Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2016/1577 E. , 2021/11917 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2016/1577
Karar No : 2021/11917
DAVACI : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı-…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Çevre ve Şehircilik Bakanlı tarafından … tarihli .. sayılı işlem ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, aşağıda ayrıntısı yazılı itirazlar ile dava dilekçesinde sayılan plan hükümleri yönünden şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğundan iptali gerektiği iddia edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ: 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Sözü edilen kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile yürürlükten kaldırılmış, ancak Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan 4/7/2011 tarihli 27984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştı. Ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname 09/07/2018 tarihli 30473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde ve (c) bendinde aynı hükümlere yer verilmiştir.
Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir.
Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır.
Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.
19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin 27.05.2009 tarihli, E:2007/10369, K:2009/6176 sayılı kararıyla, 14.08.2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir.
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16.11.2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … sayılı plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde de … sayılı plan paftası, … sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25.07.2018 tarihinde … plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve 10.10.2018 tarihinde yeniden kapsamlı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı plan paftaları) değişikliğe uğramış ve son olarak … plan paftasında 07.11.2018 tarihinde değişikliğe gidilmiştir.
Görüldüğü üzere iptal kararı sonrasında onaylanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sonrasında birçok defa değişikliğe uğramıştır. Dava konusu planın hazırlanması çalışmaları sırasında ise yeni bir araştırma raporu düzenlenmediği görülmüştür. Bu duruma davalı idarece dava konusu planın yargı kararının ifası niteliğinde olduğu bu nedenle yeni bir araştırma raporu hazırlanmadığı şeklinde gerekçe gösterilmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilirkişi raporunda konuya ilişkin olarak “2009 yılında onaylanan İzmir-Manisa- Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına altlık teşkil eden veriler 2009 yılından önce toplanmış verilerdir. Dolayısıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesine ait davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2009 yılı öncesi verilere dayandırılmaktadır ve bunun sağlıklı bir planlamaya altlık teşkil etmesi beklenemez. Davaya konu plan 2014 yılında onaylanmıştır. İlk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucu çıkmaktadır. Nitekim davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dava dosyasına sunulan yanıtlar kapsamında davaya konu çevre düzeni planının iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine onaylanmış bir plan olduğu; dolayısıyla yeni bir plan olarak değerlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı; bununla birlikte ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerinin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Planın stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmaması önemli bir eksikliktir ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olması doğru bir planlama yaklaşımı olamaz.” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Çevre düzeni planlarının mevzuatta öngörülen tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek kararlar üretebilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen güncel veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, hazırlanması gerekmektedir. Bu anlamda yeni bir araştırma raporunun bulunmaması veya verilerin güncellendiğine ilişkin bilgi ve belge sunulmaması dava konusu planın hazırlanmasına ilişkin yöntem bakımından önemli bir eksikliktir. Nitekim dava konusu planın onaylanmasından sonra çok defa değişikliğe gidilmesi ve söz konusu değişikliklerin birçoğunun ise verilerin güncellenmesine ilişkin olması veya çok küçük alanları kapsaması bu eksikliğin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin 10.10.2018 tarihli değişiklikle çok fazla alanın tarım arazisi niteliğinde olması nedeniyle kentsel gelişme alanından tarım arazisi alanına dönüştürüldüğü görülmüş olup bu durum planın hazırlanması aşamasında tarım arazilerine ilişkin güncel verilerin araştırılıp elde edilmediğini net biçimde göstermektedir.
Çevre düzeni planları uzun döneme yönelik bir projeksiyonun ürünü olarak planlama alanına ilişkin genel arazi kullanım kararları ve ilkeler belirleyen planlar olup hangi koşullarda değiştirileceği mevzuatta gösterilmiştir, dava konusu çevre düzeni planı ise çok sık aralıklarla mevzuatta öngörülen gerekçeler oluşmaksızın bazen neredeyse noktasal değişikliklere uğramıştır. Bu durum çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin yöntem, ilke ve esasları ile hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.
Bununla birlikte davalı idarece, varsa güncel olmayan verilerin ilgili kurumlardan alınarak yenilenmesine yönelik taleplerin çevre düzeni planı notları kapsamında güncellenmesinin mümkün olduğu belirtilmektedir. Dava konusu plan notları incelendiğinde gerçekten birçok konuda plan değişikliğine bile gerek olmadan alt ölçekli planlarda düzenleme yapılabileceği kabul edilmiştir. Çevre düzeni planlarında bazı konuların alt ölçekli imar planları ile netleştirileceğine ilişkin kurallar getirilmesi örneğin kentsel gelişme alanlarının sınırlarının alt ölçekli planlarda netleştirileceği vb. gibi, ölçeğinin gereği olduğu kadar plan esnekliği ve dinamizmi açısından olumlu değerlendirilse de, kentin gelişme yönünün mevcut araştırma ve analizler (nüfus ve dağılımı, yerleşme deseni ve eğilimi, sekteröl gelişmeler, korunması gereken alanlar v.b konulara ilişkin) dikkate alınarak doğru biçimde belirlenmesi çevre düzeni planının temel konularından birisidir. Zira kentsel gelişme alanlarının tamamının alt ölçekli planlarda yerleşime açılmamasını beklemek yerine dava konusu planda gelişmenin yönünün stratejik olarak belirlenmesi sağlıklı bir planlama yaklaşımını yansıtacaktır. Aksi takdirde birbirinden habersiz ve bağımsız gelişme alanları, alt ölçekli imar planları ile önerilebilecek bu durum da çevre düzeni planıyla amaçlanan fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmanın ve kontrollü kentleşmenin gerçekleşmesini engelleyecektir.
Bütün bu değerlendirmeler kapsamında dava konusu çevre düzeni planının uyuşmazlığa konu edilen yer seçimi kararları incelendiğinde,
-Bornova ilçesi, Karaçam Köyünde belirlenen “kentsel yerleşik alan” kararının; büyük oranda yapılaşmamış olan dolayısıyla kentsel yerleşik alan tanımına uymayan alanın, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olduğu ve yerleşik alana çevrilmesinin buradaki yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini ve bütünlüğünü zedeleyebilecek olması nedeniyle uygun olmadığı,
-Aliağa ilçesi, Çakmaklı yerleşiminin güneyinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının, Aliağa ilçesi İzmir-Çanakkale karayolu üzerinde bulunan “sanayi alanı” kararının; Foça ilçesi Bağarası yerleşmesi batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Ulucak yerleşiminin batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının ; Ulucak yerleşiminin kuzey kısmında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Kemalpaşa Çınarköy turizm alanının kuzeyinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Kemalpaşa merkez yerleşiminin doğusunda öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Kemalpaşa ilçesi, Çiniliköy mevkiinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Kemalpaşa ilçesi, Kurudere’nin güneyinde öngörülen “turizm tesis alanı” kararının; Torbalı ilçesi Pancar yerleşiminin güney ve doğusunda öngörülen “sanayi alanları” kararının; Torbalı ilçesi Yazıbaşı yerleşiminin batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Torbalı ilçesi Yazıbaşı yerleşiminin güneyinde öngörülen “sanayi alanı” kararının; Torbalı ilçesi, Karakuyu Mahallesi, Ortaköy’de öngörülen “kentsel yerleşik alan” kararının; Torbalı ilçesi, Fetret Çayının doğusunda öngörülen “sanayi alanı” kararının; Torbalı ilçesi ile Çaybaşı arasında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Torbalı ilçesi, Subaşı yerleşiminin batısında öngörülen “sanayi ve depolama alanı” kararının; Güzelbahçe ilçesi, Çelebi Mahallesinde konut yerleşiminin kuzeyi ile otoyol arasında kalan alanda öngörülen “kentsel yerleşik alan” kararının; Seferihisar ilçesi, Sığacık mevkiinde öngörülen “tercihli kullanım alanı” kararının; Menderes ilçesi, merkez yerleşiminde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararları; Urla ilçesi, İçmeler Mahallesinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” ve “tercihli kullanım alanı”, Güzelbahçe ilçesi, Kahramandere Mahallesi, Seferihisar yolunun batısında öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Bergama ilçesi, Zeytindağ Mahallesi, Bataklık mevkiinde öngörülen “sanayi alanı” kararının; Dikili ilçesi, Çandarlı mevkiinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Aliağa ilçesi, Yenişakran Mahallesinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Çeşme ilçesi, Alaçatı yerleşimindeki öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; Karaburun ilçesi, Karareis Koyunda öngörülen “tercihli kullanım alanı” kararının; Karaburun ilçesi, Yeni Liman Mahallesinde öngörülen “kentsel yerleşik alan” kararının; Karaburun ilçesi, Mordoğan Mahallesinde öngörülen “kentsel yerleşik alan” kararının; Ödemiş ilçe merkezinde öngörülen “kentsel gelişme alanı” kararının; verimli tarım alanlarının üzerinde mevcut yerleşmelerin neredeyse 2-3 katına varan kentsel yerleşme alanları ve sanayi alanları önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca etüd edilmeden plan kararlarının getirildiği, verimli tarım topraklarının elden çıkmasına yol açılacağı,mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte ve tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının üretilmemiş olması nedenleriyle şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu bakımdan, anılan alanlara dair yer seçimi kararlarına ilişkin hukuka aykırılık oluşmuştur.
Dava konusu edilen plan notlarının incelenmesinden;
-Dava konusu planın 7.44 sayılı plan notunda yer alan düzenleme,
Orman alanına ilişkin statüler ilgili Kanun ve yönetmeliklerle belirlenmektedir. Planlama alanında yer alan orman alanları, çevre düzeni planının hazırlanması aşamasında ilgili kurumlardan elde edilmesi gereken verilerin başında gelen dolayısıyla dava konusu planda gösterilmesi gereken alanlardır. Kanunen yapı yasaklı alanlar olduğundan plan kararlarının buna uygun olarak geliştirilmesi yasal bir zorunluluktur. Söz konusu alanlarının statüsündeki değişiklik de ancak kanunun öngördüğü koşullarda gerçekleşebilmektedir. Ancak hukuki statülerinde olabilecek değişikliklerin Bakanlığa bildirilmesi söz konusu alanın konum ve büyüklüğü değerlendirilerek çevre düzeni planının o bölgedeki stratejisini değiştirecek nitelikte olup olmadığı değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla her bir alanın ayrı ayrı değerlendirilmesi, konumuna ve büyüklüğüne göre, çevre düzeni planının stratejileri kapsamında en doğru kullanım kararının ne olacağının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle dava konusu düzenleme de yer alan “çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin” ibaresinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
-Dava konusu planın 8.1.2.5 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
İmar planı olmayan alanlarda yapılaşma koşuları Plansız Alanlar Yönetmeliğinde düzenlenmiş olup dava konusu planda düzenlenmesine gerek olmamakla birlikte bir düzenleme yapılacaksa söz konusu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenleme yapılması gerektiğinden uyuşmazlığa konu düzenlemede çevre düzeni planı ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine uyarlık bulunmadığı,
-Dava konusu planın 8.4.7.4 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
Golf tesis alanlarında da öngörülse konaklama tesisleri turizm tesis alanı niteliğinde olduğundan söz konusu alanların koşulları varsa golf tesisinin yanında turizm tesis alanı olarak gösterilmesi ya da turizm tesis alanlarına ilişkin plan notlarının uygulanacağının belirtilmesi gerektiğinden plan notunun bu haliyle uygun olmadığı,
-Dava konusu planın 8.18.3.2 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
Davaya konu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın liman alanlarına bitişik konumda yer alan alanların liman geri sahası olarak alt ölçekli planlarda düzenlenebilmesine imkan veren plan notunun dava konusu planın sağlamaya çalıştığı koruma kullanma dengesini, genel koruma stratejisini olumsuz etkileyebilecek dava konusu çevre düzeni planı ile getirilen kararları işlevsizleştirecek olması nedeniyle planlama esaslarına uygun olmadığı, örneğin söz konusu alanda çevre düzeni planı ile getirilmiş mutlak suretle korunması gereken doğal bir alan olabileceğinden, bu alanın liman geri sahasına dönüştürülmesinin plan ilkesine aykırı olup olmadığının plan değişikliği kapsamında ele alınması ve ilgili mevzuat kapsamında gerekli koşullar halinde yapılması gerektiğinden, anılan düzenlemenin çevre düzeni planının mevzuatta öngörülen ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine aykırı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Bu durumda dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yer seçimine ilişkin kararlarından yukarıda sayılan alanlara ilişkin kısmı ile 7.44 sayılı, 8.1.2.5 sayılı, 8.4.7.4 sayılı ve 8.18.3.2 sayılı plan notlarının iptali, diğer hususlara ilişkin olarak davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava , Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Sözü edilen Çevre Kanunun 9.maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor;
(d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin 9.maddesinde plan raporu kavramına yer verilerek madde içeriğinde plan raporu, içeriği ve nasıl hazırlanacağı düzenlenmiştir;
“Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Çevre düzeni planı (ÇDP) kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanları gibi korunması gereği bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
1/100.000 öçekli planlar yapılırken her türlü yatırım kararının ya da değişik bakanlıklar veya kurumların yetkisinde olan planlama süreci sonucunda oluşan kararların ve görüşlerin temin edilmesi ve planlama süreci de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Böyle bir çalışma sonunda hazırlanmayan bir plan baştan mevzuata aykırı hale gelecektir. Böyle bir çalışma sonucunda elde edilen ve ÇDP’ye veri/girdi olarak kabul edilen hususların plan aynen aktarılması ya da plan genelinde değerlendirmeden ve alt ölçekli planlara yön verecek kararlar üretilmeden plana işlenmesinin kabulü halinde üst ölçekli çevre düzeni planı yapmanın bir anlamı olmayacak ÇDP’nin sadece verilerin toplandığı bir belge ve neredeyse imar planlarının bütünleştirildiği bir imar planı niteliğine bürünmesi sonucu doğacaktır.
19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/12/2009 tarih ve E:2007/10509, K:2009/11751 sayılı kararıyla “2872 sayılı Yasanın 9.maddesinde bölge ve havza bazında hazırlanacak planların yapılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir Yönetmelikle belirleneceğinin kurala bağlanmasına karşın, işlem tarihinde böyle bir Yönetmelik çıkarılıp, planın hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmeden tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle” tümünün iptaline, bu iptal kararı üzerine hazırlanan 14/08/2009 tarihli, 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya çevre düzeni planının da Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında ÇDP 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16.11.2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde … plan paftası, … plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, … plan paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25.07.2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…, …, …, …, …, …, … …, …, …, …, …, …, …, …, … plan paftaları, lejant paftası, plan hükümleri, plan açıklama raporu, plan değişikliği gerekçe raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10.10.2018 tarihinde onaylanmıştır.
Davacının plana yönelik iddiaları uyuşmazlık konusu planın şehircilik ilkeleri ,planlama esasları ve kamu yararına uygun olup olmadığının anlaşılması amacıyla yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirildiğinde;
Davacının ,Torbalı ilçesi, Subaşı yerleşiminin batısında, Küçük Menderes eski yatağı ile İzmir-Aydın Karayolu arasında kalan alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı olarak planlandığı, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarihli, 1412- 3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlendiği, söz konusu bölgeyi de kapsayan 1/5000 ölçekli nazım imar planlarının iderelerince onandığı, bu kapsamda Torbalı ilçesi bütününde, Subaşı mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi ve depolama alanı bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi ve depolama alanı belirlenmesine yönelik söz konusu plan kararının, koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu iddiası yönünden; dava konusu planın açıklama raporunda, 5747 sayılı Yasa ile Torbalı’nın mahallesi durumuna gelen Subaşı yerleşmesinde, onaylı imar planlarında var olan gelişme alanlarının yeterli olduğu, Çaybaşı, belediye sınırları içine 5216 sayılı Yasa ile katılarak mahalleye dönüşen köylerin yerleşik alanları çevresindeki planların ise bu planda kırsal yerleşmeler için öngörülen planlama kurallarına uyularak planlanmasının öngörüldüğü Subaşı sınırları içinde, mutlak tarım alanları üzerinde ilgili kurum görüşleri alınmadan planlanmış olan sanayi alanlarının ise yoğun yapılaşmış bir bölümü korunurken, İzmir-Aydın karayoluna cepheli bölümlerinde ise planların iptal edilerek bu alanların tarımsal niteliği korunacak alanlara dönüştürüldüğünün belirtildiği , plan açıklama raporunda da uyuşmazlığa konu alanda tarımsal niteliği korunacak alanların var olduğu belirtilmesine karşılık İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve yüzölçüm olarak Subaşı yerleşim alanının çok üzerinde tarım arazisinin sanayi-depolama alanı olarak planlandığı, söz konusu alanda bu büyüklükte bir sanayi depolama alanı yaratılmak istenilmesinin gerekçesinin anlaşılamadığı , alanın çevresine bakıldığında böyle bir kullanımla yakın ilişkide olabilecek bir kullanım var olmadığı gibi böyle bir ihtiyacın oluşabileceğine yönelik bir gelişme öngörüsünün de bulunmadığının görüldüğü , bunun büyüklükte sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından bu kısma ilişkin dava konusu planda 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davacının ,Bergama İlçesi, Zeytindağ Beldesi, Bataklık Mevkiinde yer alan önceki 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “makilik-fundâlık-çalılık alan” kullanımında kalan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı parsellerin Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “sanayi alanı” olarak belirlendiği, bu parsellerin mülga Zeytindağ Belediye Meclisinin …tarihli, …sayılı kararı ile onaylanan alt ölçekli planlarda “sanayi alanı” olarak belirlendiği, ancak mevzi imar planı dosyası incelendiğinde, söz konusu plana esas Tarım İl Müdürlüğünün 07.07.2008 tarihli, 16235 sayılı ve 13.02.2009 tarihli, 3158 sayılı görüş yazıları ile alanın tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunmadığı ve ayrıca alınan belediye meclis kararı ile eki plan paftaları arasında kullanım kararlarına yönelik getirilen yapılaşma koşullarında çelişkiler olduğu tespit edildiğinden, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen söz konusu kullanım kararının Tarım İl Müdürlüğünün bahse konu görüşü nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğu iddiası yönünden, dava konusu planın plan notlarının 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayıldığı , plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğunun belirtildiği ,uyuşmazlığa konu alana bakıldığında konum olarak ağaçlandırılacak alan ve tarım arazilerinin içinde dava konusu planın ölçeğine göre neredeyse noktasal bazda sanayi alanı kullanım kararı getirildiğinin görüldüğü , oysa İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve dava konusu planın ilkeleri ve yapılış yöntemine uygun olmayan plan kararında 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir
Davacının ,davalı idarece, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Bornova İlçesi, Karaçam Köyünde, “kentsel yerleşik alan” ve “doğal sit alanı” olarak belirlenen bölgenin, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı”, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımına ayrıldığı ve 1.derece doğal sit alanı sınırları içerisinde kaldığı, çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde tamamen yeşil kuşak alanlarının ortasında kalan, parsel özelinde imar hakkı verildiği anlaşılan alanın kentsel yerleşik alan olarak belirlenmesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklanı Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklere uygun olmadığı, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da kentsel yerleşik alan olarak belirlenen alanda kalan, İzmir ili, Bornova ilçesi, Karaçam Mahallesi, Bademli mevkii, … ada … sayılı parselin; İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 17.09.2009 tarihli, 4346 sayılı kararı ile “1. derece doğal sit alanı* olarak tescil edilen bölgede kalmakta iken, İzmir 1. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 29.03.2013 tarihli, 29 sayılı kararı ile sit derecesi düşürülerek “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak tescil edildiği, parsel bazında sit derecesi düşürülerek geliştirilen bu tür bir karar ile; doğal sit alanının bütünlüğünün gözetilmediği, koruma ilkeleri hiçe sayılarak ayrıcalıklı imar hakkı tanındığı, bu nedenle; idarelerince, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 05.06.2015 tarihli, 6611 sayılı olur ile onaylanan … ada, … sayılı parsele ilişkin 1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planının ve İzmir 1. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 29.03.2013 tarihli, 29 sayılı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine, planlama ilke ve esaslarına uygun hazırlanmadığı gerekçesiyle, ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar oluşturmadan, planın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle, … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında dava açıldığı, kaldı ki; koruma statüsü bulunan bu tür özel nitelikli alanların, koruma-kullanma dengesi içerisinde, ekolojik özellikleri korunarak, sağlıklı kentsel yaşam ortamlarının sürdürülebilirliğine katkıda bulunacak bir şekilde planlanması gerektiği, aksi takdirde, emsal teşkil edecek nitelikteki bu tür parsel bazında üretilen kararlar ile ulaşım bağlantısı olmayan kentsel alanların ortaya çıkmasına sebep olunacağı, söz konusu bölgenin sit alanı ve etkileşim sahası bütününde değerlendirilerek koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının güçleşeceği, bu durumun, gerek üst ölçekli planın koruma ilkeleri ile gerekse planlama esasları ile örtüşmediği iddiası yönünden, dava konusu planın 4.7 sayılı plan notunda kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar olarak tanımlandığı ,uyuşmazlığa konu alana baktığımızda ise büyük oranda yapılaşmış bir alanın değil de, sadece birkaç yapının bulunduğu bir alanın kentsel yerleşik alan olarak gösterildiğinin görüldüğü , Oysaki söz konusu alanın bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olup, alanın yerleşik alana çevrilmesi yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini, bütünlüğünü etkileyebilecek kurgusunu zedeleyebilecek sonuçlara yol açacağı, dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir büyüklükte olan ve mevcutta birkaç yapıdan ibaret alanın dava konusu plana kentsel yerleşik alan olarak işlenmesinin, planın dili, ölçeği ve tekniğine uygun olmadığı gibi koruma ve geliştirme ilkeleri ile de bağdaşmadığı sonucuna ulaşıldığından,bu kısma ilişkin dava konusu planda şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davacının ,Bornova ilçesi, Üniversite Caddesi (Ağaçlı Yol) üzerinde Karayolları-DSİ-Tarım İl Müdürlüklerinin bulunduğu bölgede, 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenmiş alanın, 30/12/2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında yaklaşık 60 hektar büyüklüğünde öngörülmüş olan bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan plan kararının, İzmir kentinin bütününe hizmet vermek üzere tasarlandığı, söz konusu alanın, büyüklük açısından şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kamu yararı ve bölge ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak, büyük ölçekli kent parkları ve rekreasyon alanları niteliğinde belirlenmiş olduğu, yer seçimi açısından da kent ve bölge ölçeğinde erişebilirlik olanaklarına sahip olduğu, bu nedenlerle, söz konusu bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak düzenlenmesi gerektiği iddiası yönünden ,uyuşmazlık konusu alanın 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanı” olarak belirlenmiş iken, 30/12/2014 tarihli Çevre Düzeni planı ile bu kullanımın kaldırılarak, bölgenin yerleşik alan olarak belirlendiği, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettiği, bu kullanım kararının değiştirilme amacına ya da bu bölgede artık bu yönde bir ihtiyacın bulunmadığına ilişkin herhangi bir gerekçe ya da tespitin ortaya konulamadığı ,bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, 60 hektar büyüklüğündeki söz konusu bölge parkı niteliğindeki alanın, üst ölçekteki çevre düzeni planının çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir kullanım olduğu, çevre düzeni planı kapsamında, kamu kurumlarının yer seçimi ihtiyacının karşılanması için bir alanın ayrılmasının gerekmesi durumunda, 60 hektar büyüklüğündeki söz konusu bölgenin, bu talep doğrultusunda, dava konusu Çevre Düzeni Planında “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kurumu alanı” olarak planlanması mümkün olup, dava konusu planın lejantında da anılan gösterime yer verildiği , dava konusu Çevre Düzeni Planı ile önceki planda belirlenen “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan fonksiyonunun kaldırılmasına yönelik değişikliğin yapılma amacı ile bu bölgede bu yönde bir strateji değişikliğinin gerekçeleri ortaya konulmaksızın, kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılan plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Davacının Kemalpaşa, Örnekköy yerleşiminin kuzeyindeki yaklaşık 23 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı plan ile aynı olduğu dikkate alındığında ve söz konusu bölgede yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan, dava konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı iddiası yönünden , dava konusu Çevre Düzeni Planında Örnekköy yerleşim alanının çevresinde, bu alandan çok daha büyük nitelikte gelişme alanları öngörüldüğü ,dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu gelişme alanının yer seçimi kararı ile büyüklüğüne yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı , söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği, plan notlarıyla, bu alanın denetim altına alınmasını sağlayacak alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken kararların da getirilmediği görüldüğünden , bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Örnekköy gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davacının ,Torbalı ilçe merkezi, Fetret Çayının doğusunda tarım alanı olan alanın sanayi alanı olarak belirlendiği, Fetret Çayının sanayi alanları ve plan için doğal eşik niteliğinde olması, Torbalı ilçesi merkezi ile birlikte yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunması, alanın mevcut kullanımının büyük oranda tarım alanı olması nedeniyle söz konusu kararın 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı iddiası yönünden, Torbalı ilçe merkezi, Fetret Çayının doğusundaki alan, 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile “tarım alanı” olarak belirlenmiş iken, 30/12/2014 tarihli Çevre Düzeni Planı ve dava konusu plan ile söz konusu bölgede, Fetret Çayı’nın batısında bulunan sanayi alanının devamı niteliğinde, sanayi alanı kullanımı öngörüldüğü, davalı idarece söz konusu plan değişikliğinin gerekçesine ilişkin olarak, plana askı sürecinde gelen talebin uygun bulunması olarak belirtilmekte ise de, dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, Torbalı ilçe sınırları içindeki planlı sanayi alanlarının bulunduğu alanların çevresinin verimli tarım alanları olduğu dikkate alınarak, bu alanların mevcut yapılaştıkları alanlar içinde sınırlandırılması, gelecekte sanayi alanlarının genişlemesine izin verilmemesi, yeni sanayi alanı taleplerinin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesinin tarım arazilerinin ve doğal çevrenin korunması adına uygun olacağının değerlendirildiği ,Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, çevre düzeni planının plan notları ve raporuyla bir bütün olduğu göz önünde bulundurulduğunda, açıklama raporunda bu bölgeye yönelik sanayi gelişimine ilişkin ortaya konulan öngörü ile Fetret Çayının doğusuna getirilen sanayi alanı kullanımı arasında çelişki bulunduğu sonucuna ulaşıldığından Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanlarının korunması amacıyla yapılaşmamış bölümlerde yeni sanayi yapılaşmalarının engellenmesi ve gelişmenin kısıtlanmasına yönelik dava konusu plan hedefi ile çelişki oluşturacak nitelikte Fetret Çayının doğusuna sanayi alanı kullanımı getirilmesinde, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ile mevzuata uyarlık görülmemiştir.
Davacının Çeşme ilçesi, Reisdere mevkiinde, gerek 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerek 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlenmiş olan alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanda, İzmir-Çeşme-Reisdere Mahallesinde yer alan mülkiyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresine ait muhtelif taşınmazlar için 07/02/2013 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir-Çeşme Çevre Düzeni Revizyon Planı Değişikliğinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebiyle TMMOB Mimarlar Odası tarafından açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… sayılı kararıyla, dava konusu işlemin planlama esaslarına, şehircilik ilkeleri, plan tekniği, yürürlükteki imar mevzuatı hükümleri ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçeleri ile yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, söz konusu alanda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen “kentsel gelişme alanı” kararının bölgenin potansiyelleri ve mahkeme kararı da göz önüne alındığında uygun olmadığı iddiası yönünden; dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu kentsel gelişim alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik olarak plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği , yerleşme ve sektörler arasındaki ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, İzmir ili, Çeşme ilçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuyla ilgili olarak dava konusu planda herhangi bir açıklama bulunmadığı görüldüğünden, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Reisdere kentsel gelişme alanı kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davacının Alaçatı yerleşiminin batısının, 23/06/2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında doğal sit alanı ile sınırlı iken, 30/12/2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, kentsel lekenin doğal sit alanına doğru büyütüldüğü ve bölgedeki “tarım alanı” lekesinin küçültülerek “kentsel gelişme alanı” kullanımına dahil edildiği, söz konusu alandaki tarım niteliği ve doğal sit alanı kararı dikkate alındığında, yapılan düzenlemenin 2863 sayılı Kanun, 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı iddiası yönünden, Alaçatı yerleşiminin batısı, 23/06/2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak gösterilmiş iken, 30/12/2014 tarihinde onaylanan planda, söz konusu alanın “kentsel gelişme alanı” kullanımına dahil edilerek, bu lekenin doğal sit alanını kapsayacak şekilde büyütüldüğü, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettirildiği ,dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf.(34)’de: “Alaçatı: Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanları yeterlidir. Alaçatı’da, yerleşik alanların yanı sıra, turizm alanları ve tercihli kullanım alanlarında da alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma koşullarının korunması kararlaştırılmıştır.” açıklamasına yer verildiği ,davalı idarece Alaçatı yerleşiminin, turizm kullanımları ve ikinci konut yerleşimlerinin yoğunlaştığı bir bölge olduğu ve dava konusu plan kararı ile planlama ve uygulama bütünlüğünün sağlanması, kaçak yapılaşmaların engellenmesi ve sağlıklı kentsel alanların oluşturulması amacıyla söz konusu değişikliğin yapıldığı belirtilmekte ise de, dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanlarının yeterli olduğu ifade edilmekte olup, 23/06/2014 tarihli planla yeterli olduğu değerlendirilip bu şekilde planlanan kentsel gelişme alanının, hangi gerekçeyle büyütüldüğünün ortaya konulamadığı , açıklama raporunda Alaçatı yerleşiminin ihtiyacına yönelik kentsel gelişme alanına ilişkin ortaya konulan öngörü ile daha sonradan getirilen kentsel gelişme alanı lekesi arasında çelişki bulunduğu sonucuna varıldığından ,dava konusu plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Davacının Ödemiş ilçe merkezine ilişkin, kentsel yerleşme ve gelişme alanı çeperindeki alanların 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” ve “sulama alanı” kullanımında kaldığı, ancak İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, plan raporunda Beydağ Barajı sulama projesinin Ödemiş ilçesi nüfusundaki azalmayı durduracağının belirtildiği, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı raporunda da aynı gerekçelerin ve aynı nüfus değerlerinin yer aldığı, dolayısıyla söz konusu alanların kentsel gelişme alanı olarak belirlenme gerekçeleri anlaşılamadığından, anılan kararın planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı iddiası yönünden dava konusu planın açıklama raporunda, Ödemiş’in mahallelerinde nüfusun azalmakta olduğu, Ödemiş ilçe merkezindeki nüfus artışının ise, kendi mahallelerinde gelen göçten kaynaklandığı, dolayısıyla mevcut nüfus büyüklüğünün korunacağının belirtilmiş olmasına karşın, dava konusu plan ile Ödemiş için yerleşik alana kıyasla oldukça büyük oranda bir gelişme alanının öngörüldüğü ,Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, çevre düzeni planının plan notları ve raporuyla bir bütün olduğu göz önünde bulundurulduğunda, açıklama raporunda bu bölgeye yönelik ortaya konulan öngörü ile Ödemiş’e getirilen kentsel gelişme alanı arasında çelişki bulunduğu, bu çelişkinin de planı kusurlandıracak nitelikte olduğu, Ödemiş ovasının tarımsal sit alanı özelliği dikkate alındığında, açıklama raporundaki projeksiyonun aksine, bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, mevcut yerleşik alana kıyasla oldukça büyük bir kentsel gelişme alanı getirilmesinin, dava konusu planın yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ile 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi temel amacına aykırılık teşkil ettiği , Ödemiş kentsel gelişme alanı kullanımı ile açıklama raporunda bu bölgeye yönelik öngörünün çelişkili olduğu görüldüğünden, bu haliyle, dava konusu planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Davacının Plan Uygulama Hükümlerinin 7.44 sayılı maddesinde; Orman Kanununun 2. maddesinin (B) bendine konu olan alanlar için “yerleşim alanı” taleplerinin çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceğinin tariflendiği, ancak anılan plan hükmünde belirtilen bu hususun, plan bütünlüğünü bozacak nitelikte, parçacı plan yaklaşımını ortaya çıkaracağı ve ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de aykırı olduğu iddiası yönünden, , dava konusu Çevre Düzeni Planının 7.44 sayılı plan hükmünde, Orman Kanununun 2. maddesinin (B) bendine konu olan alanlarda, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” taleplerinin, bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik yapılmaksızın, alt ölçekli planlarda değerlendirileceğinin öngörüldüğü ,davalı idarece, bahse konu yatırımlardaki alt ölçekli planların, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, ancak Çevre Düzeni Planının 8.1.1.3 sayılı yerleşik alanlara ilişkin plan hükmü kapsamında yapılabileceği savunulmuş ise de, dava konusu plan hükmünde böyle bir husus belirtilmediği gibi, üst ölçekteki planda, hangi kullanımda kalan alanlarda bu maddenin uygulanacağına ilişkin net ve belirli bir ifadenin de yer almadığı , bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla denilmek suretiyle, yerleşik alan kullanımından bahsedildiği değerlendirilebilir ise de, söz konusu plan hükmünün içeriğinde buna ilişkin açık ve net bir belirlemenin bulunmadığı görüldüğünden, dava konusu planın 7.44 sayılı plan hükmünün açık ve net olmadığı, muğlaklık içerdiği, söz konusu düzenlemenin bu haliyle hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Davacının ,dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan hükmünde limanların yetersiz olması durumu tespitinin ne şekilde yapılacağı, ayrıca maksimum ne kadar bir alanın ayrılabileceğinin belirtilmediği, bu tespitlerin yapılmasındaki belirsizlik ve alt ölçekli planlar hazırlanırken üst ölçekli plana aykırılık teşkil edebileceği hususları göz önüne alınarak, liman gerisi hizmet alanına ilişkin ihtiyaçların tespit edilerek bu alanların çevre düzeni planı üzerinde plan kararı getirilmek suretiyle gösterilmesi gerektiği iddiası yönünden ,dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmü uyarınca, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası olarak planlanabileceği , Çevre düzeni planının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, liman ve liman geri sahası kullanımı kararının, çevresel etkilere yönelik alt ölçekli planları yönlendirmesi beklenen ilke ve stratejilerin oluşturulması ve koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından, üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında ele alınması gerektiği , dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında da liman ve liman geri sahası gösteriminin yer aldığı ,, çevre düzeni planı değişikliğini gerektirecek nitelikte ve büyüklükte bir liman ve liman geri sahası alanının, üst ölçekteki planda değişiklik yapılmaksızın doğrudan alt ölçekli planda belirlenmesi, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi alt ölçekli planları yönlendirecek ilke ve stratejileri oluşturması beklenen çevre düzeni planının işlevsiz kalmasına sebebiyet vereceği sonucuna varıldığından liman geri sahası alanlarını, dava konusu Çevre Düzeni Planının konusu olmaktan çıkartarak, üst ölçekli planı işlevsiz hale getirdiği açık olan dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Davacı tarafından ileri sürülen planın iptaline yönelik diğer iddialar yönünden dava konusu planda şehircilik ilkeleri,planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle , dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Bornova bölge parkı kullanımının kaldırılması, Örnekköy kentsel gelişme alanı, Torbalı, Fetret Çayının doğusundaki sanayi alanı, Çeşme- Reisdere kentsel gelişme alanı, Alaçatı kentsel gelişme alanı, Ödemiş kentsel gelişme alanı, Bornova Karaçam kullanım kararı, Subaşı sanayi-depolama kullanım kararı ve Bergama Zeytindağ kullanım kararı ile 7.44 sayılı plan uygulama hükmü ile ,8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmünün iptali, diğer yönlerden reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve 2577 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü :
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
14.08.2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. Söz konusu plana yapılan askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında …tarihli, …sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-…, J-…, K-…, K-…, K-…, L- …, L-…, L-…, L-…, L-… sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16.11.2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … sayılı plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde … sayılı plan paftasında, … sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25.07.2018 tarihinde … plan paftasına yönelik bir değişiklik yapılmış ve 10.10.2018 tarihinde İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı plan paftaları) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca onaylanmıştır.
Bakılan davada, 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Sözü edilen kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7. madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının Tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, Planlama alanı; “Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlemiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde, b) İl özel idareleri ve belediye sınırı il sınırı olan büyükşehir belediyeleri, 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu kapsamında yetki alanlarını aşmayacak şekilde belirlenir.” kuralı yer almıştır.
7.maddesinde, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alan sınırları kapsamında veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde asgari; a) Türkiye ve bölgesindeki yeri, b) Ülke ulaşım ağındaki yeri, c) İdari bölünüş ve sınırlar, ç) Doğal yapı; 1) Jeolojik yapı (depremsellik ve fay hatları vb), 2) Jeomorfolojik yapı (topografya, eğim durumu vb), 3) Hidrolojik- hidrojeolojik yapı (Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları, havza sınırları), 4) İklimsel özellikler, 5) Toprak niteliği ve tarımsal arazi kullanımı, 6) Ekolojik yapı (ekosistem tipleri, flora ve fauna varlığı), d) Koruma statüsü verilmiş alanlar (sit alanları, uluslararası sözleşmelerle korunan alanlar, sulak alanlar, RAMSAR alanları, özel çevre koruma alanları, milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, mesire yerleri, yaban hayatı geliştirme alanı, yaban hayatı koruma alanı, tür koruma alanı, yüzeysel içme suyu kaynakları koruma alan ve diğerleri) e) Orman alanları, mera, yaylak, kışlak alanları, f) Kültür ve turizm gelişim ve koruma bölgeleri, turizm merkezleri, g) Genel peyzaj öğeleri, ğ) Demografik yapı, h) Sosyal yapı, ı) Ekonomik yapı, i) Teknik altyapı; 1) Ulaşım, 2) Enerji, 3) Atık geri kazanım ve bertaraf tesisleri, 4) İçme suyu ve atık su arıtma tesisleri, 5) Atık su deşarj yerleri, 6) Tarımsal sulama alanları, j) Kamu mülkiyetindeki alanlar, k) Ruhsatlı maden sahaları, l) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri,m) Mania planları, n) Mevcut arazi kullanımı,o) Yerleşme alanlarının karakteristik özellikleri ve mekânsal gelişme eğilimleri ve potansiyelleri, ö) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları, p) Onanlı imar planları, r) Çevre sorunları konularına ilişkin ilgili kurum ve kuruluşlardan, uydu görüntülerinden ve/veya hava fotoğraflarından ve arazi çalışmalarından veriler elde edilerek sayısal veri tabanı oluşturulur. Kurum ve kuruluşlar planlama çalışmasında kullanılacak bilgi ve belgeleri sağlamakla sorumludur. Milli güvenlik ve savunma faaliyetlerine konu alanlar için Milli Savunma Bakanlığı ile koordinasyon sağlanır.” kuralına yer verilmekteydi.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin “Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Yönetmeliğin “Revizyon ve değişiklikler” başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, “Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır.” düzenlemesine, 2.fıkrasında da, “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer taraftan 4/7/2011 tarihli 27984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştı
Ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname 9/7/2018 tarihli 30473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar, 104 maddede sıralanan alanlara yönelik getirilen mekansal kullanım kararlara yönelik itirazlar, plan notlarının bir kısmına ve içme suyu kaynak ve tesisleri ve çevre koruma ve baraj havzalarına ilişkin plan notlarına yönelik itirazlar olmak üzere dört başlıkta itirazlar sunularak dava konusu planın iptali istenilmiştir.
Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye … tarafından resen seçilen Prof. Dr. … ve Prof.Dr. … ve Yrd.Doç.Dr. … ‘ın katılımıyla mahalinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.
Bilirkişi raporunda, davacının ileri sürdüğü tüm iddialara yönelik görüş belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu, davaya konu planları incelerken, davaya konu planın onanmasından ve hatta keşif tarihinden sonra onanarak yürürlüğe giren planlara ilişkin olarak da görüşlerini sunmuştur. Bilirkişi Raporunda öncelikle plan geneline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş, bunun ardından dava dosyasında yer alan ve İzmir ili içinde çok sayıda alana ilişkin maddeler halinde verilmiş olan itirazların her biri tek tek incelenmiş ve görüş geliştirilmiş, son olarak çeşitli plan notlarına itirazlar değerlendirilmiştir.
Davacının dava konusu plana yönelik dört ana başlık halinde ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından aynı sıralama ile sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler de aynı sıralama ile yapılmış olduğundan Dairemizce iddia, savunma, bilirkişi raporundaki tespitler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık aynı sıralamaya uygun olarak konular itibariyle tek tek değerlendirilmiştir.
Yerleşik İdare Hukuku ilkelerine göre; iptal davası açılabilmesi ve davanın görülebilmesi için davacının iptali istenilen işlem nedeniyle davanın açıldığı sırada menfaatinin ihlal edilmesi yeterli olup; alınacak yeni bir idari kararla, davacının iptali istenilen işlemle ilişkisini kesmek ya da yeni bir işlemle geriye dönük olarak işlemin hukuka uygunluğunu sağlamaya çalışmakla, hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemin yargısal denetim dışında bırakılması sonucu doğacaktır. Kaldı ki, İdari işlemlerin tesis edildikleri tarih itibariyle yargısal denetiminin yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta dosya içeriğinden ve bilirkişi raporundaki tespitlerden, uyuşmazlık konusu alanlardan ve plan hükümlerinden bazılarının daha sonra kaldırıldığı ya da davacının dava açmakla elde etmek istediği amaca ulaştığının anlaşıldığı hallerde, bu durum dikkate alınarak karar verilecek olmakla beraber kısmi yapılan değişikliklerde, davacının dava açmaktaki amacının ortadan kalkmadığının tespit edildiği hallerde planın güncel durumu da göz önünde bulundurularak idari işlemin tesis edildiği tarih itibariyle yargısal denetim yapılacaktır.
A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak:
Dava dilekçesinde;
• İdarelerince, 23.06.2014 tarihli, 9948 sayılı olur ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2014/10352 sayılı dosyasında, 23.06.2014 tarihinde onaylanan plana ait itirazlarının değerlendirilmeyerek bunun da ötesinde nüfus yoğunluğunu arttıracak yeni plan kararları getiren 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı olur ile onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle de Danıştay Altıncı Dairesinin E: 2015/5095 sayılı dosyasında dava açtıklarını, dava konusu planda ise, önceki davalarına konu hukuka aykınlıkların giderilmediği gibi, plan tekniği ve planlama ilkelerine uygun olmayan başkaca düzenlemelere de gidildiği görüldüğünden dava açma yoluna gidildiği;
30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı olur ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına askı süresi içerisinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda bazı paftaların ve uygulamada yaşanan aksaklıkların giderilmesi ve maddi hataların düzeltilmesi amacıyla itirazlar dışında başka düzenlemeleri de içerecek biçimde 16.11.2015 tarihinde dava konusu planın onaylandığı, ancak mevzuata aykırı olarak plan onama sınırı, lejantı ve plan açıklama raporunun bulunmadığı,
• Çevre ve Orman Bakanlığının 14.08.2009 tarihli ve 1175 sayılı oluru ile onaylanan Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve E:2010/1418, K:2012/8226 sayılı kararıyla; Çevre ve Orman Bakanlığınca 20.09.2010 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının da, Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve E:2011/2749,K:2012/8307 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; iptal kararı incelendiğinde İzmir-Manisa-Kütahya illerini kapsayan alanın coğrafi, sosyal, ekonomik ve fiziksel özellikleri açısından benzerlik göstermediği, havza ve bölge tanımına uygun olmadığı, plan açıklama raporunda üç ilin birlikte planlanmasının gerekçelerinin açıkça ayrıntılı ve tatmin edici bir şekilde ortaya konulmadığı, ortaya konan gerekçelerin ise bilirkişi raporuyla aksinin belirlendiği görüldüğünden, bu planların onama sınırının İzmir-Manisa- Kütahya illerini kapsar şekilde belirlenmesinin hukuka uygun olmadığı hususunun temel gerekçe olarak gösterildiği; dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve Plan Açıklama Raporu incelendiğinde; söz konusu planın yalnızca Kütahya ili dışarıda bırakılmak ve İzmir- Manisa illeri bir arada ele alınmak suretiyle, bölge tanımı içerisinde ele alındığı, ancak plan raporunda bu iki ilin birlikte ele alınmasının gerekçelerine yer verilmediği, planda ve plan açıklama raporunun hiçbir bölümünde bu ilişkinin kurulmadığı, kurulamadığı; esasen dava konusu plan ile getirilen bölge tanımının yetkilerin merkezi idarede toplanmasının sağlanması amacıyla getirilmiş zorlama bir tanım olduğu; Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine göre, Çevre Düzeni Planının 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde il düzeyinde de hazırlanabileceği hususunun açıkça belirtildiği; 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca büyükşehir belediye sınırları içerisinde, çevre düzeni planı yapma yetkisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğu, Bakanlığın çevre düzeni planı onama yetkisinin bulunmadığı; ülkemizin birçok ilinde (İstanbul, Bursa, Sakarya, Kocaeli vs,) bu hüküm uygulanarak büyükşehir belediyelerinin çevre düzeni planlarını hazırladığı; ancak dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, birbirleriyle bağlantısı olmayan Manisa ve İzmir illeri bir bölge olarak tanımlanmak ve yapay bir onama sınırı oluşturulmak suretiyle, Bakanlık tarafından hazırlanarak onaylandığı; bu durumun yürürlükteki imar mevzuatına ve planlama ilkeleri ile şehircilik esaslarına açıkça aykırılık teşkil ettiği;
• Öte yandan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Danıştay Altıncı Dairesince iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından Kütahyanın plan sınırı dışında bırakılması dışında herhangi bir farklılığın bulunmadığı; dolayısıyla iptal kararlarında belirtilen, ekolojik kararların bir arada düşünülmesine olanak veren ve strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde olmadığı, veri tabanını doğru yansıtmadığı, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke ve strateji üretmediği, bir strateji planından çok alt ölçekli planların konusuna girebilecek kararların plana yansıtıldığı, plan dilinin yürürlükteki mevzuata uygun olmadığı; çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yer aldığı plan raporu ve plan açıklama raporunun bulunmadığı hususlarında planda herhangi bir düzenlemeye gidilmediği;
• Dava konusu İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile gerek plan dili gerekse içeriğine bakıldığında Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırı olarak, kullanım kararları, plan hükümleri ile uygulama ölçeğinde parçacıl nitelikte kararlar üretildiği;
• İdarelerince hazırlanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının Belediye Meclisinin 12.09.2012 tarih ve 05.843 sayılı kararı ile uygun görülerek onandığı; bu plan sınırlarını kapsayan alanda gerek alt ölçekli imar planları gerekse uygulamaların 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürüldüğü; ayrıca kent genelinde plan bütünlüğünü sağlamak için 6360 sayılı Yasa kapsamında yeni bağlanan ve İzmir İl sınırı bütününü oluşturan bölgelerde, Çevre Düzeni Planı çalışmalarının yürütülmekte olduğu; üst ölçekli plan yapımında; plan bütününde planın temel amacı ve buna bağlı hedeflerinin zorunlu ve gerekli kıldığı durumlar gibi gerekçelerle alt ölçekli planlarda değişiklik gerektirecek bir durum yok ise, yürürlükte olan imar planlarının esas alınmasının uygulamaların sürdürülebilir olması açısından önemli olduğu; bu kapsamda, Bakanlıkça onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınmasının, kamuya olan güven ilkesinin zedelenmemesi açısından da büyük önem arz ettiği;
• Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusunun yerleşmelerin büyük bölümünde değişmemesine rağmen, bazı ilçelere (Menderes, Kemalpaşa, Ödemiş, Kınık, vs.) büyük ölçüde kentsel gelişme alanlarının ilave edildiği; yeni ilave edilen kentsel gelişme alanı kararlarının, bilimsel ve teknik gerekçelere dayandırılmadığı, planda bir çok yerleşmede ilave alanlar belirlenmesine rağmen plan raporu ve plan uygulama hükümlerinde yer alan nüfus projeksiyonlarında herhangi bir hesaba dayandırılmadan bazı değişiklikler yapıldığı, bu nedenlerle plan kararları ve plan raporlarının nüfus projeksiyonlarına ilişkin bölümlerinin kendi içinde tutarsızlıklar taşıdığı;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan raporunda planın amacının “… ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir ” şeklinde belirtilmiş olmakla birlikte, plan geneline bakıldığında orman, tarım, arkeolojik ve doğal sit alanlarında kentsel kullanım kararı getirilmiş alanların bulunduğu; örneğin, Kemalpaşa İlçesinde tarım alanlarına ve 1. derece arkeolojik sit alanına bu plan ile “kentsel gelişme alanı, turizm alanı, spor alanı” gibi plan kararlarının getirilmiş olduğu, bu durumun planın amacı ile örtüşmediği;
• Plan genelinde sit alanları, orman alanları, kaynak koruma alanları, tarım alanları, otoyol, demiryolu gibi çeşitli kurum ve kuruluş görüşlerine dayanan güncel verilerin birçok alanda plana aktarılmadığı; bu tespite dayanarak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki plan kararlarının güncel bilgi ve verilere dayanmadan hazırlandığı;
• Kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı anlaşılmakta olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında; bir önceki planda var olan “makilik fundalık alan” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” kullanım kararlarının kaldırılarak söz konusu alanların arazi özellikleri ile mevcut kullanımları dikkate alınmadan ve herhangi bir bilimsel veriye dayandırılmadan tarım alanı olarak düzenlendiği; ayrıca orman alanlarının büyük bölümünün de plan geneline bakıldığında tarım alanı olarak düzenlendiği; söz konusu tespitler ışığında plan kararlarının mevcut arazi niteliklerine uygun düzenlenmediği ve bu hatalı veri üzerine düzenlenen plan notları ile oluşacak yapılaşmanın da söz konusu arazilerin mevcut yapısında bozulma ve tahribatlara neden olacağı;
• Ayrıca, Çiğli-Aliağa arasında projeleri tamamlanmış olan kuzey otoyol güzergahının güncel şeklinin plana aktarılmadığı; söz konusu güzergahın ve bu kapsamda bölgedeki mekansal kullanım kararlarının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında düzenlenmesi gerektiği;
• Bazı notasyonların (arıtma tesisi alanı, tarım ve hayvancılık geliştirme alanları, maden çıkarım alanı, golf v.b) maddi hata kapsamında gösteriminin atlandığı ve idari sınırlarda hatalar olduğu ve bazı paftalarda gösteriminin tamamen unutulduğu;
• 6360 sayılı Kanun kapsamında büyükşehir belediyesi yetki alanının İzmir il sınırı olarak belirlenmiş olduğu; 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında halen 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belirlenen sınırların yer aldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada,
• 19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hakkında Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve E:2010/786, K:2012/8225 sayı ile verilen iptal kararının gereği olarak hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 23.06.2014 tarihli, 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylandığı; askı süresi içerisinde gelen itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihinde tekrar onanmış olan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının, mahkeme kararının ifası gereği bölge bazında iki il sınırını kapsadığı;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, sadece bu iki il için oluşturulan strateji ve ulaşım sistemini kapsamadığı, planlama çalışması yapılmaya başlanmadan önce elde edilen kurum/kuruluş verileri kapsamında analizlerin yapıldığı ve plana yansıtıldığı, İzmir-İstanbul ulaşım bağlantısı ya da İzmir-Aydın Demiryolu güzergahındaki değişikliğin, tarım ve sanayi ürünlerinin hızlı ve zamanında sevkiyatının yapılması ve İzmir Limanının güçlendirilmesine yönelik lojistik merkezlerin oluşturulduğu, söz konusu bu tür kararların sadece İzmir ve Manisa illerini değil, Türkiye ekonomisini olumlu etkileyecek kararlar olduğu, Danıştay Altıncı Dairesinin kararında İzmir-Manisa illerinin birlikte ele alınması gerektiğinin vurgulandığı ve idareleri tarafından onanan planın sözü edilen kararın ifası niteliğinde olduğu;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının sadece bu iki il için oluşturulan strateji ve ulaşım sistemini kapsamadığı; gerek Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanırken kullanılan veriler, gerekse dava konusu plan için elde edilen kurum/kuruluş verileri kapsamında analizler yapıldığı ve plana yansıtıldığı; otoyol ve demiryolu bağlantı kararlarının ve İzmir Limanının güçlendirilmesine yönelik lojistik merkezler oluşturulma kararlarının sadece İzmir ve Manisa illerini değil, Türkiye ekonomisini olumlu etkileyecek kararlar olduğu;
• Davacının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine ilişkin iddialarına cevaben, bahsedilen mevzuat hükümlerinin davaya konu planın temel dayanakları olduğu; İzmir ve Manisa illerinin birlikte planlanmasının dayanağının ise yukarıda açıklanan mahkeme kararlarının ifası gereği olduğu, çevre düzeni planı hazırlanmasının ana ilkeleri başlığı altında yürürlükteki mevzuatın kaleme alındığı, dava konusu planın 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca Bakanlık tarafından onaylandığı;
• Davacı tarafından 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planından uygulamalar yapıldığının belirtildiği, çevre düzeni planlarının, kapsamları gereği uygulama planları olmadığı gibi hiçbir şekilde ölçü alınarak işlem tesis edilemeyeceği, iddia edildiği gibi 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ile Bakanlık tarafından onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı arasında uymayan spesifik konular var ise daha açık ve noktasal bazda açıklanması durumunda daha detaylı bilgilendirme yapılabileceği;
• Planlamanın temelinde projeksiyon ve öngörü olduğu; Danıştay Altıncı Dairesince iptal edilen plan ile bu planın onama tarihleri arasında geçen sürede planlama bölgesindeki ve ülke çapındaki gelişmelerin dava konusu plana aktarıldığı; Türkiye genelindeki hızlı gelişme potansiyelinin İzmir ve Manisa illerinde daha yoğun olarak hissedilmekte olduğu ve bunun da başta sanayi olmak üzere bir çok sektörde kendini gösterdiği; buna paralel olarak nüfus artışının da kaçınılmaz olduğu; çalışan nüfusun konut ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması için de kentsel gelişme alanlarının dava konusu planda projeksiyon yılı hedefi kapsamında değerlendirildiği;
• Planlama bölgesi içinde sosyo-ekonomik gelişmişliğe paralel olarak kültürel ve doğal değerlerin korunmasının hedeflendiği ve dava konusu planda buna titizlikle riayet edildiği; Kemalpaşa ilçesinin İzmir ilinin sanayi bölgesine yakın ilçe merkezi olması nedeniyle de bu bölgedeki talepleri karşılamak amacıyla kentsel gelişme alanlarının planlandığı; planlanan kentsel gelişme alanları incelendiğinde tarım alanı kimliğini kaybetmiş, konut alanı kimliğine bürünmüş alanlar oldukları; bu gibi alanların davacı belediyenin kontrolü dışında gelişmiş olmasının da ayrı bir konu olduğu, söz konusu alanda arkeolojik sit ve doğal sit alanlarının mevcut olduğu, dava konusu planda bu alanların korunduğu;
• Dava konusu Çevre Düzeni Planının ilgili kurum ve kuruluş verileri kapsamında planlandığı; verilerin temin edilmesinden plan onamasına kadar geçen süredeki veri değişikliklerinin doğal olarak plana yansıtılamadığı; davacı belediyenin arşivinde böyle bir belgenin olması durumunda ve Bakanlığa iletilmesi durumunda değerlendirilebileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Plan geneline ilişkin itirazların değerlendirilmesi
1. Plan kapsamı ve sınırı
İtirazlar kapsamında vurgulanan bir konu dava konusu planda İzmir ile Manisa illerinin bir bölge olarak kabul edilerek birlikte planlanması konusudur. Davacı idare plan raporunda bu iki ilin birlikte ele alınmasının gerekçelerine yer verilmediğini, planda ve plan açıklama raporunun hiçbir bölümünde bu ilişkinin kurulmadığını, kurulamadığını belirtmektedir. Bilindiği üzere daha önce İzmir, Manisa ve Kütahya illeri birarada ele alınarak bir bölge olarak kabul edilmiş ve 1/100.000 ölçekli plan buna göre yapılmış; ancak açılan davalar ve bu kapsamda hazırlanan bilirkişi raporları sonucunda bu üç ilin mekansal, ekonomik ve coğrafî olarak bir bütünlük teşkil etmediği; havza veya bölge tanımı içermediği, bu üç il içinde İzmir ve Manisa illeri için böyle bir ilişkinin söz konusu olabileceği ancak Kütahya ilinin de plan kapsamına katılmasının gerekçesi olmadığı yönünde mahkeme kararı verilerek plan iptal edilmiştir.
Dolayısıyla davaya konu planın kapsamının İzmir ve Manisa illeri olması anılan mahkeme kararı ve bu karar kapsamında yapılmış olan bilirkişi incelemesinin sonuçlarıyla uyumludur. Mahkeme kararlarının yanısıra ülkemizdeki akademik çevrede, kentsel ve bölgesel çalışmalar kapsamında üretilen araştırma ve yayınlarda da İzmir ve Manisa illerinin birlikte “çalışan”, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren ve “kent-bölge” oluşumu izlenen kentler olduğu sıkça tartışılmıştır. Bununla beraber bu iki kent coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içermektedir. Bu nedenlerle iki kentin beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve olan sınırları şehircilik ilkeleri ve planlama esasları acısından doğrudur.
Davaya konu planın bu iki ili kapsayacak şekilde yapılmasına ilişkin olarak Plan Açıklama Raporunda gerekçeler de sunulmakta olup, bunların da yukarıdaki saptamalarla koşut olduğu görülmektedir;
“İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırları içinde kalan alanların bir bölümü, ülke ölçeğinde önemli kentsel gelişmelerin yaşandığı yerleşmeler olmalarının yanı sıra verimli tarım alanlarının korunması ile kentsel ve endüstriyel gelişme çelişkisinin somut olarak gözlendiği yerlerdendir. Planlama Bölgesi içinde kalan her iki il sınırları içindeki alanlar, gerek İzmir merkezli ekonomik ilişki ağı nedeniyle ve gerekse Gediz ve Bakırçay gibi birden fazla il sınırı içinden geçen akarsu havzalarında konumlanmadan kaynaklanan, sorunlarda ve üretilecek çözümlerde ortaklaşma nedeniyle, yönetsel sınırlardan bağımsız mekansal bir bütün oluşturmaktadır.
Planlama Bölgesi içindeki yerleşmeler, içinde konumlandıkları verimli havzaların doğal ve ekonomik değerlerinin sahibi olmalarının yanı sıra, tarihten günümüze aynı bölgede yaşamış halkların bıraktığı kültürel zenginliğin de mirasçısı durumundadır.
Planlama Bölgesi içindeki alanların bir bölümünde yaşanan gelişmeler, aynı havza içindeki bir başka alan için sorun kaynağına dönüşebilmekte, koruma-kullanma dengesini gözeten bütüncül planlama kararlarının eksikliği tüm bölge sınırları içinde hissedilmektedir, ülkemizde, bölgesel ölçekte, bütüncül planlama çalışmalarının günümüze dek gerçekleştirilememiş olması ve planlamaya ilişkin yetki kullanımında, yerel yönetimlerin yanı sıra sektörel olarak yetkilendirilmiş (Organize Sanayi, Turizm, Özelleştirme gibi) kurumların çokluğu nedeniyle yaşanan parçalanma, sorunların ortadan kaldırılmasının aracı olması gereken planlamanın da sorun kaynağına dönüşmesine neden olmaktadır….” (İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Açıklama Raporu, sf.l)”
2. Önceki mahkeme kararlarındaki hususlara uygunluk
Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanmış olan İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptaline ilişlkin olan Danıştay Altıncı Dairesi kararlarında vurgulanan konular şunlardır: Kütahya ilinin kapsam içinde tutulmasının bu üç ilin ekonomik-sosyal-coğrafi bütünlük göstermemesi ve istatistik bölge sınıflandırmasına uymaması nedeniyle tutarsız bir plan yaklaşımı barındırdığı; bu ölçekteki bir planın strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde olması gerekirken bir strateji planından çok alt ölçekli planların konusuna girecek biçimde içeriğe sahip olduğu; planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilkeleri ve politikalarını açıklayan ve bunlar doğrultusunda belirlenen nüfus projeksiyonlarına, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı bir plan açıklama raporu olmadığı.
Dava konusu plan incelendiğinde Kütahya ilinin kapsam dışına alınmasıyla ve İzmir-Manisa İllerini kapsayan bir planlama yapılmasıyla iptale konu ilk gerekçenin ortadan kalkmış olduğu; ayrıca planın kapsamlı bir plan açıklama raporunun da bulunduğu görülmüştür.
Planın stratejik bir plan olması yönündeki iptal gerekçesine ilişkin olarak ise, Plan Açıklama Raporunda “Kapsam” başlığı altında “Bu çevre düzeni planı; İzmir-Manisa İlleri bütününden oluşan Planlama Bölgesi içinde, planın amacına yönelik mekânsal kararlar, politikalar ve stratejileri kapsamaktadır” ifadesi ile planın mekansal stratejik plan niteliği olduğu vurgusu yapılmış; bu başlık öncesinde yer alan “Amaç” başlığı ile “Hedefler” başlığı altında da genel politikalardan bahsedilmiştir. Planın stratejik plan niteliği ile gösterim dili ve içeriği konusuna ilişkin Bilirkişi Değerlendirmemiz ağaşıdaki bölümde kapsamlı olarak yapılmaktadır.
Burada belirtilmesi gereken konu davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, önceki Mahkeme kararlarında iptal gerekçesini oluşturan unsurların bulunmadığıdır; dolayısıyla anılan mahkeme kararlarına aykırılık saptanmamıştır.
3. Davaya konu planın çevre düzeni planı olma niteliği ve gösterim dili konusu
Bilindiği gibi çevre düzeni planı uygulama ve nazım imar planlarından farklı olarak üst ölçekte bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Mekansal stratejiler ise en temelde gelişme stratejileri ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma – kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri, veya tarımsal üretim değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenerek bunların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilirken, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek buralarda da mekansal gelişme ve büyüme stratejileri, yatırım kararları planda ifade edilir. Böylece koruma – kullanma dengesi aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür ve çevre koruma ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma paradigması olarak bilinmektedir.
Şu anda yürürlükte olmamakla beraber, 11 Kasım 2008 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik, imar mevzuatımızda çevre düzeni planına ilişkin tanımlamaları tarihsel süreç içinde anlamak açısından burada kısaca ele alınacaktır. Yönetmelik kapsamında yukarıda belirtilen çevre koruma ve ekonomik kalkınma konularına vurgu yapılmış, yönetmeliğin amacı “ülkemizin sahip olduğa doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planlan ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tarif edilmiştir. Bu yönetmelikte planın niteliği; kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen, tarihi, kültürel ve doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesine yönelik genel hedefleri, ilkeleri, stratejiyi ve politikaları belirleyen; karar ve hükümleriyle alt ölçekli planları yönlendiren, plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlayan,… sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlarda koruma-kullanma dengesine ve sürdürülebilirlik yaklaşımı içinde ekolojik alanlara yönelik koruma politikalarına vurgu yapmaktadır.
Anılan yönetmelik 14.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ile yürürlükten kalkmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği Çevre Düzeni Planını şu şekilde tanımlamaktadır: “Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan “,
Ayrıca Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular şu şekilde sıralanmıştır:
a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması,
b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması,
c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararlan etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi,
ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi,
d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibî doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi,
e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,
f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi,
g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması,
ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması,
h) Afet tehlikelerine İlişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması.”
Bu tanımlarda dikkatle değerlendirilmesi gereken çeşitli vurgular bulunmaktadır. Yine sürdürülebilir kalkınma amacı doğrultusunda ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi gereğine vurgu yapılmış; tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi amacının önemli olduğu vurgulanmış; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması gereği, ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması gereği belirtilmiştir. Korumacı yaklaşımın yanısıra elbette gelişmeye yönelik strateji ve politikalar da çevre düzeni planlarında belirlenecektir. Bunun için yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; ayrıca ulaşım ağlarına ilişkin olarak güzergahların genel olarak belirlenmesi gereği üzerinde durulmuştur. Gerek ulaşım kararlarıyla bütünleşik olarak, gerekse çevre koruma konularıyla ilişkili biçimde ele alınarak arazi kullanım kararlarının verilmesi de çevre düzeni planının konusu olarak belirtilmiş; ancak arazi kullanım kararlarının bu planlarda imar planlarındaki gösterimden farklı olarak, şematik ve grafik dil kullanılarak belirtileceği de yönetmelikte tarif edilmiştir.
Mevzuattaki tanımlamalar da dikkate alındığında, çevre düzeni planı koruma ve kullanma dengesini gözeterek ekolojik duyarlılık içinde ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren, gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, bu doğrultuda koruma konusu ile gelişme/büyüme konusundaki temel plan stratejilerini belirleyen, bunlara yönelik politikalar üreten bir plandır. Arazi kullanım kararları ile ulaşım kararları da çevre düzeni planında koruma ve gelişme/büyümeye ilişkin stratejiler doğrultusunda şekillendirilmeli, ancak uygulamaya esas olacak ayrıntıda değil, şematik ve grafik dil ile ifade edilmelidir. Dolayısıyla arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme yani yeni gelişme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gîbî genel stratejiler belirtilmeli, ulaşım kararlarında da yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahın (uygulamaya esas değil) yaklaşık konumu, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir.
Davaya konu Çevre Düzeni Planı bu çerçevede 3 başlık altında incelenmelidir:
• Planın stratejik plan belgesi niteliğinde olup olmadığı;
• Plan dilinin biçim olarak bu ölçekte çevre düzeni planının sunması gereken genelliğe ve ifade biçimine sahip olup olmadığı;
• Plan kararları incelendiğinde ekolojik duyarlılık ile ekonomik kalkınma stratejilerini dengeleyen, koruma-kullanma dengesini sağlayan bir plan olup olmadığı.
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda “Amaç” başlığı altında şu açıklamalara yer verilmiştir:
“İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir. Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi ve gecikmişliği daha net olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de Çevre Düzeni Planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır,”
Planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda “Hedefler” başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.
Davaya konu planın plan paftası ve gösterimleri incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu gözlenmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konular planda gösterilmektedir. Bununla beraber, bu planın temel stratejisinin veya stratejilerinin ne olduğu konusunun plan açıklama raporundan da plan paftalarından da net biçimde algılanamadığını belirtmek gerekir. Çok genel ifadelerle, daha önemlisi mekansal tanımlar ile sektörel tanımlamalar olmaksızın hedefler konmuştur. Ekolojik dengenin korunması, koruma-kullanma dengesinin gözetilerek sektörel olanakların değerlendirilmesi ve geliştirilmesi, kirlenmenin önlenmesi oldukça genel hedeflerdir. Bunları stratejiye dönüştürmek için, plan alanının hangi bölgesinde hangi mekanlarda korumanın başlıca strateji olduğu; hangi mekanlarda gelişme (kullanma) stratejisinin destekleneceği, bunun hangi sektörlerin büyümesiyle olacağı biçiminde net strateji açıklamaları yapılmamıştır. Bu bir eksikliktir ve planın bir stratejik plan belgesi olarak okunmasını zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, genel koruma-kullanma dengesi vurguları, sürdürülebilir gelişme hedefi, ekolojik koruma gibi genel vurgular nedeniyle çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir.
Gösterim dili olarak ise genel stratejilerin ve politikaların ifade edildiği şematik bir gösterim ve notasyonların bulunduğu bir plan olduğu gözlenmekle beraber, yer yer bu ölçeğin ayrıntı düzeyini aşan ve stratejik bir anlamı olmayan, bu ölçekte bir stratejik kararın konusu olmaması gerektiği halde yeni bir plan kararı olarak bu plan ile getirilmiş olduğu vurgusu yapılan yerler de vardır. Bunlar genellikle kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar olup, aslında taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının temelinde büyük oranda bu gösterim sorunu yatmaktadır.
Bu tür gösterim sorunları örneğin bir kırsal yerleşim alanında aşırı ayrıntılı bir gelişme alanı “biçimi” tarif edilmesi gibi durumlarda mevcuttur. Genel bir gelişme yönü ve büyüklüğü tarif etmek yerine, çok ayrıntılı olarak gelişmenin “formu” tarif edilince, parsel bazında bir karar getirildiği algısı oluşmaktadır.
Oysa 1/100.000 ölçekli plan bilindiği gibi üzerinden ölçü alınıp parsel bazında tartışmalara konu edilmemesi gereken planlardır. Bu davada bu tür konuların sıkça ortaya çıkmış olması, plan gösteriminde yer yer çevre düzeni planında olması gereken genelliğin aşılarak ayrıntı düzeyinin çok yüksek biçimde verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bir kırsal yerleşimin kentsel dokuyla bütünleşeceği, önemli bir mekansal büyüme göstereceği gibi bir karar stratejik karar olabilir ve çevre düzeni planının konusu edilebilir; ancak bu gelişmenin biçiminin ayrıntılı biçimde neredeyse parseller baz alınarak tarif edilmesi yer yer çevre düzeni planının genellik düzeyini ve şematik dilini olumsuz etkilemekte, imar planı ölçeğinde uygulamanın nasıl yapılacağını tarif eden bir plan niteliği kazandırmaktadır.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, bu yaklaşım ülkemizdeki pek çok çevre düzeni planında görülmektedir. Bu planlarda hem şematik biçimde notasyonlarla, taramalarla, sınırlar bölgesel ölçekte kesinlik kazandıysa net sınırlar gösterilerek koruma kararları verilmekte, gelişmeye dair olarak da büyük alan kullanımları, gelişme yönleri belirtilmekte; ancak bunun yanısıra kimi stratejik önemi olmayan konularda da aşırı ayrıntı düzeyine girilebilmektedir. Bu genel saptama kapsamında Bilirkişi Kurulumuz yer yer aşırı ayrıntıda tariflenen gelişme alanı gibi gösterimler olmasına rağmen, bu durumun genellikle stratejik önemi daha düşük konular acısından olduğu, planın genel bir şematik dili bulunduğu görüşünde olup, bu yöndeki eksiklikler planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir.
Davaya konu planın çevre düzeni planı niteliğini değerlendirirken incelenmesi gereken son konu, mevzuat gereği koruma-kullanma dengesinin sağlanıp sağlanamadığı, ekolojik alanların korunması ve sürdürülebilirliği yönünde planın yeterli olup olmadığı konusudur. Planın ana kararlarının irdelenmesini gerektiren bu konu aşağıdaki başlık altında ele alınmaktadır.
4. Dava konusu Çevre Düzeni Planının ana kararlarına ilişkin genel değerlendirme
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapılmakta ve koruma-kullanma dengesinin kurulması yönünde plan hedefleri net biçimde konmaktadır. Bu durumun mevzuattaki tariflere uyumu açısından olumlu olduğu yukarıdaki bölümde belirtilmişti.
Ancak planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde koruma-kullanma dengesi açısından plan açıklama raporundaki bu ana amaç ve hedefler ile tutarsız yaklaşımlar olduğu saptanmıştır. Bunlar planın bazı bölgelerinde plan kararlarının yeniden gözden geçirilerek revizyon yapılmasını gerektirmekte olup, aşağıda “C” maddesi altında bu tür yerler tespit edilmiştir. Bunlara örnek vermek gerekirse aşağıdaki bir kaç alanın ön plana çıktığı söylenebilir:
• Aliağa bölgesinde mevcutta önemli bir sanayi yoğunlaşması, termik santral yönünde gelişmeler ve yeni gelişme eğilimleri bulunmaktadır. Sanayi, enerji ve üretim ülke ekonomisi ve yerel ekonomi açısından önemlidir ve bu nedenle mevcut durumun sürdürülmesinin gereği anlaşılabilir. Öte yandan keşif esnasında da görüldüğü gibi bu bölgede sanayi yatırım ve tesislerinin önemli bir doygunluğa eriştiği de açıktır. Bu bölge ayrıca arkeolojik alanlar, doğal ekolojik alanlar ve tarım alanlarıyla içiçedir. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu, bu durumun bölgede artık bir doygunluk olduğu ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesini gerektiren tehlikeli bir düzeye erişmeye başladığı biçiminde konunun yorumlanması gerekir. Oysa bu sanayi odağının daha da büyütülmesi ve ayrıca ilave termik santral alanları açılması yönünde davaya konu planın net stratejik kararları bulunmaktadır. Bu kararlar neticesinde korunması gereken tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal değerlerin korunması ve bu alt bölge için koruma- kullanma dengesinin sağlanması olanaksız hale gelmektedir.
• Benzer şekilde Torbalı İlçesi Pancar yerleşiminde verimli tarımsal alanların yoğun olduğu bölgede bu tarımsal değerin ve üretimin korunması ve sürdürülmesi gerekirken, bu yapılmayarak aşırı büyüklükte bir sanayi alanı öngörülmektedir. Bu plan kararının tarımsal alanın korunması stratejisinin (en az sanayi üretiminin desteklenmesi kadar) öncelikli olması gereken bu bölge için doğru bir karar olmadığı, koruma-kullanma dengesinin de zedelenmesine yol açtığı görülmektedir.
• Kemalpaşa bölgesinde davaya konu plan mevcut yerleşimin kat kat üzerinde yeni gelişme alanları önermiştir. Dolayısıyla planın stratejik bir karar olarak Kemalpaşa İlçesinde önemli bir büyüme öngördüğü anlaşılmaktadır. Oysa bölge verimli değerli tarım alanlarıyla çevrilidir. Planın aşırı büyüme öngördüğü bu yerde söz konusu yeni gelişme alanları tarımsal üretimin gözden çıkartılması pahasına sağlanacaktır. Bu nedenle, (C maddesi altında ilgili başlıklar altında ayrıntılı açıklamalar, harita ve uydu fotoğrafları üzerinde karşılaştırmalar yapılarak anlatıldığı üzere), Bilirkişi Kurulumuz bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının gözden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan alanların azaltılması gerektiği görüşünü ortaya koymuştur. Aksi taktirde bu bölgede koruma-kullanma dengesi ve sürdürülebilir gelişme sağlanamamaktadır.
• Benzer şekilde Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesi öngörülmüş; mevcut yerleşik alanın neredeyse bir buçuk katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerilmiştir. Burada demiryolu ve hayavolu gibi önemli odak yaratacak altyapılar bulunmaktadır ve değerlendirilmelidir; ancak aynı zamanda burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi önemli bir konudur.
Yukarıdaki örnekler aşağıda ilgili maddeler altında, bu bölgelerdeki değerlendirmeler yapılırken ayrıntılı biçimde sunulmaktadır. Burada bir kaç örnek üzerinden vurgulanmak istenen davaya konu planın bazı hassas bölgelerde aşırı büyüklükte gelişme odakları yaratmakta olduğu, bu nedenle sürdürülebilirlik amacına, koruma-kullanma dengesini sağlama hedefine ulaşamadığıdır. Bu durum hem ilgili mevzuatta tanımlanan çevre düzeni planlarının temel amaçlarına uyumsuzluk olarak değerlendirilmektedir, hem de planın kendi açıklama raporuna aykırı düşmekte, planın iç tutarlılığını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle bu tür alanlar, maddeler halindeki ayrıntılı incelemeler sırasında gösterilerek planda değişiklik yapılması gereken alanlar olarak rapor boyunca belirtilmektedir.
Bu noktada Bilirkişi Kurulumuz tarafından incelenen (farklı tarihlerde onaylanarak bir öncekinin yerine geçip yürürlüğe giren) Çevre Düzeni Planları içinde 23.06.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planının daha sonraki planlara kıyasla görece daha korumacı bir yaklaşım benimsendiği ve koruma-kullanma dengesini sağlamakta görece daha başarılı olduğunu belirtmek gerekir. Bu planın askı süreci sonrasında itirazların değerlendirilmesiyle beraber çeşitli değişiklik ve yeni düzenlemeler yapılarak onaylanmış olan 30.12.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planında ise koruma-kullanma dengesinin pek çok alt bölge için ciddi biçimde zedelendiği ve aşırı gelişmeci bir planlama yaklaşımı benimsenerek, doğal alanlar ile tarımsal alanların sürdürülemediği saptanmıştır. Bu tür alanlar ilgili planın değerlendirildiği E:2015/5095 sayılı dosyaya ilişkin Bilirkişi Raporumuzda tek tek anlatılmıştır. Bu plan yaklaşımı 16.11.2015 onay tarihli planda da büyük ölçüde devam etmiştir. 30.12.2014 onay tarihli plandaki bazı alanlarda revizyon yapılarak tarımsal alanlar ve doğal alanların bazı örneklerde daha fazla korunduğu görülmüştür ancak yine de 23.06.2014 onay tarihli plana kıyasla koruma-kullanma dengesinin zedelendiği aşırı gelişmeci yaklaşım bu planda da gözlenmiştir. Bu saptamalar da ilgili planın değerlendirildiği E:2016/1577 sayılı dosyaya ilişkin Bilirkişi Raporumuzda tek tek anlatılmıştır.
10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde çok sayıda maddede (alanda) revizyon yapılmış ve koruma-kullanma dengeleri açısından 30.12.2014 ile 16.11.2015 onay tarihli planlarda gözlenenden daha korumacı bir plan yaklaşımıyla çevre düzeni planının amacına daha uygun bir yaklaşım benimsenmiştir; ancak yine de çeşitli alanlarda bu çerçevede saptanan sakıncalar devam etmektedir ve bunlar da maddeler altında belirtilmiştir.
23.06.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planında daha sonraki planlara kıyasla görece daha korumacı bir yaklaşım benimsenmiş olsa da bu planda da saptanan çeşitli sorunlar (şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında belirlenen sakıncalar) raporun ilerleyen kısımlarında maddeler halinde anlatılmaktadır.
5. Dava konusu Çevre Düzeni Planına altlık teşkil eden veriler ve plan araştırma raporu
Dava dosyasında iptali istenen çevre düzeni planına ilişkin olarak davacı idarenin iddialarından biri güncel verilere dayandırılmadığı konusudur. Keşif esnasında tarafımıza verilen bilgiye göre davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporu hazırlanmamış; daha önce Mahkeme kararıyla iptal edilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporu kullanılmıştır. Dolayısıyla Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan veriler kullanılmıştır.
Bu yöntemdeki temel sorun verilerin güncelliğine ilişkindir. 2009 yılında onaylanan İzmir-Manisa- Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına altlık teşkil eden veriler 2009 yılından önce toplanmış verilerdir. Dolayısıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesine ait davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2009 yılı öncesi verilere dayandırılmaktadır ve bunun sağlıklı bir planlamaya altlık teşkil etmesi beklenemez. Davaya konu plan 2014 yılında onaylanmıştır. İlk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucu çıkmaktadır.
Nitekim davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dava dosyasına sunulan yanıtlar kapsamında davaya konu çevre düzeni planının iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın yerine onaylanmış bir plan olduğu; dolayısıyla yeni bir plan olarak değerlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı; bununla birlikte ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerinin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Planın stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmaması önemli bir eksikliktir ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olması doğru bir planlama yaklaşımı olamaz.
Yeterli ve güncel veri eksikliği davaya konu plana ilişkin neden çok sayıda plan değişikliği yapıldığı konusunu açıklamaktadır. Daha önce belirtildiği üzere, 23.06.2014 tarihindeki onaydan sonra askı sürecindeki itirazlar doğrultusunda değişiklik ve düzeltmeler yapılarak 30.12.2014 tarihinde onaylanan plan üzerinden de 16.11.2015 tarihinde değişiklik yapılarak plan onaması yapılmıştır. Bundan sonra da dört defa daha değişiklik yapılmıştır. 27.01.2017 tarihinde parsel düzeyinde bir değişiklik ile yapılan bir itiraza ilişkin düzeltme yapılmış; 10.04.2018 tarihinde yine yapılan bazı itirazlara ilişkin olarak plan değişikliği yapılmıştır, 25.07.2018 tarihindeki plan değişikliğinin Toplu Konut İdaresi tarafından verilen bir plan teklifi nedeniyle olduğu anlaşılmakta olup, bu işlemin plana ilişkin bir veri eksikliği veya hatasının giderilmesi amaçlı olmadığı görülmektedir. Ancak 10.10.2018 tarihinde onanan plan değişikliği çok kapsamlıdır, ve davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı üzerinde tam 88 noktada plan değişikliği getirmiştir. Bunlar itirazların değerlendirilmesi sonucunda yapılan düzeltmelerdir. Plan paftası üzerindeki bu düzeltmelerin yanısıra, plan hükümlerinde de çok sayıda değişiklik yapılmıştır.
Tüm bu süreç, davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (askı sürecinden sonraki) onama tarihi olan 23.06.2014 tarihinde yeterli, doğru ve güncel veriye dayandırılmadan yapıldığına işaret etmektedir. Bu sorunu yaratan etkenlerden biri olarak güncellenmiş bir plan araştırma raporunun olmaması önemli bir eksikliktir.
6. Dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus öngörüleri
Davaya konu planın Plan Açıklama Raporunun 10. sayfasında nüfus kabullerinin nasıl hesaplandığı hakkında şu bilgi verilmektedir:
Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2008 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.
Manisa il sınırları içindeki kentsel yerleşmelerde de, 2025 yılı nüfus tahminleri, güncel kentsel yerleşik alan büyüklüğü, hedef yıl için gereksinim duyulan gelişme alanı büyüklüğü ve planlanan gelişme alanı büyüklükleri ile kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanının toplam büyüklüğü ve bu alanın onaylı imar planlan ile karşılaştırması yapılmış ve ortaya çıkan sonuçlar (aşağıda Tablo- 8’de) bir araya getirilmiş ve izleyen bölümde değerlendirilmiştir.
Davaya konu plan, 2025 yılında İzmir ve Manisa illerininin ne kadar nüfus çekeceğini nüfus projeksiyonlarını yaparak hesaplamış ve gerekli alanları bu hesaplamalardan yola çıkarak önermiştir. Burada vurgulanması gereken ilk konu, 2025 yılı nüfus tahminleri yapılırken hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığıdır. Hangi nüfus projeksiyon modelinin kullanıldığı gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açıldığını anlamak için önemlidir. Ayrıca hangi yılların verileri ile nüfus projeksiyonun hesaplandığı önemlidir (çünkü veriler ne kadar güncel olursa ve geçmiş eğilimler ne kadar ayrıntılı analiz edilirse geleceği de o kadar gerçekçi tahmin edebiliriz; eski nüfus verileri üzerinden geleceği tahmin etmek veya sadece geçmişe ait 2 yılın nüfus verisi kullanılarak nüfus projeksiyonunu yapmak hatalı gelecek tahminlerinin yapılmasının önünü açar).
Bu bağlamda dava konusu planı incelersek:
* Plan Açıklama Raporunda 2025 yılı için İzmir kentsel yerleşik alanının tahmini nüfusunun doğrusal bir eğilim modeline bağlı kalınarak verildiği söylenmiştir: “Güncel yerleşik alan yoğunluğu ve benzer gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda” ifadesi kullanılarak 2025 yılında kentin erişeceği nüfus belirlenmiştir. Plan açıklama raporu niçin gelecekte bugünküne benzer gelişme eğilimlerinin ve yoğunluklarının aynen sürmesinin beklendiği konusunda bir açıklamaya yer vermemiştir. Böyle bir varsayımın örneğin İzmir kentsel yerleşiminin ormanlarla ve tarım arazileri ile çevrili olmadığı, şayet bu tür alanlar var ise bu alanların korunması için adımların atılmadığı veya bu tür alanlar yok ise ve nüfus yoğunluğunun kontrol altına alınmak istenmediği koşullarda yerinde bir varsayım olduğu düşünülebilir. Nüfus artışını ön görüp doğrusal eğri modellerine oranla daha az bir nüfus artışını ön gören projeksiyon modelleri de vardır (örneğin pozitif azalan eğri grafiği).
• Plan Açıklama Raporunda İzmir Merkez Kent alanı dışında kalan yerleşimlerin hangi nüfus projeksiyon modeli ile 2025 nüfusu tahminlerinin yapıldığı belirtilmemiştir. Halbuki plan açıklama raporunun bu tür gerekçeleri açıkça sunması gerekmetedir. Bilirkişi Kurulumuz, davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İzmir ili sınırlarındaki Merkez Kent alanı dışındaki yerleşim yerlerinin 2025 nüfusunu hesaplarken doğrusal bir eğim modeli kullandığını ve geçmişteki kentleşme hızı eğilimlerin aynen gelecektede süreceğini varsaydığını gözlemlemiştir.
Dolayısıyla İzmir ili içinde kalan bütün kentsel yerleşmeler için aynı nüfus projeksiyon modeli gerekçelendirilmeden kullanılmıştır (Foça, Aliağa, Dikili, Urla, Kemalpaşa, Çandarlı vb.). Bu, farklı yerleşim alanlarının, bulundukları bölge içinde sahip oldukları olanakların (örneğin sanayi gelişimleri) veya eşiklerin (örneğin zeytinlik alanlar, ormanlık alanlar) her yerleşim yeri için aynı olduğu ve her yerleşimin geçmişteki kentleşme dinamiklerinin benzer olduğu varsayımına dayanır (hepsi doğrusal artmakta veya azalmaktadır) – ki bu gerçekçi değildir. Sanayi yatırımları öngörülen bir bölgedeki yerleşmeler ile ekolojik veya tarımsal alanların korunması ilkesinin öncelikli olduğu bölgedeki yerleşmeler için aynı projeksiyon modeli (doğrusal eğri modeli) kullanılmış olması plan stratejilerinin ve kararlarının nüfus projeksiyonunu şekillendirmediği sonucunu ortaya çıkartmaktadır. Bu da planda kullanılan projeksion modelinin ve kabullerin doğruluğunu sorgulatmaktadır.
Davalı idare, Bilirkişi Kurulumuz tarafından değerlendirmesi yapılan başka dosyalara sunduğu savunma yazısında projeksiyon nüfus değerlerinin farklı yöntemlerin ortalamaları alınarak yapıldığını ileri sürmüştür; ancak ilgili dosyalardaki değerlendirmelerimiz bunun geçerli olmadığını göstermiştir. Bir an için bu ortalama alma yönteminin gerçekten kullanıldığı kabulünü yaparsak ise böyle bir ortalama alma yönteminin gerekçesi yine kabul edilemez. Bunun nedenini tekrarlarsak: her yerleşim yerinin nüfus dinamiği, çevresindeki değer dağılımları (her hangi bir eşik bulundurmayan alanlar, ormanlar, 1. derece doğal sit alanları, vb.), ülke ve bölge ölçeğinde alman kararların yerleşim yerlerine etkisi (örneğin planın bazı bölümlerinde yeni ulaşım projeleri ve bu tür projelerin çevreye çekeceği nüfus) farklıdır. Her yerleşim yeri için farklı yöntemlerden elde edilen nüfus değerlerinin ortalamasını almak ile her yerleşim yeri için aynı nüfus projeksiyon modelinin kullanılması arasında hiç bir fark yoktur – her iki yöntem de sorunludur. Bilirkişi Kurulumuzca en doğru yöntem, her yerleşim yerinin birbirlerinden farklı olduğunu kabul etmek, her yerleşimin bu bağlamda ayrı ayrı ele alınması ve her yerleşim yerinin geçmiş dinamiklerine, bölgesel planlama kararlarına, çevresel değerlere, planın hedeflerine bakarak her yerleşim yeri için en uygun nüfus projeksiyon modelinin seçilmesidir. Böyle bir çalışma yapılırsa davaya konu planda yapıldığı gibi her yerleşim yeri için nüfus projeksiyonu hesaplamaları sonrasında ilave bir de nüfus kabülü hesapları yapmak gerekmez düşüncesindeyiz.
Plan Açıklama Raporunda açıkça yazıldığı üzere kentsel gelişme alanları hesapları yapılırken hesaplanan nüfus projeksiyonu değerleri sorgusuz sualsiz kabul edilmemiştir. Yapılan nüfus projeskiyonları sonrasında elde edilen değerlerlerden yola çıkarak nüfus kabulleri yapılmış, kentsel gelişme alanı büyüklüğü hesaplarında bu nüfus kabulü değerleri kullanılmıştır. Burada bir sorun ile karşılaşmaktayız. Plan Açıklama Raporunda nüfus projeksiyonları üzerinden nüfus kabulleri yapılırken niçin bazı yerleşimlerin projeksiyon nüfuslarına 5-10 kişi ilave edilirken bazı yerleşimlere 20.000-30.000 kişi ilave edilmiştir bilimsel olarak açıklanmamıştır. Plan Açıklama Raporu her yerleşim yerinin ayrı ayrı ele alındığını söylemektedir. Bu olumlu, olması gereken bir yaklaşımdır. Ancak nüfus projeksiyonunu hesaplarken, gerekçelendirilmeden her yerleşim yerine aynı nüfus projeksiyon modeli ile bir hesaplama yapılıp, sonrasında elde edilen değerler üzerinde her yerleşim yerinin iç dinamiklerine ve bölgesel bazda üretilen projelere bakip her hangi bir matemateksel modele dayandırılmadan kimi yere 5-10 kişi, kimi yere 500-1000 kişi kimi yere de 20.000-30.000 kişi ilave etmek bilimsel bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım biçimi niçin örneğin projeksiyon nüfusundan elde edilen nüfus değerinin üzerine bir yerleşim yeri için 3000 kişi ilave edildi de 1000 kişi ilave edilmedi türü soruları sordurtmaktadır. Bu tür bir yaklaşımla elde edilen kentsel gelişme alanı büyüklükleri de tartışma konusu yaratmaktadır.
Plan Açıklama Raporu, Manisa nüfus projeksiyonu verilerinin bir araştırma raporundan alındığını söylemektedir: “Manisa il sınırları içindeki, Manisa merkez belediyesinin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre nüfusları, 2005 yılı için belirlenen yaklaşık nüfus büyüklüğü ve 2025 yılı nüfus tahminleri araştırma raporundan alınmış,…” Bu rapora atıfta bulunularak nüfus projeksiyonlarının nasıl yapıldığı açıklanmamıştır. Açıklama Raporunda sunulan bilgilere göre Bilirkişi Kurulumuz, İzmir’den farklı olarak, örneğin Manisa Belediyesi’nîn 2025 nüfus tahminleri yapılırken doğrusal bir eğim modeli kullanılmadığını gözlemlemiştir. Plan Açıklama Raporu’da hangi modelin niçin seçildiği açık değildir. Dahası bu raporda sunulan nüfus projeksiyonlarının dava konusu planın öne attığı amaç ve hedeflerle uyuşup uyuşmadığı da belirsizdir. Kaynağı açıklanmamış başka bir rapordan (bu rapor, iptal edilmiş Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu da olabilir başka bir araştırma raporu da) elde edilen 2025 yılı nüfus tahminleri üzerinden artış/azalışlar yapılarak Manisa ilinde yer alan her bir bir yerleşim yeri için nüfus kabullerine ulaşılmıştır. Bu aşamada artışın/azalışın gerekçeleri sunulmuş ancak artış/azalış oranları bilimsel/matematiksel yöntemlere dayandırılarak gerekçelendirilmemiştir.
Özetle, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımıyla çevre düzeni planlarını hazırlamaması gerektiği kanısındayız. Bu tür bir yaklaşımla hazırlanan planlar gereksinimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlandığı iddiasını beraberinde getirmektedir. Çevre düzeni planları gibi üst ölçek planların bilimsel yöntemlere dayanmayan süreçlerle elde edilmesi başta planın koruma ile ilgili amaç ve hedefleri ile uyuşmayan, kamu yararı adına doğru kararların alınmasının önünü tıkayan bir durum yaratmaktadır. Davaya konu planda izlenen ve bilimsel temeller üzerine oturmayan bu sürecin, İzmir ve Manisa gibi tarım arazileri ve doğal sit alanları eşsiz ancak kentleşme baskıları ile bu değerlerini giderek kaybeden bir bölgede gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılması gibi bir sorunu tetiklediği kanısındayız.
Nüfus projeksiyonlarına ilişkin bir diğer konu projeksiyonda kullanılan nüfus verilerinin güncel olup olmadığıdır. Plan Açıklama Raporu nüfus projeksiyonu hesaplamaları yapılırken 2000 ve 2008 yılları verilerinin kullanıldığını söylemektedir. Davalı idare, Plan Açıklama Raporunun hazırlandığı 2014 yılı içinde TÜİK’den elde edilebilen en güncel veri olan 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarının kullanıldığını; ancak Plan Açıklama Raporunda sehven 2008 yılı ifadesinin yer aldığını belirtmiştir. Elbette bu açıklama doğruysa sadece İzmir ilindeki yerleşim yerlerinin nüfus hesapları yapılırken geçerli olabilir. Yukarıda açıkça alıntıladığımız üzere Plan Açıklama Raporunda Manisa Merkez Belediyesi’nin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2025 nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı ve bu raporun en son 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullandığı açıkça söylenmiştir. 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u ile ilk defa onaylanan bir planın 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullanarak 2025 yılı nüfus tahminlerinin yapıldığı bir raporu kullanması kabul edilebilir bir durum değildir. Güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesi gerekir. Bu durum Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracaktır.
Planda belirlenen çeşitli alanlara ilişkin itirazların incelenmesi ve değerlendirilmesi
Dava dileçesinde, ilçeler bazında listelenen itirazlar bulunmakta olup, bunların büyük bölümü keşif esnasında da bilirkişilere gösterilmiştir.
Bilirkişi raporunun bu bölümünde her bir alan için önce davacı idare Büyükşehir Belediyesinin itirazı aktarılacak; ardından davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığının savunması belirtilecek; varsa keşif esnasındaki saptamalara da yer verilerek bilirkişi değerlendirmesi sunulacaktır.
Bu değerlendirmelere geçmeden önce, yukarıda planın stratejik niteliği ve plan diline ilişkin yapılan bazı saptamaların değerlendirmeyi yönlendiren başlıca unsurlar olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin itiraz edilen konunun stratejik plan düzeyinde tartışılması gereken bir konu olup olmadığı değerlendirmemizde dikkate alınan başlıca konu olmuştur. Daha önce belirtildiği gibi planın yer yer aşırı ayrıntıda gösterimlerle gelişme alanlarının neredeyse kesin biçimini belirleyen bir plan dili içermesi, davacı idarenin de itirazlarında 100’ün üzerinde noktada gelişmenin biçimini parsel bazında bilgilerle tartışmasına yol açmıştır. Davalı idarenin de savunmasında sık sık belirttiği üzere bu plan ölçeği, üzerinden ölçü alınamayacak ve parsel düzeyinde değerlendirmelere olanak vermeyen bir ölçektir. Kimi örnekte davacı idare parsel bazında bilgiler vererek bu ölçek için ayrıntı düzeyi çok yüksek olan tartışmalar geliştirmektedir. Bunlar stratejik olarak önemli bir vurgu ve yeni bir mekansal/sektörel plan kararı getirmeyen örnekler ise, bu durum değerlendirmede belirtilmiş ve böyle bir değerlendirmenin bu plan için anlamlı olmadığı, planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı vurgulanmıştır. Ancak bazı örneklerde de, davalı idare itirazın parsel düzeyinde ve çok ayrıntılı olduğunu, bu plan ölçeğinde genel bir ifade ile plan dilinin yorumlanması gerektiğini belirtirken, aslında önemli bir stratejik karar geliştirilmekte, var olan bir stratejik plan yaklaşımı etkilenmekte veya değiştirilmekte, plandaki koruma-kullanma dengesine ilişkin değişiklikler getirilmekteyse, bu durum da değerlendirilmesi gereken bir konu olarak ele alınmıştır. Bunlar her örnekte açıklanmıştır.
Bu değerlendirme kapsamında belirtilmesi gereken bir diğer konu davacı idare Büyükşehir Belediyesinin hemen her örnekte daha önce Belediye tarafından onanmış olan 1/25000 ölçekii Çevre Düzeni Planı ile karşılaştırma yaparak, kendi onadığı plandaki durumun gerekçelerini ortaya koyup bu yönde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının düzeltilmesini talep ediyor olmasıdır, iki planın ölçeği farklı olduğu için ayrıntı düzeyi ve gösterim yaklaşımı da farklı olacaktır. Birebir bir karşılaştırma söz konusu olamaz. Bununla beraber İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan plan ile davaya konu plan arasında stratejik açıdan önemli bir farklılık olduğu durumlar da vardır ve bunlar değerlendirilerek doğru planlama yaklaşımının ne olması gerektiği konusunda görüş geliştirilmiştir. Burada belirtmek gerekir ki 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planının davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. 1/25000 ölçekli plan daha önce onanmıştır ve zaman içindeki gelişmeler nedeniyle farklılıklar söz konusu olabilir. Daha önemlisi 1/100.000 ölçekli plan üst ölçekte bölge için yeni ve farklı stratejiler getirebilir. Yeni bir strateji ile 1/100.000 ölçekli planda yeni bir plan kararı üretilmişse, bu plan kararı 1/25.000 ölçekli plandakinden farklı diye üst ölçekli planın iptali söz konusu olamaz. Ancak o yeni stratejik kararın ve onun mekansal yansımasının şehircilik ilkeleri, planlama esasları, özellikle de çevre düzeni planında olması gereken (ve yukarıda kapsamlı biçimde anlatılmış olan) koruma-kullanma dengesinin sağlanması gereği dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Yukarıda davaya konu 1/100.000 ölçekli planın, daha önce onanmış olan 1/25.000 ölçekli davacı idare planına birebir uygun olması gibi bir gereklilik olmadığı belirtildi. Bununla beraber, yapılan değerlendirmelerde konuya yine stratejik kararlar açısından yaklaşmak gerekir. Daha önce onanmış olan 1/25.000 ölçekli planda kentin gelişme desenine, gelişmenin denetimine, koruma alanlarına ilişkin stratejik kararlar oluşturulmuşsa (ki 1/25.000 ölçekli plan da stratejik kararların oluşturulduğu bir plan ölçeğidir) bunların 1/100.000 ölçekli planda korunarak sürdürülmesi o kentte sağlıklı gelişmenin sağlanması ve ana plan kararlarının sürekliliği açısından önemli olabilir. Belirtildiği gibi bu her karar için geçerli olmayabilir; ancak stratejik önemdeki kararlarda 1/25.000 ölçekli planın öngörüsünün korunmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından gerekli görüldüğü durumlar söz konusu olabilir. Bu durumda, özellikle de 1/100.000 ölçekli planda stratejik bir anlamı ve gereği olmaksızın, 1/25.000 ölçekli planın stratejik bir ana kararını ortadan kaldıran veya zedeleyen bir plan yaklaşımı saptandığı durumlarda, bunun irdelenmesi gerekir.
Belirtilmesi gereken bir diğer konu çeşitli maddeler altındaki tartışmalarda davalı İdare Bakanlık tarafından öne sürülen ve bu ölçekteki planın esnekliğine ilişkin plan hükümleri konusudur. Davalı idare Bakanlık, pek çok örnekte plan hükümlerinden alıntı yaparak, (özellikle “7.2, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemez. bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez. Bu alanların sınırları, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirilir”; ayrıca “8.I.I.3. Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir” hükümlerini örnek göstererek) bu planda kentsel gelişme alanı olarak gösterilen alanların alt ölçekli planlarda tümünün gelişmeye açılmasının şart olmadığını; yetkili belediyesince istenirse bu alanların kentsel gelişme olarak planlanmayıp doğal çevre (veya tarım alanı) olarak korunabileceğini ileri sürmektedir. Benzer şekilde 8.1.1.3 maddesine istinaden buralarda alt ölçekli planlarda yeşil alan da yapılabileceği ve muhakkak yapılı çevreye dönüştürmek zorunda olmadığını, bunun alt ölçekli planı yapacak idarenin tasarrufunda olduğunu ileri sürmektedir. Alt ölçekli planlar için bu hüküm bir esneklik getirse de, 1/100.000 ölçekli planda yapılan gösterimler planın stratejik kararlarını yansıtmaktadır. Örneğin aşağıda anlatılan pek çok örnekte olduğu gibi bir yerleşimin mevcuttaki yerleşik alanı kadar (ve hatta bundan kat kat fazla) yeni gelişme alanı açılacağının plan paftasında gösterilmiş olması, planın bu bölge için stratejik kararının aşırı büyümeyi destekler nitelikte olduğunu göstermektedir. Böyle bir stratejik karar ve gelişme vurgusundan sonra, alt ölçekli planlarda burada gösterilen yeni gelişme alanının sadece yarısının (veya onda birinin) planlanıp geri kalan alanların tarımsal alan olarak korunması artık gerçekçi bir plan süreci olmamaktadır. Dolayısıyla plan paftasında gösterilen gelişme alan büyüklükleri çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesine ilişkin stratejisini yansıtmaktadır. Plan bir bölgede tarımsal üretimin devamını ve tarım alanlarının korunmasını önemsiyorsa, yerleşimi kat kat büyüterek gelişterecek bir plan önerisi getirmemelidir. Böyle bir öneri getiriyorsa, plan stratejisinin bu bölgede aşırı büyüme öngördüğü tartışmasız bir gerçek olmaktadır ve alt ölçekli planlarda (7.2 hükmü doğrultusunda) bu alanların hepsi gelişime açılmayabilir gibi bir ifade bu stratejik yaklaşımı değiştirmemektedir. Benzer şekilde 8.1.1.3 maddesi altında yeşil alanlar da kentsel gelişme kapsamında sayılsa da, burada kastedilen yeşil alanlar bir yaşam alanı içindeki çocuk parkları, mahalle parkları gibi kullanımlardır. Dolayısıyla kentsel yerleşme olarak gösterilen bir yer planda yapılı çevre olan (veya olacak) yer anlamına gelmektedir. Yapılı çevre olarak planlanan bir yerin alt ölçek plan çalışmalarında tarımsal alan veya doğal özelliği korunacak alan olarak sürdürülmesi olanağı da ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle bu gibi durumlarda, ilgili plan hükümlerindeki esneklik uyuşmazlık konusunu gideren bir unsur olamamaktadır ve Bilirkişi Kurulumuzca bu tür örneklerde doğru plan kararının o yer bağlamında ne olması gerektiği stratejik ilkeler çerçevesinde tartışılarak ortaya konmuştur.
Bilirkişi Kurulumuz bu genel yaklaşımlar çerçevesinde değelendirmelerini her bir itiraz konusu alan için tek tek yapmıştır. Bunlar aşağıda 72 başlık altında sunulmaktadır.
(Ayrıca bu başlıklar altında irdelenen alanlardaki plan kararları, bu davanın konusu olan 23.06.2014 onay tarihli planın askı süreci sonrasında düzenlemeler yapılarak 30.12.2014 tarihinde ve daha sonra 16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planları kapsamında; ve ayrıca en son onaylı plan olan 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği kapsamında da kontrol edilmiş; değişiklik olmuş ise bu durum da ilgili maddenin altında belirtilmiş ve değerlendirilmiştir.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesi ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7.maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi (10.07.2018 tarihinde yürürlüğe giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendi) ile bölge ve havza bazında çevre düzeni planı yapma konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yetki verilmiş olup, bu yetki çerçevesinde davalı Bakanlıkça dava konusu çevre düzeni planının hazırlanarak onaylanmasında yetki yönünden mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan 5393 sayılı Belediye Kanununun 18. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca belediyelerin il çevre düzeni planı yapmak ve onaylamak yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6.maddesinin 4.fıkrasının hükmü uyarınca plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza başlığındaki çevre düzeni planlarına uygun olması zorunludur.
Davacı tarafından İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır.
Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir.
Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibariyle çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.
Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından 2010 yılında onaylanan çevre düzeni planı ile dava konusu çevre düzeni planında öngörülen nüfusun değişmemesine rağmen ilave kentsel gelişme alanlarının getirildiği, planın amacına bakıldığında korunması gerektiği belirtilen alanlara kentsel kullanım kararları getirildiği, güncel verilerin plana aktarılmadığı ileri sürülmüştür.
Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir. Nitekim aşağıda davacının ileri sürdüğü kentsel gelişme alanları ayrı ayrı başlıklar halinde değerlendirilmiştir.
Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. Bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.12 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Yine plan notlarının 4.6 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları: bu planla belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları ile bu alanlarla bütünleşen kentsel kullanım alanları olarak, 4.7 sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar ise: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 4.8 sayılı maddesinde, kentsel gelişme alanları, bu planın hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile ilke ve stratejilerine göre bu planla kentsel yerleşime uygun bulunan kentsel kullanımların gerçekleşeceği alanlar olarak tanımlanımş, 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. alanların yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesislerinin, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda “Hedefler” başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür.
Dava konusu planın 7.9 sayılı plan notunda, “Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” düzenlemesi yer almaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz.” hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davacının idari sınırlara yönelik itirazı ise dava konusu planın plan notlarının 7.8 sayılı maddesinde, Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” düzenlemesi nedeniyle kabul edilmemiştir.
Davacı tarafından kuzey otoyol güzergahının güncel şeklinin plana aktarılmadığı ileri sürülmüştür. Plan notlarının 7.49 sayılı maddesinde, “Mevcut ve kurum görüşlerine göre işlenen ulaşım altyapısı dışında, bu planla önerilen havaalanı, demiryolu ve karayolu güzergahları ile iskele ve balıkçı barınakları şematik olup bu kullanım kararlarının işlerlik kazanabilmesi için ilgili kurumlarca yatırım programına alınması gereklidir. Bu planın onayından sonra karara bağlanacak olan yatırımlar, bu planın ilkeleri doğrultusunda bu plana işlenir.
” düzenlemesi uyarınca ilgili kurumca yatırım programına alınan karayolu güzergahının plana işleneceği ancak bu şekilde netleştirilebileceği açıktır.
B-Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 104 madde halinde davaya konu Çevre Düzeni Planının çeşitli bölgelerine ilişkin getirilen kullanım kararlarına yönelik olarak itirazlar sıralanmış ve ardından plan notlarının bazılarının iptali istenilmiştir. Söz konusu itirazlara, buna karşılık davalı idarece yapılan savunmalara ve bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile Dairemizce yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuçlara aşağıda maddeler halinde aynı sıra ile yer verilecektir.
İtiraz-1
Dava dilekçesinde;
Çiğli ilçesi, Egekent Mahallesinln kuzeyinde kalan bölgede, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenen alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının merkez kentte 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusa bakıldığında, yeni yerleşme alanlarının öngörülemeyeceği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çiğli ilçesi, Egekent Mahallesinin kuzeyinde yer alan bölgenin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlendiği, plan notlarının 8.1.1.3 sayılı maddesi çerçevesinde bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan kullanımlarının bu alanlarda yer alabileceği ve yerel idarelerce alt ölçekli planlarda belirlenebileceği, bu nedenle söz konusu alanın kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiş olmasının bu alanın 1/25.000 ölçekli plan kararlarında bu kullanıma ayrılabileceği anlamına geldiğinden davacının itirazının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Buradaki uyuşmazlık konusunun temelinde yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde İki temel unsur önem kazanmaktadır. İlk olarak, bu bölgeye ilişkin üst ve alt ölçekli planlarda stratejik önemde vurgulanması gereken bir plan kararı olup olmadığı konusu irdelenmelidir. Kent bütününe yönelik planda (1/25000) yer atan her ayrıntının üst Ölçekli (1/100.000) planda yer alması ve aynen belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır; ancak stratejik önemi olan kararların sürdürülmesi gerekliliği söz konusu olabilir. Bölge parkı ve yeşil kuşak stratejisi bu kapsamda değerlendirilmelidir. Yeşil kuşak oluşturularak kentsel gelişmenin sınırlandın İması ve kent formunun denetlenmesi planlamada stratejik bir karardır. Bu kararın üst ölçeklerden alt ölçeğe sürdürülmesi gerekir.
İkinci konu burada üst ölçekli 1/100.000 ölçekli planda aşırı ayrıntılı biçimde yeni bir kentsel gelişme alanı büyüklüğü Öneril meşinden kaynaklanmaktadır. Bunun sınıriannın net biçimde belirlenmiş olduğu görülmektedir. Alt ölçekli belediye planında burada önce bölge parkı ardından ağaçlandırılacak alan başlamaktayken ve böyiece bir yeşil kuşak oluşturulurken, davaya konu üst ölçekli planda ağaçlandırılacak alan sınırına kadar kentsel gelişme alanı planlanmıştır. Bu durum burada iki olanda stratejik acıdan bir farklılık oluştuğu İzlenimini yaratmaktadır.
Elbette bir kentsel gelişme alanı içinde yeşil alan yer alabilir; ancak bu anlayış konut ve çatışma alanlanyla Içlçe olacak biçimde, alt ölçekli imar planlannda oluşturulacak park/yeşil alan, çocuk oyun parkı, spor sahası gibi yeşil alanlara işaret etmektedir. Bölge parkı üst ölçekte dikkate alınması gereken bir kullanım türüdür ve böyle bir kullanımla oluşan yeşil alanlar kentsel gelişmeyi kontrol edecek, sınırlayacak bir yeşil kuşak stratejisinin parçası olma işlevi de görebilmektedir. Nitekim belirtildiği üzere 1/25000 ölçekli planda da bu alan yeşil kuşak plan kararının bileşenidir.
Üst ölçekli davaya konu plandabualanın kentsel gel işme alanı olarak gösterilmiş olması, yeşil kuşak ve bölge parkı stratejisinin üst ölçekli planda benimsenmediğl ve burada konut veya çalışma alanlanna da olanak tanındığı anlamına gelmektedir. Çünkü burada İlgili plan notuna göre, davalı idarenin belirttiği gibi alt ölçekli planlarda kentsel gelişme alanı içinde yeşil alan da planlanabilir; ancak konut alanı, çalışma alanı gîbf plan notunda sıralanan tüm diğer kullanımlann yer almasına da olanak tanınmıştır. Bu durumda bu alandaki mülk sahipleri tarafından yapılacak bir itiraz, üst ölçekli bölge planının burada yapılaşmayı olanaklı kıldığı, görece alt ölçekli belediye planında İse bölge parkı karannın olduğu, bunlann birbtrlyle uyumsuz olduğu biçiminde olacaktır. Üst ölçekte bölge parkı yanısıra başka kullanımlara da olanak veren esneklik getirilmesi, ileride belediye tarafından da 1/25000 ölçekli plandaki yeşil alan sürekliliğinin, yeşil kuşak stratejisinin bir plan değişikliği İle yok sayılmasına zemin oluşturabilir. Dolayısıyla, bu tür stratejik bir planlama karan söz konusu olduğunda üst ölçekli davaya konu planın esneklik anlayışı, esneklikten ziyade bellrsizlikgetlrmekte ve stratejik öneme sahip bîr plan kararının devamlılığının güvence altına alınmasına olanak vermemektedir.
Açıklanan nedenle, bu alanda davaya konu çevre düzeni planı İle davacı belediyenin onadığı 1/25000 Ölçekli plan arasında uyumsuzluk olduğu görülmüştür. Elbette iist ölçekli davaya konu planın belediyenin onadığı alt ölçekli (1/25000 ölçekli) plan ile tamamıyla örtüşmesl söz konusu olamaz ve böyle bir zorunluluk yoktur. Üst ölçekli dava konusu çevre düzeni yeni stratejik kararlar getirebilir. Ancak uyuşmazlık konusu bu alanda Bilirkişi Kurulumuz yeşil kuşak kararının stratejik önemde sürdürülmesi gerekli bir karar olduğunu, ve davalı İdarenin savunmalan da dikkate alındığında bu noktada kentsel gelişme önerllmesinin stratejik anlamı olan, önemli bir plan hedefine hizmet veren bir kullanım olmadığını saptamıştır. Buradaki kentsel gelişme kararı, içinde konut vb kullanımları da olanaklı kılarak kentsel büyümeyi sınırlayıp denetlemeyi hedefleyen stratejik kararın da ortadan kalkmasına yol açabilecektir. Bu nedenle bu noktada davaya konu planın davacı belediyenin onadığı plandaki stratejik karan benimsemesi ve yeşil kuşak oluşumunu güvence altına alacak biçimde burada bölge parkı veya diğer türden bir açık-yeşil elan önerisi getirmesi gerektiği yönündeki davacı itirazı anlamlı bulunmuştur. Bu şekilde bir yeşil kuşak, bölge parkı, açık-yeşil alan sistemi karan şehircilik ilkeleri ve planlama ilkeleri açısından doğru bir karar olacaktır.
Bununla beraber, 10.10.2018 onay tarihli 1/100.000 ölçekli son çevre düzeni planında bu bölgenin ilk onaylı plandaki haline getirildiği, böylece söz konusu itiraza cevap verilerek talep edilen düzeltmenin yapıldığı görülmüştür.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısım düzeltilerek itiraz konusu giderildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-2
Dava dilekçesinde;
Karşıyaka İlçesi, Doğançay Rekreasyon Alanının güneyinde kalan bölgede; mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlenen alanın, davaya konu Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının merkez kentte 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusa bakıldığında, yeni yerleşme alanlarının öngörülemeyeceği, söz konusu bölgede getirilen kentsel gelişme alanı kullanım kararının, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının öngördüğü nüfus değerlerini arttırıcı nitelikte olduğu, bu planın merkez kent için benimsenen planlama ilkeleri ile örtüşmediği, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında parçacı plan kararı getirdiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu alanın rezerv alan olarak değerlendirilerek kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, dava konusu planın plan hükümlerinin 8.1.1.3 sayılı “Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma planları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.” hükmü doğrultusunda söz konusu alanın alt ölçekli planlarda rekreasyon alanı olarak düzenlenebileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu alanın yukarıda 1 sayılı alandaki duruma benzer bir yeşil kuşak işlevi gördüğü söylenebilir; ancak davaya konu 1/100.000 ölçekli planın bu bölgesinde çeşitli özelliklerde yeşil ve açık alan sistemleri bulunmakta olup, bu noktanın işlevinin yeşil kuşak stratejisine büyük bir etkisi olduğu düşünülmemektedir. Buradaki temel konu alanın topoğrefik ve doğal özelliği nedeniyle yerleşllemez bir alan olduğudur. Davacı idare Büyükşehir Belediyesinin onayladığı planda burası Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan olarak belirlenmiştir. Bu alana keşif esnasında gidilmiş ve aşın keskin bir yamaç olduğu görülmüştür. Burada yapılaşma söz konusu olmamalıdır. Nitekim alt Ölçekli planlarda topoğrefik özelliği nedeniyle burasının açık ve yeşil alan sistemine dahil edilmesi gerekir. Davaya konu plandaki plan notu nedeniyle burada konut gibi yapılaşmaya da yeşil alanlara da olanak tanınmaktadır; ancak Bilirkişi Kurulumuz bu noktanın konumu ve yüzölçümü nedeniyle 1/100.000 Ölçekli planda topoğrefik özelliği nedeniyle yerleşilmeyecek alan olarak gösterilip muhakkak yeşil alan sistemine dahil edilerek “gösteriknesi’ gerektiği görüşünde değildir. Bir başka deyişle, kent planmın stratejik bir ilke kararından ziyade alanın jeomorfolojik özelliği nedeniyle alt ölçekli planda yeşil ve açık alan sistemine dahil edilmiştir. Bu yaklaşım akılcıdır; ancak bu durum üst ölçekli plandaki genel arazi kullanım kararının iptalini gerektiren bir stratejik karar olarak değerlendirilmemektedir.
10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planında bu bölgede kentsel gelişme alanının bir kısmı yerleşik alan olarak gösterilerek değişiklik yapılmıştır. Bu durum davacı itirazını gidermemektedir. Ancak belirtildiği gibi itiraz stratejik planın iptalini gerektiren bir konu değildir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen “kentsel gelişme alanlarının” (sonradan yapılan değişiklik ile “kentsel yerleşme alanlarının” olarak değiştirilmiştir), bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.12 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, v.b. çalışma alanlarının yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı, düzenlenmiştir.
Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, büyük bir kentsel yerleşme alanı ile orman ve ağaçlandırılacak alan arasında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı bu nedenle davacının itirazının reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklandığından itiraza konu alanın 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında ağaçlandırılacak alan olarak gösterilmesinde bir sakınca bulunmamaktadır.
Bu durumda dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-3
Dava dilekçesinde;
Davalı idarece 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plannda Bostanlı Vapur İskelesi kesiminde önerilen “balıkçı barınağı/yat limanı” kararının talepleri doğrultusunda kaldırıldığı, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda Mavişehir kesiminde yat limanı önerisinde bulunulmadığı tespit edildiğinden, Mavişehir kesiminde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda “yat limanı” düzenlenmesi gerektiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda Mavişehir kesiminde yat limanı önerisinde bulunulmadığı, bu kapsamda, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda, Mavişehir kesiminde “yat limanı” belirlenmesinin, kent bütününde kıyı kullanımlarının entegrasyonu açısından önem arz ettiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Karşıyaka ilçesi, Mavişehir mevkiinde yapılması planlanan yat limanının dava konusu planda gösterilmesinin talep edildiği, plan hükümlerinin 8.18.2 uygulama hükmü uyarınca yat limanlarına ilişkin iş ve işlemlerin çevre düzeni planında gösterilmesine ve düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca alt ölçekli planlarda gerçekleştirilebildiği bu nedenle davacının iddiasının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Yukarıdaki tartışma ve değerlendirmeler doğrultusunda bir kentte yat limanı alanının da stratejik bir karar olduğunu belirtmek gerekir, üst ölçekli bir Çevre Düzeni Planı kentin hangi noktalannda yat limanı gibi Önemli bir İşlevin olacağına, hangi noktalarında ve bölgelerinde buna İzin verilmemesi gerektiğine İlişkin ilke kararlanın oluşturmalıdır. Yat limanı kentsel ve bölgesel ulaşım ağlan kapsamında irdelenmeli, yat limanı arka bölgesindeki İşlevler ile beraber değerlendirilmelidir.
Bilirkişi Kurulu olarak değerlendirmemiz, bu noktada alt ölçekli plan olan ve davacı belediyenin onadığı plan doğrultusunda yat limanı kararının buraya işlenmesi gerektiği yönünde değildir. Üst ölçekli planda davalı idarenin yat limanlarına ilişkin bir kurguyu oluşturması beklenirdi. Bu doğrultuda kapsamlı bir kurguya ve ilke kararma dayandırılarak bu noktada yat limanı öngörülebilir veya yine bu kurgu doğrultusunda bu noktada yat limanının olmamasına davaya konu planda karar verilebilir. Bunların yapılmayıp “yat limanına ilişkin iş ve işlemlerin çevre düzeni planında gösterilmesine ve düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın alt ölçekli planlarda gerçekleştirilebileceği’’ yönündeki plan hükmü şehircilik İlkeleri ve planlama esaslanna aykırı bulunmuştur. Üst ölçekli bir vizyondan bağımsız olarak 1/5000 ölçekli planlarda bölgesel ulaşım ağları irdelenmeden böyle biryat limanı kararının verilmesinin doğru olmayacağı ve buna olanak sağlayan plan hükmünün bu nedenle sakıncalı olduğu görüşündeyiz.
(10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planında bu noktada yat limanı gösterimi yapılmıştır ancak plan hükmü aynı şekilde kalmıştır; dolayısıyla saptadığımız sakınca devam etmektedir.)” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda yapılan 10.10.2018 tarihli değişiklik ile de davacının talebi doğrultusunda Mavişehir’de yat limanı kararı getirildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-4
Dava dilekçesinde;
Davalı idarece, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Bornova İlçesi, Karaçam Köyünde, “kentsel yerleşik alan” ve “doğal sit alanı” olarak belirlenen bölgenin, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı”, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımına ayrıldığı ve 1.derece doğal sit alanı sınırları içerisinde kaldığı, çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde tamamen yeşil kuşak alanlarının ortasında kalan, parsel özelinde imar hakkı verildiği anlaşılan alanın kentsel yerleşik alan olarak belirlenmesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklanı Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklere uygun olmadığı, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da kentsel yerleşik alan olarak belirlenen alanda kalan, İzmir ili, Bornova ilçesi, Karaçam Mahallesi, Bademli mevkii, 102 ada 122 sayılı parselin; İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 17.09.2009 tarihli, 4346 sayılı kararı ile “1. derece doğal sit alanı* olarak tescil edilen bölgede kalmakta iken, İzmir 1. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 29.03.2013 tarihli, 29 sayılı kararı ile sit derecesi düşürülerek “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak tescil edildiği, parsel bazında sit derecesi düşürülerek geliştirilen bu tür bir karar ile; doğal sit alanının bütünlüğünün gözetilmediği, koruma ilkeleri hiçe sayılarak ayrıcalıklı imar hakkı tanındığı, bu nedenle; idarelerince, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 05.06.2015 tarihli, 6611 sayılı olur ile onaylanan … ada, … sayılı parsele ilişkin 1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planının ve İzmir 1. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 29.03.2013 tarihli, 29 sayılı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine, planlama ilke ve esaslarına uygun hazırlanmadığı gerekçesiyle, ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar oluşturmadan, planın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle, … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında dava açıldığı, kaldı ki; koruma statüsü bulunan bu tür özel nitelikli alanların, koruma-kullanma dengesi içerisinde, ekolojik özellikleri korunarak, sağlıklı kentsel yaşam ortamlarının sürdürülebilirliğine katkıda bulunacak bir şekilde planlanması gerektiği, aksi takdirde, emsal teşkil edecek nitelikteki bu tür parsel bazında üretilen kararlar ile ulaşım bağlantısı olmayan kentsel alanların ortaya çıkmasına sebep olunacağı, söz konusu bölgenin sit alanı ve etkileşim sahası bütününde değerlendirilerek koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının güçleşeceği, bu durumun, gerek üst ölçekli planın koruma ilkeleri ile gerekse planlama esasları ile örtüşmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planda Çiçekli ve Karaçam Mahalleleri arasındaki kırsal yerleşimlerin gösterildiği, bnunla birlikte söz konusu yerleşimlerin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da sit alanı olarak tanımlanan alan içerisinde kaldığı, 8.17.7.2. sayılı, “Bu plan kapsamındaki doğal sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş) T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa Bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir” hükmü çerçevesinde doğal sit alanlarında ilgili idarelerce alman kararların geçerli olduğu, bu çerçevede sit alanlarına ilişkin kararların dava konusu planın kararı olmayıp ilgili kurumdan alınan veriler doğrultusunda plan paftalanna aktarıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda mevcut durumun paftaya işlendiği belirtilmektedir.
Bu alan keşif esnasında da gezllmiştir ve zengin doğal yapı keşifte de saptanmıştır. Orman dokusu içinde sürmekte olan bir inşaat da gözlenmiştir. Tarafımıza buranın 2013 yılında l.derece doğal slt alanı statüsünden çıkartılarak buraya sürüdürülebilir kontrollü alan kullanımı getirildiği bilgisi verilmiştir. Bu durumda 1. derece doğal slt alanlarındaki olası yapılaşmayı engelleyen bir plan notu artık bu bölgedeki doğal alanı koruyamamaktadır. Bu plan notu doğal sit alanlarının korunmasını güvence altına alabilmektedir; ancak burada sit statüsünde değişiklik olduğu anda bölgenin yeşil alan ve açık alan sistemi, sürekliliği, bütünlüğü zedelenebilecektir. Burada 1. Madde için yapılan yeşil kuşak tartışması da önem kazanmaktadır. Planın mevcut olan durumu paftaya işlemektense, korunması ve sürdürülmesi istenen yeşil alan ve doğal yapıya İlişkin üst ölçekli stratejik bir karar olarak yeşil kuşak oluşturma kararının burada güvence altına alması gerekir.
Bu noktada uyuşmazlık konusu olan gösterimin 1/100.000 ölçekli plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinden bile algılanması oldukça zor bir alan büyüklüğünde olduğu belirtilmelidir. Aslında böyle bir alan büyüklüğünün değerlendirmeye tabi tutuknası anlamlı bir yaklaşım değildir. Ancak, burada eleştirilen konu bölgenin doğal değerini koruma stratejisinin benimsenmesi gerekirken, mevcutta uydu fotoğrafında görülen bir kaç yapının veya sürmekte olan bir İnşaatın plana İşlenmiş olmasıdır. Burada bir yerleşim değil sadece bazı yapılaşma eğilimleri bulunmaktadır. Bunları denetlemek, engellemek amacıyla stratejik bir karar olarak doğal yapının korunması gerekirken, bu inşaatların dikkate alınıp plana İşlenmiş olması stratejik planın niteliği, amacı, dili, ölçeği ve gösterim tekniğine aykın bir yaklaşım olduğu için bu noktada yapılan gösterim ve plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 4.7 sayılı plan notunda kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar olarak tanımlanmıştır.
Uyuşmazlığa konu alana baktığımızda ise büyük oranda yapılaşmış bir alanın değil de, sadece birkaç yapının bulunduğu bir alanın kentsel yerleşik alan olarak gösterildiği görülmektedir. Oysaki söz konusu alan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olup, alanın yerleşik alana çevrilmesi yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini, bütünlüğünü etkileyebilecek kurgusunu zedeleyebilecek sonuçlara yol açacaktır. Dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir büyüklükte olan ve mevcutta birkaç yapıdan ibaret alanın dava konusu plana kentsel yerleşik alan olarak işlenmesi, planın dili, ölçeği ve tekniğine uygun olmadığı gibi koruma ve geliştirme ilkeleri ile de bağdaşmamaktadır. Dava konusu planın bölgenin doğal değerini koruma stratejisi benimsemesi şehircilik ilkeleri çevre düzeni planı amaç ve yöntemine ve kamu yararına uygun bir yaklaşım olacaktır.
Bu durumda dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-5
Dava dilekçesinde;
Bornova ilçesi, Bornova Mezarlığının ve karayolunun kuzeyinde bulunan ve askeri alana bitişik olan bölgede, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlenen bölgenin, Bakanlık Makamınca 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel yerleşik alan” lekesinin büyütüldüğü söz konusu alanın alt ölçekli imar planlarının hazırlanarak onaylandığı dikkate alındığında, çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde askeri alan ve karayolu bitişiğinde doğal eşiklerle sınırlandırılmış ve topografik durumu nedeniyle yapılaşmaya uygun olmayan söz konusu bölgenin kulanım kararlarının 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda yeniden irdelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bölgenin 1/25.000 ölçekli planda doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan olarak planlandığı iddiasının dayanaktan yoksun olduğu, aynı bölgeye ait 1/25.000 ölçekli plan kararları incelendiğinde bahse konu bölgenin “kentsel yerleşme alanı” olarak düzenlendiği ancak iki plan arasında ölçek farklılıklarından kaynaklanan farklılıkların olduğunun tespit edildiği, dava konusu çevre düzeni planının 7.2 sayılı plan hükmü uyarınca kentsel yerleşme alanlarının kesin sınırlarının ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlenebileceği, davacının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı üzerinden parsel bazında itrazlarda bulunduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davalı idarenin belirttiği gibi davacı belediyenin onadığı 1/25000 ölçekli planda da bölgede kentse) yerleşik alan gösterimi bulunmaktadır. Davaya konu planda yerleşik alan olarak gösterilen yerin büyüklüğünün daha fazla olduğu ve bu nedenle doğal karakteri korunacak alan olarak gösterilen yerin bunun içinde kaldığı yönündeki tartışma ise söz konusu aianın yüzölçümünün bu ölçekte bir plan için son derece küçük olması, bu ölçekteki plandan ölçü alınamayacağı, diğer plana göre farklı bir plan karan olduğunu (örneğin yeni gelişme alanı kararı getirildiğini} gösterir biçimde bir farklılaşma da söz konusu olmadığı İçin anlamlı görülmemiştir. Planda stratejik anlamda bu bölge için yeni bir öngörü söz konusu değildir. Bu alandaki plan gösteriminin şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakıncası saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu çevre düzeni planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı anlaşıldığından dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-6
Dava dilekçesinde;
30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına itirazlarında, Bornova ilçesi, Laka bölgesine ilişkin plan kararlarının, yürürlükteki imar planı kararları ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda, bahsi geçen bölgeye ilişkin kullanım kararlarının yeniden düzenlendiği, “kentsel gelişme alanı” ve “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenen bölgenin bir kısmının “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı” olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında, Laka köyüne ilişkin “kırsal yerleşme alanı” ile bitişiğindeki “ağaçlandırılacak alan” olarak belirlenen alanın “kentsel yerleşik alan” olarak belirlenmek suretiyle büyütülen kısmının halen korunduğu, bu kapsamda konunun yeniden değerlendirilerek, söz konusu bölgede 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda yeniden irdelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bornova ilçesi, Laka Mahallesinin konum itibarıyla kentsel yerleşme alanları ile bütünleşmiş bir konumda olduğu dava konusu plan kararı ile gerek altyapı gerekse üstyapı maliyetlerinin azaltılması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesinin hedeflendiği, söz konusu plan kararında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Temel uyuşmazlık konusu aşağıdaki paftalarda gösterildiği gibi Laka bölgesinin doğusundaki ağaçlandırılacak alan gösteriminin davaya konu planda yerleşik alan kapsamında gösterilmiş olmasıdır.
Bunun dışında bölge açısından her iki planda gösterilen alan büyüklüğü önemli bir fark göstermemektedir. Davaya konu üst ölçekli planda burada stratejik bir karar olarak büyüme ve gelişme karan verildiğini gösterir bir vurgu yoktur. Tek fark yerleşik alan olarak gösterilen yerin bir kısmının ağaçlandırılacak alan sınırını içermiş olmasıdır. Bu ise stratejik bir plan kararı niteliğinde tartışma ve değerlendirmeyi gerektiren bir konu değildir ve bu ölçekte bir strateji planının iptalini gerektirir nitelikte görülmemiştir.
Bununla beraber 10.10.2018 onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde burada yeniden düzenleme yapılmış, ağaçlandırılacak alan gösterimi yapılarak bu uyuşmazlık konusu ortadan kaldırılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde itiraz konusunun düzeltildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır .
İtiraz-7
Dava dilekçesinde;
Bornova ilçesi, Eğridere köyünde, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kırsal yerleşme alanı” “ağaçlandırılacak alan” ve “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenen bölgenin. 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, söz konusu bölgeye ilişkin yürürlükte herhangi bir alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı hususu da dikkate alındığında, “kentsel yerleşik alan” kullanım karannın hangi gerekçe ile getirildiğinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bornova ilçesi, Eğridere Mahallesinin konum itibariyle kentsel yerleşme alanları ile bütünleşmiş konumda olduğu, dava konusu plan kararı ile gerek altyapı gerekse üstyapı maliyetlerinin azaltılmasının, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapıtaşmaların önlenmesinin hedeflenmiş olduğu,söz konusu plan kararında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgedeki kentsel yerleşik alan davacının onadığı 1/25000 ölçekli planda Eğridere Köyü ile bütünleştirilmeden sınırlanmış; davalı İdarenin planında ise Eğridere Köyü ile bütünleşmiş biçimde gösterilmiştir.
Aradaki mesafenin 500 metreden biraz fazla olduğu görülmektedir. Bu konunun stratejik öneme sahip bir konu olmadığını belirtmek gerekir. Üst ölçekli planda kırsal yerleşime bu kadar yaklaşmış bir kentsel dokunun kırsal yerleşme ile de bütünleşebileceği ve kırsal yerleşmenin de kentsel bir karakter alacağı öngörüsü söz konusu olabilir.
Bu ölçekte gösterilen yerleşik alan içinde kalan ağaçlandırılacak alan da alt ölçekli planda korunabilir. Alanın yüzölçümü küçüklüğü ve planın ölçeği nedeniyle, ayrıca bu alanın planda kent için öngörülen üst biçime (makroforma) ve yeşil kuşak kararlarına bir etki etmeyeceği dikkate alındığında, planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu, büyüklüğü ve iki plan arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu çevre düzeni planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı anlaşıldığından bahsi geçen plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-8
Dava dilekçesinde;
Bornova ilçesi, Evka-3 Mahallesinin kuzeyinde, 1.derece doğal sit sınırı dışında kalan bölgede, 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanı” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlenen alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesinin talep edildiği, ancak, dava konusu planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının merkez kentte 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusa bakıldığında, yeni yerleşme alanlarının öngörülemeyeceği, söz konusu bölgede getirilen kentsel gelişme alanı kullanım kararının, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının öngördüğü nüfus değerlerini arttırıcı nitelikte olduğu, bu planın merkez kent için benimsenen planlama ilkeleri ile örtüşmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Evka-3 Mahallesinin konum itibariyle kentsel yerleşme alanları İle bütünleşmiş bir konumda olduğu, dava konusu plan kararı ile gerek altyapı gerekse üstyapı maliyetlerinin azaltılması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesinin hedeflendiği, söz konusu plan kararında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“İlgili plan paftalarında gösterildiği üzere, iki plan arasındaki temel fark davacı İdarenin onadığı planda burada yer alan taşıt yolu bağlantısının sınır kabul edilerek kentsel gelişmenin bu yolun diğer tarafına da geçmesinin önlenmesi ve o kısımdaki orman alanlarının korunması öngörülürken, davaya konu planda bu stratejinin benimsenmemiş olmasıdır. Bu nedenle davaya konu planda orman alanlarının da konut gelişme alanına açılması söz konusu olmuştur. Davacı idarenin onadığı plandaki stratejinin devam ettirilmesi koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından doğru olacaktır. Daha önce belirtildiği üzere 1/100.000 ölçekli bir planın mevcut yapılaşma eğilimlerini plan paftasına işlemek yerine, bölgeye İlişkin temel stratejiyi belirlemesi gerekir. Burada stratejik bir yaklaşım getirmeden mevcut yapılaşma eğilimlerini kabul ederek orman bütünlüğünün zedelenmesi, gelişme alanının buradaki doğal sit alanına doğru genişletilmesi koruma-kullanma dengelerini gözeten doğru tür strateji değildir. Bu nedenle davaya konu planın bu kısmında şehircilik İlkeleri ve planlama esasları açısından sakınca tespit edilmiştir
Bununla beraber, 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda her iki gelişme alanı da kaldırılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde davacının talebi doğrultusunda her iki gelişme alanın kaldırılarak itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-9
Dava dilekçesinde;
Bornova ilçesi, Üniversite Caddesi (Ağaçlı Yol) üzerinde Karayolları-DSİ-Tarım İl Müdürlüklerinin bulunduğu bölgede, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenmiş alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin bu plana itiraz olarak bildirildiği,16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında yaklaşık 60 hektar büyüklüğünde öngörülmüş olan bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan plan kararının, İzmir kentinin bütününe hizmet vermek üzere tasarlandığı, söz konusu alanın, büyüklük açısından şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kamu yararı ve bölge ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak, büyük ölçekli kent parkları ve rekreasyon alanları niteliğinde belirlenmiş olduğu, yer seçimi açısından da kent ve bölge ölçeğinde erişebilirlik olanaklarına sahip olduğu, bu nedenlerle, söz konusu bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararının 1. askı itiraz sürecinde anılan kurullardan gelen itirazlar doğrultusunda içerisinde idari tesis alanlanının da yer alabildiği “kentsel yerleşik aian” olarak düzenlendiği, dava konusu planın 8.1.1.3 uygulama hükmü doğrultusunda kentsel yerleşik alanlar içerisinde kentsel yeşil alanların planlanmasında sakınca görülmemekle birlikte üzerinde idari tesislerin bulunduğu ve mülkiyeti farklı kamu kurumlarına ait alanların yeşil alan olarak düzenlenmesi, planlama ilke ve esasları açısından doğru bir yaklaşım olmadığı, bu çerçevede davacının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarından ziyade kendi uhdesinde bulunan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarını gözden geçirmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu bölge parkının tik maddedeki gibi bir yeşil kuşak oluşturma fonksiyonu bulunmamaktadır. Ancak kentin üst biçimine etki eden ve sınırlayan bir işlevi olmasa da, konumu itibariyle kent için stratejik önemi olan bir bölgesel park olduğunu belirtmek gerekir. Kentin oldukça yoğun olan bu bölgesinde, kentteki dolu-boş dengesini, yapılı çevre-doğal çevre dengesini kurmayı sağlayabilecek, kentteki hava kalitesinin İyileştirilmesine etki edebilecek, büyük yeşil alanların ve parklann kent mekanında adil dağılımını sağlayabilecek, kentsel yaşam kaliteslnr arttırabilecek bir konumda ve büyüklüktedir. Bu nedenle buradaki bölge parkının daha önce onaylanmış olan alt ölçekli plandaki karar benimsenerek korunması ve Üst ölçekli plana da stratejik önemde bir kentsel yeşil alan olarak İşlenmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu alan küçük bir oyun parkı veya mahalle ölçeğinde bir park olmayıp, kentsel-bölgesel park niteliğinde ve büyüklüğünde olduğu için üst ölçekli stratejilerin verildiği davaya konu planda gösterilmesi gerekir.
Nitekim davaya konu 1/100,000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ilk onandığı 23.06.2014 tarihli planda bu bölge parkı planlanmış ve gösterilmiştir. Bundan sonraki onay aşamasında kaldırıldığı gibi, bu davanın konusu otan 16.11.2015 onay tarihli planda da, en son onaylı plan olan 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde de bu bölge parkı gösterilmemiştir.
Davalı idare “kentsel yerleşik alanlar” içinde yeşil alanların da planlanabileceğini ve dolayısıyla davaya konu planda burada bölge parkı gösterilmemiş olmasının alt ölçekli planlarda burada bölge parkı planlanmasına engel teşkil etmeyeceğini belirtmektedir. Ancak burada bölge parkı gösterimi olmaması nedeniyle, burada alt ölçekli planlarda konut, işyeri, ticaret, sanayi gibi yapılı çevre alanlarınının oluşturulmasına da engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla stratejik önemde bir karar olarak üst ölçekli davaya konu planda bu bölge parkını kentin bu noktasında nefes alınabilecek bir açık alan olarak sürdürmek önemliyse (ki önemli olduğu yukarıda vurgulandı), o zaman burada bölge parkı gösterimi ile bunu güvence altına almak gerekirdi. Bunun yanısıra, davaya konu planın gösterim (lejand) listesi içinde “bölge parkı” diye bir arazi kullanım maddesi de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu alan bölge parkı olarak planlanacaksa bunu bu ölçekte yapmanın araçları da zaten hazırlanmıştır. Gösterim maddeleri içinde bölge parkı maddesi varken, bu alanda bu gösterimin kullanılmamış olması buranın bölge parkı olarak planlanmadığını ve alt ölçeklerde de bunun sağlanamama olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle bu noktadaki bölge parkının üst ölçekli davaya konu plana stratejik önemde bir karar olarak işlenmesi gerektiği kanısındayız. Bunun işlenmemiş olmasının davaya konu planın önemli bir eksikliği olduğu, ilk onaylı planda işlenip daha sonra askı süreci ve sonrasındaki onay aşamalarında plandan kaldırılmış olmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru olmadığı görüşündeyiz.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Uyuşmazlık konusu alan, 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanı” olarak belirlenmiş iken, 30/12/2014 tarihli Çevre Düzeni planı ile bu kullanımın kaldırılarak, bölgenin yerleşik alan olarak belirlendiği, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettiği anlaşılmaktadır.
Davalı idare tarafından, bölgede ilgili kamu kurumlarının talebi doğrultusunda söz konusu değişikliğin yapıldığı savunulmakta ise de, bu kullanım kararının değiştirilme amacına ya da bu bölgede artık bu yönde bir ihtiyacın bulunmadığına ilişkin herhangi bir gerekçe ya da tespitin ortaya konulamadığı görülmektedir.
Nitekim, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, 60 hektar büyüklüğündeki söz konusu bölge parkı niteliğindeki alanın, üst ölçekteki çevre düzeni planının çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir kullanım olduğu kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, çevre düzeni planı kapsamında, kamu kurumlarının yer seçimi ihtiyacının karşılanması için bir alanın ayrılmasının gerekmesi durumunda, 60 hektar büyüklüğündeki söz konusu bölgenin, bu talep doğrultusunda, dava konusu Çevre Düzeni Planında “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kurumu alanı” olarak planlanması mümkün olup, dava konusu planın lejantında da anılan gösterime yer verilmiştir.
Bu itibarla, dava konusu Çevre Düzeni Planı ile önceki planda belirlenen “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan fonksiyonunun kaldırılmasına yönelik değişikliğin yapılma amacı ile bu bölgede bu yönde bir strateji değişikliğinin gerekçeleri ortaya konulmaksızın, kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılan plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
İtiraz-10
Dava dilekçesinde;
Bornova ilçesi, Işıkkent Mahallesi, Hurdacılar Sitesinin batısında kalan alanda, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanı” “kentsel yerleşik alan” arasında kalan ve “ağaçlandırılacak alan” olarak belirlenmiş bölgenin. 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “lojistik merkez alanları” kullanımına ayrıldığı tespit edildiğinden, bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Böyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği bu plana itirazlar arasında bildirildiği, ancak 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, yürürlükteki imar planları doğrultusunda küçük sanayi alanlarının yoğunlaştığı söz konusu bölgede, halihazırda ulaşım sorunları yaşandığı, “lojistik merkez alanı” kullanım kararının da trafik yoğunluğunu arttırıcı nitelikte olması nedeniyle yer seçiminin uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bornova ilçesi, Işıkkent Mahallesi, Hurdacılar Sitesinin batısındaki bölgenin “lojistik merkez alanı” olarak düzenlendiği, ancak dava konusu planın 7.2 genel hükmü doğrultusunda lojistik merkez alanının kesin sınırlarının ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlenebileceği, bu alanda trafik ve yol düzenlemelerine ilişkin iş ve işlemleri düzenleme yetkisinin davacı idareye ait olduğu, bu çerçevede davacı tarafından makro ölçekteki çevre düzeni planında karar üretilmemesini talep etmenin doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmediği, bununla birlikte söz konusu alanın gerek demiryolu güzergahına gerekse çevre yoluna yakınlığı dikkate alındığında lojistik merkez alanı olarak planlanmasında planlama ilke ve esasları açısından sakınca bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Lojistik merkez kararı stratejik önemde ve üst ölçekli plan düzeyinde kent ve bölge için belirlenmesi gereken bir plan kararıdır. Bu nedenle davacının onadığı alt ölçekli planda olmasa bile üst ölçekli davaya konu planda yeni lojistik alan kararları getirilmesinin sakıncalı olmadığı, bu ölçeğin konusuna ve amacına uygun olduğu kanısındayız.
Lojistik alan kararının bu bölgede olmasının ise hem olumlu hem olumsuz yanları olduğunu belirtmek gerekir. Lojistik alan netasyonu, sanayi alanlarının ve otoyolun olduğu bir bölgededir ve bu durum olumludur. Demiryoluna da erişim olduğu belirtilmişse de demiryoluna uzak olduğu keşif esnasında gözlenmiştir. Keştf esnasında ayrıca burada doğal yapının zengin olduğu gözlenmiştir.
Bu saptamalara rağmen, söz konusu plan karannın bir “notasyon” olduğunu unutmamak gerekir. Lojistik alanın yeri, büyüklüğü ve sınırları kesin biçimde belirtilmemiş, bu bölgeye “l” harfi ile notasyon konmuştur. Bu yaklaşım da üst ölçekli bu planın ölçeği açısından sakınca barındırmamaktadır. Şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bu bölgede lojistik alan öngörüsünün olabileceği görülmekte olup, ait ölçekli planlarda tam konumunun ve büyüklüğünün doğal alanlara zarar vermeyecek, otoyol, demiryolu ve sanayi alanlarıyla bağlantısı sağlanacak biçimde planlanması olanaklıdır. Bu nedenle planın iptalini gerektirir bir plan kararı olmadığı görüşündeyiz.
Bununla beraber, 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda lojistik alan da kaldırılmıştır. Kaldırılmış olması da şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakınca barındırmamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde davacının talebi doğrultusunda lojistik alanın kaldırıldığı ve itiraz konusunun giderildiği anlaşıldığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-11
Dava dilekçesinde;
Bayraklı ilçesi, Atatürk Ormanı bitişiğindeki bölgede, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında l. derece doğal sit alanı içinde “ağaçlandırılacak alan” olarak belirlenmiş olan alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “günübirlik turizm alanı” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, bahsi geçen bölgenin 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin anılan plana itirazlar arasında belirtildiği, ancak 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanı” ve 1. derece doğal sit alanında bulunan bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında günübirlik alan olarak belirlenmesinin 6831 sayılı Orman Kanununa uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararının alt ölçekli plan kararları dikkate alınarak çevre düzeni planına aktarıldığı, çevre düzeni planının 8.11.3 sayılı, “Orman sınırlan konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlannın yapımı sırasında, orman kadastro sınırlan esas alınacak olup ilgili kurum görüşünün alınması şarttır.” şeklindeki plan hükmü uyarınca orman sınırlarında kadastral verilerin esas olduğu ve ilgili kurumdan görüş alınması gerektiği, bununla birlikte söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli planda günübirlik alan ve orman alanı olarak düzenlendiği, dava konusu planda ölçek gereği alt ölçekli plan kararları dikkate alınarak günübirlik tesis alanı olarak düzenleme yapıldığı 8.11.3 ve 7.2 plan hükümleri doğrultusunda bu alanın sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceğinden ve ilgili kurumun görüşü esas olduğundan davacının iddialarının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Orman alanının plan araştırma raporu verileri doğrultusunda doğru biçimde plana işlenmesi gerekir; bu şekilde bir altlık tarafımıza verilmemiştir; ancak 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı İdarenin talebi doğrultusunda orman alanı sınırı düzeltilmiş ve günübirlik alan sınırı davacı idarenin onadığı plandaki haliyle plana işlenmiştir. Davaya konu planın bu kısmı orman alanında turizm önerilmesi nedeniyle sakıncalı olup, en son (10.10.2018 onay tarihli) plandaki düzeltme sonucunda uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde davacının talebi doğrultusunda düzeltme yapıldığı ve itiraz konusunun giderildiği anlaşıldığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-12
Dava dilekçesinde;
Buca ilçesinde otoyolun güneyinde kalan bölgede, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “ağaçlandırılacak alan” olarak belirlenen alanın 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzen Planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, söz konusu plana yöneltilen itirazlar kapsamında bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesinin talep edildiği, ancak 16.11.2015 tarihinde onaylanan bu planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, söz konusu alanın otoyol ve orman alanı arasında kalması nedeniyle ağaçlandırılacak alan olarak düzenlenmesinin daha uygun olacağı, ayrıca otoyol kenarında bulunduğundan ulaşım bağlantısının oluşturulmasının güç olduğu göz önüne alınarak, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda ağaçlandırılacak alan olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 4.41 sayılı, “Bölge Parkı/Büyük Kentsel Yeşil Alanlar: Kentte yaşayanların spor, dinlenme, gezinti ve eğlenme ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kentsel aktif ve pasif yeşil alanlardır.” plan hükmündeki tanımı çerçevesinde bu alanların aktif ve pasif yeşil alanlar alarak değerlendirilebileceği ve pasif yeşil alan olarak ağaçlandırma yapılabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Her iki planda da uyuşmazlık konusu kullanım yeşil alana ayrılmıştır.
Davacının onadığı planda ağaçlandırılacak alan, davaya konu davalı İdarenin planında ise bölge parkıdır. Söz konusu alanın bir planda doğal çevre ve açık alan sistemi içinde planlanmış olup, bir diğer planda yapılı çevre olarak planlanmış olması bir uyumsuzluk teşkil edebilirdi ve bu kapsamda bir irdeleme de hangi kullanımın planlama ilkeleri açısından daha doğru olduğu yönünde bir değerlendirme gerekebilirdi. Ancak her iki planda da yeşil ve açık alan sistemi içinde, doğal çevre öğesi olarak planlanmış olması, planlar arasında bir tutarsızlık olarak değerlendirilmemiş olup, davaya konu planda bu alana bölge parkı kullanımı getirilmiş olması şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmamıştır. Ulaşım ve erişilebilirliğe ilişkin konular da alt ölçekli planların ayrıntı düzeyi içinde çözülebilir veya erişim talebi daha sınırlı olan başka bir yeşil alan kullanımı ile alt ölçekli planda kurgulanabilir.
Bununla beraber, 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda ağaçlandırılacak alan kullanımı olarak düzeltine yapılmış olup, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde davacının talebi doğrultusunda düzeltme yapıldığı ve itiraz konusunun giderildiği anlaşıldığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-13
Dava dilekçesinde;
Buca ilçesi, Kaynaklar Merkez yerleşiminin Tahtalı Baraj Havzasında kaldığı. Kaynaklar Merkez yerleşme alanının, mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanan Tahtalı Baraj Havzası 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer almayan ve bu plana aykırı şekilde Kaynaklar Belediyesince onaylanan alt ölçekli imar planları doğrultusunda, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında büyütüldüğü, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına itirazlarında da belirttikleri üzere, bahsi geçen düzenlemenin gerek Tahtalı Baraj Havzası 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve bu plan kararlarının aktarıldığı 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Plarına; gerekse İZSU Genel Müdürlüğü Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin 3. maddesnin 3/b fıkrasında belirtilen, “Yerleşik alan sınırları İZSU’nun görüşü alınarak belirlenir. Koruma alanlarında yerleşik alan sınırları gelişme alanı bırakılmaksııın tespit edilir. Bu sınırlar değiştirilemez ve yeni yerleşim alanları teşkil edilemez.” hükmüne aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bu itirazında plan ölçeğini dikkate almaksızın iddialarda bulunduğu, Kaynaklar Mahallesi yerleşim alanının büyütülmesi gibi bir durum söz konusu olmadığı, bu bölgede 1/25.000 ölçekli plan kararları dikkate alınarak kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı düzenlemesi yapıldığı, bu alanların kesin sınırlarının 7.2 sayılı plan hükmü çerçevesinde alt ölçekli planlarda belirlendiği, bu kapsamda davacının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ile dava konusu plan arasında parsel bazında uyumluluk aramasının, planlama ilkelerine ve üst ölçekli plenlama mantığına aykırı bir durum olduğu, bununla birlikte dava konusu planının 7.39 sayılı hükmünde İZSU Su Havzaları Yönetmeliğinin geçerli olduğunun belirtildiği, davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“İki plan incelendiğinde yerleşme için ayrılan alanın benzer büyüklükte olduğu görülmektedir. Farklar iki farklı ölçek arasında beklenebilecek düzeydedir. Onay tarihi görece yeni olan davaya konu planda yerleşik alan olarak gösterilen kısmın daha fazla olması da bir stratejik karar veya farka işaret eden bir durum değildir. Şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakınca saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu ve büyüklüğü iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı dikkate alındığında bahsi geçen plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-14
Dava dilekçesinde;
Buca ilçesi, Kaynaklar, Hal Karşısı mevkiinde, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan, kentsel gelişme alanı, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, orman alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı” olarak belirlenen alanın 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan, kentsel gelişme alanı ve orman alanı” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, anılan plana itirazlar kapsamında bahsi geçen bölgenin 1/25.000 ölçekli plan doğrultusunda düzenlenmesinin talep edildiği ancak 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmamıdığı, söz konusu bölgeye İlişkin idarelerince onaylanan ilgili kurum ve kuruluş görüşleri alınarak hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının örtüştüğü, bu nedenlerle dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ilave açılan kentsel gelişme alanlarına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 8.1.1.3 uygulama hükmü kapsamında kentsel yerleşme alanları içerisinde aktif ve pasif yeşil alanlar (ağaçlandırılacak alanlar da dahil olmak üzere), konut dışı kentsel çalışma alanlarının yer alabileceği, her iki plan arasında herhangi bir uyumsuzluk olmadığı, davacının bu itirazının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında alandaki doğal değer görülmüştür. Buradaki çam ormanları korunması ve sürdürülmesi gereken bir doğal varlıktır. Bununla beraber keşif esnasında konut gelişimleri de gözlenmiştir. Ancak burada başlıca stratejinin doğayı koruyan bir planlama stratejisi olması gerekir.
Davacı İdarenin kendi onadığı çevre düzeni planındaki gibi bu bölgede düzenleme yapılması talebi açısından ise konuda davaya konu planın iptalini veya düzeltilmesini gerektirecek bir dunım saptanmamıştır. Yukarıda gösterildiği üzere iki plan arasındaki alansal farklılıklar bu ölçekte değerlendirilmek için çok küçüktür. Her iki planda da burada sınırlı büyüklükte bir gelişme alanıyla beraber bu dokuyla içiçe orman alanı ve ağaçlandırılacak alan öngörüsü bulunmaktadır. Alansal ve konumsal farklılıklar bu ölçekte alanın küçüklüğü nedeniyle stratejik bir fark yaratmamaktadır. Bu nedenle davaya konu planın iptalini gerektiren bir durum olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alana getirilen kullanım kararlarının benzerlik gösterdiği, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere alanın konumu ve büyüklüğü iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında ileri sürülen kullanım kararlarının dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı anlaşıldığından bahsi geçen plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-15
Dava dilekçesinde;
Balçova ilçesi sınırları içerisinde, Balçova Kaplıcalarının bulunduğu bölgede, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi turizm merkezi” sınırı içinde “turizm tesis alanı” olarak belirlenen alanın, güneyindeki orman alanına doğru büyütüldüğü, söz konusu alanın her ne kadar mahkeme kararı ile iptal edilmiş ise de Balçova Kaplıcaları Kesimine ilişkin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu kapsamında düzenlenmesi gerektiği anılan plana itirazlar kapsamında bildirildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, söz konusu alanın Balçova Kaplıcaları Kesimine ilişkin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu ile belirlenen “TTA (Turizm Tesis Alanı)” sınırına göre yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Balçova ilçesi, TM sınırları içerisinde turizm tesis alanlarının güneydeki orman alanlarına doğru büyütüldüğü ve bu durumun tutarsızlık içerdiğinin iddia edildiği, dava konusu planda İnciraltı Turizm Merkezi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlan doğrultusunda turizm tesis alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, bununla birlikte bu alanın alt ölçekli planlama yönünden davacı idarenin yetkisinde bulunan bir alan olmayıp davacının bu alana ilişkin iddialarının yetki aşımı olarak değerlendirildiği, bununla birlikte Bakanlar Kurulunca turizmin geliştirilmesi amacıyla ilan edilen İnciraltı Turizm Merkezi içerisinde turizme yönelik planlama kararları üretilmesinde herhangi bir hukuksuzluk bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin onadığı plan ile davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bu bölgeye ilişkin arazi kullanım kararı aynıdır.
Burada turizm gelişim bölgesi, turizm tesis alanı ve orman alanı bulunmaktadır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planın ilk onanmış olan şeklinde (23.06.2014 onay tarihli plan) turizm tesis alanı biraz daha kuzeyde biterken, 16.11.2015 onay tarihli planda bu kullanımın orman alanına doğru büyütülmüş olduğu gözlenmiştir. Bu değişikliğin gerekçesi gerçekten anlaşılmamaktadır. Öte yandan bu fark bu ölçek için son derece küçük olup, planın iptalini gerektirecek bir yeni stratejik karara işaret etmediği için planın iptalini gerektirecek bir konu olarak değerlendirilmemiştir. Burada doğal sit alanı gösterimi de yapılmış; hatta alt ölçekli planda turizme ayrılan alanın bir kısmı (Dalyan’ı içine alan kısmı) davaya konu üst ölçekli planda bölge parkı olarak planlanmıştır. Bu nedenle planın bu kısmında doğal çevreye görece daha az duyarlı bir yaklaşım da söz konusu değildir. Bu bölge açısından planda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık tespit edilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alana getirilen kullanım kararlarının benzerlik gösterdiği, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere alanın konumu ve büyüklüğü iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında ileri sürülen kullanım kararlının dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, öte yandan doğal sit alanı gösterimi de yapıldığı ve alt ölçekli planda turizme ayrılan alanın bir kısmının davaya konu üst ölçekli planda bölge parkı olarak planlandığı bu nedenle planda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-16
Dava dilekçesinde;
Balçova ilçesi, Uzundere Toplu konut Alanının doğusunda bulunan bölgede, 30.12.2014 tarihinde onaylananİzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı lekesinin orman alanına kadar büyütüldüğü tespit edildiğinden, söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin anılan plana itirazlar kapsamında belirtildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planında ilgili kurul kararı doğrultusunda “l.derece arkeolojik sit alanı'” olarak belirlendiği, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 20.09.2013 tarihli, 1537 sayılı kararı ile l.derece arkeolojik sit sınırı küçültülmek suretiyle yeniden tescil edildiği, ancak, söz konusu bölgenin, Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Kuşağı içinde kaldığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planında kentin bu yönde gelişmesinin öngörülmediği, ayrıca planın nüfus kabulleri ile temel ilke ve stratejileri dikkate alındığında, yeşil kuşak koruma alanları ile bütünleşik konumlanan söz konusu bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlenmesinin uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu iddialarının dayanaktan yoksun olduğu, şöyle ki kentsel gelişme alanı olarak düzenlenen alanın büyük kısmının 1/25.000 ölçekli plan kararlarına göre “kentsel yerleşik alan” olarak düzenlendiği, ancak plan ölçeği itibariyle her iki planın parsel hassasiyetinde uyumlu olması söz konusu olmayıp planın 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda bu alanlarda kesin sınırların ilgili kurumlardan ve 7.39 sayılı genel hükmü çerçevesinde İZSU Genel Müdürlüğünden alınacak görüşler doğrultusunda belirlenebileceği, bu itibarla İZ5U tarafından bu alanda yapılaşmaya izin verilmemesi durumunda zaten herhangi bir planlama çalışması yapılmasının söz konusu olmayacağı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin onadığı 1/25.000 ölçekli planda söz konusu yolun uyuşmazlık konusu tarafı kentsel yerleşik alan olarak gösterilmiş; davaya konu planda aynı alan kentsel gelişme alanı olarak gösterilmiştir. Bu farklılık önemli bir stratejik karar farklılığı değildir, çünkü iki durumda da alan yapılı çevre olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca davacı idarenin planında burada arkeolojik alan alansal biçimde gösterilmiş; davaya konu planda A notasyonu ile gösterilmiştir, üst ölçekli (1/100.000 ölçekli) planda notasyon kullanılıp alansal gösterim yapılmaması alınılmış bir durumdur ve ölçeğin gereğidir. Bu açıdan da sorun bulunmamaktadır.
Ancak üst ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak ayrılan kısım arkeolojik alan sınırlarının içine girmiştir. Arkeolojik alanın notasyon gösterimi her ne kadar kabul edilebilir olsa da, bu alana yaklaşma açısından daha duyarlı bir plan yaklaşımı gerekmektedir. Bu nedenle kentsel gelişme alanının arkeolojik alana doğru büyütülmesi karan ve bunun sonucunda da arkeolojik alan içinde yer alması sorunlu bir plan yaklaşımıdır ve düzeltilmesi gerekir.
10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı İdarenin talebi doğrultusunda arkeolojik alan gösterilmiş ve kentsel gelişme alanı küçültülmüştür; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-17
Dava dilekçesinde;
Gaziemir ilçe merkezinin batısında kısmen doğal mania sınırında kalan bölgede, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlenen yaklaşık 210 hektar büyüklüğündeki alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği tespit edildiğinden, söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin anılan plana itirazlar kapsamında bildirildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da söz konusu bölgeye ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” olarak belirlenen söz konusu bölgenin, orman alanları ile kentsel kullanımlar arasında yerleşmenin büyümesini engelleyici yeşil kuşak alan niteliği taşıdığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile söz konusu bölgede kentsel gelişme alanlarının doğal eşiklere kadar büyütülmesi, hem bölgenin doğal niteliğinin ortadan kaldırılmasına hem de nüfus ile yapı yoğunluğunun beraberinde artmasına neden olacağı, oysa ki, İzmlr-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının merkez kentte 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusa bakıldığında merkez kentte yeni yerleşme alanlarının öngörülemeyeceği, söz konusu bölgede bu plan ile getirilen kentsel gelişme alan kullanım kararının, bu planın merkez kent için benimsenen planlama ilkeleri ile örtüşmediği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının öngördüğü nüfus değerlerini arttırıcı nitelikte olduğu, ayrıca süz konusu bölgenin doğal mania sınırları içinde kaldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Gaziemir ilçesinin İzmir kent merkezinin güney aksında saçaklanan bir ilçe olduğu, ilçenin kuzeyinde serbest bölge, güneyinde Adnan Menderes Havalimanı, doğusunda askeri alanlar, batısında ise orman alanları ile çevrili ve gelişme akslarının çok kısıtlı bir konumda olduğu, söz konusu plan kararının 1. askı itirazları sırasında Gaziemir Belediye Başkanlığı tarafından talep edildiği ve ilçenin tek gelişme aksının kentin batısındaki eğimli alanlar olması nedeniyle bu alanda “kentsel gelişme alanı” amaçlı düzenleme yapıldığı, bununla birlikte bu alanın mania sınırları içerisinde olmasının gelişme alanı olarak düzenlenemeyeceği anlamına gelmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin belirttiği gibi kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alan davacının onadığı planda ayrılan alana göre davaya konu üst ölçekli planda daha büyüktür.
Üst ölçekli ve daha güncel olan bir planlama çalışmasında burada daha fazla bir alan ayrılması söz konusu olabilir; Bilirkişi Kurulumuz iki plan arasında birebir uyum olması gerekmediği ve üst ölçekli planın alt ölçekli daha önce onaylanmış bir planın tüm öngörülerini birebir kabul etmek zorunda olmadığı görüşündedir. Ancak söz konusu kentsel gelişme alanının Gaziemir yerleşiminin mevcut yerleşik alanı ile kıyaslandığında bile aşırı bir büyüklük olduğunu belirtmek gerekir. Buraya keşif esnasında da gldiğildiğinde doğal yapının niteliği gözlenmiş ve korunması gereken bir alan olduğu belirlenmiş olup, koruma-kullanma dengesi iyi kurularak sınırlı bir gelişme alanı öngörülüp doğal ve yeşil alanın sürdürülmesi burada doğru bir planlama yaklaşımı olacaktır. Dolayısıyla, davaya konu planda öngörülen kentsel gelişme alanı mevcut yerleşik alanın büyüklüğüyle kıyaslandığında ve buradaki doğal yapı dikkate alındığında aşın bir büyüklük olarak değerlendirilmektedir; davacı iddiası doğrultusunda burada kentsel gelişme alanının küçültülmesi doğru bir planlama yaklaşımı olacaktır.
10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı İdarenin talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı küçültülmüştür; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-18
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi Samurlu Köyünde Yeşilkent olarak bilinen bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, ancak, söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ve daha önce yürürlükte bulunan mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, İl Tarım Müdürlüğünün 04.07.2007 tarihli, 5496-19224 sayılı yazısı ve süreç içerisinde alınan İdare Mahkemesi ve Danıştay kararları sonucu tarım alanı olarak belirlendiği, bu doğrultuda mevcutta zeytinlik alanların bulunduğu söz konusu bölgenin İl Tarım Müdürlüğü görüşü, yargı kararları ve yürürlükteki mevzuata aykırı olarak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlendiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Aliağa ilçesinin, yalnızca İzmir için değil ülkemiz için önemli sanayi odaklarından biri olduğu, bu bölgede sanayi faaliyetlerine bağlı nüfus artışı sonucunda planlı gelişmenin sağlanması ve kaçak yapılaşmanın önlenmesinin elzem bir durum olduğu, dava konusu plan kararı ile gerek altyapı gerekse üstyapı maliyetlerinin azaltılmasının, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanmasının ve kaçak yapılaşmaların önlenmesinin hedeflendiği, söz konusu plan kararında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı, bununla birlikte planlama sınırları içerisindeki her plan kararının, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin verdiği yetkiye dayanarak düzenlendiği, idarelerince çevre düzeni planı kararları üretilirken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığından izin almasını gerektirecek herhangi bir hukuki dayanak bulunmadığı, davacının bölgede kendisinden görüş alınmadan çevre düzeni planı yapılamayacağına yönelik iddialarının 644 sayılı KHK ile düzenlenmiş yetkilerin gasp edilmesi çabası olarak görüldüğü belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacının onadığı 1/25.000 ölçekli planda tarım alanı olarak ayrılan yer davaya konu 1/100.000 ölçekli planda kentsel gelişme alanı olarak belirlenmiştir. Burada İl Tarım Müdürlüğünün görüşü olduğu dikkate alındığında tarımsal niteliği olan alanın korunması önem kazanmaktadır. Keşif esnasında da burada zeytinliklerden oluşan nitelikli bir tarımsal ürün yapısı gözlenmiştir. Bu değere rağmen kaçak yapılaşmayı engellemek amacıyla ve mevcut yerleşik alana yakın olduğu için altyapı maliyetlerinin düşük olduğu gerekçesiyle zeytinlik alanın kentsel gelişmeye açılması yönünde dava konusu plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur.
10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde davacı idarenin talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı buradan kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ve yukarıda saptanan aykırılık ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-19
Dava dilekçesinde:
Aliağa ilçesi, Helvacı Mahallesinde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarımsal sanayi alanı ve tarım alanı olarak belirlenen bölgenin, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi alanı ve kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, ancak söz konusu alanın mevcut durumda planlı ve büyük oranda yapılaşmış kısmının 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarımsal sanayi alanı, geri kalan kısmının ise İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda tarım alanı olarak belirlendiği, ayrıca Aliağa İlçesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu, İl Tarım Müdürlüğü görüşü ve bölgedeki ihtiyaçlar göz önüne alındığında söz konusu alandaki sanayi alanı ve kentsel gelişme alanı belirlenmesine yönelik getirilen kararların uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bu itirazından çevre düzeni planı gösterim tekniğine hakim olmadığının anlaşıldığı, dava konusu plan gösteriminde “tarımsal sanayi” amaçlı bir kullanım türü bulunmadığı, Helvacı Mahallesinde 1/25.000 ölçekli plan kararları da dikkate alınarak mevcut sanayi alanları ve bunlarla bütünleşecek şekilde yeni sanayi alanları düzenlendiği, bununla birlikte bu alanlara hizmet edecek nitelikte ihtiyacın gerektirdiği ölçüde kentsel gelişme alanı düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgenin her iki planda da sanayi kullanımlanna, ayrıca kentsel gelişme alanlarına ayrıldığı görülmektedir. Davacının onayladığı 1/25.000 ölçekli planda sanayinin türü tarımsal sanayi olarak belirlenmiştir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda sanayi genel ifade ile belirlenmiştir; ancak zaten bu planda tarımsal sanayi gibi bir baslık bulunmadığı için, sanayi genel kullanımı altında tarımsal sanayinin geliştirilmesine engel bulunmamaktadır.
Alan büyüklüğü olarak ise davaya konu çevre düzeni planında sanayi alanının büyüklüğü oldukça arttırılmıştır. Aslında planın ilk onandığı 23.06.2014 tarihli planda çok daha sınırlı bir alan sanayi olarak gösterilmiş; 1/25000 ölçekli davacı idare planıyla örtüşen bir bölge sanayi olarak planlanmıştır. Ancak davaya konu planda sanayi alanı iki katın üzerinde büyütülerek değişiklik yapılmıştır. Bu yaklaşım buradaki tarımsal alanların büyük ölçüde sanayi kullanımına açılması anlamına gelmektedir. Kesif esnasında bölgede hem tarımsal alanlar hem de sanayi üretim yapıları gözlenmiştir. Mevcut eğilimi zaten öneri sanayi alanları olarak planladıktan sonra bunun kat kat üzerinde yeni sanayi alanlarının planlanmasının gerekçesi görülmemektedir. Bu durum tarımsal alanların yok olmasına yol açacağı için bölgede koruma-kullanma dengesi açısından da sorun yaratacaktır Bu nedenle bu derece aşırı bir sanayi vurgusu şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda sanayi alanı ile buradaki kentsel gelişme alanı kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ve yukarıda saptanan aykırılık ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-20
Dava dilekçesinde;
Aliağa İlçesi, Çakmaklı Köyünde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ağaçlandırılacak alan ve 3. derece doğal sit alanında bulunan alanın, dava konusu planda termik santral alanı ve liman alanı olarak düzenlendiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen termik santral alanı ve liman alanı kararlarının, söz konusu bölgenin çevresindeki kırsal ve kentsel yerleşme alanlarına yakınlığı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereği 3. derece doğal sit alanı olarak tescilli olması nedeniyle planlanan liman gerisi hizmet alanının, doğal doku ve arazi yapısını bütünüyle değiştireceği ve olası çevresel etkileri göz önüne alındığında bölge için uygun bir plan kararı olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu kullanım kararı bölgenin enerji üssü haline getirilme stratejilerinin parçası olarak değerlendirildiği, bu alanda kesin sınırların belirlenmesine ilişkin iş ve işlemlerin ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda ilgili idaresince yürütülebildiği, bununla birlikte planlama sınırları içerisindeki her plan kararının, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin verdiği yetkiye dayanarak düzenlendiği ve idarelerince çevre düzeni planı kararları üretilirken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığından izin almasını gerektirecek herhangi bir hukuki dayanak bulunmadığı, davacının bölgede kendisinden görüş alınmadan çevre düzeni planı yapılamayacağına yönelik iddialarının 644 sayılı KHK ile düzenlenmiş yetkilerin gasp edilmesi çabası olarak görüldüğü belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin planı da incelendiğinde burada liman alanı görülmektedir. Liman arkasında 3. derece doğal sit alanı ve ağaçlandırılacak alan da gösterilmiştir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda da bu bölgede liman alanı gösterilmiş, doğal sit alanı ilgili notasyon ile gösterilmiş; ağaçlandırılacak alan ise planlanmamıştır. Ayrıca burada termik santral alanı planlanmıştır.
Burada stratejik önemde tartışılması gereken konu termik santral kararıdır. Davalı idare bu bölgede zaten bu konuda bir yoğunlaşma olduğu ve bu bölgenin genel olarak bir sanayi bölgesi olduğu için termik santral alanına ihtiyacın buradan karşılanmasının anlamlı olacağını belirtmiştir. Öte yandan bu bölgede termik santral alanına gereksinim olduğu yönünde veya bu kararın bu bölgenin ekonomisi için üst ölçekli bir strateji olması gerektiği yönünde bilimsel bir araştırma ve stratejik karar bulunmamaktadır. Bu noktada termik santral kararının gelişigüzel biçimde, bu bölgede bu tür kullanımların bulunması nedeniyle verildiği izlenimi doğmaktadır.
Oysa bu alanın doğal özellikleri nedeniyle korunması gereken bir alan olduğu keşif esnasında gözlenmiştir. Bu bölgedeki termik santral karanna Foça Belediyesi tarafından da doğal yapının korunması gerektiği gerekçesiyle dava açıldığı; ayrıca TEMA Vakfı tarafından da doğal niteliği nedeniyle korunması gerektiği belirtilerek dava açıldığı keşif esnasında tarafımıza anlatılmıştır. Daha önce belirtildiği gibi koruma-kuKanma dengesi kent planlamada önemli bir kavramdır ve stratejik plan kararlarının verildiği davaya konu ölçekteki bir planda da bu dengenin gözetilmesi gerekir. Bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu doğrudur. Bu durumun bu bölgede artık bir doygunluk olduğu ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesi gerektiği biçiminde yorumlanması gerektiği kanısındayız. Keşif esnasında gözlenen doğal yapı da bu konuda bir hassasiyetin gösterilmesi gerektiği, koruma-kullanma dengesi açısından burada doğal yapının korunması gerektiği, bu noktada termik santral kullanımının alanın doğal yapısı nedeniyle de uygun olmadığına İşaret etmektedir.
Bu nedenlerle bu elanda termik santral geliştirilmesine olanak veren davaya konu plan kararının planlamada koruma-kullanma dengesini sağlama yaklaşımına aykırı olduğu görülmüş, planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda termik santral alanı kaldırılmıştır; ancak ağaçlandırılacak alan planlanmamış ve burası tümüyle liman bölgesi olarak planlanmıştır. Dolayısıyla termik santral alanına ilişkin sakınca ortadan kalmış olsa da, doğal değeri olan bölgenin tümüyle liman alanı kullanımına aynlmış olması koruma- kullanma dengesi açısından saptanan sorunların ve aykırılıkların devam ettiğine işaret etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde söz konusu termik santral kararının kaldırıldığı görüldüğünden buna ilişkin itiraz konusu ortadan kalkmıştır.
Liman kararına gelince, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da liman gösteriminin bulunduğu, itirazın ise kısmen gösterilmeyen ağaçlandırılacak alana ilişkin olduğu görülmüştür.
Dava konusu çevre düzeni planınında liman ve liman geri sahası aynı lejantta tek bir gösterimde düzenlenmiş, plan notlarının 8.18.2.1 sayılı maddesinde, “Bu planda limanlar, yat limanları, çekek yerleri ve balıkçı barınakları büyüklüklerine bağlı olarak alansal veya sembolik olarak gösterilmiştir.” kuralına, 8.18.2.2 sayılı maddesinde “Bu alanlarda yapılaşma koşulları; 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikleri çerçevesinde hazırlanacak alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” kuralına, 8.18.2.3 sayılı maddesinde, “Bu alanlardaki uygulamalarda varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararları dikkate alınacaktır.” kuralına yer verilmiş, 8.18.3.1 sayılı maddesinde, liman geri sahalarında limanın kullanımına yönelik açık ve kapalı depolama tesisleri yapılabileceği,bu alanlarda hiçbir koşulda sanayi tesisleri yer alamayacağı, üretim yapılamayacağı, 8.18.3.2 sayılı maddesinde, bu planda liman alanı olarak gösterilen alanların bir bölümünün ilgili mevzuata aykırı olmamak üzere liman geri sahası olarak kullanılabileceği, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabileceği düzenlenmiştir.
Uyuşmazlığa konu alanın fiilen var olan bir liman alanının hemen arkasında bulunduğu, dava konusu çevre düzeni planına göre alanın sembolik olarak gösterildiği ve ancak liman veya liman geri sahası olarak kullanılabileceği, ayrıca alanda doğal sit alanı notasyonu bulunduğu, burada yapılacak uygulamaların ise Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikler ile varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararları doğrultusunda yürütüleceği dikkate alındığında, limanın geliştirilmesine yönelik öngörülen plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.
İtiraz-21
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planı ve 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı kullanımında kalan ve Çakmaklı Mahallesi güneyinde ve ENKA İnşaat ve Sanayi Anonim Şirketine ait termik santral alanı çevresinde bulunan alanların çevresindeki kullanım kararları ile uyumları dikkate alınmadan Aliağa yerleşmesinin devamı olarak görülmek suretiyle 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlendiği, Aliağa ilçesi, Çakmaklı Mahallesinde yaklaşık 40 hektarlık alanda ENKA İnşaat ve Sanayi AŞ.’ye ait enerji üretim alanı belirlenmesine yönelik davalı idarenin 29.08.2013 tarihli, 13352 sayılı oluru ile onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin İzmir 5. İdare Mahkemesinin 20.05.2015 tarih ve E:2014/120, K:2015/894 sayılı kararıyla iptal edildiği, bu doğrultuda söz konusu mahkeme kararı gereği bu enerji üretim alanının anılan dava konusu planda “tarım alanı” olarak düzenlendiği, buna rağmen 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanlarının dava konusu planda da sürdürüldüğü, söz konusu alana getirilen kullanım kararının çevresindeki sanayi alanı kullanım kararları ile çevre ve sağlık kriterleri çerçevesinde ele alındığında uyumsuz olduğu ve Aliağa ilçesinde ciddi ve yeterli büyüklükte kentsel yerleşme alanı bulunduğu, bu nedenle ilave getirilen kentsel gelişme alanı karannın şehircilik ve planlama ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Aliağa İlçesi, Çakmaklı Mahallesi, Değirmen Yıkığı, Hacımehmet Çiftliği ve Kahramanlı Köyiçi mevkilerini kapsayan alanda 29.08.2013 talihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…ve K:… sayılı kararı ile iptal edildiği ve bu alanda “termik santral” amaçlı plan kararı üretilmesinin mümkün olmadığı, buna bağlı olarak bölgedeki kentsel gelişme alanlanının da kaldırılmasının istendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanda yukarıda belirtilen mahkeme kararı doğrultusunda 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği öncesindeki plan kararı dikkate alınarak “tarım arazisi” amaçlı düzenleme yapıldığı, bununla birlikte dava konusu plan kararı ile gerek altyapı gerekse üstyapı maliyetlerinin azaltılması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesinin hedeflendiği söz konusu plan kararında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı, söz konusu bölgede yalnızca iptal edilen termik santral kararı doğrultusunda planlama yapıldığını düşünmenin doğru bir yaklaşım olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda Çakmaklı yerleşiminin güneybatısından kıyıya doğru olan kesimde sınırlı büyüklükte bir alan kentsel gelişme alanı olarak öngörülmüş, turizm alanı, kentsel yerleşik alan ve tarım alanı gösterilmiştir. Davaya konu planda kentsel gelişme alanı daha da büyütülerek buradaki tarım alanı kaldırılmıştır. Burada yukarıdaki maddeler altında da belirtildiği üzere aşırı bir sanayi gelişme yoğunluğu yaşanan bu alt bölgede koruma-kullanma dengeleri ciddi biçimde zedelenmiştir ve bir çevre düzeni planından beklenen, bu dengelerin kurulmasıdır. Bu bağlamda alanın mevcut potansiyeli ve kullanımı doğrultusunda tarımsal alan olarak korunması ve planlanması doğru bir yaklaşım olacaktır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-22
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi güneyinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı olarak belirlenen iki alanın, dava konusu planda birleştirilmek suretiyle büyütüldüğü ve sanayi ve depolama alanı olarak düzenlendiği, ayrıca Foça ilçesi, Kozbeyli Köyü sınırları içerisinde bulunan tehlikeli atık bertaraf tesisinin (cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı) onaylı 1/5000 ölçekli ilave nazım imar planı bulunan kısmının 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gösterilmediği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı olarak belirlenen ancak mevcut durumda cüruf depolama ve geri kazanım faaliyetinin sürdüğü alanların demir çelik fabrikalarından çıkan cürufun depolanması ve geri dönüşümü konusundaki ihtiyaçlar göz önüne alınarak, yeni bir sanayi ve depolama faaliyeti içermeyecek biçimde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki alan sınırları esas alınarak itiraz konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki şekliyle tehlikeli atık bertaraf tesisi (cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı içerecek biçimde) olarak düzenlenmesinin gerekli ve zorunlu olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 8.20 sayılı plan hükmünde, “Cüruf Depolama ve Cüruf Geri Kazanım Alanları: bu alanlarda yapılanma koşullan kurum görüşleri Çevre Kanunu, Abk Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuat doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” şeklinde tanımlandığı, cüruf depolama tesislerinin alt ölçekli planlarda ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenebileceği, bununla birlikte söz konusu bölge için “CD” sembolü getirilmiş ve yukanda belirtilen plan hükmü çerçevesinde cüruf depolama tesislerinin ait ölçekli planlarda belirienebileceğinin belirtildiği, bu çerçevede kesin sınırları alt ölçekli planlarda belirlenebileceği hüküm altına alınan cüruf depolama tesislerinin davacının talebi doğrultusunda 1/25.000 ölçekli plan kararlarındaki gibi gösterilmesine iişkin bir zorunluluk bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı çevre düzeni planında bu bölgede cüruf depolama alanları gösterilmiş; davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında sanayi alanlan ile ilişkili olan “depolama alanı” gösterimi yapılmıştır. Alansal büyüklükler benzerdir. Bunun yanısıra TA notasyonu ile “tehlikeli atık bertaraf tesisi” olarak da bu kullanıma olanak verilmiştir.
Mevcut durumda bu alanların cüruf depolama ve geri kazanım alanı olduğu keşif esnasında görülmüştür. İki plan arasında plan kararları birbiriyle çelişkili olarak değerlendirilmemektedir: Sanayi depolama alanı kullanımı altında atık depolama (cüruf depolama) konusunun da kapsanması mümkündür. Bununla birlikte davaya konu planın gösterim kısmında cüruf depolama ve geri kazanım alanı biçiminde CD olarak bir notasyon bulunması nedeniyle, planın bu kısmına da bu notasyonun eklenmesi tutarlı bir plan yaklaşımı olurdu. Davalı idare bu notasyonun burada olduğunu belirtmiştir ancak plan paftasında bu noktada söz konusu CD notasyonu yoktur. Eklenmesi, belirtildiği gibi, mevcut durum açısından tutarlılığı ve sürekliliği sağlamak için gereklidir.
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı İdarenin talebi doğrultusunda sanayi depolama alanı yerine cüruf depolama alanı getirilmiş, CD notasyonlan eklenmiş; böylece uyuşmazlık konusu ve yukanda saptanan notasyon eksikliği konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı tarafından “CD” (cüruf depolama ve geri kazanım alanı) olarak gösterilmesi gerektiği iddia edilen söz konusu alanların 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tehlikeli atık bertaraf tesisi olarak değiştirildiği, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu alanların davacının talebi doğrultusunda “CD” notasyonu ile gösterildiği dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-23
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Horozgediği köyünün güneyindeki alanda bulunan ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı ve kentsel gelişme alanı olarak belirlenen bölgelerin sınırlarının, 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planının iptaline ilişkin … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ve karara esas bilirkişi raporundaki “…alanın çevre açısından temel sorun kaynağı olarak gördüğü Aliağa’daki mevcut sanayi kapasitesini, istihdamı ve nüfusu çok daha artırarak yaptığı, buna göre 2005 yılında 45000 olan Aliağa yerleşmesinin nüfusu 2025 yılı için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında önce 80000, revizyonla 110000’e yükseltilmişken dava konusu planla 2030 yılı için 246847 gibi son derece yüksek bir düzeye çıkartılmaktadır. Diğer bir deyişle, dava konusu plan ile 25 yıl gibi bir sürede İzmir kentsel bölge bütününde 1,85 kat, merkez kentte 1,5 kat artarken Aliağa için bu artışın 5,5 kata çıkartıldığı, böyle bir nüfus yüklemesi kuşkusuz sanayi alanlarının büyük oranlarda genişletilmesini de beraberinde getireceği, plan raporunda da belirtildiği gibi, hakim rüzgar akımları nedeniyle Aliağa ve güneyindeki mevcut sanayi tesislerinin İzmir kentini hızla kirlettiği planla öngörülen ve mevcut nüfusu 5,5 katma çıkartan ve yeni sanayi yüklemelerini öneren planın neden olacağı hava, su ve toprak kirliliğinin İzmir Kent bütünü ve Gediz Ovası ve Menemen’deki tarım topraklarının büyük ölçüde tarımsal kullanımın dışına iteceğinin açık olduğu…” ifadeler doğrultusunda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “depolama alanı” ve “tarım alanları” olarak yeniden düzenlendiği, bu nedenle söz konusu plandaki alan sınırlarının ve kullanım kararlarının ilgili mahkeme kararları gereği 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki şekliyle düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararları uygulamaya esas olmadığından ve 7.2 sayılı plan hükmü çerçevesinde kentsel gelişme alanlarının kesin sınırlarının ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlendiğinden davacının itirazının dayanaktan yoksun olduğu, bununla birlikte bu alanda mahkeme kararları doğrultusunda iptal edilen alt ölçekli planlar olması durumunda mahkeme kararlarının yerine getirilmesine ilişkin sorumluluğun alt ölçekli planları onaylayan yerel idarelerde olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Her iki planda da uyuşmazlık konusu bu alanda sanayi, depolama, kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı önerisi bulunmaktadır. Ancak davaya konu planda Özellikle depolama alanının daha da fazla büyüklükte öngörüldüğü, aryıca kentsel gelişme alanının da daha büyük olduğu görülmektedir. Aslında büyüklükler arasındaki farklılık, iki plan arasında önemli biçimde farklılaşan bir stratejik plan kararına işaret etmemektedir. Ancak davacı İdarenin itirazında açıklanan biçimde mahkeme karan doğrultusunda davacının onadığı 1/25000 ölçekli planda okluğu biçimde konıma-kullanma dengesinin bu bölge için gözetilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Bu durum hem yukarıda belirtildiği gibi bu bölgedeki aşın sanayi gelişmesinden kaynaklanmaktadır; hem de mahkeme karannın gereğidir.
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı İdarenin talebi doğrultusunda sanayi depolama alanı ve kentsel gelişme alanı küçültülmüş; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-24
Dava dilekçesinde;
30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Aliağa ilçesi İzmir-Çanakkale Karayolu üzerinde bulunan sanayi alanlarının güneye doğru Şehitkemal Mahallesine kadar büyütüldüğü, söz konusu alanların 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, söz konusu ilave sanayi alanlarının hangi gerekçe ile belirlendiğinin anlaşılamadığı, aynca 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım imar Planının iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ve karara esas bilirkişi raporunda “…alanın çevre açısından temel sorun kaynağı olarak gördüğü Aliağa’daki mevcut sanayi kapasitesini, istihdamı ve nüfusu çok daha artırarak yaptığı, buna göre 2005 yılında 45.000 olan Aliağa yerleşmesinin nüfusu 2025 yılı için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında önce 80.000, revizyonla 110.000’e yükseltilmişken dava konusu planla 2030 yılı İçin 246.847 gibi son derece yüksek bir düzeye çıkartılmaktadır. Diğer bir deyişle, dava konusu plan ile 25 yıl gibi bir sürede İzmir kentsel bölge bütününde 1,85 katı merkez kentte 1,5 kat artarken Aliağa için bu artışın 5,5 kata çıkartıldığı, böyle bir nüfus yüklemesi kuşkusuz sanayi alanlarının büyük oranlarda genişletilmesini de beraberinde getireceği, plan raporunda da belirtildiği gibi, hakim rüzgar akımlan nedeniyle Aliağa ve güneyindeki mevcut sanayi tesislerinin İzmir kentini hızla kirlettiği planla öngörülen ve mevcut nüfusu 5,5 katına çıkartan ve yeni sanayi yüklemelerini öneren planın neden olacağı hava, su ve toprak kirliliğinin İzmir Kent bütünü ve Gediz Ovası ve Menemendeki tarım topraklarının büyük ölçüde tarımsal kullanımın dışına iteceğinin açık olduğu…” belirtildiği, bu haliyle planın şehircilik ve planlama ilkelerine, ayrıca ilgili mahkeme kararına da uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede münferit sanayi yapılaşmalarının bulunduğu ve bunların yol aksı boyunca geliştiği dikkate alındığında, sanayi alanları arasında planlı gelişmenin ve uygulama bütünlüğünün sağlanması, altyapı ve üstyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla düzenleme yapılmış olup büyük ölçekli sanayi alanları planlanmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
Keşif esnasında mevcut durumda burada önemli bir tarımsal nitelikli alan gözlenmiştir. Koruma kullanma dengesi açısından bu değerin korunması anlamlı olacaktır. Davacı idarenin itirazında açıklanan biçimde mahkeme karan doğrultusunda davacının onadığı 1/25000 ölçekli planda bir revizyon yapılarak sanayi alanlarının alansal büyüklüğünde yapılan değişikliğin de davaya konu planda dikkate alınması gerekmektedir. Zaten bunun yanısıra keşif esnasında tespit edilen tarımsal ve doğal yapı nedeniyle de bu bölgede yol boyu sanayi eğiliminin mevcut eğilim olarak kabul edilip tarımsal üretimin ve doğal yapının yok sayılması doğru bir planlama yaklaşımı değildir. Bu açıdan davaya konu planın bu alana lllşidn sanayi koridoru gelişimi biçimindeki plan kararı şehircilik ilkeleriyle ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.12 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacağı, bu planın onay tarihinden önce mevzii imar planları onaylanmış, ilgili idaresine başvurarak yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış ve bu ruhsatlara uygun olarak faaliyetin sürdürüldüğü yapıların bulunduğu alanlarda faaliyetlere devam edileceği, ancak bu alanlarda bu plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artışı ve arazi kullanım türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamayacağı belirtilmiş, 4.11 sayılı maddesinde, sanayi alanları: orta ve büyük ölçekli sanayi işletmelerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olarak, çevre ve sağlık koşulları gözetilerek, toplu olarak yer almaları öngörülen her türlü sanayi tesislerinin yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmış, 4.44 sayılı maddesinde, “Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir.” şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmış, 8.7.1 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa tabi tarım arazilerinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflamasının, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı belirtilmiş, tarım arazileri ile ilgili genel kurallar getirildikten sonra, devamı maddelerde tarım arazilerinin niteliğine göre yapılaşma şartları belirtilmiştir.
Davaya konu çevre düzeni planının plan açıklama raporunun 4.4.9 sayılı maddesinde çevre düzeni planları sınırları içinde kalan tarımsal nitelikli alanların tarımsal niteliği korunacak alanlar, özel mahsul alanları ve bağ alanları olarak veri tabanına üç farklı tanım içinde aktarıldığı, planda ise tümünün tarımsal niteliği korunacak alanlar olarak tanımlandığı, başta ifraz koşulları olmak üzere bu alanlardaki uygulamanın 5403 sayılı Toprak Koruma Kullanımı Kanunu ile bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmelikler uyarınca yapılmasının kurala bağlandığı, tarım alanlarında, ilgili mevzuat doğrultusunda yapılacak belirlemelerin temel alınarak geçerli olacak koruma ve kullanım koşullarının plan hükümleri arasında düzenlendiği, plan hükümlerinde yapılan düzenleme ile tarımsal niteliği korunacak alanlarda tarımsal amaçlı yapılaşmalar ve çiftçinin barınmasına yönelik yapılaşma istemlerine ilişkin kuralların ayrı ayrı belirlendiği, bunun yanında planlama bölgesi sınırları içindeki alanlarda 5403 sayılı Yasa öncesinde geçerli mevzuat uyarınca ilgili kurumlarca tarım dışı kullanıma uygun bulunmuş alanlarda verilmiş, bu görüşler doğrultusunda hazırlanmış nazım ve uygulama imar planlarından, arazi kullanım kararları çevre düzeni planının arazi kullanım kararlarıyla çelişmeyen bölümlerinde yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planlarının yapılaşmaya ve ifraza ilişkin kararların geçerli olduğuna dair bir düzenlemeye de plan hükümleri arasında yer verildiği belirtilmiştir.
Yukarıda ifade edildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı açık olduğundan itiraz konusu alanlara ilişkin mevcut durumda sanayi yapılaşmalarının bulunduğu alanda sanayinin gelişme yönünün belirlenmesinde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-25
Dava dilekçesinde;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile Foça İlçesi, Bağarası Yerleşmesi batısında yer alan, mevcut ve alt ölçekli imar planları bulunan kentsel gelişme alanının kuzeyine yaklaşık 30 hektar daha kentsel gelişme alanı ilave edildiği, ancak, söz konusu bölge ve çevresinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planına askı süresinde konut talebiyle yoğun itirazlar iletildiği, söz konusu itirazların bölge bütününde yeterli konut alanı bulunduğu gerekçesiyle Büyükşehir Belediye Meclisince reddedildiği, bu kapsamda açılan davanın idareleri lehine sonuçlandığı, bu nedenle bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğu anlaşıldığından. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu plan ile ilave edilen parçacı ve parsel bazındaki yaklaşık 30 hektarlık kentsel gelişme alanı kararının ilgili mahkeme kararları da incelendiğinde uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 2025 yılı hedef alınarak planlandığı, planlama hiyerarşisi açısından İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı gelişme kararlarının bulunmasında herhangi bir sakınca bulunmadığı, davacı tarafından onaylanan alt ölçekli planlarda söz konusu bölgede planlama bütünlüğü gözetilmeksizin alanın güneyi için kentsel gelişme alanı kararı getirildiği ancak yola daha yakın olan kısımda ise bu yönde bir tasarrufta bulunmadığı, bu kapsamda davacının çevre düzeni planı ölçeğinde parçacı ve parsel bazında planlama yaptığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bu alana İlişkin olarak davaya konu planın alt ölçekli plana uygun olması konusu başlıca konu olarak değerlendirilmemektedir. Hedef yıllarının farklılığı nedeniyle elbette kentsel gelişme alanları açısından farklılıklar olabilir. Aynca rapor boyunca belirtildiği üzere stratejik bir plan kararı daha önceki planlarda olmadığı halde üst ölçekli yeni çevre düzeni planında elbette söz konusu olabilir. Buradaki temel konu kentsel yerleşmelerin olmadığı, çalışma alanlarının bulunmadığı, doğal alanların ve ekolojik olarak korunmasının son derece önemli olduğu kentin bu alanında öngörülen kentsel gelişme alanı kararıdır. Burası kentsel yerleşmelerden uzak, tanmsal alanlar içinde, aynca doğal hayat açısından önemli değerlere yakın konumda bir alandır. Uydu fotoğrafından görüldüğü üzere burada az yoğun biçimde bir konut alanı gelişimi olmuştur. Mevcut yerleşime başlanmış kısım henüz tamamen dolmuş değildir. Bu mevcut durumun bile buradaki tarımsal ve doğal değer nedeniyle uygun olmadığım belirtmek gerekir. Bu alanın yeni gelişme alanıyla daha da büyütülmesi de aynı nedenle uygun değildir. Buradaki stratejik kararın bu noktada mevcut konut gelişme eğilimini sürdürmek değil, bu eğilimi engelleyecek biçimde burada daha fazla konut gelişimine izin vermemek ve buradaki doğal hayat açısından duyarlı bu bölgenin olumsuz etkilenmemesini sağlamak, özetle korumacı bir stratejiyi bu bölge için benimsemek biçiminde olması gerekir. Bu açıdan davaya konu planın bu alana ilişkin kısmı şehircilik ilkeleri ye planlama esaslan açısından sakıncalı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumu, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-26
Dava dilekçesinde;
Menemen ilçesi, Türkeli Mahallesinde ve Selçuk ilçe merkezi kuzeyinde yer alan bölgelerde, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarımsal sanayi alanları” kullanımda kalan alanın dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” olarak belirlendiği, söz konusu alanların alt ölçekli imar planlarının bulunduğu, alanların bir bölümünde bu planlar doğrultusunda yapılaşmanın gerçekleştiği, dava konusu planın tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin plan uygulama hükümleri incelendiğinde, bu alanlar için “…tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır.” tanımı yapıldığı, ancak tarımsal sanayi alanlarının, sadece organize değil parsel bazında da yapılaşmaya olanak sağlayacak şekilde planlanmış olduğu, bu doğrultuda kararın tekrar irdelenerek, ya plan uygulama hükümlerinden “toplu olarak (organize şekilde)” ifadesinin kaldırılması, ya da bu alanlarda plan kararının “sanayi alanı” olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan hükümlerinin 4.22 sayılı, “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları: Bu alanlar tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimlerine ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır.” tanımı doğrultusunda bu alanlarda gerek tarımsal amaçlı yapılar gerekse tarımsal amaçlı entegre tesisler (sanayi faaliyetleri) yer alabileceği, tarım ve hayvancılık geliştirme alanları, bu tesislerin toplu olarak planlanmasından çok ortak altyapı ve üstyapılardan faydalanılması ve aynı tür faaliyetlerin bir bölgede yapılmasından kaynaklanacak dışsallıkların artmasını sağlayacak şekilde organize olmasının çngörüldüğü alanlar olduğu, bu itibarla davacının talep ettiği tarımsal sanayi alanları, tarım ve hayvancılık geliştirme alanları içesinde yer alabildiğinden iddiaların yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlığa konu olan iki arazi kullanım türünün birbirinden farklı olmadığı, stratejik karar olarak burada tarımsal sanayinin sürmesine olanak tanıyan bir plan kararının davaya konu planda getirildiği görülmektedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları biçiminde bir arazi kullanım kararı getirilmiştir; ve bu kullanım kapsamında tarımsal sanayi kullanımı olanaklıdır. Keşif esnasında burada tarımsal sanayi yönünde bir gelişme eğilimi olduğu görülmüştür. Bu eğilim ve kullanıma hayvancılık geliştirme alanları kullanımı da aykırılık taşımamaktadır.
Buradaki “organize” ifadesinin ise bölgenin bir “organize sanayi bölgesi“ biçiminde geliştirilmesi şartı getirdiği söylenemez. Bu nedenle davaya konu plandaki kullanım biçimi ve buna ilişkin plan notunun bu bölgeye ilişkin olarak şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakınca barındırmadığı tespit edilmiştir.
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda tarımsal sanayi alanı olarak bu kısım yeniden düzenlenmiştir. Böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.
Tüm bu saptamalara rağmen, bu bölgedeki tarımsal yapı içinde tarımsal sanayi (ve hayvancılık geliştirme alanı) gibi kullanımların buradaki tarımsal değeri olumsuz etkileme olasılığı olduğunu da belirtmek gerekir. (Bu konu tarafımızca değerlendirmesi yapılan Danıştay 6. Dairesinin 2016/1831 Esas sayılı dosya kapsamında hazırladığımız bilirkişi raporunda irdelenmiştir.) öte yandan bu konu davacı tarafından uyuşmazlığa konu edilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-27
Dava dilekçesinde;
Menemen ilçesi, Emiralem Mahallesi ve Göktepe Mahallesinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarım alanı ve Gediz Nehri taşkın alanında kalan bölgenin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, ancak bölgenin tarım alanı niteliği ve taşkın alanı olması da dikkate alındığında, söz konusu değişikliğin şehircilik ve planlama ilkelerine ve mevzuata uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararı ile gerek altyapı gerekse üstyapı maliyetlerinin azaltılması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmalann önlenmesinin hedeflendiği, söz konusu plan kararında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı, kaldı ki kentsel gelişme alanı olarak planlanan alanın bir kısmının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da “idari tesis alanı” olarak planlandığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu alana ilişkin olarak aslında her iki planın öngörüleri benzerdir. Tek fark davaya konu planda bir noktada kentsel gelişme alanı olarak gösterilen yer, davacının onadığı planda idari tesis alanı olarak planlanmıştır. Ayrıca davaya konu plandaki bu kentsel gelişme alanının büyüklüğü davacı planındaki idari tesis alanından bir miktar fazladır ve buradaki tarımsal alanda sınırlı da olsa bir azalmaya neden olabilecektir. Ancak bu alana ilişkin olarak iki plan arasında stratejik önemde bir plan yaklaşımı farklılaşması söz konusu değildir. Yolun güneyinde idari alan ile kentsel gelişmenin bütünleşmesi yönündeki öngörü stratejik olarak önemli bir vurgu içeren bir karar olarak değerlendirilmemektedir. Dolayısıyla, planın bu kısmındaki plan kararlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından bir sakınca tespit edilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alana getirilen kullanım kararlarının benzerlik gösterdiği, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere alanın konumu ve büyüklüğü iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında ileri sürülen kullanım kararlarının dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığından dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-28
Dava dilekçesinde;
23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Ulucak yerleşiminin batısında kentsel gelişme alan kararı getirilen yaklaşık 95 hektarlık bölgenin, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında küçültülerek 30 hektarlık alanı kapsayacak şekilde düzenlendiği ve 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu karar aynı şekilde korunduğu, söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlenmiş olduğu, alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Ulucak yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, tarım arazisi olarak belirlenen alanların kentsel gelişme alanına dönüştürülmesinin gerekçesinin anlaşılamadığı, bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan söz konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu kentsel gelişme alanlarının, 23.06.2014 onay tarihli planda düzenlendiği ve 30.12.2014 tarihli planda arkeolojik sit alanı sınırları dikkate alınarak daraltıldığı, bununla birlikte bölgede sanayi alanlarının olması nedeniyle istihdam edilecek nüfusun thtiyaçlan doğrultusunda kaçak yapılaşmanın engellenmesi amacıyla kentsel gelişme alanlarına yönelik düzenleme yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda söz konusu alan sınırlı büyükte bir alana isabet etmektedir. Bu ölçekteki alansal büyüklüklerin şematik olması (ve o biçimde algılanması) gerektiği, ayrıca bu ölçekte ölçü alınarak değerlendirme yapılmasının doğru olmayacağı daha önce belirtilmişti. Ancak söz konusu kentsel gelişme alanının bu bölgedeki gelişme şeması açısından stratejik bir özelliği olduğunu da belirtmek gerekir. Davaya konu planda da davacının onadığı planda da bölgede demiryolunun ve otoyolun kuzeyinde tek bir noktada (Ulucak yerleşimi ve çevresinde) yoğunlaşan gelişme söz konusu olup, demiryolunun ve otoyolun kuzeyi, bu nokta dışında tarımsal alan olarak planlarda korunmuştur. Ancak uyuşmazlık konusu plan kararı ile, demiryolunun ve otoyolun kuzeyinde yeni bir odak bölge yaratılarak yeni bir gelişme alanı öngörülmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi, bu gelişme öngörüsünün alansal büyüklüğü sınırlı olsa da, içerdiği plan kararı buraya ilişkin plan yaklaşımını değiştirmekte ve demiryolunun ve otoyolun iki tarafında da demiryolu ve otoyol hattı boyunca gelişmenin olmasına olanak sağlayacak yeni bir plan anlayışı getirmektedir. Bu durumda hem demiryolunun hem otoyolun bölücü etkisi nedeniyle, köprüler ve tüneller içeren yüksek maliyetli bir kentsel sistemin oluşmasına yol açmakta, demiryolu kuzeyindeki tarımsal alanın da kaybı gibi bir maliyeti beraberinde getirmektedir. Bu yeni gelişme alanı mevcut Ulucak odağından da kopuktur; demiryolunun ve otoyolun güneyinde öngörülen gelişme alanlarından da kopuktur. Hem parça parça gelişmelerin tarımsal alanda olmasına olanak tanıdığı, hem gelişmelerin demiryolunun ve otoyolun güneyi ile sınırlanıp kuzey kısmındaki tarımsal alanların korunması yönündeki plan stratejisini değiştiren bir etkisi olduğu için davaya konu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede bir değişiklik yapılmışsa da, uyuşmazlık konusu kentsel gelişme alanı kaldırılmamıştır. Bunun güneyinde, demiryolu ve otoyolun güneyindeki kısım kaldırılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumu, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, verilecek izinlere göre alanın yapılaşmaya açılabileceği açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-29
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesinin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlenmiş yaklaşık 112 hektarlık alanın, 1/25.000 ölçekli İzmir Bûyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanı’ ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” kullanımları ile “1. ve 3. derece arkeolojik sit alanında kaldığı, söz konusu bölgenin alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Ulucak yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu bölgede 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen “kentsel gelişme alanı” kullanım kararının hangi gerekçe ile getirildiğinin anlaşılamadığı, kaldı ki 1. derece arkeolojik sit alanına getirilen kentsel gelişme alanı kararının 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına da aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgenin dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, bölgede arkeolojik sit alanı gösteriminin “A” sembolü ile yapıldığı, 8.17.7.1 sayılı plan hükmünde, “Bu plan kapsamındaki arkeolojik, tarihi, kentsel ve kentsel-arkeolojik sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Bakanlığa bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planlarının yürürlüktedir”, kuralı ve 7.2 sayılı plan hükmü uyarınca bu alanlarda uygulamaların ilgili idareler tarafından gerçekleştirileceği ve kesin sınırların alt ölçekli planlarda belirleneceği, davacının iddialarının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu alanda önemli büyüklükte bir arkeolojik sit alanı bulunmaktadır. Arkeolojik sit atanının sınırları ve konumu davacı idarenin onadığı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında görülmektedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda buraya “A” notasyonu getirilerek arkeolojik sit alanı bulunduğuna ilişkin gösterim yapılmıştır, ölçek gereği hassas alansal gösterim yapılmadan sadece notasyon getirilmesi bazı durumlarda uygun olabilir. Ancak arkeolojik sit alanı notasyonu ile beraber burada kentsel gelişme alanı önerilmesi arkeolojik koruma kararıyla çelişen ve planlama esaslarına aykırı bir yaklaşımdır. Keşif esnasında ise burada arkeolojik sit alanının yanısıra değerli bir doğal çevre gözlenmiştir. Bu durum bir üst maddedeki inceleme kapsamında verilen uydu fotoğrafında da görülmektedir. Hem doğal çevreye duyarlılık açısından hem de arkeolojik sit alanı olarak gösterilen yerde yarattığı çelişki açısından bu alanda öngörülen kentsel gelişme alanı plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı kaldırılmış ve atkeolojlk sit alanı gösterilmiştir. Böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-30
Dava dilekçesinde;
Ulucak yerleşim lekesinin kuzey kısmının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ve 1/5000 ölçekli nazım imar planında “tarım alanı” olarak belirlendiği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı revizyonuna esas Tarım İl Müdürlüğünün 04.05.2010 tarihli, 18077 sayılı görüşü ile söz konusu alanların, kuru dikili tarım arazisi (zeytin) olduğunun belirtildiği, bu kapsamda ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bu iddiasının herhangi bir yasal dayanağı bulunmamakta olup çevre düzeni planı kararlarını etkileyen tek faktörün alt ölçekli plan kararları olmadığı, dava konusu plan kararları daha önce belirtildiği üzere belirlenen hedef ve stratejilere yönelik planlama kararlarını içerdiği, dolayısıyla alt ölçekli planlarda yer almayan plan kararlarının da dava konusu çevre düzeni planında yer alabildiği, bu kapsamda söz konusu bölgede sanayi alanlarının olması nedeniyle istihdam edilecek nüfusun ihtiyaçları doğrultusunda, kaçak yapılaşmanın engellenmesi amacıyla kentsel gelişme alanlarına yönelik düzenleme yapıldığı, bu alanların kesin sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceği ve alanın tamamının yapılaşmaya açılmayacağını göstermediğinin 7.2 plan hükmünde açıkça vurgulandığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak gösterilen yer, davacı idarenin onadığı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında yine kentsel gelişme alanıdır ancak daha boşluklu bir yapıya sahiptir ve gelişme alanı ile tarımsal alanlar içiçe biçimde bir gösterim yapılmıştır. 1/100.000 ölçekli planın dili, genelliği, ölçeğin gerektirdiği biçimde ayrıntı düzeyinin azlığı nedeniyle aynı biçimde boşluklu yapının bu plan diliyle ifade edilmesi, kentsel gelişme ile tarımsal alanların içiçe neredeyse kesin alansal sınırlarıyla gösterilmesi söz konusu değildir. Aslında bu nedenle tarımsal alanın alt ölçeklerde korunmasında bu gösterimin engel teşkil etmesi olasıdır. Öte yandan belirtmek gerekir ki davacı idarenin planında da mutlak biçimde tanmsal alan olarak bir yerleşim-tarım sınırı ve geçişi planlanmadığı için bu içiçe yapının da tarımsal alanı koruma açısından net bir strateji gösterdiği söylenemez. Özetle, üst ölçekli ve 1/100.000 ölçekli bir plan olan davaya konu planın alt ölçekli plan ile birebir örtüşmesi ve alansal kullanımları aynı sınır ve büyüklükte göstermesi beklenmediği için, planın bu bölgesinde (geçmiş mevcut alt ölçekli planlar ile de karşılaştırıldığında) planın iptalini gerektirecek stratejik önemde farklılık gösteren bir karar ve sakınca saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-31
Dava dilekçesinde;
Ulucak yerleşiminin kuzeyinde yer alan ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı” olarak belirlenen alanın, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “büyük kentsel yeşil alan”, “eğitim tesisi alanı” ve “sağlık tesisi alanı” kullanımında kaldığı, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı çalışmaları sürecinde Orman Bölge Müdürlüklerinden elde edilen veriler doğrultusunda söz konusu alanın orman alanı olmadığı tespit edildiğinden, söz konusu sosyal donatı alanlarının korunması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bu itirazından, dava konusu ettiği plan kararlarına ve hükümlerine hakim olmadan iddialarda bulunduğunun görüldüğü, dava konusu planda gösterilen orman alanlarının amenajman planları esas alınarak gösterildiği, 8.11.2 ve 8.11.3 sayılı plan hükmü uyarınca uygulamaya esas olanın kadastral veriler olduğu, bununla birlikte söz konusu kullanımların plan ölçeği itibarıyla plan paftalarında gösterilmesinin mümkün olmadığı, bu kapsamda söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli planda eğitim tesis alanı, sağlık tesisi ve büyük kentsel yeşil alan olarak planlanmasında herhangi bir sakınca bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bir üst maddede verilen paftalarda görüldüğü üzere davacı idarenin onayladığı planda kentsel gelişme alanının kuzey sınırında eğitim ve sağlık tesisi ile kentsel yeşil alan önerilmiştir. Davaya konu planda kentsel gelişme alanı ve ardından orman alanı başlamaktadır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda tüm eğitim ve sağlık tesislerinin, ayrıca yerleşimlerdeki tüm yeşil alanların gösterilmesi söz konusu olmayıp kentsel gelişme alanı içinde bunlar yer alabilecektir. Sadece kademe olarak yüksek olan kullanımlar (örneğin üniversite, büyük sağlık merkezi veya yerleşkesi, bölgesel park) bu ölçekte gösterilmelidir; ancak düşük kademedeki sosyal donatı alanları alt ölçekli planların konusudur. Bu kullanımlar bu ölçekteki planda gösterilmese de alt ölçekli planlarda kentsel gelişme alanı içinde yer alabilir. İki plan karşılaştırıldığında bu eğitim, sağlık ve yeşil alanların davaya konu planda kentsel gelişme alanına değil de bunun hemen sınınnda başlayan orman alanına isabet etmesi konusu ise planlann ölçek farkı, bu ölçekte plan üzerinden ölçü alınmasının doğru olmadığı gerekçeleriyle planın iptalini gerektirecek bir durum olarak değerlendirilmemektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 4.51 sayılı plan notunda, orman alanları, 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca saptanmış ve saptanacak alanlar olarak tanımlanmış, 5.1.2 sayılı maddesinde orman alanlarının korunması koruma ilkeleri arasında sayılmış, 7.47 sayılı maddesinde, bu plan sınırları içindeki tüm orman sayılan yerlere ve orman alanlarına ilişkin konularda 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca uygulama yapılacağı belirtilmiş, 8.11.1 sayılı maddesinde, bu planda orman alanı olarak gösterilen alanların, devlet ormanları, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar, özel ormanlar ve muhafaza ormanları olduğu ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine tabi alanlar olduğu, 8.11.2 sayılı maddesinde, planlama bölgesi içindeki orman alanlarının, orman amenajman planları esas alınarak bu plana işlendiği, 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.
Plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu açıktır. Bu bakımdan davacının itirazı alt ölçekli imar planlarının konusuna girmekte olup, dava konusu çevre düzeni planında orman alanlarının korunmasına yönelik stratejisine uygun biçimde şematik olarak gösterilen orman alanında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-32
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Çınarköy turizm alanının kuzeyindeki yaklaşık 58 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı”, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise “tarım alanı” olarak belirlendiği, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu bölgede “kentsel gelişme alanı” kullanım kararının hangi gerekçe ile getirildiğinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu kentsel gelişme alanının, bölgenin güneyinde yer alan tercihli kullanım alanları ile bütünleşerek planlama ve fonksiyon uyumluluğunun sağlanması amacıyla düzenlendiği, 7.2 sayılı plan hükmü doğrultusunda söz konusu kullanım kararının bulunduğu bölgede kesin sınırların ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler çerçevesinde alt ölçekli planlarda belirleneceği, davacının bu itirazından planlama bölgesi içerisinde alt kademe belediyelerin taleplerini dikkate almadığı ve göz ardı ettiği, kendisi dışındaki diğer idarelerin planlama sürecine katılımına özen göstermediğinin anlaşıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Yolun her iki tarafında da değerli tarım arazisi olduğu hem keşif esnasında gözlenmiştir, hem de uydu fotoğrafından gözlenmektedir. Bu durumda yolun bir tarafında tarımsal arazinin korunması yaklaşımından neden vazgeçildiği ve kentsel gelişme alanı olarak bu yol boyunca yolun güneybatı tarafının gelişmeye aşıldığı anlaşılmamaktadır. Bölgedeki kentsel gelişme ve yapılaşma eğilimi ite baskısının da yolun her iki tarafında olduğu görülmektedir. Tarımsal değer taşıyan bu alanda benimsenmesi gereken stratejik karar tarımsal üretim aşısından zengin olan bölgelerin korunmasıdır. Bu durum Kemalpaşa yerleşimi için hiçbir yeni gelişme alanı açılmayacağı anlamına gelmemelidir. Ancak dava konusu planda görüldüğü üzere Kemalpaşa yerleşiminin mevcut alanının kat kat üzerinde yeni gelişme alanları açılmış olup, bu plan karan tarımsal alanlann korunmasından vazgeçilerek sağlanmıştır. Bu nedenle bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tarımsal alanlann da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlannın gözden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan alanlann azaltılması gerektiği görüşündeyiz. Bu nedenle Kemalpaşa’da kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanlann büyüklüğü nedeniyle davaya konu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında kentsel gelişme ve turizm alanı komşuluğunda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, yapılaşmaya açılmayarak tarım arazisi olarak plan kararı üretilebileceği açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-33
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Aşağı Mahallenin kuzey batısındaki alanın, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “üniversite alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanın, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Bornova-Pınarbaşı- Kemalpaşa ilçelerinde ortaya çıkan kamyon ve tır parkı ihtiyacını karşılamak üzere “tır parkı”, “kamyon garajı” ve “garajlar” kullanımlarına ayrıldığı, ayrıca, söz konusu alanın “üniversite yerleşke alanı”, “eğitim tesis alanı” ve “sağlık tesis alanı” olarak belirlenmesine ilişkin idarelerine iletilen 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişiklik önerisinin, belediye meclisinin 16.03.2012 tarihli, 05.280 sayılı kararı ile uygun bulunmadığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında Kemalpaşa Belediye Başkanlığının 16.09.2009 tarihli, 1839/3376 sayılı yazısında belirtilen talep doğrultusunda Kemalpaşa ilçe merkezinin güneydoğusunda, Kemalpaşa-Torbalı karayolu üzerinde “üniversite alanı” belirlendiği, bu kararın korunması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının 7.49 sayılı “Bu planda sembol olarak gösterilen kullanım tüllerinde, sembolün bulunduğu alan planın ölçeği gereği yer seçimi karan verilmiş kesin alan olmayıp bu kullanıma İlişkin yer seçimi i^lll kurum ve kuruluşlann görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınaıak alt ölçekli planlarla yapılabilecektir. Ayrıca bu planın ölçeği gereği arazi kuNanarı türünün ve sınırlarının gösterim tekniği nedeniyle (sembol, yol vb.) algılanamadığı alanlarda, bu planın diğer hükümleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda yetkili idarelerce kullanım karan belirlenir.” şeklindeki hükmü uyarınca plan üzerinde simgesel olarak gösterimi yapılan kullanımların sınırlarının alt ölçekli planlarda belirlenmesinin mümkün olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Konunun 35. madde ile beraber değerlendirilmesi gerekir, üst ölçekli planın muhakkak alt ölçekli plan kararlarını sürdürmek zorunda olmadığı, yeni stratejik kararlar getirebileceği, bunlann gerekçeli biçimde planda anlatılması gerektiği daha önce belirtilmişti. Bu nedenle muhakkak davacı idarenin planında öngörülen üniversite alanının benimsenmesi gerektiği gibi bir iddia söz konusu olamaz. Ancak davacı idarenin planında (35. maddede) anlatılan üniversite alanının Kemalpaşa Belediyesi talebi doğrultusunda oluşturulduğu ve alt ölçekli planlarda çalışılmış olduğu, dolayısıyla bir plan geçmişi olduğu anlaşılmakta olup, bu süreçlerin üst ölçekli planda irdelenmesi, benlmsenmiyorsa da niye benimsenmedlğinin belirtilmesi gerekir.
Bu tür bir gerekçelendirme bulunmadığı için Bilirkişi Kurulumuz bu konuyu Kemalpaşa yerleşimi ve çevresinde bir üniversite alanı olacaksa bunun doğru yer seçimi neresi olmalıdır gibi bir sorgulama ile değerlendirmektedir. Davaya konu planda yerleşimin dışında, OSB alanı ile Aşağı Mahallenin otoyola bitişik noktasında (notasyon olarak) üniversite kararı getirilmiştir. Otoyol üzerinde olması erişilebilirliğe değil, tam tersine otoyollar giriş kontrollü koridorlar olduğu için görece sınırlı erişilebilirliğe işaret etmektedir. Bilirkişi Kurulumuz Kemalpaşa ilçesinde bir üniversite alanı olacaksa bunun Kemalpaşa yerleşimiyle bütünleşen, yerleşik yapıdan beslenebilecek ve o yapıya da katkı verebilecek konumda, erişilebilir tür yerde, öğrenci ve öğretim üyelerine farklı konut alanı olanakları ile ticaret, sosyal donatı ve rekreasyon olanakları sunabilen bir yerde bulunmasının anlamlı olduğu görüşündedir. Üniversite yer seçiminde bu ölçütler her örnek için geçerlidir. Bu açıdan ele alındığında davacı idarenin onayladığı 1/25.000 ölçekli planda öngörülen üniversite alanı konumu daha doğru bir yer seçimine işaret etmektedir.
Son olarak Üniversite yerleşkesinin tam olarak alanını belirtemek davaya konu planın ölçeği için söz konusu olmamakla beraber, yaklaşık konum açısından planın stratejisini net biçimde yansıtmaktadır. Dolayısıyla davaya konu planda OSB yanında öngörülen Üniversite alanının alt ölçekli planda Kemalpaşa yerleşimi içinde planlanması söz konusu olamaz; bu açıdan esneklik anlayışı bu derece farklı konumların alt ölçeklerde olanaklı olduğu biçiminde yorumlanmamalıdır.
Özetle, davaya konu planın Kemalpaşa yerleşimi için öngördüğü üniversite alanı konumuna ilişkin kararın, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı tespit edilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının, söz konusu alana 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında tır parkı, kamyon garajı ve garajlar kullanım kararları getirildiği buna uygun olarak dava konusu planda düzenleme yapılması gerektiği iddiası, söz konusu kullanımların dava konusu çevre düzeni planı ölçeğinde getirilemeyeceği gibi dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Öte yandan, davalı idarece bilirkişi raporuna yapılan itiraza ilişkin dilekçede 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklik ile uyuşmazlığa konu üniversite alanının kaldırıldığı belirtilmiştir. Buna ilişkin uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığı görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-34
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa merkez yerleşiminin doğusundaki yaklaşık 40 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, söz konusu bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanlarının planın amacı ve genel ilkeleri ile örtüşmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgenin, Kemalpaşa ilçesini proje halindeki İzmir-Ankara Otoyoluna bağlayan bağlantı yolu içerisinde kaldığı ve bölgenin güneyinde yer alan tercihli kullanım alanları ile bütünleşerek planlama ve fonksiyon uyumluluğunun sağlanması amacıyla düzenlendiği, bununla birlikte söz konusu plan kararının bulunduğu bölgede kesin sınırların 7.2 sayılı genel plan hükmü uyarınca ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planda bu noktadaki kentsel gelişme alanı doğudaki otoyol bağlantı yoluna kadar genişletilmiştir. Davacı İdarenin onadığı planda bu bağlantıya kadar genişletilmiş değildir. Genel yaklaşım olarak iki plan arasında farklar olmasının doğal olduğu, üst ölçekli planda ilave stratejiler benimsenerek farklı bir gelişme alanı öngörüsünün de söz konusu olabileceği belirtilmişti. Ancak 32. Maddede yapılan değerlendirme doğrultusunda, dava konusu planda Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alanının 2-3 katı kadar yeni gelişme alanı açılmış olup, bu alanlar tarımsal açıdan korunması gereken yerlerdedir. Tanmsal yapı uydu fotoğrafında görülmektedir. Dolayısıyla kentsel gelişme alanının büyütülmesi kararı tarımsal alanların kaybı pahasına gerçekleşmektedir. Bu bölgede OSB ve sanayi gelişiminin desteklenmesi yönündeki strateji kapsamında bile bu kentsel gelişme alanı büyüklüğünün aşın olduğu vurgulanmalıdır.
Bu nedenle bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tanmsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı karariannın gölden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan yeni gelişme alanlarının azaltılması gerektiği görüşündeyiz. Bu nedenle Kemalpaşa’da kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanların büyüklüğü nedeniyle davaya konu planın bu kısmı da şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-35
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Çiniliköy mevkiindeki yaklaşık 185 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Kemalpaşa Belediye Başkanlığının 16.09.2009 tarihli, 1839/3376 sayılı yazısında belirtilen talep doğrultusunda Kemalpaşa ilçe merkezinin güneydoğusunda, Kemalpaşa-Torbalı karayolu üzerinde “üniversite alanı”, çevresinin ise “tarım alanları” olarak belirlendiği, bu alanların korunması gerektiği, söz konusu bölgede alt ölçeklerden gelen yeteri kadar gelişme alanının da bulunduğu göz önüne alındığında bölgeye ilave edilen gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davaya konu alanın büyük kısmının 1/25.000 ölçekli plan kararlarında “üniversite alanı” ve “kentsel gelişme alanı* olarak çevre düzeni planı gösterim tekniği itibarıyla 1/25.000 ölçekli plan kararlarının anılan 1/100.000 ölçekli planda da aynı şekilde gösterilmesinin mümkün olmadığı, dava konusu kentsel gelişme alanının, planlama ve fonksiyon uyumluluğunun sağlanması amacıyla düzenlendiği, söz konusu kullanım kararının bulunduğu bölgede kesin sınırların ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“33. madde kapsamında anlatıldığı üzere davacı idarenin onadığı plandaki konumda üniversitenin planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından daha doğrudur. Bu bölgede üniversite olacaksa bu alanda planlanmalıdır, üniversite kullanımı elbette kentsel gelişme alanı içinde olabilir; ancak stratejik bir karar olduğu için bu noktada Ü rıotasyonu ile üniversite kararının 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planına işlenmesi gerekecektir.
Bunun yanı sıra, 34. maddede verilen plan paftalarında görüldüğü üzere, davaya konu planda bu kısımda önerilen kentsel gelişme alanı da oldukça büyüktür. Bu bölgede aşırı büyüklükte bir gelişme alanı öngörüldüğü ve bunun yeniden gözden geçirilerek azaltılması gerektiği daha önce belirtilmişti.
10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde bu kısımdaki kentsel gelişme alanının yüzölçümü küçültülmüştür. Ancak üniversite konumuna ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmıştır. Öte yandan, idarece söz konusu alanda 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile 157 hektar kentsel gelişme alanının kaldırıldığı belirtildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
Alt ölçekli planlama çalışmalarında tarım arazileri için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılabileceği ve üniversite alanı için ise gerekli izinler alındıktan sonra yatırım kararı kesinleşen alanlarının da alt ölçekli planlama çalışmalarında değerlendirilebileceği açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-36
Dava dilekçesinde;
23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Kemalpaşa ilçesi, Yukarı Kızılcada, Kuruderenin kuzey doğusunda kentsel yerleşik alan olarak belirlenen yaklaşık 87 hektarlık alanın 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genişletilerek, 152 hektar büyüklüğünde tercihli kullanım alanı ve golf alanına dönüştürüldüğü, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu kararın aynı şekilde korunduğu, söz konusu alanın, “golf alanı”, “turizm alanı” ve “turizm 2. konut alanı” kullanımlarına yönelik 1/1000 ölçekli uygulama imar planı mevcut olduğundan plan kararı değişikliğinin uyumlu olduğu, ancak, 1/1000 planda belirlenen alanın bile henüz boş olduğu dikkate alındığında, bölgeye ilave edilen alana ihtiyaç bulunmadığının açık olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgenin bir kısmının 1/25.000 ölçekli plan kararlarına göre tercihli kullanım alanı ve bölgesel spor alanı olarak planlandığı, bu çerçevede bölgede turizm potansiyelleri ve yerel idarenin talebi dikkate alınarak tercihli kullanım alanı amaçlı düzenleme yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin de belirttiği gibi iki plan arasında bölgeye ilişkin kullanım kararı açısından uyumsuzluk yoktur. Ancak davaya konu planda Tercihli Kullanım Alanı ve Golf alanının alansal büyüklüğü arttırılmış ve doğal sit alanlarını içerecek şekilde büyütülmüştür.
Arazî kullanımı üzerine Doğal Sît notasyonu olarak D harfi konsa da, bu doğal değeri olan alanda ham D notasyonu hem de tercihli kullanım alanı kararı çelişkili olmaktadır, Ayrıca belirtmek gerekir ki 23.06,2014 tarihli ilk çevre düzeni planında bu şekilde yapılı çevreye ayrılmış olan alan daha küçüktür; askı süreci sonrasında büyütülmüştür, özetle doğal sit alanı olan yerde koruma-kullanma dengesi bozulmuştur. Bu nedenle planın bu kısmında bu derece büyük bir yapılı çevre kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru bulunmamıştır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde alan yeniden küçültülmüş olsa da, doğal sit alanı notasyonu ile tercihli kullanım alanının bir arada yer almasına ilişkin çelişki devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere bölgeye ilişkin kullanım kararı açısından dava konusu plan ile 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı arasında uyumsuzluk yoktur. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı gibi bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu öte yandan alt ölçekli planlarda ileri sürülen kullanımların yapılabileceği, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılmayacağı açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-37
Dava dilekçesinde;
1/100000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Aşağı Mahalle yerleşiminin doğusunda ve güneyinde, Bağyurdu yerleşiminin kuzeyinde olmak üzere 3 bölgede “tarım alanı” kullanımının yanı sıra “lojistik merkez alanları” gösterimi getirildiği, söz konusu bölgelerin halihazırda da tarım alanı vasfı taşıyan yerler olduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Kemalpaşa ilçesi için ihtiyacı karşılamak üzere, Kemalpaşa Organize Sanayi Gölgesinin kuzeyinde yaklaşık 150 hektarlık bir lojistik merkez alanı belirlenmiş ve uygulamalara da başlanmışken bu ilave gösterimlerin gerekçesi anlaşılamamış olup, söz konusu kararların 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu lojistik merkez alanının Ankara-İzmir Otoyolu ile demiryolu akslarının üzerinde, OSB alanları ile bitişik bir konumda yer aldığı, söz konusu alanın erişim ve üretim alanlarına yakınlığı göz önünde bulundurulduğunda, alanın lojistik merkez olarak kullanılmasının önemli olduğu, davacının gelişigüzel bir şekilde söz konusu kullanım kararının 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğunu iddia ettiğ ancak anılan Kanunun hangi maddesinde demiryolu, otoyol ve sanayi aksları üzerinde lojistik merkez planlanamayacağına ilişkin hüküm yer aldığını izah edemediği, diğer yandan planlama bölgesinin tarım, sanayi ve hizmet üretimi açısından dinamik bir bölge olması göz önünde bulundurularak dava konusu planda 8.3.10.4 sayılı plan hükmünde, “Bu planda gösterilenler dışında lojistik merkez alanlanna ihtiyaç olmast halinde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak Valilik koordinasyonunda yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planlan bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir” düzenlemesinin yer aldığı, bu hüküm kapsamında bölgede ihtiyaç olması durumunda valilik koordinasyonunda lojistik merkez alanlarının yer seçimlerinin yapılabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kuzeyinde, demiryolu ve otoyol bağlantı yolu üzerinde lojistik merkez kararının erişilebilirlik açısından bir rasyoneli olduğu söylenebilir. Ancak çevredeki diğer arazi kullanımları dikkate alındığında, özellikle davaya konu planda üniversite alanı da öngörülen ve konut alanı olan bu bölgede (37-a kısmında) yol boyu lojistik alan önerisi yer seçimi açısından (bu arazi kullanımları nedeniyle) doğru görülmemektedir. Bunlar zaten belirtilen OSB kuzeyindeki lojistik alana çok yakındır. Demiryolu-OSB-otoyol ilişkili kuzeydeki bu alanda varken bu kadar yakın mesafede başka lojistik alan kullanımları etkin bir çözüm değildir. Paftada 37-b olarak gösterilen elanın da lojistik alan için avantajlı bir konumu olduğu söylenemez: Burada demiryoluyla ve OSB ile yakın ilişki söz konusu değildir Tarımsal alanın olumsuz etkilenmesine de yol açabilecek bir konumdadır. Lojistik alan gösterimi alansal değil sadece notasyon ile yapılmıştır, ancak notasyonun konumlandığı yer demiryolundan ve OSB alanında uzak olduğu için konuma İlişkin yapılan çıkarımlar geçerildlr. Özetle bu iki lojistik alanın yerseçlml bu bölgedeki ulaşım ve üretim alanlarıyla bütünleşebilen konumda olmadığı için uygun görülmemiştir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu bölgede düzeltme yapılarak davacı idarenin talebi doğrultusunda lojistik alan gösterimleri kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bahsi geçen gösterimin düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-38
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa, Kuruderenin güneyinde yaklaşık 44 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanları” olarak belirlendiği, söz konusu alanın tarım arazisi niteliğinde ve yeşil kuşak alanının bir parçası olduğu, bölgede ilave turizm tesis alanı yaratacak turizm potansiyelinin bulunmadığı, Yukarı Kızılcanın kuzeyinde yaklaşık 107 hektarlık “turizm tesis alanı” planlandığı ve büyük bir kısmının henüz boş olduğu dikkate alındığında, ilave getirilen turizm tesis alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu bölgede tarım topraklarının hiçe sayıldığını iddia ettiği ancak kendi uhdesinde bulunan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da bu alanın kuzeyinde turizm tesis alanı olarak planlamış durumda olduğu, bununla birlikte bölgenin turizm potansiyelleri dikkate alınarak turizm tesis alanı düzenlemesi yapıldığı ve bu alanda gerçekleştirilecek uygulamaların kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda gerçekleştirileceği diğer yandan bu bölgeye ilişkin uydu görüntüleri incelendiğinde topografık açıdan eğimli bir bölge olduğunun görülebileceği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda da dava konusu çevre düzeni planında da bu noktaya ilişkin plan stratejisi turizm amaçlı gelişim yönündedir. Ancak davaya konu planda davacı İdarenin planındaki turizm alanı kentsel gelişme alanı olarak öngörülmüş ve turizm alanı önerisi alansal olarak daha büyük biçimde ve güneye doğru gelişme öngörüsü ile planlanmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi 1/100.000 ölçekli plan incelenirken alansal büyüklük karşılaştırmasında tam ölçü alınarak bu değerlendirmenin yapılması sağlıklı bir plan inceleme yaklaşımı değildir; ancak buradaki doğal yapının değeri dltkate alındığında daha güneye doğru gelişme öngörüsünün bu bölgenin ve doğal yapının geleceği için stratejik önemi olduğu da bir gerçektir. Koruma-kullanma dengesinin bu bölgedeki aşın vurgulu turizm gelişmeleriyle zedelendiği görülmekte olup, bu çerçevede uyuşmazlık konusu plan karan da şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında sakıncalı değerlendirilmektedir.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde turizm kararı kaldırılmış; ancak yolun batı kesiminde yine güneye gelişme işareti veren biçimde kentsel gelişme alanı getirilmiştir. Bunun da aynı nedenlerle sakıncalı olduğu görülmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da turizm tesis alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın konusunu oluşturan stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmamakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu turizm tesis alanı kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-39
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa, Örnekköy yerleşiminin kuzeyindeki yaklaşık 23 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı plan ile aynı olduğu dikkate alındığında ve söz konusu bölgede yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan, dava konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgenin davacı tarafından onaylanan 1/25.000 ölçekli plan kararlarında kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, dava konusu planın gösterim tekniği ve detaylarının gerektirdiği ölçüde “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlenme yapıldığı, bölgenin kuzeyindeki arkeolojik sit alanlarının simgesel olarak gösterildiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Alansal büyüklük olarak sınırlı bir kullanımdan bahsedilse de, bu noktada da Kemalpaşa yerleşiminde olduğu gibi, Örnekköy mevcut yerleşik alanından kat kat büyük bir gelişme alanı öngörüsü söz konusudur. Tarım alanları içindeki bu bölgede bu kadar fazla gelişme alanı öngörülmesi ve tarım alanlarının kaybı pahasına bu yaklaşımın benimsenmesi yukarıda Kemalpaşa yerleşimi için belirtildiği gibi uygun ve doğru bir planlama yaklaşımı olarak görülmemektedir. Buradaki arkeolojik alanların varlığı notasyon ile gösterilmiş; ancak gelişme alanlarının büyüklüğü, yönü ve konumu planlanırken bu varlık dikkate alınmamıştır. Bu bölgede yeni gelişme alanları büyüklüklerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalar barındırdığı ve revize edilmesi gerektiği görüşündeyiz.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise kentsel gelişme alanı küçültülmüş; arkeolojik alan sınırları ile gelişme bölgesinden ayrı biçimde korunarak planda gösterilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planında Örnekköy yerleşim alanının çevresinde, bu alandan çok daha büyük nitelikte gelişme alanları öngörülmüştür.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu gelişme alanının yer seçimi kararı ile büyüklüğüne yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, plan notlarıyla, bu alanın denetim altına alınmasını sağlayacak alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken kararların da getirilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Örnekköy gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Bu durumda dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-40
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Örnekköy yerleşiminin güney doğusundaki yaklaşık 24 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak gösterildiği, söz konusu alanın tarım arazisi niteliğinde ve yeşil kuşak alanının bir parçası olduğu, söz konusu bölgede ilave turizm tesis alanı yaratacak turizm potansiyelinin bulunmadığı, bu nedenle turizm tesis alanı kararına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bölgede turizm potansiyellerinin değerlendirilmesi amacıyla turizm tesis alanı amacıyla düzenleme yapıldığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgede doğa turizmine yönelik çeşitli alanlar turizm gelişimi için planlanmıştır. Uyuşmazlık konusu alanın güneyinde de davacı İdare tarafından planlanmış ve davaya konu planda da benimsenmiş turizm gelişim alanı mevcuttur. Bu noktada üst ölçekli planda turizm öngörüsünün gerekçesi dava dosyasında veya planda açıkça belirtilmemiştir. Ancak üst ölçekli planda bu bölge için doğa turizmleri stratejisinin ağır bastığı anlaşılmaktadır. Tarafımıza ve dava dosyasına bu nokta için sunulan bilgi ve belgeler kısıtlı olup, bu bilgiler doğrultusunda söz konusu kullanımın bölge genelindeki stratejilere aykırı olmadığını belirtmek gerekir. Öte yandan öngörülen alan Örnekköy mevcut yerleşik alanından bile daha büyüktür; bu aşırı baskın büyüklüğün yukarıdaki maddede verilen uydu fotoğrafında da görülen tarımsal alanlar dikkate alınarak revize edilmesi doğru olacaktır.
Nitekim 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde böyle bir revizyon yapılarak, söz konusu kullanımın vurgusu ve büyüklüğünde azaltma yapılmıştır. Bu son haliyle planın bu bölge için genel stratejileri açısından uyumsuz olmadığı ve planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı değerlendirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da turizm tesis alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planın bu bölge için öngördüğü genel stratejileri açısından uyumsuzluk olmamakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu turizm tesis alanı büyüklüğünde azalma yapılmıştır.
Bu durumda dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-41
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Örnekköy Mahallesinin güney doğu kısmında yer alan tercihli kullanım alanının doğu yönünde yaklaşık 15 hektar genişletildiği, bahsi geçen alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarım alanları ve orman alanları olarak belirlendiği, mevcut planlı alanın büyük bir kısmının henüz boş olduğu, genişletilen alanın büyük bir kısmının orman statüsünde olduğu ve halihazırda yoğun ağaç dokusunun da olduğu dikkate alındığında, ilave edilen tercihli kullanım alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu alanın davacının uhdesinde bulunan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da tercihli kullanım alanı olarak planlandığı, dava konusu planın ölçeği itibarıyla parsel bazında düzenleme yapılamaması ve tercihli kullanım alanlarının kesin sınırlarına ilişkin olarak kesin sınırların kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu nedenle herhangi bir düzenleme yapılmasına gerek görülmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda da bu alan tercihli kullanım alanı olarak planlanmıştır. Davaya konu planda da durum budur ancak alansal olarak daha büyük görülmektedir; doğuya doğru bir miktar genişletilmiştir. Daha ünce de belirtildiği gibi 1/100.000 ölçekli plan incelenirken alansal büyüklük karşılaştırmasında tam ölçü alınarak bu değerlendirmenin yapılması sağlıklı bir plan inceleme yaklaşımı olmadığı için, söz konusu plan kararında bir sakınca saptanmamıştır. Her iki planın da bu noktaya ilişkin stratejisi tercihli kullanım alanı yönündedir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise farklı olan doğudaki kısım kaldırılmış; alansal büyüklük azaltılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde itiraz konusu kısmın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-42
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa merkez yerleşiminin doğusunda Çiniliköy Mahallesi kesiminde yer alan kentsel gelişme alanı lekesinin doğu yönünde yaklaşık 37 hektar genişletildiği, bahsi geçen alanın 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlendiği, alt ölçekli planları bulunmadığı, söz konusu bölgede yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan ve büyük bir kısmının hala boş olduğu dikkate alındığında, söz konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede davacı dışındaki alt kademe belediyesinin talepleri dikkate alınarak planlama bütünlüğünün sağlanması, kaçak yapılaşmanın engellemesi amacıyla kentsel gelişme alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, bu alanların sınırları çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel plan hükmü çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceğinden davacının iddialarının yersiz olduğu, kaldı ki bu bölgenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarında da kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiş durumda olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu bu bölgede davacı İdarenin onadığı plan ile 1/100.000 ölçekli plan arasında stratejik önemde bir alansal büyüklük farkı saptanmamıştır. Planlar üzerinden ölçü alınarak karşılaştırılması daha önce belirtildiği üzere doğru değildir. Ancak davaya konu planın bu bölgede önerdiği kentsel gelişme alanları büyüklüklerinin revlze edilmesi gerektiği yukarıdaki maddelerde belirtilmişti. Bu çerçevede ele alındığında bu noktadaki genişleme de yine revlze edilmesi gereken bir büyüklük olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Kemalpaşa ve çevresindeki kentsel gelişme alanı büyüklüğü, genel olarak (bu uyuşmazlık konusu nokta da dahil olacak şekilde) şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise doğudaki bu kısım kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır. Bununla beraber kentsel gelişme alanının batıdaki kısmında da alansal büyüklük azaltılmıştır. Kemalpaşa yerleşik alanının kuzeyindeki bölgede de 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde alansal büyüklükler revlze edilmiştir. Dolayısıyla Bilirkişi Kurulumuzun bu bölge için saptadığı ve sakıncalı bulduğu aşın gelişme stratejisinin değiştirildiği ve gerekli revizyonun yapıldığı anlaşılmaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde itiraz konusu kısmın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-43
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Akalan Mahallesinin doğusunda ve TOKİ’ye ait alanın batısındaki yaklaşık 56 hektarlık alanın, İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” ve “makilik fundalık alan” kullanımlarında kaldığı, ayrıca TOKİ için belirlenen alanda bugüne kadar herhangi bir yapılaşma olmadığı dikkate alındığında bu alanın büyütülme gerekçesinin anlaşılamadığı, ilave edilen gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede davacı dışındaki alt kademe belediyesinin talepleri dikkate alınarak planlama bütünlüğünün sağlanması, kaçak yapılaşmanın engellemesi amacıyla kentsel gelişme alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, bu alanların sınırları çevre düzeni planının 7.2 genel plan hükmü çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceğinden davacının iddialarının yersiz olduğu, kaldı ki bu bölgenin Çevre Düzeni Planı kararlarında da kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiş durumda olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda Akalan Mahallesi ile TOKİ için ayrılan gelişme alanı birbirinden yeşil alanlarla (tarım ve makilik-fundalık alan) ayrılan iki farklı konut alanı olarak planlanmıştır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda ise bu iki alan birleşik biçimde kurgulanmıştır. Alt ölçeklerde burada tarımsal alan ve fundalıkların kentsel doku içinde korunması gerekebilir. Ancak iki konut alanının bütünleşik biçimde “çalışacağı” yönünde bir yerleşme kararının planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı; alt ölçekli planda yerleşme alanı içinde fundalık alanının planlanmasının olanaklı olduğu değerlendirilmektedir.
Bununla beraber, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde iki yerleşim alanı arasındaki kısım kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-44
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Armutlu Mahallesinin kuzey batısındaki yaklaşık 22 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, söz konusu bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Armutlu yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu bölgeye ilave edilen gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede davacı dışındaki alt kademe belediyesinin talepleri dikkate alınarak planlama bütünlüğünün sağlanması, kaçak yapılaşmanın engellemesi amacıyla kentsel gelişme alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, bu alanlann sınırları çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel plan hükmü çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceğinden davacının iddialarının yersiz olduğu, kaldı k, bu bölgenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarında da kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiş durumda olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin onadığı planda da Armutlu yerleşiminin kuzeyinde kentsel gelişme elanı planlanmıştır. Davaya konu planda da durum budur ancak alansal olarak bir miktar daha büyük görülmektedir. Her iki planın da bu noktaya ilişkin stratejisi kentsel gelişme elanının bu yönde olacağı biçimindedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda alanın daha büyük öngörülmüş olması planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemektedir. Armutlu mevcut yerleşik alenına kıyasla aşırt bir büyüklük de söz konusu olmadığı için bu plan karannda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-45
Dava dilekçesinde;
Yukarı Kızılcanın batısında İzmlr-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “bölgesel kentsel spor alanı” olarak belirlenmiş yaklaşık 271 hektarlık alanın, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanları”, “orman alanları” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlendiği, özellikle yerinde yoğun ağaç dokusunun olduğu ve arazinin eğim durumu da göz önüne alındığında, bölgeye getirilen bu büyüklükteki bir bölgesel kentsel spor alanı kararının, hem yer seçimi olarak hem de büyüklük açısından gerekçesinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede turizm faaliyetlerine bağlı olarak spor faaliyetlerinin de gelişebileceği, arazinin eğimli yapısı göz önüne alındında pek çok farklı spor faaliyetine ev sahipliği yapabileceği, bununla birlikte davacının, bu bölgede hangi nedenlerle spor faaliyetlerinin gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin herhangi bir gerekçe sunamadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Üst ölçekli davaya konu planın alt ölçekli davacı idare onaylı plan kararlarını aynen benimseyip sürdürmek zorunda olmadığı ve yeni stratejik kararlar getirebileceği belirtilmişti. Kentsel spor alanı kararı da bu kapsamda değerlendirilebilir; ancak keşif esnasında görüldüğü üzere burada mevcut doğal dokunun bozulmadan korunmasını gerektiren bir doğal değer bulunmaktadır. Bu nedenle bu konumun kentsel spor alanı kullanımı için uygun olmadığı, davaya konu planın bu kısmındaki söz konusu spor alanı kararırının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru bir yaklaşım olmadığı saptanmıştır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu spor alanı önerisi kaldırılmış; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde itiraz konusu kısmın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-46
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesi, Hamzababa köyünün kuzeyinde bulunan ve il sınırında kalan 13 hektarlık alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanın büyük bir kısmının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “tarım alanı” olarak belirlendiği, tarım arazisi niteliğinde ve yeşil kuşak alanının bir parçası olan alanda gelişme alanına ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu kentsel gelişme alanın kuzeyinde yer alan tarım ve hayvancılık gelişme alanlarının kırsal alandaki saçaklanma niteliğinde olduğu, bu bölgede, istihdam artışı ile birlikte kaçak yapılaşmanın engellenmesi ve planlı gelişmenin sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanı olarak düzenleme yapıldığı, diğer yandan dava konusu alanın, Hamzababa Mahallesinin bitişiğinde bulunan Çeşnibaba Mahallesinde yer almakta olup bu mahalle Manisa il sınırları içerisinde olduğu, bu çerçevede davacının, Manisa il sınırlan içerisindeki plan kararlarına yönelik iddialarda bulunmasının hukuka aykırı olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“1/100.000 ölçekli bir plan için son derece küçük alansal gösterimi olan bir karardan söz edilmektedir. Davacı İdarenin onadığı planda burada gelişme alanı önerilmemiş; davaya konu planda ise bu noktada yeni gelişme alanı öngörülmüştür. Aslında stratejik öneme sahip olmayan; bu bölgenin baskın kullanımını değiştiren veya buraya stratejik önemde yeni bir fonksiyon getiren bir karar değildir; aynca plan bütününde irdeleme gerektirecek bir konum ve alansal büyüklük bulunmamaktadır. Buna rağmen mevcut kırsal yerleşimlerden kopuk biçimde, onların gelişme alanı olarak öngörülmeden, tarım alanları içinde bağımsız bir yeni gelişme alanının planlama yaklaşımı olarak mantığı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla planın iptalini gerektiren bir stratejik karar olmasa da, bir planlama tekniği olarak söz konusu kararın revlze edilmesl gerektiğini belirtmek gerekir. 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu noktadaki gelişme alanı kaldırılmış, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde itiraz konusu kısmın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-47
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçe merkezinin kuzeyinde yer alan yolun, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında daha kuzeye kaydırıldığı, arada kalan yaklaşık 90 hektarlık alanın “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kullanımında kaldığı, bölgede alt ölçekli imar planlarının bulunmadığı dikkate alındığında, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanlarının planın amacı ve genel ilkeleri ile örtüşmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgenin bir kısmının 1/25.000 ölçekli planda da kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, mevcut durumda bu alanların yapılaşmış durumda olduğu, çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel plan hükmü kapsamında kentsel gelişme alanlarının sınırları ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlendiğinden davacının iddialarının dayanağının bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Kemalpaşa yerleşimine ilişkin aşın büyüklükte kentsel gelişme alanı öngörüsü bulunduğu yukarıda ilgili maddeler altında belirtilmişti. Bu kapsamda dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bu bölgedeki kentsel gelişme alanı büyüklüklerini ve bu doğrultuda da gelişme alanını sınırlayan öneri ulaşım bağlantısının konumunu bu konuyla bütünleşik biçimde revize etmesi gerekmektedir. Bu madde kapsamında genişlemenin öngörüldüğü alanın tarımsal alanlar olduğu da unutulmamalıdır. Bu bölgede mevcut yerleşik alanın 3 katı kadar büyük bir kentsel gelişme alanı açılması şehircilik İlkeleri ve planlan» esaslarıyla, tarımsal alanların korunması ve sürdürülmesi ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu kısımdaki kentsel gelişme alanı davacı İdarenin 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda daraltılmıştır; bu kısımdaki uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının daraltıldığı, görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-48
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Ayrancılar Mahallesinde ağaçlandırılacak alan olarak belirlenen bölgenin yapılan itirazlar ve alt ölçekli imar planları dikkate alınarak 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu kararın aynen korunduğu, söz konusu alanların, İzmir ilinin en önemli yüzeysel su kaynağı olan Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası Uzun Mesafeli Koruma Sınırı içerisinde kaldığı, İzmir kentinin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması amacıyla gerçekleştirilen Tahtalı Barajının evsel, endüstriyel, tarımsal ve her türlü hayvancılık faaliyetinden kaynaklanan atık sular ile kirlenmesini önlemek ve toplum sağlığını korumak, su havzasının doğal potansiyelini en iyi biçimde değerlendirmek amacıyla Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Tahtalı Barajı Havzasına ilişkin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı onaylandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da, Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası sınırları içerisinde 1/25.000 ölçekli Tahtalı Baraj Havzası Çevre Düzeni Planı kararlarının esas alındığı, bahsi geçen kentsel gelişme alanlarının, İZSU Genel Müdürlüğü Su Havzaları Koruma yönetmeliğinin 3.maddesinin 3/b fıkrasında belirtilen, “Yerleşik alan sınırları İZSU’nun görüşü alınarak belirlenir. Koruma alanlarında yerleşik alan sınırları gelişme alanı bırakılmaksızın tespit edilir. Bu sınırlar değiştirilemez ve yeni yerleşim alanları teşkil edilemez.” hükmüne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Ayrancılar Mahallesinde düzenlenen kentsel gelişme alanlarının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da aynı amaca ayrıldığı, dava konusu planın 8.18.5.1 sayılı uygulama hükmünde, İZSU Su Havzaları Yönetmeliğinin geçerli olduğunun açıkça belirtildiği, bu çerçevede bu alanlardaki uygulamalar, çevre düzeni planının 8.18.5.1 ve 7.2 sayılı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirileceğinden herhangi bir su havzasının imara açılmasının söz konusu olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda da Ayrancılar Mahallesinin bu kısmında önemli büyüklükte bir kentsel gelişme alanı planlanmıştır. Davaya konu planda da durum budur ancak alansal olarak daha genişletilmiş ve davacı İdarenin planında ağaçlandınlacak atan olarak planlanmış bir kısım alan da kentsel gelişme alanına dahil edilmiştir. Aslında iki planda da bu noktaya ilişkin strateji kentsel gelişme alanının bu yünde olacağı biçimindedir. Daha ünce 1/100.000 ölçekli plan incelenirken alansal büyüklüklerin birebir karşılaştırılmasının ve tam ölçü alınarak bu değerlendirmenin yapılmasının sağlıklı bir plan inceleme yaklaşımı olmadığı belirtilmişti. Ancak buradaki temel sorun, davaya konu 1/100.000 ölçekli planda bu ayrıntıda bir büyüklük ve arazi kullanım sınırı belirlemesinin ilk onama aşamasında bulunması ve daha sonra kaldırılmasıdır. Aşağıda verilen paftalarda görüldüğü üzere, 23.06.2014 tarihinde onanan davaya konu planın ilk halinde, hassas bir ayrıntı düzeyiyle davacı İdarenin planındaki ağaçlandırılacak alan üst ölçekli bu plana da işlenmiştir. Bundan sonra askı sürecinde bu kısımda değişiklik yapılıp, ağaçlandırılacak alan kaldırılarak yerine kentsel gelişme alanı önerildiğinde artık konu ölçekler arası ayrıntı farkı ve üzerinden ölçü alınması tartışmasını aşmaktadır. Burada askı sonrasında plan değişikliği yapılarak, ilk planda ağaçlandırılacak alan olarak belirlenen yer kaldırılmış ve kentsel gelişme alanı önemli ölçüde büyütülmüştür.
Bu nedenle ağaçlandırılacak alanın kaldırılmış olması yönündeki kararın değerlendirilmesi gerekir. Bunun kaldırılıp kentsel gelişme alanına aynlmasının bir gerekçesi görülmemektedir. Burada mevcut durumda yapılaşma bulunmamaktadır. Ayrancı yerleşiminde mevcut yerleşik alanın kat kat üzerinde yeni gelişme alanı zaten planlanmıştır. Bunun da genel olarak revize edilmesi anlamlı olacaktır. Bu kadar büyük bir alan açılmışken, ağaçlandırılacak alan kararının da (ilk onaylı plandan sonra) değiştirilip kentsel gelişme alanının artırılması koruma-kullanma dengesini, doğal çevre ile yapılı çevre dengesini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle dava konusu 1/100.000 ölçekli planın uyuşmazlık konusu alana ilişkin kısmında askı sürecinde yapılan bu değişiklik şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu kısımdaki kentsel gelişme alanı davacı idarenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda kaldırılıp yeniden ağaçlandırılacak alan kararı getirilmiş; bu kısımdaki uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alan, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda yeniden ağaçlandırılacak alan olarak planlandığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-49
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Pancar yerleşimi güneydoğusu ve otoyolun güneyinde kalan bölgenin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi alanı olarak belirlendiği, ancak söz konusu alanın, gerek 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında, gerekse bu doğrultuda hazırlanarak idarelerince onaylanan Pancar 1/5000 ölçekli nazım imar planında tarım alanı olarak belirlendiği, ayrıca, Torbalı ilçesi bütününde, Pancar Mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi alanı belirlenmesine yönelik kararın, planın koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgede mevcut sanayi alanlarının doluluk oranları ve Torbalı Belediye Başkanlığının talepleri dikkate alınarak sanayi alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, otoyolun kuzeyinde yer alan sanayi alanlarında 1/25.000 ölçekli planda da bu amaca ayrılmış durumda olduğu, bu bölgedeki mevcut sanayi alanlarının doluluk oranına ulaşması dikkate alınarak yeni oluşacak sanayi alanlarının mevcut sanayi alanlanna eklemlenerek ortak altyapı ve üstyapılardan faydalanmasının gerekliliği ve kaçak sanayi yapılaşmalarının önlenmesinin önemi de dikkate alınarak sanayi alanı amaçlı düzenleme yapıldığı ve davacının itirazlarının dayanağının bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgedeki sanayi alanları incelendiğinde ise, 49, 50 ve 54. maddeler kapsamında ortak bir değerlendirme yapılması gerektiği görülmüştür. Anılan bu bölgeler birarada incelendiğinde, bölgedeki sanayi alanlarının davacının onadığı plana kıyasla önemli ölçüde büyütüldüğü görülmektedir. Bunun stratejik anlamda bir farklılık olduğu ve bu yerleşimin karakterini ve geleceğini değiştiren bir planlama stratejisi olduğu söylenebilir; bu nedenle irdelenmesi gerekir.
Davaya konu planda Pancar yerleşimindeki sanayi alanı davacı İdarenin onadığı planda ve diğer alt ölçekli planlarda öngörülüp planlanmış olan alanın iki katı kadar büyütülmüştür. Sanayi alanını demiryolu hattını sınır alarak büyütmenin rasyonel bir yönü olduğu söylenebilir; ancak bu bölgede bu kadar aşırı büyüklükte bir sanayi odağı yaratmanın anlamlı bir gerekçesi görülmemektedir. Burada tarımsal alanların varlığı ise hem keşif esnasında görülmüştür hem de uydu fotoğrafından izlenebilmektedir. Planın stratejik anlamda bu bölge için bu kadar sanayi yoğun bir bölge yaratması bu tarımsal üretim dokusu içinde anlamlı görülmemektedir. Planlamada koruma-kullanma dengesinin sağlanması konusuna daha önce Aliağa bölgesindeki termik santral öngörüleriyle ilgili değerlendirme kapsamında değinilmişti. Benzer şekilde burada da verimli tarımsal alanların yoğun olduğu bölgede bu tarımsal değerin ve üretimin korunması ve sürüdürülmesi gerekirken, bu yapılmayarak aşırı büyüklükte bir sanayi alanı öngörülmektedir.
Elbette sanayi alanında gelişme ve genişleme olabilir; ancak bu aşırı büyümenin tarımsal alanın kaybı biçimindeki bedelini dikkate almak gerekir. Bu nedenle koruma-kullanma dengesini gözeten biçimde bu alanı ele almak gerekir. Bu plan kararının tarımsal alanın korunması stratejisinin (en az sanayi üretiminin desteklenmesi kadar) öncelikli olması gereken bu bölge için doğru bir karar olmadığı, planın bu kısmının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık taşıdığı saptanmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda olduğu gibi 49, 50 ve 54. maddelerde yer alan itirazlar bakımından ortak bir değerlendirme yapılmıştır.
Dava konusu planın açıklama raporunun 4.4.4.3.1 sayılı maddesinde, İzmir Merkez Kent içinde güneyde Pancar’da Tahtalı Barajı Havzası sınırları dışında onaylı imar planları bulunan sanayi alanlarının, çevre düzeni planına aktarılırken, bu alanda mevcut imar planı kararlarına göre uygulama yapılmasının benimsendiği (syf.52), Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı bölgesinde mevcut durumda bütünleşik halde sanayi tesislerinin kurulduğu, tarımsal niteliğini yitirerek yapılaşmış bölümlerin planda sanayi alanı olarak düzenlendiği, bu bölgelerdeki imar planlarının, planlama aşamasında gerekli olan tüm kurum ve kuruluş görüşlerinin yeniden alınması sonrasında çevre düzeni planı kararları doğrultusunda revize edilmesinin gerekliliğinin de çevre düzeni planının kararlarından olduğu (syf.53), Pancar Mahallesi sınırları içinde, Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenmiş ve henüz yapılaşmanın başlamamış olduğu alan çevresindeki sanayi alanlarının organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesi, var olan ve gelecekte daha da büyümesi kaçınılmaz olan çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu, bu alanın bütünleşik olarak organize sanayi bölgesine dönüştürülmesinin gerek çevresel açıdan gerekse altyapı açısından uygun olduğunun değerlendirildiği (syf.54), 3.4.3 sayılı maddesinde, İzmir-Torbalı aksında Torbalı belediye sınırları içinde yapılmış olan tesislerin önemli tarımsal alanların ortadan kaldırılmasına neden olduğu, aynı bölgede, Ayrancılar-Pancar aksında yerel yönetimler tarafından onaylanan imar planlarıyla endüstriyel gelişmelerin önünün açıldığı, bölgede yer seçimi yapılmış organize sanayi bölgeleri boş kalırken, altyapısız, arıtmasız planlanmış alanlarda hızla yeni yapılaşmaların gerçekleştiği (syf.17) açıklanmıştır.
Plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacağı, bu planın onay tarihinden önce mevzii imar planları onaylanmış, ilgili idaresine başvurarak yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış ve bu ruhsatlara uygun olarak faaliyetin sürdürüldüğü yapıların bulunduğu alanlarda faaliyetlere devam edileceği, ancak bu alanlarda bu plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artışı ve arazi kullanım türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamayacağı belirtilmiş, 4.11 sayılı maddesinde, sanayi alanları: orta ve büyük ölçekli sanayi işletmelerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olarak, çevre ve sağlık koşulları gözetilerek, toplu olarak yer almaları öngörülen her türlü sanayi tesislerinin yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmış, 4.42 sayılı maddesinde, “Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir.” şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmış, 8.7.1 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa tabi tarım arazilerinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflamasının, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı belirtilmiş, tarım arazileri ile ilgili genel kurallar getirildikten sonra, devamı maddelerde tarım arazilerinin niteliğine göre yapılaşma şartları belirtilmiş, 8.7.10 sayılı maddesinde de: “Bu planın onayından önce yürürlükteki mevzuat uyarınca, inşaat ruhsatı veya yapı kullanma izni verilmiş olan tarımsal amaçlı yapılara ilişkin haklar saklıdır.” kuralına yer verilmiştir.
Davaya konu çevre düzeni planının plan açıklama raporunun 4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği, 4.4.9 sayılı maddesinde Çevre düzeni planları sınırları içinde kalan tarımsal nitelikli alanların tarımsal niteliği korunacak alanlar, özel mahsul alanları ve bağ alanları olarak veri tabanına üç farklı tanım içinde aktarıldığı, planda ise tümünün tarımsal niteliği korunacak alanlar olarak tanımlandığı, başta ifraz koşulları olmak üzere bu alanlardaki uygulamanın 5403 sayılı Toprak Koruma Kullanımı Kanunu ile bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmelikler uyarınca yapılmasının kurala bağlandığı, tarım alanlarında, ilgili mevzuat doğrultusunda yapılacak belirlemelerin temel alınarak geçerli olacak koruma ve kullanım koşullarının plan hükümleri arasında düzenlendiği, plan hükümlerinde yapılan düzenleme ile tarımsal niteliği korunacak alanlarda tarımsal amaçlı yapılaşmalar ve çiftçinin barınmasına yönelik yapılaşma istemlerine ilişkin kuralların ayrı ayrı belirlendiği, bunun yanında planlama bölgesi sınırları içindeki alanlarda 5403 sayılı Yasa öncesinde geçerli mevzuat uyarınca ilgili kurumlarca tarım dışı kullanıma uygun bulunmuş alanlarda verilmiş, bu görüşler doğrultusunda hazırlanmış nazım ve uygulama imar planlarından, arazi kullanım kararları çevre düzeni planının arazi kullanım kararlarıyla çelişmeyen bölümlerinde yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planlarının yapılaşmaya ve ifraza ilişkin kararların geçerli olduğuna dair bir düzenlemeye de plan hükümleri arasında yer verildiği belirtilmiştir.
Plan açıklama raporunda, Pancar’da Tahtalı Barajı Havzası sınırları dışında onaylı imar planları bulunan sanayi alanlarının, çevre düzeni planına aktarıldığı, Pancar Mahallesi sınırları içinde, çevresindeki sanayi alanlarının belirlenmiş olan organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesinin çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu belirtilmiş, ayrıca İzmir-Torbalı aksında Torbalı belediye sınırları içinde yapılmış olan tesislerin önemli tarımsal alanların ortadan kaldırılmasına neden olduğu, aynı bölgede, Ayrancılar-Pancar aksında yerel yönetimler tarafından onaylanan imar planlarıyla endüstriyel gelişmelerin önünün açıldığı, bölgede yer seçimi yapılmış organize sanayi bölgeleri boş kalırken, altyapısız, arıtmasız planlanmış alanlarda hızla yeni yapılaşmaların gerçekleştiği olgusuna da dikkat çekildiği görülmüştür.
Pancar yerleşim yerlerinin bulunduğu alanda demiryolu hattının yanında organize sanayi bölgesi öngörülmüş, endüstriyel gelişmelerin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesi, düzensiz gelişmiş endüstriyel alanlara organize nitelik kazandırılması planın geliştirme ilkeleri arasında sayılmıştır.
Davalı idarece Pancar Mahallesinde yer alan sanayi alanlarının büyük ölçüde dava konusu planın öncesinde oluşmuş ve fiili durumda işletme halindeki sanayi tesislerinin bulunduğu alanlar ile yine çevre düzeni planı onayı öncesinde 4562 sayılı Kanun kapsamında yer seçimi yapılan İzmir Pancar OSB alanından oluştuğu, bu bölgede yalnızca İzmir-Aydın otoyolu ile mevcut demiryolunun arasında kalan 82 hektarlık alanın hazine mülkiyetinde olması nedeniyle sanayi alanı olarak planlandığı, mevcut sanayi alanları dışında yeni sanayi alanı öngörüsünde bulunulmadığı ifade edilmiştir.
Plan açıklama raporu ve plan notları değerlendiğinde, Tahtalı baraj havzası ve tarım arazilerinin korunmasına yönelik kurallar getirildiği, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı açık olduğundan itiraz konusu alanlara ilişkin organize sanayi bölgesi etrafında, demiryolu ve karayoluna yakın konumda sanayinin gelişme yönünün belirlenmesinde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-50
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi Pancar yerleşiminin doğusunda, İzmir-Aydın Otoyolu üstünde otoyola paralel konumda yer alan ve Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda alt ölçek planlara aktarılan sanayi alanının herhangi bir planlama eşiğine bağlı olmaksızın Torbalı yönünde büyütüldüğü, ancak söz konusu alanın gerek İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, gerekse bu doğrultuda hazırlanarak onaylanan Pancar 1/5000 ölçekli nazım imar planında ‘tarım alanı” olarak belirlendiği, ayrıca Torbalı ilçesi bütününde, Pancar Mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi alanı belirlenmesine yönelik parsel bazındaki kararın, planın koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgede mevcut sanayi alanlarının doluluk oranları ve Torbalı Belediye Başkanlığının talepleri dikkate alınarak sanayi alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, otoyolun kuzeyinde yer alan sanayi alanlarının da 1/25.000 ölçekli planda da bu amaca aynlmış olduğu, bu bölgedeki mevcut sanayi alanlarının doluluk oranına ulaşması dikkate alınarak yeni oluşacak sanayi alanlannın mevcut sanayi alanlarına eklemlenerek ortak altyapı ve üstyapılardan faydalanmasının gerekliliği ve kaçak sanayi yapılaşmalarının önlenmesinin önemi de dikkate alınarak sanayi alanı amaçlı düzenleme yapıldığı ve davacının itirazlarının dayanağının bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“49. madde kapsamındaki değerlendirme, 50. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup, bu bölgedeki aşın sanayi yoğunlaşması kararının tarımsal alanın da korunmasına gereksinim duyulan bu bölge için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı değerlendirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
49. madde kapsamındaki değerlendirme, 50. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-51
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Ayrancılar Mahallesi, güney kesiminin 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alam” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu kararın aynen korunduğu, bölgenin henüz yapılaşmamış olması, alt ölçekli imar planlarının bulunmaması, bölge bütününde alt ölçekli imar planlarında belirlenen yeterli kentsel yerleşme alanı bulunduğu dikkate alındığında, nitelikli tarım topraklarının imara açılmasının planın genel ilke ve hedefleri ile uyuşmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu kentsel gelişme alanının, bölgede sanayi alanlarının yoğun olması, altyapı ve üstyapı maliyetlerinin azaltılması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesi amacıyla düzenlendiği, bu alanlarda planlama hukukuna aykırı bir işlem tesis edilmesinin söz konusu olmadığı, bununla birlikte davaya konu edilen bu alanların büyük kısmının, 1/25.000 ölçekli plan kararlannda da kentsel gelişme alanları altında yer alabilecek farklı kullanım kararları ile planlanmış durumda olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“48. madde kapsamında belirtildiği üzere burada aşırı büyüklükte yeni gelişme alanları planlanmış olup bunların remze edilmesi gerekir. Aksi takdirde tarımsal alanlann da korunması stratejisinin önemli olduğu bu bölgede tarımsal alan ye tanmsal üretim ciddi zarar görecektir. Aynca aynı 48. maddede olduğu glb) bu örnekte de, 23.06.2014 onay tarihli çevre düzeni planında burada daha sınırlı bir alan kentsel gelişim için planlanmış ve tarım alanları korunmuşken askı süreci sonrasında davaya konu planda tarım alanlan da kentsel gelişme sınırına dahil edilmiştir. 48. madde kapsamında anlatılan gerekçeler doğrultusunda bu durum şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun değildir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise bu kısımdaki kentsel gelişme alanı davacı İdarenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda daraltılıp tarım alanı kararı getirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alan, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda daraltıldığı ve tarım arazisi olarak planlandığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-52
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Yazıbaşı yerleşim merkezinin batısında “kentsel gelişme alanı” plan kararı getirildiği, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 04.03.2010 tarihli, 5616-29811 sayılı yazısında “dikili tarım alanı” olduğu ve tarım dışı amaçla kullanılamayacağı yönünde görüş bildirildiği, bu doğrultuda onaylanan Yazıbaşı I.Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve bu plan doğrultusunda onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planında söz konusu bölgenin “dikili tarım alanı” olarak planlandığı, öncelikle söz konusu bölgede alt ölçekli imar planı süreçlerinin detaylı çalışmalar neticesinde tamamlanmış olması nedeniyle ilave getirilen “kentsel gelişme alanı” kararının gerekçesinin anlaşılamadığı, alt ölçekli imar planlarında yeterli kentsel gelişme alanının bulunduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu kentsel gelişme alanının, bölgede sanayi alanlarının yoğun olması, altyapı ve üstyapı maliyetlerinin azaltılması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesi amacıyla düzenlendiği ve bu alanlarda planlama hukukuna aykın bir işlem tesis edilmesinin söz konusu olmadığı, bununla birlikte davaya konu edilen bu alanların büyük kısmının, 1/25.000 ölçekli plan kararlarında da kentsel gelişme alanları altında yer alabilecek farklı kullanım kararları ile planlanmış durumda olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce iki plan arasmda ölçü alınarak birebir alansal karşılaştırma yapılmaması gerektiği ve stratejik kararlar açısından değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmişti. Bu alandaki konunun bu yerleşim için azımsanamayacak büyüklükte olan ve kentsel doku içinde kalmış bit dikili tanm arazisiyle ilişkili olması, burada tarım-sanayi-konut kullanımlarının birlikte varolduğu bir kentsel doku öngörüsünün stratejik anlamda bir karar olabileceğinden yola çıkılarak önemsenmesi ve ölçeklererasında sürekliliğin sağlanması gerektiği görüşündeyiz. 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına kadar dikili tanm arazisinin kentsel doku içinde korunması ve sürdürülmesi sağlanmışken, 1/100.000 ölçekli üst ölçekti planda da bu konunun stratejik anlam içermesi söz konusudur. Burası sanayi alanı İle konut gelişme alanı arasında kalan, sanayi ile birlikte üretim ve araştırma kapasitesi sağlayabilecek veya konut alanlarının içinde bir “kentsel tarım” yaklaşımına olanak sağlayan alanlar olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, zaten sanayi alanları açısından kararların revize edilmesi gerektiği, belirtilen Ayrancı bölgesinin bu kısmında da dikili tarım alanının dikkate alınarak planlara işlenmesi, bu değerin yaşatılması için gerekli görülmektedir. Dolayısıyla bu haliyle davaya konu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun değildir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-53
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Yazıbaşı yerleşim merkezinin doğusunda, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “lojistik merkez alanları” plan kararı getirildiği, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 04.03.2010 tarihli, 5616-29811 sayılı yazısında “dikili tarım alanı” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, ilgili kurum görüşü doğrultusunda hazırlanan ve Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarihli, … sayılı kararı ile onaylanan Yazıbaşı 1. Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında söz konusu bölgenin “dikili tarım alanı” olarak planlandığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında hedeflenen “lojistik merkez alanları” plan kararının bölgenin ulaşım ana bağlantılarına yakın olmadığı, alt ölçekli planlarda sanayi alanları olarak belirlenen alanlarda zaten bu nitelikli kullanımların yer alabileceği ve ilgili kurum ve kuruluş görüşleri ile alt ölçek imar plan kararlarına da aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede lojistik merkez alanının, sanayi faaliyetleri ve ulaşım ilişkileri göz önünde bulundurularak düzenlendiği ve herhangi bir alansal gösterim yapılmadığı, bu çerçevede lojistik alanın gösterildiği “L” simgesinin tanm arazisi üzerinde bulunmasının, bu alanlann tamamının lojistik alan olarak kullanılacağı anlamına gelmediği, bu kullanıma İlişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel plan hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“1/100.000 ölçekli planda getirilen “notasyon” o bölgede bu kullanımın geliştirileceği anlamına gelmekte olup, kesin biçimde alansal bir ifede taşımamaktadır. Burada sanayi alanında bir lojistik alanın olması anlamlı olabilir. Buradaki L notasyonu da bu nedenle, yani buradaki sanayi alanları nedeniyle burada öngörülmüştür. Tam bir konum bildirmediği İçin, söz konusu notasyon davaya konu planın İptalini gerektirecek bir plan önerisi olarak değerlendirilmemektedir. Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu notasyon kaktırılmış olup bu kısımdaki uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-54
Dava dilekçesinde;
Torbalı İlçesi Yazıbaşı yerleşiminin güneyinde yer alan sanayi alanının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında güney yönüne doğru büyütüldüğü, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarihli, 1412-3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, ilgili kurum görüşü doğrultusunda idarelerince Yazıbaşı 2. Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planının onaylandığı, söz konusu bölge için 3194 sayılı İmar Kanunu ve bağlı yönetmeliklerine aykırı olarak mülga belediyesince onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının onama sürecinde büyükşehir belediye meclisinin 11.06.2014 tarihli, 05.596 sayılı kararı ile iptal edildiği ve plan onama sınırı dışında bırakılarak uygulamaların İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürülmesinin planlandığı, bu kapsamda alt ölçekli imar planlarının bulunmaması ve ayrıca Torbalı ilçesi bütününde Yazıbaşı Mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunduğu göz önüne alındığında, ilk defa İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen sanayi alanı plan kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede sanayi alanlannın doluluk kapasiteleri dikkate alınarak parçacı sanayi gelişmelerinin engellenmesi ve altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla sanayi alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, bununla birlikte planın 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda bu alanların kesin sınırlarının ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda belirleneceği, söz konusu alanın tamamının yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“49 ve 50. madde kapsamındaki değerlendirme, 54. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup, bu bölgedeki aşırı sanayi yoğunlaşması kararının tarımsal alanın da korunmasına gereksinim duyulan bu bölge için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı değerlendirilmiştir. 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki sanayi alanı bir miktar daraltılmıştır; ancak yine de sanayi yoğunluğu ve belirlenen sakıncalar devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
49. madde kapsamındaki değerlendirme, 54. maddeyi de kapsayacak biçimde yapılmış olup itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-55
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Yazıbaşı yerleşiminin güney-batısında yer alan kentsel gelişme alanının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında güney yönüne doğru büyütüldüğü, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarih ve 1412- 3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, ilgili kurum görüşü doğrultusunda Büyükşehir Belediye Başkanlığınca Yazıbaşı 2.Etap 1/5000 ölçekli nazım imar planının onaylandığı, 3194 sayılı İmar Kanunu ve bağlı yönetmeliklerine aykırı olarak mülga belediyesince 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının onama sürecinde Büyükşehir Belediye Meclisinin … gün ve … sayılı kararı ile iptal edildiği ve plan onama sınırı dışında bırakılarak uygulamaların İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürülmesinin planlandığı, bu kapsamda alt ölçekli imar planlarının bulunmaması ve ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Yazıbaşı yerleşimi için öngörülen projeksiyon nüfusunun 2010 yılı onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olması nedeniyle getirilen “kentsel gelişme alanı” kararının gerekçesinin anlaşılamadığı, bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğundan söz konusu plan ile ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararının, çevre düzeni planı gösterim tekniği itibarıyla parçacı planlamanın engellenmesi, planlamada fonksiyon ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesi amacıyla düzenlendiği, planın 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda bu alanların kesin sınırlarının ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda belirleneceği, söz konusu alanın tamamının yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce, 51. madde kapsamında yapılan tartışmada kentsel gelişme alanları açısından koruma- kulla n ma dengesinin, kent-tanm alanı dengesinin korunması gerektiği ve bu bölgede bu açıdan sorunlu bir planlama yaklaşımı olduğu belirtilmişti. Bu örnekte ise bu yerleşim açısından bir başka stratejik plan yaklaşımının da tartışılması gerekmektedir. Davacının onadığı 1/25000 ölçekli planda yerleşimin bu kısmında yolun kuzey tarafında sanayi alanlan gelişimi varken, yolun güney kısmında yol boyu sınırlı bir koridor olarak sanayi alanı yer almakta, yani yol boyu karşılıklı devam etmektedir. Ancak güney tarafında sınırlı tutularak tarımsal arazinin korunması hedeflenmiştir. 1/100.000 ölçekli davaya konu planda ise yolun güney tarafında sanayi alanı yer almamakta; kentsel gelişme alanlan öngörülmektedir. Böylece yolun bir tarafında sanayi, diğer tarafında kentsel gelişme alanlan planlanmış, güney taraftaki tarımsal arazinin büyüklüğü görece azalmıştır. Bunun bu yerleşimin gelişimi açısından stratejik bir yaklaşım farkı olduğu değerlendirilerek bu durum incelendiğinde, keşif esnasında ve uydu fotoğraflarında görüldüğü üzere, yol boyunca yolun güneyinde sınırlı bir sanayi gelişimi şeridinin öngörülerek tarımsal arazinin korunması alternatifi daha doğru bir yaklaşım olarak saptanmıştır. Bu nedenle, davaya konu planın bu bölgedeki kentsel gelişme alanı öngörüsünün, bu alan için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı değerlendirilmektedir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise güney kısmındaki kentsel gelişme alanı kaldırılmıştır. Ancak yukarıda önceki maddede belirtildiği üzere sanayi alanı güneyde ince bir şerit olarak değil yine vurgulu biçimde geliştirilmekte olup, tarım alanlarının korunamaması sorunu devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşabileceği açık olup itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, davalı idare tarafından bu alanın ölçek farklılığından kaynaklandığı bu nedenle davacı ile uzlaşma sağlanarak 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının daraltıldığı belirtilmiştir.
İtiraz-56
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Karakuyu Mahallesi, Ortaköy olarak bilinen bölgenin 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu kararın aynen korunduğu, bölgenin özellikle meskun nitelik taşımadığı, mahalle statüsünde olmayan alanının mevcutta çok az bir yapılaşma içermesi ye büyük oranda zeytinlik alan niteliği taşıdığı görüldüğünden, söz konusu kararın 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu Ortaköy yerleşiminin bulunduğu bölgede Torbalı Belediyesinin talebi doğrultusunda düzenleme yapıldığı, davacının söz konusu bölgede plansız gelişmelerin devam etmesi yönündeki talebinin imar ve şehircilik ilkeleri ile bağdaşan bir yanı bulunmadığı, söz konusu bölgenin yalnızca kırsal karakterde bir bölge olmayıp bu alanda konut alanları ile birlikte ibadethane, okul gibi farklı sosyal donatı alanlarının da yer aldığının tespit edildiği, bununla birlikte dava konusu planın ölçeğinin gerektirdiği ölçüde düzenleme yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda mevcut sanayi gelişimleri arasındaki uyuşmazlık konusu alan tarım arazisi olarak planlanmıştır. 23.06.2014 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında da burada tarım arazisi gösterilmiştir. Davaya konu 16.11.2015 onay tarihli planda ise sanayi gelişimleri bütünleştirilerek, bir koridor oluşumu biçiminde planlanmış, iki sanayi alanındaki uyuşmazlık konusu alan yerleşik alan olarak plana işlenmiştir. Uydu fotoğraflarında bu alanda bazı kentsel kullanımlar görülmektedir. Bununla beraber tarımsal arazi de uydu fotoğrafında görülmekte olsa da, üst ölçekli planda bu alana ilişkin bölgesel stratejiyi değiştirecek bir vurgu ve alansal büyüklük söz konusu değildir. Bu nedenle planın iptalini gerektirecek bir husus olarak değerlendirilmemiştir, üst ölçekli planda bu iki alanın arasındaki mevcut yapılaşma eğiliminin devamıyla koridor biçiminde bütünlük teşkil eden bir yapılı çevre öngörüsü olabilir. Mevcutta gözlenen bazı yapılar nedeniyle planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yerleşme alanı komşuluğunda ve mevcut yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel yerleşmenin yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için iddia edildiği gibi zeytinlik veya tarım arazisi olması durumunda 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-57
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçe merkezi, Fetret Çayının doğusunda tarım alanı olan alanın sanayi alanı olarak belirlendiği, Fetret Çayının sanayi alanları ve plan için doğal eşik niteliğinde olması, Torbalı ilçesi merkezi ile birlikte yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi bulunması, alanın mevcut kullanımının büyük oranda tarım alanı olması nedeniyle söz korusu kararın 3134 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede sanayi alanlarının doluluk oranları dikkate alınarak ilçe Belediyesinin talebi doğrultusunda sanayi alanı amaçlı düzenleme yapıldığı, bununla birlikte davacının sanayi alanlarına yakınlığı bulunan her tarım alanının bu amaçla düzenlendiğine ilişkin iddialarının dayanağı bulunmadığı, bölgedeki sanayi alanlarının doluluk oranlan dikkate alındığında, üst ölçekli planlarda bu yönde düzenlemelerin yapılmaması durumunda kaçak sanayi yapılaşmalarının artacağı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafından mevcut durum ve doğal çevre incelendiğinde, çayın iki tarafında sanayi gelişmesi olması, bu gelişmenin orman sınırına kadar dayandınlması doğru bir planlama yaklaşımı olarak görülmemektedir. Herşeyden önce bu yerleşim için önemli bir rekreasyon ve havalandırma koridoru olabilecek bir doğal değer olan Fetret Çayına, planın yaklaşımı stratejik önemde bir konudur. Sanayi alanını ikiye bölen ve bu nedenle köprülerle üzerinden yollar yapılarak sanayi ilişkilerinin kurulacağı, veya bunlar kurulmazsa sanayi alanının bütünsel çalışmasının engelleneceği bir mekansal kurgu doğru değildir. Bu nedenle davacı idarenin ileri sürdüğü gibi, çayın doğal sınır olarak kabul edilmesi daha doğru bir yaklaşımdır. 23.06.2014 tarihinde onaylanan ilk çevre düzeni planında da çay doğal sınır kabul edilmişken daha sonra askı sürecinde sanayi alanı büyütülmüş ve çayın diğer kısmında da planlanmıştır. Bu yaklaşım anlatılan nedenlerle şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalıdır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlıkta,Torbalı ilçe merkezi, Fetret Çayının doğusundaki alan, 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile “tarım alanı” olarak belirlenmiş iken, 30/12/2014 tarihli Çevre Düzeni Planı ve dava konusu plan ile söz konusu bölgede, Fetret Çayı’nın batısında bulunan sanayi alanının devamı niteliğinde, sanayi alanı kullanımı öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf. (51)’de: “Torbalı-Karakuyu: Torbalı ilçe merkezinin kuzeyinde yer alan sanayi alanlarından, küçük sanayi sitesi niteliğindeki alanlar kentsel yerleşik alanlar olarak planda yer alırken, büyük bölümünde yapılaşmalar bulunan kentin kuzeyindeki planlı sanayi alanları da çevre düzeni planında sanayi alanı olarak düzenlenmiştir.
Torbalı’nın kuzey kesiminde, Torbalı-Kemalpaşa karayolunun doğusunda, bir bölümü Torbalı, bir bölümü de Karakuyu Mahallesi sınırları içinde yer alan ve bölgede yoğunlaşan mermer sanayi tesislerinden önemli bir bölümünün içinde yer aldığı alan, alt ölçekli planlarda gerekli tüm kurum ve kuruluş görüşleri alınarak, ihtisaslaşmış mermer organize sanayi bölgesine dönüştürülmesi amacıyla önerilmiştir.
Torbalı ilçe sınırları içindeki planlı sanayi alanlarının bulunduğu alanların çevresinin verimli tarım alanları olduğu dikkate alınarak, bu alanların mevcut yapılaştıkları alanlar içinde sınırlandırılması, gelecekte sanayi alanlarının genişlemesine izin verilmemesi, yeni sanayi alanı taleplerinin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesinin tarım arazilerinin ve doğal çevrenin korunması adına uygun olacağı değerlendirilmektedir.” açıklamasına yer verilmiştir.
Açıklama Raporu Syf. (21)’de ise: “İzmir’de var olan planlı sanayi alanları gereksinimi karşılayacak düzeydedir. Sanayi gelişmesi planlı ve boş organize sanayi bölgelerinde sürecektir. Sanayi alanlarından, tarım alanları üzerinde gelişme eğilimi olanlar sınırlandırılmalıdır.
Bu kapsamda; Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanları üzerinde mevzuata aykırı olarak planlanmış olan sanayi alanları için hazırlanmış olan imar planlarının tümüyle ortadan kaldırılması, yapılaşmamış bölümlerde yeni yapılaşmaların oluşmasının engellenmesi sağlanmalı, gelişme kısıtlanmalıdır.
” ifadeleri planın bir kabulü olarak ortaya konulmuştur.
Davalı idarece söz konusu plan değişikliğinin gerekçesine ilişkin olarak, plana askı sürecinde gelen talebin uygun bulunması olarak belirtilmekte ise de, dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, Torbalı ilçe sınırları içindeki planlı sanayi alanlarının bulunduğu alanların çevresinin verimli tarım alanları olduğu dikkate alınarak, bu alanların mevcut yapılaştıkları alanlar içinde sınırlandırılması, gelecekte sanayi alanlarının genişlemesine izin verilmemesi, yeni sanayi alanı taleplerinin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesinin tarım arazilerinin ve doğal çevrenin korunması adına uygun olacağının değerlendirildiği görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, çevre düzeni planının plan notları ve raporuyla bir bütün olduğu göz önünde bulundurulduğunda, açıklama raporunda bu bölgeye yönelik sanayi gelişimine ilişkin ortaya konulan öngörü ile Fetret Çayının doğusuna getirilen sanayi alanı kullanımı arasında çelişki bulunduğu açıktır.
Bu durumda, Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanlarının korunması amacıyla yapılaşmamış bölümlerde yeni sanayi yapılaşmalarının engellenmesi ve gelişmenin kısıtlanmasına yönelik dava konusu plan hedefi ile çelişki oluşturacak nitelikte Fetret Çayının doğusuna sanayi alanı kullanımı getirilmesinde, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ile mevzuata uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-58
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçe merkezinin kuzeybatısında kalan bölgenin 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile lojistik alan olarak planlandığı, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu kararın aynen korunduğu, söz konusu plan kararının demiryolu eşik alınarak batıda demiryolu, güneyde ve doğuda Torbalı ilçe merkezi, kuzeyde İzmir Aydın otoyolu Torbalı bağlantısı arasında kalan alanda düzenlenmesinin gerekli görüldüğü, aksi takdirde tarım alanlarında ciddi baskı yaratacağı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararının bölgenin çevre yolu bağlantısı ve demiryolunun bitişiğinde olması dikkate alınarak getirildiği, planın 7.2 genel hükmü kapsamında bu kullanıma ilişkin kesin sınırların alt ölçekli planlarda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda belirleneceğinden davacının talebinin yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu bölgenin konum olarak Lojistik alan için uygun bir yer olduğu görülmektedir. Demiryolu ve karayolu bağlantılarının olduğu bir alandır. Davacı İdarenin onadığı planda tarımsal arazi olarak planlanmış bu bölge, davaya konu planda Lojistik Alandır. Keşif esnasında alanın tarımsal özelliği tarafımıza gösterilmiştir, öte yandan davacı idarenin bu konumda Lojistik Alana karşı çıkmadığı da keşif esnasında belirtilmiştir. Nitekim stratejik bir karar olarak üst ölçekli planın böyle bir öngörüsü olabilir ve belirtildiği gibi bu konum bu fonksiyon için uygundur. Davacı idarenin görüşü bu kullanımın demiryolunun iki tarafında olmaması gerektiği, demiryolu ile sınırlandırılması gerektiği biçimindedir. Dolayısıyla itiraz; burada bu fonksiyonunun önerilmesine değil, bu fonksiyon için ayrılan alanın büyüklüğüne ilişkindir. Buradaki tarımsal değer dikkate alındığında demiryolunun sınır kabul edilmesi ve güneyindeki kısmın tarımsal alan olarak korunup planlanması doğru bir yaklaşımdır. Bu nedenle davaya konu planın bu kısmı tarım alanının korunması, tarımsal alan – sanayi/lojistik alanı dengesi, ve sonuçta koruma-kullanma dengesi ilkeleri doğrultusunda, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. 10.10.2018 onay tarihli son plan değişikliğindeki ise demiryolu sınır kabul edilerek lojistik alanın küçültülmüş olması olumlu değerlendirilmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu lojistik alan kararının bölgenin çevre yolu bağlantısı ve demiryolunun bitişiğinde olması dikkate alınarak getirildiği, davacı tarafından da sınırlarına itiraz edildiğii 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde ise demiryolu sınır kabul edilerek lojistik alanın küçültüldüğünden itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-59
Dava dilekçesinde;
Torbalı-Çaybaşı arasında tarım alanı olan bölgenin 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da bu kararın aynen korunduğu, söz konusu bölgenin alt ölçekli imar planlarının bulunmaması ve bölgede alt ölçekli imar planlarından gelen yeterli kentsel gelişme alanı bulunması nedeniyle, söz konusu kararın 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ikelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Torbalı ilçesi ve Çaybaşı Mahallesinin, birbirine bltişlik konumda yer alan iki yerleşim birimi olduğu, bu iki yerleşim birimi arasında parçacı yerleşim birimlerinin yer aldığı, dava konusu plan kararının çevre düzeni planı gösterim tekniği itibarıyla parçacı yapılaşmaların bütüncüllüğünün sağlanması, planlamada fonksiyonel ve uygulama bütünlüğünün sağlanması ve kaçak yapılaşmaların önlenmesinin amaçlandığı ve davacının bu düzenlemenin 3194 sayılı Kanuna aykırılık iddiasının herhangi bir dayanağı bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin onadığı planda bu bölge içinden geçen çay boyunca tarımsal alanlar korunarak Torbalı ile Çaybaşı bölgesi arasında bir açık alan oluşturulmuşken; davaya konu planda Torbalı ve Çaybaşı yerleşimleri bütünleştirilmiştir. Aslında bir plan yaklaşımı olarak dolu-boş ilişkisinin kurulması, iki yerleşim arasında tarımsal üretim alanı korunarak bir geçiş yapılması zaten şehircilik ilkeleri açısından daha doğru bir yaklaşımdır. Bunun yanısıra, burada değerlendirilmesi gereken konu 23.06.2014 tarihinde onanan davaya konu planın ilk halinde, buradaki çay boyunca açık alanın sürdürülmesi, tarımsal alanın ise korunması biçiminde bir plan yaklaşımı bulunurken, bundan sonra askı sürecinde bu kısımde değişiklik yapılıp, tarımsal alanın kaldırılmış olmasıdır. Bu doğrultuda kentsel gelişme alanı da önemli ölçüde büyütülmüştür.
Burada uydu fotoğrafına göre küçük bir alanda yerleşim oluşmuştur ancak bunun dışında Torbalı ile Çaybaşı arasında tarımsal alanlar bulunmaktadır. Hem bunların korunması, hem bir su öğesine yaklaşım olarak bunun tamamen yeni kentsel gelişme içinde bırakılmayıp tarımsal yapı ve kır ile planlanması, hem de kentsel gelişme alanları arasındaki dolu-boş ilişkisi, yapılı çevre – doğal çevre dengesi ilkeleri açısından 23.06.2014 onay tarihli plandaki yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Bu nedenle davaya konu planda bu kısma ilişkin plan kararları şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise sadece çay boyunca dar bir şerit doğal ve tarımsal haliyle korunmuş olup, uyuşmazlık konusuna ilişkin saptanan sakıncalar devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır
Öte yandan, davalı idare tarafından 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının daraltıldığı, davalı idarece davacının itirazı doğrultusunda ölçeğin müsaade ettiği ölçüde değişiklik yapıldığı ifade edilmiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-60
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Subaşı yerleşiminin batısında, Küçük Menderes eski yatağı ile İzmir-Aydın Karayolu arasında kalan alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi ve depolama alanı olarak planlandığı, söz konusu bölge için, İzmir Tarım İl Müdürlüğünün 01.05.2006 tarihli, 1412- 3631 sayılı yazısında “tarım dışı amaçla kullanımı uygun görülmemiştir” şeklinde kurum görüşü bulunduğu, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlendiği, söz konusu bölgeyi de kapsayan 1/5000 ölçekli nazım imar planlarının iderelerince onandığı, bu kapsamda Torbalı ilçesi bütününde, Subaşı mahallesi ve yakın çevresinde ciddi oranda sanayi alanı ve organize sanayi bölgesi ve depolama alanı bulunduğu göz önüne alındığında, sanayi ve depolama alanı belirlenmesine yönelik söz konusu plan kararının, koruma-kullanma ilkesi, hızlı ve kontrolsüz kentleşme ile ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu sanayi ve depolama alanının, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı gösterim tekniğine uygun olarak düzenlendiği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların planın 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu çerçevede davacının iddia ettiği gibi alanın tarım dışı kullanımının uygun görülmediğine dair kurum görüşü olması durumunda, bu görüşün geçerli olduğu ve alt ölçekli planların bu çerçevede değerlendirilebileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Dava konusu 1/100.000 ölçekli planda öngörülen sanayi ve depolama alanının yüzölçümünün oldukça fazla olduğunu belirtmek gerekir. Subaşı yerleşiminin mevcut büyüklüğü ve öngörülen yeni gelişme alanlarının toplam yüzölçümüyle karşılaştırılınca büyük bir alanın bu fonksiyon için ayrıldığı görülmektedir. Oysa bu noktada böyle bir ağırlık merkezi yaratmayı anlamlı kılacak bir gelişme olduğu söylenemez. Torbalı bölgesinde ciddi bir sanayi öngörüsü bulunan planın, Torbalı’ya yakın mesafede olan ancak sanayi-depolama açısından yakın ilişkide bulunmayan bu noktada böyleslne büyük alan kullanımlı bir sanayi ve depolama alanı açması bölge için stratejik bir karardır; ancak gerekçesi bulunmamaktadır. Bölgede demiryolu olmakla beraber, bu demiryolu battı ile de bütünleşebilen bir alan olarak planlanmamıştır. Bu büyük sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olması da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsurdur. Burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerekir. Bu saptamaların üzerine, buraya ilişkin Tarım İl Müdürlüğü görüşü de dikkate alındığında uyuşmazlık konusu kararın şehircilik İlkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı görülmektedir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın açıklama raporunda, 5747 sayılı Yasa ile Torbalı’nın mahallesi durumuna gelen Subaşı yerleşmesinde, onaylı imar planlarında var olan gelişme alanlarının yeterli olduğu, Çaybaşı, belediye sınırları içine 5216 sayılı Yasa ile katılarak mahalleye dönüşen köylerin yerleşik alanları çevresindeki planların ise bu planda kırsal yerleşmeler için öngörülen planlama kurallarına uyularak planlanmasının öngörüldüğü Subaşı sınırları içinde, mutlak tarım alanları üzerinde ilgili kurum görüşleri alınmadan planlanmış olan sanayi alanlarının ise yoğun yapılaşmış bir bölümü korunurken, İzmir-Aydın karayoluna cepheli bölümlerinde ise planların iptal edilerek bu alanların tarımsal niteliği korunacak alanlara dönüştürüldüğü belirtilmiştir. (syf.39)
Plan açıklama raporunda da uyuşmazlığa konu alanda tarımsal niteliği korunacak alanların var olduğu belirtilmesine karşılık İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve yüzölçüm olarak Subaşı yerleşim alanının çok üzerinde tarım arazisinin sanayi-depolama alanı olarak planlandığı görülmüştür. Söz konusu alanda bu büyüklükte bir sanayi depolama alanı yaratılmak istenilmesinin gerekçesi anlaşılamamıştır. Alanın çevresine bakıldığında böyle bir kullanımla yakın ilişkide olabilecek bir kullanım var olmadığı gibi böyle bir ihtiyacın oluşabileceğine yönelik bir gelişme öngörüsünün de bulunmadığı görülmüştür. Bu büyüklükte sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından bu kısma ilişkin dava konusu planda 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davalı tarafından 8.19.2 sayılı plan notu uyarınca Küçük Menderes Nehri ile ilgili taşkın önlemlerin, ilgili mevzuat ve kurum görüşü dikkate alınarak alt ölçekli planlarda değerlendirileceği, diğer taraftan mevcut durumdaki sanayi ve depolama tesislerinin bilirkişi değerlendirmesinde göz ardı edildiği ileri sürülmüş ise de, söz konusu alanın büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu plan ölçeğinde değerlendirilmesi gereken stratejik öneme sahip mekansal bir karar olduğundan bu iddia kabul edilmemiştir.
İtiraz-61
Dava dilekçesinde;
Torbalı İlçesi, Arslanlar Mahallesinin güney-doğusunda bulunan alanın, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı plan uygulama hükümlerinin kırsal gelişme alanlarına ilişkin ilgili maddelerinde; kırsal yerleşme alanlarının gelişme alanlarının ihtiyaçları doğrultusunda alt ölçekli imar planlarda belirleneceğinin tarif edildiği, kırsal yerleşme alanı niteliğindeki Arslanlar Mahallesinin gelişme alanı belirlenmesi hususunun alt ölçekli imar planlarının konusu olduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararın gerekçesinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alanda mevcut yapılaşmalar dikkate alınarak kentsel gelişme alanı düzenlemesi yapıldığı, planın 7.22. ve 7.2 sayılı genel hükümleri doğrultusunda bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceği ve söz konusu plan kararında şehircilik ilke ve esaslarına aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu kırsal yerleşimin mevcut yerleşik alanına oranla oldukça fazla büyüklükte bir gelişme alanı öngörülmüştür, öte yandan üst ölçekli stratejik planda demiryolu güzergahı Üzerindeki bir kırsal yerleşimin, burada demiryolu istasyonu öngörülmesi durumuyla beraber daha hızla büyümesi yönünde bir öngörü olabilir. Elbette bu çıkarım Bilirkişi Kurulumuzca yapılmaktadır. Bunun demiryolu İle tlişkilendlrilip bir strateji kapsamında yapılması doğru bir yaklaşım olacaktır ancak bu plan genelinde eksiktir. Yine de buradaki kırsal yerleşimin konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında, bu karar planın iptalini gerektirecek stratejik önemde bir karar olarak görülmediği gibi, demiryolu ile gelişmeyi öngören bu yönde bir yaklaşımın şehircilik ilkeler) ve planlama esasları acısından sakıncalı olmadığı değerlendirilmektedir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise gelişme alanı kaldırılmış olup, uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-62
Dava dilekçesinde;
Torbalı ilçesi, Taşkeslk Mahallesinin kuzeyinde bulunan alana ilişkin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında plan kararı ve notasyonu bulunmadığı, bu kapsamda yapılan itirazları sonrası söz konusu alanın 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında arkeolojik sit alanı olarak belirlendiği, son olarak 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda “arkeolojik sit alanı” notasyonu kaldırılmadan “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı” notasyonu getirildiği, ancak herhangi bir sit alanı tescili bulunmayan bölge için getirilen kararın maddi hata sonucu yapıldığı düşünülmekte olup, alanın İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki şekliyle sadece “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı” olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Sehven arkeolojik slt alanı olarak gösterilen söz konusu alanın, davacının itirazı doğrultusunda,16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir~Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı” olarak düzenlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu 16.11.2015 onay tarihli plan paftalarında burada hala arkeolojik alanlar için kullanılan tarama bulunduğu için, burası hem Büyük Alan Kullanımı Gerektiren Kamu Kuruluş Alanı olarak görülmekte hem de arkeolojik alan gösterimi bulunmaktadır. Her iki taraf da burada arkeolojik alan bulunmadığını belirtmiştir. Bunun sehven yapıldığı anlaşılmakta olup, düzeltilmesi gerekir.
Nitekim 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde arkeolojik alan taraması kaldırılmış ve bu alan Büyük Alan Kullanımı Gerektiren Kamu Kuruluş Alanı olarak gösterilmiş olup, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanda davacının itirazı doğrultusunda düzeltme yapıldığı ve uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-63
Dava dilekçesinde;
Bayındır ilçesi, Hasköy Mahallesinin kuzey ve batısında bulunan alanların, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı plan uygulama hükümlerinin kırsal gelişme alanlarına ilişkin maddelerinde, kırsal yerleşme alanlarının gelişme alanının ihtiyaçlar doğrultusunda alt ölçekli imar planlarda belirleneceğinin tariflendiği, kırsal yerleşme alanı niteliğindeki Hasköy Mahallesine gelişme alanı belirlenmesinin alt ölçekli imar planlarının konusu olduğu, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında belirlenen söz konusu kararın gerekçesinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alanda mevcut yapılaşmalar dikkate alınarak kentsel gelişme alanı düzenlemesi yapıldığı, planın 7.22 ve 7.2 sayılı genel hükümleri doğrultusunda bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceği ve söz konusu plan kararında şehircilik ilke ve esaslarına aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu kırsal yerleşimin çevresinde önemli yeni gelişme ve yatırım alanları bulunmamaktadır. Bu nedenle mevcut durumunun iki katında bir büyüme bu yerleşim için fazla bir büyüklük olabilir. Bunun yanısıra yerleşim değerli tarımsal alanlar içinde bulunduğu için, planın bu bölgedeki stratejisi tarımsal alanı korumak ve gelişme alanlarını bu nedenle sınırlamak yönünde olmalıdır. Bu nedenle mevcut yerleşik alanın iki katından fazla olan gelişme alanı önerisinin revlze edilmesi doğru olacaktır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise gelişme alanı kaldırılmış olup, uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-64
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Selçuk merkez yerleşim alanındaki kentsel gelişme alanı lekesinin doğu yönünde yaklaşık 158 hektar genişletildiği, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına giren kısmının “tarım alanları” olarak belirlendiği, Selçuk merkez yerleşiminde yürürlükteki imar planları doğrultusunda henüz yapılaşmamış alanların bulunduğu da dikkate alındığında, bu kapsamda ilave edilen kentsel gelişme alanı kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, bahsi geçen alanı kapsayan paftanın, 16.11.2015 tarihinde onaylanan paftalar arasında yer almadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Selçuk ilçesinin planlama döneminde tarım ve turizm sektörüne bağlı olarak gelişecek bir yerleşim birimi olarak değerlendirildiği, ilçede tabiat parkları, doğal sit alanları ve diğer özel statülü alanlar dikkate alınarak kentsel işlevlerin ilçe merkezinde toplanmasının gerekliliğine bağlı olarak kentsel gelişme alanları düzenlendiği, davacının iddialarına konu alanların bir kısmının 1/25.000 ölçekli planda da kentsel gelişme alanı olarak planlandığı ve davacının bu itirazının kendi onayladığı plan kararlarını da inkar anlamına geldiği, çevre düzeni planının 7.2 genel hükmü doğrultusunda bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceği, dava konusu plan kararında hukuka aykırı bir husus bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı planda da Selçuk yerleşiminin doğu yönünde büyümesi öngörüsü doğrultusunda kentsel gelişme alanı önerilmiştir. Ancak bu planda yerleşimin mevcut yerleşik alanının yaklaşık yarısı kadar bir yeni gelişme alanı öngörülmüştür. Davaya konu planda da aynı yönde kentsel büyüme öngörülmüş olmakla beraber aşırı büyük bir alan ayrıldığı görülmektedir. Kentsel gelişme için aynlan alan, mevcut Selçuk yerleşik alanından da büyüktür. Böyle bir aşırı gelişme öngörüsünün gerekçesi olmadığı gibi, tarımsal arazinin kaybı anlamına gelmektedir. Koruma-kullanma dengesi içinde bu gelişme alanının revlze edilmesi gerekir. Burada bir diğer önemli konu davaya konu planın 23.06.2014 tarihindeki ilk onayında çok daha küçük bir alanın (davacı idarenin 1/25.000 ölçekli planında olduğu gibi) kentsel gelişme için planlanmış olmasıdır. Planın askı süreci sonrasında ise bu alan büyüklüğü aşırı ölçüde artmıştır. Yerleşimin batısındaki arkeolojik alan değeri, doğusunda ise tarımsal alanların yarattığı değer dikkate alındığında bu yaklaşım şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalıdır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise gelişme alanı yeniden 23.06.2014 onay tarihli plandaki düzeye indirilmiş olup, yukarıda belirlenen sakıncalar ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının daraltıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-65
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Narlıdere ilçesi, Huzur Mahallesi, Huzurevi Tesisleri güneyinde kalan alanda “kentsel yerleşik alan” lekesinde büyüme yapıldığı, adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre Narlıdere ilçesinin 2007 yılı nüfusunun 61455 kişi, 2008 yılı nüfusunun 59161 kişi olduğu, idarelerince … tarihli, … sayılı meclis kararı ile onanan meri 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonu doğrultusunda, yürürlükteki 1/1000 ölçekli uygulama imar planları da irdelenerek Narlıdere ilçesi merkez yerleşim alanı ve yakın çevresi ile Sahilevleri ve Altıevler Mahalleleri kıyı kesimi ve Limanreis Mahallesini kapsayan alana ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı revizyonununun … tarihli, … sayılı meclis kararı ile onandığı, bu planda Narlıdere ilçesine ilişkin yeterli konut alanı ayrıldığı ve plan nüfusunun 72.114 kişi olarak belirlendiği, … tarihli, … sayılı kararı ile onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde parçacı yaklaşımlarla plan bütünlüğünün bozulmaması, kentsel gelişmenin ulaştığı yoğunluk ve sorunların çözülmesi, sosyo ekonomik ve mekânsal hedeflerin yeniden tanımlanması, yatırım ve gelişme eğilimleri ile taleplerin planlı olarak yönlendirilmesi, altyapı gelişmesi ve hizmet sunumunda rasyonellik ile planlı ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması amacı ile hazırlandığı, kentsel gelişme eğilimlerinin değerlendirilmesinde mekansal gelişme bütünlüğünün planlı olarak sürdürülmesinin hedeflendiği, bu doğrultuda plan kararları üretildiği, mekansal büyümenin kontrol edilmesi ilkesinden hareketle, ağırlıkla orman, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, yapı yasağı getirilmiş alanlar gibi büyük bölgesel açık alanlar ile tarımsal alanlardan oluşan ve gelişme alt yörelerini sınırlayıcı nitelikte olan yeşil kuşak program alanlarının belirlendiği, bu kapsamda alt ölçekli imar planı bulunmayan söz konusu alanın, coğrafi ve doğal yapı da dikkate alınarak “ağaçlandırılacak alanlar, orman alanları ve askeri alanlar” olarak belirlendiği dolayısıyla bahsi geçen alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda, “ağaçlandırılacak alanlar, orman alanları ve askeri alanlar” olarak düzenlenmesi gerektiği, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararları ile 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları arasındaki farklılıkların 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları gösterim tekniğinden kaynaklandığı, dava konusu plan ölçeğinde parsel ve tesis bazında plan kararları üretilmesi mümkün olmadığından bu alanlarda kesin sınırların planın 7.2 genel hükmü doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onayladığı plandaki yerleşik alanın uydu fotoğrafında görülen mevcut duruma yakın büyüklükte olduğu aşağıda verilen fotoğraflarda görülmektedir. Davaya konu plandaki kentsel yerleşik alan büyüklüğü ve biçimi de mevcut durumdan farklı değildir. Farklar ölçekler arasındaki farkın doğal bir sonucu olup, bu bölgeye İlişkin olarak davaya konu planda farklı bir plan stratejisi olduğuna işaret etmemektedir. 1/100.000 ölçekli plan üzerinden ölçü alınarak tam olarak 1/25000 ölçekli plan İle örtüşüp örtüşmediği irdelemesi zaten daha önce de belirtildiği gibi söz konusu olamaz. Bu ölçekte yerleşik alan olarak gösterilen büyüklük ve biçim uydu fotoğrafında görülen mevcut duruma da aykırı değildir. Davacının onadığı planda askeri alan ve ağaçlandırılacak alan gösterilirken, davaya konu planda bunlar gösterilmemiştir. Askeri alanın yerleşik alan içinde kalmış olması ve ayrıca gösterilmemiş olması davaya konu 1/100.000 ölçekli planın sınırlı bir ayrıntı düzeyi olmasından dolayı anlaşılır bir durumdur. Ağaçlandırılacak alanın ise daha önce başka alanlar için belirtildiği gibi yeşil kuşak sratejisinl zedeleyen bir plan kararı olmadığı değerlendirilmektedir. Plan hükümleri çerçevesinde alt ölçekli planlarda kentsel yerleşimin çeperindeki bu kısmın yine ağaçlanndınlacak alan olarak planlanması olanağı bulunmaktadır.
Bu nedenlerle planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bir stratejik vurgu, karar veya gösterim tespit edilmemiştir.
Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daha daraltılmış ve 1/25000 ölçekli davacı İdare planı doğrultusunda bu değişikliğin yapıldığı belirtilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, öte yandan, yukarıda aktarıldığı üzere dava konusu planın plan notlarının 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. alanların yer alabileceği düzenlenmiş olup davacının iddia ettiği kullanımların alt ölçekli planlarda getirilebileceği açıktır. Bununla birlikte uyuşmazlığa konu 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel yerleşme alanı daraltıldığından itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-66
Dava dilekçesinde;
Narlıdere ilçesi sınırları içerisinde yapılacak Aiionbaşı Barajına ilişkin kesinleşen baraj gölü ve koruma alan sınırlarının İZSU Genel Müdürlüğünün … tarihli, .. sayılı yazısı ile gönderildiği, bu doğrultuda hazırlanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin, İzmir Büyükşehlr Belediye Meclisinin … tarihli, … sayılı kararı ile uygun görülerek onandığı ve 23.06.2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına baraj gölü ve koruma alan sınırlarının bu kapsamda düzenlenmesi gerektiği gerekçesi ile itiraz edildiği, 30.12.2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Aiionbaşı Barajına ilişkin baraj gölünün konumunun düzeltildiği, ancak koruma alan sınırlarında gerekli düzeltmenin yapılmadığı, ayrıca söz konusu düzenleme yapılırken, bölgenin “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da belirtilen hususlarda değişiklik yapılmadığı, bölgede ilave nüfus ve yapı yoğunluğu getirecek söz konusu kararın, ihtiyaç olmadığı da dikkate alındığında şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu barajın yerine ilişkin 23.06.2014 onay tarihli plana yapılan itiraz kapsamında düzenleme yapıldığı, çevre düzeni planı üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağından ve bu alanlara ilişkin İZSU Genel Müdürlüğünce belirlenen sınırlar geçerli kabul edildiğinden, dava konusu planda düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Alionbaşı Barajı 23.06.2014 onay tarihli planda yanlış yerde konumlandırılmış olup bu durum sonraki planlarda düzeltilmiştir. Bu düzeltme sonrasında kentsel yerleşik alanın da bu kısımdaki biçimi değiştirilmiştir. Ancak kentsel yerleşik alan gösteriminde baraj koruma alanı sınırlarına duyarlı biçimde yaklaşılmadığı görülmektedir. Yerleşik alanın bu sınırlara göre belirlenmesi, mevcut durumda bu yönde gelişme eğilimleri ve yapılaşma varsa bile bunların plana işlenmesi değil, baraj koruma alanı sınırlarına uygun biçimde planlanması yönünde bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Bu nedenle davaya konu planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykınlık bulunmaktadır
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise yerleşik alan baraj koruma alanı sınırlarına göre düzenlenmiş olup, yukarıda belirlenen sakıncalar ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanın baraj koruma alanı sınırlarına uygun biçimde planlandığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-67
Dava dilekçesinde;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Narlıdere ilçesi, Ilıca Mahallesi, Yeniköy mevkii, Balçova Kaplıca Tesislerinin batısında kalan alanda “kentsel yerleşik alan” lekesinde büyüme yapıldığı, söz konusu alanın, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının Narlıdere ilçesi, … ada, …, …, …, …, …, … ve … sayılı parsellerin “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlenmesine ilişkin kısmının iptali istemiyle ile açılan davada … 1. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K: … sayılı kararda, dava konusu parsellerin kentsel yerleşim lekesinin sınırlandırılması amacı ile yeşil kuşağın bir parçası olarak belirlenmiş olmasının ve kentsel kullanım kararı öngörülmemiş olmasının uygun bulunduğu, ancak dava konusu parsellerin bulunduğu alanın “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” tanımına uymadığı” gerekçesi işlemin iptaline karar verildiği, bahsi geçen mahkeme kararı doğrultusunda, söz konusu alanın, yer altı sıcak su kaynağı koruma alanı (I. derece) içerisinde kalması ve İnciraltı Turizm Merkezi Balçova Kaplıcaları Kesiminin batısında kalan bölgenin çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde turizm potansiyelinin bulunması dikkate alınarak, çevresinde oluşacak turizm kullanımlarını destekleyici nitelikte ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı Uygulama Hükümleri çerçevesinde bölgedeki yoğunluğu arttırmayacak şekilde, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarihli, … sayılı kararı ile onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “günübirlik turizm tesis alanları” kullanımına ayrıldığı, bu kapsamda söz konusu alanda kentsel leke ile orman alanı arasında, yerleşimi sınırlayıcı nitelikte bir yeşil kuşak kullanım kararının getirilmesi gerektiği, söz konusu bölgede 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen kentsel yerleşik alan kullanımının şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının 8.1.1.3 sayılı uygulama hükmü çerçevesinde kentsel yerleşme alanları içerisinde aktif ve pasif yeşil alanlar yer alabildiğinden ve ağaçlandırılacak alanlar da mevzuata göre pasif yeşil alan kabul edildiğinden, bu bölgenin kentsel yerleşik alan olarak planlanmasında mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı, buradan davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına, dava konusu plan kararlarına ve hükümlerine hakim olmaksızın gelişigüzel iddialarda bulunduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“65 sayılı alan için verilen fotoğraflar ve değerlendirmeler doğrultusunda davaya konu planda bu alan için de gösterilen kentsel yerleşik alanın uydu fotoğrafında görülen mevcut durumdan veya davacı idarenin onadığı plandaki durumdan starejik önemde bir farklılık teşkil etmediği tespit edilmiştir. İki plan üzerinden ölçü alınarak karşılaştırma yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Genel anlamda bölgeye ilişkin stratejiler iki planda benzerlik göstermektedir. Yerleşik alanın büyüklüğü ve biçimi için de bu saptama geçerlidir. Bu ölçekte doğal karakteri korunacak alan gösterimi bulunmasa da, bunun alt ölçekte kentsel yerleşik alanın sınırındaki uyuşmazlık konusu alan ve parseller için geliştirilmesi söz konusu olabilir. Ancak burada davacı idarenin saydığı parseller üzerinden bir değerlendirme yapılması söz konusu değildir çünkü böyle bir yaklaşım bu ölçeğin genelliği ve ayrıntı düzeyine uygun değildir. Bu nedenle planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bir stratejik karar veya gösterim bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bununla beraber 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daha daraltılmış ve 1/25.000 ölçekli davacı idare planı doğrultusunda bu değişikliğin yapıldığı belirtilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, öte yandan, yukarıda aktarıldığı üzere dava konusu planın plan notlarının 8.1.1.1. sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.3. sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. alanların yer alabileceği düzenlenmiş olup davacının iddia ettiği kullanımların alt ölçekli planlarda getirilebileceği açıktır. Bununla birlikte uyuşmazlığa konu 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel yerleşik alan daraltılmış ve günübirlik alan notasyonu getirildiğinden itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-68
Dava dilekçesinde;
Güzelbahçe ilçesi, Çelebi Mahallesinde bulunan konut yerleşiminin kuzeyi ile otoyol arasında kalan ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ile 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak planlanan bölgenin, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan” olarak belirlenmesine yönelik itiraza ilişkin olarak, söz konusu bölgede uydu fotografları üzerinde yapılan tespitlerde, tarımsal faaliyet yapılmadığı ve yerinde yapılaşmanın yer aldığının iddia edildiği, ancak bölgede yoğun yapılaşmaların bulunduğu alanların 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik” olarak belirlenmiş olan alanlar olduğu, kentsel yerleşik alan lekesinin dışında kalan ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak belirlenen bölgede tarımsal amaçlı yapılar dışında herhangi bir yapılaşma bulunmadığı, daha önce de ifade edildiği gibi bölgede 1981 yılında mülga İmar ve İskan Bakanlığınca onaylanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları bulunduğu, bugüne kadar bölgenin plan kararının “korunacak tarım alanı” olarak sürdürüldüğü, bu kapsamda alanda söz konusu plan kararı doğrultusunda yalnızca tarımsal amaçlı yapıların yer almasının mümkün olduğu, onun dışında herhangi bir ruhsatlı yapılaşmadan söz etmenin mümkün olmadığı, ayrıca söz konusu alan çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde; tarımsal faaliyetlerin sürdürüldüğü ve verimli tarım arazilerinin yer aldığı bir bölge olduğunun uydu görüntülerinden de anlaşıldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planda mevcut yerleşim dokusu ile otoyol arasındaki bölgenin ilgili alt kademe belediyesinin itirazı doğrultusunda bütünleştirildiği, bu bölgede mevcut yerleşim dokusunun otoyol ile birleşmiş durumunda olduğu, planlı gelişmenin sağlanması ve kaçak yapılaşmalann engellenmesi amacıyla düzenleme yapıldığı, bununla birlikte söz konusu alanın 1981 yılında onaylanan planlarda tarım arazi olarak değerlendirilmesinin bu bölgede yeni plan kararları üretilemeyeceği anlamına gelmediği, söz konusu planın üzerinden 35 yıl gibi bir süre geçtiği göz önüne alındığında bu bölgede yeni plan kararları üretilmesinin gerekliliğinin daha net anlaşılabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında da görüldüğü üzere kentsel gelişme Çeşme otoyoluna bitişik konumdaki Ali Ihsan Gedik caddesine kadar yer yer dayanmakta, bu yönde gelişme eğilimi göstermektedir. Öte yandan uydu fotoğrafında da bu tür gelişmelerin yanısıra, bunlarla içiçe biçimde tarımsal doku görülmektedir. Burada Bilirkişi Kurulumuz tarafından önemli bulunan konu otoyol ve çevresindeki yerleşimlere ilişkin stratejik plan kararının ne olduğudur. Davacı idare tarafından onanan 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, bu bölgede sadece kavşak alanlarında otoyola yakın ve bitişik konumda kentsel gelişme öngörülmüş; bunun dışında otoyola planın yaklaşımı otoyol boyunca gelişmeyi sınırlayacak ve açık alanları sürdürecek biçimde olmuştur. Otoyol erişim kontrollü bir yol olduğu ve otoyol üzerindeki yüksek hızlı taşıt akımının yarattığı gürültü ve diğer olumsuz etkiler hayat kalitesini etkilediği için otoyola bitişik biçimde gelişme öngörülmemesi doğru bir planlama yaklaşımıdır. Davaya konu planın bu kısmına ilişkin uyuşmazlık konusu da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Davaya konu planda mevcut eğilimler gözönüne alınarak otoyola bitişik olabilecek bir yerleşim dokusu öngörülmüştür. Bu durum gerçekten mevcut eğilimdir ancak buradaki mevcut tarımsal dokunun ve üretimin de imarlı alana dönüşmesine olanak tanımaktadır. Burada mevcut eğilim nedeniyle artık tarımsal dokunun sürdürülemeyeceği kabulünün yapıldığı anlaşılmaktadır. Oysa tarımsal yapı korunarak mevcut gelişme eğilimini sınırlamak, hem ekonomik olarak bu tarımsal üretimin sürdürülmesine olanak tanıyacak, hem de otoyol İle konut dokusunun birbirinden ayrılması yönünde sağlıklı bir plan stratejisi geliştirilmesini sağlayabilecektir. Bu bölgedeki belediyenin talepleri yerleşimin otoyola kadar geliştirilmesi biçiminde bile olsa, üst ölçekti planda stratejik bir karar belirlenirken bu tür taleplerin de planın benimsediği strateji kapsamında değerlendirilerek kabul veya reddedilmesi gerekir. Bu nedenlerle, davaya konu 1/100.000 ölçekli planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki yerleşik alan doğu tarafından bir miktar daraltılmış olsa da yukarıda anlatılan sorun ve sakıncalar devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, öte yandan, davalı idarece 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde kentsel yerleşik alanın davacının talebi doğrultusunda (30 hektar) daraltıldığı mevcut farklılığın ölçek farkından kaynaklandığı belirtilmiş olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-69
Dava dilekçesinde;
1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı ve İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonunda Seferihisar merkez yerleşim alanının kuzeyinde, Düzce köyünün güneyinde “fuar, panayır, festival alanı” belirlendiği, ancak … tarihli, .. sayılı kararı ile uygun görülerek onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise söz konusu alanın, tarım görüşü doğrultusunda “tarım alanları” olarak belirlendiği, bu plan doğrultusunda hazırlanan Seferihisar ilçesi merkez planlama bölgesini kapsayan Karakayalar Mevkiinden, Kocaçay sınırına kadar olan alanı kapsayan revizyon ve ilave 1/5000 ölçekli nazım imar planında, … tarih, … sayılı belediye meclis kararı ile uygun onandığı, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” ve “mera alanı” olarak belirlenmiş olan ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı dışında kalan alanlarda “kentsel gelişme alanı” lekesinde büyüme yapıldığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında Seferihisar ilçesine ilişkin yeterli gelişme alanı ayrıldığı, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Daha öncede belirtildiği üzere dava konusu plan kararları uygulamaya esas teşkil etmemekte olup bu alanlara ilişkin kesin sınırların Planın 7.2 genel hükmü ve ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlendiği, bununla birlikte 1/25.000 ölçekli planda da sosyal donatı alanı olarak planlanan alanların dava konusu planda Planının 7.26 genel hükmü çerçevesinde mümkün olduğu ve davacının itirazlarının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında tarafımıza verilen bilgiler kapsamında burada özellikle fuar alanına ilişkin plan süreci anlatılmıştır. Seferihisar kuzeyinde davacı belediye tarafından onanan 1/25000 ölçekli planın ilk onamasında fuar alanı belirlenmiş; ancak daha sonra bu plan iptal edilmiş, daha sonra onanan planda ise fuar alanı kaldırılmıştır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli planda burada F notasyonu ile “Fuar Panayır Festival” alanı öngörüldüğü belirtilmiştir. Davalı İdare Bakanlık, buranın önceki planlar doğrultusunda tarım alanı olarak düzeltilmesi yönündeki itirazı dikkate aldıklannı ancak bir düzenlemenin henüz yapılmadığını belirtmiştir. Burada planlarla güvence altına alınan tarımsal doku ve Üretimin sürdürülmesi için bu düzenlemeye gidilmesi ve planda burada gerekil değişikliğin yapılması gerekmektedir.
Bunun dışında Seferihisar ilçesi için öngörülen kentsel gelişme alanının büyüklüğü ve biçimi davacı idare ile davalı idarenin planında önemli bir farklılık göstermemekte, stratejik önemde bir karar farklılığı bulunmamaktadır. Her iki planda da oldukça büyük bir gelişme alanı öngörüldüğünü belirtmek gerekir. Ancak uyuşmazlık konusu davaya konu planda bir kaç noktada kentsel gelişme alanının şekline veya büyüklüğüne ilişkindir. İlgili plan paftalarında (ve aşağıda) görülen bu noktalarda gelişme alanı bir miktar daha büyütülmüş ise de, bu fark önemli ölçüde bir stratejik karar farkına işaret etmemektedir. Bunun stratejik bir plan kararı olarak anlamlı bir karar olması durumunda ayrı bir değerlendirmenin söz konusu olması gerektiği belirtilmişti. Bu örnekte ise, davacı idarenin onadığı plandaki sosyal donatı alanları ile kentsel gelişme alanı birarada değerlendirildiğinde, davaya konu planda bunları kapsayacak biçimde belirlenen kentsel gelişme alanı büyüklüğü ve biçiminde önemli bir farklılık görülmemektedir.
Özetle Fuar alanına ilişkin düzeltmenin yapılması gerekliliği bulunmaktadır. Kentsel gelişme alanları açısından ise bir aykırılık saptanmamıştır. 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise Fuar alanı notasyonlan kaldırılmış; kentsel gelişme alanı büyüklüğünde de bazı revizyonlar yapılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde fuar alanı notasyonları kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
Seferihisar ilçesinde öngörülen kentsel gelişme alanının ise, bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir fark olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde kentsel gelişme alanı büyüklüğünde bazı revizyonlar yapılmıştır.
İtiraz-70
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Sığacık mevkiinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planında tarımsal alanlar olarak belirlenen bölgenin, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tercihli kullanım alanı olarak belirlendiği, bahsi geçen alanda alt ölçekli imar planı bulunmadığı ve tarımsal niteliği devam eden alanın Seferihisar Barajı sulama alanı içerisinde kaldığı dikkate alındığında, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgenin büyük kısmının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarına göre tercihli kullanım alanı olarak planlandığı, dava konusu planın gösterim tekniği itibarıyla 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı detayında gösterim yapılmasının mümkün olmadığı, bu alanda uygulamaların planın 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde yürütülmesi gerektiği, bununla birlikte davacının her iddiasında 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarına göre düzenleme yapılması yönündeki iddialarda bulunduğu, bu durumun mevzuata aykmlık teşkil ettiği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 2. fıkrası “mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır.“ hükmünde alt kademe planlarda, üst kademe plan kararlarına uyulma zorunluluğunun bulunduğunun açıkça vurgulandığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli planda Sığacık yerleşiminin kuzeyi turizm bölgesi ve tercihli kullanım alanı olarak belirlenmiş olup; davaya konu 1/100.000 ölçekli planda da yerleşimin kuzeyindeki plan stratejisi turizm alanları ile tercihli kullanım alanıdır. Tek fark davacı İdarenin planında bu alanlar arasında kalan büyükçe bir bölge tarımsal alan olarak plan paftasında gösterilmiş; davaya konu planda böyle bir bölge belirtilmemiştir. Oldukça büyük bir alanın bu bölgede turizm bölgesi olarak planlandığı dikkate alınırsa, mevcut durumda tarımsal niteliği ve değeri olan bölgelerin turizm alanına katılmaması ve tarımsal alan olarak planlanıp tarımsal üretimin sürdürülmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Uydu fotoğraflarında tarımsal alanlar görülmekte olup, bunların turizm gelişim alanına dahil edilmemesi ve bu yönde planda düzeltme yapılması gerekir, özetle tarımsal alanların turizm alanına dahil edildiği planın bu kısmı şehircilik ilke ve esaslarına aykırı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının itiraz konusu yaptığı alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmektedir. Nitekim davalı idarece bilirkişi raporuna yönelik sunulan itiraz dilekçesinde, söz konusu alanın 20 hektar büyüklüğünde olduğu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yapılan çalışmalar neticesinde, bu bölgede uyuşmazlığın ölçek farklılığından kaynaklandığı ve her iki plandaki kararın da geçerli olduğu konusunda uzlaşma sağlandığı belirtilmiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-71
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Sığacık Mahallesinde marina güneyinde kalan alanın Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 2002 yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonunda ve idarelerince onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planında orman alanı olarak belirlendiği, ancak 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonunda güncel veriler doğrultusunda orman sınırlarının yeniden düzenlendiği ve tercihli kullanım alanları lekesinin orman sınırlarına kadar uzatıldığı, bahsi geçen alana ilişkin yürürlükte 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının da bulunduğu, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanları” olarak belirlenen alanın, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı” olarak belirlendiği, Sığacık Mahallesi Akkum Mevkiinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “orman alanları” olarak belirlenen alanın ise 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanına” dahil edildiği, söz konusu planın ölçeği gereği 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından farklı özellikler taşıdığı, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile uygunluğunun sorgulanamayacağı bilinmekle birlikte; söz konusu planların bilgisayar ortamında üst, üste getirilerek, parsel ölçeğinde karşılaştırılarak kısmen farklı olduğu belirlenen noktaların dava konusu yapıldığı, bu kapsamda açılan bazı davaların aleyhlerine sonuçlandığı, bahsi geçen alanlarda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda düzenleme yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu itirazının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı kararları çerçevesinde değerlendlrilemeyecek detaylarda mikro ölçekte hususlar olduğu, tercihli kullanım alanlarının kesin sınırlarının planın 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde alt ölçekli planlarda belirlendiği, dava konusu planda gösterilen orman alanlarının amenajman planları esas alınarak gösterildiği 8.11.2. sayılı plan hükmü uyarınca uygulamaların ilgili kurumdan alınacak görüş doğrultusunda kadastral verilere bağlı olduğunun 8.11.3 sayılı hükümde belirtildiği, bu çerçevede 1/25.000 ölçekli plan kararları doğrultusunda parsel bazında orman alanı ve tercihli kullanım alanı düzenlemesi yapılmasının dava konusu plan ölçeğinde doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“70. madde kapsamında verilen plan paftalarında görüleceği üzere orman alanı ile tercihli turizm alanına ilişkin iki noktada planlar arasında farklılık vardır. İki planın bu yerleşime ilişkin genel stratejisi ise benzerdir ve stratejik bir farklılık söz konusu değildir. İki plandaki ayrıntı düzeyinin farkı nedeniyle planın bu kısmındaki uyuşmazlık konusunun plan iptalini gerektiren, veya stratejik bir karar olarak irdelenmesi gereken bir konu olmadığı değerlendirilmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, plan notlarının 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-72
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Tepecik Mahallesinde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak belirlenen alanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 2002 yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği; bu kapsamda 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı ve 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonunda kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, ancak 12.09.2012 tarihli, 05.843 sayılı meclis kararı ile uygun görülerek onanan 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında; Tepecik Mahallesi kentsel gelişme alanı lekesinden kopuk olan söz konusu alanın, tarım arazisi niteliğinin devam ettiği ve kentsel yerleşimi sınırlayan yeşil kuşak program alanını oluşturan tarım alanlarının bir parçası olduğu dikkate alınarak, söz konusu alan “tarım alanları” olarak belirlendiği, bu kapsamda, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanununa ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Seferihisar ilçesi, Tepecik Mahallesinde 1/25.000 ölçekli planda da tarım arazisi olarak tanımlanan alanın dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği ve alanda yapılaşmaların bulunmadığının iddia edildiği, söz konusu bölgede uydu görüntüleri dikkate alınarak Tepecik Mahallesinin mevcut yerleşik alanının saçaklanması olarak kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği beliritlmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu neredeyse parsel düzeyinde bir alana ilişkindir ve aslında 1/100.000 ölçekli planda iptale ilişkin bir tartışmanın söz konusu olamayacağı bir alan büyüklüğü olarak değerlendirilebilir. Ancak konuyu stratejik önemde kılan özelliği, kentsel gelişme alanının buradaki yolun diğer tarafına da atlaması yönünde bir plan öngörüsü oluşturulmasına ilişkindir. Tarım alanları içinde saçaklanmadan bu gelişmenin yapılması daha uygundur. Bu nedenle alansal olarak çok küçük bir bölge de olsa bu öngörünün kaldırılması daha doğru olacaktır.
Nitekim 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde bu öneri kaldırılmış ve uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-73
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Akarca mevkiinde mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 14.08.2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlenen alanın, bu doğrultuda 16.10.2009 tarihli, 01.904 sayılı meclis kararı ile onanan 1/25.000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revlzyonunda da “turizm tesis alanları” olarak belirlendiği, 1/25000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Revizyonuna askı süresi içerisinde alanın “tercihli kullanım alanları” olarak belirlenmesi talebiyle yapılan itirazlara ilişkin alınan belediye meclisinin … tarihli, … sayılı kararı doğrultusunda kullanım kararının yeniden değerlendirilmesi hususunun Çevre ve Orman Bakanlığına iletildiği, ancak davalı idarece 20.09.2010 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında söz konusu bölgede değişiklik yapılmadığı, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da sürdürüldüğü görülen turizm tesis alanı kullanım kararının bu kapsamda yeniden değerlendirilmesinin talep edildiği davalı idarece 16.11.2015 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanın tercihli kullanım alanı olarak belirlendiği, ancak bununla birlikte, tercihli kullanım alanı lekesinin kuzeyinde, Seferihisar Barajı Sulama Alanı içerisinde kalan alanda büyüme yapıldığının tespit edildiği, 16.11.2015 tarihînde onaylanan planda da belirtilen hususlarda değişiklik yapılmadığı, bahsi geçen alanın Seferihisar Barajı Sulama Alanı içerisinde kalması ve genişleme alanına ihtiyaç olmaması nedeniyle plan kararlarının bu kapsamda yeniden değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bölge ve havza bazında çevre düzeni planı gösterim tekniğine aykırı olarak gelişigüzel iddialarda bulunduğu, dava konusu plan kararına konu bölge 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da tercihli kullanım alanı olarak belirlendiği, söz konusu bölgede kesin sınırların, Çevre Düzeni Planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu nedenle davacının iddialarının hukuki dayanağının bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Tercihli Kullanım Alanı olarak planlanan yerin bir kısmı sulama alanı sınınna isabet etmektedir. Bu sınırlar dikkate alınarak planlamanın buna göre yapılması ve dolayısıyla planında bu kısmının düzeltilmesi gerekir. Sulama alanı sınırları içinde böyle bîr arazi kullanımı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslan açısından uygun değildir.
Nitekim 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde bu yönde düzeltme yapılmış olup uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanın itiraz kapsamında düzeltildiği ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-74
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Doğanbey Termal Turizm Merkezine ilişkin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Küttür ve Turizm Bakanlığınca 23.06.2011 tarihinde onaylandığı, bahsi geçen planda doğal karakteri korunacak alan olarak belirlenen ve 1. derece doğal sit sınırları içerisinde kalan alanın, davalı idarece 30.12.2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında turizm tesis alanı olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da değişiklik yapılmadığı, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının bu haliyle 2863 sayılı Kanuna, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına, 3194 sayılı İmar Kanununa ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu planın 8.17.7.2 sayılı, “Bu plan kapsamındaki doğal sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş), TC Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa Bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylamış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir.” hükmü çerçevesinde doğal sit alanlarında ilgili idarelerce alınan kararların geçerli olduğunun belirtildiği, bununla birlikte dava konusu planın 7.11 sayılı, “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde bu planla yeni kullanım kararı getirilmemiş olup, bu alanlarda, resmi kurumlarca verilmiş olan, bu plana altlık teşkil eden kurum görüşleri, onaylı planlar, ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar, orman alanlerı ve tarım alanları işlenmiştir. Bu alanlarda, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması ve Onaylanmasına ilişkin Yönetmelikte tanımlanan, yürürlükte bulunan veya yürürlüğe girecek olan her ölçekteki planlar geçerlidlr” hükmünde, bu alanlarda mevzuata uygun olarak onaylanmış ve onaylanacak planların geçerli olduğunun belirtildiği, herhangi bir sit alanı içerisinde ilgili idaresinden izin almaksızın uygulama yapılmasının söz konusu olmadığı, bu nedenle davacının iddialarının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu plan paftasında bu bölge için Küttür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi/Turizm Merkezi alan sınırı belirtilmiş; ardından belli bölgelerde turizm tesis alanı İle tercihli kullanım alanı gösterilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu bölge için yapılan plana ilişkin dava dosyasında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Tarafımıza verilen bilgi ve belgeler kapsamında da buraya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığınca onanan planın ayrıntılı plan kararları verilmemiştir. Ancak bilindiği üzere Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilan edilen yerlerde, yerin doğal özelliklerine göre bir planlama yapılmakta; bu kapsamda doğa turizmi gibi turizm işlevleri desteklenebildiği gibi, deniz-kum-güneş turizmi olarak adlandırılan turizm türlerinin de geliştirilmesi uygun görülebilmektedir,
Uyuşmazlık konusu alan I. Derece Doğal Sit Alanıdır, Keşif esnasında buranın doğal karakteri ve değeri açıkça gözlenmiştir (bakınız keşif esnasında çekilen fotoğraflar). Böyle bir alanda Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi içinde özenli bir planlama yapılarak, doğal çevrenin korunmasını sağlayacak stratejiler geliştirilmelidir.
Davaya konu planda yer alan turizm tesis alanı ile tercihli kullanım alanı yönündeki plan kararları ise burada yapılı çevreye olanak tanıyan (turizm tesisi, konut alanı, ikinci konut olarak yazlıklar vb.) kullanımlardır. Bu nedenle bu alanın doğal özelliğiyle çelişen kullanımlar olarak değerlendirilmektedir. 1/100.000 ölçekli bir planın bu yöndeki stratejisi 1. Derece Doğal Sit alanını ve burada açıkça görülen değerli doğal yapıyı korumak ve sürdürmek olmalıdır. Ancak söz konusu plan kararları nedeniyle planın stratejisi burada turizm tesis alanları ve yazlık konut gelişimini destekler biçimde öne çıkmaktadır.
Aslında 23.06.2014 onaylı ilk 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planında bu alanda turizm tesis alanı kullanımı bulunmazken, askı sürecinde bu kullanımın eklendiği görülmektedir. Askı sürecinde bu doğal sit alanında yapılaşmaya yol açacak söz konusu arazi kullanım kararı açıklanan nedenlerle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslanna aykırıdır.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise bu turizm tesis alanının bir kısmı kaldırılarak davacı idarenin onadığı 1/25.000 ölçekli plan doğrultusunda düzeltme yapılmıştır. Bu durum davacının itirazım ortadan kaldıran bir düzeltme olabilir; ancak hala doğal sit alanı olan bölgede turizm tesislerinin yapımını öngörmektedir Bu nedenle tespit edilen sakıncaların devam ettiği görüşündeyiz..” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davalı idarece, yetkili olan Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanan Seferihisar Doğanbey Turizm Merkezi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararı doğrultusunda dava konusu planda düzenleme yapıldığı, 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde itiraz konusunun giderildiği belirtildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-75
Dava dilekçesinde;
23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Menderes ilçesi merkez yerleşimi ile Görece Mahallesi merkez yerleşimi ve Görece depolama alanları arasında kalan alanın kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, Menderes ilçesi merkez yerleşim alanı güneyinde Oğlananası Mahallesine ulaşımı sağlayan yol boyunca “kentsel gelişme alanı” belirlendiği, Oğlananası Mahallesinde kentsel gelişme alanı lekesinin, Değirmendere Mahallesinde de kentsel yerleşik alanlar lekesinin büyütüldüğü, söz konusu alanların, İzmir ilinin en önemIi yüzeysel su kaynağı olan Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası Uzun Mesafeli Koruma Sınırı içerisinde kaldığı, İzmir kentinin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması amacıyla gerçekleştirilen Tahtalı Barajının evsel, endüstriyel, tarımsal ve her türlü hayvancılık faaliyetinden kaynaklanan atık sular ile kirlenmesini önlemek ve toplum sağlığını korumak, su havzasının doğal potansiyelini en iyi biçimde değerlendirmek amacıyla Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Tahtalı Baraj Havzasına ilişkin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onaylandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planında da, Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası sınırları içerisinde 1/25.000 ölçekli Tahtalı Baraj Havzası Çevre Düzeni Planı kararlarının esas alındığı, bahsi geçen kentsel gelişme alanlarının, İZSU Genel Müdürlüğü Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin 4. maddesinin 3/b fıkrasında belirtilen, “Yerleşik alan sınırları İZSU’nun görüşü alınarak belirlenir. Koruma alanlannda yerleşik alan sınırları gelişme alanı bırakılmaksızın tespit edilir. Bu sınırlar değiştirilemez ve yeni yerleşim alanları teşkil edilemez.” hükmüne aykırı olduğu gerekçeleri ile itiraz edildiği, 30.12.2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise Oğlananası Mahallesine ulaşımı sağlayan yol boyunca kentsel gelişme alanı lekesi kaldırılmış, ancak Menderes Merkez Yerleşimi ile Görece Mahallesi arasındaki kentsel gelişme alanı lekesi, doğuya doğru daha da büyütülmüş; Görece Mahallesinde günübirlik turizm tesis alanı lekesinin batısında tarım arazisi olarak belirtenmiş olan alanın kentsel gelişme alanına dönüştürüldüğü, 16.11.2015 tarihinde onaylanan planda da değişiklik yapılmadığı, bu kapsamda aynı gerekçeler ile Menderes ilçesi merkez yerleşimi kuzey ve doğusunda Görece Mahallesinde günübirlik turizm tesis alanı lekesinin batisında ve Oğlananası Mahallesinde kentsel gelişme alanı olarak belirlenen alanların İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğine, 3194 sayılı İmar Kanununa ve şehircilik ilkelerine uygun düzenlenmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Menderes ilçesi ile Görece Mahallesinin birbirine bitişik konumda yer alan iki yerleşim birimi olduğu, her iki yerleşim birimi arasında parçacı yapılaşmalar söz konusu olduğundan, bölgede planlama ve fonksiyon bütünlüğünün sağlanması ve sağlıklı kentsel alanların oluşturulmasına olanak sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanı düzenlemeleri yapılmış olduğu, gerek bu bölgede gerekse Menderes ilçe merkezinin doğusunda yer alan kentsel gelişme alanlarının dava konusu planın 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda belirleneceği, bununla birlikte daha önce de belirtildiği üzere içme ve kullanma suyu koruma kuşaklarında İZSU Su Havzaları Yönetmeliği hükümlerinin geçerli olduğunun 7.39 sayılı genel hükmünde açıkça vurgulandığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesi öngörülmüş; mevcut yerleşik alanın neredeyse birbuçuk- iki katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerilmiştir. Herşeyden önce böyle bir kararın gerekçesi anlaşılmamaktadır. Havalimanı ve demiryolu bağlantıları nedeniyle elbette gelişme olacaktır ancak mevcut yerleşik alandan daha fazla yeni alan açılması oldukça önemli bir plan kararıdır. Oysa burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi gerekir. Davacı İdarenin onadığı planda tarım alanı olarak korunmuş önemli büyüklükteki alanlar, davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanmıştır. Keşif esnasında bu alanlardaki tarımsal yapı gözlenmiştir. Uydu fotoğraflarında da Menderes yerleşimi çevresinde tarlalar, tarımsal üretim görülmektedir. Bunlann korunmaması ve yerleşimin gelişme alanı olarak gözden çıkartılması doğru bir yaklaşım değildir. Ayrıca iki yerleşimin parçacı biçimde kalmaması ve fonksiyonel bütünlük sağlanması gibi bir gerekçe de anlamlı bulunmamıştır. Kent planlamada boşluklu gelişme düzeni, çok merkezli bölgesel yerleşme yapısı/dokusu gibi kavram ve yaklaşımlar vardır; ve bu boşluklar veya yerleşimler arasındaki alanlar doğal ve tanmsal doku olarak korunarak yerleşimin kendi kendine yetebllirliğinl ve yerel ekonomisini desteklemek için sürdürülmelidir.
Dolayısıyla davaya konu planın Menderes yerleşimi çevresindeki tarım alanlarını gözden çıkartarak öngördüğü kentsel gelişme alanının yüzölçümü büyüklüğü nedeniyle planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur. Aynı saptama Oğlananası yerleşimi için de geçerlidlr.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde kentsel gelişme alanında küçültme yapılsa da hala büyük tarımsal alanların yapılaşma için öngörüldüğü ve Menderes mevcut yerleşik alanı kadar yeni alan açıldığı görülmekte olup, yukarıda belirlenen sakıncaların devam ettiği anlaşılmaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır. Plan açıklama raporunun 4.4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği belirtilmiş olup alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı plan notlarıyla açıklanmıştır. Bununla birlikte, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu kentsel gelişme alanı küçültülmüştür. Davalı idarece 260 hektar büyüklüğünde alanın tarım arazisine çevrildiği yerleşime açılan alanların uzun mesafe koruma alanında kaldığı mevcut durumda da yerleşik alanlar olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-76
Dava dilekçesinde;
30.12.2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Menderes ilçesi, Gümüldür ve Özdere Mahallelerinde ilgili idaresince onaylanan alt ölçekli imar planı sınırlarının büyük ölçüde korunarak kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, bununla birlikte, Özdere Cumhuriyet Mahallesi eski yerleşimi yolu üzerinde kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı belirlendiği, 16.11.1015 tarihinde onaylanan planda da değişiklik yapılmadığı, bahsi geçen alanda alt ölçekli imar planı bulunmadığı, tanmsal niteliğin ve bütünlüğün devam ettiği ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Özdere Cumhuriyet Mahallesi nüfusunun artış eğilimi olmadığı tespit edildiğinden, söz konusu gelişme alanlarına ihtiyaç olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Özdere ve Gümüldür Mahallelerinde mevcut yapılaşmalar ve bölgenin turizm potansiyelleri dikkate alınarak yol aksı boyunca kentsel yerleşme alanları düzenlendiği, bunun dışında Gümüldür Mahallesinde turizm potansiyelleri dikkate alınarak kentsel yerleşme alanları düzenlendiği, davacının bu maddede öne sürdüğü iddiaların kaynağını göstermekte ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planını bilgisayar ortamında üst üste çakıştırarak planların farklılaşan kısımlarına itiraz ettiğini belirttiği, söz konusu açıklamanın bile davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına hakim olmadığını, üst ölçekli fiziksel planları uygulama planı gibi algıladığının ispatı niteliğinde olduğu, bu durumun Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 7. maddesinin (d) bendinde, “Mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları İle nazım İmar planlan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamaz”, (e) bendinde, “Planlar, diğer kademedeki planların büyütülmesi veya küçültülmesi yolu ile elde edilemez.” hükümlerine açıkça aykırılık gösterdiği, bu kapsamda davacının plan kararlarına yönelik itirazlarının tamamının mevzuata aykırı olarak öne sürüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin onadığı planda burada hiçbir yeni gelişme alanı önerilmemiş; davaya konu planda ise sınırlı büyüklükte bir alan yol boyu gelişme alanı olarak planlanmıştır. Keşif esnasında buradaki değerli doğal yapı gözlenmiş; sınırlı biçimde kırsal doku (yol boyunca sınırlı sayıda konut) görülmüştür. Doğal yapının korunması planlar ile sağlanmalıdır; ancak davaya konu planda öngörülen gelişme bölgesinin alansal büyüklüğü çok sınırlıdır ve stratejik anlamda ayrıca değerlendirmeyi gerektiren bir plan vurgusunun bu nokta için bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir. 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise çok daha ince bir çizgi olarak kentsel yerleşik alan gösterimi yapılmış olup, gelişme önerisi de kaldırılmış ve sadece mevcut durum plana işlenmiştir. Bu yaklaşımda da sakınca görülmemektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, yukarıda belirtildiği üzere plan notlarının 4.7. sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış olup, 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde söz konusu gelişme alanının kaldırıldığı sadece mevcut yerleşik alanın gösterildiği dolayısıyla itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-77
Dava dilekçesinde;
1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında, Menderes ilçesi, Gümüldür yerleşiminde, eski köy dokusunun da yer aldığı alanda, mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 1985 yılında onaylanan 1/250.00 ölçekli Doğanbey-Gümüldür-Kesre Nazım İmar Planında yer alan kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı leke kararlarının korunduğu, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da bahsi geçen leke kararlarının genel anlamda korunduğu görülmekle birlikte; 1/25.000 ölçekli Doğanbey- Gümüldür-Kesre Nazım İmar Planında “tarımsal niteliği korunacak alanlar” ve “ağaçlandırılacak alanlar” ve bu kapsamda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanları” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak belirlenen bazı alanlarda; “kentsel yerleşik alan” ve “kentsel gelişme alanı” lekelerinde büyüme yapıldığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ölçeği gereği 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından farklı özellikler taşıdığı, bu plandan ölçü alınarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile uygunluğunun sorgulanamayacağı bilinmekle birlikte, söz konusu planlar bilgisayar ortamında üst üste getirilerek, parsel ölçeğinde karşılaştırıldığı ve kısmen farklı olduğu belirlenen noktaların dava konusu yapıldığı, bu kapsamda açılan bazı davaların aleyhlerine sonuçlandığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bahsi geçen kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı kararlarının 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerektiği, bu haliyle şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Özdere ve Gümüldür Mahallelerinde mevcut yapılaşmalar ve bölgenin turizm potansiyelleri dikkate alınarak yol aksı boyunca kentsel yerleşme alanları düzenlendiği, bunun dışında Gümüldür Mahallesinde turizm potansiyelleri dikkate alınarak kentsel yerleşme alanları düzenlendiği, davacının bu maddede öne sürdüğü iddiaların kaynağını gösterdiği ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planını bilgisayar ortamında üst üste çakıştırarak planların farklılaşan kısımlarına itiraz ettiğini belirtiltiği, söz konusu açıklamanın bile davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına hakim olmadığını, üst ölçekli fiziksel planları uygulama planı gibi algıladığını ispat ettiği, bu durumun Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. maddesinin (d) ve (e) bentlerine açıkça aykırı olduğu, bu kapsamda davacının plan kararlarına yönelik itirazlarının tamamının mevzuata aykırı olarak öne sürüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idare tarafından onaylanan plan ile davaya konu planın bu yerleşime ilişkin genel stratejisi benzerdir ve stratejik bir farklılık söz konusu değildir.
İki plandaki ayrıntı düzeyinin farkı nedeniyle planın bu kısmındaki uyuşmazlık konusunun plan iptalini gerektiren, veya stratejik farklı bir karar olarak irdelenmesi gereken bir konu olmadığı değerlendirilmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik ve gelişme alanı gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise 5403 sayılı Kanun uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-78
Dava dilekçesinde;
1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının, İzmir Büyükşehir Belediye sınırları içerisinde parçacı yaklaşımlarla plan bütünlüğünün bozulmaması, kentsel gelişmenin ulaştığı yoğunluk ve sorunların çözülmesi, sosyo ekonomik ve mekânsal hedeflerin yeniden tanımlanması, yatırım ve gelişme eğilimleri ile taleplerin planlı olarak yönlendirilmesi, altyapı gelişmesi ve hizmet sunumunda rasyonellik ile planlı ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması amacı ile hazırlandığı, kentsel gelişme eğilimlerinin değerlendirilmesinde mekansal gelişme bütünlüğünün planlı olarak sürdürülmesinin hedeflendiği, bu doğrultuda plan kararlarının üretildiği, mekansal büyümenin kontrol edilmesi ilkesinden hareketle, ağırlıkla orman, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, yapı yasağı getirilmiş alanlar gibi büyük bölgesel açık alanlar ile tarımsal alanlardan oluşan ve gelişme alt yörelerini sınırlayıcı nitelikte olan yeşil kuşak program alanlarının belirlendiği, ancak Urla ilçesi merkez yerleşim alanında, alt ölçekli imar planı bulunmayan (nazım imar planı, uygulama imar planı, mevzi imar planı) bu nitelikteki alanların, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, bu kapsamda söz konusu kararların planlama ilke ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına, bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarına ilişkin planlama süreçlerine dair bilgisi olmaksızın iddialarda bulunduğu, Urla ilçesinde konu edilen alanlar da dahil olmak üzere planlama sınırları içersinde gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının bu alanlann imara açıldığı anlamına gelmediği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda İlgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, dava konusu edilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, adından da anlaşılacağı üzere dava konusu planın imar planı olarak nitelendirilecek bir plan türü olmadığı, bununla birlikte çevre düzeni planının 7.15 sayılı genel hükmünde, bu plan kararlarının mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için hak oluşturmayacağının açıkça belirtildiği, bu itibarla davacının iddialarının asılsız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“İki plan karşılaştırıldığında yerleşik alan ile gelişme alanları için ayrılan büyüklükler ve biçimlerde önemli bir farklılık görülmemektedir. Ağaçlandırılacak alan olarak davacı idare planında görülen alan davaya konu planda tarım alanı olarak gösterilse de yapılı çevre içinde olmaması, bir başka deyişle yapılı çevre – doğal çevre dengesinin iki planda da benzer olması, stratejik anlamda bir plan yaklaşımı farkı olmadığına işaret etmektedir. Davaya konu planda yerleşim demiryolu sınırına kadar gösterilmiştir; ancak alansal büyüklük davacı idarenin onadığı plana göre aşırı farklılaşma göstermemektedir. Demiryolunun diğer tarafına sıçrayan bir gelişme kararı da bulunmamaktadır; bir başka deyişle yerleşimin mekansal büyümesine ilişkin stratejik bir farklılık söz konusu değildir.
Davacı idarenin onadığı planda kentsel gelişme alanı olan bir kısım alan, davaya konu planda kentsel yerleşik alan gösterimindedir. Planların onama tarihleri arasındaki fark bu durumu açıklamaktadır. Uydu fotoğraflarından incelendiğinde de yerleşik alan ve gelişme alanı açısından bir aykınlık tespit edilmemiştir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde ise önerilen kentsel gelişme alanı bir miktar azaltılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında uyuşmazlığa konu alana yönelik dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kentsel gelişme alanı azaltılmıştır.
İtiraz-79
Dava dilekçesinde;
Urla ilçesi, İçmeler Mahallesinde anayolun güneyinde kalan kentsel gelişme alanının büyütülerek, itiraz öncesi planda tarım alanı olarak belirlenmiş bölgenin “kentsel gelişme alanı” ve “tercihli alan” olarak yeniden düzenlendiği, söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak planlandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı hazırlanırken, ilgili İdaresince onaylanmış olan ve planın genel hükümleri, arazi kullanım türleri ve plan notlarına uygun nazım ve/veya uygulama imar planlarının esas alındığı, Urla ilçesinde, Urla Belediye Meclisinin 26.12.2001 tarihli, 200 sayılı kararıyla onanan 1/5000 ölçekli Urla Nazım İmar Planı Revizyonunun plan kararlarının esas alındığı ve söz konusu alanda bu doğrultuda plan çalışmalarının sürdürüldüğü, 1/5000 ölçekli Urla Nazım İmar Planı Revizyonu, mülga Tanm İl Müdürlüğünün 14.07.2003 tarihli, 3302-21943 sayılı görüşü doğrultusunda hazırlandığı ve söz konusu bölgenin plan kararının “tarımsal niteliği korunacak alan (l.derece)” olarak belirlendiği, arıca bölgenin tarımsal dokusu uydu fotoğrafları üzerinden yapılan incelemede de anlaşılacağı, bu sebeplerle bölgede yeni ilave edilen “kentsel gelişme alanı” ile “tercihli kullanım alanı” kararlarının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına, bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarına ilişkin planlama süreçlerine dair bilgisi olmaksızın iddialarda bulunduğu, Urla ilçesinde konu edilen alanlar da dahil olmak üzere planlama sınırlan içerisindeki gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının, bu alanların imara açıldığı anlamına gelmediği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği ve 7.15 sayılı genel plan hükmünde, bu plan kararlarının mevzuata aykın olarak yapılaşmış yapılar için hak oluşturmayacağının açıkça belirtildiği, bu İtibarla davacının iddialarının asılsız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi değerlendirmesi
“Gerek 79 gerekse 80 sayılı uyuşmazlık konusu alanlarda aşırı büyüklükte bir kentsel gelişme alanı açıldığı görülmektedir. Mevcut yerleşimlerin kat kat üzerinde yeni gelişme alanları öngörülürken, her iki alanda da tanmsal değeri uydu fotoğraflanndan ve keşif esnasında yapılan gözlemlerden açıkça görülen alanlar gözden çıkartılmıştır. Planlamada önemli bir ilke olan koruma-kullanma dengesinin sağlanamaması ve tanmsal üretimin sürdürüiçmemesi söz konusudur. Davalı idare planın ölçeği ve plan kararlarının genelliği nedeniyle kentsel gelişme olarak gösterilen alanın tümünün yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediğini belirtse de, bir yerleşimin mevcut durumundan kat kat biiyük alanın kentsel gelişme İçin planlanması stratejik anlamda buraya önemli bir vurgu getirmekte olup değerlendirmenin bu vurgu doğrultusunda yapılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla planın 79 ve 80 sayılı yerler için tarımsal dokuyu gözden çıkararak aşırı büyümeci bir plan stratejisi benimsediği anlaşılmaktadır
Aslında davaya konu planın ilk hali olan 23.06.2014 onay tarihli çevre düzeni planında buradaki tarımsal yapı korunmuş ancak plan askı sürecinde tarımsal alan kaldırılarak aşırı büyüklükte bir kentsel gelişme alanı önerisi yapılmıştır. Bunun için geçerli bir plan gerekçesi de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle planın bu kısmı tarımsal alanın sürdürülmesi, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkelerine, şehircilik ve planlama ilke ve esaslarına uygun bulunmamıştır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daraltılsa da 23.06.2014 onaylı plan düzeyine geri çekilmemiştir; hala yerleşimin mevcut yerleşik alanından kat kat fazladır” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davalı idarece söz konusu alanda yapılaşmaların bulunduğu 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının 66 hektar küçültüldüğü anlaşıldığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-80
Dava dilekçesinde;
Torasan Mahallesinde kıyıda yer alan kentsel gelişme alanı kararının kuzeye doğru büyütülerek, itiraz öncesi planda tarım arazisi olarak belirlenmiş alanların kentsel gelişme alanına dönüştürüldüğü, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında söz konusu alanın büyük bir bölümünün “tarım alanları”, diğer bölümünün ise “orman alanları” ve “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanlar” olarak planlı olduğu, ayrıca yine alanın büyük bir bölümü 1. derece doğal sit alanı içerisinde kaldığı ve 2863 sayılı Kanun kapsamında bu alanlarda konut yerleşimi yer alamayacağı, tarım, orman ve 1. derece doğal sit alanı gibi mutlak korunması gereken bir bölgeyi kapsayan söz konusu alandaki “kentsel gelişme alanı” kararının ilgili mevzuata ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına, bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarına ilişkin planlama süreçlerine dair bilgisi olmaksızın iddialarda bulunduğu, Urla ilçesinde konu edilen alanların da dahil olmak üzere planlama sınırları içerisindeki gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının bu alanların imara açıldığı anlamına gelmediği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği ve 7.15 sayılı genel hükmünde, bu plan kararlarının mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için hak oluşturmayacağının açıkça belirtildiği, bu itibarla davacının iddialarının asılsız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Yukarıda 79 sayılı alana ilişkin değerlendirme bu bölgeyi de kapsayarak yapılmıştır. Aynı gerekçelerle planın bu kısmı tarımsal alanın sürdürülmesi, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkelerine, şehircilik ve planlama ilke ve esaslarına uygun bulunmamıştır.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki kentsel gelişme alanı kaldırılarak bir kısmı tarımsal alana bir kısmı yerleşik alana ayrılmıştır. Yine de tarımsal alanın zengin olduğu bölge için yerleşik alan olarak planlanan alanın yüzölçümü aşırı büyüklüktedir ve uydu fotoğraflarında görünen mevcut durumdan fazladır. Saptanan sakınca devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı, planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu, sit alanlarında ilgili mevzuat ve ilke kararları uyarınca yetkili kurumlar tarafından alınan kararların ve onaylanan planların geçerli olduğu hususları bir bütün halinde dikkate alındığında davacının itirazlarının planı kusurlandırmadığından, itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, davalı idarece 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının 136 hektar küçültüldüğü belirtilmiştir.
İtiraz-81
Dava dilekçesinde;
Urla ilçesi merkez yerleşimi ile İçmeler Mahallesi arasında kalan kentsel yerleşik alan lekesinin büyütüldüğü, daha önce de ifade edildiği gibi 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre DÜzeni Planı kararları üretilirken, ilgili kuramlardan alınan görüşler doğrultusunda hazırlanan 1/5000 ölçekli Urla Nazım İmar Planı Revizyonu kararları esas alındığı, bu doğrultuda mevcutta var olan kentsel yerleşik alan kararının çevresinin tarım alanı olarak planlandığı, bu kapsamda tarım alanlarının, kentsel yerleşik alan olarak düzenlenmesinin şehircilik ilkelerine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına, bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarına ilişkin planlama süreçlerine dair bilgisi olmaksızın iddialarda bulunduğu, Urla ilçesinde konu edilen alanlar da dahil olmak üzere planlama sınırları içerisindeki gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının bu alanların imara açıldığı anlamına gelmediği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği ve 7.15 sayılı genel hükmünde, bu plan kararlarının mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için hak oluşturmayacağının açıkça belirtildiği, bu itibarla davacının iddialarının asılsız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Dava konusu planın kentsel yerleşik alan olarak gösterdiği bölgede uydu fotoğrafında yapılaşmış alanlar görülmektedir. Davacı idarenin onadığı planda daha az bir alan yerleşik alan olarak gösterilmekteyse de, davacı İdarenin planının 2012 onay tarihli olduğu unutulmamalıdır. Davaya konu planın bu kısmı mevcut durum dışında bir öneri getirmemektedir. Yeni kentsel gelişme alanı da önerilmemiştir. Bu açıdan stratejik olarak davacı idarenin planında bu bölge için benimsenen plan yaklaşımından da farklılaşmamaktadır. Dolayısıyla şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, yukarıda belirtildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yerleşme alanı komşuluğunda ve mevcut yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel yerleşmenin yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-82
Dava dilekçesinde;
İskele Mahallesinde yer alan kentsel lekenin güneye doğru büyütüldüğü, 1/5000 ölçekli Urla Nazım İmar Planı Revizyonu kapsamında kalan bu bölgenin mülga Tarım İl Müdürlüğünün 31.03.2004 tarihli, 2998-12701 sayılı görüşü doğrultusunda tarımsal niteliği korunacak alan (l.derece) olarak planlandığı ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da bülgenin plan kararının tarım alanı olarak sürdürüldüğü, bu kapsamda söz konusu bölgede yeni ilave edilen “kentsel gelişme alanı” kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının üst ölçekti planlama ilke ve esaslarına, bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarına ilişkin planlama süreçlerine dair bilgisi olmaksızın iddialarda bulunduğu, Urla ilçesinde konu edilen alanlar da dahil olmak üzere planlama sınırları içerisindeki gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının bu alanların imara açıldığı anlamına gelmediği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği ve 7.15 sayılı genel hükmünde, bu plan kararlarının mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için hak oluşturmayacağının açıkça belirtildiği, bu itibarla davacının iddialarının asılsız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafı ile karşılaştırıldığında, mevcut durumun kentsel yerleşik alan olarak plana işlendiği, tarımsal alanın ise büyük ölçüde yine korunmaya devam ettiği görülmektedir. Çok sınırlı büyüklükte yeni kentsel gelişme alanı önerilerek tarımsal dokunun korunmasının amaçlandığı da söylenebilir. Yerleşik alan ve gelişme alanı olan kısımda mevcutta tarımsal alan olan yerlerin de isabet ettiği görülse de, bu ölçekteki plan üzerinden ölçü alınmaması gerektiği daha önce belirtilmişti. Genel strateji olarak sınırlı kentsel gelişme alanı öngörüsüyle bu yerleşimin büyütülmediğl, bu nedenle tarımsal alanın sürdürülme olanağının oluşturulduğu görülmektedir. Bu nedenle planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık saptanmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı bu nedenle dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak kentsel yerleşik alan olarak gösterilmesinde planlama esaslarına ve şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği ve tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-83
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Kyme Antik Kenti kuzeyinde ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ve 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı İlave ve Revizyonunda depolama alanında ve 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanında yer alan bölgenin sanayi faaliyetini içerecek biçimde sanayi ve depolama alanı olarak düzenlendiği, ancak söz konusu değişikliğin … İdare Mahkemesinin … tarihli, E:…, K…sayılı kararı ve karara esas bilirkişi raporundaki “…alanın çevre açısından temel sorun kaynağı olarak gördüğü Aliağa’daki mevcut sanayi kapasitesini, istihdamı ve nüfusu çok daha artırarak yaptığı, buna göre 2005 yılında 45.000 olan Aliağa yerleşmesinin nüfusu 2025 yılı için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında önce 80.000, revizyonla 110.000’e yükseltilmişken dava konusu planla 2030 yılı için 246.847 gibi son derece yüksek bir düzeye çıkartılmaktadır. Diğer bir deyişle, dava konusu plan ile 25 yıl gibi bir sürede İzmir kentsel bölge bütününde 1,85 kat, merkez kentte 1,5 kat artarken Aliağa için bu artışın 5,5 kata çıkartıldığı, böyle bir nüfus yüklemesi kuşkusuz sanayi alanlannın büyük oranlarda genişletilmesini de beraberinde getireceği, plan raporunda da belirtildiği gibi, hakim rüzgar akımlan nedeniyle Aliağa ve güneyindeki mevcut sanayi tesislerinin İzmir kentini hızla kirlettiği planla öngörülen ve mevcut nüfusu 5,5 katına çıkartan ve yeni sanayi yüklemelerini öneren planın neden olacağı hava, su ve toprak kirliliğinin İzmir Kent bütünü ve Gediz Ovası ve Menemen’deki tarım topraklarının büyük ölçüde tarımsal kullanımın dışına iteceğinin açık olduğu…” ifadelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Aliağa ilçesinde kentsel gelişme alanı olarak düzenlenen bölgenin sanayi ve depolama alanı olarak düzenlendiğinin, bu düzenlemenin mahkeme kararlanna aykırı olduğunun belirtildiği, dava konusu planda Aliağa ilçesinde sanayi ve depolama alanlarına yönelik herhangi bir düzenleme yapılmadığı ve davacının söz konusu itirazının kaynağı ve gerekçesinin anlaşılamadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Aşağıdaki plan paftasında da görüldüğü üzere davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında bu bölgede sanayi ve depolama alanı önerilmiştir, önceki çevre düzeni planlarında burada kentsel gelişme alanı bulunmaktadır; askı süreci sonrasında değiştirilerek sanayi ve depolama önerisi getirilmiştir. Bu bölge davacı idarenin onadığı planda ise yarı yarıya sanayi ve orman alanıdır. Uydu fotoğrafından incelendiğinde de, davacı idarenin planındaki kısmında sanayi oluşumları görülmekte, diğer tarafta doğal yapı gözlenmektedir. Davaya konu planda ise belirtildiği üzere tüm alan sanayi ve depolama olarak planlanmıştır.
Raporumuzun Aliağa yerleşimine ilişkin önceki bölümlerinde belirtildiği üzere bu bölgede mevcut sanayi gelişim eğilimleri, plan kapsamında yer yer yeni sanayi koridorları yapılarak büyütülmüş olup, bu yerleşimdeki koruma-kullanma dengesi artık zedelenmiş durumdadır. Bölgede tarımsal üretim değeri olup korunması gereken alanlar bulunduğu gibi, doğal ve tarihi sit alanları da mevcuttur. Sanayi üretimi ülke ekonomisi ve yerel ekonomi için son derece önemlidir ve desteklenmelidir, ancak uyuşmazlık konusu alanda artık belli bir doyum noktasına ulaşıldığı ve doğanın kaldırma kapasitesini zorlamamak gerektiğini yeniden vurgulamak gerekir. Bu bağlamda uyuşmazlık konusu alanın tümünün sanayi ve depolama olarak planlanmış olması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun değildir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu açıktır.
Öte yandan, davalı idarece bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde dava konusu plan ile 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının temelde aynı olduğu ancak 1/25.000 ölçekli Planda bölgenin daha detaylı olarak ele alındığı ve alanın ortasında kalan bölgenin orman alanı olarak gösterildiği, aynı zamanda söz konusu bölgede davacı idare ile yapılan çalışmalar neticesinde, herhangi bir düzenleme yapılmaksızın her iki çevre düzeni plan kararının geçerli olduğu ve devam edeceği konusunda anlaşma sağlandığı, uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığının belirtildiği kaldı ki itiraz konusu alanda 1/25.000 ölçekli Planda orman alanı gösterilebileceği anlaşıldığından itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-84
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, sanayi alanları doğusunda ve Aliağa Küçük Sanayi Sitesi güneyinde yer alan ve 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” kararı getirilen bölgenin, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile kentsel gelişme alanına dahil edildiği, ancak söz konusu değişikliğin, Aliağa İlçesi bütününde yeterli kentsel gelişme alanı bulunduğu ve alanın daha önce onaylı planlarda tarım alanı olduğu dikkate alındığında söz konusu kararın şehircilik ve planlama ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararının, mevcut kentsel gelişme alanlarının demiryolu bağlantı yolu sınırı olacak şekilde ölçeğin gerektirdiği şekilde düzenlenmesinden ibaret olduğu, dava konusu kentsel gelişme alanları ile planlı gelişmenin sağlanması, kaçak yapılaşmaların engellenmesi ve sağlıklı kentsel alanların oluşturulmasının amaçlandığı ve çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde söz konusu kentsel gelişme alanlarının kesin sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu ölçekte oldukça sınırlı büyüklükte bir alan olan bu bölge kentsel gelişme alanı olarak planlanmıştır. Demiryolu sınır alınmış, yol boyu kentsel gelişme alanı öngörülmüştür. Keşif esnasında burada sanayi oluşumları da gözlenmiştir. Burada yol boyunca, küçük yüzölçümlü bir alanda ve demiryolu sınır alınarak yapılı çevreye ilişkin bir oluşum öngörülmesinde bir aykırılık tespit edilmemiş olup; planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında demiryolu komşuluğunda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, yapılaşmaya açılmayarak tarım arazisi olarak plan kararı üretilebileceği açıktır.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-85
Dava dilekçesinde;
Güzelbahçe ilçesi, Kahramandere Mahallesinde, Seferihisar yolunun batısında yer alan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehlr Bütünü Çevre Düzeni Planı ile 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak planlanan bölgenin, 16.11.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesinin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı'” olarak belirlendiği, 1981 yılında mülga İmar ve Iskan Bakanlığınca onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planının söz konusu kentsel gelişme alanını da kapsamakta olduğu, bu bölgenin de anılan plandaki kararı “korunacak tarım alanı” olduğu, söz konusu kararın bugüne kadar geçerliliğini sürdürdüğü, söz konusu bölgeye ilişkin yapılan incelemede bölgede tarımsal faaliyetlerin sürdürüldüğü ve ağaç dokusunun yer aldığının belirlendiği, ayrıca İzmir-Çeşme Otoyolu ile Seferihisar yol kavşağı arasında kalan ve önceki planlarda “korunacak tarım alanı” kullanımında kalan alanın, “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği, ancak söz konusu bölge de, yukarıda bahsi geçen 1/5000 ölçekli nazım imar planında “korunacak tarım alanı” kullanımında kaldığı, uydu görüntüleri üzerinde yapılan incelemede her ne kadar yerinde bir takım yapılaşmalar bulunsa da, söz konusu yapıların bir imar planı kararı doğrultusunda yapıldığına dair arşivimizde herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşılamadığı, yeşil kuşak olarak tariflenen bölgede yer alan söz konusu alanların kentsel alan olarak belirlenmesine ilişkin yapılan düzenlemenin 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının koruma ilkeleri ile çeliştiği ve 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine de uygun olmadığı, bu kapsamda, söz konusu alanlara getirilen kentsel kullanım kararlarının kaldırılarak “tarım arazisi” kararının sürdürülmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan kararının, kentsel gelişme alanları ve kentsel yerleşik alanlar arasında fonksiyonel bütünlüğün sağlanması, sağlıklı kentsel alanlann oluşturulması ve altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla ilgili idaresinin talebi üzerine düzenlendiği, daha önce de belirtildiği üzere, bu bölgede 1981 yılında onaylanan imar planı kararlarının sürdürülmesinin söz konusu olmadığı, bununla birlikte Çeşme Otoyol kavşağının içinde kalan bölgenin mevcut yapılaşmalar ve ilgili idarenin talebi doğrultusunda kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği ve bu alanda kaçak yapılaşmaların olması durumunda çevre düzeni planının 7.15 genel hükmü çerçevesinde mevzuat uyarınca ilgili İdarelerce yasal prosedürün uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafından da görüldüğü üzere, söz konusu yolun batısındaki kesimde mevcut tarımsal alanların sürdürülmesi ve buradaki gelişme eğilimlerinin kontrol altına alınması şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru bir yaklaşım olacaktır. Kavşak içinde kalan alanda ise keşif esnasında da hem doğal çevre gözlenmiş, hem de yapılaşmaların olduğu belirlenmiştir. Uydu fotoğrafında da bu durum ortadadır. Bu nedenle kavşak içindeki kısmın davaya konu planda yerleşik alan olarak gösterilmesi sorunlu görülmemektedir. Ancak belirtildiği üzere Seferihisar yolunun batısındaki tarımsal alanların korunması önemlidir ve davaya konu planın bu kısmındaki kentsel gelişme alanı kararı bu nedenle uygun değildir. Davaya konu planın ilk onandığı halinde (23.06.2014) bu kısımdaki tarımsal alanlar korunmuş olup, askı süreci sonrasında bunun değiştirilmiş olması davaya konu planın bu kısmını şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykın hale getirmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği ve 5403 sayılı toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yapılaşmış bir alan olduğu, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, davalı idarece bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde söz konusu bölgede davacı idare ile yapılan çalışmalar neticesinde, herhangi bir düzenleme yapılmaksızın her iki çevre düzeni plan kararının geçerli olduğu ve devam edeceği konusunda anlaşma sağlandığı, uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığı belirtilmiştir.
Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı sınırları dışında kalan, 6360 sayılı 14 İlde Büyükşehir Belediyesi ve 27 İlçe Kurulması Hakkında Kanun kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi yetki alanına dahil olan bölgelerdeki yer seçimi kararlarına ilişkin itirazlar sıralanmıştır.
İtiraz-86
Dava dilekçesinde;
Bergama İlçesi, Zeytindağ Beldesi, Bataklık Mevkiinde yer alan önceki 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “makilik-fundâlık-çalılık alan” kullanımında kalan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … sayılı parsellerin Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “sanayi alanı” olarak belirlendiği, bu parsellerin mülga Zeytindağ Belediye Meclisinin … tarihli, … sayılı kararı ile onaylanan alt ölçekli planlarda “sanayi alanı” olarak belirlendiği, ancak mevzi imar planı dosyası incelendiğinde, söz konusu plana esas Tarım İl Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı ve … tarihli, … sayılı görüş yazıları ile alanın tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunmadığı ve ayrıca alınan belediye meclis kararı ile eki plan paftaları arasında kullanım kararlarına yönelik getirilen yapılaşma koşullarında çelişkiler olduğu tespit edildiğinden, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile getirilen söz konusu kullanım kararının Tarım İl Müdürlüğünün bahse konu görüşü nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının, onaylı mevzi imar planları ve bunlara bağlı olarak kazanılan müktesep hakları saklı tutmakla birlikte 7.15 sayılı plan hükmünde belirtilen, “Bu plan, mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için herhangi bir hak oluşturmaz. Bu planın onayından önce mevzuata aykırı olarak oluşmuş yapılaşmalar için mevzuat uyarınca ilgili idaresince işlem yapılır.” kural doğrultusunda dava konusu plan kararlarının mevzuata aykırı yapılara hak oluşturmayacağı ve aykırılıkların giderilmesi konusunda yerel idarelerce işlem tesis edilmesi gerektiğinin açıkça belirtildiği, bu bağlamda davacının 7.15 sayılı genel hükmü doğrultusunda kendisine verilmiş olan mevzuata aykırı yapılara yönelik işlem tesis etme görevini yerine getirmediği, bununla da kalmayarak bu görevi çevre düzeni planı kararları kapsamında idarelerine yüklemeye çalıştığı, davacının bu yaklaşımında hukuka uyarlılık bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafında görüldüğü üzere uyuşmazlık konusu yer iki ormanlık alan arasında kalmaktadır. Gerek uydu fotoğrafında gerekse yerinde yapılan keşifte bölgedeki doğal çevre ve tarımsal alan gözlenmiştir.
Zaten burada oluşturulmak istenen maden işletme tesisi için yapılan planlama kapsamında, İzmir Valiliği Tarım İl Müdürlüğünün 07.07.2008 tarihinde verdiği görüş yaklaşık 49 hektar büyüklüğündeki mutlak tarım arazileri ve dikili tanm arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımının uygun görülmediği yönündedir.
Bu görüş bu alanın planlanmasında belirleyici olmaktadır; ve bu doğrultuda alanın tarımsal özelliğiyle korunması ve madencilik İşletmesi için planlanmaması gerekir. Mevzi imar planı bulunsa dahi üst ölçekli stratejik planda, tarımsal değeri olan bu alanın sanayi gelişimi olarak madencilik için planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmıştır. Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlığa konu alana bakıldığında konum olarak ağaçlandırılacak alan ve tarım arazilerinin içinde dava konusu planın ölçeğine göre neredeyse noktasal bazda sanayi alanı kullanım kararı getirildiği görülmüştür. Oysa İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve dava konusu planın ilkeleri ve yapılış yöntemine uygun olmayan plan kararında 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-87
Dava dilekçesinde;
Dikili Belediyesi yetki sınırları içerisinde İzmir Çanakkale Karayoluna cephesi bulunan ve 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “teknolojik sera bölgesi” kullanımında kalan alanın 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında küçültülerek merkez yerleşmeye yakın kısmının “termal turizm alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Planda da aynı plan kararının devam ettiği, ayrıca turizm merkezi sınırında kalan bu alanların mahkeme kararı ile iptal edilen Dikili – Bergama Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Çevre Düzeni Planı Revizyonunun yürürlükte olduğu tarihte, bu plan doğrultusunda İl Özel İdaresi tarafından ruhsatlandırılan seraların daha geniş bir alanı kapsadığı ancak davaya konu planın plan notlarında seracılığın gelişmesini sağlamak amacıyla bu alanların tarım alanlarından ayrıştırıldığı belirtilmiş olmakla birlikte, yapılan alansal küçültmenin bu hedefe aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dikili İlçesi, Uzunburun, Yahşibey ve Esentepe mevkilerinde teknolojik sera bölgesinin bir kısmının termal turizm alanı olarak belirlendiği, bölgede ruhsatlı sera olarak işlem tesis edilen alanların tamamının teknolojik sera bölgesi olarak düzenlemesinin istenildiği, dava konusu bölgede ölçeğin gerektirdiği ölçüde teknolojik sera bölgesi işlevi getirildiği, dava konusu plan ölçeği itibarıyla kadastral veriler üzerinden işlem tesis edilemediğinden, bu alanlara İlişkin kesin sınırların 7.2 sayılı genel plan hükmü çerçevesinde alt ölçekli planlarda davacı tarafından kesinleştirilebileceği, bununla birlikte 7.14 sayılı hükmünde ilgili idaresince yapı kullanma izni veya ruhsat almış yapıların faaliyetlerine devam edebileceği belirtildiğinden yeni bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı mahkeme kararlarıyla iptal edilen bir plan olduğu için İzmir- Manisa çevre düzeni planlarını iptal edilen bu plana göre bir plan değişikliği olarak değerlendirmek ve karşılaştırmak doğru değildir. Bu kapsamda 23.06.2014 onay tarihli ilk İzmlr-Manisa çevre düzeni planında (aşağıda verilmektedir) bölgede termal turizm alanı, tanmsal alan ve teknolojik sera bölgesi planlanmış olması sorunlu bir plan yaklaşımı olarak değerlendirilmemiştir.
Ancak davaya konu 16.11.2015 onaylı çevre düzeni planında termal turizm alanı ne teknolojik sera bölgesi arasındaki tarımsal alan ortadan kaldırılmış olup, bunun askı süreci sonrasında yapıldığı görülmektedir. Planın askı süreci içinde neden böyle bir değişiklik yapıldığı açıklanmamıştır. Ancak sera bölgesinin de tarımsal üretimi destekler nitelikte bir kullanım olduğu düşünülerek planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemektedir. Bununla beraber, plana yapılan itirazların tekrar değerlendirilerek 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde teknolojik sera alanının yeri tekrar değiştirilmiştir, önceki planda yerleşik alan gösterimi olan yeri de içine almıştır. Daha da önemlisi orman alanlarına da isabet etmektedir. Dolayısıyla davaya konu plandaki öngörü açısından bir sakınca saptanmazken, 10.10.2018 tarihli değişiklik ile oluşturulan görece dağınık ve orman alanlanna isabet eden sera alanı öngörüsü uygun bulunmamıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından idarelerine iletilen ruhsatlı sera alanlarına ilişkin veriler doğrultusunda 10.10.2018 tarihinde değişiklik yapıldığı, söz konusu alanda yerleşim birimi ve orman sahasının yer almadığı anlaşıldığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-88
Dava dilekçesinde;
Dikili İlçesi, Çandarlı mevkiinde, daha önce onaylanan Manisa Kütahya İzmir Çevre Düzeni Planında “makilik-fundalık-çalılık alan” ve “tarım arazisi” olarak belirlenmiş olan alanların 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Planda da aynı plan kararının devam ettiği, ancak Çandarlı bölgesine ilişkin mevcut plan sınırı içerisinde konut alanlarının büyük bir bölümünün henüz yapılaşmasını tamamlamadığı ve nüfus kabul değerlerinin de 2010 yılı onaylı Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı ile aynı olduğu dikkate alındığında, söz konusu “tercihli kullanım alanı” kararlarının alana getireceği nüfusun herhangi bir çalışma ve bilimsel veriye dayanmadığı anlaşıldığından söz konusu kararın planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çandarlı Yerleşiminin, parçacı yapıda ikinci konut alanlarının yoğunlaştığı bir bölge olup bu alanda planlama ve fonksiyonel bütünlüğün sağlanması, sağlıklı kent dokularının oluşturulması ve altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla bütüncül planlama kararlarının üretildiği, bölgenin yaz ve kış nüfusu arasındaki farklılıklar da dikkate alındığında, planlama kararlarının turizm faaliyetlerine bağlı olarak geliştirildiği, bununla birlikte dava konusu planın, iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları dışında yeni kararlar üretmesinde planlama hukuku açısından yasal bir engel bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“88 ve 89 sayılı alanlar Çandarlı yerleşimine ilişkin olarak gelişme alanı öngörüleri içermekte olup birlikte değerlendirilmektedir. Davaya konu planda Çandarlı mevcut yerleşik alanının batısında, kuzeyinde ve kuzeydoğusunda tercihli kullanım alanı olarak büyük yüzölçümlü alanlar planlanmıştır. Planın plan hükümlerine göre tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılanma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirlenecektir. Bu hüküm doğrultusunda bu alanların turistik tesisler olarak veya konut alanları olarak gelişmesi olanaklıdır.
Bununla beraber bölgede yeni kentsel gelişme alanları da planlanmıştır. 89 sayılı maddede itiraz konusu edilen bu alanlar mevcut kentsel yerleşik alandan büyüktür. Buna ilaveten tercihli kullanım alanlarının da konut gelişimine olanak tanıyan yönü nedeniyle yerleşim kat kat büyümekte; bölgenin bu noktasında son derece büyük bir ağırlık merkezî oluşturulmaktadır.
Uydu fotoğrafından ve keşif esnasında çekilen fotoğraflardan izlenen doğal yapı dikkate alındığında, tercihli kullanım alanı ve kentsel gelişme alanı olarak planlanan bu alanlar sonucunda buradaki koruma-kullanma dengesinin yok olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge için bu kadar vurgulu bir turizm gelişmesi de, bu kadar büyük bir kentsel gelişme alanı önerisi de anlamlı değildir. Planın doğal çevre ile yapılı çevre arasındaki dengeyi bu bölge için kuramadığı, aşırı yapılaşmış bir çevreye yol açacak tercihli kullanım alanı ve kentsel gelişme alanı önerilerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görülmektedir. 10.10.2018 tarihli değişiklikte ise, kentsel gelişme alanlarının büyük ölçüde kaldırılmış olması 89 sayılı itirazın giderildiğini göstermektedir. Ancak tercihli kullanım alanları açısından kuzeydoğudaki kısım kaldırılmış olsa da, bu kullanım için planlanan alan hala aşırı büyüklüğe sahiptir ve saptanan sakıncalar devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
88 ve 89 sayılı itiraz konuları bilirkişi raporunda olduğu gibi birlikte değerlendirilmiştir.
Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu planın açıklama raporunda, yerleşim içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlının da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerden olduğu, onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığının görüldüğü, Çandarlı’da kentsel gelişme alanlarının ve tercihli kullanım alanlarının, onaylı plan kararları dikkate alınarak düzenlendiği açıklanmıştır.
Bu bakımdan kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, bölgedeki yapılaşma sorununa dikkat çekildiği görülmektedir. Plan notlarında belirtildiği üzere bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği açıktır. Öte yandan, davalı idarece İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yapılan çalışmalar neticesinde, dava konusu planda 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklikle yerleşimin kuzey kesiminde yer alan kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasına ve alanın doğu kesimindeki tercihli kullanım kararlarının daraltılmasına (yaklaşık 336 hektar kentsel gelişme alanı ve 261 hektar tercihli kullanım alanının kaldırılmasına) karar verildiği belirtilmiştir.
Bu durumda itiraz konusu gösterimde 88 sayılı itiraz konusu tercihli kullanım gösterimi açısından çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-89
Dava dilekçesinde;
Dikili ilçesi, Çandarlı mevkiinde, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 23.06.2014 tarihinde İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” olarak belirlenmiş olan yaklaşık 400 hektarlık alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan Planda “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Planda da aynı plan kararının devam ettiği, söz konusu alana ilişkin yürürlükte herhangi bir alt ölçekli imar planı bulunmadığı, Çandarlı bölgesine ilişkin mevcut imar planı sınırı içerisindeki konut alanlarının ise büyük bir bölümünün henüz yapılaşmasını tamamlamadığı ve ayrıca Çandarlı bölgesine yönelik nüfus kabul değerlerinin Bakanlık Makamınca 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile aynı olması nedeniyle söz konusu ‘‘kentsel gelişme alanı” kararının, planın koruma ilkelerine, plan notlarında yer alan doğal değerlerin korunarak geliştirilmesi yönündeki hedefine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çandarlı yerleşiminin yukarıda da bahsedildiği üzere ikinci konut yerleşimlerinin bulunduğu bir bölge olduğu, bu alanda düzenlenen kentsel gelişme alanlarının bölgenin turizm potansiyelleri de dikkate alınarak sağlıklı kent dokulannın oluşturulması amacıyla düzenlendiği ve bu alanlarda 8.1.1.3 plan hükmünde tanımlanan kullanımların tamamı yer alabildiği, bununla birlikte dava konusu planın, iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları dışında yeni kararlar üretmesinde planlama hukuku açısından yasal bir engel bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Değerlendirme 89 sayılı madde altında yapılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davalı idarece İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yapılan çalışmalar neticesinde, dava konusu planda 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklikle yerleşimin kuzey kesiminde yer alan kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasına karar verildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-90
Dava dilekçesinde;
Dikili ilçesi, Uzunburun, Yahşibey ve Esentepe mevkilerinde 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi ve ağaçlandırılacak alan” olarak belirlenmiş olan yaklaşık 1200 hektarlık alanın, 30.12.2014 tarihinden onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 1200 hektarlık alanın Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinde kalan 950 hektarlık kısmının 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki kullanım kararlarına döndüğü, kalan kısmının ise “kentsel gelişme alanı” olarak kullanım kararının devam ettiği, bahsi geçen “kentsel gelişme alanı” kararının plan notlarında yer alan doğal değerlerin korunarak geliştirilmesi yönündeki hedefe aykırı olması ve yapılan düzenlemenin hangi bilimsel veriye dayandığının anlaşılamaması nedeniyle, 1200 hektarlık alanın tamamının 23.06.2014 tarihli Izmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı plandaki kararlarına dönüştürülmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgenin İzmir ilinin de ötesinde ülkemizin önemli ikinci konut bölgeleri arasında yer aldığı, bu alanlarda çevre düzeni planı öncesinde çok fazla parçacı planlama söz konusu olduğundan bu alanlar arasında donatı ve altyapı açısından kopukluklar meydana geldiği, bu nedenle planlamada fonksiyonel birlikteliğin sağlanması, sağlıklı kentsel alanlann oluşturulması ve altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla gelişme alanlarının düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Verilen plan paftalannda görülebileceği gibi, İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının ilk onandığı 23.06.2014 tarihli halinde Dikili yerleşimi için sınırlı büyüklükte bir gelişme alanı öngörülüp, tarımsal alanı korumacı bir yaklaşım varken, 30.12.2014 onay tarihli (askı sonrası) planda aşırı büyüklükte bir kentsel gelişme alanı önerilmiştir. Mevcut yerleşik alanın 3-4 katı büyüklüğünde bir gelişme öngörüsü rasyonel değildir, gerekçesi bulunmamaktadır ve tarım alanlarının elden çıkartılması anlamına geldiği için koruma-kullanma dengesini de sağlayamamakta, ciddi anlamda zedelemektedir. Bu nedenle 30.12.2014 onay tarihli planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
Ancak davaya konu 16.11.2015 onay tarihli planda bu aşırı büyüme öngörüsü revize edilmiştir ve bu sakınca büyük ölçüde giderilmiştir. Sadece güneybatıdaki Yahşibey kısmında kalmıştır. Aslında burada kentsel yerleşik alan bulunmadığı için, sadece turizm bölgesi olduğu için, burada konut mahallelerinin oluşumunu öngören bir kentsel gelişme alanı anlamlı değildir ve düzeltilmesi gerekir. Nitekim 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bu kısım da kaldırılmış, böylece uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
İtiraz-91
Dava dilekçesinde;
Dikili ilçesinin, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 23.06.2014 tarihinde İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” olarak belirlenmiş olan yaklaşık 800 hektarlık alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 800 hektarlık alanın 600 hektarlık kısmının 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki kullanım kararlarına döndüğü, kalan kısmının ise “tercihli kullanım alanı” olarak kullanım kararının devam ettiği, söz konusu karara ilişkin plan raporunda ayrıntılı bir açıklama ve gerekçe yer almadığı, 2010 yılındaki planda yeşil kuşak niteliğindeki alana hangi öngörü ile “tercihli kullanım alanı” kararının getirildiğinin anlaşılamadığı, bu kapsamda söz konusu kararın planın koruma ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dikili ilçesinde Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Gölgesi sınırları içerisinde belirlenen tercihli kullanım alanlarının onaylı planlar kapsamında yeniden düzenlendiği ve tercihli kullanım alanlarının daraltıldığı, bu kapsamda mevcut yapılaşmaların bulunduğu onaylı alt ölçekli plan sınırlarına göre düzenleme yapıldığından bu bölgede yeniden düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“90 sayılı maddede yapılan değerlendirmeye benzer şekilde, İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının ilk onandığı 23.06.2014 tarihli halinde Dikili bölgesinde kıyı boyunca Tercihli Kullanım Alanı önerilmişken, 30.12.2014 onay tarihli (askı sonrası) planda Tercihli Kullanım Alanı önemli oranda büyütülmüş; tarım alanları gözardı edilmiştir. Koruma-kullanma dengesini de olumsuz etkileyen 30.12.2014 onay tarihli planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Davaya konu 16.11.2015 onay tarihli planda ise bu aşırı büyüme öngörüsü revlze edilmiştir ve sakınca büyük ölçüde giderilmiştir. İlk onanan plandaki öngörüye oldukça yakın olan bu plan öngörüsü planın iptalini gerektirecek bir durum olarak değerlendirilmemiştir. Ayrıca 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bu kısımdaki büyüklük daha da azaltılmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda da ifade edildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyecek ve alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabilecek olup, bilirkişi raporuyla da tespit edildiği üzere 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında itiraz konusu alanının büyük ölçüde kaldırıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden itiraz konusu gösterimde bu nedenle çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-92
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Yenişakran Mahallesine ilişkin mevcut imar planlarında plan sınırı dışında kalan ve daha önceki Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında tarım arazisi olarak belirlenen alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, ancak bu alanda mevcutta yoğun olarak zeytin ağaçlannın bulunduğu belirlenmiş olmakla birlikte. Aliağa Belediye Başkanlığının 09.06.2014 tarihli, 4868 sayılı yazısı ile “Aslı Gibidir” yapılarak iletilen Yenişakran Mahallesine ait mevcut imar planları incelendiğinde alt ölçekli imar planı bulunan alanların henüz doluluk oranını sağlamadığı tespit edilmiş olup söz konusu bölgede getirilen “kentsel gelişme alanı” kararının planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planını esas alarak dava konusu çevre düzeni planında yeni plan kararları üretilemeyeceğine dair iddialarda bulunmasının doğru bir yaklaşım olmadığı, Yenişakran Mahallesinde sağlıklı kentsel alanların oluşturulması, planlama ve fonksiyon bütünlüğünün sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanları düzenlendiği, bu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 genel hükmü çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce de belirtildiği üzere Manlsa-Kütahya-izmir Çevre Düzeni Planı mahkeme kararlarıyla iptal edilen bir plan olduğu için İzmir-Manisa çevre düzeni planlarını iptal edilen bu plana göre bir plan değişikliği olarak değerlendirmek ve karşılaştırmak doğru değildir. Bu kapsamda dava konusu planda öngörülen kentsel gelişme alanını yeni bir plan kararı olarak değerlendirmek gerekir. Bu çerçevede, planın ölçeği ve genelliği gereği, kentsel gelişme alanının buradaki yola kadar öngörülmüş olmasında bir sakınca saptanmamıştır. Bu planda, üzerinden ölçü alınarak uygulamaya esas teşkil eden plan kararları verilmemektedir; alt ölçekli planlarda daha hassas bir bölgelendirme yapılmasına olanak vardır. Özünde, buradaki kentsel gelişme alanının büyüklüğü veya yönüne ilişkin uyuşmazlık konusu karar bu yerleşimin kaderini ve işlevini sratejik anlamda değiştirecek bir karar olmaması nedeniyle, planın iptaline konu edilebilecek bir konu olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu ve çevresi dikkate alındığında mekansal gelişmenin yönüne ilişkin getirilen kullanım kararın da sakınca bulunmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-93
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Ovacık mevkiinde bulunan otoyolun doğusunda kalan alanın, 2010 yılı onaylı Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “makilik-fundalık-çalılık alan”, 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında ise “ağaçlandırılacak alan” kullanımında kaldığı, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da aynı plan karannın devam ettiği, ancak plan raporunda belirtilen nüfus kabullerinin her iki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında da aynı olduğu dikkate alındığında, ayrıca birçok turizm merkezi kararı bulunan Çeşme İlçesinde yapı yoğunluğunun yüksek olduğu bu bölgede, yeşil kuşak alanlarının hassasiyetle korunmasının önemi göz önüne alındığında, söz konusu kentsel gelişme alanına yönelik kararın bu haliyle şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Ovacık Mahallesinin, Çeşme ilçe merkezine yaklaşık 3 km uzaklıkta olduğu ve planlama dönemi içerisinde ilçe merkezi ile bütünleşmesinin öngörüldüğü, bölgede turizm potansiyellerinin değerlendirilmesinin, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm kentlerinin oluşturulması, planlama ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla bölgede kuzey-güney aksı boyunca kentsel gelişme alanları düzenlendiği, daha öncede belirttiğimiz gibi 8.1.1.3 hükmü çerçevesinde kentsel gelişme alanları içerisinde aktif ve pasif yeşil alanlar yer alabildiğinden bu alanda yeşil kuşakların oluşturulmasında herhangi bir engel bulunmadığı, bununla birlikte dava konusu planın, iptal edilen Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli plan kararları dışında yeni kararlar üretmesinde planlama hukuku açısından yasal bir engel bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Daha önce de belirtildiği üzere Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeri Planı mahkeme kararlarıyla İptal edilen bir plandır; ve bu nedenle davaya konu Izmir-Manisa çevre düzeni planlarını İptal edilen bu plana göre bir plan değişikliği olarak değerlendirmek ve karşılaştırmak doğru değildir. Buradaki temel uyuşmazlık konusu kentsel gelişme alanının büyüklüğüne ilişkindir. Davacı İdarenin onadığı planda öngörülenden daha fazla alan davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak planlanmıştır. Bu tür büyüklük farklarının iki plan arasında olabileceği belirtilmişti. Burada dikkate alınması gereken konu mevcut yerleşik alana kıyasla açılan alanın büyüklüğüdür. Çeşmeye Ovacık yerleşimleri için her ikisinin yerleşik alanın mevcut yüzölçümünden iki kat fazla yeni gelişme alanı açılmış olması aşırı gelişmeci bir yaklaşım olarak dikkat çekmektedir. Çeşme yarımadasının doğal değerleri dikkate alındığında burada koruma-kullanma dengesinin sağlanması başlıca planlama stratejisi olmalıdır. Bu açıdan öngörülen kentsel gelişme alanının sakıncalı olduğu ve revlze edilmesi gerektiği görülmektedir.
Öte yandan 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde bu revizyon yapılmış; kentsel gelişme alanı davacı idarenin planındaki gibi düzenlenmiş; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu kentsel gelişme alanının kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır
İtiraz-94
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Reisdere mevkiinde, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı ve kentsel gelişme alanı”, 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında “turizm ve konut yerleşme alanları” olarak belirlenmiş olan alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, söz konusu alanda, İzmir-Çeşme-Reisdere Mahallesinde yer alan mülkiyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresine ait muhtelif taşınmazlar için 07.02.2013 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir-Çeşme Çevre Düzeni Revizyon Planı Değişikliğinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebiyle TMMOB Mimarlar Odası tarafından açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:… sayılı kararıyla, dava konusu işlemin planlama esaslarına, şehircilik ilkeleri, plan tekniği, yürürlükteki imar mevzuatı hükümleri ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçeleri ileyürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, ancak söz konusu alanda 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı olmaksızın Başbakanlık Toplu Konut İdaresi tarafından mülkiyeti kendisine ait parsellere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 3194 sayılı İmar Kanununun 9.maddesi ve 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 (ğ) hükmü uyarınca 09.06.2015 tarihinde 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Çeşme İlçesi Reisdere Mahallesi Nazım İmar ve Uygulama İmar Planı onaylanmış olup söz konusu planlann iptali ve yürütmenin durdurulmasına yönelik idarelerince dava açıldığı, bu kapsamda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen “kentsel gelişme alanı” kararının bölgenin potansiyelleri ve mahkeme kararı da göz önüne alındığında uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.1.1.3 sayılı plan hükmünde, “Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık te$i$ieri, açık ve kapak spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum atadan, trafo vb, gibi sosyal ve teknik ait yapı atanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis dadan, konut dışt kentsel çalışma planlan v.b. gibi çalışma alodan yer atabilir.” belirtildiği, kentsel yerleşme alanları içerisinde alt ölçekli planlarda tercihli kullanım alanı ve konut yerleşme alanlarının yer almasının mümkün olduğu, bu çerçevede söz konusu plan kararı ile Çeşme 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları arasında herhangi bir uyumsuzluk bulunmadığı, diğer yandan dava konusu çevre düzeni planında, iptal edilen 1/25.000 ölçekli İzmir- Çeşme Çevre Düzeni Planı Revizyonu Değişikliği kararlarının ölçek ve detayında kararlar üretmediğinden bu dava kapsamında değerlendirilmesinin planlama ilke ve esasları açısından uygun olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Keşif esnasında da tarafımıza gösterilen yerde Toplu Konut İdaresine ait bir konut projesi yürütülmekte olup, buna İlişkin olarak üst ölçekli (1/25000) planlarda yapılan revizyonların mahkeme kararıyla iptal edildiği belirtilmiştir, Buradaki mahkeme iptal kararı nedeniyle planın bu bölgede daha duyarlı bir yaklaşım benimsemesi gereği bulunmakla beraber, konut projesi alanının 1/100.000 ölçekli bir plan içinde tespit edilerek bu proje alanına ilişkin değerlendirme yapılması olanağı da ölçeğin genelliği nedeniyle bulunmamaktadır. Burada şehircilik ve planlama ilke ve esasları çerçevesinde bu bölge için doğru kullanım kararının ne olması gerektiği değerlendirmesi yapılmalıdır. Davacı idarenin kendi onadığı planındaki biçimde düzenlenmesi gerektiğini ileri sürdüğü yerde, davacı idare bu bölgeyi turizm ve konut alanları olarak planlamıştır. Dolayısıyla burada değerlendirilmesi gereken temel konu, bu bölgede davaya konu 1/100.000 ölçekli plandaki kentsel gelişme alanı öngörüsüne ilişkin olmaktadır. Bir önceki (93 sayılı) örnekte olduğu gibi, mevcut yerleşik alanın yanında öngörülen yeni gelişme alanının yüzölçümü mevcut yerleşik alanın iki katı kadardır ve bu bölgede, Çeşme yarımadasında, bu büyüklükte bir alan açılmasının gerekçesi bulunmamaktadır. Bölgedeki diğer kullanım olan Tercihli Kullanım Alanlarında da konut gelişme olanağı bulunduğunu hatırlatmak gerekir. 8.1.1.3 maddesi kapsamındaki konut dışı diğer kullanımlar da sonuçta bu alanın yapılı çevreye dönüşmesi anlamına geleceği için, burada belirlenen alanın gelişme alanı olarak yapılı çevreye dönüşeceği açıktır. Bu durumda planın bu bölgesinde yine aşırı gellşmeci bir yaklaşımla koruma- kullanma dengesi ortadan kalkmaktadır. Eğer burada yasal geçerliliği olan planlar ile yapılmış ve içinde yaşanmakta olan bir kentsel alan oluşmuşsa, bunun mevcut yerleşik alan olarak planda yer alması gerekir. Bunun yerine kentsel gelişme alanı olarak oldukça geniş yüzölçümlü bir bölgenin planlanmış olması, burada doğal çevre-yapılı çevre dengesini bozmakta, zaten aşırı bir yapılaşmaya maruz kalmış bölgede nüfusu daha da arttırmaktadır. Bu nedenlerle ve aynca bölgedeki tercihli kullanım alanlarında da zaten konut alanları oluşturularak kentsel gelişme olanağı bulunduğu dikkate alındığında, bu alanda bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu “Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları” başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme’de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alan 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanı 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörülmüştür.
Bu çerçevede, İzmir ili, Çeşme ilçesi, Reisdere Mahallesinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu kentsel gelişim alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik olarak plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasındaki ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, İzmir ili, Çeşme ilçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuyla ilgili olarak dava konusu planda herhangi bir açıklama bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Reisdere kentsel gelişme alanı kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-95
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Dalyan Mahallesi, Uç Burun Mevkiinde 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında ve 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm tesis alanı” olarak belirlenmiş olan alanların, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanı” olarak belirlendiği, Bakanlık Makamınca 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, ancak turizm alanı olarak plan kararı bulunan bölgelerin 2. derece doğal sit alanı olarak tescillenmiş alanlar olduğu, 2863 sayılı Kanun kapsamında bu alanlarda konut yerleşimi yer alamayacağından bölgenin plan kararının yeniden turizm tesis alanı olarak düzenlenmesinin zorunlu olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının Dalyan Mahallesindeki turizm tesis alanlarının, 2. derece doğal slt alanı olduğuna dair iddialarına kanıt olarak 1/25.000 ölçekli plan kararlarını göstermesinin planlama hukuku açısından doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmediği, plan paftalarında gösterimi yapılan sit alanlarının plan hazırlık sürecinde ilgili kurumdan alınan veriler doğrultusunda plana işlendiği, bununla birlikte çevre düzeni planının 8.17.7.4 sayılı plan hükmünde, “Bu plan kapsamındaki doğal, arkeolojik, tarihi, kentsel ve kentsel-arkeolojik sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma raporuna uygun olarak sit statüsünde değişiklik olması durumunda, koruma statüsü değişen alanlar; belirlenen yeni statüsü dikkate alınarak, iigili Koruma Bölge Kurulu veya Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınan kararlar, ilke kararları ve bu planın ilke ve esasları çerçevesinde bu planda değişikliğe gerek olmaksızın koruma amaçlı imar planlan hazırlanabilir.” şeklinde düzenleme bulunduğu, anılan hükümde sit statüsünde değişiklik olması durumunda çevre düzeni planında değişiklik yapılmaksızın bu kullanımların geçerli olduğunun belirtildiği, bu çerçevede bölgenin 2. derece doğal sit alanı olması durumunda söz konusu tercihli kullanım alanlarının, 728 sayılı ilke kararı doğrultusunda yalnızca turizm tesis alanları olarak değerlendirilebileceği, bu çerçevede davacının korunacak alanlar mevzuatına hakim olmaksızın gelişigüzel iddialarda bulunduğusavunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Alanın doğal sit alanı olduğu davaya konu plan paftalannda işlenmiş durumdadır. Bu doğal sit karanna rağmen, davaya konu planda tüm bu bölge için aşırı gelişmeci, koruma-kullanma dengesini yok eden bir yaklaşım olduğunu belirtmek gerekir. Aslında bölgede mevcut durumda yapılaşma zaten vardır; ve ağırlıklı olarak ikinci konut durumundadır. Ancak boş olan kısımlar da uydu fotoğrafında görülmekte olup, tüm bu alanlarda da davaya konu plan ile tercihli kullanım alanı işlevi öngörülmüştür. Bu işlev turizm tesisleri ve konut gelişimini içermektedir. Davacı İdare burada ilk onaylı planda (23.06.2014 tarihli plan) turizm tesis alanları da planlanmışken, askı sürecinde bu bölgenin tümüyle Tercihli Kullanım Alanına dönüştürülmüş olmasına itiraz etmektedir. Aslında her iki durumda da bu bölgenin tamamını yapılı çevreye dönüştüren bu yaklaşımlar sakıncalıdır. Turizm tesis alanı da olsa, Tercihli Kullanım Alanı da olsa burada uydu fotoğrafında görülen sınırlı büyüklükteki doğal alanlar (ki doğal sit alanı bölgesidir) tamamıyla yapılı çevreye dönüştürülmektedir. Bu noktada gerek alan kullanımı ve sınırlarıyla, gerekse farklı özel notasyon ve plan notlarıyla doğal çevreye daha duyarlı bir plan yaklaşımının benimsenmesi gerektiği görüşündeyiz. Bu nedenle uyuşmazlık konusu yerdeki plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alanın büyük ölçüde yapılaşmış olduğu, davalı idarece 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planı kararlarının dava konusu plana aktarıldığının belirtildiği, bu bakımdan kazanılmış hakların korunması ilkesinin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, bölgedeki yapılaşmaların mevcut durumu ve çevresi dikkate alındığında mekansal gelişmenin yönüne ilişkin getirilen kullanım kararın da sakınca bulunmadığı gibi plan notlarında belirtildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği ve sit alanlarına ilişkin ilgili mevzuat ve ilke kararları uyarınca yetkili kurumlar tarafından alınan kararlar doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-96
Dava dilekçesinde;
Alaçatı yerleşiminin batısının, 23.06.2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında doğal sit alanı ile sınırlı iken, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu kentsel lekenin doğal sit alanına doğru büyütüldüğü ve bölgedeki “tarım alanı” lekesinin küçültülerek “kentsel gelişme alanı” kullanımına dahil edildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, söz konusu alandaki tarım niteliği ve doğal sit alanı kararı dikkate alındığında, yapılan düzenlemenin 2863 sayılı Kanun, 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Alaçatı yerleşiminin, turizm kullanımları ve 2. konut yerleşimlerinin yoğunlaştığı bir bölge olduğu ve dava konusu plan kararı ile planlama ve uygulama bütünlüğünün sağlanması, kaçak yapılaşmaların engellenmesi ve sağlıklı kentsel alanların oluşturulmasının hedeflendiği, bununla birlikte söz konusu alanlara ilişkin kesin sınırların çevre düzeni planının 7.2 genel hükmü çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu çerçevede 3. derece doğal slt alanları içerisinde 728 sayılı ilke kararında tanımlanan kullanım kararlarını içerecek şekilde koruma amaçlı imar planları yapılabileceği, dava konusu düzenlemede 3914 sayılı İmar Kanunu ve 2863 sayılı Kanuna aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Tüm Çeşme bölgesinde ve Alaçatı’da zaten aşırı bir gelişme talebi olduğu bilinmekte olup, bu gelişmenin denetlenmesi, koruma-kullanma dengesinin sağlanması bu yarımada için başlıca plan stratejisi olmalıdır. Buna rağmen, davaya konu planda bu bölge genelinde aşırı gellşmeci bir yaklaşım olduğu yukarıdaki maddelerde de belirtildi.
96 sayılı bu uyuşmazlık konusu alanda ise kentsel gelişme alanının ilk onanan 23.06.2014 onay tarihli plandan sonra askı sürecinin ardından daha da fazla büyütülmesi doğru bir planlama yaklaşımı değildir ve bir stratejik planda bu alan için benimsenmesi gereken tutarlı strateji değildir. Kentsel gelişme alanının özellikle tercihli kullanım alanlarının devamında oluşacak şekilde öngörülmüş olması da anlamlı değildir; Tercihli kullanım alanlarında zaten konut gelişimi yani kentsel gelişim olanağı bulunmaktadır.
Ayrıca dava konusu planda bu alanlar doğal slt alanı taramasıyla gösterilmektedir. İlk onaylı planda doğal slt alanı sınırına kadar gelişme alanı ve tercihli kullanım alanı öngörülmüşken, askı süreci sonrasında doğal slt alanı sınırı dikkate alınmadan kentsel gelişme alanında önemli ölçüde artış yapılmıştır. Bu nedenle burada davaya konu planda yeni gelişme alanı açılması, bunun için önceki ilk onaylı plandaki tarımsal alanların azaltılması, ve bu alanların doğal sit alanına isabet eden yerler olması şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlıkta, Alaçatı yerleşiminin batısı, 23/06/2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak gösterilmiş iken, 30/12/2014 tarihinde onaylanan planda, söz konusu alanın “kentsel gelişme alanı” kullanımına dahil edilerek, bu lekenin doğal sit alanını kapsayacak şekilde büyütüldüğü, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettirildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf.(34)’de: “Alaçatı: Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanları yeterlidir. Alaçatı’da, yerleşik alanların yanı sıra, turizm alanları ve tercihli kullanım alanlarında da alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma koşullarının korunması kararlaştırılmıştır.” açıklamasına yer verilmiştir.
Davalı idarece Alaçatı yerleşiminin, turizm kullanımları ve ikinci konut yerleşimlerinin yoğunlaştığı bir bölge olduğu ve dava konusu plan kararı ile planlama ve uygulama bütünlüğünün sağlanması, kaçak yapılaşmaların engellenmesi ve sağlıklı kentsel alanların oluşturulması amacıyla söz konusu değişikliğin yapıldığı belirtilmekte ise de, dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanlarının yeterli olduğu ifade edilmekte olup, 23/06/2014 tarihli planla yeterli olduğu değerlendirilip bu şekilde planlanan kentsel gelişme alanının, hangi gerekçeyle büyütüldüğünün ortaya konulamadığı görülmektedir.
Dolayısıyla, açıklama raporunda Alaçatı yerleşiminin ihtiyacına yönelik kentsel gelişme alanına ilişkin ortaya konulan öngörü ile daha sonradan getirilen kentsel gelişme alanı lekesi arasında çelişki bulunduğu açık olup, bu haliyle dava konusu plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
İtiraz-97
Dava dilekçesinde;
Ildırı yolu özerinde Mustafa Çelebi Adasının karşı tarafında yer alan sahil kesiminin 23.06.2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “büyük kentsel yeşil alan” olarak planlı iken, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “günübirlik tesis alanı” kullanımına dahil edildiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, söz konusu değişikliğin, 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu ifadesinden, çevre düzeni planı hükümlerini sağlıklı bir biçimde değerlendirmeksizin gelişigüzel iddialarda bulunduğu, dava konusu bölgede tercihli kullanım alanı amaçlı düzenleme yapıldığı ve bölgede turizm faaliyetlerini destekleyecek şekilde günübirlik tesis alanı notasyonu belirtildiği, bununla birlikte Planın 5.4.5.1 sayılı hükmünde, “Bu alanlarda turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanıı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılanma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” düzenlemesi uyarınca tercihli kullanım alanlarında sosyal ve teknik altyapıların da yer alabileceği, dolayısıyla imar mevzuatına göre sosyal donatı alanı olarak tanımlanan yeşil alanların da alt ölçekli planlarda davacı tarafından belirlenebileceği, bu itibarla davacının imar mevzuatına ve şehircilik ilkelerine aykırı plan kararları üretildiği iddialarının mesnetsiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Hem keşif esnasında hem de uydu fotoğrafında görüldüğü üzere bu bölgede yapılı bir çevre oluşmuştur, ancak yer yer kıyıda büyük yeşil ve açık alanlar da bulunmaktadır Bu mevcut doğal duruma duyarlı bir yaklaşımın ilk onanlı planda (23.06.2014) benimsendiği görülmektedir. Askı sürecinden sonra yapılan değişiklikte ise kıyı tamamıyla tercihli kullanım alanlarına dahil edilmiştir. Böylece davaya konu 16.11.2015 onay tarihli planda yapılı çevre artırılmış; doğal çevre azaltılmış; mevcut durumda gözlenen yeşil ve açık alanlar da tercihli kullanım alanlarına dahil edilerek buralarda turizm tesis alanları ve korut gelişimine olanak tanınmıştır. Bu durum elbette koruma-kullanma dengesini, doğal alana duyarlı yaklaşımı içine barındırmamaktadır ve bu nedenle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırıdır.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise tekrar ilk onanlı plandaki haline geri dönülmüş; kıyıda yeşil alanlar planlanmış; ve böylece belirlenen sakınca ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporuyla da belirlendiği üzere 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır
İtiraz-98
Dava dilekçesinde;
Karaburun İlçesi, Karareis Koyunda 23.06.2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tanm arazisi” olarak ayrılmış alanın, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, Karaburun Belediyesinin talebi üzerine söz konusu değişikliğe ilişkin yapılan incelemede, bölgede yapılaşmaların olduğu, ancak alana ilişkin onaylı imar planı olup olmadığına ilişkin herhangi bir veriye ulaşılamadığı, söz konusu alanın l.derece doğal slt alanı sınırı içerisinde yer aldığı, 2863 sayılı Kanun kapsamında bu alanlarda konut yerleşimi yer almasının mümkün olmadığı ve mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgenin Karaburun Belediyesinin talebi üzerine mevcut yapılaşmalar dikkate alınarak düzenlendiği, 8.17.7.2 sayılı plan hükmünde “Bu plan kapsamındaki doğal slt alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş), T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Konma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa Bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir.” düzenlemesi çerçevesinde doğal slt alanlannda iş ve işlemlerin ilgili kurum tarafından yürütüleceği, davacının itirazlarının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Alan 1. Derece Doğal Sit Alanıdır ve plan paftasında da bu şekilde gösterilmiştir. Buna rağmen hem uyuşmazlık konusu yerde hem de bunun kuzeybatısında Tercihli Kullanım Alanı ve turizm tesis alanı önerilmiştir. Böylece İris Gölünün güneyindeki kıyı kesimi de yapılı çevreye dönüşmektedir. Bu kullanımların iki yanındaki orman alanlarının da bütünlüğü böylece zedelenmektedir. Uyuşmazlık konusu alan, uydu fotoğrafında görüldüğü üzere yapılaşmış bir konut alanıdır; ikinci konut alanı olduğu görülmektedir. Bu nedenle mevcut alan plana işlenmiştir. Ancak bu yaklaşım doğal çevre içerisinde mevzi plan ile oluşmuş bir yapılaşmanın en üst ölçekli stratejik plana işlenmesi biçiminde olup, bu planın diline, ölçeğine, genelliğine ve strateji üretme niteliğine uymamaktadır. Bu bölgenin özgünlüğü ve doğal değerleri dikkate alındığında, üst ölçekli strateji planının doğal çevreyi ve orman bütünlüğünü korumayı temel strateji alarak burası için üretmesi beklenmelidir. Mevcut durumdaki noktasal gelişimleri işlemek biçiminde bir yaklaşım bu nedenle doğru bulunmamıştır. Bunun yanısıra, sadece bu noktanın değil, bu noktanın kuzeybatısında yer alan tercihli kullanım alanı ve turizm tesis alanı vurgusunun ve büyüklüğünün de gözden geçirilmesi gerekir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alanın büyük ölçüde yapılaşmış olduğu, davalı idarece onaylı mevzii imar plan kararlarının dava konusu plana aktarıldığının belirtildiği, bu bakımdan kazanılmış hakların korunması ilkesinin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, alanın mevcut durumu ve çevresi dikkate alındığında mekansal gelişmenin yönüne ilişkin getirilen kullanım kararın da sakınca bulunmadığı gibi plan notlarında belirtildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, tercihli kullanım alanlarının tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği, turizm tesis alanlarında 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri doğrultusunda uygulama yapılacağı ve sit alanlarına ilişkin ilgili mevzuat ve ilke kararları uyarınca yetkili kurumlar tarafından alınan kararlar doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-99
Dava dilekçesinde;
Küçükbahçe Mevkiinde 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kıyıda yer alan tercihli kullanım alanı kararının, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kuzeye doğru büyütüldüğü, ancak söz konusu alanda herhangi bir alt ölçekl, plan olup olmadığı bilgisine ulaşılamadığı, bununla beraber alanın “sulama alanı” olduğu, uydu fotoğraflarında yapılan incelemede yerinde yoğun tarımsal faaliyetlerin sürdürüldüğünün belirlendiği, aynı zamanda l. derece doğal sit alanı olan bölgenin “tercihli kullanım alanı” olarak belirlenmesinin ilgili Kanun, Yönetmelik ve ilke kararlarına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgenin mevcut yapılaşmalar ve bölgenin turizm potansiyelleri dikkate alınarak düzenlendiği, 8.17.7.2 sayılı plan hükmü çerçevesinde doğal sit alanlarında iş ve işlemlerin ilgili kurum tarafından yürütüleceği, bu nedenle davacının itirazlarının yersiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uyuşmazlık konusu yerde ilk onaylı çevre düzeni planında (23.06.2014 onay tarihli) doğal sit alanı da, sulama alanı da gösterilerek doğal çevre ve tarım alanları büyük ölçüde tercihli kullanım alanı olarak planlanan yerlerin dışında tutulmuştur. 30.12.2014 onay tarihli planda ise tercihli kullanım alanı ve kıyıdaki turizm alanı büyütülmüş, iki katına çıkartılmıştır. Davaya konu 16.11.2015 onay tarihli planda da bu yaklaşım aynı biçimde devam etmiştir. Böylece sulama alanı içinde, doğal sit alanında ve tarımsal alanda konut ve turizm tesisi yapımına olanak sağlayan bir plan kararı getirilmiştir.
Baraj alanı çevresindeki bu bölgede, tarımsal alanın, sulama alanının ve doğal çevrenin korunması bir çevre düzeni planında başlıca strateji olmalıdır. Bu nedenle 23.06.2014 onay tarihli plan şehircilik ikeleri ve planlama esaslarına uygun iken, davaya konu planda görece büyük olan turizm tesis alanı ve tercihli kullanım alanları anılan ilke ve esaslarıyla bağdaşmamaktadır,
Bu durum 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde düzeltilmiş; 23.06.2014 onay tarihli plandaki haline benzer şekilde, hatta o plandakine kıyasla daha fazla tarımsal alanın korunmasına olanak tanıyan bir biçimde düzeltilmiştir. Böylece saptanan sakınca giderilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporuyla da belirlendiği üzere 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır
İtiraz-100
Dava dilekçesinde;
Yeni Liman Mahallesinde, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım arazisi olarak belirlenen bölgede, 30.12.2014 tarihînde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan” kullanım kararı getirildiği, Karaburun Belediyesinin talebi doğrultusunda plana işlendiği anlaşılan söz konusu plan kararının bulunduğu alana ilişkin yapılan incelemede, bölgede 1/1000 ölçekli imar planının bulunduğu, ancak çok seyrek yapılaşmanın yer aldığı ve alanın büyük bölümünün boş olduğu, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenen kentsel yerleşik alan lekesinin alt ölçekli plan sınırından daha büyük bir alanı kapsadığı, söz konusu plan kararının bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu itirazından üst ölçekli planlama ilke ve esaslarına hakim olmadığının anlaşıldığı, çevre düzeni planında kentsel yerleşme alanı olarak planlanan alanların kesin sınırlarının, çevre düzeni planının 7.2 genel hükmü çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda ilgili idare tarafından belirlenmekte olup dava konusu plan kararına ilişkin uygulama yetkisinin davacıda olduğu bu nedenle iddiaların dayanaksız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“İlk onaylı planın (23.06.2014) askı sürecinden sonra davaya konu planın bu bölgesinde yerleşik alan gösterimi getirilmiştir. Uydu fotoğrafında görüleceği üzere burada planda gösterilen büyüklükte ve süreklilikte bir mevcut yapılaşma ve yerleşme bulunmamaktadır. Noktasal bazı konut projelerinin yerleşik alan olarak kıyı boyunca planda yer alması, mevcut durumu göstermediği gibi, bu alanın yapılaşmaya açılması anlamına gelmekte ve tarımsal alanın gözden çıkartıldığı yönünde bir stratejiye işaret etmektedir. Böyle bir yaklaşımın çevre düzeni planı stratejileriyle bağdaşmadığı, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görülmektedir.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise buradaki yerleşik alan bir miktar daraltılmıştır; ancak saptanan sakıncalı yaklaşım devam etmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır.
Öte yandan, davalı idarece söz konusu alanın davacı idare tarafından onaylanan İzmir Batı Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında ticaret-turizm-konut-alanı, park, kırsal yerleşme ve günübirlik tesis alanı olarak planlı olduğu, davacı idare ile yapılan çalışmalar neticesinde 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde belirlenen makroformun ve 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı kararlarının geçerli olduğu konusunda uzlaşma sağlandığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır
İtiraz-101
Dava dilekçesinde;
Bozköy Mahallesinde doğal sit alanının altındaki kentsel gelişme alanının güneyinde kalan ve 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım arazisi olarak belirlenen bölgenin, 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel yerleşik alan” olarak belirlendiği, söz konusu bölgede herhangi bir alt ölçekli plan olup olmadığına ilişkin veriye ulaşılamadığı, aynca uydu fotoğrafları üzerinde yapılan incelemede alanın boş olduğunun tespit edildiği, söz konusu plan kararının bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alanın 1. askı itirazları çerçevesinde idarelerine sunulan imar planları doğrultusunda uydu görüntüleri de dikkate alınarak kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği, davacının bölgede yapılaşma olmadığına dair iddialarının gerçeği yansıtmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafından da görüleceği üzere burada yerleşik alan olarak plana işlenebilecek bir bölge yoktur. Söz konusu burnun güneybatısında bir yazlık site bulunmaktadır, ancak yüzölçümü burada dava konusu planda gösterilen yerleşik alandan çok daha küçüktür. Bu nedenle burada bu gösterim hatalıdır ve düzeltilmesi gerekir.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise buradaki yerleşik alan kaldırılmış olup, uyuşmazlık konusu da ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporuyla da belirlendiği üzere 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde uyuşmazlığa konu alanın kaldırıldığı ve itiraz konusu uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır
İtiraz-102
Dava dilekçesinde;
Mordoğan Mahallesi, Hacılar yerleşiminde yer alan kentsel yerleşik alan lekesinin 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında büyütüldüğü, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, ancak alt ölçekli planı bulunmayan ve çok seyrek yapılaşmanın bulunduğu alanda söz konusu büyümenin Karaburun Belediyesinin talebi doğrultusunda yapıldığı ve alansal olarak daha büyük bir lekenin belirlendiği anlaşılmış olup söz konusu plan kararının bu haliyle 3134 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgenin Karaburun Belediye Başkanlığının talebi üzerine mevcut yapılaşmalar da dikkate alınarak kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği, dava konusu bölgede seyrek de olsa yapılaşmalar olduğu davacı tarafından da kabul edildiği, bununla birlikte bahse konu kentsel yerleşik alanın kesin sınırlarının 7.2 genel plan hükmü çerçevesinde alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu nedenle davacının iddialarının dayanaksız olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Uydu fotoğrafında görüldüğü üzere burada çok seyrek biçimde birbirinden uzak konutlar (yazlık villalar) bulunmaktadır. Bunlar seyrek biçimde tarımsal alanın içinde dağınık konumlanmıştır. Uydu fotoğrafında bu alanın doğusunda Mordoğan yerleşimi olarak görülen bir dokunun üst ölçekli planda yerleşik alan olarak gösterilmesi anlamlıdır. Ancak uyuşmazlık konusu yerdeki birkaç konut yapısı için bu ölçekte bir planda yerleşik alan gösterimi planlama esaslarına uygun değildir ve yanıltıcıdır. Burada hala tarımsal dokunun ağırlıklı olduğu görülmektedir.
10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki yerleşik alan gösteriminin yüzölçümü küçültülmüştür. Ancak yine de mevcut durum incelendiğinde burada üst ölçekli planda yerleşik alan kararı getirilmesi planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Plan ile buranın gelişime açılması öngörülüyorsa bunun gelişme alanı olarak planlanması gerekir (ki doğal niteliği yüksek olan alanda bu yaklaşım da doğru olamayacaktır); burada yerleşik alan olarak tanımlanabilecek bir kentsel ya da kırsal doku ve yapılaşma söz konusu değildir. Bu durum planın bu kısmını planlama esaslarına aykırı kılmaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alanın, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, yukarıda belirtildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği ve bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmıştır.
Öte yandan, davalı idarece 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında itiraz konusu alanının doğu kısmının daraltılmasına karar verildiği görüldüğünden itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-103
Dava dilekçesinde;
Mordoğan Mahallesinde kıyı kesiminde 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “orman alanı” olarak ayrılmış alanda 30.12.2014 tarihinde onaylanan Izmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, yine Karaburun Belediyesinin talebi doğrultusunda yapıldığı anlaşılan düzenlemeye ilişkin yapılan incelemede, yerinde yapılaşmaların olduğunun tespit edildiği, ancak söz konusu yapılaşmalara ilişkin plan verisine ulaşılamadığı, bahsi geçen düzenlemenin kaçak yapıların yasallaştırılması niteliği taşıması nedeniyle söz konusu plan kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgede Karaburun Belediye Başkanlığının talebi üzerine mevcut yapılaşmalar doğrultusunda düzenlemeler yapıldığı, Çevre düzeni planının 7.15 sayılı hükmü uyarınca çevre düzeni planında hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın mevzuata aykırı yapılaşmaların olması duıumunda ilgili idaresince işlem tesis edilmesi gerektiği, davacının iddialannın dayanağının bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“1/100.000 ölçekli bir plan için aşın küçük yüzölçümü olan bir alan uyuşmazlık konusu edilmiştir. Uydu fotoğrafı incelendiğinde buradaki mevcut yazlık sitelerin plana “gelişme alanı’ biçiminde işlendiği görülmekte olup, aslında yerleşik alan olarak gösterilmesi doğru olacaktır. Ancak mevcut durumundan daha fazla büyütülmediği, oldukça küçük bir alansal gösterim olduğu için planın iptalini gerektirecek stratejik bir karar olarak değerlendirilmemektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu alanın, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, yukarıda belirtildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği ve bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olduğundan itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-104
Dava dilekçesinde;
Ödemiş ilçe merkezine ilişkin, kentsel yerleşme ve gelişme alanı çeperindeki alanların 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında “tarım arazisi” ve “sulama alanı” kullanımında kaldığı, ancak 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planında da aynı kullanım kararının devam ettiği, ancak plan raporunda Beydağ Barajı sulama projesinin Ödemiş ilçesi nüfusundaki azalmayı durduracağı belirtilmiş olup, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı raporunda da aynı gerekçelerin ve aynı nüfus değerlerinin yer aldığı, dolayısıyla söz konusu alanların kentsel gelişme alanı olarak belirlenme gerekçeleri anlaşılamadığından, anılan kararın planlama ilkeleri ve esaslarına uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Ödemiş ilçe merkezinin planlama dönemi içerisinde çevresindeki yerleşim birimleri için alt merkez özelliği taşımasının öngörüldüğü, söz konusu kentsel gelişme alanlarının bu çerçevede düzenlendiği, dava konusu kentsel gelişme alanları ile planlı gelişmenln sağlanması, kaçak yapılaşmaların engellenmesi ve sağlıklı kentsel alanların oluşturulması amaçlanmış olup çevre düzeni planının 7.2 genel hükmü çerçevesinde söz konusu kentsel gelişme alanlarının kesin sınırlarının alt ölçekli planlarda belirleneceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Ödemiş yerleşimi için öngörülen kentsel gelişme alanının birçok diğer örnekte olduğu gibi aşırı büyük bir yüzölçüme sahip olduğu görülmektedir. Ödemiş’in mevcut yerleşik alanı kadar daha yeni gelişme alanı planlanmış olup, böyle bir gelişme potansiyelini gerekçelendirecek stratejik bir plan kararı da bulunmamaktadır. Ayrıca bu durum çevredeki tarımsal alanların gözden çıkarıldığı anlamına gelmektedir. Uydu fotoğrafında görülebileceği üzere yerleşimin çevresi değerli tarımsal alanlarla çevrilidir.
Koruma-kullanma dengesini zedeleyen ve aşırı fazla yüzölçümlü yeni kentsel gelişme alanı açılmasına yol açan bu plan yaklaşımı sakıncalıdır.
Bu noktada plan hükümleri kapsamında bu planda kentsel gelişme alanı olarak gösterilen alanların ait ölçekli planlarda tümünün gelişmeye açılmasının şart olmadığı; yetkili belediyesince istenirse bu alanların kentsel gelişme olarak plarılanmayıp doğal çevre (veya tarım alanı) olarak korunabileceği yönündeki savunmanın da burada saptanan sakıncayı gideren bir özelliği olmadığını belirtmek gerekir. Aslında bu konu maddeler halinde incelemenin başında yer alan açıklamalar kapsamında da irdelenmişti. Alt ölçekli planlar için bu hüküm bir esneklik getirse de, Ödemiş örneğinde (ve yukarıda bir çok örnekte olduğu gibi) 1/100.000 ölçekli planda yapılan gösterimler planın stratejik kararlarını yansıtmaktadır. Bir yerleşimin mevcuttaki yerleşik alanı kadar yeni gelişme alanı açılacağının plan paftasında gösterilmiş olması, planın bu bölge için stratejik kararının aşırı büyümeyi destekler nitelikte olduğunu göstermektedir. Böyle bir stratejik karar ve gelişme vurgusundan sonra, alt ölçekli planlarda burada gösterilen yeni gelişme alanının sadece yarısının (veya onda birinin) planlanıp geri kalan alanların tarımsal alan olarak korunması artık gerçekçi bir plan süreci olmamaktadır.
Dolayısıyla plan paftasında gösterilen gelişme atan büyüklükleri çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesine ilişkin stratejisini yansıtmaktadır. Plan bu bölgede tarımsal üretimin devamını ve tarım alanlarının korunmasını önemsiyorsa, yerleşimi iki kat büyüklüğünde geliştirecek bir plan önerisi getirmemelidir. Böyle bir öneri getiriyorsa, plan stratejisinin bu bölgede aşırı büyüme öngördüğü tartışmasız bir gerçek olmaktadır ve alt ölçekli planlarda (7,2 hükmü doğrultusunda) bu alanlann hepsi gelişime açılmayabilir gibi bir ifade bu stratejik yaklaşımı değiştirmemektedir.
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde ise buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daraltılmıştır; ancak saptanan sakıncalı yaklaşım devam etmektedir; çünkü öngörülen yeni gelişme alanlannın yüzölçümü hala mevcut yerleşik alana kıyasla aşın büyüklüktedir.”görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf. (1)’de, bu planın temel amacı ” Yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Açıklama Raporu Syf (11)’de, “Ödemiş: İlçe merkezinde düzenli bir nüfus artışının gelecekte de süreceği görülmektedir. Ödemiş, genel olarak kendi mahallelerinden nüfus almaktadır. Nüfus kabulü, yapılan projeksiyon sonucuna planlamada esneklik sağlayacak bir artışla yapılmıştır. Yapılan projeksiyonlarda hedef yıla kadar nüfusta azalmanın en çok ortaya çıktığı bölge Ödemiş ilçe sınırları içindeki mahallelerdir. Nüfusun azalmakta olduğu mahallelerde, Beydağ Barajı sulama projesinin etkileri sonrasında göçün azalacağı, mevcut nüfus büyüklüğünün korunacağı varsayımıyla hareket edilmiş ve bu çerçevede Ödemiş İlçesi için 2025 hedef yılında 177.000 kişilik kabul nüfusu belirlenmiştir.”
Açıklama Raporu Syf. (36)’da, “ÖDEMİŞ: Planın hedef yılı olan 2025 yılı için 177.000 kişilik nüfus büyüklüğü kabul edilen Ödemiş ilçe merkezinde var olan onaylı planların, plan dönemi içinde ortaya çıkacak gereksinimi karşıladığı, yeni kentsel gelişme alanı açılmasına gerek olmadığı düşünülerek mevcut imar planları içinde henüz yapılaşmamış alanlar ile toplu konut proje alanları kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiştir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Dava konusu planın açıklama raporunda, Ödemiş’in mahallelerinde nüfusun azalmakta olduğu, Ödemiş ilçe merkezindeki nüfus artışının ise, kendi mahallelerinde gelen göçten kaynaklandığı, dolayısıyla mevcut nüfus büyüklüğünün korunacağının belirtilmiş olmasına karşın, dava konusu plan ile Ödemiş için yerleşik alana kıyasla oldukça büyük oranda bir gelişme alanının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, çevre düzeni planının plan notları ve raporuyla bir bütün olduğu göz önünde bulundurulduğunda, açıklama raporunda bu bölgeye yönelik ortaya konulan öngörü ile Ödemiş’e getirilen kentsel gelişme alanı arasında çelişki bulunduğu, bu çelişkinin de planı kusurlandıracak nitelikte olduğunun kabulü gerekmektedir.
Öte yandan, Ödemiş ovasının tarımsal sit alanı özelliği dikkate alındığında, açıklama raporundaki projeksiyonun aksine, bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, mevcut yerleşik alana kıyasla oldukça büyük bir kentsel gelişme alanı getirilmesinin, dava konusu planın yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ile 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi temel amacına aykırılık teşkil ettiği açıktır.
Bu itibarla, Ödemiş kentsel gelişme alanı kullanımı ile açıklama raporunda bu bölgeye yönelik öngörünün çelişkili olduğu görüldüğünden, bu haliyle, dava konusu planın bu kısmında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
C. Dava konusu planın plan notlarına ilişkin itirazlar
1. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.2 sayılı plan notunda:
“Bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemez. Bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez. Bu alanların sınırları, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay, yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirilir. ” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Söz konusu maddedeki kentsel gelişme alanları ifadesinin, tüm kentsel yerleşme alanını ve kentsel kullanım kararı getirilen diğer alanları (sanayi, depolama, sanayi ve depolama, büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanları gibi alt ölçekli imar planı yapılması zorunlu alanlar) kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmünün, çevre düzeni planında gösterimi yapılan planları kapsadığı, gerek çevre düzeni planı ölçeği gerekse mevzuat uyarınca çevre düzeni planı üzerinden ölçü alınamayacağı ve bu alanlara ilişkin kesin sınırların alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu nedenle düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın davacının da talep ettiği şekilde iş ve işlemlerin yürütülmesinde sakınca olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Raporun ilk kısmında belirtildiği üzere Çevre Düzeni Planı zaten ölçeği ve genelliği gereği uyugulamaya esas olan plan kararları içermemektedir. Bu plandaki gösterimlerin sınırı uygulamaya esas sınırlar değildir. Bu nedenle Çevre Düzeni Planının zaten bu genellik içinde algılanması ve yorumlanması gerekir ve her bir plan kararı veya arazi kullanım türü için bu plan üzerinden ölçü alınmayacağı, alan sınırlarının kesin biçimde uygulamaya esas olmayacağını belirtmek zorunluluğu olmamalıdır. (Öte yandan bu plan hükmü nedeniyle planda gösterilen gelişme alanlarının gelişime açılmayacağı algısının da hatalı olacağı yukarıda Ödemiş örneği için anlatılmıştı.)
Sonuçta davacı İdarenin talep ettiği biçimde bir plan notuna gerek duyulmaksızın Çevre Düzeni Planını zaten bu genellik ile anlamak ve yorumlamak gerekir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlığa konu düzenlemenin dava konusu planın ölçeğinin gerektirdiği bir karar olduğu, yukarıda belirtildiği üzere çevre düzeni planları yasal olarak ölçeği ve genelliği gereği uyugulamaya esas olan plan kararları üreten imar planlarından olmadığından, çevre düzeni planından ölçü alınamayıp, planda gösterilen sınırların alt ölçekli imar planlarında netleştirilmesi gerektiği ve planın bu hükmünün ölçeğinin gereği bir zorunluluktan kaynaklandığı, planda gösterilen tüm sınırlar açısından bu kuralın geçerli olduğu, dolayısıyla davacının itirazlarının plan hükmünü kusurlandırmadığı sonucuna ulaşıldığından dava konusu plan hükmünde şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık bulunmamaktadır.
2. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.6 sayılı plan notunda:
“İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planlarının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar arazi kullanımlarının farklılık gösterdiği alanlarda bu plan kararları ve hükümleri esas alınarak uygulama yapılır. Diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir.
Mülga Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının kararları geçerlidir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.6. maddesinde belirtilen “T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planlarının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında üst ölçekli plan olan bu planın kararları ve hükümleri esas alınarak uygulama yapılır. Diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir.” hükmü ile 7.13 maddesinde belirtilen “Bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir. Onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır.” hükmünün; 30.12.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin itirazlarında da belirtikleri üzere plan hükümlerinin bazı bölümlerinde vurgu yapıldığı üzere bu plan üzerinden ölçü alınarak uygulamaya gidilmesinin mümkün olmadığı yönündeki hükümlerle çeliştiği, ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı içeriği ve diline uygun olmadığı; özellikle 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında koruma kararı getirilen (tarım, orman vb), ancak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile sanayi alanı, kentsel gelişme alanı vb. olarak belirlenen, genel olarak itiraz konularını da oluşturan bölgelerde alt ölçekli planlar üzerinden yapılacak uygulamaların, tarım, orman vb. nitelikteki alanların yok olmasına ve tahribatına neden olabileceği, ayrıca 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırlarında kalan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile farklılaşan yeşil kuşağı oluşturan tarım alanı, orman alanı, ağaçlandırılacak alan gibi kullanımlara ayrılan alanlarda uygulamalarda karışıklıklara ve sorunlara neden olacağı, örneğin, Tahtalı Baraj Havzası gibi özel bölgelerde 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünün Çevre Düzeni Planında özel ve kısıtlayıcı hükümler getirildiği, ancak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu alanlara ilişkin, bu nitelikte kararların üretilmediği, anılan plan hükmü ile 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı plan hükümleriyle getirilen özel ve kısıtlayıcı hükümlerinde değiştirildiği, söz konusu hükümlerin planların kademeli birlikteliği ilkesine, 3194 sayılı İmar Mevzuatı ve ilgili yönetmeliklerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının 7.6 sayılı genel hükme ilişkin iddialarının herhangi bir dayanağı bulunmamadığı, 7.6 sayılı plan hükmü ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 1. ve 2. fıkrası uyarınca bölge içerisinde planlama hiyerarşisinin sağlanması amacıyla düzenlendiği, bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarının planlama ilke ve esasları ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümleri uyannca il çevre düzeni planları ve mülga mevzuat uyarınca onaylanan alt bölge çevre düzeni planlarının üzerinde yer aldığı, çevre düzeni planlan kararlannda düzenleyici hükümler üretilmesinde yasal bir engel bulunmadığı, buradan da anlaşılacağı üzere davacı üzerine belirli sorumluluklar getiren söz konusu plan hükmünün iptal edilmesi talebi ile bu sorumluluktan kaçınmaya çalıştığı savunulmştur.
Bilirkişi raporunda;
“İki plan arasındaki farklılıklar zaten rapor boyunca uyuşmazlık konusu edilerek itirazda bulunulan konular olup, bunlar tek tek değerlendirilmiştir iptali istenen plan hükmünün kaldırılması ise planlar arasındaki farklılıkların nasıl değerlendirilmesi ve uygulamada nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda bir çözüm getirmemektedir. Böyle bir plan hükmü olsa da olmasa da üst ölçekli bu çevre düzeni planının getirdiği plan kararlarına aft ölçekti planların uyması gerekliliği vardır, Bu durum mevzuat gereğidir; plan hiyerarşisi kavramının ve planların kademeli birliktelik ilkesinin bir gereğidir.
Nitekim bu nedenle davacı idare planlar arasındaki farklılık ve uyumsuzlukları (örneğin kentsel gelişime açılan tarım alanlannı) ayrıca dava konusu etmiştir. Bu plan hükmünün varlığı veya kaldırılması bu tür uyuşmazlık konulan açısından belirleyici olmadığı için, plan hükmünün iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Planların kademeli olarak uyumlu olması gereği karşısında imar planlarının ve il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarına uygun olması yasal bir zorunluluktur. Planlama esaslarının temelinde öncelikle üst ölçekli planların yapılması ve sonrasında alt ölçekli planların buna uygun olarak hazırlanıp onaylanması yer almaktadır. Ancak ülkemizde bölge ve havza kapsamında yapılan çevre düzeni planlarının yapılmaya başlanması çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Bu nedenle, çevre düzeni planlarının onayından önce onaylanmış planların hukuki statüsüne ilişkin çevre düzeni planlarında plan notları getirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Özellikle plan notları ile çevre düzeni planının onayından önce onaylanmış bulunan imar planlarının belirli koşullar altında geçerli olduğunun kabul edilmesi kazanılmış hakların korunması amacıyla öngörülmektedir. Dava konusu çevre düzeni planında da bu yönde düzenleme yapılmış, ayrıca onaylı imar planlarında bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri doğrultusunda uygulama yapılmasının sağlanmasına ilişkin plan notu getirilmiştir. Söz konusu düzenleme ise henüz uygulama yapılmamış alanlarda bu çevre düzeni planı ile sağlanmak istenen genel, bütünsel ve sürdürülebilir kararlarla nüfusun yerleşme alanlarında dengeli dağılımı, korunması gereken alanların yapılaşmadan uzak tutulması gibi planlamanın mümkün olduğunca zedelenmesinin önüne geçilmesidir.
Bu bağlamda davaya konu planın onayından önce yürürlükte bulunan il çevre düzeni planı hükümlerinin bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu ve revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında, bu plan kararlarının geçerli olduğunu düzenleyen ve onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacağına ilişkin davaya konu plan notlarında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Diğer taraftan davacı tarafından, anılan plan notlarının, bu plan üzerinden ölçü alınarak uygulamaya gidilmesinin mümkün olmadığı yönündeki plan notu ile çeliştiği iddia edilmiştir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları üreten stratejik planlar olup söz konusu plana dayanılarak yapılacak parsel bazında fiziki kullanım kararları belirleyen 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarından farklı olduklarından, bu planlardan uygulamaya geçilememesi mevzuat uyarınca çevre düzeni tanımına uygundur ve çelişkili değildir. Davacının mekansal kullanım kararlarına yönelik itirazları ise tek tek değerlendirilmiştir. Bu durumda itiraz konusu plan notlarında çevre düzeni planı yapım , amaç ve yöntemine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
3. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.11 sayılı plan notunda:
“Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde bu planla yeni kullanım karan getirilmemiş olup, bu alanlarda, resmi kurumlarca verilmiş olan, bu plana altlık teşkil eden kurum görüşleri, onaylı planlar, ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar, orman alanları ve tarım alanlan işlenmiştir. Bu alanlarda, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması ve Onaylanmasına İlişkin Yönetmelikte tanımlanan, yürürlükte bulunan veya yürürlüğe girecek olan her ölçekteki planlar geçerlidlr.”
“7.12. Özelleştirme kapsam ve programındaki alanlarda yapılacak olan alt ölçekli planlarda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacaktır.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Diizeni Planı plan uygulama hükümlerinin 7.11 sayılı maddesine aykırı biçimde, bu planda Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde yeni kullanım kararı getirildiği, plan kararları ile plan uygulama hükümlerinin birbiri ile çeliştiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
7.11 ve 7.12 sayılı genel hükümlerin 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğu ve çelişkili olduğu iddia edildiği, söz konusu plan hükümlerinin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği uyarınca planlama hiyerarşisinin sağlanmasına yönelik düzenlemeleri içerdiği, bu durumda çelişkili ve mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı, bölge ve havza bazında çevre düzeni planları içerisinde yürütülecek her tür ve ölçekteki plan çalışmasının bu planların kararlarına, ilkelerine ve hükümlerine uygun olarak yürütülmesinin yasal zorunluluk olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı İdarenin belirttiği biçimde Çevre Düzeni Planında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde yeni kullanım kararı getirilmiş ise, itirazın plan hükmüne değil, bu plan hükmü ile çelişen bu tür mekansal plan kararına (arazi kullanım karartlarına) yapılması gerekir. Böyle bir çelişki söz konusu plan kararının iptalini gerektirebilir; ancak plan hükmünün iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planda, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde yeni kullanım kararı getirilmiş ise, itirazın plan hükmüne değil, bu plan hükmü ile çelişen bu tür mekansal plan kararına yöneltilmesi gerektiği, dolayısıyla plan hükmüne yönelik bir itiraz ileri sürülmemiş olduğundan değerlendirme yapılmamıştır.
Dolayısıyla dava konusu plan hükmünde şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık bulunmamaktadır.
4. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.26 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları, kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler yapılabilir. Bu kullanımlara ilişkin imar planları; ÇED Yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının bulunması, ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.26 sayılı maddesinde bahsi geçen sosyal ve teknik altyapı alanlarına yönelik kullanımların bu planda belirlenmesine gerek kalmaksızın alt ölçekte belirlenebileceği tariflenirken, kamusal nitelikte olması esasına dayanması gerektiğinin düşünüldüğü, bu kapsamda anılan plan hükmünde belirtilen “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde …” ifadesinin “…Kamu yararı içeren kamu yatırımlarına ihtiyaç olması halinde…” şeklinde düzenlenmesinin gerektiği, ayrıca, 7.26 sayılı maddesinde, alt ölçekli imar planları kapsamında değerlendirilerek karara bağlanacağı ifade edilen kullanımlardan bazılarının; karayolu, demiryolu, denizyolu, havaalanı, baraj gibi bölge ve hatta ülkesel ölçekte önem arz eden plan kararlarının, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı kapsamında irdelenerek karara bağlanması gerektiği, kaldı ki, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan uygulama hükümlerinin 7.45 sayılı maddesinde de, bu planla önerilen havaalanı, demiryolu ve karayolu gibi kullanım kararlarının işlerlik kazanabilmesi için ilgili kurumca yatırım programına alınmasının gerekli olduğu, bu planın onayından sonra karara bağlanmış olan yatırımların, bu planın ilke ve stratejileri doğrultusunda bu plana işleneceğinin hükme bağlandığı, dolayısıyla; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bahsi geçen iki maddesi arasında çelişki oluşturan bu durumun ortadan kaldırılması, 7.26 sayılı maddesinde ifade edilen, “…karayolu, demiryolu, denizyolu, havaalanı, baraja ilişkin kullanımların…” ana karar niteliğinde ve çevresindeki alanları etkileyeceği açık olduğundan, üst ölçekli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında belirlenmesi gerektiği, bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bilindiği gibi çevre düzeni planlarının, genel arazi kullanım kararlarının belirlendiği, yerleşmeler ve doğal arazi arasında koruma-kullanma dengesinin sağlandığı en üst ölçekli fiziki planlar olduğu, bu çerçevede çevre düzeni planlarının sürekli değişiklik yapılacak planlar olmadığından belirli bir esnekliğe sahip olmasının beklendiği, bu esnekliğin sağlanması amacıyla dava konusu planın 7.26 sayılı genel hükmünün düzenlendiği, dava konusu planın bu konudaki yaklaşımının ise kamu yararı kavramı üzerinden anlaşılabildiği, planlama bölgesi içerisinde toplumun faydasına yönelik planlama kararlarının alt ölçekli planlarda değerlendirilmesi öngörüldüğü, diğer yandan karayolu, demiryolu, denizyolu güzergahlarına ilişkin kesin sınırların 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ölçeğinde belirlenmesi söz konusu olmadığından davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin belirttiği gibi ulusal ulaşım ağına ilişkin karariar (demiryolu, otoyol, liman, havalimanı, vb) ve baraj, organize sanayi bölgesi gibi yatırım kararlarının üst ölçekli stratejik planda belirlenmesi gereği vardır. Bu kararlar alt ölçekli planda uygulamaya esas sınır belirlenmesi açısından ele alınabilir, ancak yerseçimi ve güzergah kararlarının veya OSB, baraj, havalimanı, liman gibi yatırımlar yapılıp yapılmayacağı kararının alt ölçekli planlara bırakılması söz konusu olmamalıdır. Bu nedenle plan hükmünün düzeltilmesi gerekir.
Son plan değişikliği sonrasında verilen plan hükümleri kapsamında, ilgili madde aşağıdaki gibi düzenlenmiş olup anılan sakıncayı barındırmamaktadır.
“7.26. bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı, belediye hizmet alanı, mezbaha, amaçlı imar planları; Çed Yönetmeliği kapsamında kalanlar için “çevresel etki değerlendirmesi olumlu” veya “çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, Çed Yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik ön işlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate aunarak ilgiu kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Davacı tarafından 17 sayılı itirazda plan içeriği ve kapsamı başlığı altında ileri sürülene benzer iddialarla planın amacının ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş, bu aşamada ise plan notunun doğrudan kendisine itiraz edilmiştir.
Dairemizce 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir
Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli planla yapılan değişiklik ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek dava konusu plan hükmünün çerçevesi çizilmiş ise de, dava konusu plan hükmüne yönelik olarak işlem tarihi itibariyle yargılama yapıldığından işlem tarihinde fazlasıyla genel bir madde olan plan hükmünün hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından işlem tarihi itibariyle dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
5. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.28 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki alanlarda, kentsel yerleşme alanları dışında gereksinim duyulması halinde; kalan ve Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı Kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.
Söz konusu taleplerin kenrsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.28 sayılı maddesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında TOKİ tarafından belirlenecek alanlarda üst ölçekli planda değişikliğe gerek kalmaksızın alt ölçekli imar planlarının yapılabileceğinin ifade edildiği, söz konusu hükmün planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ile nüfus kabüllerine aykırılık oluşturduğu, ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve yönetmeliklerine de aykırı bir düzenleme olarak ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
7.28 sayılı plan hükmünde TOKİ tarafından yürütülecek iş ve işlemlerde çevre düzeni planının koruma ve gelişme ilkeleri, çevre yapılaşma teşekkülü ve yerleşmeler için belirlenen planlama nüfusları dikkate alınarak 3194 sayılı İmar Kanunu ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde alt ölçekli planların Bakanlığın görüşü çerçevesinde gerçekleştirilebileceğinin belirlendiği, söz konusu hükmün bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, bununla birlikte dava konusu hükümde Bakanlığın görüşünün yeterli olduğuna dair bir ifade bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bir Çevre Düzeni Planında belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında TOKİ veya herhangi başka bir kurum tarafından belirlenecek alanlarda üst ölçekli planda değişikliğe gerek kalmaksızın alt ölçekli imar planlarının yapılabileceği yönünde bir esneklik şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırıdır. Gelişme ve yerleşme alanları dışında, örneğin tarımsal alanda, yeşil ve açık alanlarda, yani “kullanma” değil “koruma” kararı verilmiş alanlarda koruma kararının kullanıma dönüştürülebileceği anlamına gelmektedir. Bu durum planın koruma-kullanma dengelerini zedelemekte olup, planın işlevselliğini de yok etmektedir.
Öte yandan son plan değişikliği sonrasında sunulan plan hükümleri kapsamında, ilgili madde aşağıdaki gibi düzenlenmiş olup anılan sakıncayı barındırmamaktadır.
“7.28. Bu planda kentsel yerleşme alanları içinde kalan ve Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda TOKİ tarafından yürütülen uygulamalara, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülen faaliyetlere, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalara ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı Kanun uyarınca yapılacak uygulamalara ilişkin başvurular, bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri ve çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.”
Bu yeni düzenlemede kentsel yerleşme alanları içinde TOKİ uygulamalarına olanak tanınmaktadır. Ancak yukarıdaki ifade nedeniyle çevre düzeni planı stratejileri kapsamında konunun değerlendirilip, gerekirse talebin reddedilmesi olanağını da sağlamaktadır. Uygun görülmesi durumunda ise yine çevre düzeni planına uygun biçimde alt ölçekli planın geliştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu 7.33 sayılı plan notu ile, çevre düzeni planında belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının dışında da plan değişikliğine gerek olmaksızın TOKİ tarafından plan hazırlanarak konut inşa edilebileceğinin öngörülmesi, çevre düzeni planında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesine yol açacak, dolayısıyla dava konusu planın bütününde sağlanmaya çalışılan nüfus, yoğunluk ve alan kullanımı dengesini bozabilecek olması nedeniyle plan hiyerarşisi ve çevre düzeni planı yapma amaç ve yöntemleriyle bağdaşmamaktadır.
Ancak söz konusu plan notunda değişikliğe gidilmiş ve 7.28 sayılı maddede yeniden düzenlenmiştir. Yeni halinde ise bu planda kentsel yerleşme alanları içinde kalan alanlarında TOKİ tarafından yürütülen uygulamalara ilişkin başvuruların, bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri ve çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceği düzenlenmiştir.
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.28 sayılı maddesinde ise: “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dairemizce /100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarına yönelik açılan diğer dava dosyalarında söz konusu hükmün, bu plan kapsamında kentsel gelişme ve yerleşme alanları dışında da TOKİ tarafından konut üretme amacıyla alt ölçekli plan yapılmasının uygun olmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Dava konusu 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan bu plan kapsamındaki ifadesi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirilmiş ise de, işlem tarihi itibariye yargılama yapıldığından davaya konu 7.28 sayılı plan hükmünün TOKİ’nin ve 6306 sayılı Kanuna tabi Alanlara İlişkin Uygulamalara Yönelik plan yapma yetkisine sahip kuruluşların üst ölçekli cevre düzeni plan kararı olmadan ve bu plana aykırı bir şeklide arazi kullanım kararı belirlenmesine yol açacağı, ÇDP’nında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında da plan hazırlayıp konut inşa edebileceğini öngörmesi nedeniyle ÇDP’nında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni plan yapma amaç ve yöntemleriyle uyuşmadığı bu itibarla plan hükmünde işlem tarihi itibariyle mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.44 sayılı plan notunda:
“Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” talepleri, çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planda değişikliğe gerek olmaksızın bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır.
” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 7.44 sayılı maddesinde, Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlar için “yerleşim alanı” taleplerinin çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceğinin tariflendiği, ancak anılan plan hükmünde belirtilen bu hususun, plan bütünlüğünü bozacak nitelikte, parçacı plan yaklaşımını ortaya çıkaracağı ve ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 7.44 sayılı genel hükmü, Orman Kanununun 2. maddesinde yer alan “Orman sayılan yerlerden; A) Öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tanm alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğa tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler, B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim va fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık fantep fıstığı, çam fıstığı gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkartılır. Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazîne adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapıiır. Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz” hükmü uyarınca gerçekleştirilecek uygulamaların çevre düzeni planında ne şekilde değerlendirileceğinin düzenlendiği, bu çerçevede kanunla açıkça düzenlenmiş bir hususta çevre düzeni planı kararları ile aykırı işlem tesis edilmesi söz konusu olmadığından davacının iddialarında hukuka uyarlılık bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
İtiraz konusu maddenin 10.10.2018 onay tarihli son plan değişikliğinden sonraki hail aşağıdaki gibidir:
“7.44. Orman Kanunu’nun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydiyla, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” talepleri, çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planda değişikliğe gerek olmaksızın bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır.”
Orman alanı kapsamı dışına alınan her alan için çevre düzeni planında değişiklik yapılmasına gerek kalmaksızın alt ölçekli planlarda yerleşim alanı kararı getirilmesi doğru bir planlama yaklaşımı olamaz. Planlama bağlamdan bağımsız ele alınamaz. Söz konusu alan, kentsel yeşil kuşak stratejisinin bir parçası olacak konumda olabilir ve yerleşim alanına dönüştürülmesi üst ölçekli stratejik planın temel stratejilerinden birini yok edecektir. Söz konusu alan, bir yeşil alan sürekliliği içinde olabilir; ekolojik olarak hassas bir bölgede veya bölgeye sınır konumda olabilir. Her bir örneğin ayrı ayrı değerlendirilmesi, konumuna ve büyüklüğüne göre, çevre düzeni planının stratejileri kapsamında en doğru kullanım kararının ne olacağının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle uyuşmazlık konusu plan hükmü (hem dava konusu plandaki hüküm hem de 10.10.2018 tarihli plan değişikliğindeki haliyle) şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Orman Kanununun 2.maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının orman sınırları dışına çıkartılacağı, orman sınırları dışına çıkartılan bu yerlerin Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılacağı, uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılacağı, bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Orman Kanununun yukarıda aktarılan 2/B maddesine konu olan alanların öngörülen koşullar gerçekleştiğinde orman statüsünden çıkarılmasına Kanunla izin verilmekte olup orman statüsünde olabilecek her değişikliğin (çok küçük bir alanda da olabileceği göz önünde bulundurulduğunda) çevre düzenine konu edilebilecek bölgesel nitelikte stratejik bir karar olması gerekmemektedir. Bu bağlamda, dava konusu plan notu ile orman niteliğine haiz alanların statüsüne yönelik Kanundan kaynaklı değişiklik sonucunda ilgili kurum görüşleri doğrultusunda yerleşim alanı taleplerinin çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak bu planda değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilmelerie izin verilmesinde çevre düzeni planı amaç ve yöntemine aykırılık bulunmadığından itiraz konusu bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
7. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.48 sayılı plan notunda:
“Bu planın onayından önce İller Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilerek çalışmaları başlatılan alt ölçekli planlar ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine uyulmak kaydı ile bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın yapılır ve onaylanır. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 7.48 sayılı maddesinde belirtilen hükmün, çevre düzeni planının tanımı gereği ve alt ölçekli planlara yön veren kararlar içermesi gerektiği göz önüne alındığında planların kademeli birlikteliği ilkesine ve plan hiyerarşisine aykırı olduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının daha öncede belirtildiği üzere ölçeğin gerektirdiği esnekliği sağlayacak hükümler içerdiği, dava konusu hükmün söz konusu esnekliğin sağlanması amacıyla düzenlen, İller Bankası tarafından çevre düzeni planının onayından önce ihale edilen ve çalışmaları başlatılan alt ölçekli planların çevre imar bütünlüğü, planlama nüfusları ve mevcut yapılaşmalar dikkate alınarak yürütülebileceğinin belirtildiği, davacı söz konusu hükmün 3194 sayılı İmar Kanununun hangi maddesine aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmadığı, gelişigüzel iddialarda bulunduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu plan hükmü üst ölçekli çevre düzeni planının işlevselliğinî yok eden, alt ölçekli bir planın üst ölçekli çevre düzeni planının getirdiği kararlara, stratejilere, koruma-kullanma dengesi öngörülerine aykırı olabilmesine olanak sağlayan bir hükümdür. Şehircilik ilkeleri ve planlama esaslanna aykırıdır.
10.10.2018 onay tarihli son plan değişikliği ile sunulan plan hükümleri kapsamında ise bu plan hükmü yer almamakta olup, kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır. ” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde dava konusu 7.48 sayılı “bu planın onayından önce İller Bankası 7.5 Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilerek çalışmaları başlatılan alt ölçekli planlar ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine uyulmak kaydı ile bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın yapılır ve onaylanır. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir” şeklindeki hüküm maddesi plan hükümlerinden çıkarıldığından bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
8. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.1.1.3 sayılı plan notunda:
“Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları v.b. gibi çalışma alanları yer alabilir.”
Dava dilekçesinde;
Dava konusu planın uygulama hükümlerinin 8.1.1.3 sayılı maddesinin, kentsel yerleşme alanı olarak belirlenen alanlar içerisinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı gereği gösterilemeyen, ancak alt ölçekli planlarda ağaçlandırılacak alan olarak düzenlenen bölgeler bulunduğu tespit edildiğinden, kentsel yerleşme alanı içerisinde ağaçlandırılacak alanların da yer almasına olanak verecek biçimde yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu 8.1.1.3 sayılı plan hükmü doğrultusunda kentsel yerleşme alanları içerisinde alt ölçekli planlarda yeşil alanların yer alabileceğinin belirtildiği, bilindiği gibi planlama ilkeleri uyarınca yeşil alanlar aktif ve pasif olarak değerlendirilebilmekte ve ağaçlandırılacak alanlar, pasif yeşil alan olarak kentsel yerleşme alanları içerisinde yer alabildiğinden söz konusu hükme herhangi bir ilave yapılmasının gerekli görülmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
Raporun ilk kısımlannda ve rapor boyunca belirtildiği üzere, stratejik önemi olan bir yeşil alan oluşumunun (bu kapsamda ağaçlandırılacak alan kararının) üst ölçekli planda da benimsenmesi gerekir; bu konu alt ölçekli plana bırakılmamalıdır. Ancak bir yerleşim içindeki küçük ölçekli yeşil ve açık alanlar, topografya nedeniyle yerleşme olmayıp ağaçlandırılmasına karar verilen küçük ölçekli alanlar stratejik bir plan kararı olmadığı için alt ölçekli planda tam ölçü alınarak büyüklüğü ve sınırları belirlenerek planlanabilir. Bu nedenle bir ağaçlandınlacak alanın davaya konu çevre düzeni planında gösterilip gösterilmemesi konusu bağlamı içinde değerlendirilmeli, her bir örnek için ayrı ele alınmalı, stratejik bir konumu ve önemi olup olmadığı irdelenmelidir. Bu tür değerlendirmeler rapor boyunca yapılmıştır. Bağlamdan ve örnekten bağımsız olarak bu plan hükmünün iptalini gerektiren bir durum ise söz konusu değildir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Daha önce de belirtildiği üzere, çevre düzeni planları leke plan olmaları nedeniyle uygulamaya ilişkin imar planlarından farklılık arz etmektedir. Kentsel yerleşme alanlarının sınırları ve bu alanlarda söz konusu alanın ihtiyacı olan mevzuatta öngörülen asgari standartlar oranında yeşil alan ve sosyal ve teknik alt yapı alanı ancak imar planlarında netleştirilebilir. Zira mekansal stratejik yer seçimlerinin genel olarak gösterildiği çevre düzeni planlarının parsele özgü kararlar üretmesi ölçek nedeniyle mümkün olmamakla birlikte çevre düzeni planının yapılış amaç ve konusuna da girmemektedir. Bilirkişi raporunda da ifade edildiği gibi ağaçlandırılmasına karar verilen küçük ölçekli alanların stratejik bir plan kararı olmadığı için alt ölçekli planlarda belirlenmesinde planlama esaslarına aykırılık bulunmamaktadır. Bu bakımdan davacı tarafından ileri sürülen hususlar uyuşmazlığa konu plan notunu kusurlandırmayıp stratejik önemi olan bir yeşil kuşağın parçası niteliğinde olan alanların çevre düzeni planında gösterileceği ve bu şekilde bir alanın dava konusu planda gösterilmediği ileri sürüldüğünde ayrıca değerlendirileceği tabiidir.
Bu durumda itiraz konusu plan hükmünün çevre düzeni planı yapım , amaç ve yöntemine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
9. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.1.2.5 sayılı plan notunda:
“İmar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile turizm tesislerinde yapılanma koşulları: Maks. Bina yüksekliği: 6,50m. (2kat), Maks. Emsal:0,50’dir. Silo, Samanlık, yem deposu, vb. yapılar için maksimum bina yüksekliği ihtiyaç doğrultusunda belirlenir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.1.2.5 sayılı maddesinde imar planı olmayan kırsal yerleşme alanları için yapılanma koşullarının tariflendiği, ancak maksimum inşaat alanınının belirlenmediği, kırsal yerleşme alanlarında mevcut dokunun korunması esasına dayanılarak maksimum inşaat alanının belirlenmesi gerektiği, bu kapsamda, gerek mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerekse 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında imar planı olmayan kırsal yerleşme alanları için belirlenen yapılaşma koşullarındaki “maksimum inşaat alanı:250 m2” koşulunun eklenmesinin gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 8.1.2.5 hükmünde kırsal yerleşme alanlannda imar planları yapılıncaya kadar gerçekleştirilecek uygulamalara ilişkin yapılaşma koşullarının belirlendiği, bunun dışında davacı tarafından alt ölçekli plan kararları ile söz konusu yapılaşma koşullarının belirlenmesinin mümkün olduğu, bununla birlikte söz konusu hükme talep doğrultusunda bir yapılaşma koşulu ilave edilmesi durumunda kırsal yerleşimin ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlan ile tarımsal amaçlı yapılann yapılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Söz konusu plan notunda yapılaşma koşullan olarak en fazla bina yüksekliği=50 m. (2 kat); en fazla emsal=0,50 olarak belirlenmiş; silo, samanlık, yem deposu, vb. yapılar için en fazla bina yüksekliği ihtiyaç doğrultusunda belirlenir ifadesi kullanılmıştır. Bu konu açısından da bağlamdan bağımsız biçimde değit, her bir örnekte kırsal yerleşimin konumuna, gelişme eğilimlerine göre alt ölçekli planda ayrıntılı inşaat alanı kararlarının geliştirilmesi doğru olacaktır. Dolayısıyla daha ayrıntılı yapılaşma koşullarının davaya konu planda geliştirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır ve davacı talebinin plan hükmü olarak eklenmesinin gerekli olmadığı değerlendirilmektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Çevre düzeni planlarının, parsel bazında fiziki kullanım kararları belirleyen 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarından farklı olduğu, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları üreten stratejik planlar olduğu yukarıda detaylıca aktarılmıştır. Bu nedenle davacının yapılaşma koşullarına ilişkin talebi alt ölçekli planlama çalışmaları doğrultusunda imar planlarında belirlenebilecek kararlar niteliğinde olup dava konusu planın ölçeği gereği düzenlenmesine yer olmayan bir konudur.
Bu bakımdan, itiraz konusu düzenlemede çevre düzeni planı ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine aykırılık bulunmamaktadır.
10. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.2.3.7 sayılı plan notunda:
“Bu alanlarda yapılanma koşulları:Min.ifraz:5000m2, Maks.emsal:0,50’dir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 8.2.3.7 sayılı maddesinde depolama alanlarına ilişkin yapılanma koşullarının belirlenmesinin 1/100.000 ölçekli çevre Düzeni Planının konusu olmadığı ve her alanın kendine özgü durumu ve koşullan göz önüne alınarak, alt ölçekli imar planlarında bu yapılanma koşullarının belirlenmesinin daha uygun bir yaklaşım olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının depolama alanlarına ilişkin 8.2.3 sayılı plan hükümlerinde bu alanlarda hangi tür tesislerin yer alabileceğinin açıklandığı ve yapılaşma koşullarının üst limiti ve ifraz şartlarının belirlendiği, dolayısıyla çevre düzeni planında, depolama alanı otarak gösterimi yapılan alanlarda alt ölçekli plan kararları ile bu limitler çerçevesinde yapılaşma koşullarının belirlenebllmesinde sakınca bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Aynı yukarıdaki madde için belirtildiği gibi har bir örneğin bağlamı farklı olacağından bu konunun alt ölçekli planlarda belirlenmesi doğru bir yaklaşımdır. Dolayısıyla depolama alanlarında yapılaşma koşullarını belirleyen İlgili plan hükmünde sakınca bulunmamaktadır, öte yandan 10.10.2018 onay tarihli son plan değişikliği ile bu hüküm “8.2.3.7. Bu alanlarda yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir” biçiminde değiştirilmiş olup, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu plan notu “Bu alanlarda yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” şeklinde değiştirilmiştir. Bu durumda davacının itiraz ettiği husus giderildiğinden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
11. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.4.7.4 sayılı plan notunda:
“Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.4.7.4. maddesinde golf tesislerinde, golf villaları ve konaklama tesislerinin yer alabileceğinin tariflendiği, mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının golf alanlarına ilişkin hükümlerinde ve idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planın da golf alanlarına ilişkin plan notlarında konaklama tesisi yapılamayacağının hükme bağlandığı, söz konusu madde ile golf alanlarında villa niteliğinde konut da dahil olmak üzere farklı nitelikteki konaklama tesislerine izin verilebildiği, bu kapsamda villa(konut) olarak düzenlenecek alanlar için sosyal donatı alanlarına ihtiyaç olduğu ve bunun dışında turizm tesis niteliğinde konaklama tesisleri de yapılabileceği düşünüldüğünde golf alanlarının büyük oranda amacı dışında kullanılacağı, konaklama tesis alanları için toplam inşaat alanlarına yönelik herhangi bir sınırlama getirilmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu itirazının herhangi bir dayanağının bulunmadığı, golf sporunun, konaklama tesisleri ile entegre olması halinde işlev ve işlerlik kazanabilecek bir spor türü olduğu, bu çerçevede yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirlenmek üzere golf tesisleri ile birlikte konaklama ünitelerinin yer alabileceği, ancak 8.4.7.5 sayılı uygulama hükmünde konaklama tesislerinin, golf tesislerinin tamamlanması durumunda faaliyete geçebileceğinin açıkça belirtildiği, davacının açıklamalarından plan hükümlerini eksik incelediği ve doğru değerlendiremediği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Bilindiği gibi Golf Alanları son derece büyük açık alanlar olarak planlanmaktadır. Davaya konu çevre düzeni planında golf tesislerinde golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesislerine de olanak tanınmaktadır. Bir sınır olarak ise golf tesisi olaırak belirlenen alanın en az %70’nin golf sahası olarak planlanması koşulu getirilmiştir. Burada değerlendirilmesi gereken bu sınırın açık alanda önemli bir yapılı çevre oluşumu yaratıp yaratmayacağıdır. Yapılaşma koşullanna göre 0.06 emsal ile iki katlı villalar biçiminde yoğun olmayan ancak yatayda alana yayılan bir turizm tesis alanı olanaklıdır.
Bilirkişi Kurulumuz golf tesislerinde %30’a varan oranda turizm tesis alanı biçiminde villaların yapımının yüksek bir düzey olduğu görüşündedir. Turizm gelişme alanı olarak belirlenen bölgeler çoğu örnekte son derece büyük alanian içermekte olup, bu turizm bölgeleri golf işleviyle tanımlanabilmektedir. Bu durumda alanın %30’u aslında turizm tesisine dönüşebilecektir. Bağlamdan bağımsız olarak bu oranların verilmesi yine yüksek oranda ve alan büyüklüğünde yapılaşma (kullanma) kararına ve böylece koruma-kullanma dengesinin zedelenmesine yol açabilecektir. Aynı zamanda, bağlamdan bağımsız şekilde bu yönde bir orana izin verilmesi görece küçük golf tesisi alanlarında %30 oranından sonra golf sahasına yeterli alan kalmamasına da yol açabilir.
Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik kapsamında da Golf Teislerinde Klüp Binası olması zorunlu koşulmakta; “Golf tesislerinde; konaklama, yeme-içme, spor ve eğlence tesislerine golf alanlannı daraltmamak ve golf oyuncusu kapasitesiyle uyumlu olmak koşullarıyla yer verilebilir” ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade de bağlamdan bağımsız genellemelerin plan hükümlerinde yapılmaması gerektiğine işaret etmektedir.
Bu nedenle golf tesislerinde villa ve konaklama, eğlence tesisleri gibi oluşumlara izin veren, bunu da %30’a kadar olanaklı kılan plan hükümleri şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında uygun bulunmamıştır. görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan notlarının 8.4.7.1 sayılı maddesinde, Golf tesis alanlarında, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili yönetmelikleri doğrultusunda uygulamayapılacaktır.” ,8.4.7.2 sayılı maddesinde “Bu alanlarda yapılacak imar planları, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, ilgili idarece onaylanmadan uygulamaya geçilemez.” 8.4.7.3 sayılı maddesinde, “Bu alanlarda yer altı ve yer üstü sularının korunması ile ilgili her türlü önlem, ilgili idare veya yatırımcılar tarafından alınmak zorundadır.”, 8.4.7.4 sayılı maddesinde, “Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir.”, 8.4.7.5 sayılı maddesinde, “Golf tesisleri tamamlanmadan konaklama tesisleri işletmeye açılamaz.”, 8.4.7.6 sayılı maddesinde, “Golf tesisi olarak belirlenen alanın en az %70’inin golf sahası olarak planlanması zorunludur.” 8.4.7.7 sayılı maddesinde, “Golf tesisi içinde 18 delikli en az bir golf sahası yapılması zorunlu olup golf sahasının parkur alanı 50 hektardan az olamaz.” 8.4.7.8 sayılı maddesinde, “Golf tesislerinin emsal hesabı, golf tesis alanının bütünü göz önüne alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, şahıs mülkiyetindeki bir golf tesisinde maksimum emsal=0.09, kamu mülkiyetindeki bir golf tesissinde maksimum emsal:=0,06 olacaktır. Golf klübü için yapılaşma koşulu: maks. bina yüksekliği=8,50 m (2 kat) maks. toplam inşaat alanı=6.000m2’dir.” kurallarına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, golf tesisi alanlarında turizm tesis niteliğinde konaklama tesisleri de yapılabileceği bu suretle büyük oranda amacı dışında kullanılacağı, ayrıca alan büyüklükleri düşünüldüğünde konaklama tesis alanları için toplam inşaat alanlarına yönelik herhangi bir sınırlama getirilmediği iddia edilmiş ise de 8.4.7.8 sayılı plan notuna göre maksimum 6000 m2 kapalı alan yapılabileceği bu bakımdan bir sınırlama olduğu ve golf tesisinin amacına uygun olarak sadece golf tesisinden yararlananlar için sınırlı konaklama amaçlı yapıların yapılabileceği, turizm tesisi niteliğinde yapıların yapılamayacağı dikkate alındığında davacının iddiaları planı kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.
Bu durumda itiraz konusu plan hükmünün çevre düzeni planı yapım , amaç ve yöntemine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
12. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.7.1 sayılı plan notunda:
“Bu kapsamdaki tarım arazileri, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili Yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflaması, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacaktır.
” kuralına,
8.7.7 sayılı plan notunda:
“5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu uyarınca mutlak tarım arazisi ve marjinal tarım arazisi olarak belirlenen tarım arazilerinde; T.C. Başbakanlık, T.C.Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunların bağlı kuruluşları tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler kapsamında tarımsal amaçlı yapılar (tarımsal kalkınma kooperatiflerince uygulanan projeler, üretici birlikleri/kooperatifleri tarafından uygulanan projeler, Avrupa Birliği kaynaklı projeler, Dünya Bankası destekli projeler, sosyal riski azaltma projesi kapsamında uygulanacak projeler gibi) ile destekleme projeleri ile en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık yatırımlarında yapılaşma emsali %50 oranında arttırılabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.7 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında tarım arazilerinin sınıflarına ayrılmadığı ve sınıflandırmanın ilgili kurum tarafından yapılacağının belirtildiği, ancak tarım arazilerinin sınıflandırılmasının alan bütününde yapılmasının gerektiği, parsel bazında yapılan değerlendirmelerin (aynı parselde dahi farklı sınıflandırmalara izin verilebildiği dikkate alındığında) tarımsal niteliğin ve bütünlüğün bozulmasına neden olduğu, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehır Bütünü Çevre Düzeni Planının tarım alanlarına ilişkin hükümlerinde, tarımsal niteliğin korunması ve sürdürülmesi esasları bir arada değerlendirilerek yapılaşmaya yönelik kararların geliştirildiği, Belediyelerinin sınırları içerisinde 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırlarını kapsayan alanlarda da uygulamaların bu doğrultuda sürdürüldüğü, bu kapsamda, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının tarım arazilerine ilişkin plan hükümlerine; alan bütününde tarım arazileri sınıflandırılıncaya kadar 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının tarım alanlarına ilişkin hükümlerinin geçerli olması yönünde hüküm eklenmesinin büyük önem arz ettiği, plan uygulama hükümlerinin 8.10 sayılı maddesinde açıklanan çayır-mera alanlarında; özel mülkiyete konu olan arazilerde 5403 sayılı Kanun kapsamında tarım arazilerine ilişkin hükümlerin geçerli olacağının belirtildiği, ancak, idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının mera alanlarına ilişkin plan notlarında özel mülkiyetteki arazilerde tarım alanlarına ilişkin hükümlerin geçerli olduğu, bu kapsamda tarım alanlarına ilişkin yukarıda açıklanan hususların yeniden düzenlenmesi gerektiği, ayrıca, plan uygulama hükümlerinin tarım arazilerine ilişkin 8.7.7 sayılı maddesinde belirtilen destekleme projeleri kapsamındaki yatırımlara yönelik yapılaşma emsalinin %50 oranında artırılabileceğine ilişkin hükmün plan bütünlüğüne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının bu itirazının 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununa aykırı olduğu, anılan Kanuna göre tarım arazilerini sınıflandırma yetkisinin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve ilgili İl Müdürlüklerinde olduğu, çevre düzeni planı kararları ile bu sınıflandırmayı yapmanın gerek yetki açısından gerekse plan ölçeği açısından doğru bir yaklaşım olmadığı, 5403 sayılı Kanuna göre tanmsal arazi sınıflandırmasının parsel ölçeğinde yapıldığı, dava konusu çevre düzeni planının ise ölçeği itibarıyla kadastral veriye dayanan arazi fonksiyonlarının gösterilmesinin mümkün olmadığı bir plan türü olduğu, planlama ilke ve esasları çerçevesinde dava konusu planda gösterimi yapılması mümkün olmayan hususların, planın plan hükümlerinde ve plan açıklama raporunda düzenlendiği, bu çerçevede planlama bölgesi içerisinde tarım arazilerine ilişkin uygulamaların 5403 sayılı Kanun uyannca belirlenecek toprak sınıfına göre, bu planda belirlenmiş yapılaşma koşulları çerçevesinde yürütülmesi gerektiği, bununla birlikte idarelerine görüş amacıyla iletilen destekleme projelerinde belirli büyüklük ve kapasitelerin üzerindeki projelerin desteklerden yararlanabildiği anlaşıldığından uygulamalardaki aksaklıkların giderilmesi amacıyla çevre düzeni planının 8.7.7 hükmünde bu projeler için yapılaşma emsalinin % 50 artırılabileceğinin belirtildiği, bu çerçevede davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Tarım arazileri sınıflandırması konusunun plan kararlarına altlık teşkil eden plan araştırma raporunun konusu olduğu, dolayısıyla tarım arazisi sınıflandırmasının bîr plan kararı olmadığı belirtilmelidir Bu nedenle bu plan hükmünün (8.7.1. Bu kapsamdaki tarım arazileri, 5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanımı kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflaması, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacaktır) iptali gerekli görülmemektedir. Bu plan hükmü bir kez daha plan araştırma raporunun eksikliği ve plan altlık bilgilerinin güncellenmesi gereğine işaret etmekte olup bu konu raporun başında aynca ele alınmış ve sakıncalar belirtilmişti.
8.7.7 uygulama hükmünde ise farklı kurumlarca desteklenen projelerde yapılaşma emsalinin %50 oranında artırılabileceği ifadesi bir kez daha bağlamdan bağımsız biçimde bir planlama yaklaşımına işaret etmekte olup sakıncalı bulunmuştur. Her tanmsal arazi için, konumundan özelliğinden ve stratejik öneminden bağımsız olarak böyle genel bir plan kararı söz konusu olmamalıdır. Bu nedenle bu hüküm planlama esaslarına aykırı bulunmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Tarım arazilerinin sınıflandırılmasının, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda öngörülen usullere göre yapılması kanun gereği olup, söz konusu sınıflandırmayı içeren arazi kullanım planları dava konusu plana altlık oluşturacak veriler kapsamındadır. Ancak veri olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle dava konusu planlama alanının tamamının sınıflandırılmış olması gerekmekte, bunun yanı sıra söz konusu arazinin çevre düzeni planına işlenebilecek ölçülerde bölgesel kararlar niteliğinde olması gerekmektedir. Zira sınıflandırma parsel ölçeğinde dahi yapılabilmektedir. Bu bakımdan dava konusu düzenleme mevzuata, çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine aykırı görülmemiştir.
Öte yandan, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 63. maddesinde “Üst ölçek planı bulunmayan iskan dışı alanlarda bulunan parsellerde; inşaat alanı katsayısı %5 den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda (250) m2 yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabii zeminden yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binaları yapılabilir. Bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (10.00) m.den, parsel hudutlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40′ ı ve yapı yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (0.40)’ ı geçemez.” kuralı yer almaktadır.
Dava konusu planın 8.7.18.1 sayılı plan notunda mutlak tarım arazilerinde yapılabilecek tarımsal amaçlı yapılar için maks. Emsal=0,05’i, parselin tamamı için toplam inşaat alanı maks. 2.000 m2 ’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil ollduğu ve toplam inşaat alanının 75 m2’yi geçemeyeceği, 8.7.21 sayılı plan notunda, dikili tarım arazilerinde yapılabilecek tarımsal amaçlı yapılar için maks. Emsal=0,05 olduğu, parselin tamamı için toplam inşaat alanının maks. 2.000 m2’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olduğu ve toplam inşaat alanının 100 m2’yi geçemeyeceği, 8.7.22 sayılı plan notunda, marjinal tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapı yapılacak parsellerin 5.000 m2’lik kısmı için maks. emsal: 0,30 olduğu, 5.000 m2’den büyük parsellerde ise geri kalan parsel alanı için maks. emsal: 0,10 olduğu, parselin tamamı için toplam inşaat alanının 10.000 m2’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olduğu ve toplam inşaat alanının 150 m2’yi geçemeyeceği düzenlenmiştir.
İtiraza konu 8.7.7 sayılı plan notunda ise, tarımsal üretimin desteklenmesi amacıyla Başbakanlık, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ilgili Bakanlıklar ve bunların bağlı kuruluşları tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler kapsamında tarımsal amaçlı yapı yapılması durumunda ve destekleme projeleri ile en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık yatırımlarında yapılaşma emsal değerlerinin %50 oranında artırılmasının; yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu ayrıca Plansız Alanlar İmar yönetmeliğine atıfta bulunan plan notu uyarınca maksimum emsal oranının %40’ı (plan notuna göre marjinal tarım arazileri için %45 olarak hesaplansa da) geçemeyeceği dikkate alındığında bu konuya ilişkin olarak da hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
13. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.11.5 sayılı plan notunda:
“Bu planda orman alanı olarak belirlenmiş, ancak özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7. tarım arazileri plan hükümleri geçerlidir. Ancak, orman bütünlüğü içerisinde kalan ve etrafı orman dokusu ile çevrili olan özel mülkiyeti kesinleşmiş (tapuya tescil edilmiş) parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla sadece, tarım ve hayvancılıkla ilgili yapılar ile çiftçinin barınması amaçlı yapılar yer alabilir. Müştemilatlar emsale dahildir. Bu alanlar için yapılaşma koşulu:min. parsel=5000 m², emsal=0.05, hmaks=2 kat, maks. toplam inşaat alanı= 250 m²’dir.
” kuralı yer almaktadır.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.11.5 sayılı maddesinde açıklanan orman alanlarına ilişkin yapılanma koşullarının, idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı plan notlarında orman alanları için belirtilen yapılanma koşullarında olduğu gibi minimum parsel büyüklüğü 10000 m2, maksimum inşaat alanı 150 m2 olacak şekilde yeniden düzenlenmesinin uygun olacağı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Orman alanlanna ilişkin söz konusu hükümlerde maksimum emsal uygulamasının ifraz koşulu olan 5.000 m2’nin sağlanması kaydıyla gerçekleştirilebileceğinin açıkça belirtildiği, bu yapılaşma koşullarının orman dokusunu bozmayacak nitelikte olduğu, bununla birlikte bu alanlarda yapılacak uygulamalarda ilgili kurumdan izin alınmasının da zorunlu olduğu, bu çerçevede davacının iddiasının mesnetsiz olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davacı idarenin onadığı 1/25000 ölçekli çevre düzeni planındaki yapılaşma koşullan sonucu onman alanlarında yapı olması durumunda bunun emsali (150m2/10.000m2) 0.015 düzeyindedir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise orman alanlarında (250m2/50.000m2) 0.050 emsale izin verilmektedir. Davacı idarenin onadığı planın orman alanlarının orman yapısını korumak ve sürdürmek için daha uygun bir yapılaşma koşulu getirdiği görülmekte olup, çevresel değerlerin korunması hedefini barındıran davaya konu çevre düzeni planında da daha korumacı olan bu yaklaşımın ve emsal düzeyinin benimsenmesi doğru olacaktır. Bu nedenle söz konusu plan hükmünün düzeltilmesi gerekir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Planda orman alanı olarak gösterilmekle beraber özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapu tescil edilmiş alanların, özel mülkiyete tabi olması ve orman niteliğinde olmaması nedeniyle orman olarak gösterilmeyeceği, ancak tarım arazilerine ilişkin hükümler getirilerek bu alanların korunmasının sağlanmasının amaçlanması nedeniyle mevzuata uygun olduğu, yapılacak yapılar için emsal oranının da tarım arazileri için öngörülen emsal oranına ve yukarıda açıklandığı üzere mevzuata uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
14. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.12.2 sayılı plan notunda:
“Bu planda, ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmiş alanların ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmemesi durumunda bu alanlar içinde yer alan özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7.20. dikili tarım arazileri plan hükümleri geçerlidir. Dört tarafı orman alanı ile çevrili olan parsellerde bu planın 8.11.5 hükmü uygulanır.” kuralı yer almaktadır.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.12. maddesinde açıklanan ağaçlandırılacak alanlara İlişkin hükmün; idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının ağaçlandırılacak alanlara ilişkin plan notunda, özel mülkiyetteki parsellerde tarım alanlarına ilişkin hükümlerin geçerli olduğu ve bu çerçevede günübirlik tesislerin de yer alabileceği belirtildiğinden, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bu hükmün işlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının söz konusu talebinin planlama ilke ve esasları açısından doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmediği, ağaçlandırılacak alanların ve günübirlik tesis alanlarının aynı plan kararı içerisinde değerlendirilmesinin meri mevzuat açısından doğru bir yaklaşım olmadığı, davacının kendi plan kararlarını mutlak doğru kabul ederek İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında düzenleme yapılması yönündeki dayatmalarının kabul edilmez bir durum olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Ağaçlandırılacak alanlar başlığı altında günübirlik kullanım alanlarıyla ilişkili koşulların belirtilmesi tarafımızca zorunlu olarak değerlendirilmemektedir. Bu genellik içinde ait ölçeklerde zaten gerekli düzenleme yapılabilir, öte yandan 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde “8.12.1. bu alanlarda günübirlik kullanım alanları yer alabilir. bu kullanımlara ilişkin yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” ifadesi getirilerek uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Esasen davacının itirazının dava konusu plan notunda yer alması uygun görülmemekle birlikte, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde 8.12.1 sayılı plan notuna davacının talebi doğrultusunda “Bu alanlarda günübirlik kullanım alanları yer alabilir. Bu kullanımlara ilişkin yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
” şeklinde değişikliğe gidildiği görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
15. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.17.7.1 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki arkeolojik sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilmemiş, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Bakanlığa bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir.” kuralı,
8.17.7.2 sayılı plan notunda:
“Bu plan kapsamındaki doğal sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilmemiş, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir.” kuralı yer almaktadır.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.17.7. maddesinde sit alanlarına ilişkin açıklamalarda, sit alanı ilanı öncesinde yürürlükteki mevzuata uygun olarak onaylanmış uygulama imar planı ve mevzii imar planlarına ilişkin herhangi bir husus belirtilmediği, 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Uygulama Hükümlerinin 7.18.2. maddesinde, sit alanlarındaki uygulama imar planı ile mevzii imar planlarına ilişkin açıklamalar yer aldığı halde bu maddenin plan hükümlerinden kaldırıldığı ancak, genel hükümlerinde söz konusu çevre düzeni planının onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları ile mevzii imar planlarının geçerli olduğuna ilişkin ifadenin yer aldığı, idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı Plan Uygulama Hükümlerinin 7.36.5. maddesinde yer alan “2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında Koruma Kurullarınca sit alanı ilan edilmeden önce, mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzii imar planı bulunan yerlerde; alandaki sit kararının ilgili mevzuat doğrultusunda yapılaşmaya olanak sağlayacak şekilde değiştiği durumlarda, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, sit kararı öncesi yürürlükte olan imar planındaki yapılaşma haklarını arttırmamak ve ilgili kanun, yönetmelik ve ilke kararlarına uygun olmak koşuluyla, ait ölçekli koruma amaçlı imar planları yapılabilir.” hükmünün 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının sit alanların ilişkin plan hükümlerine eklenmesi gerektiği, Koruma Kurullarınca sit alanı ilan edilmeden önce, mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzii imar planına ilişkin bir örnek vermek gerekirse, İzmir ili, Bornova ilçesi, Çiçekli köyü, …, …, …, …, …, …, …, .., …, …, …, …, …, … parsellere ilişkin üst ölçekli planlar kapsamında yapılan incelemede, söz konusu parsellerin bulunduğu bölgenin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, doğal sit alanı içerisinde tarım arazisi olarak belirlendiği, diğer taraftan, söz konusu parsellerin bulunduğu bölgenin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da, doğal sit sınırı içerisinde tanm alanı olarak belirlendiği, daha önceki süreç incelendiğinde ise, Bornova ilçesi, Çiçekli köyü, …, …, …, …, …,…,…, …,…,…,…,…,…,…,…,……,…,…, … parselleri de kapsayan 1/1000 ölçekli mevzii imar planımın ilk olarak İI İdare Kurulunun … gün ve … sayılı kararıyla uygun görülerek onaylandığı, daha sonra 1/1000 ölçekli mevzii imar planı revizyonunun ise İl İdare Kurulunun … gün ve … sayılı karanyla uygun görülerek onaylandığı, ancak devam eden süreçte, söz konusu parselleri de içine alan bölgeye ilişkin farklı tarihlerde alınmış doğal sit kararları bulunduğu ve bazı kurul kararlarına açılan davaların sonucu söz konusu parsellerden bazılarının doğal sit alanı tescil kararlarının değiştiği, bu kapsamda yapılan incelemede; İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 24.06.1999 tarih ve 8048 sayılı kararı ile İzmir-Manisa yolunun doğusunda kalan sınırları belirlenen alanın 1. derece doğal sit alanı olarak tescil edildiği, Çiçekli, Vaka, Beşyol köy yerleşik alanlarının ise 3.derece doğal sit alanı olarak tescil edildiği, bu kapsamda …,…,… ve … parsellerin 1.derece doğal sit alanıı içinde kaldığı, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07.10.2005 tarih ve 902 sayılı kararı ile …, … parsellerin, 3.derece doğal sit alanı olarak belirlendiği, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabîat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 13.01.2005 tarih ve 264 sayılı kararıyla; …,…,…,… parseller ile …, …, …, …, … parsellerin, 3. derece doğal sit alanı olarak belirlendiği, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.07.2010 tarih ve 245 sayılı kararında, …,…,… parsellere ilişkin …İdare Mahkemesinin… tarih ve E:… K:… sayılı karan ile Danıştay 6.Dairesi’nin 23.03.2010 tarih ve E:2009/15595, K:2010/2925 sayılı kararlarına istinaden söz konusu taşınmazların 2.derece doğal sit alanı olarak belirlenmesine yönelik alınan 07.03.2003 tarih ve 10419 sayılı kararının geçerli olduğunun belirtildiği, sonuç olarak, söz konusu parsellere ilişkin Valilik Makamının 06.08.1998 tarih ve 177 sayılı oluru ile onanan 1/1000 ölçekli mevzii imar planının, slt ilanı sonrasında geçerliliğini yitirdiği, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da kentsel kullanım kararı getirilmemiş olduğundan, koruma amaçlı imar planı hazırlanamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının 8.17.7 sayılı sit alanları plan hükümlerinde sit alanı ilan edilmeden önce onaylanan mevzii imar planlarınaa ilişkin bir hüküm düzenlenmediği belirtilerek 1/25.000 ölçekli planın 7.36.5 hükmünün dava konusu plan hükümlerine ilave edilmesinin talep edildiği, dava konusu 8.17.7sayılı sit alanları hükümlerinde sit alanlarında uygulamaların ilgili kurumların aldığı kararlar ve onayladığı planlar çerçevesinde gerçekleştirilebileceğinin açıkça belirtildiği, yeni bir hüküm düzenlemesinin gerekil görülmediği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Davaya konu planın 8.17.7 maddesinde sit alanlarında bu plandan önce yapılmış koruma amaçlı imar planlarının geçerliliği ele alınmakta; ancak slt alanı ilanı öncesindeki planlara ilişkin açıklama getirilmemektedir. Planda belirsizliğe yol vermemek için bu yönde açıklama eklenmesi faydalı olacaktır.
Nitekim 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde böyle bir ekleme ve düzenleme yapılmış ve ilgili plan hükmü aşağıdaki gibi değiştirilmiştir:
“8.17.7. sit alanları
8,17.7.1.511 ilan edilen, statüsünde değişiklik yapılan veya statüsü kaldırılan sit alanlarında aşağıdaki plan hükümleri doğrultusunda işlem tesis edilir.
8.17.7.2. Bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylan m iş imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri doğrultusunda, sit alanı ilanı öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planları, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir.
8.17.7.3. Bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzii imar planı varken, sonrasında sit ilan edilen alanların koruma statüsünün kaldırılması durumunda, sît alanı ilanından önce onaylanan imar planlarındaki kararlar incelenerek mevzuat gereği zorunlu olan imar planına ilişkin düzenlemeler, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlar mekansal planlar yapım yönetmeliği çerçevesinde ilgili idaresince onaylanabilir.
8.17.7.4. 0naylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varuklar1nı Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma raporu sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişiklikler, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı kÜltür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili yönetmelikler ve ilke kararları gereğince onaylanabilir.”
Bu plan hükmü gerektirdiği genellik içinde yeterli açıklama sağlamaktadır. Davacı İdarenin saydığı parsel bazındaki itirazlar ise plan hükmünün konusu olmayıp, ilgili alan özelinde itiraz konusu veya plan değişikliği konusu yapılmalıdır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu plan notunda 10.10.2018 tarihinde yapılan değişiklikle sit alanlarına ilişkin oldukça detaylı bir düzenleme yapıldığı ve davacının itirazı doğrultusunda değişiklik yapıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.
16. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.18.3.2 sayılı plan notunda:
“Bu planda liman alanı olarak gösterilen alanların bir bölümü ilgili mevzuata aykırı olmamak üzere liman geri sahası olarak kullanılabilir. Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.18.3.2 sayılı maddesinde liman geri sahalarına ilişkin “Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, ilgili kurumların görüşleri alınarak alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman gerisi kullanım alanı düzenlemesi yapılabilir.” hükmünün yer aldığı, ancak limanların yetersiz olması durumu tespitinin ne şekilde yapılacağı, ayrıca maksimum ne kadar bir alanın ayrılabileceğinin belirtilmediği, bu tespitlerin yapılmasındaki belirsizlik ve alt ölçekli planlar hazırlanırken üst ölçekli plana aykırılık teşkil edebileceği hususları göz önüne alınarak, liman gerisi hizmet alanına ilişkin ihtiyaçların tespit edilerek bu alanların çevre düzeni planı üzerinde plan kararı getirilmek suretiyle gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu plan hükümlerinde liman geri sahalarında uygulamaların, alt ölçekli planlarda değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş olup çevre düzeni planı ölçeğinde liman geri sahalarının içerisinde yer alacak fonksiyonlara, depolama, nakliye ve lojistik hizmetlere ilişkin düzenleme yapılamayacağı göz önünde bulundurulduğunda, bu alanlarda genişleme ihtiyaçlarının alt ölçekli planlarda meri mevzuat uyarınca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte bölgedeki her liman sahasının büyüme kapasitesi farklı olduğundan çevre düzeni planı ölçeğinde bu alanlar için sabit bir yapılaşma koşulu belirlemenin doğru bir yaklaşım olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Bu konu da bağlamdan bağımsız ele alınmamalıdır. Bir örnekte liman gerisinde gelişim olanaklıyken, bir diğer örnekte planın koruma stratejisi geliştirdiği bir yeşil alan, tarım alanı, doğal alan bulunabilir, ve davaya konu çevre düzeni planında değişiklik yapılmadan buranın yapılaşmaya açılması çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesini, genel koruma stratejisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca planın işlevsiz kalmasına yol açacaktır. 8.18.3.2. maddesinde yer alan “Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve İlgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumlann görüşleri alınarak alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabilir” biçimindeki ifade kendi içinde de çelişkiler barındırmaktadır. Davaya konu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın bu alanların liman geri sahası olabileceği belirtilmekte; aynı zamanda bu planın ilkeleriyle çelişmemek koşulu biçiminde bir ifade kullanılmaktadır. Bir alanda davaya konu plan ile getirilen kullanım stratejik önemde olabilir (gelişme açısından da koruma açısından da stratejik önemi olabilir kullanım kararının}. Ancak plan hükmü hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın liman geri sahası olabileceğini belirtmektedir Bu durumda bu alanın liman geri sahasına dönüştürülmesinin plan ilkesine aykırı olup olmadığı öznel bir değerlendirmeye bırakılmaktadır. Oysa böyle bir müdahale plan değişikliğidir ve ilgili mevzuat kapsamında gerekli koşullar sağlanmadan yapılmamalıdır. Özetle, söz konusu plan hükmü planlama esasları kapsamında sakıncalıdır.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen maddesi uyarınca, çevre düzeni planı, orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan bir plan olup, alt ölçekli planları yönlendiren strateji ve ilkeleri ortaya koyan bu planda, sanayi alanlarının leke niteliğinde gösterilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 6. maddesinde, planlama kademelerinin, üst kademeden alt kademeye doğru sırasıyla; “Mekânsal Strateji Planı”, “Çevre Düzeni Planı”, “Nazım İmar Planı” ve “Uygulama İmar Planı”ndan oluştuğu belirtilmiş olup, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca her planın, yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorunda olduğu kurala bağlanmıştır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmü uyarınca, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası olarak planlanabileceği anlaşılmaktadır.
Çevre düzeni planının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, liman ve liman geri sahası kullanımı kararının, çevresel etkilere yönelik alt ölçekli planları yönlendirmesi beklenen ilke ve stratejilerin oluşturulması ve koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından, üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında ele alınması gerekmektedir.
Nitekim, dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında da liman ve liman geri sahası gösterimi yer almaktadır.
Öte yandan, çevre düzeni planı değişikliğini gerektirecek nitelikte ve büyüklükte bir liman ve liman geri sahası alanının, üst ölçekteki planda değişiklik yapılmaksızın doğrudan alt ölçekli planda belirlenmesi, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi alt ölçekli planları yönlendirecek ilke ve stratejileri oluşturması beklenen çevre düzeni planının işlevsiz kalmasına sebebiyet vereceği de açıktır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda, liman geri sahası alanlarını, dava konusu Çevre Düzeni Planının konusu olmaktan çıkartarak, üst ölçekli planı işlevsiz hale getirdiği açık olan dava konusu plan hükmünde bu haliyle hukuka uyarlık görülmemiştir
17. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.18.5 sayılı plan notunda,
“İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
1/25.000 İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının plan notlarının 7.38.8 sayılı maddesinde belirtilen “Özel hüküm getirilmemiş içme suyu baraj havzalarında özel hüküm getirilene kadar Tahtalı Havzası yapılanma koşullan geçerlidir.” hususları gereği uygulanan Tahtalı Havzası yapılanma koşullarının belirtildiği 7.38.9 sayılı maddesindeki hükümlerin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yetki alanlarında yer alan içme suyu baraj havzalarında uygulanması yönünde gerekli hükümlerin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Uygulama Hükümlerinin 8.18.5 sayılı maddesine eklenmesinin içme suyu baraj havzalarının korunması açısından önemli olduğu ve bu doğrultuda gerekli düzenlemenin yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 8.18.5.8 uygulama hükmünde, su havzalannda gerçekleştirilecek uygulamalarda İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin hükümlerine uyulmasının zorunlu olduğu açıkça ifade edildiğinden söz konusu hükümlere yeni bir ifade eklenmeksizin 1/25.000 ölçekli planın 7.38.8 sayılı hükmü çerçevesinde iş ve işlemlerin yürütülmesinde sakınca olmadığı, bu çerçevede yeni bir düzenlemeye ilave yapılmasının gerekli görülmediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
“Davalı idarenin belirttiği gibi “İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur” biçimindeki ifade plan hükmünün bu açıdan yeterli olduğunu göstermektedir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın yürürlükte bulunan son halinde 8.18.5.1 sayılı plan notunda, “Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir.” kuralı,
8.18.5.2 sayılı plan notunda, “Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ya da İZSU tarafından havza yönetim planları hazırlanacaktır.
” kuralı,
8.18.5.8 sayılı plan notunda, “İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı çerçevesinde İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralı,
7.39 sayılı plan notunda, “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri geçerli olup içme ve kullanma suyu koruma kuşakları içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşmelerin altyapıları öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda T.C. Tarım Ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Ve İzmir Su Ve Kanalizasyon (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır.” kuralı,
8.15.14 sayılı plan notunda, “İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında, yapılacak, sürdürülecek madencilik faaliyetlerinde İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Yeniden düzenlenen plan notlarında bu alanlarda mevzuat uyarınca iş ve işlemlerin yürütüleceği belirtilmiş olup itiraz konusu plan notuna ilave edilmesi gereken bir husus bulunmadığından bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
D. Dava konusu plana içme suyu kaynak ve tesisleri , çevre koruma ve baraj havzaları açısından yapılan itirazlar
İtiraz 1
Dava dilekçesinde;
Çamlı Barajı göl, havza ve koruma alanları ile Alionbaşı Barajı göl, havza ve koruma alanlarının söz konusu planda yanlış ya da eksik işlendiği, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisinin … tarihli, … sayılı kararı ile uygun görülerek onanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğine uygun olarak işlenmesi gerektiği, 2050 yılına kadar içme suyu temini amaçlı yapımı planlanan yüzey suyu kaynaklarına ilişkin çalışması devam eden “İzmir İçmesuyu Projesi Master Plan Raporu” nun onaylanması sonrasında söz konusu rapor kapsamında belirlenen Gelinalan Barajı ile diğer yapılması planlanan barajlann göl ve koruma alanı sınırlannın da 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planına işlenmesi gerektiği, Çevre Koruma ve Baraj Havzaları Açısından (plan notları ile birlikte): söz konusu Çevre Düzeni Planının plan hükümlerinde yer alan 5.1.9 sayılı maddesinde, baraj havzalarının korunmasının esas olarak kabul edildiği, 5.3.10 sayılı maddesinde, su kaynaklarının korunması ilkesinin esas alınmış olmasına rağmen Tahtalı Baraj Havzası yerleşimlerine ilişkin getirilen kentsel ve kırsal alan büyüklükleri incelendiğinde koruma ilkesi ile çeliştiği, bu çerçevede Tahtalı Baraj Havzası içinde yer alan; İzmir ili, Menderes ilçesi, Bahçecik Mahallesi, Deli Ömer Mahallesi, İstasyon Mahallesi, Kısıkköye bağlı Yeni Mahalle yerleşimleri ile Çatalca Köyünün doğusunda kalan Sergen Sulama Göletinin gösterilmediği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında gösterildiği şekilde söz konusu yerleşimlerin ve sulama göletinin plana işlenmesi gerektiği, İzmir ili, Menderes ilçesi; Çatalca, Görece, Değirmendere, Yeniköy, Şaşal, Akçaköy, Develiköy, Küner, Dereköy; Torbalı İlçesi, Demirciköy, Yeşilköy; Buca İlçesi, Kaynaklar, Belenbaşı Kırıklar, Karacaağaç yerleşimleri ve Gaziemir Emlak Bankası Konutlarının havza içine giren kısmının alan olarak büyük lekelendiği, bu yerleşimlerin onaylı yerleşik alan sınırları ile onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının bulunması nedeniyle onaylı yerleşik alan sınırlarının ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planına uygun olarak düzenlenmesi gerektiği, bir kısmı havza içinde kalan Gaziemir bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan lekelesinin havza koruma ilkelerine aykırı farklı kullanımlar içermesi ve nüfus açısından yoğunluk artışı getirecek olması nedeniyle iptal edilerek 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki kullanım kararının korunması gerektiği, Gaziemir ilçesi sınırlarında Adnan Menderes Havalimanı lekesinin kuzeyinde kalan meskun alan olarak lekelenen alanda mevcutta konut dışı kullanımlar yer alması nedeniyle 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “depolama alanı” olarak lekelendiği, 1/100.000 ölçekli planda da bu alanın “depolama alanı” olarak gösterilmesi gerektiği, Menderes ilçesi, Oğlananası Mahallesi ve Menderes ilçesi merkezine ilişkin belirlenen meskun konut alanı ve gelişme konut alanı leke kararlarının büyütüldüğü, söz konusu yerleşimlere ait onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı sınırları dahilinde de henüz yapılaşmamış alanların yer aldığı, bu sınırların tarımsal alanları da içine alacak şekilde genişletilmesinin mevcut mevzuata göre yasal belgeleri olmadan kaçak olarak yapılaşan kaçak yapıları yasallaştıracağı ve havza koruma ilkelerine aykırı bir uygulamanın başlatılmış olacağı, bu nedenle bu alanın mevcut 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı leke kararlarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği, Torbalı ilçesi, Yeşilköy’ün batısı ve Efeoğlu Piknik Alanı bitişiğinde yeni yerleşim alanları lekelendiği, bu alanların İdarelerince tespiti yapılan mevzuata aykırı kaçak yapıların bulunduğu alanlar olduğu, bu leke kararı ile kaçak yapıların yasallaşacağı ve havza koruma ilkelerine aykırı bir uygulama başlatılmış olacağı, bu nedenle yeni getirilen yerleşim alanı lekelerinin kaldırılarak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı leke kararlarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çamlı Barajı Göl ve koruma alanları ile Alionbaşı Barajı göl, havza ve koruma alanlarının hatalı işlendiği, İzmir İçme Suyu Master Plan Raporu kapsamında yapılması planlanan Gelinalan Barajı ve diğer barajların göl ve koruma alan sınırlarının işlenmesi. Menderes İlçesi, Bahçecik Mahallesinde yer alan Sergen Sulama Göletinin gösterilmesi, Menderes, Torbalı ve Gaziemir ilçelerinde yer alan kırsal yerleşme alanlarının yerleşme lekelerinin, onaylı planlar doğrultusunda düzenlenmesi, Gaziemir bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan kararının yoğunluk ve nüfus artırıcı bir plan kararı olduğu ve bu nedenle söz konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli plan kararı doğrultusunda düzenlenmesi, Gaziemir ilçesinde depolama alanlarının 1/25.00 ölçekli plan doğrultusunda gösterilmesi, Menderes İlçesi bide kaçak yapıların bulunduğu alanlara kentsel gelişme alanlarının önerildiği ve bu plan kararlarının kaldırılması, Torbalı İlçesi, Yeşilköy’ün batısında kaçak yapıların bulunduğu bölgede yerleşme alanlarının kaçak yapıları kapsadığı belirtilerek söz konusu gösterimin kaldırılmasının istenildiği, davacının bu bölümde yer alan iddialarının iki ili ilgilendiren ve pek çok yatırım ve koruma kararını içeren İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptalini gerektirmeyecek nitelikle iddialar olduğu, Çevre düzeni planının plan hükümlerinin 7.7 sayılı maddesindeki, “Bu plan sınırları dahilinde, bu plan ve plan hükümlerinde yer almayan konularda, halen yürürlükte olan ve bu planın onayından sonra yürürlüğe girecek olan mevzuat hükümleri ve mevzuat değişiklikleri (kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ) geçerlidir” genel hükmü çerçevesinde yukarıda yer alan göl, gölet ve su kaynaklarının korunmasında, ilgili kırsal yerleşim alanlarının yerleşik alanlarının belirlenmesinde, yapılaşma ve yoğunluk kararlarının sınırlandırılmasında çevre düzeni planında gösterilen koruma kuşakları ve hükümlerin dışında ilgili idarelerce çıkarılan mevzuat hükümlerinin, özel hükümlerin ve plan çalışmalarının geçerli olduğu, dolayısıyla davacının talebine konu düzenlemelerin plan hükümlerinde değişiklik yapılmasına gerek olmaksızın mevzuat ve özel hükümler kapsamında gerçekleştirilmesinde sakınca bulunmadığı, 5.7.9 sayılı plan hükmünde, “İçme ve kullanma suyu ile tarımsal sulama amacıyla kullanılan ve kullanılacak olan barajların, rezervuarların, su toplama havzalarının, yeraltı su kaynakları ile kaynak çevresinde belirlenen kaynak koruma alanlarının korunması.” olarak yapılan düzenlemede, su havzalarının korunmasının temel koruma ilkelerinden biri olarak kabul edildiği, 5.5.70 sayılı maddesinde, “Enerji kaynak alanlarının, su havzalarının, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının ilgili mevzuat uyarınca korunması ve kullanılması; bu doğrultuda alt ölçekli planların hazırlık aşamasında, ilgili kurumlardan alınacak görüşlere, planlarda ve plan hükümlerinde yer verilmesi” şeklindeki planlama ilkesinde su havzalarının korunması için yapılacak planlama çalışmalarında su kaynaklarının mevzuata uygun olarak korunması ve kullanılması gerektiğinin ifade edildiği, 7.37 sayılı maddesinde, içme suyu ve tarımda sulama amacıyla kullanılan ve kullanılacak olan barajların su kaynakları ve çevresindeki su toplama havzaları ile rezerv alanlarının korunacağına ilişkin genel hükmünde ise bu alanların korunması gerektiğinin açık bir şekilde ifade edildiği, plan hükümlerinin 8.18.5 sayılı maddesinde, Su Toplama Havzaları, İçme ve Kullanma Suyu Koruma Kuşakları ve Yeraltı Su Kaynakları başlığı altında bu alanlarda uygulamaların ne şekilde gerçekleştirileceğine ilişkin hükümlere yer verildiği, bununla birlikte yer üstü ve yer altı su kaynaklarının ve su havzalarının korunmasına ilişkin İZSU Genel Müdürlüğü veya Büyükşehir Belediye Başkanlığınca yapılması planlanan baraj, göl, gölet çalışmaları ile düzenlenmesi gerektiğini belirttiği plan hükümlerine ilişkin kapsamlı ve gerekçeli bir çalışma yapılarak idarelerine iletilmesi durumunda dava konusu plan kapsamında bu çalışmanın değerlendirilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
“Rapor boyunca su havzalarına yakın konumdaki yerleşik alanlarda kentsel gelişme alanı büyüklüğüne ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve düzeltilmesi gereken aykırılıklar ortaya konmuştur. Bunun yanısıra havza ve koruma alanının eksik veya yanlış gösterilmesine ilişkin bazı alanlardaki itiraz konuları da değerlendirilmiş ve düzeltme gerekliliği ilgili kısımlarda belirtilmiştir. Bu değerlendirmeler doğrultusunda gerekli düzeltmelerin yapılması gerektiği ilgili bölümlerde sunulmuştur.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 7.7 sayılı maddesinde, “Bu plan sınırları dahilinde, bu plan ve plan hükümlerinde yer almayan konularda, halen yürürlükte olan ve bu planın onayından sonra yürürlüğe girecek olan mevzuat hükümleri ve mevzuat değişiklikleri (kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ) geçerlidir.” kuralı yer almaktadır.
Bu bakımdan planlama alanında bulunan su kaynaklarının korunmasında ve bu alanların koruma sınırlarının belirlenmesinde, yapılaşma ve yoğunluk kararlarının sınırlandırılmasında çevre düzeni planında gösterilen koruma kuşakları ve hükümlerin dışında mevzuat hükümlerinin ve mevzuat uyarınca yetkili kurumlar tarafından yapılacak uygulamaların geçerli olduğu, dolayısıyla davacının talebine konu düzenlemelerin plan hükümlerinde değişiklik yapılmasına gerek olmaksızın mevzuat ve özel hükümler kapsamında gerçekleştirilmesinde sakınca bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Nitekim, dava konusu planın 5.7.9 sayılı maddesinde, “İçme ve kullanma suyu ile tarımsal sulama amacıyla kullanılan ve kullanılacak olan barajların, rezervuarların, su toplama havzalarının, yeraltı su kaynakları ile kaynak çevresinde belirlenen kaynak koruma alanlarının korunması.” planın koruma ilkeleri arasında, 5.5.70 sayılı maddesinde, “Enerji kaynak alanlarının, su havzalarının, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının ilgili mevzuat uyarınca korunması ve kullanılması; bu doğrultuda alt ölçekli planların hazırlık aşamasında, ilgili kurumlardan alınacak görüşlere, planlarda ve plan hükümlerinde yer verilmesi” planın geliştirme ilkeleri arasında sayılmıştır.
Yasal mevzuat uyarınca su kaynaklarının koruma kuşakları belirlenip yetkili kurumlar tarafından belirli koşullar dahilinde yapılaşmaya izin verileceği açık olduğundan bu kısım yönünden anılan kararın planlama ilkeleri ve esaslarına aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
İtiraz 2
Dava dilekçesinde;
Plan hükümlerinin 4.69 sayılı maddesinde, “Su Toplama Havzaları: Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Tanımlanan ve Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce belirlenen alanlardır.”, 4.71 sayılı maddesinde “İçme Ve Kullanma Suyu Kaynakları: içme ve kullanma suyu temini amacıyla, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alınan su kaynaklarıdır.”, 4.72 sayılı maddesinde “içme Ve Kullanma Suyu Koruma Kuşakları: Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY), İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) Su Havzaları Koruma Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat uyarınca, su toplama havzası içinde mutlak, kısa mesafeli, orta mesafeli ve uzun mesafeli olarak belirlenen derecelendirilmiş koruma kuşak alanlandır” tanımlarının yer aldığı, ancak, su toplama havzalarının DSİ Genel Müdürlüğünce belirlendiği, aynı zamanda içme ve kullanma suyu koruma kuşaklarının da Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin (SKKY) 16-20 maddeleri ile Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik uyarınca yetkili olan DSİ Genel Müdürlüğünce belirlendiği, İZSU Su Havzalan Koruma Yönetmeliğinde de Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin (SKKY) 16-20 maddesinde belirtilen mutlak, kısa, orta ve uzun mesafe koruma kuşaklarının yer aldığı, bu nedenle;
-4.72 sayılı maddesinin “İçme ve kullanma suyu koruma kuşakları: Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik uyannca, su toplama havzası içinde mutlak, kısa mesafeli, orta mesafeli ve uzun mesafeli olarak belirlenen derecelendirilmiş koruma kuşak alanlarıdır” şeklinde düzenlenmesi,
Ayrıca, 4.71 sayılı maddesinde belirtilen İçme ve kullanma suyu kaynakları: “İçme ve Kullanma Suyu Tenimi amacıyla İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkmdaki Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alınan su kaynakları” tanımının, içme ve kullanma suyu kaynakları koruma tedbirlerinin yüzeysel sular için Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY) 16-20 sayılı maddelerine göre, yeraltı suları için Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmeliğe göre belirlenmesi, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmeliğin içme ve kullanma sularının şebekeye verilmeden önceki kalite kriterlerini belirlenmesi nedeniyle; 4.71 sayılı maddesinin “İçme ve kullanma suyu kaynakları: İçme ve kullanma suyu temini amacıyla Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKKY) ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkıdaki Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alman su kaynaklarıdır.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın son halinde, 4.69 sayılı plan notunda, içme ve kullanma suyu kaynakları: içme ve kullanma suyu temini amacıyla, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre koruma altına alınan su kaynakları olarak, 4.70 sayılı plan notunda da, içme ve kullanma suyu koruma kuşakları: içme-kullanma suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik, İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) Su Havzaları Koruma Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat uyarınca, su toplama havzası içinde mutlak, kısa mesafeli, orta mesafeli ve uzun mesafeli olarak belirlenen derecelendirilmiş koruma kuşak alanları olarak tanımlanmış, 7.39 sayılı plan notunda, “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İzsu Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri geçerli olup içme ve kullanma suyu koruma kuşakları içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşmelerin altyapıları öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve İzmir Su Ve Kanalizasyon (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır.” kuralına yer verilmiştir.
İçme ve kullanma suyu koruma kuşakları ve kaynakları bakımından ilgili mevzuat uyarınca uygulamaların yürütüleceği, söz konusu plan notlarının ise bu duruma aykırılık içermediği anlaşılmıştır.
İtiraz 3
Dava dilekçesinde;
Plan hükümlerinin 7.43 sayılı maddesinde “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği(SKKY) ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin geçerli olduğu, 8.15.14 sayılı maddesinde İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amaçlı İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yeraltı suyu kaynakları ifadesinin yer aldığı, 8.18.5.1 sayılı maddesinde havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin çalışmaların Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine göre yürütüleceği, 8.18.5.8 maddesinde, İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı ve İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yeraltı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerinin geçerli olduğunun belirtildiği, içme ve kullanma suyu kaynakları ve koruma alanlarının, İZSU Genel Müdürlüğü tarafından değil, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından belirlendiği, İZSU Genel Müdürlüğü özel hüküm belirleme çalışması yaptığı baraj havzalarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin, DSİ tarafından yeni belirlenmiş ve yatırım programına alınan içme ve kullanma suyu kaynaklarında ise özel hüküm belirleme çalışması yapılıncaya kadar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik hükümlerininin uygulandığı, ayrıca plan sınırları içinde 6360 sayılı Kanunla Manisa İlinde Su ve Kanalizasyon İdaresi kurulduğu, buna göre 8.18.5.1, 8.18.5.2, 8.18.5.8 sayılı maddelerinin aşağıdaki şekilde:
” -8.18.5.1 sayılı maddesi “Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütülecektir.”
-8.18.5.2 maddesi “Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında, özel hükümlerin yer aldığı planlar Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili Su ve Kanalizasyon İdaresi görüşü doğrultusunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ya da ilgili Büyükşehir Belediyesince hazırlanacaktır.”
-8.18.5.8 sayılı maddesi “İzmir kentine içme suyu temin edilen ve edilecek olan ve Özel hüküm belirleme çalışması yapılan Tahtalı Barajı, Çamlı Barajı ve Bostanlı Baraj Havzalarında İZSV Su Havzaları Koruma Yönetmeliği geçerlidir.”
Ayrıca, 7.43 ve 8.15.14 sayılı maddelerinin aşağıdaki şekilde:
” -7.43 sayılı maddesi “İçme ve Kullanma Suyu Kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda içme ve kullanma suyu koruma kuşaklan içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşimlerin altyapıları, ilgili su ve kanalizasyon İdaresince öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir.”
-8.15.14 sayılı maddesi “İzmir Kentine İçme ve Kullanma Suyu Temin Edilen ve Edilecek Olan özel Hüküm belirleme çalışması yapılan Tahtalı Barajı, Çandı Barajı, Bostanlı Barajı havzalarında madencilik faaliyetlerinde İZSV Su Havzalan Koruma Yönetmeliği, diğer özel hüküm belirleme çalışması yapılmamış havzalarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın yürürlükte bulunan son halinde 8.18.5.1 sayılı plan notunda, “Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir.” kuralı,
8.18.5.2 sayılı plan notunda, “Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ya da İZSU tarafından havza yönetim planları hazırlanacaktır.
” kuralı,
8.18.5.8 sayılı plan notunda, “İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı çerçevesinde İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralı,
7.39 sayılı plan notunda, “İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri geçerli olup içme ve kullanma suyu koruma kuşakları içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşmelerin altyapıları öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda T.C. Tarım Ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve İzmir Su ve Kanalizasyon (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır.” kuralı,
8.15.14 sayılı plan notunda, “İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında, yapılacak, sürdürülecek madencilik faaliyetlerinde İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Yeniden düzenlenen plan notlarında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 4
Dava dilekçesinde;
İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uygulanan havzalarda akaryakıt ve LPG istasyonlarına izin verilmediğinden, 8.18.4.4 sayılı maddenin aşağıdaki
8.18.4.4 sayılı maddesi “T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğundaki güzergahlarda akaryakıt ve LPG istasyonları ile bunlara bütünleşik olan, konaklama tesisi, yeme içme tesisi v.b. gibi karayoluna hizmet verecek tesisler yer alabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planlan ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili İdaresince onaylanabilir. Bu alanlarda yapılanma koşullan: Maks. Emsal=0.40, Yapı yapılabilecek Min. Parsel büyüklüğü – 2.000 m2’dir. Bu hüküm İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uygulanan içme suyu temin edilen ve/veya edilecek olan baraj havzalarında uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın yürürlükte bulunan son halinde 8.18.4.4 sayılı plan notunda, “T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün ve büyükşehir belediyelerinin sorumluluğundaki güzergahlarda akaryakıt ve lpg istasyonları ile bunlara bütünleşik olan, konaklama tesisi, yeme içme tesisi v.b. karayoluna hizmet verecek tesisler yer alabilir. Bu alanlarda yapılacak imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişikli yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. bu alanlarda yapılaşma koşulları: maks. Emsal=0.40 yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=2.000 m2 ’dir.
” şeklinde değiştirilmiştir.
8.18.4.1 sayılı plan notunda, “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında karayolları kenarında yapılacak tesislerde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Kenarında Yapılacak Tesisler ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümlerine uyulacaktır.” düzenlemesi ve 7.17 sayılı plan notunda, “Alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerinin yapılması zorunludur.” düzenlemesi yer almaktadır.
Söz konusu plan notlarına da göre alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili yasaların zorunlu kıldığı İZSU gibi kurumların görüşlerinin alınmasının gerekli olduğu, davacının istediği notun eklenmesine gerek bulunmadığı, plan notlarının bu haliyle de yeterli düzenlemeyi içerdiği görüldüğünden plan notlarında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 5
Dava dilekçesinde;
8.4.6.1 sayılı günübirlik tesis alanları kullanım kararlarına ilave olarak İçmesuyu Baraj Havzaları için ayrı bir ifadenin yer alması gerektiği, buna göre; 8.4.6.1 sayılı maddesinin “Bu alanlarda kamping ve konaklama ünitelerini içermeyen, duş, gölgelik, soyunma kabini, WC gibi altyapı tesislerinin yanı sıra yeme-içme, eğlence ve spor tesisleri ile yerel özellik taşıyan el sanatları ürünlerinin sergi ve satış ünitelerini içeren yapı ve tesisleri yer alabilir, İçmesuyu Baraj Havzalarında günübirlik tesis leke kararı getirilen alanlarda bulundurulabilecek kullanımlar ve yapılaşma alanları alt ölçekli planlarda ilgili Yönetmeliklere göre belirlenir.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
8.4.6.2. sayılı plan notunda söz konusu günübirlik tesis alanlarının yapılaşma koşullarının, ilgili mevzuat (Kıyı Kanunu vb.) ile bulunduğu bölge yapılaşma koşulları doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği belirtilmiştir.
Yukarıda belirtildiği gibi alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili yasaların zorunlu kıldığı İZSU gibi kurumların görüşlerinin alınması zorunlu olduğundan ayrıca davacının istediği eklemenin yapılmasına gerek bulunmamakta olup plan notunda mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 5 ve 6
Dava dilekçesinde;
7.50 sayılı maddesindeki İZSU Genel Müdürlüğünün ilgili Su ve Kanalizasyon İdaresi şeklinde değiştirilmesi gerektiği, buna göre; “7.50 sayılı maddesi “Baraj sahalarında kalan mevcut ulaşım güzergahları korunmuştur. Bu güzergahlara ilişkin alternatif güzergah tespitleri, DSİ Genel Müdürlüğü, ilgili su ve kanalizasyon idareleri ve ilgili valiliklerce işbirliği halinde yapılacaktır. Tespit edilen yeni güzergahlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.” şeklinde düzenlenmesi, 7.51 sayılı maddesinde İçme ve Kullanma Suyu Baraj Havzaları için ilave yapılması gerektiği, buna göre; 7.51 sayılı maddesinin, “Bu planda kentsel yerleşme alanı ve kırsal yerleşme alanı olarak belirlenen alanların baraj gölü altında kalması durumunda, bu alanlara ilişkin yeni yer seçimleri ve alt ölçekli planlar ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda çevre düzeni planı değişikliği yapılmaksızın ilgili idarelerce yapılır ve onaylanır. Onaylanan planlar veri tabanma işlenmek üzere sayısal ortamda bakanlığa gönderilir, İçme ve Kullanma Suyu Baraj gölü altında kalan yerleşimler için yeni yer seçimleri havza dışında belirlenir.” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının ileri sürdüğü hususların söz konusu plan notlarını kusurlandırmadığı gibi yukarıda belirtildiği gibi alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili yasaların zorunlu kıldığı kurumların görüşlerinin alınması zorunlu olduğundan ayrıca davacının istediği eklemenin yapılmasına gerek bulunmamakta olup itiraz konusu bakımından plan notlarında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 7
Dava dilekçesinde;
8.1.2 sayılı Kırsal Yerleşim Alanlarına ilişkin 8.1.2.1 sayılı plan hükmünün “Bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş olan kırsal yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan alanlarda, ilgili kurumlarca onaylı yerleşim alanı sınırları esas alınarak koruma ve gelişim ilkelerine uygun imar planlarının hazırlanması esastır. Planı bulunmayan köy ve mezralar ile belediye sınırları içine katılarak mahalleye dönüştürülmüş/dönüştürülecek kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarında uygulama imar planları yapılıncaya kadar aşağıdaki koşullar uygulanır. ” şeklinde düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Bilirkişi raporunda;
“Rapor boyunca su havzalarına yakın konumdaki yerleşik alanlarda kentsel gelişme alanı büyüklüğüne ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve düzeltilmesi gereken aykırılıklar ortaya konmuştur. Bunun yanısıra havza ve koruma alanının eksik veya yanlış gösterilmesine ilişkin bazı alanlardaki itiraz konuları da değerlendirilmiş ve düzeltme gerekliliği ilgili kısımlarda belirtilmiştir. Bu değerlendirmeler doğrultusunda gerekli düzeltmelerin yapılması gerektiği ilgili bölümlerde sunulmuştur.
Plan hükümlerinde ise Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğine uyulması zorunluluğu çeşitli Plan Hükümlerinde belirtilmiş olup buna ilişkin davacı idarenin itirazlarının planın iptalini gerektiren konular olmadığı değerlendirilmiştir.” görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan notlarının 7.22 sayılı maddesinde, “Kırsal yerleşme birimlerinin sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecektir. Söz konusu planlarda kırsal yerleşmelerin gelişme alanı büyüklüklerinin belirlenmesinde kırsal yerleşimlerin gereksinimleri esas alınacaktır.” düzenlemesi yapılmıştır.
8.1.2.1 sayılı maddesinde, “Bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş olan kırsalyerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan alanlarda, koruma ve gelişim ilkelerine uygun imar planlarının hazırlanması esastır. Planı bulunmayan köy ve mezralar ile belediye sınırları içine katılarak mahalleye dönüştürülmüş/dönüştürülecek kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarında uygulama imar planları yapılıncaya kadar aşağıdaki koşullar uygulanır.” kuralı, 8.1.2.2 sayılı maddesinde, “Kırsal yerleşme alanlarında, konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar, turizm tesisleri, ticaret üniteleri, kamu hizmetine yönelik yapılar, sosyal ve teknik altyapı alanları, açık ve yeşil alanlar yer alabilir.” kuralı, 8.1.2.3 sayılı maddesinde, “Bu alanlarda, konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılara ilişkin uygulamalar, bu plan ile verilmiş olan yapılaşma koşullarını aşmamak kaydıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 5. bölümünde belirtilen esaslara göre yapılır.
” kuralı yer almaktadır.
8.1.1.2 sayılı plan notunda, “Bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsunya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacaktır. Alt ölçekli planların yapım aşamasında, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesi zorunludur.”kuralına yer verilmiştir.
4.9 sayılı plan notunda, “Kırsal yerleşme alanları: kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy ve mezraları kapsayan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun ilgili yönetmeliği uyarınca köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınır tespiti yapılmış ve bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş veya plan ölçeği gereği gösterilememiş olan alanlar ile 442 sayılı Köy Kanunu uyarınca belirlenmiş olan alanlardır. Kırsal kimlik taşımakla birlikte 6360 sayılı Kanun uyarınca mahalle statüsü kazanan alanlar da bu kapsamdadır.” kuralı yer almaktadır.
Davacının itiraz ettiği hususların dava konusu planı kusurlandırmadığı, plan notları uyarınca kırsal yerleşme birimlerinin sınırlarının alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği anlaşıldığından itiraz konusu bakımından plan notlarında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu B- 9, B- 39, B-57, B-60, B-86, B-94, B-96, B-104 ve C-16 sayılı itirazlar yönünden oybirliğiyle C-4 ve C-5 sayılı itirazlara ilişkin kısım yönünden oyçokluğuyla İPTALİNE,
2. Dava konusu A (Genel iddialar yönünden) B- 2, B- 4, B- 5, B- 7, B- 13,B- 14, B- 15, B- 20,B-21, B-24, B-25, B-27, B-28, B-30, B-31, B-32, B-33 (Üniversite alanına ilişkin kısım dışında kalan alanlar yönünden) B-34,B- 35 (Üniversite alanına ilişkin kısım yönünden),B- 36, B-40, B-44,B- 49, B-50, B-52, B-54, B-55, B-56, B-58,B- 59, B-65,B- 67, 6B-68, B-69 (Kentsel gelişme alanına ilişkin kısım yönünden), B-70, B-71, B-75,B- 76, B-77, B-78, B-80, B-81, B-82, B-83,B- 84, B-85, B- 88, B-91, B-92, B-95, B-98, B-102, B-103 sayılı itirazlar ile plan uygulama hükümlerine ilişkin C-1,C-2, C-3, C-6, C-8, C-9, C-11, C-12, C-13, C-17 sayılı plan uygulama hükümlerine ilişkin kısımlar ile D-1, D-2, D-3, D-4, D-5, D-6, D-7 sayılı kısımlar yönünden oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE,
3. Dava dilekçesinde yer alan B-1, B-3, B-6, B-8, B-10, B-11, B-12, B-16, B-17, B-18, B-19, B-22, B-23, B-26, B-29, B-33 (Üniversite alanına ilişkin kısım yönünden) , B- 35 (B- 35 (Kentsel gelişim alanına ilişkin kısım yönünden), B-37, B-38, B-41, B-42, B-43, B-45, B-46,B-47, B-48, B-51, B-53, B-61, B- 62, B-63,B- 64, B-66, B- 69 (Fuar alanına ilişkin kısım yönünden)B-72,B-73, B-74, B-79 B-87, B-89, B-90, B-93, B-97, B-99, B-100, B-101 sayılı itirazlar ile C-7, C-10, C-14, C-15 sayılı plan hükümlerine ilişkin kısımlar yönünden oybirliğiyle KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … -TL yargılama giderinin yarısı olan …-TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına, …-TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5. Dava kısmen iptal kısmen ret ile sonuçlandığından, iptal edilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, reddedilen kısım yönünden …-TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6. Keşif avansından artan …-TL tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
7. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/11/2021 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Plan Hükümlerinin 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Bu plan hükmü 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile; “Bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. Sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönlek her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı, belediye hizmet alanı, mezbaha amaçlı imar planları; ÇED yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, ÇED yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümleri yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri.. sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiştir.
Öte yandan Plan Hükümleri Raporu’nun 7.28 sayılı maddesinde ise: “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile mer’i mevzuat ile TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda, bu kurumlara her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceği şeklinde düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği, anlaşılmaktadır.
Davaya konu planda kentsel yerleşik alanlar büyükşehir ve/veya il, ilçe, ilk kademe ve belde belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış alanlardır, kırsal yerleşme alanları ise kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy statüsüne sahip yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan planda sembolik olarak gösterilmiş alanlardır.” kentsel gelişme alanları ise “bu planın nüfus kabullerine hedef/ilke ve stratejilerine göre bu planda kentsel yerleşime açılması öngörülen alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan alanlarda yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ’ye tahsis edilen ya da 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulama yapacak kurumların yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir. Nitekim plan notunun devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Netice itibariyle, bu plan notu ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında ancak planda kentsel ve kırsal gelişme bölgesi olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar gereğince, planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan bu plan kapsamındaki ifadesi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirilmiştir ve dava konusu plan hükmü artık yürürlükte değildir.
Açıklanan nedenlerle davanın 7.26 sayılı ve 7.28 sayılı plan hükmü açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği oyu ile kararın bu kısımlarına katılmıyorum.