakımından ortak bir değerlendirme yapılmıştır.
Yeşilköy bölgesine ilişkin bilirkişi raporuyla da tespit edildiği üzere buradaki mevcut Yeşilköy kırsal dokusunun, yerleşik alan olarak planda gösterildiği, ilgili plan notlarına göre kentsel yerleşik alan tanımına uygun olarak gösterim yapıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu planın açıklama raporunun 4.4.4.3.1 sayılı maddesinde, İzmir Merkez Kent içinde güneyde Pancar’da Tahtalı Barajı Havzası sınırları dışında onaylı imar planları bulunan sanayi alanlarının, çevre düzeni planına aktarılırken, bu alanda mevcut imar planı kararlarına göre uygulama yapılmasının benimsendiği (syf.52), Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı bölgesinde mevcut durumda bütünleşik halde sanayi tesislerinin kurulduğu, tarımsal niteliğini yitirerek yapılaşmış bölümlerin planda sanayi alanı olarak düzenlendiği, bu bölgelerdeki imar planlarının, planlama aşamasında gerekli olan tüm kurum ve kuruluş görüşlerinin yeniden alınması sonrasında çevre düzeni planı kararları doğrultusunda revize edilmesinin gerekliliğinin de çevre düzeni planının kararlarından olduğu (syf.53), Pancar Mahallesi sınırları içinde, Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenmiş ve henüz yapılaşmanın başlamamış olduğu alan çevresindeki sanayi alanlarının organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesi, var olan ve gelecekte daha da büyümesi kaçınılmaz olan çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu, bu alanın bütünleşik olarak organize sanayi bölgesine dönüştürülmesinin gerek çevresel açıdan gerekse altyapı açısından uygun olduğunun değerlendirildiği (syf.54), 3.4.3 sayılı maddesinde, İzmir-Torbalı aksında Torbalı belediye sınırları içinde yapılmış olan tesislerin önemli tarımsal alanların ortadan kaldırılmasına neden olduğu, aynı bölgede, Ayrancılar-Pancar aksında yerel yönetimler tarafından onaylanan imar planlarıyla endüstriyel gelişmelerin önünün açıldığı, bölgede yer seçimi yapılmış organize sanayi bölgeleri boş kalırken, altyapısız, arıtmasız planlanmış alanlarda hızla yeni yapılaşmaların gerçekleştiği (syf.17) açıklanmıştır.
Plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.12 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacağı, bu planın onay tarihinden önce mevzii imar planları onaylanmış, ilgili idaresine başvurarak yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış ve bu ruhsatlara uygun olarak faaliyetin sürdürüldüğü yapıların bulunduğu alanlarda faaliyetlere devam edileceği, ancak bu alanlarda bu plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artışı ve arazi kullanım türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamayacağı belirtilmiş, 4.11 sayılı maddesinde, sanayi alanları: orta ve büyük ölçekli sanayi işletmelerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olarak, çevre ve sağlık koşulları gözetilerek, toplu olarak yer almaları öngörülen her türlü sanayi tesislerinin yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmış, 4.44 sayılı maddesinde, “Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir.” şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmış, 8.7.1 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa tabi tarım arazilerinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflamasının, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı belirtilmiş, tarım arazileri ile ilgili genel kurallar getirildikten sonra, devamı maddelerde tarım arazilerinin niteliğine göre yapılaşma şartları belirtilmiş, 8.7.9 sayılı maddesinde de: “Bu planın onayından önce yürürlükteki mevzuat uyarınca, inşaat ruhsatı veya yapı kullanma izni verilmiş olan tarımsal amaçlı yapılara ilişkin haklar saklıdır.” kuralına yer verilmiştir.
Davaya konu çevre düzeni planının plan açıklama raporunun 4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği, 4.4.9 sayılı maddesinde Çevre düzeni planları sınırları içinde kalan tarımsal nitelikli alanların tarımsal niteliği korunacak alanlar, özel mahsul alanları ve bağ alanları olarak veri tabanına üç farklı tanım içinde aktarıldığı, planda ise tümünün tarımsal niteliği korunacak alanlar olarak tanımlandığı, başta ifraz koşulları olmak üzere bu alanlardaki uygulamanın 5403 sayılı Toprak Koruma Kullanımı Kanunu ile bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmelikler uyarınca yapılmasının kurala bağlandığı, tarım alanlarında, ilgili mevzuat doğrultusunda yapılacak belirlemelerin temel alınarak geçerli olacak koruma ve kullanım koşullarının plan hükümleri arasında düzenlendiği, plan hükümlerinde yapılan düzenleme ile tarımsal niteliği korunacak alanlarda tarımsal amaçlı yapılaşmalar ve çiftçinin barınmasına yönelik yapılaşma istemlerine ilişkin kuralların ayrı ayrı belirlendiği, bunun yanında planlama bölgesi sınırları içindeki alanlarda 5403 sayılı Yasa öncesinde geçerli mevzuat uyarınca ilgili kurumlarca tarım dışı kullanıma uygun bulunmuş alanlarda verilmiş, bu görüşler doğrultusunda hazırlanmış nazım ve uygulama imar planlarından, arazi kullanım kararları çevre düzeni planının arazi kullanım kararlarıyla çelişmeyen bölümlerinde yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planlarının yapılaşmaya ve ifraza ilişkin kararların geçerli olduğuna dair bir düzenlemeye de plan hükümleri arasında yer verildiği belirtilmiştir.
Plan açıklama raporunda, Pancar’da Tahtalı Barajı Havzası sınırları dışında onaylı imar planları bulunan sanayi alanlarının, çevre düzeni planına aktarıldığı, Pancar Mahallesi sınırları içinde, çevresindeki sanayi alanlarının belirlenmiş olan organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesinin çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu belirtilmiş, ayrıca İzmir-Torbalı aksında Torbalı belediye sınırları içinde yapılmış olan tesislerin önemli tarımsal alanların ortadan kaldırılmasına neden olduğu, aynı bölgede, Ayrancılar-Pancar aksında yerel yönetimler tarafından onaylanan imar planlarıyla endüstriyel gelişmelerin önünün açıldığı, bölgede yer seçimi yapılmış organize sanayi bölgeleri boş kalırken, altyapısız, arıtmasız planlanmış alanlarda hızla yeni yapılaşmaların gerçekleştiği olgusuna da dikkat çekildiği görülmüştür.
Pancar yerleşim yerlerinin bulunduğu alanda demiryolu hattının yanında organize sanayi bölgesi öngörülmüş, endüstriyel gelişmelerin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesi, düzensiz gelişmiş endüstriyel alanlara organize nitelik kazandırılması planın geliştirme ilkeleri arasında sayılmıştır. Davalı idarece Pancar Organize Sanayi Bölgesinin batısında yer alan sanayi alanlarının gelişme alanı niteliğinde olduğu ve mülkiyetinin hazineye ait olduğu, söz konusu bölgede Torbalı karayolu ve demiryolunun eşik kabul edildiği ve sanayi alanlarının bu iki aks arasında planlandığı, Pancar mahallesinde yer alan sanayi alanlarının, büyük ölçüde dava konusu planın öncesinde oluşmuş ve fiili durumda işletme halindeki sanayi tesislerinin bulunduğu alanlar ile yine çevre düzeni planı onayı öncesinde 4562 sayılı Kanun kapsamında yer seçimi yapılan İzmir Pancar OSB alanından oluştuğu, bu bölgede yalnızca İzmir-Aydın otoyolu ile mevcut demiryolunun arasında kalan 82 hektarlık alanın hazine mülkiyetinde olması nedeniyle sanayi alanı olarak planlandığı, mevcut sanayi alanları dışında yeni sanayi alanı öngörüsünde bulunulmadığı, öte yandan 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklikle sanayi alanlarının mevcut sanayi tesislerini kapsayacak şekilde daraltıldığı ve sanayi alanı içerisinde tarım arazisinin yer almadığı ifade edilmiştir.
Plan açıklama raporu ve plan notları değerlendiğinde, Tahtalı baraj havzası ve tarım arazilerinin korunmasına yönelik kurallar getirildiği, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı açık olduğundan itiraz konusu alanlara ilişkin organize sanayi bölgesi etrafında, demiryolu ve karayoluna yakın konumda sanayinin gelişme yönünün belirlenmesinde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 43
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi Pancar yerleşiminin doğusunda, İzmir-Aydın Otoyolu üstünde otoyola paralel konumda yer alan ve Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda alt ölçek planlara aktarılan sanayi alanının herhangi bir planlama eşiğine bağlı olmaksızın Torbalı yönünde büyütüldüğü, ancak söz konusu alanın gerek İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, gerekse bu doğrultuda hazırlanarak onaylanan Pancar 1/5000 ölçekli nazım imar planında ‘tarım alanı” olarak belirlendiği, ayrıca Torbalı ilçesi bütününde, Pancar Mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi alanı belirlenmesine yönelik parsel bazındaki kararın, planın koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Torbalı Belediye Başkanlığınca imar planı olan alanların idarelerine bildirilmesi üzerine söz konusu alanların plana sanayi alanı olarak işlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“42. madde kapsamındaki değerlendirme, 43. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup, bu bölgedeki aşırı sanayi yoğunlaşması kararının tarımsal alanın da korunmasına gereksinim duyulan bu bölge için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı değerlendirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
42. madde kapsamındaki değerlendirme, 43. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup itiraz konusu gösterimlerde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 44
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Yazıbaşı yerleşim merkezinin doğusunda, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “lojistik merkez alanları” plan kararı getirildiği, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 04.03.2010 tarihli, 5616-29811 sayılı yazısında “dikili tarım alanı” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, ilgili kurum görüşü doğrultusunda hazırlanan ve Büyükşehir Belediye Meclisinin 09.08.2010 tarihli, 944 sayılı kararı ile onaylanan Yazıbaşı 1. Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında söz konusu bölgenin “dikili tarım alanı” olarak planlandığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında hedeflenen “lojistik merkez alanları” plan kararının bölgenin ulaşım ana bağlantılarına yakın olmadığı, alt ölçekli planlarda sanayi alanları olarak belirlenen alanlarda zaten bu nitelikli kullanımların yer alabileceği ve ilgili kurum ve kuruluş görüşleri ile alt ölçek imar plan kararlarına da aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın davaya konu çevre düzeni planında lojistik merkez olarak planlandığı ve karayolu-demiryolu-havayolu ulaşım sistemine yakınlığı ve sanayi yoğunluğunun olduğu alana hizmetlerin daha seri ve kaliteli ulaştırılmasının hedeflendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“1/100.000 ölçekli planda getirilen “notasyon” o bölgede bu kullanımın geliştirileceği anlamına gelmektedir; ancak kesin biçimde alansal bir ifade taşımamaktadır. Burada sanayi alanında bir lojistik alanın olması anlamlı olabilir. Buradaki L notasyonu da bu nedenle, yani buradaki sanayi alanları nedeniyle burada öngörülmüştür. Tam bir konum bildirmediği için, söz konusu notasyon davaya konu planın iptalini gerektirecek bir plan önerisi olarak değerlendirilmemektedir.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır) Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu notasyon kaldırılmış olup bu kısımdaki uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanının kaldırıldığı dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 45
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Yazıbaşı yerleşim merkezinin batısında “kentsel gelişme alanı” plan kararı getirildiği, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 04.03.2010 tarih ve 5616-29811 sayılı yazısında “dikili tarım alanı” olduğu ve tarım dışı amaçla kullanılamayacağı yönünde görüş bildirildiği, bu doğrultuda hazırlanan ve idarelerince 09.08.2010 tarihli, 944 sayılı kararı ile onaylanan Yazıbaşı I. Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve bu plan doğrultusunda onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planında söz konusu bölgenın “dikili tarım alanı” olarak planlandığı, öncelikle alt ölçekli imar plan süreçlerinin detaylı çalışmalar neticesinde tamamlanmış olması nedeniyle ilave getirilen “kentsel gelişme alanı” kararının gerekçesinin anlaşılamadığı, alt ölçekli imar planlarında yeterli kentsel gelişme alanının bulunduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İdarelerince onanan dava konusu plan ile davacı idarenin onayladığı plan arasında bahse konu alanda ölçek farklılığından başka hiçbir ilave kentsel gelişme alanının planlanmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce iki plan arasında ölçü alınarak birebir alansal karşılaştırma yapılmaması gerektiği ve stratejik kararlar açısından değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmişti. Bu alandaki konunun bu yerleşim için azımsanamayacak büyüklükte olan ve kentsel doku içinde kalmış bir dikili tarım arazisiyle ilişkili olması, burada tarım-sanayi-konut kullanımlarının birlikte varolduğu bir kentsel doku öngörüsünün stratejik anlamda bir karar olabileceğinden yola çıkılarak önemsenmesi ve öiçekler arasında sürekliliğin sağlanması gerektiği görüşündeyiz. 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına kadar dikili tarım arazisinin kentsel doku içinde korunması ve sürdürülmesi sağlanmışken, 1/100.000 ölçekli üst ölçekli planda da bu konunun stratejik anlam içermesi söz konusudur. Burası sanayi alanı ile konut gelişme alanı arasında kalan, sanayi ile birlikte üretim ve araştırma kapasitesi sağlayabilecek, veya konut alanlarının içinde bir “kentsel tarım” yaklaşımına olanak sağlayan alanlar olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, zaten sanayi alanları açısından kararların revize edilmesi gerektiği belirtilen Ayrancı bölgesinin bu kısmında da dikili tarım alanının dikkate alınarak planlara işlenmesi, bu değerin yaşatılması için gerekli görülmektedir. Dolayısıyla bu haliyle davaya konu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun değildir.
(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 46
Dava dilekçesinde;
Torbalı İlçesi Yazıbaşı yerleşiminin güneyinde yer alan sanayi alanının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında güney yönüne doğru büyütüldüğü, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarihli, 1412-3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, ilgili kurum görüşü doğrultusunda idarelerince Yazıbaşı 2. Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planının onaylandığı, söz konusu bölge için 3194 sayılı İmar Kanunu ve bağlı yönetmeliklerine aykırı olarak mülga belediyesince onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının onama sürecinde büyükşehir belediye meclisinin 11.06.2014 tarihli, 05.596 sayılı kararı ile iptal edildiği ve plan onama sınırı dışında bırakılarak uygulamaların İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürülmesinin planlandığı, bu kapsamda alt ölçekli imar planlarının bulunmaması ve ayrıca Torbalı ilçesi bütününde Yazıbaşı Mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu göz önüne alındığında, ilk defa İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen sanayi alanı plan kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planı ile İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında fiili durum gereği farklılıklar bulunduğu, Torbalı Belediye Başkanlığınca imar planı olan alanların idarelerine bildirildiği ve bu alanların plana işlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“42 ve 43. madde kapsamındaki değerlendirme, 46. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup, bu bölgedeki aşırı sanayi yoğunlaşması kararının tarımsal alanın da korunmasına gereksinim duyulan bu bölge için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı değerlendirilmiştir. 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki sanayi alanı bir miktar daraltılmıştır; ancak yine de sanayi yoğunluğu ve belirlenen sakıncalar devam etmektedir.
(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdir)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
42. madde kapsamındaki değerlendirme, 46. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup itiraz konusu gösterimlerde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 47
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Yazıbaşı yerleşiminin güney-batısında yer alan kentsel gelişme alanının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında güney yönüne doğru büyütüldüğü, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarih ve 1412- 3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, ilgili kurum görüşü doğrultusunda Büyükşehir Belediye Başkanlığınca Yazıbaşı 2.Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planının onaylandığı, 3194 sayılı İmar Kanunu ve bağlı yönetmeliklerine aykırı olarak mülga belediyesince 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının onama sürecinde Büyükşehir Belediye Meclisinin 11.06.2014 gün ve 05.596 sayılı kararı ile iptal edildiği ve plan onama sınırı dışında bırakılarak uygulamaların İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürülmesinin planlandığı, bu kapsamda alt ölçekli imar planlarının bulunmaması ve ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Yazıbaşı yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olması nedeniyle getirilen “kentsel gelişme alanı” kararının gerekçesinin anlaşılamadığı, bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan söz konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanda idalerince onanan 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planı ile İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında fiili durum gereği farklılıklar olduğu, Torbalı Belediye Başkanlığınca imar planı olan alanların idarelerine bildirildiği ve bu alanların plana işlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önceki maddeler kapsamında yapılan tartışmada kentsel gelişme alanları açısından koruma- kullanma dengesinin, kent-tarım alanı dengesinin korunması gerektiği ve bu bölgede bu açıdan sorunlu bir planlama yaklaşımı olduğu belirtilmişti. Bu örnekte ise bu yerleşim açısından bir başka stratejik plan yaklaşımının da tartışılması gerekmektedir. Davacının onadığı 1/25.000 ölçekli planda yerleşimin bu kısmında yolun kuzey tarafında sanayi alanları gelişimi varken, yolun güney kısmında yol boyu sınırlı bir koridor olarak sanayi alanı yer almakta, yani yol boyu karşılıklı devam etmektedir. Ancak güney tarafında sınırlı tutularak tarımsal arazinin korunması hedeflenmiştir. 1/100.000 ölçekli davaya konu planda ise yolun güney tarafında sanayi alanı yer almamakta; kentsel gelişme alanları öngörülmektedir. Böylece yolun bir tarafında sanayi, diğer tarafında kentsel gelişme alanları planlanmış, güney taraftaki tarımsal arazinin büyüklüğü görece azalmıştır. Bunun bu yerleşimin gelişimi açısından stratejik bir yaklaşım farkı olduğu değerlendirilerek bu durum incelendiğinde, keşif esnasında ve uydu fotoğraflarında görüldüğü üzere, yol boyunca yolun güneyinde sınırlı bir sanayi gelişimi şeridinin öngörülerek tarımsal arazinin korunması alternatifi daha doğru bir yaklaşım olarak saptanmıştır. Bu nedenle, davaya konu planın bu bölgedeki kentsel gelişme alanı öngörüsünün, bu alan için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı değerlendirilmektedir.
(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise güney kısmındaki kentsel gelişme alanı kaldırılmıştır. Ancak yukarıda önceki maddede belirtildiği üzere sanayi alanı güneyde ince bir şerit olarak değil yine vurgulu biçimde geliştirilmekte olup, tarım alanlarının korunamaması sorunu devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanda 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının daraltıldığı belirtildiğinden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 48
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Subaşı yerleşiminin batısında, Küçük Menderes eski yatağı ile İzmir-Aydın Karayolu arasında kalan alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı olarak planlandığı, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarihli, 1412- 3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlendiği, söz konusu bölgeyi de kapsayan 1/5000 ölçekli nazım imar planlarının iderelerince onandığı, bu kapsamda Torbalı ilçesi bütününde, Subaşı mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi ve depolama alanı bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi ve depolama alanı belirlenmesine yönelik söz konusu plan kararının, koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanda 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planı ile İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında fiili durum gereği farklılıklar bulunduğu, söz konusu alana yönelik yoğun talep gelmesi nedeniyle sanayi ve depolama alanı olarak planlandığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Dava konusu 1/100.000 ölçekli planda öngörülen sanayi ve depolama alanının yüzölçümünün oldukça fazla olduğunu belirtmek gerekir. Subaşı yerleşiminin mevcut büyüklüğü ve öngörülen yeni gelişme alanlarının toplam yüzölçümüyle karşılaştırılınca büyük bir alanın bu fonksiyon için ayrıldığı görülmektedir. Oysa bu noktada böyle bir ağırlık merkezi yaratmayı anlamlı kılacak bir gelişme olduğu söylenemez. Torbalı bölgesinde ciddi bir sanayi öngörüsü bulunan planın, Torbalıya yakın mesafede olan ancak sanayi-depolama açısından yakın ilişkide bulunmayan bu noktada böylesine büyük alan kullanımlı bir sanayi ve depolama alanı açması bölge için stratejik bir karardır; ancak gerekçesi bulunmamaktadır. Bölgede demiryolu olmakla beraber, bu demiryolu hattı ile de bütünleşebilen bir alan olarak planlanmamıştır. Bu büyük sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olması da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsurdur. Burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerekir. Bu saptamaların üzerine, buraya ilişkin Tarım İl Müdürlüğü görüşü de dikkate alındığında uyuşmazlık konusu kararın şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı görülmektedir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın açıklama raporunda, 5747 sayılı Yasa ile Torbalı’nın mahallesi durumuna gelen Subaşı yerleşmesinde, onaylı imar planlarında var olan gelişme alanlarının yeterli olduğu, Çaybaşı, belediye sınırları içine 5216 sayılı Yasa ile katılarak mahalleye dönüşen köylerin yerleşik alanları çevresindeki planların ise bu planda kırsal yerleşmeler için öngörülen planlama kurallarına uyularak planlanmasının öngörüldüğü Subaşı sınırları içinde, mutlak tarım alanları üzerinde ilgili kurum görüşleri alınmadan planlanmış olan sanayi alanlarının ise yoğun yapılaşmış bir bölümü korunurken, İzmir-Aydın karayoluna cepheli bölümlerinde ise planların iptal edilerek bu alanların tarımsal niteliği korunacak alanlara dönüştürüldüğü belirtilmiştir. (syf.39)
Plan açıklama raporunda da uyuşmazlığa konu alanda tarımsal niteliği korunacak alanların var olduğu belirtilmesine karşılık İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve yüzölçüm olarak Subaşı yerleşim alanının çok üzerinde tarım arazisinin sanayi-depolama alanı olarak planlandığı görülmüştür. Söz konusu alanda bu büyüklükte bir sanayi depolama alanı yaratılmak istenilmesinin gerekçesi anlaşılamamıştır. Alanın çevresine bakıldığında böyle bir kullanımla yakın ilişkide olabilecek bir kullanım var olmadığı gibi böyle bir ihtiyacın oluşabileceğine yönelik bir gelişme öngörüsünün de bulunmadığı görülmüştür. Bu büyüklükte sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından bu kısma ilişkin dava konusu planda 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davalı tarafından 8.19.2 sayılı plan notu uyarınca Küçük Menderes Nehri ile ilgili taşkın önlemlerin, ilgili mevzuat ve kurum görüşü dikkate alınarak alt ölçekli planlarda değerlendirileceği, diğer taraftan mevcut durumdaki sanayi ve depolama tesislerinin bilirkişi değerlendirmesinde göz ardı edildiği ileri sürülmüş ise de, söz konusu alanın büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu plan ölçeğinde değerlendirilmesi gereken stratejik öneme sahip mekansal bir karar olduğundan bu iddia kabul edilmemiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 49
Dava dilekçesinde;
Torbalı İlçesi, Arslanlar Mahallesinin güney-doğusunda bulunan alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı plan uygulama hükümlerinin kırsal gelişme alanlarına ilişkin ilgili maddelerinde; kırsal yerleşme alanlarının gelişme alanlarının ihtiyaçları doğrultusunda alt ölçekli imar planlarda belirleneceğinin tarif edildiği, kırsal yerleşme alanı niteliğindeki Arslanlar Mahallesinin gelişme alanı belirlenmesi hususunun alt ölçekli imar planlarının konusu olduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararın gerekçesinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Üst ölçekli plan kararı getirilmeyen alanlarda alt ölçekli planların yapılamayacağının mevzuat ile belirlendiği, dava konusu 1/100.000 ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenmeyen bir alanda hiçbir şekilde alt ölçekli planlamanın yapılamayacağı, ancak ihtiyaç olmaması durumunda üst ölçekli planda planlanmış dahi olsa alt ölçekli planlarda değerlendirilmeyebiieceğinin de ilgili plan hükümleriyle dava konusu planda belirlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bu kırsal yerleşimin mevcut yerleşik alanına oranla oldukça fazla büyüklükte bir gelişme alanı öngörülmüştür.
Öte yandan üst ölçekli stratejik planda demiryolu güzergahı üzerindeki bir kırsal yerleşimin, burada demiryolu durağı öngörülmesi durumuyla beraber daha fazla büyümesi yönünde bir öngörü olabilir. Elbette bu çıkarım Bilirkişi Kurulumuzca yapılmaktadır. Bunun demiryolu ile ilişkilendirilip bir strateji kapsamında yapılması doğru bir yaklaşım olacaktır ancak bu plan genelinde eksiktir. Yine de buradaki kırsal yerleşimin konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında, bu karar planın iptalini gerektirecek stratejik önemde bir karar olarak değerlendirilmediği gibi, demiryolu ile gelişmeyi öngören bu yönde bir yaklaşımın şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı olmadığı saptanmıştır. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır) 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise gelişme alanı kaldırılmış olup, uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
50. itiraz maddesi dava dilekçesinde atlanmış ve 51. Madde ile devam edilmiştir. Dolayısıyla 50. maddenin karşılığında bir itiraz bulunmamaktadır. Maddeler halinde inceleme kapsamında karışıklık olmaması nedeniyle bilirkişi raporunda da olduğu gibi 51. maddeyle değerlendirmeye devam edilmiştir.
İtiraz 51
Dava dilekçesinde;
Bayındır ilçesi, Arıkbaşı Mahallesinin batısında yer alan bölgenin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında bölgesel tarım/hayvancılık ihtisas alanı kararı bulunan bölgenin alt ölçekli planlarının da bulunduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bölgesel tarım/hayvancılık ihtisas alanı olarak belirlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın plan hükümlerinin 7.12 sayılı maddesi uyarınca bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu, bu madde kapsamında ilgili iş ve işlemlerin yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu alan zaten askı süreci sonrasında 30.12.2014 onay tarihli plana Bölgesel Tarım/Hayvancılık İhtisas Alanı olarak işlenmiş ve uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucu 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında uyuşmazlığa konu alanın davacının talebi doğrultusunda bölgesel tarım/hayvancılık ihtisas alanı olarak değiştirildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 52
Dava dilekçesinde;
Bayındır ilçesi, Hasköy Mahallesinin kuzey ve batısında bulunan alanların, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı plan uygulama hükümlerinin kırsal gelişme alanlarına ilişkin maddelerinde; kırsal yerleşme alanlarının gelişme alanının ihtiyaçlar doğrultusunda alt ölçekli imar planlarda belirleneceğinin tariflendiği, kırsal yerleşme alanı niteliğindeki Hasköy Mahallesine gelişme alanı belirlenmesinin alt ölçekli imar planlarının konusu olduğu, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında belirlenen söz konusu kararın gerekçesinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kırsal yerleşmelere davacı belediye tarafından gelişme alanı verilmemeye çalışılmasının nedenlerinin anlaşılamadığı, üst ölçekli plan kararı getirilmeyen alanlarda alt ölçekli planların yapılamayacağının mevzuat ile belirlendiği, dava konusu 1/100.000 ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenmeyen bir alanda hiçbir şekilde alt ölçek planlamanın yapılamayacağı, ancak ihtiyaç olmaması durumunda üst ölçekli planda planlanmış dahi olsa alt ölçekli planlarda değerlendirilmeyebileceğinin de ilgili plan hükmüyle dava konusu planda belirlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu kırsal yerleşimin çevresinde önemli yeni gelişme ve yatırım alanları bulunmamaktadır. Bu nedenle mevcut durumunun iki katında bir büyüme bu yerleşim için aşırı bir büyüklüktür. {Neredeyse 3 katı büyütülmüştür.) Bununla beraber yerleşim değerli tarımsal alanların içinde bulunduğu için, planın bu bölgedeki stratejisinin tarımsal alanı korumak ve gelişme alanlarını bu nedenle sınırlamak yönünde olmalıdır. Bu nedenle mevcut yerleşik alanın iki katından fazla olan gelişme alanı önerisinin revize edilmesi doğru olacaktır. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise gelişme alanı kaldırılmış olup, uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 53
Dava dilekçesinde;
Bayındır ilçesi, Alankıyı Mahallesi kuzeyinde bulunan alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise mevcut tesisler de dikkate alınarak günübirlik turizm tesis alanları olarak belirlendiği söz konusu alanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bu doğrultuda düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın plan hükümlerinin 7.12 sayılı maddesi uyarınca bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu, bu madde kapsamında ilgili iş ve işlemlerin yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu alanda zaten askı süreci sonrasında 30.12.2014 onay tarihli planda Günübirlik Turizm Tesis Alanlarına yönelik notasyon getirilerek gerekli gösterim yapılmış ve uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucu 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında uyuşmazlığa konu alanın davacının talebi doğrultusunda günübirlik turizm tesis alanı olarak değiştirildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 54
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Narlıdere ilçesi, Huzur Mahallesi, Huzurevi Tesisleri güneyinde kalan alanda “kentsel yerleşik alan” lekesinde büyüme yapıldığı, adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre Narlıdere ilçesinin 2007 yılı nüfusunun 61455 kişi, 2008 yılı nüfusunun 59161 kişi olduğu, idarelerince 16.10.2009 tarihli, 01.904 sayılı meclis kararı ile onanan meri 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonu doğrultusunda, yürürlükteki 1/1000 ölçekli uygulama imar planları da irdelenerek Narlıdere ilçesi merkez yerleşim alanı ve yakın çevresi ile Sahilevleri ve Altıevler Mahalleleri kıyı kesimi ve Limanreis Mahallesini kapsayan alana ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı revizyonununun 12.08.2011 tarihli, 05.721 sayılı meclis kararı ile onandığı, bu planda Narlıdere ilçesine ilişkin yeterli konut alanı ayrıldığı ve plan nüfusunun 72114 kişi olarak belirlendiği, 12.09.2012 tarihli, 05.843 sayılı kararı ile onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde parçacı yaklaşımlarla plan bütünlüğünün bozulmaması, kentsel gelişmenin ulaştığı yoğunluk ve sorunların çözülmesi, sosyo ekonomik ve mekânsal hedeflerin yeniden tanımlanması, yatırım ve gelişme eğilimleri ile taleplerin planlı olarak yönlendirilmesi, altyapı gelişmesi ve hizmet sunumunda rasyonellik ile planlı ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması amacı ile hazırlandığı, kentsel gelişme eğilimlerinin değerlendirilmesinde mekansal gelişme bütünlüğünün planlı olarak sürdürülmesinin hedeflendiği, bu doğrultuda plan kararları üretildiği, mekansal büyümenin kontrol edilmesi ilkesinden hareketle, ağırlıkla orman, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, yapı yasağı getirilmiş alanlar gibi büyük bölgesel açık alanlar ile tarımsal alanlardan oluşan ve gelişme alt yörelerini sınırlayıcı nitelikte olan yeşil kuşak program alanlarının belirlendiği, bu kapsamda alt ölçekli imar planı bulunmayan söz konusu alanın, coğrafi ve doğal yapı da dikkate alınarak “ağaçlandırılacak alanlar, orman alanları ve askeri alanlar” olarak belirlendiği dolayısıyla bahsi geçen alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda, “ağaçlandırılacak alanlar, orman alanları ve askeri alanlar” olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisince 16.10.2009 tarihli, 01.904 sayılı kararı ile uygun görülerek onanan meri 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonu yürürlükte olmadığından bu plan kapsamında onanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının da yasallığının tartışma konusu olduğu, mahkeme kararı ile iptal edilen planın konu edilmesinin yersiz ve mesnetsiz olduğu, bahse konu alanın yoğun yapılaşma baskısının olduğu bir alan olduğu ve alt ölçekli plan çalışmalarında kurum/kuruluş görüşleri kapsamında iş ve işlemlerin yürütüleceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onayladığı plandaki yerleşik alanın uydu fotoğrafında görülen mevcut duruma yakın büyüklükte olduğu aşağıda verilen fotoğraflarda görülmektedir. Davaya konu plandaki kentsel yerleşik alan büyüklüğü ve biçimi de mevcut durumdan farklı değildir. Farklar ölçekler arasındaki farkın doğal bir sonucu olup, bu bölgeye ilişkin olarak davaya konu planda farklı bir plan stratejisi olduğuna işaret etmemektedir. 1/100.000 ölçekli plan üzerinden ölçü alınarak tam olarak 1/25000 ölçekli plan ile örtüşüp örtüşmediği irdelemesi zaten daha önce de belirtildiği gibi söz konusu olamaz. Bu ölçekte yerleşik alan olarak gösterilen büyüklük ve biçim uydu fotoğrafında görülen mevcut duruma da aykırı değildir. Davacının onadığı planda askeri alan ve ağaçlandırılacak alan gösterilirken, davaya konu planda bunlar gösterilmemiştir. Askeri alanın yerleşik alan içinde kalmış olması ve ayrıca gösterilmemiş olması davaya konu 1/100.000 ölçekli planın sınırlı bir ayrıntı düzeyi olmasından dolayı anlaşılır bir durumdur. Ağaçlandırılacak alanın ise daha önce başka alanlar için belirtildiği gibi yeşil kuşak sratejisini bozan bir farklı plan kararı olmadığı değerlendirilmektedir.
Bu nedenlerle planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bir stratejik karar veya gösterim tespit edilmemiştir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daha daraltılmış ve 1/25.000 ölçekli davacı idare planı doğrultusunda bu değişikliğin yapıldığı belirtilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, öte yandan, yukarıda aktarıldığı üzere dava konusu planın plan notlarının 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. alanların yer alabileceği düzenlenmiş olup davacının iddia ettiği kullanımların alt ölçekli planlarda getirilebileceği açıktır. Bununla birlikte uyuşmazlığa konu 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel yerleşme alanı daraltılmıştır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 55
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Narlıdere ilçesi, Ilıca Mahallesi, Yeniköy mevkii, Balçova Kaplıca Tesislerinin batısında kalan alanda “kentsel yerleşik alan” lekesinde büyüme yapıldığı, söz konusu alanın, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının Narlıdere ilçesi, 24 ada, 95, 96, 99, 100, 109, 113 ve 169 sayılı parsellerin “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlenmesine ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında, dava konusu parsellerin kentsel yerleşim lekesinin sınırlandırılması amacı ile yeşil kuşağın bir parçası olarak belirlenmiş olmasının ve kentsel kullanım kararı öngörülmemiş olmasının uygun bulunduğu, ancak dava konusu parsellerin bulunduğu alanın “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” tanımına uymadığı” gerekçesi ile bahsi geçen işlemlerin iptaline karar verildiği, bahsi geçen mahkeme kararı doğrultusunda, söz konusu alanın, yer altı sıcak su kaynağı koruma alanı (I. derece) içerisinde kalması ve İnciraltı Turizm Merkezi Balçova Kaplıcaları Kesiminin batısında kalan bölgenin çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde turizm potansiyelinin bulunması dikkate alınarak, çevresinde oluşacak turizm kullanımlarını destekleyici nitelikte ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı Uygulama Hükümleri çerçevesinde bölgedeki yoğunluğu arttırmayacak şekilde, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin 11.08.2014 tarihli, 05.742 sayılı kararı ile onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “günübirlik turizm tesis alanları” kullanımına ayrıldığı, bu kapsamda söz konusu alanda kentsel leke ile orman alanı arasında, yerleşimi sınırlayıcı nitelikte bir yeşil kuşak kullanım kararının getirilmesi gerektiği düşünülmekte olup; söz konusu bölgede 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında günübirlik turizm tesis alanları olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında söz konusu alanın kentsel yerleşik alan olarak planlanması alt ölçekli planalarda ilgili idarenin plan hükümlerinin 8.1.1.3 sayılı maddesi uyarınca “Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planlan v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.” hükmü doğrultusunda davacı idarenin talep ettiği düzenlemeyi yapmasının mümkün olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacının itirazı kendi onadığı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planındaki durumundan farklı biçimde alanın büyütüldüğü yönündedir.
54 sayılı alan için verilen fotoğraflar ve değerlendirmeler doğrultusunda davaya konu planda bu alan için de gösterilen kentsel yerleşik alanın uydu fotoğrafında görülen mevcut durumdan veya davacı idarenin onadığı plandaki durumdan starejik önemde bir farklılık teşkil etmediği tespit edilmiştir. İki plan üzerinden ölçü alınarak karşılaştırma yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Genel anlamda bölgeye ilişkin stratejiler iki planda benzerlik göstermektedir. Yerleşik alanın büyüklüğü ve biçimi için de bu saptama geçerlidir. Bu ölçekte doğal karakteri korunacak alan gösterimi bulunmasa da, bunun alt ölçekte kentsel yerleşik alanın sınırındaki uyuşmazlık konusu alan ve parseller için geliştirilmesi söz konusu olabilir. Ancak burada davacı idarenin saydığı parseller üzerinden bir değerlendirme yapılması söz konusu değildir çünkü böyle bir yaklaşım bu ölçeğin genelliği ve ayrıntı düzeyine uygun değildir. Bu nedenle planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bir stratejik karar veya gösterim bulunmadığı değerlendirilmiştir. (30.12.2014 ve16.11.2015 onay tarihli planda da bu kısım aynıdır)
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daha daraltılmış, günübirlik alan notasyonu getirilmiş ve 1/25.000 ölçekli davacı İdare planı doğrultusunda bu değişikliğin yapıldığı belirtilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alanda 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile buradaki kentsel yerleşik alan daraltıldığı ve günübirlik alan notasyonu getirildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz 56
Dava dilekçesinde;
Narlıdere ilçesi, Narkent Toplu Konut Bölgesinde bir kısım alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı” olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında, 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında meskun konut alanları ve küçük sanayi alanları olarak planlandığı ve bu planlar doğrultususnda yapılaşmasını tamamlamış bulunan alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda kentsel yerleşik alan olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan hazırlıkları aşamasında temin edilen kurum/kuruluş verileri kapsamında onaylanan planda bahse konu orman alanının ilgili kurum verisi doğrultusunda plana işlendiği, alt ölçekli plan çalışmaları sırasında alınacak görüşler kapsamında değerlendirmenin davacı belediye tarafından yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu alanda zaten askı süreci sonrasında 30.12.2014 onay tarihli planda kentsel yerleşik alan gösterimi yapılmış ve uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucu 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında uyuşmazlığa konu alanın davacının talebi doğrultusunda kentsel yerleşik alan olarak gösterildiği, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 57
Dava dilekçesinde;
Narlıdere ilçesi sınırları içerisinde yapılacak Alionbaşı Barajına ilişkin kesinleşen baraj gölü ve koruma alan sınırlarının İZSU Genel Müdürlüğünün 09.12.2013 tarihli, 7208 sayılı yazısı ile gönderildiği, bu doğrultuda idarelerince hazırlanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliği, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin 10.03.2014 tarihli, 97509404.301.05.216 sayılı kararı ile uygun görülerek onandığı, dava konusu 23.06.2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına baraj gölü ve koruma alan sınırlarının bu kapsamda düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre Düzeni Planının 7.43 sayılı plan hükmü ile içme ve kullanma suyu kaynaklarına ilişkin düzenleme yapıldığı, bu hüküm kapsamında davacı idarenin dava konusu ettiği düzenlemeyi yapmasının mümkün olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Alionbaşı Barajı 23.06.2014 onay tarihli planda yanlış yerde konumlandırılmış olup bu durum sonraki planlarda düzeltilmiştir. Dolayısıyla bu dava kapsamında bu alana ilişkin itiraz konusu ortadan kalkmıştır.
(Bu düzeltme sonrasında kentsel yerleşik alanın da bu kısımdaki biçimi ve büyüklüğü değiştirilmiş olup daha sonraki, yani 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planların iptali istemiyle açılan davalar kapsamında hazırladığımız Bilirkişi Raporlarında bu konu değerlendirilmektedir.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucu 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında uyuşmazlığa konu alanın gösteriminin düzeltildiği ve bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 58
Dava dilekçesinde;
Yarımada Bölgesinin su sıkıntısını çözmek, bölgedeki yağmur suyu taşkınlarını önlemek ve su kaynaklarını planlamak amacıyla, İZSU Genel Müdürlüğü ve DSİ Genel Müdürlüğü arasında 1997 yılında imzalanan protokol çerçevesinde, 21.5 milyon m3’lük su kapasitesiyle yaklaşık 295.000 kişinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılaması hedeflenen ve kesin projeleri hazırlanan Çamlı Barajının İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çamlı Barajına ilişkin veriler idarelerine iletilmediğinden plan kapsamında değerlendirilmediği, davacı belediye tarafından bilgi ve belgelerin iletilmesi durumunda dava konusu plana işleneceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Çamlı Barajı 23.06.2014 onay tarihli planda gösterilmemiştir. Bu durum askı süreci sonrasında onanan 30.12.2014 onay tarihli planda düzeltilmiştir. Dolayısıyla bu alana ilişkin itiraz konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucu 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında uyuşmazlığa konu alanın gösteriminin düzeltildiği ve bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 59
Dava dilekçesinde;
1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı ve İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonunda Seferihisar merkez yerleşim alanının kuzeyinde, Düzce köyünün güneyinde “fuar, panayır, festival alanı” belirlendiği, ancak 12.09.2012 tarihli, 05.843 sayılı kararı ile uygun görülerek onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise söz konusu alanın, tarım görüşü doğrultusunda “tarım alanları” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı; İzmir Büyükşehir Belediye sınırları içerisinde parçacı yaklaşımlarla plan bütünlüğünün bozulmaması, kentsel gelişmenin ulaştığı yoğunluk ve sorunların çözülmesi, sosyo ekonomik ve mekânsal hedeflerin yeniden tanımlanması, yatırım ve gelişme eğilimleri ile taleplerin planlı olarak yönlendirilmesi, altyapı gelişmesi ve hizmet sunumunda rasyonellik ile planlı ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması amacı ile hazırlandığı, kentsel gelişme eğilimlerinin değerlendirilmesinde mekansal gelişme bütünlüğünün planlı olarak sürdürülmesinin hedeflendiği, bu doğrultuda plan kararlarının üretildiği, mekansal büyümenin kontrol edilmesi ilkesinden hareketle, ağırlıkla orman, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, yapı yasağı getirilmiş alanlar gibi büyük bölgesel açık alanlar ile tarımsal alanlardan oluşan ve gelişme alt yörelerini sınırlayıcı nitelikte olan yeşil kuşak program alanlarının belirlendiği, bu plan doğrultusunda hazırlanan Seferihisar ilçesi merkez planlama bölgesini kapsayan Karakayalar mevkiinden, Kocaçay sınırına kadar olan alanı kapsayan revizyon ve ilave 1/5000 ölçekli nazım imar planının da, 25.11.2013 tarihli, 05.1426 sayılı meclis kararı ile onandığı, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” ve “mera alanı” olarak belirlenmiş olan ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı dışında kalan alanlarda “kentsel gelişme alanı” lekesinde büyüme yapıldığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında Seferihisar ilçesine ilişkin yeterli gelişme alanı ayrıldığı; bahsi geçen alanların bu plan doğrultusunda tarım arazisi ve çayır-mera olarak belirlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planda Seferihisar ilçesi Düzce Mahallesinin güneyinde fuar alanının planlandığı, davacı belediyenin neye dayanarak böyle bir iddiada bulunduğunun anlaşılamadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında tarafımıza verilen bilgiler kapsamında burada özellikle fuar alanına ilişkin plan süreci anlatılmıştır. Seferihisar kuzeyinde davacı belediye tarafından onanan 1/25000 ölçekli planın ilk onamasında fuar alanı belirlenmiş; ancak daha sonra bu plan iptal edilmiş, daha sonra onanan planda ise fuar alanı kaldırılmıştır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda burada F notasyonu ile “Fuar Panayır Festival” alanı öngörüldüğü belirtilmiştir. Davalı İdare Bakanlık, buranın önceki planlar doğrultusunda tarım alanı olarak düzeltilmesi yönündeki itirazı dikkate aldıklarını ancak bir düzenlemenin henüz yapılmadığını belirtmiştir. Burada planlarla güvence altına alınan tarımsal doku ve üretimin sürdürülmesi için bu düzenlemeye gidilmesi ve planda burada gerekli değişikliğin yapılması gerekmektedir.
Bunun dışında Seferihisar ilçesi için öngörülen kentsel gelişme alanının büyüklüğü ve biçimi davacı idare ile davalı İdarenin planında önemli bir farklılık göstermemekte, stratejik önemde bir karar farklılığı bulunmamaktadır. Her iki planda da oldukça büyük bir gelişme alanı öngörüldüğünü belirtmek gerekir. Ancak uyuşmazlık konusu davaya konu planda bir kaç noktada kentsel gelişme alanının şekline veya büyüklüğüne ilişkindir. İlgili plan paftalarında (ve aşağıda) görülen bu noktalarda gelişme alanı bir miktar daha büyütülmüş ise de, bu fark önemli ölçüde bir stratejik karar farkına işaret etmemektedir. Bunun stratejik bir plan kararı olarak anlamlı bir karar olması durumunda ayrı bir değerlendirmenin söz konusu olması gerektiği belirtilmişti. Bu örnekte ise, davacı idarenin onadığı plandaki sosyal donatı alanları ile kentsel gelişme alanı birarada değerlendirildiğinde, davaya konu planda bunları kapsayacak biçimde belirlenen kentsel gelişme alanı büyüklüğü ve biçiminde önemli bir farklılık görülmemektedir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
Özetle Fuar alanına ilişkin düzeltmenin yapılması gerekliliği bulunmaktadır. Kentsel gelişme alanları açısından ise bir aykırılık saptanmamıştır. 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde ise Fuar alanı notasyonları kaldırılmış; kentsel gelişme alanı büyüklüğünde de bazı revizyonlar yapılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde fuar alanı notasyonları kaldırılmış buna ilişkin uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır. Seferihisar ilçesinde öngörülen kentsel gelişme alanının ise, bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir fark olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde kentsel gelişme alanı büyüklüğünde bazı revizyonlar yapılmıştır.
İtiraz 60
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Sığacık Mahallesinde marina güneyinde kalan alanın Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 2002 yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonunda ve idarelerince onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planında orman alanı olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonunda güncel veriler doğrultusunda orman sınırlarının yeniden düzenlendiği ve tercihli kullanım alanları lekesinin orman sınırlarına kadar uzatıldığı, bahsi geçen alana ilişkin yürürlükte 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının da bulunduğu, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanları” olarak belirlenen alanın, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı” olarak belirlendiği, Sığacık Mahallesi Akkum Mevkiinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanları” olarak belirlenen alanın ise 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanına” dahil edildiği, söz konusu planın ölçeği gereği 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından farklı özellikler taşıdığı, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile uygunluğunun sorgulanamayacağı bilinmekle birlikte; söz konusu planların bilgisayar ortamında üst, üste getirilerek, parsel ölçeğinde karşılaştırılarak kısmen farklı olduğu belirlenen noktaların dava konusu yapıldığı, bu kapsamda açılan bazı davaların aleyhlerine sonuçlandığı, bahsi geçen alanlarda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenleme yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Mahkeme kararı ile iptaline karar verilen dolayısıyla yok hükmünde olan 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planından bahsedilmesinin amacının anlaşılamadığı, ayrıca dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanırken ilgili kurum/kuruluş verilerinin dikkate alındığı, kaldı ki bahse konu alanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planınının ölçekleri göz önüne alındığında bile farklılık göstermediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu maddede iki farklı konuya itiraz edilmektedir.
Öncelikle davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli planda Sığacık yerleşiminin kuzeyi turizm bölgesi ve tercihli kullanım alanı olarak belirlenmiş olup; davaya konu 1/100.000 ölçekli planda da yerleşimin kuzeyindeki plan stratejisi turizm alanları ile tercihli kullanım alanıdır. Tek fark davacı idarenin planında bu alanlar arasında kalan büyükçe bir bölge tarımsal alan olarak plan paftasında gösterilmiş; davaya konu planda böyle bir bölge belirtilmemiştir. Oldukça büyük bir alanın bu bölgede turizm bölgesi olarak planlandığı dikkate alınırsa, mevcut durumda tarımsal niteliği ve değeri olan bölgelerin turizm alanına katılmaması ve tarımsal alan olarak planlanıp tarımsal üretimin sürdürülmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Uydu fotoğraflarında tarımsal alanlar görülmekte olup, bunların turizm gelişim alanına dahil edilmemesi ve bu yönde planda düzeltme yapılması gerekir. Özetle tarımsal alanların turizm alanına dahil edildiği planın bu kısmı şehircilik ilke ve esaslarına aykırı bulunmuştur.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
İkinci olarak orman alanlarına ilişkin bir itiraz bulunmaktadır. Plan paftalarında görüleceği üzere orman alanı ile tercihli turizm alanına ilişkin iki noktada planlar arasında farklılık vardır. İki planın bu yerleşime ilişkin genel stratejisi ise benzerdir ve stratejik bir farklılık söz konusu değildir. İki plandaki ayrıntı düzeyinin farkı nedeniyle planın bu kısmındaki uyuşmazlık konusunun plan iptalini gerektiren, veya stratejik bir karar olarak irdelenmesi gereken bir konu olmadığı değerlendirilmektedir.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının birinci itiraz konusu yaptığı alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmektedir. Nitekim davalı idarece bilirkişi raporuna yönelik sunulan itiraz dilekçesinde, söz konusu alanın 20 hektar büyüklüğünde olduğu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yapılan çalışmalar neticesinde, bu bölgede uyuşmazlığın ölçek farklılığından kaynaklandığı ve her iki plandaki kararın da geçerli olduğu konusunda uzlaşma sağlandığı belirtilmiştir.
Davacının ikinci itiraz konusu bakımından da alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, plan notlarının 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 61
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Tepecik Mahallesinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak belirlenen alanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 2002 yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği; bu kapsamda 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı ve 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonunda kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, ancak 12.09.2012 tarihli, 05.843 sayılı meclis kararı ile uygun görülerek onanan 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında; Tepecik Mahallesi kentsel gelişme alanı lekesinden kopuk olan söz konusu alanın, tarım arazisi niteliğinin devam ettiği ve kentsel yerleşimi sınırlayan yeşil kuşak program alanını oluşturan tarım alanlarının bir parçası olduğu dikkate alınarak, söz konusu alan “tarım alanları” olarak belirlendiği, bu kapsamda, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile iptal edilen 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planında da kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, yerleşmelerin mevcut yapılarının korunarak gelişmesinin önünün kapatılmasının anlaşılmaz bir planlama yaklaşımı olduğu savunulmuştur
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu neredeyse parsel düzeyinde bir alana ilişkindir ve aslında 1/100.000 ölçekli planda iptale ilişkin bir tartışmanın söz konusu olamayacağı bir alan büyüklüğü olarak değerlendirilebilir. Ancak konuyu bu yerleşim için stratejik önemde kılan özelliği, kentsel gelişme alanının buradaki yolun diğer tarafına da atlaması yönünde bir plan öngörüsü oluşturulmasına ilişkindir. Tarım alanları içinde saçaklanmadan bu gelişmenin yapılması daha uygundur. Bu nedenle alansal olarak çok küçük bir bölge de olsa bu öngörünün kaldırılması daha doğru olacaktır.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
Nitekim 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde bu öneri kaldırılmış ve uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırılarak uyuşmazlığa konu alanın gösteriminin düzeltildiği ve bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 62
Dava dilekçesinde;
Tahtalı Barajı Havzasında yer alan, Menderes ilçesi, Bahçecik Mahallesi, Deli Ömer Mahallesi, İstasyon Mahallesi, Kısıkköye bağlı Yeni Mahalle yerleşimleri ile Çatalca köyünün doğusunda kalan Sergen Sulama Göletinin gösterilmediği, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gösterildiği şekliyle yerleşimlerin ve sulama göletininin plana işlenmesi gerektiği, yine Menderes ilçesi Çatalca, Görece, Değirmendere, Yeniköy, Buca İlçesi Kaynaklar, Belenbaşı, Kırıklar, Karacaağaç yerleşimleri ile Gaziemir Emlak Bankası Konutlarının havza içine giren kısmının alan olarak büyük lekelendiği, bu yerleşimlerin onaylı yerleşik alan sınırları ile onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının bulunması nedeniyle onaylı yerleşik alan sınırlarının ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planına uygun olarak düzenlenmesi gerektiği, Menderes ilçesi, Oğlananası Mahallesi ve Menderes ilçe merkezine ilişkin belirlenen meskun konut alanı ve gelişme konut alanı leke kararlarının büyütüldüğü, bu yerleşimlere ait onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı sınırları dahilinde de henüz yapılaşmamış alanların yer aldığı, bu sınırların tarımsal alanları içine alacak şekilde genişletilmesinin yasal belgeleri olmayan kaçak yapıları yasallaştıracağı ve havza koruma ilkelerine aykırı olacağı, bu nedenle bu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı leke kararlarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği, söz konusu alanların, İzmir İlinin en önemli yüzeysel su kaynağı olan Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası Uzun Mesafeli Koruma Sınırı içerisinde kaldığı, İzmir kentinin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması amacıyla gerçekleştirilen Tahtalı Barajının evsel, endüstriyel, tarımsal ve her türlü hayvancılık faaliyetinden kaynaklanan atık sular ile kirlenmesini önlemek ve toplum sağlığını korumak, su havzasının doğal potansiyelini en iyi biçimde değerlendirmek amacıyla Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Tahtalı Barajı Havzasına ilişkin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onaylandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da, Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası sınırları içerisinde 1/25.000 ölçekli Tahtalı Baraj Havzası Çevre Düzeni Planı kararlarının esas alındığı, yukarıda sözü geçen kentsel gelişme alanlarının, İZSU Genel Kurul kararı ile yürürlüğe giren Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin 3.maddesinin 3/b fıkrasında belirtilen, “Yerleşik alan sınırları İZSU’nun görüşü alınarak belirlenir. Koruma alanlarında yerleşik alan sınırları gelişme alanı bırakılmaksızm tespit edilir. Bu sınırlar değiştirilemez ve yeni yerleşim alanları teşkil edilemez.” hükmüne aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı kullanımından çıkartılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kentsel yerleşik alanların yok hükmünde sayılması anlaşılamamakla birlikte alt ölçekli plan çalışmaları sırasında dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 7.43 sayılı plan hükmü kapsamında İZSU Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak iş ve işlemlerin yürütüleceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Menderes yerleşim alanı davaya konu 23.06.2014 onay tarihli çevre düzeni planında, davacı İdare İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onanlı 1/25.000 ölçekli plana oranla daha fazla büyütülmüştür. Ancak bundan sonra askı sürecini takiben davaya konu çevre düzeni planına itirazların değerlendirilerek yeniden onandığı 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planlarında Menderes ve çevresindeki yerleşimlerde önemli ölçüde büyümesi öngörülmüş; mevcut yerleşik alanın neredeyse birbuçuk – iki katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerilmiştir. (Bu aşamada aşağıda verilen plan paftalarında görüleceği üzere Menderes yerleşiminin güneydoğusundaki kısım kaldırılmıştır; ancak bunun yerine doğuda eklenen yeni gelişme alanı son derece büyük bir alansal büyüklüğe sahiptir.)
Herşeyden önce böyle bir kararın gerekçesi anlaşılmamaktadır. Havalimanı ve demiryolu bağlantıları nedeniyle elbette gelişme olacaktır ancak mevcut yerleşik alandan daha fazla yeni alan açılması oldukça önemli bir plan kararıdır. Oysa burada baraj su toplama havzasının yanı sıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi gerekir. Davacı idarenin onadığı planda tarım alanı olarak korunmuş önemli büyüklükteki alanlar, davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanmış; davaya konu plandan sonra onanan yeni planlarda ise bu gelişme alanları daha da büyütülmüştür. Keşif esnasında bu alanlardaki tarımsal yapı gözlenmiştir. Uydu fotoğraflarında da Menderes yerleşimi çevresinde tarlalar, tarımsal üretim görülmektedir. Bunların korunmaması ve bölgenin gelişme alanı olarak gözden çıkartılması doğru bir yaklaşım değildir. Ayrıca (davalı idarenin 16.11.2015 onay tarihli plana karşı açılan dava kapsamında verdiği savunmada belirttiği üzere) iki yerleşimin parçacı biçimde kalmaması ve fonksiyonel bütünlük sağlanması gibi bir gerekçe de anlamlı bulunmamıştır. Kent planlamada boşluklu gelişme düzeni, çok merkezli bölgesel yerleşme yapısı/dokusu gibi kavram ve yaklaşımlar vardır; ve bu boşluklar veya yerleşimler arasındaki alanlar doğal ve tarımsal doku olarak korunarak yerleşimin kendi kendine yetebilirliğini ve yerel ekonomisini desteklemek için sürdürülmelidir.
Dolayısıyla davaya konu planın Menderes yerleşimi çevresindeki tarım alanlarını gözden çıkartarak öngördüğü kentsel gelişme alanının yüzölçümü büyüklüğü nedeniyle planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur. Aynı saptama Oğlananası yerleşimi için de geçerlidir.(30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli planda da bu kısım aynıdır)
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde kentsel gelişme alanında küçültme yapılsa da hala büyük tarımsal alanların yapılaşma için öngörüldüğü ve Menderes mevcut yerleşik alanı kadar yeni alan açıldığı görülmekte olup, yukarıda belirlenen sakıncaların devam ettiği anlaşılmaktadır.
(Plana işlenmeyen yerler hakkında ise daha sonra onaylı planlarda konunun düzeltildiği anlaşılmakta olup, aynı itiraz devam etmemektedir.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır. Plan açıklama raporunun 4.4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği belirtilmiş olup alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı plan notlarıyla açıklanmıştır. Bununla birlikte, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu kentsel gelişme alanı küçültülmüştür. Davalı idarece 260 hektar büyüklüğünde alanın tarım arazisine çevrildiği yerleşime açılan alanların uzun mesafe koruma alanında kaldığı mevcut durumda da yerleşik alanlar olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan plana işlenmediği ileri sürülen yerlerin ise daha sonra onaylı planlarda düzeltildiği bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 63
Dava dilekçesinde;
Menderes ilçesi, Gümüldür ve Özdere Mahallelerinde ilgili belediyesince onaylandıkları tarihte yürürlükte bulunan 1/25.000 ölçekli Seferihisar-Dilek Yarımadası Nazım İmar Planı ve 1/25.000 ölçekli Doğanbey-Gümüldür-Kesre Nazım İmar Planına aykırı olarak onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanların, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında bu alanların üst ölçekli planlar doğrultusunda tarım alanı olarak belirlendiği, bahsi geçen alanların bu doğrultuda düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kentsel yerleşik alanların yok hükmünde sayılmış olması anlaşılamamakla birlikte dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı arasında bahse konu alanda bir farklılık görülmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Gümüldür ile Özdere arasında kalan alanlar davaya konu planda yerleşik alan olarak gösterilmiş; davacı idarenin onadığı planda tarım alanı olarak gösterilmiştir. Uydu fotoğrafına bakıldığında, davalı idarenin davaya konu planda mevcut durumu plana işlediği görülmektedir. Burada bir sakınca tespit edilmemiştir. Bu konuya ilişkin itiraz maddesi davaya konu plandan sonra askı sürecini takiben onaylanan 30.12.2014 tarihli plan ile 16.11.2015 tarihli plana karşı açılan davalarda yer almamakta olduğundan, bu alanın artık davacı tarafından itiraz konusu edilmediği anlaşılmaktadır. Bu karar 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda aynıdır; ancak o planlara açılan davalar kapsamında İtiraz konusu edilmemektedir” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda belirtildiği üzere plan notlarının 4.7. sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmıştır.
Uyuşmazlığa konu alana baktığımızda büyük oranda yapılaşmış bir alan olduğu görülmektedir. Dava konusu planın ölçeği göz önünde bulundurulduğunda planda gösterilen kentsel yerleşme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 64
Dava dilekçesinde;
1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında, Menderes ilçesi, Gümüldür yerleşiminde, eski köy dokusunun da yer aldığı alanda, mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 1985 yılında onaylanan 1/250.00 ölçekli Doğanbey-Gümüldür-Kesre Nazım İmar Planında yer alan kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı leke kararlarının korunduğu, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da bahsi geçen leke kararlarının genel anlamda korunduğu görülmekle birlikte; 1/25.000 ölçekli Doğanbey- Gümüldür-Kesre Nazım İmar Planında “tarımsal niteliği korunacak alanlar” ve “ağaçlandırılacak alanlar” ve bu kapsamda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanları” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlenen bazı alanlarda; “kentsel yerleşik alan” ve “kentsel gelişme alanı” lekelerinde büyüme yapıldığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ölçeği gereği 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından farklı özellikler taşıdığı, bu plandan ölçü alınarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile uygunluğunun sorgulanamayacağı bilinmekle birlikte, söz konusu planlar bilgisayar ortamında üst üste getirilerek, parsel ölçeğinde karşılaştırıldığı ve kısmen farklı olduğu belirlenen noktaların dava konusu yapıldığı, bu kapsamda, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bahsi geçen kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı kararlarının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ölçeği gereği 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından farklı özellikler taşıdığı, bu plandan ölçü alınarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile uygunluğunun sorgulanamayacağı gerçeğinden hareketle her bir planın kendi ölçeği ve planlama dili kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idare tarafından onaylanan plan ile davaya konu planın bu yerleşime ilişkin genel stratejisi benzerdir ve stratejik bir farklılık söz konusu değildir. İki plandaki ayrıntı düzeyinin farkı nedeniyle planın bu kısmındaki uyuşmazlık konusunun plan iptalini gerektiren, veya stratejik farklı bir karar olarak irdelenmesi gereken bir konu olmadığı değerlendirilmektedir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik ve gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 65
Dava dilekçesinde;
1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının, İzmir Büyükşehir Belediye sınırları içerisinde parçacı yaklaşımlarla plan bütünlüğünün bozulmaması, kentsel gelişmenin ulaştığı yoğunluk ve sorunların çözülmesi, sosyo ekonomik ve mekânsal hedeflerin yeniden tanımlanması, yatırım ve gelişme eğilimleri ile taleplerin planlı olarak yönlendirilmesi, altyapı gelişmesi ve hizmet sunumunda rasyonellik ile planlı ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması amacı ile hazırlandığı, kentsel gelişme eğilimlerinin değerlendirilmesinde mekansal gelişme bütünlüğünün planlı olarak sürdürülmesinin hedeflendiği, bu doğrultuda plan kararlarının üretildiği, mekansal büyümenin kontrol edilmesi ilkesinden hareketle, ağırlıkla orman, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, yapı yasağı getirilmiş alanlar gibi büyük bölgesel açık alanlar ile tarımsal alanlardan oluşan ve gelişme alt yörelerini sınırlayıcı nitelikte olan yeşil kuşak program alanlarının belirlendiği, ancak Urla ilçesi merkez yerleşim alanında, alt ölçekli imar planı bulunmayan (nazım imar planı, uygulama imar planı, mevzi imar planı) bu nitelikteki alanların, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, bu kapsamda söz konusu kararların planlama ilke ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davaya konu Çevre Düzeni Planının 7.23 sayılı “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan ve bu planda kentsel yerleşik alan olarak gösterilen, fakat imar planı bulunmayan alanların imar planlarının bu planın ilkeleri ve nüfus kabullerine uygun ve bütüncül olarak yapılması zorunludur” plan hükmü kapsamında davacı idarenin dava konusu ettiği düzenlemeyi yapmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“İki plan karşılaştırıldığında yerleşik alan ile gelişme alanları için ayrılan büyüklükler ve biçimlerde önemli bir farklılık görülmemektedir. Ağaçlandırılacak alan olarak davacı idare planında görülen alan davaya konu planda tarım alanı olarak gösterilse de yapılı çevre içinde olmaması, bir başka deyişle yapılı çevre – doğal çevre dengesinin iki planda da benzer olması, stratejik anlamda bir plan yaklaşımı farkı olmadığına işaret etmektedir. Davaya konu planda yerleşim demiryolu sınırına kadar gösterilmiştir; ancak alansal büyüklük davacı idarenin onadığı plana göre aşırı farklılaşma göstermemektedir. Demiryolunun diğer tarafına sıçrayan bir gelişme kararı da bulunmamaktadır; bir başka deyişle yerleşimin mekansal büyümesine ilişkin stratejik bir farklılık söz konusu değildir.
Davacı idarenin onadığı planda kentsel gelişme alanı olan bir kısım alan, davaya konu planda kentsel yerleşik alan gösterimindedir. Planların onama tarihleri arasındaki fark bu durumu açıklamaktadır. Uydu fotoğraflarından incelendiğinde de yerleşik alan ve gelişme alanı açısından bir aykırılık tespit edilmemiştir. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise önerilen kentsel gelişme alanı bir miktar azaltılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında uyuşmazlığa konu alana yönelik dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır.
Öte yandan, 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kentsel gelişme alanı azaltılmıştır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı sınırları dışında kalan, 6360 sayılı 14 İlde Büyükşehir Belediyesi ve 27 İlçe Kurulması Hakkında Kanun kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi yetki alanına dahil olan alanlardaki yer seçimi kararlarına ilişkin itirazlar sıralanmıştır.
İtiraz 66
Dava dilekçesinde;
Bergama İlçesi, Zeytindağ Beldesi, Bataklık Mevkiinde yer alan önceki 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “makilik-fundâlık-çalılık alan” kullanımında kalan 3667, 3668, 3670, 3671, 3672, 3673, 3674, 3675, 3676, 3677, 5075, 5076 sayılı parsellerin Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “sanayi alanı” olarak belirlendiği, bu parsellerin mülga Zeytindağ Belediye Meclisinin 06.04.2012 tarihli, 17 sayılı kararı ile onaylanan alt ölçekli planlarda “sanayi alanı” olarak belirlendiği, ancak mevzi imar planı dosyası incelendiğinde, söz konusu plana esas Tarım İl Müdürlüğünün 07.07.2008 tarihli, 16235 sayılı ve 13.02.2009 tarihli, 3158 sayılı görüş yazıları ile alanın tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunmadığı ve ayrıca alınan belediye meclis kararı ile eki plan paftaları arasında kullanım kararlarına yönelik getirilen yapılaşma koşullarında çelişkiler olduğu tespit edildiğinden, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen söz konusu kullanım kararının Tarım İl Müdürlüğünün bahse konu görüşü nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alana ait imar planlarının var olması nedeniyle söz konusu alanın dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına işlendiği, söz konusu Tarım İl Müdürlüğü görüşüne aykırı yapılmış olmasının plana işlenmesine engel olmadığı, söz konusu planın ancak yargı kararıyla iptal edilmesi sonrasında dava konusu plandan çıkartılabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafında görüldüğü üzere uyuşmazlık konusu yer iki ormanlık alan arasında kalmaktadır. Gerek uydu fotoğrafında gerekse yerinde yapılan keşifte bölgedeki doğal çevre ve tarımsal alan gözlenmiştir. Zaten burada oluşturulmak istenen maden işletme tesisi için yapılan planlama kapsamında, İzmir Valiliği Tarım İl Müdürlüğünün 07.07.2008 tarihinde verdiği görüş yaklaşık 49 hektar büyüklüğündeki mutlak tarım arazileri ve dikili tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımının uygun görülmediği yönündedir. Bu görüş bu alanın planlanmasında belirleyici olmaktadır ve bu doğrultuda alanın tarımsal özelliğiyle korunması ve madencilik işletmesi için planlanmaması gerekir. Davalı idarenin bu görüşü savunmasında önemsememesi, yine plan araştırma raporunun eksikliğine ve plana altlık teşkil eden verilerin yetersizliğine işaret etmektedir. Ayrıca mevzi imar planı bulunsa dahi üst ölçekli stratejik planda, tarımsal değeri olan bu alanın sanayi gelişimi olarak madencilik için planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmıştır. Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlığa konu alana bakıldığında konum olarak ağaçlandırılacak alan ve tarım arazilerinin içinde dava konusu planın ölçeğine göre neredeyse noktasal bazda sanayi alanı kullanım kararı getirildiği görülmüştür. Oysa İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve dava konusu planın ilkeleri ve yapılış yöntemine uygun olmayan plan kararında 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz 67
Dava dilekçesinde;
Dikili Belediyesi yetki sınırları içerisinde İzmir Çanakkale Karayoluna cephesi bulunan ve 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “teknolojik sera bölgesi” kullanımında kalan alanın küçültülerek merkez yerleşmeye yakın kısmının “termal turizm alanı” olarak belirlendiği, ancak davaya konu planın plan notlarında seracılığın gelişmesini sağlamak amacıyla bu alanların tarım alanlarından ayrıştırıldığı belirtilmiş olup bu küçültmenin planın bu hedefine aykırılık içerdiği, ayrıca turizm merkezi sınırında kalan bu alanların mahkeme kararı ile iptal edilen Dikili – Bergama Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Çevre Düzeni Planı Revizyonunun yürürlükte olduğu tarihte, bu plan doğrultusunda İl Özel İdaresi tarafından ruhsatlandırılan seraların daha geniş bir alanı kapsadığı anlaşıldığından plandaki teknolojik sera bölgesinin, ruhsatlandırılan sera alanlarını da kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Fiili durum incelendiğinde bölgedeki teknolojik sera faaliyetlerinden çok geleneksel tarım faaliyetlerinin yaygın olduğunun saptandığı, davacı belediyenin iddia ettiği ruhsatlandırmaya dair bilgi ve belgelerin bugüne kadar idarelerine ulaştırılmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı mahkeme kararlarıyla iptal edilen bir plan olduğu için bu İzmir-Manisa çevre düzeni planlarını iptal edilen bu plana göre bir plan değişikliği olarak değerlendirmek ve karşılaştırmak doğru değildir. Bu kapsamda 23.06.2014 onay tarihli davaya konu İzmir-Manisa çevre düzeni planında bölgede termal turizm alanı, tarımsal alan ve teknolojik sera bölgesi planlanmış olması sorunlu bir plan yaklaşımı olarak değerlendirilmemiştir.
Ancak askı sürecinden sonra onanan 30.12.2014 onaylı (ve daha sonraki 16.11.2015 onaylı) çevre düzeni planında termal turizm alanı ile teknolojik sera bölgesi arasındaki tarımsal alan ortadan kaldırılmış olup, bunun askı süreci sonrasında yapıldığı görülmektedir. Planın askı süreci içinde neden böyle bir değişiklik yapıldığı açıklanmamıştır. Ancak sera bölgesinin de tarımsal üretimi destekler nitelikte bir kullanım olduğu düşünülerek bu değişiklik de söz konusu planların iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemektedir.
Bununla beraber, plana yapılan itirazların tekrar değerlendirilerek 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde teknolojik sera alanının yeri tekrar değiştirilmiştir. Önceki planda yerleşik alan gösterimi olan yeri de içine almıştır. Daha da önemlisi orman alanlarına da isabet etmektedir. Dolayısıyla davaya konu plandaki öngörü açısından bir sakınca saptanmazken, 10.10.2018 tarihli değişiklik ile oluşturulan görece dağınık ve orman alanlarına isabet eden sera alanı öngörüsü uygun bulunmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından idarelerine iletilen ruhsatlı sera alanlarına ilişkin veriler doğrultusunda 10.10.2018 tarihinde dava konusu planda değişiklik yapıldığı, söz konusu alanda yerleşim birimi ve orman sahasının yer almadığı uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığı belirtildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz 68
Dava dilekçesinde;
Dikili İlçesi, Çandarlı mevkiinde, daha önce onaylanan Manisa Kütahya İzmir Çevre Düzeni Planında “makilik-fundalık-çalılık alan” ve “tarım arazisi” olarak belirlenmiş olan alanların “tercihli kullanım alanı” olarak belirlendiği, ancak Çandarlı bölgesine ilişkin mevcut plan sınırı içerisinde konut alanlarının büyük bir bölümünün henüz yapılaşmasını tamamlamadığı ve nüfus kabul değerlerinin de 2010 yılı onaylı Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu “tercihli kullanım alanı” kararlarının alana getireceği nüfusun herhangi bir çalışma ve bilimsel veriye dayanmadığı anlaşıldığından söz konusu kararın planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanın “tercihli kullanım alanı” olarak planlanmış olmasının, alt ölçekli planlarda ilgili idarenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.1.1.3 sayılı plan hükmü (“Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.” kapsamında dava konusu ettiği düzenlemeyi yapmasını engellemediği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda Çandarlı mevcut yerleşik alanının batısında, kuzeyinde ve kuzeydoğusunda tercihli kullanım alanı olarak büyük yüzölçümlü alanlar planlanmıştır. Planın plan hükümlerine göre tercihli kullanım alanlarında “turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılanma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek ait ölçekli planlarda belirlenecektir.” Bu hüküm doğrultusunda bu alanların turistik tesisler olarak veya konut alanları olarak gelişmesi olanaklıdır.
Mevcut kentsel yerleşik alandan kat kat büyük olan bu tercihli kullanım alanları sonucu önemli büyüklükte bir alan yapılı çevreye dönüştürülmektedir. Uydu fotoğrafından ve keşif esnasında çekilen fotoğraflardan izlenen doğal yapı dikkate alındığında, tercihli kullanım alanı olarak planlanan bu alanlar sonucunda buradaki koruma-kullanma dengesinin yok olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge için bu kadar vurgulu ve bu kadar büyük bir turizm odaklı kentsel gelişme (turizmin yanısıra konut gelişme alanına da olanak verildiği unutulmamalıdır) doğru bir planlama yaklaşımı değildir. Planın doğal çevre ile yapılı çevre arasındaki dengeyi bu bölge için kuramadığı, aşırı yapılaşmış bir çevreye yol açacak tercihli kullanım alanı önerisinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görülmektedir.
Bu planın askı süreci sonrasında 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde onanan p!anlarda ise tercihli kullanım alanının yanısıra bölgede büyük yeni kentsel gelişme alanları da planlanmıştır. Bu alanlar mevcut kentsel yerleşik alandan büyüktür. Buna ilaveten tercihli kullanım alanlarının da konut gelişimine olanak tanıyan yönü nedeniyle yerleşim kat kat büyümekte; bölgenin bu noktasında son derece büyük bir ağırlık merkezi oluşturulmaktadır. Bu planlar da bu nedenle ve yukarı saptama doğrultusunda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise, kentsel gelişme alanları büyük ölçüde kaldırılmış; ancak tercihli kullanım alanları açısından kuzeydoğudaki kısım kaldırılmış olsa da, bu kullanım için planlanan alan hala aşırı büyüklüğe sahiptir ve saptanan sakıncalar devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 4.31 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu planın açıklama raporunda, yerleşim içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlının da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerden olduğu, onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığının görüldüğü, Çandarlı’da kentsel gelişme alanlarının ve tercihli kullanım alanlarının, onaylı plan kararları dikkate alınarak düzenlendiği açıklanmıştır.
Bu bakımdan planların yapımı aşamasında kazanılmış hakların korunması ilkesinin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, bölgedeki yapılaşma sorununa dikkat çekildiği görülmektedir. Plan notlarında belirtildiği üzere bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği açıktır. Öte yandan, davalı idarece İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yapılan çalışmalara neticesinde, dava konusu planda 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklikle yerleşimin kuzey kesiminde yer alan kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasına ve alanın doğu kesimindeki tercihli kullanım kararlarının daraltılmasına (yaklaşık 336 hektar kentsel gelişme alanı ve 261 hektar tercihli kullanım alanının kaldırılmasına) karar verildiği belirtilmiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 69
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Yenişakran Mahallesine ilişkin mevcut imar planlarında plan sınırı dışında kalan ve daha önceki Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” olarak belirlenen alanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak bu alanda mevcutta yoğun olarak zeytin ağaçlarının bulunduğu ve Aliağa Belediye Başkanlığının 09.06.2014 tarihli, 4868 sayılı yazısı ile “Aslı Gibidir” yapılarak iletilen Yenişakran Mahallesine ait mevcut imar planları incelendiğinde alt ölçekli imar planı bulunan alanların henüz doluluk oranını sağlamadığı tespit edilmiş olup söz konusu bölgede getirilen “kentsel gelişme alanı” kararının planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın ilgili belediyesinin talepleri doğrultusunda değerlendirildiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanın kentsel gelişme alanı olarak planlanmasının alt ölçekli planlarda ilgili idarenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.1.1.3 sayılı plan hükmü (“Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.”) kapsamında dava konusu ettiği düzenlemeyi yapmasına engel olmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce de belirtildiği üzere Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı mahkeme kararlarıyla iptal edilen bir plan olduğu için İzmir-Manisa çevre düzeni planlarını, iptal edilen bu plana göre bir plan değişikliği olarak değerlendirmek ve karşılaştırmak doğru değildir. Bu kapsamda dava konusu planda öngörülen kentsel gelişme alanını yeni bir plan kararı olarak değerlendirmek gerekir. Bu çerçevede, planın ölçeği ve genelliği gereği, kentsel gelişme alanının buradaki yola kadar öngörülmüş olmasında bir sakınca saptanmamıştır. Bu planda, üzerinden ölçü alınarak uygulamaya esas teşkil eden plan kararları verilmemektedir; alt ölçekli planlarda daha hassas bir bölgelendirme yapılmasına olanak vardır. Özünde, buradaki kentsel gelişme atanının büyüklüğü veya yönüne ilişkin uyuşmazlık konusu karar bu yerleşimin kaderini ve işlevini sratejik anlamda değiştirecek bir karar olmaması nedeniyle, planın iptaline konu edilebilecek bir konu olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu ve çevresi dikkate alındığında mekansal gelişmenin yönüne ilişkin getirilen kullanım kararın da sakınca bulunmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 70
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Ovacık mevkiinde bulunan otoyolun doğusunda kalan alanın, 2010 yılı onaylı Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “makilik-fundalık-çalılık alan”, 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımında kaldığı, dava konusu planda “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, plan raporunda belirtilen nüfus kabullerinin her iki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında da aynı olduğu dikkate alındığında, ayrıca birçok turizm merkezi kararı bulunan Çeşme İlçesinde yapı yoğunluğunun yüksek olduğu bu bölgede, yeşil kuşak alanlarının hassasiyetle korunmasının önemi göz önüne alındığında, söz konusu kentsel gelişme alanına yönelik kararın bu haliyle şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu alanın ilgili belediyenin talepleri doğrultusunda plan kapsamında değerlendirildiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanın kentsel gelişme alanı olarak planlanmasının alt ölçekli planlarda ilgili idarenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.1.1.3 sayılı plan hükmü (“Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planlan v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.”) kapsamında dava konusu ettiği düzenlemeyi yapmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce de belirtildiği üzere Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı mahkeme kararlarıyla iptal edilen bir plandır; ve bu nedenle davaya konu İzmir-Manisa çevre düzeni planlarını iptal edilen bu plana göre bir plan değişikliği olarak değerlendirmek ve karşılaştırmak doğru değildir. Buradaki temel uyuşmazlık konusu kentsel gelişme alanının büyüklüğüne ilişkindir. Davacı İdarenin onadığı planda öngörülenden daha fazla alan davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanmıştır. Bu tür büyüklük farklarının iki plan arasında olabileceği belirtilmişti. Burada dikkate alınması gereken konu mevcut yerleşik alana kıyasla açılan alanın büyüklüğüdür. Çeşme ve Ovacık yerleşimleri için her ikisinin yerleşik alanının mevcut yüzölçümünden iki kat fazla yeni gelişme alanı açılmış olması aşırı gelişmeci bir yaklaşım olarak dikkat çekmektedir. Çeşme yarımadasının doğal değerleri dikkate alındığında burada koruma-kullanma dengesinin sağlanması başlıca planlama stratejisi olmalıdır. Bu açıdan öngörülen kentsel gelişme alanının sakıncalı olduğu ve revize edilmesi gerektiği görülmektedir.
Bu plan kararı 30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da aynı biçimde sürdürülmüş; ancak 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde yukarıda yapılması gerektiği belirtilen bu revizyon yapılmış; kentsel gelişme alanı davacı idarenin planındaki gibi düzenlenmiş; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 71
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Reisdere mevkiinde, gerek 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerek 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlenmiş olan alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanda, İzmir-Çeşme-Reisdere Mahallesinde yer alan mülkiyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresine ait muhtelif taşınmazlar için 07.02.2013 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir-Çeşme Çevre Düzeni Revizyon Planı Değişikliğinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebiyle TMMOB Mimarlar Odası tarafından açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:… sayılı kararıyla, dava konusu işlemin planlama esaslarına, şehircilik ilkeleri, plan tekniği, yürürlükteki imar mevzuatı hükümleri ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçeleri ileyürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, söz konusu alanda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen “kentsel gelişme alanı” kararının bölgenin potansiyelleri ve mahkeme kararı da göz önüne alındığında uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Mahkeme ara kararında yürütmenin durdurulması kararının verildiği, nihai kararın da bu yönde olması durumunda planda gerekli düzenlemenin yapılabileceği, ayrıca dava konusu 1/100.000 ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenen alanların alt ölçek planları yapmakla yetkili olan davacı belediye tarafından yapılmaması durumunda söz konusu alanın imara açılmamış olacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında da tarafımıza gösterilen yerde Toplu Konut İdaresine ait bir konut projesi yürütülmekte olup, buna ilişkin olarak üst ölçekli (1/25.000) planlarda yapılan revizyonların mahkeme kararıyla iptal edildiği belirtilmiştir. Buradaki mahkeme iptal kararı nedeniyle davaya konu planın bu bölgede daha duyarlı bir yaklaşım benimsemesi gereği bulunmakla beraber, konut projesi alanının 1/100.000 ölçekli bir plan içinde tespit edilerek bu proje alanına ilişkin değerlendirme yapılması olanağı da ölçeğin genelliği nedeniyle bulunmamaktadır. Burada şehircilik ve planlama ilke ve esasları çerçevesinde bu bölge için doğru kullanım kararının ne olması gerektiği değerlendirmesi yapılmalıdır. Davacı idarenin kendi onadığı planındaki biçimde düzenlenmesi gerektiğini ileri sürdüğü yerde, davacı idare bu bölgeyi turizm ve konut alanları olarak planlamıştır. Dolayısıyla burada değerlendirilmesi gereken temel konu, bu bölgede davaya konu 1/100.000 ölçekli plândaki kentsel gelişme alanı öngörüsüne ilişkin olmaktadır. Bir önceki (70 sayılı) örnekte olduğu gibi, mevcut yerleşik alanın yanında öngörülen yeni gelişme alanının yüzölçümü mevcut yerleşik alanın iki katı kadardır ve bu bölgede, Çeşme yarımadasında, bu büyüklükte bir alan açılmasının gerekçesi bulunmamaktadır. Bölgedeki diğer kullanım olan tercihli kullanım alanlarında da konut gelişme olanağı bulunduğunu hatırlatmak gerekir. 81.1.3 maddesi kapsamındaki konut dışı diğer kullanımlar da sonuçta bu alanın yapılı çevreye dönüşmesi anlamına geleceği için, burada belirlenen alanın gelişme alanı olarak yapılı çevreye dönüşeceği açıktır. Bu durumda planın bu bölgesinde yine aşırı gelişmeci bir yaklaşımla koruma- kuilanma dengesi ortadan kalkmaktadır. Eğer burada yasal geçerliliği olan planlar ile yapılmış ve içinde yaşanmakta olan bir kentsel alan oluşmuşsa, bunun mevcut yerleşik alan olarak planda yer alması gerekir. Bunun yerine kentsel gelişme alanı olarak oldukça geniş yüzölçümlü bir bölgenin planlanmış olması, burada doğal çevre-yapılı çevre dengesini bozmakta, zaten aşırı bir yapılaşmaya maruz kalmış bölgede nüfusu daha da arttırmaktadır. Bu nedenlerle ve ayrıca bölgedeki tercihli kullanım alanlarında da zaten konut alanları oluşturularak kentsel gelişme olanağı bulunduğu dikkate alındığında, bu alanda bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. (30.12.2014 ve 16.11.2015 onay tarihli planlarda da bu kısım aynıdır)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu “Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları” başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme’de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alan 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanı 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörülmüştür.
Bu çerçevede, İzmir ili, Çeşme ilçesi, Reisdere Mahallesinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu kentsel gelişim alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, İzmir ili, Çeşme ilçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklama bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Reisdere kentsel gelişme alanı kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz 72
Dava dilekçesinde;
Ödemiş ilçe merkezine ilişkin, kentsel yerleşme ve gelişme alanı çeperindeki alanların 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” ve “sulama alanı” kullanımında kaldığı, ancak İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, plan raporunda Beydağ Barajı sulama projesinin Ödemiş ilçesi nüfusundaki azalmayı durduracağı belirtilmiş olup, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı raporunda da aynı gerekçelerin ve aynı nüfus değerlerinin yer aldığı, dolayısıyla söz konusu alanların kentsel gelişme alanı olarak belirlenme gerekçeleri anlaşılamadığından, anılan kararın planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu 1/100.000 ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenen alanların alt ölçek planları yapmakla yetkili olan davacı belediye tarafından yapılamaması durumunda söz konusu alanın imara açılmamış olacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Ödemiş yerleşimi için öngörülen kentsel gelişme alanının birçok diğer örnekte olduğu gibi aşırı büyük bir yüzölçüme sahip olduğu görülmektedir. Ödemiş’in mevcut yerleşik alanı kadar daha yeni gelişme alanı planlanmış olup, böyle bir gelişme potansiyelini gerekçelendirecek stratejik bir plan kararı da bulunmamaktadır. Ayrıca bu durum çevredeki tarımsal alanların gözden çıkarıldığı anlamına gelmektedir. Uydu fotoğrafında görülebileceği üzere yerleşimin çevresi değerli tarımsal alanlarla çevrilidir.
Koruma-kullanma dengesini zedeleyen ve aşırı fazla yüzölçümlü yeni kentsel gelişme alanın açılmasına yol açan bu plan yaklaşımı sakıncalıdır.
Bu noktada plan hükümleri kapsamında bu planda kentsel gelişme alanı olarak gösterilen alanların alt ölçekli planlarda tümünün gelişmeye açılmasının şart olmadığı; yetkili belediyesince istenirse bu alanların kentsel gelişme olarak planlanmayıp doğal çevre (veya tarım alanı) olarak korunabileceği yönündeki savunmanın da burada saptanan sakıncayı gideren bir özelliği olmadığını belirtmek gerekir. Aslında bu konu maddeler halinde incelemenin başında yer alan açıklamalar kapsamında da irdelenmişti. Alt ölçekli planlar için bu hüküm bir esneklik getirse de, Ödemiş örneğinde (ve yukarıda bir çok örnekte olduğu gibi) 1/100.000 ölçekli planda yapılan gösterimler planın stratejik kararlarını yansıtmaktadır. Bir yerleşimin mevcuttaki yerleşik alanı kadar yeni gelişme alanı açılacağının plan paftasında gösterilmiş olması, planın bu bölge için stratejik kararının aşırı büyümeyi destekler nitelikte olduğunu göstermektedir. Böyle bir stratejik karar ve gelişme vurgusundan sonra, alt ölçekli planlarda burada gösterilen yeni gelişme alanının sadece yarısının (veya onda birinin) planlanıp geri kalan alanların tarımsal alan olarak korunması artık gerçekçi bir plan süreci olmamaktadır. Dolayısıyla plan paftasında gösterilen gelişme alan büyüklükleri çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesine ilişkin stratejisini yansıtmaktadır. Plan bu bölgede tarımsal üretimin devamını ve tarım alanlarının korunmasını önemsiyorsa, yerleşimi iki kat büyüklüğünde gelişterecek bir plan önerisi getirmemelidir. Böyle bir öneri getiriyorsa, plan stratejisinin bu bölgede aşırı büyüme öngördüğü tartışmasız bir gerçek olmaktadır ve alt ölçekli planlarda (7.2 hümkü doğrultusunda) bu alanların hepsi gelişime açılmayabilir gibi bir ifade bu stratejik yaklaşımı değiştirmemektedir.10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daraltılmıştır; ancak saptanan sakıncalı yaklaşım devam etmektedir; çünkü öngörülen yeni gelişme alanlarının yüzölçümü hala mevcut yerleşik alana kıyasla aşırı büyüklüktedir.”görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf. (1)’de, bu planın temel amacı ” Yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Açıklama Raporu Syf (11)’de, “Ödemiş: İlçe merkezinde düzenli bir nüfus artışının gelecekte de süreceği görülmektedir. Ödemiş, genel olarak kendi mahallelerinden nüfus almaktadır. Nüfus kabulü, yapılan projeksiyon sonucuna planlamada esneklik sağlayacak bir artışla yapılmıştır. Yapılan projeksiyonlarda hedef yıla kadar nüfusta azalmanın en çok ortaya çıktığı bölge Ödemiş ilçe sınırları içindeki mahallelerdir. Nüfusun azalmakta olduğu mahallelerde, Beydağ Barajı sulama projesinin etkileri sonrasında göçün azalacağı, mevcut nüfus büyüklüğünün korunacağı varsayımıyla hareket edilmiş ve bu çerçevede Ödemiş İlçesi için 2025 hedef yılında 177.000 kişilik kabul nüfusu belirlenmiştir.”
Açıklama Raporu Syf. (36)’da, “ÖDEMİŞ: Planın hedef yılı olan 2025 yılı için 177.000 kişilik nüfus büyüklüğü kabul edilen Ödemiş ilçe merkezinde var olan onaylı planların, plan dönemi içinde ortaya çıkacak gereksinimi karşıladığı, yeni kentsel gelişme alanı açılmasına gerek olmadığı düşünülerek mevcut imar planları içinde henüz yapılaşmamış alanlar ile toplu konut proje alanları kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiştir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Dava konusu planın açıklama raporunda, Ödemiş’in mahallerinde nüfusun azalmakta olduğu, Ödemiş ilçe merkezindeki nüfus artışının ise, kendi mahallerinden gelen göçten kaynaklandığı, dolayısıyla mevcut nüfus büyüklüğünün korunacağının belirtilmiş olmasına karşın, dava konusu plan ile Ödemiş için yerleşik alana kıyasla oldukça büyük oranda bir gelişme alanının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, çevre düzeni planının plan notları ve raporuyla bir bütün olduğu göz önünde bulundurulduğunda, açıklama raporunda bu bölgeye yönelik ortaya konulan öngörü ile Ödemiş’e getirilen kentsel gelişme alanı arasında çelişki bulunduğu, bu çelişkinin de planı kusurlandıracak nitelikte olduğunun kabulü gerekmektedir.
Öte yandan, Ödemiş ovasının tarımsal sit alanı özelliği dikkate alındığında, açıklama raporundaki projeksiyonun aksine, bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, mevcut yerleşik alana kıyasla oldukça büyük bir kentsel gelişme alanı getirilmesinin, dava konusu planın yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ile 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi temel amacına aykırılık teşkil ettiği açıktır.
Bu itibarla, Ödemiş kentsel gelişme alanı kullanımı ile açıklama raporunda bu bölgeye yönelik öngörünün çelişkili olduğu görüldüğünden, bu haliyle, dava konusu planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
C. Dava konusu planın plan notlarına ilişkin itirazlar
1. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.6 sayılı plan notunda:
“T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planlarının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar arazi kullanımlarının farklılık gösterdiği alanlarda bu plan kararları esas alınarak uygulama yapılabilir, diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir.
Mülga Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının kararları geçerlidir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.6. maddesinde belirtilen “T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planlarının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında üst ölçekli plan olan bu planın kararları ve hükümleri esas alınarak uygulama yapılır. Diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir.” hükmü ile 7.12 maddesinde belirtilen “Bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir. Onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır.” hükmünün; plan hükümlerinin bazı bölümlerinde vurgu yapıldığı üzere bu plan üzerinden ölçü alınarak uygulamaya gidilmesinin mümkün olmadığı yönündeki hükümlerle çeliştiği, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı içeriği ve diline uygun olmadığı; özellikle 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında koruma kararı getirilen (tarım, orman vb), ancak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile sanayi alanı, kentsel gelişme alanı vb. olarak belirlenen, genel olarak itiraz konularını da oluşturan bölgelerde alt ölçekli planlar üzerinden yapılacak uygulamaların, tarım, orman vb. nitelikteki alanların yok olmasına ve tahribatına neden olabileceği, ayrıca 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırlarında kalan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile farklılaşan yeşil kuşağı oluşturan tarım alanı, orman alanı, ağaçlandırılacak alan gibi kullanımlara ayrılan alanlarda uygulamalarda karışıklıklara ve sorunlara neden olacağı, örneğin, Tahtalı Baraj Havzası gibi özel bölgelerde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünün Çevre Düzeni Planında özel ve kısıtlayıcı hükümler getirildiği, ancak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanlara ilişkin, bu nitelikte kararların üretilmediği, anılan plan hükmü ile 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı plan hükümleriyle getirilen özel ve kısıtlayıcı hükümlerinde değiştirildiği, söz konusu hükümlerin planların kademeli birlikteliği ilkesine, 3194 sayılı İmar Mevzuatı ve ilgili yönetmeliklerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Planlama hiyerarşisinde bir üst ölçekli plana uyulma zorunluluğunun bulunduğu, 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının, 1/5000 ölçekli nazım imar planına, 1/5000 ölçekli nazım imar planının da bir üst ölçekli plana uymak zorunda olduğu,bu durumda 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarının da 1/100.000 ölçekli çevre düzeni plannına uymak zorunda olduğu, bunun yasal bir zorunluluk olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“İki plan arasındaki farklılıklar zaten rapor boyunca uyuşmazlık konusu edilerek itirazda bulunulan konular olup, bunlar tek tek değerlendirilmiştir. İptali istenen plan hükmünün kaldırılması ise planlar arasındaki farklılıkların nasıl değerlendirilmesi ve uygulamada nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda bir çözüm getirmemektedir. Böyle bir plan hükmü olsa da olmasa da üst ölçekli bu çevre düzeni planının getirdiği plan kararlarına alt ölçekli planların uyması gerekliliği vardır. Bu durum mevzuat gereğidir; plan hiyerarşisi kavramının ve planların kademeli birliktelik ilkesinin bir gereğidir. Nitekim bu nedenle davacı idare planlar arasındaki farklılık ve uyumsuzlukları (örneğin kentsel gelişime açılan tarım alanlarını) ayrıca dava konusu etmiştir. Bu plan hükmünün varlığı veya kaldırılması bu tür uyuşmazlık konuları açısından belirleyici olmadığı için, plan hükmünün iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Planların kademeli olarak uyumlu olması gereği karşısında imar planlarının ve il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarına uygun olması yasal bir zorunluluktur. Planlama esaslarının temelinde öncelikle üst ölçekli planların yapılması ve sonrasında alt ölçekli planların buna uygun olarak hazırlanıp onaylanması yer almaktadır. Ancak ülkemizde bölge ve havza kapsamında yapılan çevre düzeni planlarının yapılmaya başlanması çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Bu nedenle, çevre düzeni planlarının onayından önce onaylanmış planların hukuki statüsüne ilişkin çevre düzeni planlarında plan notları getirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Özellikle plan notları ile çevre düzeni planının onayından önce onaylanmış bulunan imar planlarının belirli koşullar altında geçerli olduğunun kabul edilmesi kazanılmış hakların korunması amacıyla öngörülmektedir. Dava konusu çevre düzeni planında da bu yönde düzenleme yapılmış, ayrıca onaylı imar planlarında bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri doğrultusunda uygulama yapılmasının sağlanmasına ilişkin plan notu getirilmiştir. Söz konusu düzenleme ise henüz uygulama yapılmamış alanlarda bu çevre düzeni planı ile sağlanmak istenen genel, bütünsel ve sürdürülebilir kararlarla nüfusun yerleşme alanlarında dengeli dağılımı, korunması gereken alanların yapılaşmadan uzak tutulması gibi planlamanın mümkün olduğunca zedelenmesinin önüne geçilmesidir.
Bu bağlamda davaya konu planın onayından önce yürürlükte bulunan il çevre düzeni planı hükümlerinin bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu ve revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında, bu plan kararlarının geçerli olduğunu düzenleyen ve onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacağına ilişkin davaya konu plan notlarında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Diğer taraftan davacı tarafından, anılan plan notlarının, bu plan üzerinden ölçü alınarak uygulamaya gidilmesinin mümkün olmadığı yönündeki plan notu ile çeliştiği iddia edilmiştir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları üreten stratejik planlar olup söz konusu plana dayanılarak yapılacak parsel bazında fiziki kullanım kararları belirleyen 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarından farklı olduklarından, bu planlardan uygulamaya geçilememesi mevzuat uyarınca çevre düzeni tanımına uygundur ve çelişkili değildir. Davacının mekansal kullanım kararlarına yönelik itirazları ise tek tek değerlendirilmiştir. Bu durumda itiraz konusu plan notlarında çevre düzeni planı yapım , amaç ve yöntemine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
2. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.25 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları, kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler yapılabilir. Bu kullanımlara ilişkin imar planları; ÇED Yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının bulunması, ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.25 sayılı maddesinde bahsi geçen sosyal ve teknik altyapı alanlarına yönelik kullanımların bu planda belirlenmesine gerek kalmaksızın alt ölçekte belirlenebileceği tariflenirken, kamusal nitelikte olması esasına dayanması gerektiğinin düşünüldüğü, bu kapsamda anılan plan hükmünde belirtilen “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde …” ifadesinin “…Kamu yararı içeren kamu yatırımlarına ihtiyaç olması halinde…” şeklinde düzenlenmesinin gerektiği, ayrıca, 7.25 sayılı maddesinde, alt ölçekli imar planları kapsamında değerlendirilerek karara bağlanacağı ifade edilen kullanımlardan bazılarının; karayolu, demiryolu, denizyolu, havaalanı, baraj gibi bölge ve hatta ülkesel ölçekte önem arz eden plan kararlarının, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı kapsamında irdelenerek karara bağlanması gerektiği, kaldı ki, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan uygulama hükümlerinin 7.49 sayılı maddesinde de, bu planla önerilen havaalanı, demiryolu ve karayolu gibi kullanım kararlarının işlerlik kazanabilmesi için ilgili kurumca yatırım programına alınmasının gerekli olduğu, bu planın onayından sonra karara bağlanmış olan yatırımların, bu planın ilke ve stratejileri doğrultusunda bu plana işleneceğinin hükme bağlandığı, dolayısıyla; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bahsi geçen iki maddesi arasında çelişki oluşturan bu durumun ortadan kaldırılması, 7.25 sayılı maddesinde ifade edilen, “…karayolu, demiryolu, denizyolu, havaalanı, baraja ilişkin kullanımların…” ana karar niteliğinde ve çevresindeki alanları etkileyeceği açık olduğundan, üst ölçekli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenmesi gerektiği, bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 7.25 sayılı plan hükmü ile ilgili kurumların yatırım programları dikkate alınarak plan kararı oluşturulmuş olmasına rağmen ülkemizin gelişmekte olan bir ülke olduğu gerçeği de dikkate alınarak söz konusu kurumların programlarında olabilecek değişikliklerin düzenlenmesi ve planın ölçeği nedeni ile kesinleştirilemeyen arazi kullanım kararlarının yönlendirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin belirttiği gibi ulusal ulaşım ağına ilişkin kararlar (demiryolu, otoyol, liman, havalimanı, vb) ve baraj, organize sanayi bölgesi gibi yatırım kararlarının üst ölçekli stratejik planda belirlenmesi gereği vardır. Bu kararlar alt ölçekli planda uygulamaya esas sınır belirlenmesi açısından ele alınabilir, ancak yerseçimi ve güzergah kararlarının veya OSB, baraj, havalimanı, liman gibi yatırımlar yapılıp yapılmayacağı kararının alt ölçekli planlara bırakılması söz konusu olmamalıdır. Bu nedenle plan hükmünün düzeltilmesi gerekir.
Son plan değişikliği sonrasında verilen plan hükümleri kapsamında, ilgili madde aşağıdaki gibi düzenlenmiş olup anılan sakıncayı barındırmamaktadır.
7.26. Bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik altyapı, belediye hizmet alanı, mezbaha, amaçlı imar planları; çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için “çevresel etki değerlendirmesi olumlu” veya “çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Davacı tarafından 17 sayılı itirazda plan içeriği ve kapsamı başlığı altında ileri sürülene benzer iddialarla planın amacının ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş, bu aşamada ise plan notunun doğrudan kendisine itiraz edilmiştir.
Dairemizce 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir
Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli planla yapılan değişiklik ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek dava konusu plan hükmünün çerçevesi çizilmiş ise de, dava konusu plan hükmüne yönelik olarak işlem tarihi itibariyle yargılama yapıldığından işlem tarihinde fazlasıyla genel bir madde olan plan hükmünün hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından işlem tarihi itibariyle dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
3. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.33 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki alanlarda, kentsel yerleşme alanları dışında gereksinim duyulması halinde; kalan ve Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı Kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.
Söz konusu taleplerin kenrsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.33 sayılı maddesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında TOKİ tarafından belirlenecek alanlarda üst ölçekli planda değişikliğe gerek kalmaksızın alt ölçekli imar planlarının yapılabileceğinin ifade edildiği, söz konusu hükmün planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ile nüfus kabüllerine aykırılık oluşturduğu, ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve yönetmeliklerine de aykırı bir düzenleme olarak ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu yatırımlarda plan değişikliğine gerek kalmaksızın, ancak dava konusu planın 8.1.1.3 sayılı plan hükmü kapsamında yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bir Çevre Düzeni Planında belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında TOKİ veya herhangi başka bir kurum tarafından belirlenecek alanlarda üst ölçekli planda değişikliğe gerek kalmaksızın alt ölçekli imar planlarının yapılabileceği yönünde bir esneklik şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırıdır. Gelişme ve yerleşme alanları dışında, örneğin tarımsal alanda, yeşil ve açık alanlarda, yani “kullanma” değil “koruma” kararı verilmiş alanlarda koruma kararının kullanıma dönüştürülebileceği anlamına gelmektedir. Bu durum planın koruma-kullanma dengelerini zedelemekte olup, planın işlevselliğini de yok etmektedir.
Planın “8.1.1.3 Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.” hükmü ise alanın yine yapılı çevreye dönüştürülmesine ilişkin olup, bir doğal alanın, tarım alanının kentsel gelişmeye açılmaması ve böylece yapılı çevreye dönüştürülmemesi yönünde bir güvence sağlamamaktadır.
Öte yandan son plan değişikliği sonrasında sunulan plan hükümleri kapsamında, ilgili madde aşağıdaki gibi düzenlenmiş olup anılan sakıncayı barındırmamaktadır.
7.28. Bu planda kentsel yerleşme alanları içinde kalan ve Toplu Konut İdaresi’ne (Toki) tahsis edilmiş alanlarda Toki tarafından yürütülen uygulamalara, Özelleştirme İdaresi Başkan lığı’ nca yürütülen faaliyetlere, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna Tabî Alanlara İlişkin Uygulamalara ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü Tarafından 6107 sayılı Kanun uyarınca yapılacak uygulamalara ilişkin başvurular, bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri ve çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir, bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.
Bu yeni düzenlemede kentsel yerleşme alanları içinde TOKİ uygulamalarına olanak tanınmaktadır. Ancak yukarıdaki ifade nedeniyle çevre düzeni planı stratejileri kapsamında konunun değerlendirilip, gerekirse talebin reddedilmesi olanağını da sağlamaktadır. Uygun görülmesi durumunda ise yine çevre düzeni planına uygun biçimde alt ölçekli planın geliştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu 7.33 sayılı plan notu ile, çevre düzeni planında belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının dışında da plan değişikliğine gerek olmaksızın TOKİ tarafından plan hazırlanarak konut inşa edilebileceğinin öngörülmesi, çevre düzeni planında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesine yol açacak, dolayısıyla dava konusu planın bütününde sağlanmaya çalışılan nüfus, yoğunluk ve alan kullanımı dengesini bozabilecek olması nedeniyle plan hiyerarşisi ve çevre düzeni planı yapma amaç ve yöntemleriyle bağdaşmamaktadır.
Ancak söz konusu plan notunda değişikliğe gidilmiş ve 7.28 sayılı maddede yeniden düzenlenmiştir. Yeni halinde ise bu planda kentsel yerleşme alanları içinde kalan alanlarında TOKİ tarafından yürütülen uygulamalara ilişkin başvuruların, bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri ve çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceği düzenlenmiştir.
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.28 sayılı maddesinde ise: “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dairemizce /100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarına yönelik açılan diğer dava dosyalarında söz konusu hükmün, bu plan kapsamında kentsel gelişme ve yerleşme alanları dışında da TOKİ tarafından konut üretme amacıyla alt ölçekli plan yapılmasının uygun olmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Dava konusu 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan bu plan kapsamındaki ifadesi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirilmiş ise de, işlem tarihi itibariye yargılama yapıldığından davaya konu 7.28 sayılı plan hükmünün TOKİ’nin ve 6306 sayılı Kanuna tabi Alanlara İlişkin Uygulamalara Yönelik plan yapma yetkisine sahip kuruluşların üst ölçekli cevre düzeni plan kararı olmadan ve bu plana aykırı bir şeklide arazi kullanım kararı belirlenmesine yol açacağı, ÇDP’nında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında da plan hazırlayıp konut inşa edebileceğini öngörmesi nedeniyle ÇDP’nında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni plan yapma amaç ve yöntemleriyle uyuşmadığı bu itibarla plan hükmünde işlem tarihi itibariyle mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
4. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.44 sayılı plan hükmünde:
“Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” talepleri, çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planda değişikliğe gerek olmaksızın bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır.
” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 7.44 sayılı maddesinde; Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlar için “yerleşim alanı” taleplerinin çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceğinin tariflendiği, ancak anılan plan hükmünde belirtilen bu hususun, plan bütünlüğünü bozacak nitelikte, parçacı plan yaklaşımını ortaya çıkaracağı ve ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu yatırımlarda plan değişikliğine gerek kalmaksızın, ancak dava konusu planın 8.1.1.3 sayılı plan hükmü kapsamında yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“İtiraz konusu maddenin son plan değişikliğinden sonraki hali aşağıdaki gibidir:
7.44. Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, orman genel müdürlüğü ve milli emlak genel müdürlüğü görüşleri alınarak, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydı ya, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” talepleri, çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydı ya çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu panda değişikliğe gerek olmaksızın bu panın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır.
Orman alanı kapsamı dışına alınan her alan için çevre düzeni planında değişiklik yapılmasına gerek kalmaksızın alt ölçekli planlarda yerleşim alanı kararı getirilmesi doğru bir planlama yaklaşımı olamaz. Planlama bağlamdan bağımsız ele alınamaz. Söz konusu alan, kentsel yeşil kuşak stratejisinin bir parçası olacak konumda olabilir ve yerleşim alanına dönüştürülmesi üst ölçekli stratejik planın temel stratejilerinden birini yok edecektir. Söz konusu alan, bir yeşil alan sürekliliği içinde olabilir; ekolojik olarak hassas bir bölgede veya bölgeye sınır konumda olabilir. Her bir örneğin ayrı ayrı değerlendirilmesi, konumuna ve büyüklüğüne göre, çevre düzeni planının stratejileri kapsamında en doğru kullanım kararının ne olacağının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle uyuşmazlık konusu plan hükmü (hem dava konusu plandaki hüküm hem de 10.10.2018 tarihli plan değişikliğindeki haliyle) şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır.
(Planın 8.1.1.3 hükmü ise, yukarıdaki maddede de belirtildiği üzere, alanın yine yapılı çevreye dönüştürülmesine ilişkin olup, orman alanı dışına alınan herhangi bir alanın konumuna ve doğal özelliklerine göre değerlendirilip kentsel gelişmeye açılmaması ve böylece yapılı çevreye dönüştürülmemesi yönünde bir güvence sağlamamaktadır.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Orman Kanununun 2.maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının orman sınırları dışına çıkartılacağı, orman sınırları dışına çıkartılan bu yerlerin Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılacağı, uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılacağı, bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Orman Kanununun yukarıda aktarılan 2/B maddesine konu olan alanların öngörülen koşullar gerçekleştiğinde orman statüsünden çıkarılmasına Kanunla izin verilmekte olup orman statüsünde olabilecek her değişikliğin (çok küçük bir alanda da olabileceği göz önünde bulundurulduğunda) çevre düzenine konu edilebilecek bölgesel nitelikte stratejik bir karar olması gerekmemektedir. Bu bağlamda, dava konusu plan notu ile orman niteliğine haiz alanların statüsüne yönelik Kanundan kaynaklı değişiklik sonucunda ilgili kurum görüşleri doğrultusunda yerleşim alanı taleplerinin çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak bu planda değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilmelerie izin verilmesinde çevre düzeni planı amaç ve yöntemine aykırılık bulunmadığından itiraz konusu bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
5. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.52 sayılı plan notunda:
“Bu planın onayından önce İller Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilerek çalışmaları başlatılan alt ölçekli planlar ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine uyulmak kaydı ile bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın yapılır ve onaylanır. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.52 sayılı maddesinde belirtilen hükmün, çevre düzeni planının tanımı gereği ve alt ölçekli planlara yön veren kararlar içermesi gerektiği göz önüne alındığında planların kademeli birlikteliği ilkesine ve plan hiyerarşisine aykırı olduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu İller Bankası A.Ş yatırımlarında plan değişikliğine gerek kalmaksızın, ancak dava konusu planın 8.1.1.3 sayılı plan hükmü kapsamında yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu plan hükmü üst ölçekli çevre düzeni planının işlevselliğini yok eden, alt ölçekli bir planın üst ölçekli çevre düzeni planının getirdiği kararlara, stratejilere, koruma-kullanma dengesi öngörülerine aykırı olabilmesine olanak sağlayan bir hükümdür. Şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır.
Son plan değişikliğinden sonra sunulan plan hükümleri kapsamında ise bu plan hükmü yer almamakta olup, kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu plan notunun dava konusu planın onayından sonra kaldırıldığı dolayısıyla itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
6. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.1.2.5 sayılı plan notunda:
“İmar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile turizm tesislerinde yapılanma koşulları: Maks. Bina yüksekliği: 6,50m. (2kat), Maks. Emsal:0,50’dir. Silo, Samanlık, yem deposu, vb. yapılar için maksimum bina yüksekliği ihtiyaç doğrultusunda belirlenir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.1.2.5 sayılı maddesinde imar planı olmayan kırsal yerleşme alanları için yapılanma koşullarının tariflendiği, ancak maksimum inşaat alanınının belirlenmediği, kırsal yerleşme alanlarında mevcut dokunun korunması esasına dayanılarak maksimum inşaat alanının belirlenmesi gerektiği, bu kapsamda, gerek mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerekse 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında imar planı olmayan kırsal yerleşme alanları için belirlenen yapılaşma koşullarındaki “maksimum inşaat alanı:250 m2” koşulunun eklenmesinin gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kırsal yerleşmelere dair imar planlarının davacı belediye tarafından yapılması gerektiği, önerilen 250m2 nin alt ölçekli planlarda davacı belediye tarafından uygulanmasının plan hiyerarşisi açısından daha uygun olacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu plan notunda yapılaşma koşulları olarak en fazla bina yüksekliği=6,50 m. (2 kat); en fazla emsal=0,50 olarak belirlenmiş; silo, samanlık, yem deposu, vb. yapılar için en fazla bina yüksekliği ihtiyaç doğrultusunda belirlenir ifadesi kullanılmıştır. Bu konu açısından da bağlamdan bağımsız biçimde değil, her bir örnekte kırsal yerleşimin konumuna, gelişme eğilimlerine göre alt ölçekli planda ayrıntılı inşaat alanı kararlarının geliştirilmesi doğru olacaktır. Dolayısıyla daha ayrıntılı yapılaşma koşullarının davaya konu planda geliştirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır ve davacı talebinin plan hükmü olarak eklenmesinin gerekli olmadığı değerlendirilmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Çevre düzeni planlarının, parsel bazında fiziki kullanım kararları belirleyen 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarından farklı olduğu, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları üreten stratejik planlar olduğu yukarıda detaylıca aktarılmıştır. Bu nedenle davacının yapılaşma koşullarına ilişkin talebi alt ölçekli planlama çalışmaları doğrultusunda imar planlarında belirlenebilecek kararlar niteliğinde olup dava konusu planın ölçeği gereği düzenlenmesine yer olmayan bir konudur.
Bu bakımdan, itiraz konusu düzenlemede çevre düzeni planı ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine aykırılık bulunmamaktadır.
7. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.2.3.7 sayılı plan notunda:
“Bu alanlarda yapılanma koşulları:Min.ifraz:5000m2, Maks.emsal:0,50’dir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.2.3.7 sayılı maddesinde depolama alanlarına ilişkin yapılanma koşullarının belirlenmesinin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının konusu olmadığı ve her alanın kendine özgü durumu ve koşulları göz önüne alınarak, alt ölçekli imar planlarında bu yapılanma koşullarının belirlenmesinin daha uygun bir yaklaşım olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacı belediyenin, dava konusu plan incelemelerini objektif ve tarafsız yapmadığı, bir üst maddede maksimum inşaat koşullarının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında belirlenmesini talep ederken, depolama alanlarına ait plan hükümlerinde söz konusu inşaat alanının alt ölçekli planlara bırakılması gerektiğinden bahsetmesinin anlaşılamadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Aynı yukarıdaki madde için belirtildiği gibi her bir örneğin bağlamı farklı olacağından bu konunun alt ölçekli planlarda belirlenmesi doğru bir yaklaşımdır. Dolayısıyla depolama alanlarında yapılaşma koşullarını belirleyen ilgili plan hükmünde sakınca bulunmamaktadır. Öte yandan son yapılan plan değişikliği ile bu hüküm “8.2.3.7. Bu alanlarda yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir” biçiminde değiştirilmiş olup, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu plan notu “Bu alanlarda yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” şeklinde değiştirilmiştir. Bu durumda bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
8. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.4.7.4 sayılı plan notunda:
“Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.4.7.4. maddesinde golf tesislerinde, golf villaları ve konaklama tesislerinin yer alabileceğinin tariflendiği, mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının golf alanlarına ilişkin hükümlerinde ve idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planın da golf alanlarına ilişkin plan notlarında konaklama tesisi yapılamayacağının hükme bağlandığı, söz konusu madde ile golf alanlarında villa niteliğinde konut da dahil olmak üzere farklı nitelikteki konaklama tesislerine izin verilebildiği, bu kapsamda villa(konut) olarak düzenlenecek alanlar için sosyal donatı alanlarına ihtiyaç olduğu ve bunun dışında turizm tesis niteliğinde konaklama tesisleri de yapılabileceği düşünüldüğünde golf alanlarının büyük oranda amacı dışında kullanılacağı, ayrıca alan büyüklükleri düşünüldüğünde konaklama tesis alanları için toplam inşaat alanlarına yönelik herhangi bir sınırlama getirilmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu plan hükmündeki villanın davacı idarenin anladığı gibi konut değil, golf oynamak için tesisleri kullanacak olanların geçici kullanacakları, otel-motel tarzındaki yapıyı tariflediği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bilindiği gibi golf alanları son derece büyük açık alanlar olarak planlanmaktadır. Davaya konu çevre düzeni planında golf tesislerinde golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesislerine de olanak tanınmaktadır. Bir sınır olarak ise golf tesisi olarak belirlenen alanın en az %70’inin golf sahası olarak planlanması koşulu getirilmiştir. Burada değerlendirilmesi gereken bu sınırın açık alanda önemli bir yapılı çevre oluşumu yaratıp yaratmayacağıdır. Yapılaşma koşullarına göre 0.06 emsal ile iki katlı villalar biçiminde yoğun olmayan ancak yatayda alana yayılan bir turizm tesis alanı olanaklıdır.
Bilirkişi Kurulumuz golf tesislerinde %30’a varan oranda turizm tesis alanı biçiminde villaların yapımının yüksek bir düzey olduğu görüşündedir. Turizm gelişme alanı olarak belirlenen bölgeler çoğu örnekte son derece büyük alanları içermekte olup, bu turizm bölgeleri golf işleviyle tanımlanabilmektedir. Bu durumda alanın %30’u aslında turizm tesisine dönüşebilecektir. Bağlamdan bağımsız olarak bu oranların verilmesi yine yüksek oranda ve alan büyüklüğünde yapılaşma (kullanma) kararına ve böylece koruma-kullanma dengesinin zedelenmesine yol açabilecektir. Aynı zamanda, bağlamdan bağımsız şekilde bu yönde bir orana izin verilmesi görece küçük golf tesisi alanlarında %30 oranından sonra golf sahasına yeterli alan kalmamasına da yol açabilir.
Turizm Tesislerinin Beİgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik kapsamında da Golf Tesislerinde Klüp Binası olması zorunlu koşulmakta; “Golf tesislerinde; konaklama, yeme-içme, spor ve eğlence tesislerine golf alanlarını daraltmamak ve golf oyuncusu kapasitesiyle uyumlu olmak koşullarıyla yer verilebilir” ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade de bağlamdan bağımsız genellemelerin plan hükümlerinde yapılmaması gerektiğine işaret etmektedir.
Bu nedenle golf tesislerinde villa ve konaklama, eğlence tesisleri gibi oluşumlara izin veren, bunu da %30’a kadar olanaklı kılan plan hükümleri şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında uygun bulunmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan notlarının 8.4.7.1 sayılı maddesinde, Golf tesis alanlarında, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili yönetmelikleri doğrultusunda uygulamayapılacaktır.” ,8.4.7.2 sayılı maddesinde “Bu alanlarda yapılacak imar planları, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, ilgili idarece onaylanmadan uygulamaya geçilemez.” 8.4.7.3 sayılı maddesinde, “Bu alanlarda yer altı ve yer üstü sularının korunması ile ilgili her türlü önlem, ilgili idare veya yatırımcılar tarafından alınmak zorundadır.”, 8.4.7.4 sayılı maddesinde, “Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir.”, 8.4.7.5 sayılı maddesinde, “Golf tesisleri tamamlanmadan konaklama tesisleri işletmeye açılamaz.”, 8.4.7.6 sayılı maddesinde, “Golf tesisi olarak belirlenen alanın en az %70’inin golf sahası olarak planlanması zorunludur.” 8.4.7.7 sayılı maddesinde, “Golf tesisi içinde 18 delikli en az bir golf sahası yapılması zorunlu olup golf sahasının parkur alanı 50 hektardan az olamaz.” 8.4.7.8 sayılı maddesinde, “Golf tesislerinin emsal hesabı, golf tesis alanının bütünü göz önüne alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, şahıs mülkiyetindeki bir golf tesisinde maksimum emsal=0.09, kamu mülkiyetindeki bir golf tesissinde maksimum emsal:=0,06 olacaktır. Golf klübü için yapılaşma koşulu: maks. bina yüksekliği=8,50 m (2 kat) maks. toplam inşaat alanı=6.000m2’dir.” kurallarına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, golf tesisi alanlarında turizm tesis niteliğinde konaklama tesisleri de yapılabileceği bu suretle büyük oranda amacı dışında kullanılacağı, ayrıca alan büyüklükleri düşünüldüğünde konaklama tesis alanları için toplam inşaat alanlarına yönelik herhangi bir sınırlama getirilmediği iddia edilmiş ise de 8.4.7.8 sayılı plan notuna göre maksimum 6000 m2 kapalı alan yapılabileceği bu bakımdan bir sınırlama olduğu ve golf tesisinin amacına uygun olarak sadece golf tesisinden yararlananlar için sınırlı konaklama amaçlı yapıların yapılabileceği, turizm tesisi niteliğinde yapıların yapılamayacağı dikkate alındığında davacının iddiaları planı kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.
Bu bakımdan, itiraz konusu düzenlemede çevre düzeni planı ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine aykırılık bulunmamaktadır.
9. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.7.1 sayılı plan notunda:
“Bu kapsamdaki tarım arazileri, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili Yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflaması, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacaktır.
” kuralına,
8.7.7 sayılı plan notunda:
“5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu uyarınca mutlak tarım arazisi ve marjinal tarım arazisi olarak belirlenen tarım arazilerinde; T.C. Başbakanlık, T.C.Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunların bağlı kuruluşları tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler kapsamında tarımsal amaçlı yapılar (tarımsal kalkınma kooperatiflerince uygulanan projeler, üretici birlikleri/kooperatifleri tarafından uygulanan projeler, Avrupa Birliği kaynaklı projeler, Dünya Bankası destekli projeler, sosyal riski azaltma projesi kapsamında uygulanacak projeler gibi) ile destekleme projeleri ile en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık yatırımlarında yapılaşma emsali %50 oranında arttırılabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.7 sayılı maddesinde tarım arazilerine ilişkin hükümlerin açıklandığı; 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında tarım arazilerinin sınıflarına ayrılmadığı ve sınıflandırmanın ilgili kurum tarafından yapılacağının belirtildiği, ancak tarım arazilerinin sınıflandırılmasının alan bütününde yapılmasının gerektiği, parsel bazında yapılan değerlendirmelerin (aynı parselde dahi farklı sınıflandırmalara izin verilebildiği dikkate alındığında) tarımsal niteliğin ve bütünlüğün bozulmasına neden olduğu, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehır Bütünü Çevre Düzeni Planının tarım alanlarına ilişkin hükümlerinde, tarımsal niteliğin korunması ve sürdürülmesi esasları bir arada değerlendirilerek yapılaşmaya yönelik kararların geliştirildiği, Belediyelerinin sınırları içerisinde 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırlarını kapsayan alanlarda da uygulamaların bu doğrultuda sürdürüldüğü, bu kapsamda, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının tarım arazilerine ilişkin plan hükümlerine; alan bütününde tarım arazileri sınıflandırılıncaya kadar 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının tarım alanlarına ilişkin hükümlerinin geçerli olması yönünde hüküm eklenmesinin büyük önem arz ettiği, plan uygulama hükümlerinin 8.10 sayılı maddesinde açıklanan çayır-mera alanlarında; özel mülkiyete konu olan arazilerde 5403 sayılı Kanun kapsamında tarım arazilerine ilişkin hükümlerin geçerli olacağının belirtildiği, ancak, idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının mera alanlarına ilişkin plan notlarında özel mülkiyetteki arazilerde tarım alanlarına ilişkin hükümlerin geçerli olduğu, bu kapsamda tarım alanlarına ilişkin yukarıda açıklanan hususların yeniden düzenlenmesi gerektiği, ayrıca, plan uygulama hükümlerinin tarım arazilerine ilişkin 8.7.7 sayılı maddesinde belirtilen destekleme projeleri kapsamındaki yatırımlara yönelik yapılaşma emsalinin %50 oranında artırılabileceğine ilişkin hükmün plan bütünlüğüne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun tanımlar bölümü incelendiğinde dava konusu planda yer alan toprak sınıflarının, söz konusu Kanuna dayandırıldığının anlaşılacağı, 5403 sayılı Kanunun 19.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, davacı idarenin 05.09.2012 tarihinde onayladığı 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ilgili Kanunun yok hükmünde sayılarak toprak sınıflamasının yapılmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Tarım arazileri sınıflandırması konusunun plan kararlarına altlık teşkil eden plan araştırma raporunun konusu olduğu, dolayısıyla tarım arazisi sınıflandırmasının bir plan kararı olmadığı belirtilmelidir. Bu nedenle bu plan hükmünün (8.7.1. Bu kapsamdaki tarım arazileri, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflaması, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacaktır) iptali gerekli görülmemektedir. Bu plan hükmü bir kez daha plan araştırma raporunun eksikliği ve plan altlık bilgilerinin güncellenmesi gereğine işaret etmekte olup bu konu raporun başında ayrıca ele alınmış ve sakıncalar belirtilmişti.
8.7.7 uygulama hükmünde ise farklı kurumlarca desteklenen projelerde yapılaşma emsalinin %50 oranında artırılabileceği ifadesi bir kez daha bağlamdan bağımsız biçimde bir planlama yaklaşımına işaret etmekte olup sakıncalı bulunmuştur. Her tarımsal arazi için, konumundan özelliğinden ve stratejik öneminden bağımsız olarak böyle genel bir plan kararı söz konusu olmamalıdır. Bu nedenle bu hüküm planlama esaslarına aykırı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Tarım arazilerinin sınıflandırılmasının, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda öngörülen usullere göre yapılması kanun gereği olup, söz konusu sınıflandırmayı içeren arazi kullanım planları dava konusu plana altlık oluşturacak veriler kapsamındadır. Ancak veri olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle dava konusu planlama alanının tamamının sınıflandırılmış olması gerekmekte, bunun yanı sıra söz konusu arazinin çevre düzeni planına işlenebilecek ölçülerde bölgesel kararlar niteliğinde olması gerekmektedir. Zira sınıflandırma parsel ölçeğinde dahi yapılabilmektedir. Bu bakımdan dava konusu düzenleme mevzuata, çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine aykırı görülmemiştir.
Öte yandan, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 63. maddesinde “Üst ölçek planı bulunmayan iskan dışı alanlarda bulunan parsellerde; inşaat alanı katsayısı %5 den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda (250) m2 yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabii zeminden yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binaları yapılabilir. Bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (10.00) m.den, parsel hudutlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40′ ı ve yapı yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (0.40)’ ı geçemez.” kuralı yer almaktadır.
Dava konusu planın 8.7.18.1 sayılı plan notunda mutlak tarım arazilerinde yapılabilecek tarımsal amaçlı yapılar için maks. Emsal=0,05’i, parselin tamamı için toplam inşaat alanı maks. 2.000 m2 ’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil ollduğu ve toplam inşaat alanının 75 m2’yi geçemeyeceği, 8.7.21 sayılı plan notunda, bu alanlarda tarımsal amaçlı yapı yapılabileceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olduğu toplam inşaat alanının150 m2’yi geçemeyeceği, parsellerin 5.000 m2’lik kısmı için maks. emsalin: 0,30 olduğu, 5.000 m2’den büyük parsellerde ise geri kalan parsel alanı için maks. emsalin: 0,10’ olduğu, parselin tamamı için toplam inşaat alanının 10.000 m2 ’yi geçemeyeceği kurala bağlanmıştır.
İtiraza konu 8.7.7 sayılı plan notunda ise, tarımsal üretimin desteklenmesi amacıyla Başbakanlık, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ilgili Bakanlıklar ve bunların bağlı kuruluşları tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler kapsamında tarımsal amaçlı yapı yapılması durumunda ve destekleme projeleri ile en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık yatırımlarında yapılaşma emsal değerlerinin %50 oranında artırılmasının; yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu ayrıca Plansız Alanlar İmar yönetmeliğine atıfta bulunan plan notu uyarınca maksimum emsal oranının %40’ı (plan notuna göre marjinal tarım arazileri için %45 olarak hesaplansa da) geçemeyeceği dikkate alındığında bu konuya ilişkin olarak da hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
10. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.11.5 sayılı plan notunda:
“Bu planda orman alanı olarak belirlenmiş, ancak özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7. tarım arazileri plan hükümleri geçerlidir. Ancak, orman bütünlüğü içerisinde kalan ve etrafı orman dokusu ile çevrili olan özel mülkiyeti kesinleşmiş (tapuya tescil edilmiş) parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla sadece, tarım ve hayvancılıkla ilgili yapılar ile çiftçinin barınması amaçlı yapılar yer alabilir. Müştemilatlar emsale dahildir. Bu alanlar için yapılaşma koşulu:min. parsel=5000 m², emsal=0.05, hmaks=2 kat, maks. toplam inşaat alanı= 250 m²’dir.
” kuralı yer almaktadır.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.11.5. maddesinde açıklanan orman alanlarına ilişkin yapılanma koşullarının; idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı plan notlarında orman alanları için belirtilen yapılanma koşullarında olduğu gibi minimum parsel büyüklüğü 10000 m2, maksimum inşaat alanı 150 m2 olacak şekilde yeniden düzenlenmesinin uygun olacağı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Özel mülke tabi orman alanlarında bahsedildiği kadar düşük yapılanma koşulunun getirilmesinin özel orman alanlarının yok olmasının yolunu açacağı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli çevre düzeni planındaki yapılaşma koşulları sonucu orman alanlarında yapı olması durumunda bunun emsali (150m2/10.000m2) 0.015 düzeyindedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise orman alanlarında (250m2/5.000m2) 0.050 emsale izin verilmektedir. Davacı idarenin onadığı planın orman alanlarının orman yapısını korumak ve sürdürmek için daha uygun bir yapılaşma koşulu getirdiği görülmekte olup, çevresel değerlerin korunması hedefini barındıran davaya konu çevre düzeni planında da daha korumacı olan bu yaklaşımın ve emsal düzeyinin benimsenmesi doğru olacaktır. Bu nedenle söz konusu plan hükmünün düzeltilmesi gerekir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Planda orman alanı olarak gösterilmekle beraber özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapu tescil edilmiş alanların, özel mülkiyete tabi olması ve orman niteliğinde olmaması nedeniyle orman olarak gösterilmeyeceği, ancak tarım arazilerine ilişkin hükümler getirilerek bu alanların korunmasının sağlanmasının amaçlanması nedeniyle mevzuata uygun olduğu, yapılacak yapılar için emsal oranının da tarım arazileri için öngörülen emsal oranına ve yukarıda açıklandığı üzere mevzuata uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
11. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.12.2 sayılı plan notunda:
“Bu planda, ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmiş alanların ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmemesi durumunda bu alanlar içinde yer alan özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7.20. dikili tarım arazileri plan hükümleri geçerlidir. Dört tarafı orman alanı ile çevrili olan parsellerde bu planın 8.11.5 hükmü uygulanır.” kuralı yer almaktadır.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.12. maddesinde açıklanan ağaçlandırılacak alanlara İlişkin hükmün; idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının ağaçlandırılacak alanlara ilişkin plan notunda özel mülkiyetteki parsellerde tarım alanlarına ilişkin hükümlerin geçerli olduğu ve bu çerçevede günübirlik tesislerin de yer alabileceği belirtildiğinden 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bu hükmün işlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Özel mülke tabi orman alanlarında ya da ağaçlandırılacak alanlarda dikili tarım arazileri yapılaşma koşulları getirilmiş olup, davacının itiraz ettiği hususun özel orman alanlarının yok olmasının yolunu açacağı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Ağaçlandırılacak alanlar başlığı altında günübirlik kullanım alanlarıyla ilişkili koşulların belirtilmesi tarafımızca zorunlu olarak değerlendirilmemektedir. Bu genellik içinde alt ölçeklerde zaten gerekli düzenleme yapılabilir. Öte yandan 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde “8.12.1. Bu alanlarda günübirlik kullanım alanları yer alabilir. Bu kullanımlara ilişkin yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” ifadesi getirilerek uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Esasen davacının itirazının dava konusu plan notunda yer alması uygun görülmemekle birlikte, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde 8.12.1 sayılı plan notuna “Bu alanlarda günübirlik kullanım alanları yer alabilir. Bu kullanımlara ilişkin yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
” yönünde davacının talebi doğrultusunda değişikliğe gidildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
12. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.17.7.1 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki arkeolojik sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilmemiş, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Bakanlığa bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir.” kuralı,
8.17.7.2 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki doğal sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilmemiş, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir.” kuralı yer almaktadır.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.17.7. maddesinde sit alanlarına ilişkin açıklamalarda, sit alanı ilanı öncesinde yürürlükteki mevzuata uygun olarak onaylanmış uygulama imar planı ve mevzii imar planlarına ilişkin herhangi bir husus belirtilmediği, 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Uygulama Hükümlerinin 7.18.2. maddesinde, sit alanlarındaki uygulama imar planı ile mevzii imar planlarına ilişkin açıklamalar yer aldığı halde bu maddenin plan hükümlerinden kaldırıldığı ancak, genel hükümlerinde söz konusu çevre düzeni planının onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları ile mevzii imar planlarının geçerli olduğuna ilişkin ifadenin yer aldığı, idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı Plan Uygulama Hükümlerinin 7.36.5. maddesinde yer alan “2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında Koruma Kurullarınca sit alanı ilan edilmeden önce, mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzii imar planı bulunan yerlerde; alandaki sit kararının ilgili mevzuat doğrultusunda yapılaşmaya olanak sağlayacak şekilde değiştiği durumlarda, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, sit kararı öncesi yürürlükte olan imar planındaki yapılaşma haklarını arttırmamak ve ilgili kanun, yönetmelik ve ilke kararlarına uygun olmak koşuluyla, ait ölçekli koruma amaçlı imar planları yapılabilir.” hükmünün 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının sit alanların ilişkin plan hükümlerine eklenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının 8.17.7 sit alanlarına ilişkin plan hükümleri kapsamında planlama yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planın 8.17.7 maddesinde sit alanlarında bu plandan önce yapılmış koruma amaçlı imar planlarının geçerliliği ele alınmakta; ancak sit alanı ilanı öncesindeki planlara ilişkin açıklama getirilmemektedir. Planda belirsizliğe yol vermemek için bu yönde açıklama eklenmesi faydalı olacaktır.
Nitekim 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde böyle bir ekleme ve düzenleme yapılmış ve ilgili plan hükmü aşağıdaki gibi değiştirilmiştir:
8.17.7. sit alanları
8.17.7.1.sit ilan edilen, statüsünde değişiklik yapılan veya statüsü kaldırılan sit alanlarında aşağıdaki plan hükümleri doğrultusunda işlem tesis edilir.
8.17.7.2. bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri doğrultusunda, sit alanı ilanı öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planları, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir.
8.17.7.3. Bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzii imar planı varken, sonrasında sit ilan edilen alanların koruma statüsünün kaldırılması durumunda, sit alanı ilanından önce onaylanan imar planlarındaki kararlar incelenerek mevzuat gereği zorunlu olan imar planına ilişkin düzenlemeler, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlar Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği çerçevesinde ilgili idaresince onaylanabilir.
8.17.7.4. 0naylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma raporu sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişiklikler, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili yönetmelikler ve ilke kararları gereğince onaylanabilir.
Bu plan hükmü gerektirdiği genellik içinde yeterli açıklama sağlamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu plan notunda 10.10.2018 tarihinde davacının itirazı doğrultusunda yapılan değişiklikle sit alanlarına ilişkin oldukça detaylı bir düzenleme yapıldığı ve bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
13. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.18.3.2 sayılı plan notunda:
“Bu planda liman alanı olarak gösterilen alanların bir bölümü ilgili mevzuata aykırı olmamak üzere liman geri sahası olarak kullanılabilir. Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.18.3.2 sayılı maddesinde liman geri sahalarına ilişkin “Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, ilgili kurumların görüşleri alınarak alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman gerisi kullanım alanı düzenlemesi yapılabilir.” hükmünün yer aldığı, ancak limanların yetersiz olması durumu tespitinin ne şekilde yapılacağı, ayrıca maksimum ne kadar bir alanın ayrılabileceğinin belirtilmediği, bu tespitlerin yapılmasındaki belirsizlik ve alt ölçekli planlar hazırlanırken üst ölçekli plana aykırılık teşkil edebileceği hususları göz önüne alınarak, liman gerisi hizmet alanına ilişkin ihtiyaçların tespit edilerek bu alanların çevre düzeni planı üzerinde plan kararı getirilmek suretiyle gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 8.18.3 sayılı liman geri sahalarına ilişkin hükümleri kapsamında planlama yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bu konu da bağlamdan bağımsız ele alınmamalıdır. Bir örnekte liman gerisinde gelişim olanaklıyken, bir diğer örnekte planın koruma stratejisi geliştirdiği bir yeşil alan, tarım alanı, doğal alan bulunabilir, ve davaya konu çevre düzeni planında değişiklik yapılmadan buranın yapılaşmaya açılması çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesini, genel koruma stratejisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca planın işlevsiz kalmasına yol açacaktır. 8.18.3.2. maddesinde yer alan “Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabilir” biçimindeki ifade kendi içinde de çelişkiler barındırmaktadır. Davaya konu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın bu alanların liman geri sahası olabileceği belirtilmekte; aynı zamanda bu planın ilkeleriyle çelişmemek koşulu biçiminde bir ifade kullanılmaktadır. Bir alanda davaya konu plan ile getirilen kullanım stratejik önemde olabilir (gelişme açısından da koruma açısından da stratejik önemi olabilir kullanım kararının). Ancak plan hükmü hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın liman geri sahası olabileceğini belirtmektedir. Bu durumda bu alanın liman geri sahasına dönüştürülmesinin plan ilkesine aykırı olup olmadığı öznel bir değerlendirmeye bırakılmaktadır. Oysa böyle bir müdahale plan değişikliğidir ve ilgili mevzuat kapsamında gerekli koşullar sağlanmadan yapılmamalıdır. Özetle, söz konusu plan hükmü planlama esasları kapsamında sakıncalıdır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen maddesi uyarınca, çevre düzeni planı, orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan bir plan olup, alt ölçekli planları yönlendiren strateji ve ilkeleri ortaya koyan bu planda, sanayi alanlarının leke niteliğinde gösterilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 6. maddesinde, planlama kademelerinin, üst kademeden alt kademeye doğru sırasıyla; “Mekânsal Strateji Planı”, “Çevre Düzeni Planı”, “Nazım İmar Planı” ve “Uygulama İmar Planı”ndan oluştuğu belirtilmiş olup, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca her planın, yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorunda olduğu kurala bağlanmıştır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmü uyarınca, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası olarak planlanabileceği anlaşılmaktadır.
Çevre düzeni planının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, liman ve liman geri sahası kullanımı kararının, çevresel etkilere yönelik alt ölçekli planları yönlendirmesi beklenen ilke ve stratejilerin oluşturulması ve koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından, üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında ele alınması gerekmektedir.
Nitekim, dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında da liman ve liman geri sahası gösterimi yer almaktadır.
Öte yandan çevre düzeni planı değişikliğini gerektirecek nitelikte ve büyüklükte bir liman ve liman geri sahası alanının, üst ölçekteki planda değişiklik yapılmaksızın doğrudan alt ölçekli planda belirlenmesi, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi alt ölçekli planları yönlendirecek ilke ve stratejileri oluşturması beklenen çevre düzeni planının işlevsiz kalmasına sebebiyet vereceği de açıktır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda, liman geri sahası alanlarını, dava konusu Çevre Düzeni Planının konusu olmaktan çıkartarak, üst ölçekli planı işlevsiz hale getirdiği açık olan dava konusu plan hükmünde bu haliyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
14. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.18.4.4
“8.18.4.4. T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğundaki güzergahlarda akaryakıt ve lpg istasyonları ile bunlara bütünleşik olan, konaklama tesisi, yeme içme tesisi v.b. karayoluna hizmet verecek tesisler yer alabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. Bu alanlarda yapılanma koşulları: maks. Emsal=0.40, yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=5.000 m2’dir.
” kuralına,
8.18.4.5 sayılı plan notunda:
8.18.4.4. T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu dışındaki güzergahlarda ve köy yollarında, mevzuata uygun olmak koşulu ile akaryakıt ve lpg istasyonları yapılabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. Bu alanlarda yapılanma koşulları: maks. Emsal=0.20, yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=2.000 m2’dir.
” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.18.4.4 ve 8.18.4.5 sayılı maddelerinde karayolu kenarında ve köy yollarında yapılacak yapı ve tesislere ilişkin yapılanma koşullarının belirlenmesinin, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının konusu olmadığı, alt ölçekli imar planlarında değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu plan notu ile planlama bölgesi içerisinde standardın oluşturulması hedeflenmektedir.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu madde Karayolu kenarında yapılacak bu tür tesisler için maksimum emsal değerini 0.40 olarak belirlemiştir. Minimum parsel büyüklüğü davacının talebiyle uyumludur. Ayrıntı düzeyi yüksek bir plan hükmü olsa da karayolu kenarında yapılacak tesislerde emsal değerine ilişkin bir üst sınır getirilmiş olması sakıncalı değildir; bu üst sınırın da uygun olduğu değerlendirilmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu plan notu ile bu alanlara ilişkin yapılaşma koşullarının üst sınırlarının belirtilmesinde bir sakınca görülmemiştir.
D. Dava konusu plana içme suyu kaynak ve tesisleri ve çevre koruma ve baraj havzaları açısından yapılan itirazlar
İtiraz 1
Dava dilekçesinde;
Plan uygulama hükümlerinin 4.69 sayılı maddesinde, su toplama havzalarının Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce belirlendiği belirtilmesine rağmen, 4.72 maddesinde içme ve kullanma suyu koruma kuşaklarının Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY), İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre mutlak, kısa, orta ve uzun mesafeli olarak derecelendirilen alanlar olduğunun belirtildiği, oysaki, su toplama havzalarının DSİ Genel Müdürlüğünce belirlendiği, aynı zamanda içme ve kullanma suyu koruma kuşaklarının da Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY) 16-20 sayılı maddeleri ile Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik uyarınca yetkili olan DSİ Genel Müdürlüğünce belirlendiği, İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinde de Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY) 16-20 sayılı maddelerinde belirtilen mutlak, kısa, orta ve uzun mesafe koruma kuşaklarının yer aldığı Bu nedenle;
-4.72 sayılı maddesinin “İçme ve kullanma suyu koruma kuşakları: Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik uyannca, su toplama havzası içinde mutlak, kısa mesafeli, orta mesafeli ve uzun mesafeli olarak belirlenen derecelendirilmiş koruma kuşak alanlarıdır” şeklinde düzenlenmesi,
Ayrıca, 4.71 sayılı maddesinde belirtilen İçme ve kullanma suyu kaynakları: “İçme ve Kullanma Suyu Tenimi amacıyla İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkmdaki Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alınan su kaynakları” tanımının, içme ve kullanma suyu kaynakları koruma tedbirlerinin yüzeysel sular için Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY) 16-20 sayılı maddelerine göre, yeraltı suları için Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmeliğe göre belirlenmesi, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmeliğin içme ve kullanma sularının şebekeye verilmeden önceki kalite kriterlerini belirlenmesi nedeniyle; 4.71 sayılı maddesinin “İçme ve kullanma suyu kaynakları: İçme ve kullanma suyu temini amacıyla Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY) ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkıdaki Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alman su kaynaklarıdır.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının 4.72 sayılı maddesine ilişkin iddiaları incelendiğinde idarelerince onaylanan planda 4.69 sayılı maddesi ile su toplama havzalarının DSİ tarafından belirlendiğinin belirtilmesine karşın su havzalarındaki koruma kuşaklarının SKKY ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre mutlak, kısa, orta ve uzun mesafeli olarak derecelendirilen alanlar olmasına dair itirazı bulunduğu, İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinde de SKKY nin ilgili maddelerinde belirtilen koruma kuşaklarının bulunduğunun ifade edildiği, davacı tarafından da kabul edildiği üzere İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinde koruma kuşaklarının belirlendiği ancak bu kuşaklar için SKKY atıfta bulunulduğunun açık olduğu, kaldı ki davacının belirttiği 4.69 ve 4.72 sayılı maddelerinin planın tanımlara ilişkin maddeleri olduğu her iki yönetmeliği ilgilendiren mevzuat hükümleri uyarınca su havzalarındaki koruma kuşakları tanımının yapılmasında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı, davacının 4.71 sayılı maddesindeki açıklamalarında Yer Altı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik uyarınca çevre düzeni planında düzenleme yapılması gerektiğini eksiklik olarak belirtmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı, davacının atıfta bulunduğu yönetmeliğin bu tanım içinde yer almamış olmasının bu Yönetmeliğin uygulanmayacağı anlamına gelmediği, çevre düzeni planının 7.7 sayılı maddesinde “Bu plan sınırları dahilinde, bu plan ve plan hükümlerinde yer almayan konularda, halen yürürlükte olan ve bu planın onayından sonra yürürlüğe girecek olan mevzuat hükümleri ve mevzuat değişiklikleri (kanun, tüzük, yönetmelik,tebliğ) geçerlidir.” genel hükmünde bu durumun açıklandığı, yine de davacının belirtmiş olduğu husus üzerine 30.12.2014 tarihinde onaylanarak askıya çıkarılan planda düzenleme yapılmasının mümkün olduğu savunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın son halinde, 4.69 sayılı plan notunda, içme ve kullanma suyu kaynakları: içme ve kullanma suyu temini amacıyla, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alınan su kaynakları olarak, 4.70 sayılı plan notunda da, içme ve kullanma suyu koruma kuşakları: içme-kullanma suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik, İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) Su Havzaları Koruma Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat uyarınca, su toplama havzası içinde mutlak, kısa mesafeli, orta mesafeli ve uzun mesafeli olarak belirlenen derecelendirilmiş koruma kuşak alanları olarak tanımlanmış, 7.39 sayılı plan notunda, “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İzsu Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri geçerli olup içme ve kullanma suyu koruma kuşakları içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşmelerin altyapıları öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve İzmir Su Ve Kanalizasyon (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır.” kuralına yer verilmiştir.
İçme ve kullanma suyu koruma kuşakları ve kaynakları bakımından ilgili mevzuat uyarınca uygulamaların yürütüleceği, söz konusu plan notlarının ise bu duruma aykırılık içermediğinden şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 2
Dava dilekçesinde;
Plan hükümlerinin 7.43 sayılı maddesinde “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği(SKKY) ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin geçerli olduğu, 8.15.14 sayılı maddesinde İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amaçlı İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yeraltı suyu kaynakları ifadesinin yer aldığı, 8.18.5.1 sayılı maddesinde havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin çalışmaların Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine göre yürütüleceği, 8.18.5.8 maddesinde, İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı ve İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yeraltı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerinin geçerli olduğunun belirtildiği, içme ve kullanma suyu kaynakları ve koruma alanlarının, İZSU Genel Müdürlüğü tarafından değil, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından belirlendiği, İZSU Genel Müdürlüğü özel hüküm belirleme çalışması yaptığı baraj havzalarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin, DSİ tarafından yeni belirlenmiş ve yatırım programına alınan içme ve kullanma suyu kaynaklarında ise özel hüküm belirleme çalışması yapılıncaya kadar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik hükümlerininin uygulandığı, ayrıca plan sınırları içinde 6360 sayılı Kanunla Manisa İlinde Su ve Kanalizasyon İdaresi kurulduğu, buna göre 8.18.5.1, 8.18.5.2, 8.18.5.8 sayılı maddelerinin aşağıdaki şekilde:
” -8.18.5.1 sayılı maddesi “Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütülecektir.”
-8.18.5.2 maddesi “Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında, özel hükümlerin yer aldığı planlar Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili Su ve Kanalizasyon İdaresi görüşü doğrultusunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ya da ilgili Büyükşehir Belediyesince hazırlanacaktır.”
-8.18.5.8 sayılı maddesi “İzmir kentine içme suyu temin edilen ve edilecek olan ve Özel hüküm belirleme çalışması yapılan Tahtalı Barajı, Çamlı Barajı ve Bostanlı Baraj Havzalarında İZSV Su Havzaları Koruma Yönetmeliği geçerlidir.”
Aynca, 7.43 ve 8.15.14 sayılı maddelerinin aşağıdaki şekilde:
” -7.43 sayılı maddesi “İçme ve Kullanma Suyu Kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda içme ve kullanma suyu koruma kuşaklan içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşimlerin altyapıları, ilgili su ve kanalizasyon İdaresince öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir.”
-8.15.14 sayılı maddesi “İzmir Kentine İçme ve Kullanma Suyu Temin Edilen ve Edilecek Olan özel Hüküm belirleme çalışması yapılan Tahtalı Barajı, Çandı Barajı, Bostanlı Barajı havzalarında madencilik faaliyetlerinde İZSV Su Havzalan Koruma Yönetmeliği, diğer özel hüküm belirleme çalışması yapılmamış havzalarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Yine davacı tarafından davaya konu edilen 7.43, 8.15.14, 8.18.5.1, 8.18.5.8 sayılı plan hükümlerine ilişkin hususlar incelendiğinde çevre düzeni planı ile hukuka aykırı bir düzenleme yaratılmadığı ve bu plan hükümlerine göre davacının talep ettiği düzenlemeler sonucunda oluşacak plan hükümleri arasında uygulama açısından farklılıklar oluşmayacağı açık olmakla birlikte davacının belirtmiş olduğu husus üzerine 30.12.2014 tarihinde onaylanarak askıya çıkarılan planda düzenleme yapılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın yürürlükte bulunan son halinde 8.18.5.1 sayılı plan notunda, “Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir.” kuralı,
8.18.5.2 sayılı plan notunda, “Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ya da İZSU tarafından havza yönetim planları hazırlanacaktır.
” kuralı,
8.18.5.8 sayılı plan notunda, “İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı çerçevesinde İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralı,
7.39 sayılı plan notunda, “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri geçerli olup içme ve kullanma suyu koruma kuşakları içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşmelerin altyapıları öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda T.C. Tarım Ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve İzmir Su ve Kanalizasyon (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır.” kuralı,
8.15.14 sayılı plan notunda, “İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında, yapılacak, sürdürülecek madencilik faaliyetlerinde İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Yeniden düzenlenen plan notlarında mevzuata aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
İtiraz 3
Dava dilekçesinde;
İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uygulanan havzalarda akaryakıt ve LPG istasyonlarına izin verilmediğinden, 8.18.4.4 ve 8.18.4.5 maddelerinin aşağıdaki aktarıldığı
8.18.4.4 sayılı maddesi “T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğundaki güzergahlarda akaryakıt ve LPG istasyonları ile bunlara bütünleşik olan, konaklama tesisi, yeme içme tesisi v.b. gibi karayoluna hizmet verecek tesisler yer alabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili İdaresince onaylanabilir. Bu alanlarda yapılanma koşulları: Maks. Emsal=0.40, Yapı yapılabilecek Min. Parsel büyüklüğü = 5.000 m2 dir. Bu hüküm İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uygulanan içme suyu temin edilen ve/veya edilecek olan baraj havzalarında uygulanmaz. ”
8.18.4.5 sayılı maddesi “T.C. Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluğu dışındaki güzergahlarda ve köy yollarında, mevzuata uygun olmak koşulu ile akaryakıt ve LPG istasyonları yapılabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planlan ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili İdaresince onaylanabilir. Bu alanlarda yapılanma koşullan: Maks. Emsal=0.20, Yapı yapılabilecek Min. Parsel büyüklüğü – 2.000 m2’dir. Bu hüküm İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uygulanan içme suyu temin edilen ve/veya edilecek olan baraj havzalarında uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının 8.18.4.4 ve 8.18.4.5 sayılı plan hükümlerine ilişkin iddiaları ile talep ettiği düzenlemelerin belirtilen hükümlere ilave edilmesinin gerekli olmadığı, 8.18.4 sayılı Karayolu Kenarında ve Köy Yollarında Yapılacak Yapı Ve Tesisler başlığı altında yer alan her iki hükümde belirtilen kullanımların imar planı yapılarak gerçekleştirilebilmekte olduğu, çevre düzeni planının 7.16. maddesinde yer alan “Alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerinin yapılması zorunludur” plan hükmü uyarınca ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alınmadan imar planlanlarının onaylanmasının söz konusu olmadığı, dolayısıyla imar planı hazırlık aşamasında İZSU’nun görüşlerinin dikkate alınmak zorunda olduğu belirtilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın yürürlükte bulunan son halinde 8.18.4.4 sayılı plan notunda, “T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün ve büyükşehir belediyelerinin sorumluluğundaki güzergahlarda akaryakıt ve lpg istasyonları ile bunlara bütünleşik olan, konaklama tesisi, yeme içme tesisi v.b. karayoluna hizmet verecek tesisler yer alabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişikli yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. bu alanlarda yapılaşma koşulları: maks. Emsal=0.40 yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=2.000 m2 ’dir.
” şeklinde değiştirilmiştir.
8.18.4.1 sayılı plan notunda, “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında karayolları kenarında yapılacak tesislerde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Kenarında Yapılacak Tesisler ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümlerine uyulacaktır.” düzenlemesi ve 7.17 sayılı plan notunda, “Alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerinin yapılması zorunludur.” düzenlemesi yer almaktadır.
Söz konusu plan notlarına da göre alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili yasaların zorunlu kıldığı İZSU gibi kurumların görüşlerinin alınmasının gerekli olduğu, davacının istediği notun eklenmesine gerek bulunmadığı, plan notlarının bu haliyle de yeterli düzenlemeyi içerdiği görüldüğünden bu kısım açısından mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 4
Dava dilekçesinde;
8.4.6.1 sayılı günübirlik tesis alanları kullanım kararlarına ilave olarak İçmesuyu Baraj Havzaları için ayrı bir ifadenin yer alması gerektiği, buna göre; 8.4.6.1 sayılı maddesinin “Bu alanlarda kamping ve konaklama ünitelerini içermeyen, duş, gölgelik, soyunma kabini, WC gibi altyapı tesislerinin yanı sıra yeme-içme, eğlence ve spor tesisleri ile yerel özellik taşıyan el sanatları ürünlerinin sergi ve satış ünitelerini içeren yapı ve tesisleri yer alabilir, İçmesuyu Baraj Havzalarında günübirlik tesis leke kararı getirilen alanlarda bulundurulabilecek kullanımlar ve yapılaşma alanları alt ölçekli planlarda ilgili Yönetmeliklere göre belirlenir.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının 7.16 sayılı maddesinde yer alan “Alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerinin yapılması zorunludur” plan hükmü uyarınca ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alınmadan imar planlanlarının onaylanmasının söz konusu olmadığı, dolayısıyla imar planı hazırlık aşamasında İZSU’nun görüşlerinin dikkate alınmak zorunda olduğu, bu hususun 8.4.6.1 sayılı günübirlik tesis alanlanna ilişkin uygulamalarda da geçerli olduğu belirtilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
8.4.6.2. sayılı plan notunda söz konusu günübirlik tesis alanlarının yapılaşma koşullarının, ilgili mevzuat (Kıyı Kanunu vb.) ile bulunduğu bölge yapılaşma koşulları doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği belirtilmiştir.
Yukarıda belirtildiği gibi alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili yasaların zorunlu kıldığı İZSU gibi kurumların görüşlerinin alınması zorunlu olduğundan ayrıca davacının istediği eklemenin yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
İtiraz 5 ve 6
Dava dilekçesinde;
7.50 sayılı maddesindeki İZSU Genel Müdürlüğünün ilgili Su ve Kanalizasyon İdaresi şeklinde değiştirilmesi gerektiği, buna göre; “7.50 sayılı maddesi “Baraj sahalarında kalan mevcut ulaşım güzergahları korunmuştur. Bu güzergahlara ilişkin alternatif güzergah tespitleri, DSİ Genel Müdürlüğü, ilgili su ve kanalizasyon idareleri ve ilgili valiliklerce işbirliği halinde yapılacaktır. Tespit edilen yeni güzergahlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.” şeklinde düzenlenmesi, 7.51 sayılı maddesinde İçme ve Kullanma Suyu Baraj Havzaları için ilave yapılması gerektiği, buna göre; 7.51 sayılı maddesinin, “Bu planda kentsel yerleşme alanı ve kırsal yerleşme alanı olarak belirlenen alanların baraj gölü altında kalması durumunda, bu alanlara ilişkin yeni yer seçimleri ve alt ölçekli planlar ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda çevre düzeni planı değişikliği yapılmaksızın ilgili idarelerce yapılır ve onaylanır. Onaylanan planlar veri tabanma işlenmek üzere sayısal ortamda bakanlığa gönderilir, İçme ve Kullanma Suyu Baraj gölü altında kalan yerleşimler için yeni yer seçimleri havza dışında belirlenir.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının 7.50 ve 7.51 sayılı plan hükümlerine ilişkin değerlendirmeleri ele alındığında ise çevre düzeni planının ilgili hükümlerinin temel olarak davacının talep ettiği yöndeki uygulamaları engellemediği açık olmakla birlikte davacının belirtmiş olduğu husus üzerine 30.12.2014 tarihinde onaylanarak askıya çıkarılan planda düzenleme yapılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının ileri sürdüğü hususların söz konusu plan notlarını kusurlandırmadığı gibi yukarıda belirtildiği gibi alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili yasaların zorunlu kıldığı kurumların görüşlerinin alınması gerektiğinden ayrıca davacının istediği eklemenin yapılmasına gerek bulunmadığından plan hükmünde mevzuata aykırılık yoktur.
İtiraz 7
Dava dilekçesinde;
8.1.2 sayılı Kırsal Yerleşim Alanlarına ilişkin 8.1.2.1 sayılı plan hükmünün “Bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş olan kırsal yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan alanlarda, ilgili kurumlarca onaylı yerleşim alanı sınırları esas alınarak koruma ve gelişim ilkelerine uygun imar planlarının hazırlanması esastır. Planı bulunmayan köy ve mezralar ile belediye sınırları içine katılarak mahalleye dönüştürülmüş/dönüştürülecek kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarında uygulama imar planları yapılıncaya kadar aşağıdaki koşullar uygulanır. ” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının 8.1.2 sayılı plan hükmünde kırsal yerleşim alanlarına ilişkin talep ettiği husus ele alındığında çevre düzeni planının “4.9 sayılı maddesindeki, “Kırsal Yerleşme Alanları: Kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy ve mezraları kapsayan, 3194 sayılı İmar Kanununun ilgili yönetmeliği uyarınca köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınır tespiti yapılmış ve bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş veya plan ölçeği gereği gösterilememiş olan alanlar ile 442 sayılı Köy Kanunu uyarınca belirlenmiş olan alanlardır. Kırsal kimlik taşımakla birlikte 6360 sayılı Kanun uyannca mahalle statüsü kazanan alanlar da bu kapsamdadır.” tanımında gerekli düzenlemenin yapılmış olması nedeni ile yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Rapor boyunca su havzalarına yakın konumdaki yerleşik alanlarda kentsel gelişme alanı büyüklüğüne ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve düzeltilmesi gereken aykırılıklar ortaya konmuştur. Bunun yanısıra havza ve koruma alanının eksik veya yanlış gösterilmesine ilişkin bazı alanlardaki itiraz konuları da değerlendirilmiş ve düzeltme gerekliliği ilgili kısımlarda belirtilmiştir. Bu değerlendirmeler doğrultusunda gerekli düzeltmelerin yapılması gerektiği ilgili bölümlerde sunulmuştur.
Plan hükümlerinde ise Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğine uyulması zorunluluğu çeşitli Plan Hükümlerinde belirtilmiş olup buna ilişkin davacı idarenin itirazlarının planın iptalini gerektiren konular olmadığı değerlendirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan notlarının 7.22 sayılı maddesinde, “Kırsal yerleşme birimlerinin sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecektir. Söz konusu planlarda kırsal yerleşmelerin gelişme alanı büyüklüklerinin belirlenmesinde kırsal yerleşimlerin gereksinimleri esas alınacaktır.” düzenlemesi yapılmıştır.
8.1.2.1 sayılı maddesinde, “Bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş olan kırsal yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan alanlarda, koruma ve gelişim ilkelerine uygun imar planlarının hazırlanması esastır.
Planı bulunmayan köy ve mezralar ile belediye sınırları içine katılarak mahalleye
dönüştürülmüş/dönüştürülecek kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarında uygulama imar planları yapılıncaya kadar aşağıdaki koşullar uygulanır.” kuralı, 8.1.2.2 sayılı maddesinde, “Kırsal yerleşme alanlarında, konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar, turizm tesisleri, ticaret üniteleri, kamu hizmetine yönelik yapılar, sosyal ve teknik altyapı alanları, açık ve yeşil alanlar yer alabilir.” kuralı, 8.1.2.3 sayılı maddesinde, “Bu alanlarda, konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılara ilişkin uygulamalar, bu plan ile verilmiş olan yapılaşma koşullarını aşmamak kaydıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 5. bölümünde belirtilen esaslara göre yapılır.
” kuralı yer almaktadır.
8.1.1.2 sayılı plan notunda, “Bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsunya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacaktır. Alt ölçekli planların yapım aşamasında, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesi zorunludur.”kuralına yer verilmiştir.
4.9 sayılı plan notunda, “Kırsal yerleşme alanları: kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy ve mezraları kapsayan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun ilgili yönetmeliği uyarınca köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınır tespiti yapılmış ve bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş veya plan ölçeği gereği gösterilememiş olan alanlar ile 442 sayılı Köy Kanunu uyarınca belirlenmiş olan alanlardır. Kırsal kimlik taşımakla birlikte 6360 sayılı Kanun uyarınca mahalle statüsü kazanan alanlar da bu kapsamdadır.” kuralı yer almaktadır.
Davacının itiraz ettiği hususların dava konusu planı kusurlandırmadığı, plan notları uyarınca kırsal yerleşme birimlerinin sınırlarının alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği açık olduğundan plan notunda mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu B- 6 ve B-36, B-66, B-71, B-72 ve C-13 sayılı itirazlar yönünden oybirliğiyle C-2 ve C-3 sayılı itirazlar yönünden oyçokluğuyla İPTALİNE,
2. Dava konusu A ( Genel itirazlar yönünden), B-5, B-7,B- 10,B-11, B-14 (Evka Konutları dışında kalan alan yönünden),B-17,B- 22,B-24,B-26, B-28,B-29,B-30, B-31 (Üniversite alanı dışında kalan kısım yönünden) B-32, B-33, B-37, B-39, ,B- 42, B-43, B-45, B-46,B- 47, B-48, B-54, B-59 (Kentsel gelişme alanına ilişkin kısım yönünden) , B-60, B- 62, B-63, B-64, B-65, B-68, B-69, sayılı itirazlar ile C-1, C-2, C-3, C-4,C-6, C-8, C-9, C-10, C-14 ve D-1,D-2,D-3,D-4, D-5, D-6,D-7 sayılı plan hükümleri yönünden oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE,
3. Dava dilekçesinde yer alan B-1,B-2, B-3,B-4, B-8, B-9, B-12,B-13, B-14 (Evka Konutları yönünden) B-15, B-16, B-18, B-19, B-20, B-21, B-23, B-25, B-27,B-31. (Üniversite alanına ilişkin kısım yönünden), B-34, B-35, B-38,B- 40, B-41, B-44, B-49, B-51, B-52, B-53, B-55, B-56, B-57, B-58, B-59 (Fuar alanına ilişkin kısım yönünden) B-61, B-67, B-70 sayılı itirazlar ile C-5,C-7,C-11,C-12 sayılı plan hükümleri yönünden oybirliğiyle KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 7.002,30 TL yargılama giderinin yarısı olan 3.501,15-TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına, 3.501,15-TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5. Dava kısmen iptal kısmen ret, kısmen karar verilmesine yer olmadığına dair karar ile sonuçlandığından, iptal edilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, reddedilen kısım yönünden …-TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6. Keşif avansından artan …-TL tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
7. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/11/2021 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Plan Hükümlerinin 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Bu plan hükmü 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile; “Bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. Sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönlek her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı, belediye hizmet alanı, mezbaha amaçlı imar planları; ÇED yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, ÇED yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümleri yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri.. sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiştir.
Öte yandan Plan Hükümleri Raporu’nun 7.28 sayılı maddesinde ise: “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile mer’i mevzuat ile TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda, bu kurumlara her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceği şeklinde düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği, anlaşılmaktadır.
Davaya konu planda kentsel yerleşik alanlar büyükşehir ve/veya il, ilçe, ilk kademe ve belde belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış alanlardır, kırsal yerleşme alanları ise kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy statüsüne sahip yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan planda sembolik olarak gösterilmiş alanlardır.” kentsel gelişme alanları ise “bu planın nüfus kabullerine hedef/ilke ve stratejilerine göre bu planda kentsel yerleşime açılması öngörülen alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan alanlarda yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ’ye tahsis edilen ya da 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulama yapacak kurumların yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir. Nitekim plan notunun devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Netice itibariyle, bu plan notu ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında ancak planda kentsel ve kırsal gelişme bölgesi olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar gereğince, planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan bu plan kapsamındaki ifadesi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirilmiştir ve dava konusu plan hükmü artık yürürlükte değildir.
Açıklanan nedenlerle davanın 7.26 sayılı ve 7.28 sayılı plan hükmü açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği oyu ile kararın bu kısımlarına katılmıyorum.