Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2016/1831 E. , 2021/6641 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2016/1831
Karar No : 2021/6641
DAVACI : … Odası (… Şubesi)
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN ÖZETİ : Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davaya konu planın aşağıda her bir başlık ayrıntılı olarak yer verilen iddialar doğrultusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davaya konu planın kararın içeriğinde ayrıntılı olarak yer verilen savunmalar kapsamında mevzuata uygun olduğu savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. (b) maddesinde “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Sözü edilen Çevre Kanunun 9.maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor;
(d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin 9.maddesinde plan raporu kavramına yer verilerek madde içeriğinde plan raporu, içeriği ve nasıl hazırlanacağı düzenlenmiştir;
“Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Çevre düzeni planı (ÇDP) kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanları gibi korunması gereği bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
1/100.000 öçekli planlar yapılırken her türlü yatırım kararının ya da değişik bakanlıklar veya kurumların yetkisinde olan planlama süreci sonucunda oluşan kararların ve görüşlerin temin edilmesi ve planlama süreci de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Böyle bir çalışma sonunda hazırlanmayan bir plan baştan mevzuata aykırı hale gelecektir. Böyle bir çalışma sonucunda elde edilen ve ÇDP’ye veri/girdi olarak kabul edilen hususların plan aynen aktarılması ya da plan genelinde değerlendirmeden ve alt ölçekli planlara yön verecek kararlar üretilmeden plana işlenmesinin kabulü halinde üst ölçekli çevre düzeni planı yapmanın bir anlamı olmayacak ÇDP’nin sadece verilerin toplandığı bir belge ve neredeyse imar planlarının bütünleştirildiği bir imar planı niteliğine bürünmesi sonucu doğacaktır.
Dairemizce yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporunda;
– “Dava konusu planın yargıda iptaline karar verilen 2007 yılında hazırlanmış olan Manisa-Kütahya-İzmir çevre düzeni planının devamı niteliğinde görülmesi ve güncel veriler kullanılarak yeni bir plan araştırma raporunun hazırlanmaması ile nüfus projeksiyonlarının güncel nüfus verileri ile elde edilmemesinin davacının itirazını haklı kıldığı kamu yararından uzak kararların alınmasının önünü açan bir yaklaşım olduğu
– Planın güncel verilerle hazırlanmadığı, ve/veya ilgili kurum kuruluşların güncel plan için görüşlerinin alınmadığı ve/veya planın genel kullanım kararları getirerek bir üst ölçekli planda beklenmeyen gösterimde bulunduğu
– Plan Açıklama Raporu’nda Manisa Merkez Belediyesi’nin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2025 nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı ve bu raporun en son 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullandığı açıkça söylendiği, 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u” ile ilk defa onaylanan bir planın 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullanarak 2025 yılı nüfus tahminlerinin yapıldığı bir raporu kullanmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesi gerektiği, bu durumun Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracağı
– Davaya konu planda olduğu gibi 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nin bir araştırma raporunun olmadığı 2 farklı tarihte hazırlanmış (biri 16.11.2015 onay tarihli, diğeri 10.10.2018 onay tarihli) Plan Açıklama Raporu’ndaki ifadelerin, bahsedilen araştırma raporunun aynı araştırma raporu olma ihtimalini ortadan kaldırmadığı nitekim 2015 yılında onaylanan planın yararlandığı araştırma raporunda 2017 nüfus verilerinin yer alamayacağının aşikar olduğu şayet başka bir kurumun araştırma raporundan faydalanılıyorsa bu durumda da planın amaç ve hedefleri ile uymayan nüfus projeksiyonlarının kullanılması durumu nüksettiği bu durumun açıklanması gerektiği,
– Davalı kurumun da vurguladığı üzere dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın güncel bir araştırma raporunun bulunmadığı dava konusu olan ve ilk kez 2014 yılında askıya çıkartılan İzmir-Manisa çevre düzeni planının, Danıştay kararı doğrultusunda iptaline karar verilen 2007 tarihinde ilk kez askıya çıkartılan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu’nu altlık olarak kullandığı,
– Plan Araştırma raporuna ilişkin değerlendirmede 2 noktanın öne çıktığı, birincisinin yönetmeliklerle alakalı olduğu 2007 tarihinde onaylanıp 2012 tarihinde iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, o planın hazırlandığı tarihte yürürlükte olan 11.11.2008 tarihli 27051 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik uyarınca hazırlandığı, davaya konu planın ise Mekansal Planlar Yönetmeliğine göre hazırlandığı, bu iki yönetmeliğin plan araştırma raporlarının içeriğini tamamen ayrı tanımladığı, örneğin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği “planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere eşik alanalizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalar ile birlikte bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar yapılır ve araştırma raporları bu bilgileri içerir” derken, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin, plan araştırma raporlarında bu bilgilerin aranması gerektiğini belirtmediği, davalının bu noktadaki dayanağının “söz konusu İzmir-Manisa çevre düzeni planı mahkeme kararının ifası gereğidir” savı olduğu, ancak durum böyle olsaydı İzmir-Manisa çevre düzeni planın Mekansal Planlar Yönetmeliği’ne değil yürürlükten kaldırılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik çerçevesince değerlendirilmesinin gerektiği, davaya konu planın Mekansal Planlar Yönetmeliği’nde anılan şartların yerine getirildiğini davalı kurum bir çok dava dosyasında dile getirdiği, bu bakımdan davaya konu planın araştırma raporunun da güncel yönetmelik çerçevesince hazırlanmasının bekleneceği
-İkinci ve daha önemli olarak, 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile söz konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark olduğu, bu 5 yıllık süre zarfında bölgenin sunduğu sorunlar ve potansiyellerin ne kadar değiştiğinin dava konusu planı hazırlayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı için sorulması gereken bir soru olduğu, sorunlarda ve potansiyellerde bir değişimin olup olmadığını anlamak için bölgenin güçlü ve zayı yönleri, fırsatları ve tehditleri için analiz çalışmasını en güncel veriler üzerinden tekrar yapmanın gerektiği, her şeyden önce Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi çalışması yapılırken gündemde olmayan fakat İzmir-Manisa Planlama Bölgesi çevre düzeni planı yapılırken davaya konu planda yer alan büyük projelerin varlığının söz konusu olduğu, (örneğin İzmir-İstanbul ulaşım bağlantısı, İzmir Limanını güçlendirmeye yönelik Lojistik Merkezler) bu tür projelerin planlanan bölgede fırsat ve/veya tehdit yaratacağının aşikar olduğu ve saptanacak bu fırsatların/tehditlerin plan kararlarını etkileyeceği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin, mekânsal planlar yapılmadan önce bu tür fırsat ve tehditlerin saptanması gerektiğini hükmettiği, bu tür analizlerin aynı zamanda doğru planlama kararlarının alınması için de şart olduğu
– Bir başka hususun da Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hazırlandığı tarih ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında geçen süre zarfında davaya konu planın altlık olarak kullandığı verilerin (tarım arazileri, orman alanları, kentsel yerleşik alan sınırları gibi) güncellenip güncellenmediği konusu olduğu plan araştırma raporlarının güncellenmesinin bu bağlamda kamu yararı ve ekolojik değerlerin korunması bağlamında en doğru plan kararlarının alınması için hayati öneme sahip olduğu, davalının itiraz maddesine olan savunmasından (“davaya konu bu plan iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmıştır”) da açık olarak iptaline karar verilen değil ama davaya konu bu plan kapsamında yeterli ölçüde, nitelikte bilimsel, teknik araştırma ve incelemelerin yapılmadığını, güncel verilerin toplanmadığınının anlaşıldığı, bilirkişi Kurulunun davaya konu olan plana farklı kurumlar tarafından açılan ve pek çok itiraza konu olan dava dosyalarının bir nedenini planın hazırlığı aşamasında kurumlarla olan iletişimsizliğe, görüşlerinin alınmamasına dayandırdığı, yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği
– Plan raporlarında ülke ve bölge ölçeğinde yapılan kalkınma planlarının bir veri olarak alındığına ve bunun neticesinde bu planlar doğrultusunda önermelerin yapıldığına ilişkin her hangi bir not/bilginin yer almadığı, bu yüzden, plan kararlarında sanayi alanları ve turizm tesis alanları için önerilen leke büyüklüklerinin, planda daraltılan tarım arazileri gibi arazi kullanımları için getirilen kararlarının bir nedenselliğe oturtmanın güç olduğu, nitekim bu durumun, bu dava dosyasındaki itiraz maddelerinde de görüleceği üzere, kimi yerleşim yerlerinin etrafında mevcutta makul büyüklükte sanayi alanları varken bunların niçin kat ve kat büyütüldükleri, bunların hangi üst ölçek strateji ve politikalara oturtulduğu sorusunu doğurduğu, bu noktalarda Plan Açıklama Raporunun yetersiz kaldığı
– 2014 yılında ilk defa onaylanan bir çevre düzeni planının güncel nüfus verilerini kullanmamasının kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı, bu yaklaşım biçiminin, davaya konu planda davalıyı yanlış, gereksinimden fazla/az gelişme alanı belirleme kararlarına itmesi bakımından sorunlu bir yaklaşım olduğu, bu tür bir yaklaşım biçiminin sadece yanlış alan büyüklüklerinin hesaplanmasını beraberinde getirmeyeceği, aynı zamanda örneğin gereksinimden fazla alanların yapılaşmaya açılması ile bölgedeki doğal varlıklar, kültürel ve tarihi alanlar ve tarım arazilerinin korunması açısından da bir tehdit oluşturacağı, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen üst ölçek çevre düzeni planlarının güncel verileri kullanarak plan kararlarını almasının kamu yararı adına en doğru kararların üretilmesi için bir zorunluluk olduğu, nitekim Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesi çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlardan (en güncel) demografik verilerin elde edilmesini şart koştuğu
– Davalının savunmasında yargıda iptal edilen kararlar taraflarına iletilmediği için alınan kararların plana işlenmediğini belirttiği, bu durumun davaya konu plan için getirilen, örneğin ilgili kurumlardan güncel verilerin elde edilmediği, güncellenen plan kararlarına yönelik kurum görüşlerinin alınmadığı gibi itiraz maddeleri ile ilişkili görüldüğü, elbette, yargı tarafından iptal edilmiş veya yürütmenin durdurulması kararı alınmış olan mekânsal kararların davaya konu bu çevre düzeni planında bulunmaması gerektiği ve davaya konu planda gerekli düzenlemelerin bu doğrultuda yapılması gerektiği
– 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark bulunduğu, dolayısıyla alınan güncel plan kararlarına ilişkin farklı kurumların görüşlerinin alınmasının hem mevzuat gereği hem de en doğru plan kararlarının alınması için önemli olduğu, güncel veriler elde edilip analiz edilmeden, uzmanlarca arazinin en güncel durumunu dikkate alarak yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular olmadan, yeni/seneler sonra yapılmakta olan bir plan için ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmadan üretilen bir çevre düzeni planının, kamu yararı bağlamında, insan ve çevre sağlığı için, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunmasına yönelik yanlış kararlar alma riski büyük olduğu
– Davalının, savunmasında davaya konu planın daha önceki iptaline karar verilen Kütahya-Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Çevre Düzeni Planı’nın uyumlaştırma çalışması niteliğinde olduğu, yönetmeliklerde belirtilen afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütlerin dikkate alındığı, çalışmaların Kütahya-Manisa-İzmir için hazırlanan çevre düzeni planı süresince yapıldığı, bu yüzden davaya konu planda bu tür bir sürecin yapılıp yapılmadığına bakmanın anlamsız olduğunun belirtildiği, oysa ki davaya konu planın bir revizyon planı niteliğinde olmadığı, yönetmeliklere göre çevre düzeni planlarının “iptal edilen planlardan uyumlaştırma çalışmaları kapsamında” üretilebileceğine ilişkin bir hüküm olmadığı gibi, yeni yapılan her çevre düzeni planının bir araştırma raporunun bulunmasının yönetmelik gereği zorunlu olduğu yargıda iptaline karar verilmiş bir çevre düzeni planının araştırma raporunu değiştirmeden aynen kullanmanın, kaldı ki yeni veriler doğrultusunda ancak etki-tepki değerlendirmeleri sonrasında güncellenmesi gereken bir çevre düzeni planında bir araştırma raporu hazırlamamanın kamu yararı bağlamında, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması adına doğru bir yaklaşım olmadığı
-Yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği
Davaya konu plan ile birlikte 1. Derece Deprem Bölgesi olan İzmir ve Manisa’ya önemli tehlikeli atık alanları, termik santraller ve kentsel gelişme alanlarının önerildiği, davaya konu olan çevre düzeni planında bu tür alanların yer seçiminde fay hatlarının dikkate alındığına, konu hakkında uzman görüşleri doğrultusunda yer seçimlerine karar verildiğine ilişkin her hangi bir bilgiye rastlanmadığı ve iptal edilen plan hazırlanırken ele alınan raporlar ve görüşlerin ne derecede güncel plan kararları ile örtüştüğü/örtüştürüldüğünün de bilinemediği, bu yüzden Bilirkişi Kurulunun, davaya konu plan kararlarının itiraz maddesi bağlamında Anayasanın 56. maddesinde belirtilen “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” hükmüne ve çevre düzeni planlarının sağlıklı çevreler yaratma amacına yönelik doğru kararları alıp alınmadığına ilişkin kesin bir yorum yapamadığı ne olursa olsun, alt ölçek planları yönlendirmesi gereken çevre düzeni planlarının, hazırlanış amaçları ile ilgili böylesine önemli bir konuda plan notları ve plan raporları ile bu yorumu yaptırtmaması gerektiği plan Hükümleri ile alt ölçek plan kararları verilirken afet konusundaki verilerin dikkate alınması şartını koşmanın Anayasa ve yönetmelik maddelerini sağlamaya yönelik yeterli bir uygulama olmadığı, Çevre Düzeni Planlarının hazırlanırken afet konusundaki verileri dikkate almak, plan raporlarının da bunun ne derecede ve nasıl dikkate alındığını belgelemek durumunda olduğu, Plan Açıklama Raporu’nda ikinci derece doğal eşiklerin belirlendiği, bu esnada deprem anında etkilenme oranı yüksek olacak alanların da bu eşik kapsamında değerlendirildiğinin söylendiği, ancak bu eşiklerin nerelerde bulunduğu gösterilmediği
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporu hazırlanmadığı; daha önce Mahkeme kararıyla iptaline karar verilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporunun kullanıldığı; yani Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan veriler temel alındığı bu yöntemdeki temel sorunun verilerin güncelliğine ilişkin olup, planın ilk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, davaya konu planın 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucunun çıktığı planın, stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmamasının önemli bir eksiklik olduğu ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olmasının doğru bir planlama olmadığı
– Verilerin güncelliğine ilişkin bir diğer sorunun nüfus projeksiyonlarıyla ilgili olup, bu sorunun raporun ilgili kısmında açıklandığı, ayrıca nüfus projeksiyonlarındaki kestirim yaklaşımı da sorunlu bulunmuş olup, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla hazırlandığının anlaşıldığı, bu durumun hazırlanan planda doğal ve/veya tarımsal niteliği nedeniyle korunması gereken alanlarda planın koruma ve ekolojik denge hedefinden uzaklaşılarak gereksinimden fazla alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmasına yol açtığı
– Tüm bu değerlendirmeler kapsamında davaya konu 16.11.2015 onay tarihli Çevre Düzeni Planının planın ana amacı, kapsamı, plan sınırları ve kapsadığı iller, plan dili ve gösterimleri açısından mevzuata ve şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun yaklaşımlar barındırdığı; ancak plan araştırma raporunun eksikliği, plana altlık teşkil eden verilerin eksikliği, nüfus projeksiyon verilerinin güncel olmaması, nüfus kestirimlerinde bilimsel/matematiksel yöntemlerden faydalanılmaması dolayısıyla yer yer aşırı büyüklükte gelişme alanlarının açılmış olması, bu tür alanlardaki plan kararları nedeniyle çevre düzeni planının temel hedefi ve ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması, tarımsal ve doğal değeri olan alanların korunması ilkeleriyle çelişen, dolayısıyla ilgili mevzuata, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılıklar taşıyan plan kararları içerdiği” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Bilirkişi raporunda, davaya konu imar planlarının olumsuz ve olumlu yanları ortaya konulmuştur. Bunların bir kısmı lokal bazda veya plan notları şeklinde tespit edilen eksiklikler olup, yeniden ele alınıp düzeltilmesi ve giderilmesi mümkün olan hususlardır.
Bunun yanında, bilirkişi raporunda yer verilen bazı eksikliklerin planın bütünüyle gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koyan eksiklikler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır ki bunlar sırasıyla
– Hatalı belirlenen nüfus projeksiyonları ve buna bağlı nüfus atamaları
– Sektörel politikaların geleceğine yönelik öngörülerininin yapılmamış olması
– 2007 yılında yapılan çevre düzeni planının yargı kararıyla iptaline karar verilmesi (2009 tarihli plan da yargı kararı ile iptaline karar verilmiştir.) üzerine 2014 tarihinde yeniden yapılan plana yönelik yeni bir araştırma raporununun olmaması 2007 tarihli plan ile 2014 tarihli plana ilişkin mevzuatın aradığı plan araştırma raporunun farklı olması
– Plana ilişkin verilerin güncel olmaması yada eksik olması, örneğin alanda bulunan kullanımlara yönelik olarak yargı kararları bulunmasına karşı bunların bile plana yansıtılmaması
– Hatalı nüfus ve güncel veri olmaması nedeniyle gereğinden fazla gelişme ve sanayi alanları getirilmesi mevcudun kat kat büyüklüğünde getirilen kullanım kararlarının herhangi bir strateji ve karara dayanmaması
olarak sıralanabilir.
Bu bağlamda, dava konusu işlemdeki nüfus öngörülerinin doğru tespit edilmesi, kestirim nüfus esas alınarak ve üst ölçekteki plan öngörüleri ile uyumlu bir biçimde yeniden belirlenerek alan ve yoğunluk dağılımları ile arazi kullanım kararlarının bu veriler üzerinden yeniden belirlenerek plan kararı haline getirilmesi, diğer taraftan, çok abartılı olduğu tespit edilen nüfus projeksiyonlarına uygun çalışan nüfus sayılarının karşılığı olan arazi kullanım kararlarının ayrılması ve sektörlere ilişkin geleceğe yönelik öngörülerin yapılması plan araştırma raporunun güncellenmesi bu bağlamda ilgili kurum ve kuruluşların güncel veriler ile yargı kararlarının gözönünde bulundurulması abartılı bulunan kentsel gelişme ve sanayi alanları ile plan kararlarının yeniden değerlendirilmesi planın ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması ve koruma kullanma dengesinin sağlanması gerektiği bu hususların planın tümünü kusurlandırır nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ
Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usul ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. (b) maddesinde “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü yer almış; anılan maddeye dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza”; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmış; Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almış; Yönetmeliğin Planlama Alanının tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmış Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almış; Yönetmeliğin 9.maddesinde plan raporu kavramına yer verilerek madde içeriğinde plan raporu, içeriği ve nasıl hazırlanacağı düzenlenmiş; “Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiş; anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiş; aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Yukarıda anılan mevzuat kuralları uyarınca, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu planın şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi için Danıştay Altıncı Dairesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda özetle; dava konusu planın yargıda iptaline karar verilen 2007 yılında hazırlanmış olan Manisa-Kütahya-İzmir çevre düzeni planının devamı niteliğinde görülmesi ve güncel veriler kullanılarak yeni bir plan araştırma raporunun hazırlanmaması ile nüfus projeksiyonlarının güncel nüfus verileri ile elde edilmemesinin kamu yararından uzak kararların alınmasının önünü açan bir yaklaşım olduğu, planın güncel verilerle hazırlanmadığı, ve/veya ilgili kurum kuruluşların güncel plan için görüşlerinin alınmadığı ve/veya planın genel kullanım kararları getirerek bir üst ölçekli planda beklenmeyen gösterimde bulunduğu, Plan Açıklama Raporu’nda Manisa Merkez Belediyesi’nin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2025 nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı ve bu raporun en son 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullandığı açıkça söylendiği, 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u” ile ilk defa onaylanan bir planın 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullanarak 2025 yılı nüfus tahminlerinin yapıldığı bir raporu kullanmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesi gerektiği, bu durumun Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracağı, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın güncel bir araştırma raporunun bulunmadığı dava konusu olan ve ilk kez 2014 yılında askıya çıkartılan İzmir-Manisa çevre düzeni planının, Danıştay kararı doğrultusunda iptaline karar verilen 2007 tarihinde ilk kez askıya çıkartılan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu’nu altlık olarak kullandığı, 2007 tarihinde onaylanıp 2012 tarihinde iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, o planın hazırlandığı tarihte yürürlükte olan 11.11.2008 tarihli 27051 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik uyarınca hazırlandığı, davaya konu planın ise Mekansal Planlar Yönetmeliğine göre hazırlandığı, bu iki yönetmeliğin plan araştırma raporlarının içeriğini tamamen ayrı tanımladığı, örneğin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği “planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere eşik alanalizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalar ile birlikte bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar yapılır ve araştırma raporları bu bilgileri içerir” derken, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin, plan araştırma raporlarında bu bilgilerin aranması gerektiğini belirtmediği, davaya konu planın araştırma raporunun da güncel yönetmelik çerçevesince hazırlanmasının bekleneceği, ikinci ve daha önemli olarak, 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile söz konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark olduğu, bu 5 yıllık süre zarfında bölgenin sunduğu sorunlar ve potansiyellerin ne kadar değiştiğinin dava konusu planı hazırlayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı için sorulması gereken bir soru olduğu, sorunlarda ve potansiyellerde bir değişimin olup olmadığını anlamak için bölgenin güçlü ve zayı yönleri, fırsatları ve tehditleri için analiz çalışmasını en güncel veriler üzerinden tekrar yapmanın gerektiği, her şeyden önce Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi çalışması yapılırken gündemde olmayan fakat İzmir-Manisa Planlama Bölgesi çevre düzeni planı yapılırken davaya konu planda yer alan büyük projelerin varlığının söz konusu olduğu, (örneğin İzmir-İstanbul ulaşım bağlantısı, İzmir Limanını güçlendirmeye yönelik Lojistik Merkezler) bu tür projelerin planlanan bölgede fırsat ve/veya tehdit yaratacağının aşikar olduğu ve saptanacak bu fırsatların/tehditlerin plan kararlarını etkileyeceği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin, mekânsal planlar yapılmadan önce bu tür fırsat ve tehditlerin saptanması gerektiğini hükmettiği, bu tür analizlerin aynı zamanda doğru planlama kararlarının alınması için de şart olduğu; Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hazırlandığı tarih ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında geçen süre zarfında davaya konu planın altlık olarak kullandığı verilerin (tarım arazileri, orman alanları, kentsel yerleşik alan sınırları gibi) güncellenip güncellenmediği konusu olduğu plan araştırma raporlarının güncellenmesinin bu bağlamda kamu yararı ve ekolojik değerlerin korunması bağlamında en doğru plan kararlarının alınması için hayati öneme sahip olduğu, davalının itiraz maddesine olan savunmasından (“davaya konu bu plan iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmıştır”) da açık olarak iptaline karar verilen değil ama davaya konu bu plan kapsamında yeterli ölçüde, nitelikte bilimsel, teknik araştırma ve incelemelerin yapılmadığını, güncel verilerin toplanmadığınının anlaşıldığı, bilirkişi Kurulunun davaya konu olan plana farklı kurumlar tarafından açılan ve pek çok itiraza konu olan dava dosyalarının bir nedenini planın hazırlığı aşamasında kurumlarla olan iletişimsizliğe, görüşlerinin alınmamasına dayandırdığı, yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği, plan raporlarında ülke ve bölge ölçeğinde yapılan kalkınma planlarının bir veri olarak alındığına ve bunun neticesinde bu planlar doğrultusunda önermelerin yapıldığına ilişkin her hangi bir not/bilginin yer almadığı, bu yüzden, plan kararlarında sanayi alanları ve turizm tesis alanları için önerilen leke büyüklüklerinin, planda daraltılan tarım arazileri gibi arazi kullanımları için getirilen kararlarının bir nedenselliğe oturtmanın güç olduğu, nitekim bu durumun kimi yerleşim yerlerinin etrafında mevcutta makul büyüklükte sanayi alanları varken bunların niçin kat ve kat büyütüldükleri, bunların hangi üst ölçek strateji ve politikalara oturtulduğu sorusunu doğurduğu, bu noktalarda Plan Açıklama Raporunun yetersiz kaldığı, 2014 yılında ilk defa onaylanan bir çevre düzeni planının güncel nüfus verilerini kullanmamasının kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı, bu yaklaşım biçiminin, davaya konu planda davalıyı yanlış, gereksinimden fazla/az gelişme alanı belirleme kararlarına itmesi bakımından sorunlu bir yaklaşım olduğu, bu tür bir yaklaşım biçiminin sadece yanlış alan büyüklüklerinin hesaplanmasını beraberinde getirmeyeceği, aynı zamanda örneğin gereksinimden fazla alanların yapılaşmaya açılması ile bölgedeki doğal varlıklar, kültürel ve tarihi alanlar ve tarım arazilerinin korunması açısından da bir tehdit oluşturacağı, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen üst ölçek çevre düzeni planlarının güncel verileri kullanarak plan kararlarını almasının kamu yararı adına en doğru kararların üretilmesi için bir zorunluluk olduğu, nitekim Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesi çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlardan (en güncel) demografik verilerin elde edilmesini şart koştuğu, 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark bulunduğu, dolayısıyla alınan güncel plan kararlarına ilişkin farklı kurumların görüşlerinin alınmasının hem mevzuat gereği hem de en doğru plan kararlarının alınması için önemli olduğu, güncel veriler elde edilip analiz edilmeden, uzmanlarca arazinin en güncel durumunu dikkate alarak yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular olmadan, yeni/seneler sonra yapılmakta olan bir plan için ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmadan üretilen bir çevre düzeni planının, kamu yararı bağlamında, insan ve çevre sağlığı için, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunmasına yönelik yanlış kararlar alma riski büyük olduğu, davalının, savunmasında davaya konu planın daha önceki iptaline karar verilen Kütahya-Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Çevre Düzeni Planı’nın uyumlaştırma çalışması niteliğinde olduğu, yönetmeliklerde belirtilen afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütlerin dikkate alındığı, çalışmaların Kütahya-Manisa-İzmir için hazırlanan çevre düzeni planı süresince yapıldığı, bu yüzden davaya konu planda bu tür bir sürecin yapılıp yapılmadığına bakmanın anlamsız olduğunun belirtildiği, oysa ki davaya konu planın bir revizyon planı niteliğinde olmadığı, yönetmeliklere göre çevre düzeni planlarının “iptal edilen planlardan uyumlaştırma çalışmaları kapsamında” üretilebileceğine ilişkin bir hüküm olmadığı gibi, yeni yapılan her çevre düzeni planının bir araştırma raporunun bulunmasının yönetmelik gereği zorunlu olduğu yargıda iptaline karar verilmiş bir çevre düzeni planının araştırma raporunu değiştirmeden aynen kullanmanın, kaldı ki yeni veriler doğrultusunda ancak etki-tepki değerlendirmeleri sonrasında güncellenmesi gereken bir çevre düzeni planında bir araştırma raporu hazırlamamanın kamu yararı bağlamında, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması adına doğru bir yaklaşım olmadığı; yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği, davaya konu plan ile birlikte 1. Derece Deprem Bölgesi olan İzmir ve Manisa’ya önemli tehlikeli atık alanları, termik santraller ve kentsel gelişme alanlarının önerildiği, davaya konu olan çevre düzeni planında bu tür alanların yer seçiminde fay hatlarının dikkate alındığına, konu hakkında uzman görüşleri doğrultusunda yer seçimlerine karar verildiğine ilişkin her hangi bir bilgiye rastlanmadığı ve iptal edilen plan hazırlanırken ele alınan raporlar ve görüşlerin ne derecede güncel plan kararları ile örtüştüğü/örtüştürüldüğünün de bilinemediği, bu yüzden Bilirkişi Kurulunun, davaya konu plan kararlarının itiraz maddesi bağlamında Anayasanın 56. maddesinde belirtilen “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” hükmüne ve çevre düzeni planlarının sağlıklı çevreler yaratma amacına yönelik doğru kararları alıp alınmadığına ilişkin kesin bir yorum yapamadığı ne olursa olsun, alt ölçek planları yönlendirmesi gereken çevre düzeni planlarının, hazırlanış amaçları ile ilgili böylesine önemli bir konuda plan notları ve plan raporları ile bu yorumu yaptırtmaması gerektiği plan Hükümleri ile alt ölçek plan kararları verilirken afet konusundaki verilerin dikkate alınması şartını koşmanın Anayasa ve yönetmelik maddelerini sağlamaya yönelik yeterli bir uygulama olmadığı, Çevre Düzeni Planlarının hazırlanırken afet konusundaki verileri dikkate almak, plan raporlarının da bunun ne derecede ve nasıl dikkate alındığını belgelemek durumunda olduğu, Plan Açıklama Raporu’nda ikinci derece doğal eşiklerin belirlendiği, bu esnada deprem anında etkilenme oranı yüksek olacak alanların da bu eşik kapsamında değerlendirildiğinin söylendiği, ancak bu eşiklerin nerelerde bulunduğu gösterilmediği, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporu hazırlanmadığı; daha önce Mahkeme kararıyla iptaline karar verilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporunun kullanıldığı; yani Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan veriler temel alındığı bu yöntemdeki temel sorunun verilerin güncelliğine ilişkin olup, planın ilk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, davaya konu planın 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucunun çıktığı planın, stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmamasının önemli bir eksiklik olduğu ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olmasının doğru bir planlama olmadığı, verilerin güncelliğine ilişkin bir diğer sorunun nüfus projeksiyonlarıyla ilgili olup, bu sorunun raporun ilgili kısmında açıklandığı, ayrıca nüfus projeksiyonlarındaki kestirim yaklaşımı da sorunlu bulunmuş olup, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla hazırlandığının anlaşıldığı, bu durumun hazırlanan planda doğal ve/veya tarımsal niteliği nedeniyle korunması gereken alanlarda planın koruma ve ekolojik denge hedefinden uzaklaşılarak gereksinimden fazla alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmasına yol açtığı, tüm bu değerlendirmeler kapsamında davaya konu 16.11.2015 onay tarihli Çevre Düzeni Planının planın ana amacı, kapsamı, plan sınırları ve kapsadığı iller, plan dili ve gösterimleri açısından mevzuata ve şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun yaklaşımlar barındırdığı; ancak plan araştırma raporunun eksikliği, plana altlık teşkil eden verilerin eksikliği, nüfus projeksiyon verilerinin güncel olmaması, nüfus kestirimlerinde bilimsel/matematiksel yöntemlerden faydalanılmaması dolayısıyla yer yer aşırı büyüklükte gelişme alanlarının açılmış olması, bu tür alanlardaki plan kararları nedeniyle çevre düzeni planının temel hedefi ve ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması, tarımsal ve doğal değeri olan alanların korunması ilkeleriyle çelişen, dolayısıyla ilgili mevzuata, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılıklar taşıyan plan kararları içerdiği belirilmiştir.
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte incelenmesinden, dava konusu Çevre Düzeni Planının hatalı nüfus projeksiyonlarına dayandığı, sektörel politikaların geleceğine yönelik öngörülerininin yapılmadığı, alanda bulunan kullanımlara yönelik olarak yargı kararları bulunmasına karşı bunların plana yansıtılmadığı, plana ilişkin verilerin güncel olmadığı, nüfus projeksiyonlarının hatalı olması ve planın güncel verilere dayanmamasının fazla gelişme ve sanayi alanları getirilmesi mevcudun kat kat büyüklüğünde getirilen kullanım kararlarının herhangi bir strateji ve karara dayanmadığı, planın geneline yönelik hatalı ve eksik verilere dayanan plan kararlarının tümünü sakatlar nitelikte olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu Çevre Düzeni Planında planlama esasları, şehircilik ilkeleri, kamu yararı ve imar mevzuatına uygunluk bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü :
MADDİ OLAY:
19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/12/2009 tarih ve E:2007/10509, K:2009/11751 sayılı kararıyla “2872 sayılı Yasanın 9.maddesinde bölge ve havza bazında hazırlanacak planların yapılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir Yönetmelikle belirleneceğinin kurala bağlanmasına karşın, işlem tarihinde böyle bir Yönetmelik çıkarılıp, planın hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmeden tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle” tümünün iptaline, bu iptal kararı üzerine hazırlanan 14/08/2009 tarihli, 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya çevre düzeni planının da Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında ÇDP 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16.11.2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde … plan paftası, … plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 plan paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25.07.2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … plan paftaları, lejant paftası, plan hükümleri, plan açıklama raporu, plan değişikliği gerekçe raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10.10.2018 tarihinde onaylanmıştır.
Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.
-İLGİLİ MEVZUAT-
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin “Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Davacı tarafından planın yapımında izlenen usul ve esaslar, nüfus verileri ve projeksiyonlar, verilerin toplanması vb. gibi hususlar ile plan hükümlerinin ve planla getirilen mekansal kullanım kararlarının “plan sınırları ve yetki sorunu”, “plan içeriği ve kapsam sorunu”, “plan kararları” ve bu başlık altında “yargıya taşınan alt ölçekli plan kararlarının gerekçeleri irdelenmeden davaya konu plana taşınmıştır ve “plan , plan açıklama raporu ve plan hükümleri birbiriyle örtüşmemektedir” “ayrıcaklı imar haklarına yönelik kararlar alınmıştır” alt başlıkları ve “genel hükümlerin değerlendirilmesi” ile “kanun ve yönetmelikler tanımlarıyla plan kararları örtüşmemektedir” başlıkları altında itirazlar ileri sürülerek iptali istenilmiştir.
Bu bağlamda, örneğin 7.6 sayılı plan hükmüne, hem “plan içeriği ve kapsam sorunu” hem de “genel hükümlerin değerlendirilmesi” başlığı altında, yine örnek olarak yerleşmelerde getirilen kullanım kararlarına hem “plan kararları” hem de “plan, plan açıklama raporu ve plan hükümleri birbiriyle örtüşmemektedir” başlığı altında itirazda bulunulmuştur.
Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye … tarafından resen seçilen Prof. Dr. … ve Prof.Dr. … ve Yrd.Doç.Dr. …’ın katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.
Dairemizce uyuşmazlık davacının dava dilekçesindeki iddiaları, davalının savunması, ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde konular itibariyle ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Yerleşik İdare Hukuku ilkelerine göre; iptal davası açılabilmesi ve davanın görülebilmesi için davacının iptali istenilen işlem nedeniyle davanın açıldığı sırada menfaatinin ihlal edilmesi yeterli olup; alınacak yeni bir idari kararla, davacının iptali istenilen işlemle ilişkisini kesmek ya da yeni bir işlemle geriye dönük olarak işlemin hukuka uygunluğunu sağlamaya çalışmakla, hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemin yargısal denetim dışında bırakılması sonucu doğacaktır. Kaldı ki, İdari işlemlerin tesis edildikleri tarih itibariyle yargısal denetiminin yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta dosya içeriğinden ve bilirkişi raporundaki tespitlerden, uyuşmazlık konusu alanlardan ve plan hükümlerinden bazılarının daha sonra kaldırıldığı ya da davacının dava açmakla elde etmek istediği amaca ulaştığının anlaşıldığı hallerde, bu durum dikkate alınarak karar verilecek olmakla beraber kısmi yapılan değişikliklerde, davacının dava açmaktaki amacının ortadan kalkmadığının tespit edildiği hallerde planın güncel durumu da göz önünde bulundurularak idari işlemin tesis edildiği tarih itibariyle yargısal denetim yapılacaktır.
(**) Dairemizce planlama alanı dahilinde bulunan alanlarda getirilen fonksiyonlara yönelik olarak yapılan ortak değerlendirmede;
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Diğer bir deyişle, kentsel gelişme; hem mekânsal, hem de mekânsal olmayan (mekânda dolaylı olarak etkileri olan sosyal / kültürel / ekonomik / yerel örgütsel) etmenler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşımda, çeşitli karar vericilerin birbirleriyle eşgüdümünün sağlanması önemli bir gerekliliktir.
Leke plan niteliğinde bulunan dava konusu planın ölçeği (1/100.000) gözönünde bulundurulduğunda parsel bazında kararların üretilmesinin mümkün olmayacağı gibi genel arazi kullanım kararlarının değerlendirildiği, planın bölge ve havza bazında ve mevzuata uygun olarak tesis edildiği, planlama bölgesinde koruma kullanma dengesinin gözetilmesi gereken alanlardaki yapılaşmalarda keyfiliğin, önlenmesi ve azami ölçüde korumanın sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan genel arazi kullanım kararları üretildiği görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. “hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojikjeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
Davaya konu çevre düzeni planının (2018 tarihli ve en son halinde) plan hükümlerinin 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu hükme bağlanmış; 4.7. sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da bülük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 8.1.1.1. sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2. sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3. sayılı maddesinde, “Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabilir.” Kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesisler yer alamaz. Kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacaktır. Bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımı imar planlarında yapılacaktır. İmar planında yer alacak nüfus, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamaz. Kurallarına yer verilmiştir.
Çevre düzeni planlarının leke plan olmaları nedeniyle uygulama imar planları gibi değerlendirilmeyeceği gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Nitekim 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin (f) bendi uyarınca kentsel asgari standartların, Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda çevre düzeni planı ile belirlenebileceği, uygulamaya ilişkin kararların yörenin koşulları, parselin bulunduğu bölgenin genel özellikleri, yapının niteliği ve ihtiyacı, erişebilirlik, sürdürülebilirlik, çevreye etkisi dikkate alınarak ve ölçüleri verilerek Bakanlıkça belirlenen esaslara göre uygulama imar planında belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Davalı idarece bu çerçevede çevre düzeni planı kararları doğrultusunda uygulama yapılamamakta olup, mevzuat gereği 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile nitelikli tarım alanlarının imara açılmasının söz konusu olmadığı, yerleşim alanlarının yasal, doğal ve yapay eşikler göz önüne alınarak, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri, Bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarında kesinleşeceği ifade edilmiştir.
Çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel/kırsal kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere makroformu/ gelişme yönünü gösterecek şekilde – şematik olup alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği sonucuna ulaşılmıştır. (**)
(**) sembolü bulunan kısımlar ileride uyuşmazlık konusu planla getirilen yer seçimine ilişkin kararlara yönelik bu doğrultuda ve belirlenen çerçevede değerlendirme yapılacağını ifade edecektir.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
İtiraz 1
Davacı tarafından; “İzmir – Manisa – Kütahya Çevre Düzeni Planı”nın verileri güncellenmeden, iptal gerekçesi olan konularda bir değişiklik yapılmadan, bilgisayar ekranı başında, noktasal müdahalelerle bazı kişi ve kurumlara menfaat sağladığı düşünülen kararlar temelinde hazırlanan ve bu şekilde onaylanan “İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı” ile İzmir ve Manisa kentlerinin geleceğinin tehlikeye girdiği, yaşanabilir çevre oluşturmanın temel gerekliliği olan planlamanın kamu yararı ilkesi göz ardı edilerek, planlamanın işlevsizleştirildiği ve İzmir ile Manisa kentlerinin geleceğinin belirlendiği planlama sürecinin salt idari bir işleme dönüştürüldüğü iddia edilmiştir.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmış olup yeni bir plan hüviyetine sahip olmadığı, dava konusu planın iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi kurulunca;
Bu konuda kısa bir değerlendirme yapılırsa: dava konusu planın yargıda iptaline karar verilen 2007 yılında hazırlanmış olan Manisa-Kütahya-İzmir çevre düzeni planının devamı niteliğinde görülmesi ve güncel veriler kullanılarak yeni bir plan araştırma raporunun hazırlanmaması ve nüfus projeksiyonlarının güncel nüfus verileri ile elde edilmemesinin davacının itirazını haklı kıldığı, kamu yararından uzak kararların alınmasının önünü açan bir yaklaşım olduğu, plan paftalarının incelenmesi sonucunda planın gösterim dili olarak plan kararlarında ifade edildiği şematik bir gösterim ve notasyonların bulunduğu gözlenmekle beraber, yer yer bu ölçeğin ayrıntı düzeyini aşan ve stratejik bir anlamı olmayan, bu ölçekte bir stratejik kararın konusu olmaması gerektiği halde yeni bir plan kararı olarak bu plan ile getirilmiş olduğu vurgusu yapılan yerlerin bulunduğu, bu tür gösterim sorunlarının örneğin bir kırsal yerleşim alanında aşırı ayrıntılı bir gelişme alanı “biçimi” tarif edilmesi gibi durumlarda mevcut olup genel bir gelişme yönü ve büyüklüğü tarif etmek yerine, çok ayrıntılı olarak gelişmenin “formu” tarif edilince, parsel bazında bir karar getirildiği algısının oluştuğu, oysa 1/100.000 ölçekli planların bilindiği gibi üzerinden ölçü alınıp parsel bazında tartışmalara konu edilmemesi gereken planlar olduğu, bir kırsal yerleşimin kentsel dokuyla bütünleşeceği, önemli bir mekansal büyüme göstereceği gibi bir stratejik karar olabileceği ve çevre düzeni planının konusu edilebileceği, ancak bu gelişmenin biçiminin ayrıntılı biçimde neredeyse parseller baz alınarak tarif edilmesinin yer yer çevre düzeni planının genellik düzeyini ve şematik dilini olumsuz etkilediği, imar planı ölçeğinde uygulamanın nasıl yapılacağını tarif eden bir plan niteliği kazandırdığı, bu noktada bu yaklaşımın ülkemizdeki pek çok çevre düzeni planında görüldüğü bu planlarda hem şematik biçimde notasyonlarla, taramalarla, sınırlar bölgesel ölçekte kesinlik kazandıysa net sınırlar gösterilerek koruma kararlarının verildiği, gelişmeye dair olarak da büyük alan kullanımlarının ile gelişme yönlerinin belirtildiği, ancak bunun yanısıra kimi stratejik önemi olmayan konularda da aşırı ayrıntı düzeyine girilebildiği bu genel saptama kapsamında, Bilirkişi Kurulunun yer yer aşırı ayrıntıda tariflenen gelişme alanı gibi gösterimler olmasına rağmen, bu durumun genellikle stratejik önemi daha düşük konular açısından olduğu ve planın genel bir şematik dili bulunduğu görüşünde olup, bu yöndeki eksikliklerin planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmediği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin kısımda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 2
Davacı tarafından; İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ilkinin; “23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u” ile onaylandığı, daha sonra itirazlar kapsamında yeniden değerlendirilerek ” 30.12.2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık Olur’u” ile tekrar onaylandığı, fakat 2. kez onaylanarak askı ilanı yapılan planlarda itirazlar kapsamında nerelerin düzeltildiği/değiştiği belirtilmemiş olup planların tamamı yeniden askı ilanına çıkarıldığı, bu süreçten sonra yapılan itirazlardan sonra yaklaşık 11 ay sonra bazı paftalara ilişkin askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında yeniden düzenleme yapıldığı belirtilerek 16.11.2015 tarihinde 3. kez aynı plan itiraz adı altında onaylandığı, yönetmeliğin 33. maddenin 5. bendinde de açıkça belirtildiği gibi, askı süresi bittikten 60 gün içinde planların karara bağlanmasının gerektiği, oysa, 2015 Ocak ayı içerisinde askı ilanı yapılan planların kararının Aralık 2015 yılında tekrar itirazların değerlendirilmesi olarak askı ilanına çıkarılmasının usule aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu 1/100.000 Ölçekli İzmir Manisa Çevre Düzeni Planının, ilgili kanunlar ile Bakanlığa verilen görev ve bu kanunlara dayalı olarak çıkarılan ve 14/06/2014 tarihli ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekânsal Planlar Yapımı Yönetmeliği’nin Geçici 1. Maddesine uygun olarak Bakanlık’ın 23/06/2014 tarihli ve 9948 sayılı Olur’u onaylandığı ve (1) aylık ilân-askı işlemleri için plânlama bölgesindeki illere gönderildiği, 10/07/2014-08/08/2014 tarihleri arasında Manisa Valiliği’nde ve 08/07/2014-06/08/2014 tarihleri arasında da İzmir Valiliği’nde bir ay süre ile ilan edildiği, söz konusu Plan’a askı sürecinde yapılan itirazlar neticesinde ilgili plan paftaları, plan hükümleri ve plan açıklama raporunda düzenlemelerin yapılması gerektiğinin değerlendirildiği, bu kapsamda 23/06/2014 tarihli ve 14352 sayılı olur ile onaylanan Plan’da gerekli düzenlemeler yapılarak yeniden hazırlanan 1/100.000 ölçekli İzmir Manisa Çevre Düzeni Planının Bakanlığın 30/12/2014 tarihli ve 21137 sayılı Olur’u ile onaylandığı, askı süreci içinde yapılan itirazlar dikkate alınarak yeniden 16.11.2015 tarihli Olur yeniden onaylanan 1/100.000 Ölçekli İzmir Manisa Çevre Düzeni Planının, Bakanlığın Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’nün 23.11.2015 tarihli ve 18879 sayılı yazısı ile askı ilan işlemleri yapılmak üzere ilgili İl Müdürlüklerine gönderildiği İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde 01.12.2015-30.12.2015, Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde 02.12.2015-31.12.2015 tarihleri arasında otuz (30) gün süreyle askıya çıkarıldığı, sırası ile İzmir İl’inden 329 adet, Manisa İlinden 29 adet ve doğrudan Bakanlığa iletilen 2 adet olmak üzere toplam 360 adet itirazda bulunulduğu söz konusu itirazların değerlendirme sürecinin devam etmekte olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Usulen 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onaylandıktan sonra askıya çıkartılıp, gelen itirazlar doğrultusunda planın sadece değişen kısımlarının tekrar askıya çıkartılıp kesinleştirilmesinin beklendiği, halbu ki 2. defa askıya çıkartılan çevre düzeni planında planın değişen kısımlarının değil ama tamamının askıya çıkartılarak bir usul hatasının ve daha sonra plan değiştirilerek 3. defa askıya çıkartılıp kesinleştirilerek tekrar bir usul hatasınının yapıldığı, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 33. maddesinin 5. bendi doğrultusunda askı süresi 11.02.2015 tarihinde biten 2. kez onaylanan planın en geç 30 gün içinde ilgili idare karar merciine gönderilmesi ve en geç 30 gün içinde karara bağlanıp “kesinleşmesi”, dolayısıyla 11.02.2015 tarihinde İzmir ilinde askı süresi biten planın usulen ve hukuken en geç 11.04.2015 tarihinde kesinleşmesinin gerektiği, ancak söz konusu çevre düzeni planının 16.11.2015 tarihinde 3. kez onaylandığı ve askıya çıktığı, söz konusu gecikme her ne kadar mevzuat ile uyuşmasa da ve dolayısıyla hukuki bir sorun olduğu açık olsa da, sorunu gelen itirazların kapsamının ağırlığına ve planda gerekli düzeltmelerin yapılması için süre ihtiyacına bağlandığı, bu yüzden durumun anlaşılabilir bulunduğu, hele ki gelen itirazların sektörel ilişkilerin kurulması ile alakalı ise gerekli araştırmalar ve analiz ve sentez çalışmalarını tamamlamanın zaman alan bir süreç yaratacağı, diğer taraftan bir planın sürekli olarak ve yoğun biçimde itiraz almasının düşündürücü bulunduğu ve bu durumun planın hazırlanması esnasında yapılan bazı kritik hatalara bağlandığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
-Dairemizce bu hususa ilişkin değerlendirme İtiraz-3, İtiraz-4 ve İtiraz-5 ile birlikte yapılacaktır.
İtiraz 3
Davacı tarafından;
16.11.2015 tarihinde onaylanan planda “değişiklik kısımları belirtilmemiş olup”, planların bazı paftalarının bütün olarak askı ilanına çıkarıldığı, oysa hangi paftada hangi değişikliğin yapıldığı belirtilmeksizin ilan edilmesinin yönetmelik ile de karar altına alındığı, bu yönden de planların askı süreci usule aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunma;
Bu dava dosyasında bu itiraza yönelik bir açıklama yer almamaktadır.
Bilirkişi kurulunca;
“Dava dosyasında, davalının konu hakkıda bir savunma sunmadığı, diğer taraftan durumun davacının dediği gibi işlediğine ilişkin bir delilin de bulunmadığı, şayet davacının iddia ettiği gibi 16.11.2015 tarihinde 3. kez onaylanıp, planın bazı paftaları (mevuzat gereği değişiklik yapılan paftalar olduğunun varsayabileceği) askı ilanına çıkartılmış ve yapılan değişikliklerin neler olduğunu gerekçeleriyle sunan bir plan raporu askıya çıkartılan paftalarla sunulmamış ise davacının iddia ettiği gibi askı sürecinin usule ve mevzuata (Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği 9. madde, 4. bendine) aykırı olduğu, normalde plan paftalarında yapılan değişikliklerin grafiksel bir anlatımla belli edileceği, örneğin 10.10.2018 tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nde tüm değişikliklerin plan paftalarında kesik kesik çizgiler içine alınarak açıkça gösterildiği, ancak 16.11.2015 tarihinde 3. kez onaylanıp askıya çıkartılan planda bu tür bir gösterimin söz konusu olmadığı, bunun da bir usul hatasının yapıldığını gösterdiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dairemizce bu hususa ilişkin değerlendirmede İtiraz-2, İtiraz-4 ve İtiraz-5 ile birlikte yapılacaktır.
İtiraz 4
Davacı tarafından; askı süreçleri bittikten sonra tekrar tekrar aynı planların değişikliklerle askı ilanına çıkarılmasının işleme sonsuz yetki vermek anlamına geldiği, planların adı ve niteliği değişmeden ilk askı sürecinden sonraki 2. ve 3. askı süreçleri ile hukukun önünün kapatıldığı, bu hususun anayasaya aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının askı sürecinde Bakanlığa iletilen itirazların değerlendirmesinin planlama sürecinin bir parçası olup itirazlara istinaden onaylanan çevre düzeni planlarının revizyon veya plan değişikliği olarak değerlendirilmesinin gerek planlama mevzuatı gerekse planlama ilke ve esasları açısından sakat olduğu, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 33. maddesi uyarınca İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na 1. ve 2. askı süreçleri sonucunda düzenleme yapılmayan kısımlarında plan kesinleşmiş olup düzenleme yapılan kısımlarda yönetmelik hükmü uyarınca planın yeniden onaylanarak ilan-askı işlemleri için İl Müdürlüklerine gönderildiği, bu açıdan bakıldığında planda herhangi bir revizyonun söz konusu olmadığı ve planının adının ve niteliğini değiştirecek herhangi bir işlem tesis edilmediği savunulmuştur.
Bilirkişi kurulunca;
Mevzuata göre yaşanması gereken sürecin; ilk defa askıya çıkan bir plan sonrasında gelen itirazlar doğrultusunda değişikliklerin yapılması, 60 gün sonunda sadece yapılan değişikliklerin nerelerde ve hangi gerekçe ile yapıldığını belirten bir rapor ile ilan edilmesi, ve yönetmeliğin 33. maddenin 6. bendine göre de askı süresinde yapılan değişikliklere tekrar itirazlar gelmişse planın getirilen itirazlar üzerine tekrar ele alınıp gerekiyorsa tekrar değişikliklerin yapılıp tekrar askıya çıkartılması olduğu, burada kilit olan noktanın: çevre düzeni planını hazırlayan kurumun planı 2. ve daha sonraki aşamalarda askıya çıkardığı durumda her seferinde sadece yapılan değişiklikleri askıya çıkarması ve bu değişiklikleri her seferinde gelen itirazlar dahilinde gerekçelendirerek ve mevzuatta belirtilen süre zarfında askıya çıkarması olduğu, bu yüzden Bilirkişi Kurulunun mevzuat doğrultusunda bir görüş bildirirse, davacının “ilk askı sürecinden sonraki 2., 3. Askı süreçleri ile hukukun önü kapatılmakta ve bu işlem anayasaya aykırılık taşımaktadır” iddasına katılmadığı, ancak tekrar altını çizmek gerekirse, mevuzatta belirtilen bu süreç doğru uygulanmaz ise, yani iddia edildiği gibi 2. ve/veya daha sonraki askı süreçlerinde planların tamamı her hangi bir gerekçe sunulmadan, yapılan değişiklikler gösterilmeden bir bütün olarak tekrar tekrar askıya çıkartılıyorsa burada mevzuatla çelişki anlamında bir sorun olduğu, davacının da itirazının anlam kazandığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dairemizce bu hususa ilişkin değerlendirmede İtiraz-2, İtiraz-3 ve İtiraz-5 ile birlikte yapılacaktır.
İtiraz 5
Davacı tarafından; Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Revizyon ve Değişiklikler Başlıklı 20. Maddesinde “Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır.” hükmüne göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Olur ile 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı tekrar onaylanan dava konusu planın isminin revizyon olarak geçmemesi nedeniyle planın yönetmeliğe göre usul yönünden aykırılık içerdiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının planın ilk defa onaylandığı 23.06.2014 tarihinden sonra, 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde onaylanmasına ilişkin itirazlarının herhangi bir dayanağının bulunmadığı, çevre düzeni planının askı sürecinde Bakanlığa iletilen itirazların değerlendirmesinin planlama sürecinin bir parçası olup itirazlara istinaden onaylanan çevre düzeni planlarının revizyon veya plan değişikliği olarak değerlendirilmesinin gerek planlama mevzuatı gerekse planlama ilke ve esasları açısından sakat olduğu, mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 33 üncü maddesi uyarınca İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na 1. ve 2. askı süreçleri sonucunda düzenleme yapılmayan kısımlarında plan kesinleşmiş olup düzenleme yapılan kısımlarda anılan yönetmelik hükmü uyarınca planın yeniden onaylanarak ilan-askı işlemleri için İl Müdürlüklerine gönderildiği, bu açıdan bakıldığında planda herhangi bir revizyonun söz konusu olmadığı ve planının adını ve niteliğini değiştirecek herhangi bir işlem tesis edilmediği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
“Yönetmeliğin 20. maddesi’nin 1. bendi gereği, 23.06.2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçek Çevre Düzeni Planı’ndan sonraki onaylanan planların hiç birinin kendinden önceki askıya çıkartılan planların ihtiyaca cevap vermemesi veya kendinden önceki planların vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilke ve politikalarının plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi nedeniyle hazırlanmadıkları bu yüzden 23.06.2014 tarihinden sonra onaylanan İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının revizyon sayılmamasının doğru bir karar sayılabileceği, yönetmeliğe göre ancak bölgesel etkilere yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin olması durumunda planlarda değişiklik değil revizyon yapılması gerektiği, dava dosyasında böyle bir arazi kullanım kararının 2. ve 3. kez askıya çıkan planlarda alındığına ilişkin delilin bulunmadığı, bir başka noktanın ise, usulen revizyon planların bütünü askıya çıkarken değişiklik yapılan planların sadece değişen kısımlarının gerekçe raporu ile birlikte askıya çıkartılacağı, bu zorunluluğun Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Planların ilanı, itirazlar ve kesinleşmesi” başlıklı 33. maddesinin 6. bendinde yazdığı, bu bakımdan ele alınırsa, 2. ve 3. kez askıya çıkartılan planların bir bütün olarak, planda hangi bölümlerin değiştirildiği söylenmeden askıya çıkartılmasının usulen bir revizyon yapıldığı izlenimi uyandırdığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce İtiraz-2, İtiraz-3, İtiraz-4 ve İtiraz-5’e ilişkin ortak yapılan değerlendirmede; Davaya konu planın ilk onay ve ilanını izleyen sürecin sonunda gelen itirazlar doğrultusunda yeniden değerlendirildiği, bu itirazların yoğunluğuna göre, itirazların değerlendirilmesinin ve karara bağlanmasının hele ki gelen itirazların sektörel ilişkilerin kurulması ile alakalı ise gerekli araştırmaları ve analiz ve sentez çalışmalarını tamamlamanın ve bu doğrultuda, onay ve ilan askı süreçlerinin zaman alabileceği, ayrıca itirazlar sonunda itiraz bulunmayan kısım ve paftaların kesinleştiği, kesinleşen ve itirazı karara bağlanan kısımlarda değişiklik yapılarak planın askıya çıkarıldığı, bu bağlamda çok sayıda yapılan itirazların karara bağlanmasının planın revizyonu niteliğinde bulunmadığı ve revizyon olarak nitelendirilemeyeceği davacının iddiaların planın onayı sonrasına ilişkin sürece yönelik olarak planın eleştirisi olabileceği, ancak hukuka aykırı kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 6
Dava dilekçesinde;
Dava konusu çevre düzeni planı plan sınırlarının planlama açısından bir bölge oluşturmadığı, plan açıklama raporunda planın sınırlarının belirlenmesine dair bir yaklaşım belirlenmediği, davaya konu planın havza, bölge veya il düzeyinde tanımlanmış herhangi bir sınıra oturmadığı gibi fiziksel açıdan da tanımlanabilir bir bölge olmadığı iddia edilmektedir.
Savunma;
14/08/2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hakkında Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli ve K:2012/8225 sayılı kararı ile verilen iptal kararının gereği olarak hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7 nci maddesi uyarınca 23.06.2014 tarihli ve 9948 sayılı olur ile onaylandığı, askı süresi içerisinde gelen itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde tekrar onanmış olan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Mahkeme kararının ifası gereği bölge bazında iki il sınırını kapsadığı, İzmir ve Manisa illerinin bir arada planlanmasının sadece iktisadi ve coğrafi açıdan bir bütünlük göstermelerinin bir sonucu değil, Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın iptaline gerekçe olan Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 sayılı kararının gereği olduğu, halihazırda dava dilekçesinde de neden bu iki ilin bir arada planlanamayacağına ilişkin herhangi somut bir delilin ortaya konulamadığı, mahkeme kararına aykırı herhangi bir idari işlem tesis edilmediği savunulmuştur.
Bilirkişi kurulunca;
Aynı nüfusa, coğrafi ve idari özelliklere sahip olmasalar da aynı havza içinde olmalarından ötürü, içinde bulundukları havza için alınacak parçacıl kararların havzanın diğer kısımlarını da etkileyebileceğinden hareketle ve özellikle Manisa ilindeki tarımsal ve sanayi gelişimlerinin İzmir’in ulaşım ağlarından ve işgücü potansiyelinden beslenmesi gerekçeleriyle İzmir ve Manisa illerinin 1/100.000 ölçekli aynı çevre düzeni planında yer almalarının uygun olduğu, Manisa ve İzmir illeri aynı havza sistemi içinde bulunduğundan ve bulundukları alan ekolojik anlamda benzerlik gösterdiğinden bu illerin aynı çevre düzeni planında yer almalarının 14.06.2014 tarihli ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar” başlıklı 6. Bölüm’ünde yer alan 18. Maddesi’ne aykırı olmadığı, ilaveten daha önce İzmir, Manisa ve Kütahya illeri birarada ele alınarak bir bölge olarak kabul edildiği ve 1/100.000 ölçekli planın buna göre yapıldığı, ancak açılan davalar ve bu kapsamda hazırlanan bilirkişi raporları sonucunda bu üç ilin mekansal, ekonomik ve coğrafi olarak bir bütünlük teşkil etmediği, havza veya bölge tanımı içermediği, bu üç il içinde İzmir ve Manisa illeri için böyle bir ilişkinin söz konusu olabileceği, ancak Kütahya ilinin de plan kapsamına katılmasının gerekçesi olmadığı yönünde planın iptaline karar verildiği, dolayısıyla davaya konu planın kapsamının İzmir ve Manisa illeri olmasının anılan mahkeme kararı ve bu karar kapsamında yapılmış olan bilirkişi incelemesinin sonuçlarıyla uyumlu olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu planın yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı İllerin coğrafi, ekonomik, toprak, İklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge (İBB) düzeylerine göre toplandığı göz önüne alındığında, idari sınırların esas alınmasının yanı sıra yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 7
Davacı tarafından; 6306 sayılı Büyükşehir Kanunu gereğince 30.03.2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerle birlikte Manisa ilinin Büyükşehir Belediyesi statüsüne geçtiği belirtilerek bu çerçevede plan onaylama yetkisinin de 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin 3 üncü bendinde mevcut hüküm uyarınca Büyükşehir Belediyelerine geçtiği ve dolayısıyla Bakanlığın yetkisi dışında bir işlemi onayladığı ileri sürülmektedir.
Savunmada;
Mevzuat hükümlerinde havza ve bölge bazında çevre düzeni planı onaylama yetkisinin Bakanlığa ait olduğu, 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’nun ilgili yerel idarelere bölge ve havza bazında çevre düzeni planı onaylama yetkisi vermediği, bununla birlikte Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 4. fıkrasında “Plan kademelenmesi uyarınca il bütününde yapılan çevre düzeni planları, yürürlükteki bölge veya havza düzeyindeki çevre düzeni planının genel kararlarına aykırı olmamak kaydıyla hazırlanır. ” hükmünün bulunduğu ve il bazında hazırlanacak çevre düzeni planlarının bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarına uygun olarak hazırlanması gerektiğinin açıkça belirtildiği, bu kapsamda davacının Manisa ve İzmir illerinde Bakanlığın çevre düzeni planı onaylama yetkisinin bulunmadığı ve büyükşehirlerde çevre düzeni planı onaylanması konusunda yetki karmaşası bulunduğu yönündeki iddialarının hukuki bir zemininin bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
04.07.2011 tarihinde onaylanan ve 27984 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinde: ulusal ve bölgesel nitelikteki, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji ve çevre düzeni planlarını Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar, hükmüne yer verildiği, davaya konu olan planın, aynı havzada bulunan ve birden fazla büyükşehir belediyesini sınırlarına dahil eden bölgesel nitelikteki bir çevre düzeni planı olması nedeniyle mevzuat gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onandığı, nitekim, örneğin Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay’da yaşanacak bir kirlenmenin hem İzmir’deki hem Manisa’daki tarım arazilerine olumsuz etki edeceği, yine örneğin Manisa il sınırları için getirilecek (veya getirilmeyecek) kirletici etkiye sahip sanayi alanı kararlarının İzmir ilindeki doğal yaşamı ve halk sağlığını da etkileyeceği, bu yüzden bölgesel nitelikte bir çevre düzeni planının bölgedeki ekosistemin korunması açısından gerekli ve önemli olduğu, böyle bir planı yapma, yaptırma ve onaylama yetkisinin kanun ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildiği, yukarıda sözü edilen KHK’nın 7. maddesinde “Büyükşehir belediyeleri sınırları içerisindeki çevre düzeni planlarını büyükşehir belediyeleri yapar ve onaylar” hükmünün bulunduğu, ancak Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen plan kademelenmesi gereği büyükşehir belediyelerince hazırlanacak ve onaylanacak çevre düzeni planlarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca hazırlanıp onaylanan bölgesel nitelikteli çevre düzeni planı kararlarına uygun olması zorunluluğu getirildiği, diğer taraftan, söz konusu yönetmelik maddeleri ile Bakanlığın bölge düzeyinde hazırladığı çevre düzeni planları ile Büyükşehir Belediyeleri’nce il düzeyinde hazırlanmış çevre düzeni planlarının işlevsiz hale getirildiğinin de bir gerçek olduğu, neticede çevre düzeni planlarının tanımı ve gösterim dili her ölçek çevre düzeni planları için aynı olup (1/25.000 ölçek hassasiyetinde grafiksel/şematik dil), sadece ayrıntıların değiştiği, fakat bu itiraz maddesi bağlamında ortada davaya konu planın iptalini gerektirecek bir durum söz konusu olmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
04.07.2011 tarihinde onaylanan ve 27984 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinde; ulusal ve bölgesel nitelikteki, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji ve çevre düzeni planlarını Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar hükmüne yer verilmiştir. Davaya konu olan plan, aynı havzada bulunan ve birden fazla büyükşehir belediyesini sınırlarına dahil eden bölgesel nitelikteki bir çevre düzeni planı olması nedeniyle mevzuat gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onanmıştır. Nitekim, bilirkişi raporunda da “örneğin Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay’da yaşanacak bir kirlenmenin hem İzmir’deki hem Manisa’daki tarım arazilerine olumsuz etki edeceği, yine örneğin Manisa il sınırları için getirilecek (veya getirilmeyecek) kirletici etkiye sahip sanayi alanı kararları İzmir ilindeki doğal yaşamı ve halk sağlığını da etkileyeceği bu yüzden bölgesel nitelikte bir çevre düzeni planı bölgedeki ekosistemin korunması açısından gerekli ve önemli olduğu ve böyle bir planı yapma, yaptırma ve onaylama yetkisi kanun ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildiği” ifadelerine yer verilmiştir.
644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7.maddesi hükmü uyarınca, birden fazla ili kapsayan çevre düzeni planının (aynı havzada bulunma ve birden fazla büyükşehir belediyesi sınırları dahil edilen bölgesel nitelik bir plan) Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onanmasının mevzuat gereği olduğu, alt ölçekli il çevre düzeni planlarının ise bölgesel nitelikte çevre düzeni planına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu açıdan hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 8
Davacı tarafından;
Dava konusu planın genel hükümlerinin 7.3 sayılı maddesindeki mevcut hükmün plan açıklama raporunun 2 nci sayfasında yer alan 2.3 sayılı plan hedeflerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin 7.3. sayılı maddesinde yer alan “yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamaları devam ettirilir. İmar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemleri gerçekleştirilebilir” hükmünün gerekçesinin; Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın iptal tarihinden İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın onanmasına kadar geçen sürede yürütülen planlama ya da ruhsatlandırma iş ve işlemlerinin göz ardı edilmemesi ve bu konuda iş ve işlem yürüten yöre halkının mağdur edilmemesi olduğu, davacının söz konusu hükmün planlama hedeflerine aykırı olduğunu iddia etmekle birlikte ortaya herhangi bir somut gerekçe koyamadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
İtiraza konu hüküm maddesinin, Plan Açıklama Raporu’nun 2. Sayfasında yer alan 2.3. sayılı plan hedefler bölümünde yer alan koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi hedefiyle çelişme riskini taşımakla beraber kazanılmış hakların korunmasının anayasal bir zorunluluk olduğu, söz konusu hüküm maddesi bu yasal zorunluluğu yerine getirmeyi amaçladığı bu hüküm maddesinin varlığına dayanarak davaya konu planın iptalini gerektirecek bir durum bulunmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının itiraz ettiği 7.3. sayılı maddesinde yer alan “yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamaları devam ettirilir. İmar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70’ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemleri gerçekleştirilebilir” hükmünün yargı kararıyla iptaline karar verilen çevre düzeni planından sonra yeni onaylanan ÇDP’nına kadar geçen sürede yürütülen planlama ya da ruhsatlandırma işlemleri ile oluşacak kazanılmış hakların korunmasına yönelik olarak getirildiği görüldüğünden bu hususa ilişkin kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 9
Dava dilekçesinde;
Planın genel hükümlerinin 7.6 sayılı maddesinde bulunan mevcut hükmün Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin tanımlar bölümünde yer alan çevre düzeni planı tanımı ile uyumsuz olmasının ve alt ölçek kararlarına bu ölçekten müdahale edilerek uygulamaya esas karar geliştirilmesinin açıkça planın ölçeğine aykırı bir karar olduğu ileri sürülmektedir.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin 7.6. sayılı maddesinin 16.11.2015 onay tarihli planda “İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planlarının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında üst ölçekli plan olan bu planın kararları ve hükümleri esas alınarak uygulama yapılır. Diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir ” şeklinde yeniden düzenlendiği, söz konusu hükmün İzmir ve Manisa İllerinde planlama, uygulama ve fonksiyon bütünlüğünün sağlanmasını amaçladığı, davacının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde tanımlanan çevre düzeni planının tanımını ortaya koymakla birlikte aynı yönetmeliğinin 6 ncı maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Plan kademelenmesi uyarınca il bütününde yapılan çevre düzeni planları, yürürlükteki bölge veya havza düzeyindeki çevre düzeni planının genel kararlarına aykırı olmamak kaydıyla hazırlanır.” hükmünü ise göz ardı ettiği, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının planlama bölgesi içerisinde üst ölçekli fiziki plan olup bu alanda yerel idarelerce yapılan alt ölçekli planlar üzerinde düzenleyici hükümler getirmesinde hukuka aykırı herhangi bir durumun bulunmadığı, bununla birlikte plan ölçeğinin dışında herhangi bir biçimde plan kararı getirilmesinin söz konusu olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
İtiraz konusu hükmün İzmir ili için 2 farklı kurum tarafından üretilmiş çevre düzeni planlarının birbirleri ile çelişen kararlarını ortadan kaldırmak açısından düzenlendiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayladığı davaya konu plan, bölge planı niteliğindeki bir çevre düzeni planı olduğundan Bakanlığın, Büyükşehir Belediyesinin il bütününde hazırladığı çevre düzeni planının kendi planı ile örtüşmeyen yerlerde revizyonunu yapması isteğinin Bilirkişi Kurulunca aynı planlama alanı için çelişkili plan kararlarının yürürlükte bulunmaması adına (ve Bakanlığın hazırladığı plan, planların kademelenmesi bağlamında daha üst-ölçek bir plan olduğundan) doğru bir karar olarak değerlendirilebileceği, ancak burada atlanılmaması gereken bir durumun, daha önce onaylanmış olan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında kentin gelişme desenine, gelişmenin denetimine, koruma alanlarına ilişkin stratejik kararlar oluşturulmuşsa (ki 1/25.000 ölçekli plan da stratejik kararların oluşturulduğu bir plan ölçeği olduğu), bunların 1/100.000 ölçekli planda korunarak sürdürülmesinin o kentte sağlıklı gelişmenin sağlanması ve ana plan kararlarının sürekliliği açısından önemli olabileceği, bu durumun her karar için geçerli olmayabileceği; ancak stratejik önemdeki kararlarda 1/25.000 ölçekli planın öngörüsünün korunmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından gerekli görüldüğü durumların söz konusu olabileceği, bu durumda özellikle de 1/100.000 ölçekli planda stratejik bir anlamı ve gereği olmaksızın, 1/25.000 ölçekli planın stratejik bir ana kararını ortadan kaldıran veya zedeleyen bir plan yaklaşımı saptandığı durumlarda, bunun irdelenmesi gerektiği,
Özetle, görünürde aynı planlama alanı için çelişkili plan kararlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir hüküm maddesinin, sağlıklı çevrelerin yaratılması hususunda 1/25.000 ölçekli planın almış olduğu bir kararın yerine başkasını vererek o kentte sağlıklı gelişmenin sağlanamamasına ve ana plan kararlarının sürekliliğinin bozulmasına sebebiyet verebileceği, bu yüzden, 1/25.000 ölçek çevre düzeni planının her kararının doğru kabul edilip, davaya konu plana işlenmesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağının kabulü bir yana, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının getirdiği kararlarla davaya konu planın çeliştiği noktalarda titiz bir değerlendirmenin yapılması gerektiği,
İtiraz maddesinde belirtilen bir başka konunun, “planın ölçeği gereği olmaması gereken alt ölçek kararlarına bu ölçekten müdahale edilip uygulamaya esas karar geliştirilmesinin açıkça planın ölçeğine aykırı” olduğuna ilişkin itiraz olduğu, her ne kadar söz konusu itiraz bağlamında davacı, itirazına örnek/delil sunmasa da konu hakkında genel bir değerlendirme yapmak gerekirse: Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesi’nin 1. Bendinin “ğ” fıkrasında, çevre düzeni planları için “İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması,… esastır” hükmüne yer verildiği, plan paftalarının incelenmesi sonucunda planın gösterim dili olarak plan kararlarının ifade edildiği şematik bir gösterim ve notasyonların bulunduğu gözlenmekle beraber, yer yer bu ölçeğin ayrıntı düzeyini aşan ve stratejik bir anlamı olmayan, bu ölçekte bir stratejik kararın konusu olmaması gerektiği halde yeni bir plan kararı olarak bu plan ile getirilmiş olduğu vurgusu yapılan yerlerin de bulunduğu, Bilirkişi Kurulunun bu noktaları incelemiş olduğu dosyalarda belirttiği, bu tür gösterim sorunlarının örneğin bir kırsal yerleşim alanında aşırı ayrıntılı bir gelişme alanı “biçimi” tarif edilmesi gibi durumlarda mevcut olduğu, genel bir gelişme yönü ve büyüklüğü tarif etmek yerine, çok ayrıntılı olarak gelişmenin “formu” tarif edilince, parsel bazında bir karar getirildiği algısının oluştuğu oysa, 1/100.000 ölçekli planın bilindiği gibi üzerinden ölçü alınıp parsel bazında tartışmalara konu edilmemesi gereken planlar olduğu bir kırsal yerleşimin kentsel dokuyla bütünleşeceği, önemli bir mekansal büyüme göstereceği gibi bir kararın stratejik karar çevre düzeni planının konusu edilebileceği; ancak bu gelişmenin biçiminin ayrıntılı biçimde neredeyse parseller baz alınarak tarif edilmesinin yer yer çevre düzeni planının genellik düzeyini ve şematik dilini olumsuz etkilediği, imar planı ölçeğinde uygulamanın nasıl yapılacağını tarif eden bir plan niteliği kazandırdığı, bu genel saptama kapsamında, Bilirkişi Kurulunun yer yer aşırı ayrıntıda tariflenen gelişme alanı gibi gösterimler olmasına rağmen, bu durumun genellikle stratejik önemi daha düşük konular açısından olduğu, planın genel bir şematik dili bulunduğu görüşünde olup, bu yöndeki eksikliklerin planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmediği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mevzuat hükümler gereğince plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu bağlamda davaya konu planın onayından önce yürürlükte bulunan il çevre düzeni planı hükümlerinin bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu ve revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında, bu plan kararlarının geçerli olduğunu düzenleyen davaya konu plan notunda mevzuata aykırılık bulunmadığı, bilirkişilerin diğer tespitlerinin planın eleştirisi olabileceği kabul edilmekle birlikte hukuka aykırılık nedeni olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 10
Dava dilekçesinde;
Gereksinimden fazla alanın kentsel gelişme alanının planlandığı, bu durumun doğal değerlerin yok olmasına sebep olacağı, kentsel ve kırsal kaynakları tüketen ve sürdürülemez olan kentsel saçaklanmanın desteklenmesinin planlama bölgesi için geri dönülemez kayıplara yol açacağı ileri sürülmüştür.
Savunmada
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen, kentsel gelişme alanlarının, planın hedef yılına ilişkin nüfus kabulleri, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimleri esas alınarak belirlendiği, ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı, bu çerçevede planın temel ilke ve stratejileri açısından kentsel yerleşime uygun bulunan alanlarda kentsel gelişme alanlarının önerildiği, söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının bu alanların alt ölçekli planlarda kesin olarak yerleşime açılması gerekliliğini doğurmadığı, çevre düzeni planında gösterilen kentsel gelişme alanlarının, alt ölçekli planlama çalışmaları sırasında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler doğrultusunda ilgili idaresi tarafından değerlendirileceği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
1-Kent planlama yazınında “kentsel saçaklanma” teriminin bir birlerinden kopuk, sürekli olmayan ve düzensiz yayılan/büyüyen yerleşim örüntülerini ifade etmek üzere kullanıldığı, planlamanın amacının ise fiziki mekanı düzenlemek, bütün içinde bir düzen oluşturmak ve düzensiz yayılımı kontrol altına almak olduğu, bu düzenlemenin ve kentsel yayılımın kontrolünün sağlanmasının bir nedeninin, özellikle çevresi tarım arazileri ve doğal değerleri olan alanlarda bu tür değerlerin yok olmasını engellemek olduğu, kentsel saçaklanma stratejisi ile büyümeyi desteklemek, tarım arazileri ve doğal değerleri barındıran bölgeler için bu değerlerin varlıklarını sürdürlemeleri açısından bir tehdit olduğundan sorun teşkil edeceği,
Plan Açıklama Raporu’nda “kentsel saçaklanmanın” yerinde bir kaygıyla “sorun” olarak ifade edildiği, örneğin Plan Açıklama Raporu, sayfa 6′ da “Ülkemizin üçüncü büyük kenti olan İzmir çevresinde ortaya çıkan gelişmeler ve saçaklanmalar, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı çalışmasının önemli sorun alanlarının başında gelmektedir” cümlesinin yer aldığı, itiraza konu olan cümlenin, Plan Açıklama Raporu’nun 9. Sayfasında İzmir Merkez Kentin mevcut durumunun değerlendirildiği bölümde geçtiği, bu bölümde İzmir Merkez Kentin sürekli nüfus almakta olduğundan ve yoğunluğunun giderek arttğından ve daha sonra sözü edilen itiraz cümlesinde görüldüğü üzere kentin saçaklanma eğiliminde olduğundan bahsedildiği, “İzmir Merkez Kent ve çevresinde var olan eşikler ve sanayi gelişmelerinde son yıllarda daha da artan, merkezden uzaklaşma eğilimi dikkate alındığında, kentin saçaklanma alanlarına ve merkezden uzaklaşan sanayi alanları çevresindeki yerleşim alanlarına sıçraması da kaçınılmaz görünmektedir.” ve “Bu nedenle; planlama kararlarının oluşturulması aşamasında, merkez kentten kaynaklanan nüfus yükünün öncelikle onaylı imar planı bulunan, yerleşik alan içinde ve çevresindeki henüz yapılaşmamış alanlarda eritilmesi, bu alanların yeterli olmaması durumunda, eşik sınırlarına dayanmış merkez kenti zorlayacak yeni gelişme alanları önermek yerine, merkez kente yakın konumlanmış çevre yerleşmelerde, bu yerleşmelerin kendi gereksinmelerinin üzerinde planlanmış olan alanlardan, koruma kararlarıyla çelişmeyen bölümlerin kullanılması ilkesel olarak benimsenmiştir.” cümlelerinden de anlaşılacağı üzere, itirazda geçen “kentsel saçaklanma” ifadesinin daha çok bir durum tespiti yapmak için kullanıldığı, davaya konu planın, İzmir Merkez Kentin yoğunluğunun uç noktalara dayandığından gelecekteki nüfus yükünün öncelikle imar planı bulunan, yerleşik alan içinde ve çevresindeki henüz yapılaşmamış alanlarda (yani saçakta olmayan alanlarda) konumlanması gerektiğini, bu alanların yeterli olmaması durumunda bir sonraki aşamada bölgede yeni nüfus çekim alanları yaratmak yerine (dolayısıyla bir bakına çevredeki tarım arazilerini ve doğal alanları daha fazla koruyabilmek adına) zaten kentten kopuk yapılaşmaya başlamış ve sosyal donatı eksiği olan yerleşimlerin çevresinde koruma kararlarıyla çelişmemesi kaidesiyle düzenli, sağlıklı yerleşimler için gerekli altyapı hizmetleri ve donatı alanları olan yapılaşmalar önerilmiştir dediğini, bu kararın, çevredeki doğal değerlerin ve mutlak tarım arazilerinin korunması ve gerekli sosyal donatılardan ve altyapıdan yoksun büyüyen yerleşimlerin daha sağlıklı bir biçimde büyümesi kaygısı ile alınmış bir karar gibi durduğu ve bu yüzden sözü edilen ifadelerden plan hedefleri ile çelişmektedir sonucunun çıkartılmadığı,
-Özetle, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla hazırlanılmaması gerektiği, bu tür bir yaklaşımla hazırlanan planların gereksimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlandığı iddiasını beraberinde getireceği, ama planlama sürecinde alınan kararlar bilimsel yöntemlere dayalı gerekçeli bir süreç sonunda elde edilmediği için bu iddiaların doğru olmadığını hiç kimsenin kanıtlayamayacağı, çevre düzeni planları gibi üst ölçek planların bilimsel yöntemlere dayanmayan süreçlerle elde edilmesinin başta planın koruma ile ilgili amaç ve hedefleri ile uyuşmayan, kamu yararı adına doğru kararların alınmasının önünü tıkayan bir durum yarattığı, davaya konu planda izlenen ve bilimsel temeller üzerine oturmayan bu sürecin, İzmir ve Manisa gibi tarım arazileri ve doğal sit alanları eşsiz ancak kentleşme baskıları ile bu değerlerini giderek kaybeden bir bölgede gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılması gibi bir sorunu tetiklediği, 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde davacının talepleri doğrultusunda belirtilen sorunlar dahilinde her hangi bir değişikliğin yapılmadığı,
(2) Nüfus projeksiyonu hesaplarında kullanılan nüfus hesaplamarının güncel olup olmadığı konusu
Bu konunun 13 sayılı itiraz maddesine sunulan açıklamalarda tekrar ele alınacağı, konu hakkında kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse, davaya konu Plan Açıklama Raporunun nüfus projeksiyonu hesaplamaları yapılırken 2000 ve 2008 yılları verilerinin kullanıldığını söylediği, 13 sayılı itiraz maddesine davalı tarafından yapılan savunmada ise Plan Açıklama Raporu’nun hazırlandığı 2014 yılı içinde TÜİK’den elde edilebilen en güncel veri olan 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları olduğu, ancak Plan Açıklama Raporu’nda sehven 2008 yılı ifadesinin yer aldığının belirtildiği, elbette bu açıklama doğruysa sadece İzmir ilindeki yerleşim yerlerinin nüfus hesapları yapılırken geçerliliğinin olabileceği, Plan Açıklama Raporu’nda Manisa Merkez Belediyesi’nin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2025 nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı ve bu raporun en son 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullandığının açıkça söylendiği, 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u” ile ilk defa onaylanan bir planın 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullanarak 2025 yılı nüfus tahminlerinin yapıldığı bir raporu kullanmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı, güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesi gerektiği, bu durumun Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracağı,
İlaveten, Bilirkişi Kurulunun gerçekten İzmir ilindeki kentsel gelişim alanlarının TÜİK’den elde edilen 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları kullanılarak hesaplanıp hesaplanmadığını dava dosyasındaki delillerin yetersizliğinden dolayı bilemediği, plan Açıklama Raporu’nda sunulan bilgiler ile davalının savunmasının bir birleri ile uyuşmadığı, eğer davalının savunması doğruysa sadece İzmir ilindeki kentsel gelişme alanlarının 2025 nüfus tahminleri yapılırken nüfus projeksiyon modeline en güncel verilerin girildiği sonucunun çıkartabileceği, Aliağa, Çeşme, Dikili, Foça ve İzmir Merkez Kent İçin Nüfus Hesaplamaları tablosunda açıkça görüleceği üzere Bilirkişi Kurulunun doğrusal bir eğri modeli kullanarak sadece Plan Açıklama Raporundan elde ettiği 2000 ve 2005 yılı nüfus verileri ile İzmir ilindeki her yerleşim yeri için 2025 yılı nüfusunu elde edebildiği ve elde ettiği bütün rakamların Plan Açıklama Raporu’nda sunulan 2025 nüfus tahminleri ile üç aşağı beş yukarı ve bazen de bire bir örtüşdüğü, 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarının kullanımının daha güncel verileri (2005 yılından sonra 8 yıllık bir fark) içerdiğinden Plan Açıklama Raporu’nda sunulan 2025 yılı nüfus projeksiyonu rakamlarına (veya daha güvenilir gerçekçi nüfus tahminlerine) yaklaşmak anlamında bir fark yaratması gerektiği, ancak 2000 ve 2005 yılları nüfus verileri baz alınarak ve doğrusal bir eğri modeli kullanılarak 2025 yılı nüfus tahminin elde edildiği ve bu değerlerin plan açıklama raporunda sunulan 2025 nüfus tahminleri ile karşılaştırıldığı tablodan da görüleceği üzere Kurulun 2013 nüfus verileri olmadan sunduğu 2025 yılı projeksiyonları ile Raporun 2013 Nüfus verilerini kullanarak oluşturduğunu iddia ettiği tahminler arasında önemli bir fark olmadığı, sunulan tablonun, davalının dava dosyasında “İzmir ilindeki yerleşimlerin nüfus hesaplamalarında 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarının kullandığı” iddiasını ciddi derecede şüpheli hale getirdiği,
10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçek Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nin Plan Açıklama Raporu’nda güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorunun giderildiği, son çevre düzeni planının 2017 nüfus verilerini kullandığı, bu doğrultuda güncellenmiş plan açıklama raporunun Tablo 3’ünde 2000 ve 2005 yılı nüfuslarına yer verilmediği, 2017 yılına ait nüfus verisinin paylaşıldığı, buradaki sıkıntının: davaya konu planda olduğu gibi 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nin bir araştırma raporunun olmadığı, bahsedilen araştırma raporunun varlığının, bu raporun nereden alındığının bir soru işareti olmaya devam ettirdiği, 2 farklı tarihte hazırlanmış (biri 16.11.2015 onay tarihli, diğeri 10.10.2018 onay tarihli) Plan Açıklama Raporu’ndaki ifadelerin, bahsedilen araştırma raporunun aynı araştırma raporu olma ihtimalini ortadan kaldırdığı, nitekim 2015 yılında onaylanan planın yararlandığı araştırma raporunda 2017 nüfus verilerinin yer alamayacağının aşikar olduğu, şayet başka bir kurumun araştırma raporundan faydalanılıyorsa bu durumda da planın amaç ve hedefleri ile uymayan nüfus projeksiyonlarının kullanılması durumunun nüksettiği, bu durumun açıklanması gerektiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi kurulunca davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tespitlerinin hatalı olması tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmemiştir. (Ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onaylı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorun giderilmiştir.) Nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararları varsa davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanlar (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı incelenmektedir.
Diğer taraftan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının; planın hedef yılına ilişkin nüfus kabulleri, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimleri esas alınarak belirlendiği ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının bu alanların alt ölçekli planlarda kesin olarak yerleşime açılması gerekliliğini doğurmadığı çevre düzeni planında gösterilen kentsel gelişme alanlarının, alt ölçekli planlama çalışmaları sırasında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler doğrultusunda ilgili idaresi tarafından değerlendirileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Nitekim (**) sembolü altında belirtilen hususlar doğrultusunda; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
İtiraz 11
Dava dilekçesinde;
Dava konusu plan hazırlanırken nitelikli bilimsel, teknik araştırmaların yapılmadığı ve kamu kurum ve kuruluşlarından gerekli ve yeterli görüşlerin alınmadığı ve bu doğrultuda verilen kararların kente yönelik telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmış olup yeni bir plan hüviyetine sahip olmadığı, dava konusu planın iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
-Davalı kurumun da vurguladığı üzere dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın güncel bir araştırma raporunun bulunmadığı dava konusu olan ve ilk kez 2014 yılında askıya çıkartılan İzmir-Manisa çevre düzeni planının, Danıştay kararı doğrultusunda iptal edilen 2007 tarihli Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu’nu altlık olarak kullandığı, Plan Araştırma raporuna ilişkin değerlendirmede 2 noktanın öne çıktığı, birincisinin yönetmeliklerle alakalı olduğu, 2007 tarihinde onaylanıp 2012 tarihinde iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, planın hazırlandığı tarihte yürürlükte olan 11.11.2008 tarihli 27051 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik uyarınca hazırlandığı, davaya konu planın ise Mekansal Planlar Yönetmeliğine göre hazırlandığı, bu iki yönetmeliğin plan araştırma raporlarının içeriğini tamamen ayrı tanımladığı, örneğin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği “planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalar ile birlikte bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar yapılır ve araştırma raporları bu bilgileri içerir” derken, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğini; plan araştırma raporlarında bu bilgilerin aranması gerektiğini belirtmediği davalının bu noktadaki dayanağının “söz konusu İzmir-Manisa çevre düzeni planı mahkeme kararının ifası gereğidir” savı olduğu, ancak durum böyle olsaydı İzmir-Manisa çevre düzeni planın Mekansal Planlar Yönetmeliği’ne değil yürürlükten kaldırılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik çerçevesince değerlendirilmesinin gerektiği, davaya konu planın Mekansal Planlar Yönetmeliği’nde anılan şartların yerine getirildiğini davalı kurum bir çok dava dosyasında dile getirdiği, bu bakımdan davaya konu planın araştırma raporunun da güncel yönetmelik çerçevesince hazırlanmasının bekleneceği,
-İkinci ve daha önemli olarak, 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark olduğu, bu 5 yıl süre zarfında bölgenin sunduğu sorunlar ve potansiyellerin ne kadar değiştiğinin dava konusu planı hazırlayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı için sorulması gereken bir soru olduğu, sorunlarda ve potansiyellerde bir değişimin olup olmadığını anlamak için bölgenin güçlü ve zayıf yönleri, fırsatları ve tehditleri için analiz çalışmasını en güncel veriler üzerinden tekrar yapmak gerektiği, her şeyden önce Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi çalışması yapılırken gündemde olmayan fakat İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı yapılırken davaya konu planda yer alan büyük projelerin varlığının söz konusu olduğu (örneğin İzmir-İstanbul ulaşım bağlantısı, İzmir Limanını güçlendirmeye yönelik Lojistik Merkezler) bu tür projelerin planlanan bölgede fırsat ve/veya tehdit yaratacağının aşikar olduğu ve saptanacak bu fırsatların/tehditlerin plan kararlarını da etkileyeceği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin, mekânsal planlar yapılmadan önce bu tür fırsat ve tehditlerin saptanması gerektiğini hükmettiği, bu tür analizlerin aynı zamanda doğru planlama kararlarının alınması için de şart olduğu,
-Bir başka hususun da Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hazırlandığı tarih ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında geçen süre zarfında davaya konu planın altlık olarak kullandığı verilerin (tarım arazileri, orman alanları, kentsel yerleşik alan sınırları gibi) güncellenip güncellenmediği konusu olduğu, plan araştırma raporlarının güncellenmesinin bu bağlamda kamu yararı ve ekolojik değerlerin korunması bağlamında en doğru plan kararlarının alınması için hayati öneme sahip olduğu, davalının itiraz maddesine olan savunmasından (“davaya konu bu plan iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmıştır”) da açık olarak iptal edilen değil ama davaya konu bu plan kapsamında yeterli ölçüde, nitelikte bilimsel, teknik araştırma ve incelemelerin yapılmadığı ve güncel verilerin toplanmadığının anlaşıldığı, bilirkişi Kurulunun davaya konu olan plana farklı kurumlar tarafından açılan ve pek çok itiraza konu olan dava dosyalarının bir nedenini planın hazırlığı aşamasında kurumlarla olan iletişimsizliğe, görüşlerinin alınmamasına dayandırdığı, yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği ve Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaları kanıtlayan somut verilerin oluşmadığı ve bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 12
Dava dilekçesinde;
Planın kalkınma planlarını veri olarak almadığı, sektörel yatırım kararlarını içermediği, koruma alanlarını belirlemediği, koruma ve kullanma dengesini gözetmediği, daha önceki iptal kararlarının gerekçelerini yerine getirmediği ve alt ölçekte yapılmış planlama kararlarının kolajı niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Plan kararlarının alt ölçekli planlara yön verecek şekilde koruma kullanma dengesi gözetilerek geliştirilmiş olup bölgeye ilişin politika ve stratejilerin bulunmadığının doğru olmadığı ayrıca iddia edildiği gibi kentsel gelişme alanları belirlenirken alt ölçekli planlama kararlarının kolajı niteliğinde bir çalışma yapılmadığı, planlama çalışması sırasında yerleşmelere ait onaylı imar planlarının, kentsel gelişme alanlarının belirlenmesinde dikkate alınan hususlardan biri olduğu, önerilen gelişme alanlarının yerleşmelerde var olan mevcut imar planları ile karşılaştırmasının yapıldığı, imar planlarının yeterliliğinin de ayrıca değerlendirildiği, onaylı imar planları analiz edilerek mevzuata, mekânsal gelişme eğilimlerine, doğal ve yasal eşiklere uygun olarak belirlenmiş gelişme alanları kabul edilerek çevre düzeni planı kararları ile bütünleştirildiği, yerleşmelerin sahip oldukları onaylı imar planları yapılan hesaplamalar ile yeterlilik açısından test edilerek, 2025 yılı için yeterli ya da fazla olduğu belirlenen planlar genel olarak kabul edilip ve bu planlara ekleme yapılmazken, planı yetersiz olan yerleşmelerin imar planlarına gereksinimler doğrultusunda eklemeler yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
(1) Davaya konu planın sektörlere ilişkin (örneğin ulaşım, turizm, tarım, enerji ve yerel kalkınma politikaları vb.) politikaları içerip içermediği konusunda,
Davaya konu planda her sektöre ilişkin politikalar madde madde sıralanmasa da, Plan Açıklama Raporu alıntılanan örneklerde görüleceği üzere farklı sektörlere ilişkin politikalar içerdiği,
(2) Davaya konu planın ülke bütününde yapılan kalkınma planlarını veri almamakta, atıfta bulunmamakta olduğu iddiasına ilişkin:
14.06.2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. Maddesinin “ı” bendinin ülke kalkınma politikaları ve bölgesel gelişme stratejilerini mekânsal düzeyde ilişkilendiren planın mekânsal strateji planı olduğunu hükmettiği, aynı yönetmeliğin 19. Maddesinin “a” fıkrasına göre ise “varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğunun sağlanması” diyerek ülke bütününde yapılan kalkınma planlarını veri alması ve atıfta bulunmasının istenildiği, üst ölçek çevre düzeni planlarının bu tür üst ölçek verileri hesaba katmadan, atıfta bulunmadan hazırlanmasının keyfi kararların alındığı bir planlama sürecini doğuracağı, plan raporlarında ülke ve bölge ölçeğinde yapılan kalkınma planlarının bir veri olarak alındığını ve bunun neticesinde bu planlar doğrultusunda önermelerin yapıldığına ilişkin her hangi bir not/bilginin yer almadığı, bu yüzden, plan kararlarında sanayi alanları ve turizm tesis alanları için önerilen leke büyüklüklerinin, planda daraltılan tarım arazileri gibi arazi kullanımları için getirilen kararlarının bir nedenselliğe oturtmanın güç olduğu, nitekim bu durumun, bu dava dosyasındaki ileriki itiraz maddelerinde de görüleceği üzere kimi yerleşim yerlerinin etrafında mevcutta makul büyüklükte sanayi alanları varken bunların niçin kat ve kat büyütüldükleri, bunların hangi üst ölçek strateji ve politikalara oturtulduğu sorusunu doğurduğu, bu noktalarda Plan Açıklama Raporunun yetersiz kaldığı
(3) Davaya konu planın koruma alanlarını belirleyip belirlemediği konusu
Bu itiraz maddesinde davacı, davaya konu planda noktasal olarak örneğin hangi koruma alanlarının belirlenmediğini belirtmediğinden Bilirkişi Kurulunun bu itiraz maddesi altında ancak genel bir değerlendirme yapabileceği, birinci olarak planın kullandığı grafik/şematik dil ile alakalı olduğu, genel olarak planda kullanılan grafik dilin yerinde olduğu, ancak bazı noktasal itirazlarda da belirtildiği üzere örneğin bir Arkeolojik Sit alanının sadece “A” notasyonu ile gösterilmesi ve bu notasyona dayanan bir kentsel gelişme alanı kararının planda gösterilmesinin kimi zaman planın koruma alanlarını yeterince düşünmediği hissini uyandırdığı, genel olarak bu durumun plan iptalini getirecek bir konu olarak görülmediği, ikinci, ve daha önemli olarak ise, davaya konu plan onaylanmadan önce onaylanan üst ölçek planların mevcut olduğu, daha önceki planlarda korunması amaçlanan alanlar (tarım arazileri, orman koridorları, ağaçlandırılacak alanlar) davaya konu bu plan ile işlev değiştiriyorsa bunun irdelenmesi gerektiği, davaya konu plan diğer daha önceki onaylanmış planların üzerinde bir plan olup daha alt ölçek plan kararlarının davaya konu bu plana doğrudan işlenmesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağı, ancak senelerdir korunmaya, yaratılmaya çalışılan orman koridorları, tarım arazisi koridorları davaya konu bu plan ile kentsel gelişim alanı ilan ediliyorsa – ki davaya konu bu plan için getirilen itirazların bir kısmı bununla alakalı olduğu – davaya konu planın yeterince koruma-kullanma dengesini gözettiğinin, ekolojik dengeleri, doğal alanları ve tarım arazilerini koruma kaygısında olduğunun söylenemeyeceği,
(4) Davaya konu planın koruma ve kullanma dengesini sağlayacak kararları üretip üretmediği konusu
Bu itiraz maddesinde davacı, davaya konu planda noktasal olarak örneğin hangi alanlarda koruma-kullanma dengesinin sağlanmayan kararlar üretildiğini belirtmediğinden Bilirkişi Kurulunun bu itiraz maddesi altında genel bir değerlendirmede bulunacağı, ileriki itiraz maddelerinde de görüleceği üzere bölgede etrafı mutlak tarım arazileri ile çevrili yerleşim yerlerine her hangi bir açıklaması olmadan, bilimsel/istatistiksel yöntemlere dayalı tekniklerle hesaplanmayan devasa büyüklükte kentsel gelişme alanları ve sanayi alanlarının önerildiği, diğer dava dosyalarında örneğin, bunun belirli bir sanayi doygunluğuna ulaşmış olan Aliağa bölgesine önerilen yeni sanayi alanlarında ve ilgili depolama alanlarında, bu dava dosyasında örneğin, Menderes yerleşiminin etrafında önerilen ve mevcut yerleşme boyutundan daha büyük önerilen kentsel gelişme alanlarında, Kemalpaşa’nın kuzeyinden doğusuna kadar uzanan tarım arazileri üzerinde devasa büyüklükte önerilen kentsel gelişme alanlarında görüldüğü, bu örneklerin çoğaltılabileceği, bütün bu örneklerin davaya konu planın koruma-kullanma dengesinde etrafı tarım arazileri, ormanlar, doğal sit alanları olan kimi yerleşim yerlerinde önerilen geniş alanlar kaplayan yeni sanayi alanlarının, turizm tesis alanlarının, tercihli kullanım alanlarının, kentsel gelişme alanlarının koruma-kullanma dengesinde dengeyi korumanın değil de kullanım yönüne çektiği izlenimini oluşturduğu,
(5) Davaya konu planın kentsel gelişme alanlarını belirlerken alt ölçeklerde üretilmiş olan planlama kararlarının bir kolajı niteliğinde olup olmadığı konusu
Bu itiraz maddesi altında davacının bu itirazını destekler gerekçeler/kanıtlar sunulmadığı, ancak bu konu hakkında da genel bir değerlendirme yapılırsa plan paftalarının incelenmesi sonucunda planın gösterim dili olarak plan kararlarının ifade edildiği şematik bir gösterim ve notasyonların bulunduğu gözlenmekle beraber, yer yer bu ölçeğin ayrıntı düzeyini aşan ve stratejik bir anlamı olmayan, bu ölçekte bir stratejik kararın konusu olmaması gerektiği halde yeni bir plan kararı olarak bu plan ile getirilmiş olduğu vurgusu yapılan yerlerin de bulunduğu, bu tür gösterim sorunlarının örneğin bir kırsal yerleşim alanında aşırı ayrıntılı bir gelişme alanı “biçimi” tarif edilmesi gibi durumlarda mevcut olduğu, genel bir gelişme yönü ve büyüklüğü tarif etmek yerine, çok ayrıntılı olarak gelişmenin “formu” tarif edilince, parsel bazında bir karar getirildiği algısının oluştuğu, oysa 1/100.000 ölçekli planın bilindiği gibi üzerinden ölçü alınıp parsel bazında tartışmalara konu edilmemesi gereken planlar olduğu, bir kırsal yerleşimin kentsel dokuyla bütünleşeceği, önemli bir mekansal büyüme göstereceği gibi bir kararın stratejik karar olabileceği ve çevre düzeni planının konusu edilebileceği, ancak bu gelişmenin biçiminin ayrıntılı biçimde neredeyse parseller baz alınarak tarif edilmesinin yer yer çevre düzeni planının genellik düzeyini ve şematik dilini olumsuz etkilediği, imar planı ölçeğinde uygulamanın nasıl yapılacağını tarif eden bir plan niteliği kazandırdığı bu yöndeki eksikliklerin planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmediği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu planın farklı sektörlere ilişkin politikalar içerdiği, davacının itiraz konularında noktasal ve somut itirazlarının bulunmadığı, bu noktasal itirazların ayrı bir incelemeye tabi tutulacağı, genel ve soyut iddiaların bu bağlamda değerlendirilemeyeceği, nitekim dosya kapsamında ileride bu incelemenin yapılacağı, bilirkişi kurulunun genel tespitlerinin ise planın bir eleştirisi olabileceği, iptal nedeni olmadığı, bu itibarla planı hukuka aykırı kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 13
Dava dilekçesinde;
Plan açıklama raporunda plana esas nüfus verilerinin muallak olduğu, İzmir’in bazı ilçelerinde 2025 yılı nüfusunun TÜİK’in illere ve bölgelere göre ortalama nüfus artış oranlarının çok üstünde olduğunun görüldüğü ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Planlama Bölgesi içinde mevcut nüfusun illere göre gelişimine yönelik tahminlerin, planın hedef yılı olan 2025 yılında ortaya çıkması olası nüfus büyüklüklerini, matematiksel yöntemlere dayanarak belirlendiği, farklı yöntemlerin ortalamasından elde edilen projeksiyon nüfus değeri, her yerleşme için ayrı ayrı değerlendirilerek, yerleşmelerin gelişme eğilimleri, varsa yerleşmede veya bölgede getirilen önemli sektörel kararların etkisi ve 2013 yılı nüfus verileri dikkate alınarak kabul nüfus değeri olarak belirlendiği, kabul nüfus değerinin belirlenmesinde, nüfus artış eğiliminin göz önünde bulundurması amacıyla kullanılan nüfus verilerinin, Plan Açıklama Raporu’nun hazırlandığı 2014 yılı içinde TÜİK’den elde edilebilen en güncel veri olan 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları olduğu, ancak Plan Açıklama Raporu’nda sehven 2008 yılı ifadesinin yer aldığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
2014 yılında ilk defa onaylanan bir çevre düzeni planının güncel nüfus verilerini kullanmamasının kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı, bu yaklaşım biçiminin, davaya konu planda davalıyı yanlış ve gereksinimden fazla/az gelişme alanı belirleme kararlarına itmesi bakımından sorunlu bir yaklaşım olduğu, bu tür bir yaklaşım biçiminin sadece yanlış alan büyüklüklerinin hesaplanmasını beraberinde getirmeyeceği, aynı zamanda örneğin gereksinimden fazla alanların yapılaşmaya açılması ile bölgedeki doğal varlıklar, kültürel ve tarihi alanlar ve tarım arazilerinin korunması açısından da bir tehdit oluşturacağı, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen üst ölçek çevre düzeni planlarının güncel verileri kullanarak plan kararlarını almasının kamu yararı adına en doğru kararların üretilmesi için bir zorunluluk olduğu, nitekim, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. maddesinin çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlardan (en güncel) demografik verilerin elde edilmesini şart koştuğu, 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planının plan açıklama raporunda sunulan tüm tablolarda sadece 2017 yılının nüfusu ve 2025 yıllı için bir nüfus tahmini verildiği, dolayısıyla güncellenmiş raporun güncel nüfus ile hesaplamalarını yaptığını ancak 10.10.2018 tarihinde Plan Açıklama Raporu’nun bu doğrultuda bir bütün olarak elden geçirildiğinin söylenemeyeceği, raporun kendi içinde çelişkiler barındırmaya devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi kurulunca davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tespitlerinin hatalı olması tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmemiştir. (Ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onayı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorun giderilmiştir.) Nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararları varsa davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanlar (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı incelenmektedir.
Diğer taraftan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının; planın hedef yılına ilişkin nüfus kabullerinin, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimlerinin esas alınarak belirlendiği, ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı, söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının bu alanların alt ölçekli planlarda kesin olarak yerleşime açılması gerekliliğini doğurmadığı, çevre düzeni planında gösterilen kentsel gelişme alanlarının, alt ölçekli planlama çalışmaları sırasında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler doğrultusunda ilgili idaresi tarafından değerlendirileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 14
Dava dilekçesinde;
Planda İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde ve dışında yer alan ilçelere ilişkin yapılan 2025 yılı nüfus tahminleri incelendiğinde, bazı ilçelerde 2025 yılı nüfusunun, TÜİK’in illere ve bölgelere göre ortalama nüfus artış oranlarının çok üstünde olduğunun görüldüğü, ayrıca 2025 projeksiyon nüfusları ile 2025 kabul nüfusları arasındaki bu denli yüksek farkın herhangi bir bilimsel analize dayanmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davalı tarafından bu hususta bir savunma verilmemiştir.
Bilirkişi Kurulunca;
Bir yerleşim yerinin diğer yerleşim yerlerinden farklı olduğu, bu yüzden diğer yerleşim yerlerine oranla daha fazla/az nüfus çekmesi/kaybetmesinin beklenen bir durum olduğu, ancak nüfus kabullerini yaparken bilimsel/matematiksel yöntemlerden yararlanılmadığı, bu durumun plancıları keyfi nüfus eklemeleri/çıkarmaları yapmaya iteceği, halbuki bu tür keyfi kararlı almamak için çözümün basit olduğu, nüfus projeksiyonlarının yapılması aşamasında, en baştan her yerleşim yerinin diğer yerleşim yerlerinden farklı olduğu kabulünü yapmanın ve bu doğrutuda tek tek her yerleşim yeri için gerekçeli bir şekilde alternatifler arasından en uygun nüfus projeksiyon eğri modelini seçerek nüfus projeksiyonu hesaplamanın ve elde edilen değerlerin üzerine bir daha “nüfus kabulü” başlığı altında ikinci bir keyfi nüfus arttırma/azaltma sürecini uygulamaya koymamanın gerektiği, davaya konu planın, ilçe ilçe nüfus projeksiyonu hesaplama sürecinde her yerleşim yerine özel bir hesaplama yöntemi kullanmadığı, her yerleşim yerine aynı büyüme eğrisini kullandığı, daha sonra da her yerleşim yerinin üzerine her hangi bir istatistiksel teknikten yararlanılmayan bir nüfus arttırma/azaltma sürecine ittiği, bu durumun, plandaki tüm kentsel gelişme alan büyüklüklerinin keyfi olarak belirlendiği izlenimini yarattığı, 10.10.2018 onaylı son çevre düzeni planında Plan Açıklama Raporu’nda nüfus projeksiyonu sonrasında nüfus kabullerinin yapıldığı, ancak problemin çözüme kavuşturulmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi kurulunca davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tespitlerinin hatalı olması tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmemiştir. (Ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onayı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorun giderilmiştir.) Nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararları varsa davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanlar (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı incelenmektedir.
Diğer taraftan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının; planın hedef yılına ilişkin nüfus kabulleri, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimleri esas alınarak belirlendiği, ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının bu alanların alt ölçekli planlarda kesin olarak yerleşime açılması gerekliliğini doğurmadığı çevre düzeni planında gösterilen kentsel gelişme alanlarının, alt ölçekli planlama çalışmaları sırasında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler doğrultusunda ilgili idaresi tarafından değerlendirileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 15
Dava dilekçesinde;
Dava konusu planın plan hükümleri raporunun 16. sayfasında yer alan 5.2.6 sayılı maddesinde yer alan nüfusun belirli kentsel alanlarda yoğunlaşmasının önlenmesi amacıyla yerleşmeler arası kademelenmenin sağlanması ve farklı sektörlerde uzmanlaşacak alt merkezler oluşturulması ilkesi ile; 5.3.1. sayılı maddesinde yer alan kentsel ve kırsal gelişme yönlerinin ve alanlarının, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ve gelişme potansiyelleri doğrultusunda belirlenmesi ve etaplar halinde yapılaşmaya açılması ilkesinin plan açıklama raporu ve plan hükümlerinde karşılığını bulamadığı, “Nüfus kabulleri İzmir Planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı uyarınca gerçekleştirilecek alt ölçekli her tür planlama çalışmasında, bu bölümde yer verilen planın hedef yılına yönelik nüfus kabullerine uyulacaktır. Yerleşmelerin bir bölümünde var olan ve turizm tesisleri ile ikinci konut kullanımlarının bir arada yer alabildiği tercihli kullanım alanları ile bu amaçla planlanmış alanlar ve bu alanlardan yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanlar aşağıdaki tablolarda verilmiş olan sınırlamalar dışında tutulmuştur. Bu alanlara ilişkin yapılaşma kararları ve sınırlamalar alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” şeklindeki zaten belirsiz olan nüfus konusunu daha da belirsiz öngörülere bırakan plan notları getirilmesinin, plan ilke ve esasları ile çeliştiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümleri’nin 5.2.6. sayılı maddesinde yer alan “Nüfusun belirli kentsel alanlarda yoğunlaşmasının önlenmesi amacıyla yerleşmeler arası kademelenmenin sağlanması ve farklı sektörlerde uzmanlaşacak alt merkezler oluşturulması” ilkesine dayanan plan kararlarının üretildiği; İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin nüfus kabullerine ilişkin bölümünde yer alan “İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı uyarınca gerçekleştirilecek alt ölçekli her tür planlama çalışmasında, bu bölümde yer verilen planın hedef yılına yönelik nüfus kabullerine uyulacaktır. Yerleşmelerin bir bölümünde var olan ve turizm tesisleri ile ikinci konut kullanımlarının bir arada yer alabildiği tercihli kullanım alanları ile bu amaçla planlanmış alanlar ve bu alanlardan yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanlar aşağıdaki tablolarda verilmiş olan sınırlamalar dışında tutulmuştur. Bu alanlara ilişkin yapılaşma kararları ve sınırlamalar alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” ifadesi ile dilekçede iddia edildiğinin aksine nüfus konusunda belirsizliğe yol açılmadığı, hedef yılı olan 2025 yılında planlama alanı nüfusunun yerleşik (daimi) nüfusu esas alınarak nüfus değerlerinin netleştirilmesinin amaçlandığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davacı tarafından belirtilen Plan Hükümleri Raporu’ndaki sorunlu ilke kararları değerlendirildiğinde
-5.2.6. sayılı nüfusun belirli kentsel alanlarda yoğunlaşmasının önlenmesi amacıyla yerleşmeler arası kademelenmenin sağlanması ve farkı sektörlerde uzmanlaşacak alt merkezler oluşturulması ilkesinin davalının da belirttiği üzere plan açıklama raporunda yer bulduğu, Plan Açıklama Raporu, sayfa 24: de yer alan “Planlama kararları üretilirken, jeotermal kaynakların turizm açısından kullanımı olanaklı olanların bulunduğu bölgelerde, daha geniş kapsamlı termal turizm alanlarının oluşturulması, tesis niteliğinin arttırılması amaçlanmıştır.” ifadesi ile ilkenin Plan Hükümleri Raporu’nda karşılığını bulduğu
-5.3.1. sayılı kentsel ve kırsal gelişme yönlerinin ve alanlarının, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ve gelişme potansiyelleri doğrultusunda belirlenmesi ve etaplar halinde yapılaşmaya açılması ilkesinin Plan Açıklama Raporunda kısmen karşılığını bulduğu, Plan Açıklama Raporu sayfa 9: da yer alan “planlama kararlarının oluşturulması aşamasında, merkez kentten kaynaklanan nüfus yükünün öncelikle onaylı imar planı bulunan, yerleşik alan içinde ve çevresindeki henüz yapılaşmamış alanlarda eritilmesi, bu alanların yeterli olmaması durumunda, eşik sınırlarına dayanmış merkez kenti zorlayacak yeni gelişme alanları önermek yerine, merkez kente yakın konumlanmış çevre yerleşmelerde, bu yerleşmelerin kendi gereksinmelerinin üzerinde planlanmış olan alanlardan, koruma kararlarıyla çelişmeyen bölümlerin kullanılması ilkesel olarak benimsenmiştir.” ifadesi ile ilkenin Plan Hükümleri Raporu’nda plan hükümlerine de yansıdığı
-Nüfus konusundaki hesaplamalara ilişkin görüşlerinin ise 10., 13. ve 14. sayılı itiraz maddelerine sunulan açıklamalarda belirtildiği, ancak, Kurulun, davacının yukarıdaki alıntıladığı ifadenin açık olduğunu düşündüğü davalının savunmasında da yazdığı üzere nüfus kabulleri hesaplanırken ikinci konut ve turizm alanlarının nüfusları hesaba katılmadığı ve bu da ilgili hüküm maddesinde bir bilgi notu olarak açıklanmak istendiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı tarafından plan hükümleri raporunda sorunlu olduğu ileri sürülen ilke kararlarının plan açıklama raporunda yer bulduğu ve ilkelerin plan hükümlerine yansıdığı, eleştiri niteliğinde belirtilen tespitler dışında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Nüfusa yönelik değerlendirme daha önce yapılan tespitler doğrultusundadır.
İtiraz 16
Dava dilekçesinde;
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çeşitli tarihlerde onaylanan Bergama Allianoi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Çevre Düzeni Planı, (KTKGB) Selçuk Pamucak Koruma Amaçlı Revizyon Nazım İmar Planı, 1/1000 Ölçekli Selçuk Pamucak Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı ve 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Revizyon İmar Planı’na ilişkin olarak Danıştay Altıncı Dairesinde görülen davalar sonucu iptal kararları verildiği, ancak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında söz konusu iptal kararlarının dikkate alınmadığı, Bayraklı İlçesi, Mansuroğlu Mahallesi ile Bornova İlçesi Kazımdirik Mahallesinde yer alan bazı parsellere ilişkin II. ve III. Kentsel ve Bölgesel İş Merkezi, Park Alanı, Yol ve Trafo Kararı getirilmesine dair imar planı değişikliğine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesi’nin yürütmeyi durdurma isteminin kabulüne yönelik kararlarının da 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında dikkate alınmadığı iddia edilmiştir.
Savunmada; Danıştay Altıncı Dairesinde iptal kararlarına konu alanlara ilişkin açılan davalarda Bakanlık taraf olmadığından mahkeme kararlarına ilişkin bilginin Bakanlığa iletilmediği, 23.06.2014 tarihinde Bakanlıkça onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın askı süreci içinde de söz konusu mahkeme kararları doğrultusunda Bakanlığa iletilmiş herhangi bir itirazın bulunamadığı, bu nedenlerle İzmir Bergama-Allanoi-Manisa Soma Menteşe Termal KTKGB, İzmir Dikili Termal KTKGB, İzmir Selçuk Pamucak TM sınırları içinde ve Bayraklı ve Bornova ilçelerindeki imar planı değişikliğine konu alanlarda mahkeme kararlarına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davalının savunmasında yargıda iptal edilen kararlar taraflarına iletilmediği için alınan kararların plana işlenmediğini belirttiği, bu durumun davaya konu plan için getirilen, örneğin ilgili kurumlardan güncel verilerin elde edilmediği, güncellenen plan kararlarına yönelik kurum görüşlerinin alınmadığı gibi itiraz maddeleri ile ilişkili görüldüğü, elbette, yargı tarafından iptal edilmiş veya yürütmenin durdurulması kararı alınmış olan mekânsal kararların davaya konu bu çevre düzeni planında bulunmaması ve davaya konu planda gerekli düzenlemelerin bu doğrultuda yapılması gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi çevre düzeni planı değişikliği ile davaya konu planı karşılaştırıldığında örneğin … sayılı plan paftasında Dikili’nin doğusunda önerilen termal turizm alanlarının son çevre düzeni planında daraltıldığı, ancak önerilen alanların bir kısmının dikili tarım toprakları üzerinde bulunduğu … sayılı plan paftasında Selçuk Pamucak’da yer alan tüm turizm tesis alanlarının boyutlarını son çevre düzeni planında koruduğu, bu noktada yargı kararı doğrultusunda bir düzenlemenin yapılmadığı, davaya konu planda… sayılı plan paftasında Bergama Yontalı Barajı’nın güneyinde Paşaköy’deki Arkeolojik Sit Alanının çevresinde büyükçe bir Turizm Tesis Alanın önerildği 10.10.2018 onay tarihli son planda aynı bölgede aynı büyüklükte Turizm Tesis Alanı önerisinin durduğu, söz konusu Turizm Tesis Alanı için önerilen alan büyüklüğünün 10.10.2018 onay tarihli plan açıklama raporunda sunulan Tablo 2’ye göre yaklaşık 103.000 kişinin yaşadığı Bergama yerleşiminin alan büyüklüğünden fazla olduğu, arkeolojik sit alanı olan bir bölgeye bu oranda bir turizm tesis alanı önerisinin gerekçesinin anlaşılmadığı, bu durumun planlama ilke ve esasları ile uyuşmadığı, Bergama Allianoi Antik Kenti kapsamında değerlendirilen Yontalı Barajı’nın güneyinde yer alan Turizm Tesis Alanının, çeper verdiği Paşaköy’de bir arkeolojik sit alanının bulunduğu, önerilen Turizm Tesis Alanının büyüklüğünün Bergama’nın mevcut yerleşik alan büyüklüğünden fazla olduğu, 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde her hangi bir değişiklik yapılmadığı ve sorunun devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Danıştay Altıncı Dairesinin iptal kararlarına konu alanlara ilişkin açılan davalara ilişkin bilginin davalı Bakanlığa iletilmediği, 23.06.2014 tarihinde Bakanlıkça onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın askı süreci içinde de söz konusu mahkeme kararları doğrultusunda Bakanlığa iletilmiş herhangi bir itirazın bulunmadığı, bu nedenlerle İzmir Bergama-Allanoi-Manisa Soma Menteşe Termal KTKGB, İzmir Dikili Termal KTKGB, İzmir Selçuk Pamucak turizm merkezi sınırları içinde ve Bayraklı ve Bornova ilçelerindeki imar planı değişikliğine konu alanlarda mahkeme kararlarına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı, bu itibarla söz konusu yargı kararlarının kesinleşmesi sonucunda çevre düzeni planında değişiklik gerçekleştirilmesi ve bu hususların davalı idarece plana işlenmesinin zorunlu olduğu kabul edilmekle beraber, bu hususun planı hukuka aykırı kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 17
Dava dilekçesinde;
Planın 7.25 sayılı (2014 tarihli planda 7.25 olan plan notu 2015 değişikliği ve sonrasında 7.26 olmuştur.) maddesi gereği bölge bazında hazırlanan dava konusu planda ölçeği gereği belirlenmesi gereken havaalanı, baraj, enerji üretim ve doğalgaz depolama tesisleri, organize sanayi bölgeleri vb. gibi kentin ve ülkenin gelişimine yön veren üst ölçekli kararların belirlenmemesinin planın amacına, ölçeğine ve planlamanın bütüncüllük ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Savunmada;
Söz konusu hükme ilişkin iddiada bulunulduğu gibi Bakanlıkça onaylanan çevre düzeni planında ülke gelişimine yön veren büyük ölçekli yatırımların yer almamasının söz konusu olmadığı, planlama çalışmasının temel ilkelerinden birinin stratejik sektörlerin ve yatırımların desteklenmesi olduğu, dava konusu planın ölçeği itibariyle, karayolu, demiryolu gibi güzergah belirten ulaşım kararlarının, kıyı mevzuatı kapsamında incelenmesi gereken liman, çekek yeri, balıkçı barınağı gibi kıyı yapılarının, parsel bazında eğitim, sağlık, yeşil alan gibi sosyal donatı alanlarının ve yenilenebilir enerji kaynakları ile enerji üretiminin varsa ÇED süreçleri tamamlanarak alt ölçekli planlarda değerlendirilmesi gerektiğinin dava konusu plan hükmünde düzenlendiği, söz konusu hükümde planlama süreçlerinin tamamen kaldırılmadığı, yalnızca ölçek gereği sürekli çevre düzeni planı değişikliklerine yol açacak, plan bütünlüğünü bozabilecek kullanımların alt ölçekli planlarda irdelenmesinin değerlendirildiği, bununla birlikte aynı madde içerisinde yer alan organize sanayi bölgelerinin yer seçimlerinin çevre düzeni planı kararları ile değil, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu uyarınca Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde toplanan Yer Seçimi Komisyonu tarafından belirlendiği, dolayısıyla dava konusu plan hükmü plan ölçeğinin gerektirdiği esnekliği sağlayarak sürekli çevre düzeni planı değişikliklerinin yapılmasını ve planlama bütünlüğünün bozulmasını engellediği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Öncelikle, çevre düzeni planları, itiraza konu hüküm maddesinde belirtilen alanlara yönelik yeni kararları planlara işlemeyip güncellenmezse, çevre düzeni planlarının alt ölçek planları yönlendirmesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağı, bu yüzden itiraza konu bu hüküm maddesinin 14.06.2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “mekansal planlama kademelenmeleri ve ilişkileri” başlıklı 6. maddesinin 2. Bendinde belirtilen “her planı … bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır” hükmüne, 7. maddesinin 1. Bendinin “c” fıkrasında belirtilen “Planlar, kademesine ve ölçeğine göre ve yapılış amacının gerektirdiği ayrıntı düzeyinde kalmak koşuluyla alt kademedeki planları yönlendirir” hükmüne ve aynı maddenin, aynı bendinin “ç” fıkrasında belirtilen “Üst kademe planlar, alt kademesindeki planlara mekânsal nitelikte hedef koyan, yol gösteren ve ilke belirleyen plandır” hükmüne aykırı olduğu,
Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 1. maddesinde enerji üretim alanları atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri gibi, arıtma tesisleri gibi, endüstri bölgeleri gibi havza bütününde çevresel etkileri olan alanların sadece mekânsal strateji ve çevre düzeni planlarında değerlendirilmesi hükmünün getirildiği, bu tür alanların çevre düzeni planlarında değil de alt ölçek planlarda değerlendirilmesine yönelik plan hükmü geliştirmenin her ne gerekçe ile olursa olsun yönetmeliklere aykırı olduğu, çevre düzeni planları olmadan, planlama anlayışının Çevresel Etki Değerlendirme süreçlerine indirgenme yaklaşımının doğru bir yaklaşım olmadığı, bu tutumun çevre düzeni planlarının sektörler arası ilişkilerin düşünülerek plan kararlarının alınması amacını yok saydığı, çevre düzeni planlarının işlevi göz ardı ettiği,
İtiraza konu hükümde yer alan bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları, karayolları, organize sanayi bölgeleri gibi kullanımların birbirleri ile etkileşimde olan ve bütüne etki eden alanlar olduğu, örneğin bir yer için ilgili bakanlık tarafından getirilen organize sanayi bölgesi kararının (her ne kadar bu kararı davaya konu planı hazırlayan bakanlık getirmese de), beraberinde belirli bir nüfusu bir bölgeden alıp kendi çevresine çektiği ve böylelikle varsa çevresinde korunması gerekli verimli tarım arazileri ve ormanlar gibi korunması gerekli alanlar üzerinde bir tehdit oluştuğu, çevre düzeni planlarının amacının bu tür tehditleri/olanakları öngörmek ve plan kararlarını her bir kullanımın getireceği artılara ve eksilere göre bölge ve havza bazında düşünerek almak olduğu, itiraza konu olan hüküm maddesinin, çevre düzeni planının bu vasfını yok ettiği,
Planda revizyon ihtiyacı doğabileceği, revizyon kararı iş yükü getirir gibi kaygılar ile hazırlanan çevre düzeni planlarında bu türden kaygıların, ve dolayısıyla itiraza konu hüküm maddesinin, kamu yararı adına ve doğal değerlerin korunması gibi çevre düzeni planlarının edindiği amaçlarının yerine getirilmesi bağlamında son derece tehlikeli ve yanlış bulunduğu, 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 maddesinde “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ifadesinin kullanılmaya devam ettiği, yukarıda davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’ndan alıntılanan cümlede her hangi bir değişiklik yapılmadığı ve dolayısıyla sorun devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. Bu kullanımlara ilişkin imar planları, ÇED Yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Davacı tarafından bu itiraz içeriğinde planı içeriği ve kapsam sorunu başlığı altında itiraz konusunun planın amacına, ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ilerleyen aşamalarda plan notunun doğrudan kendisine itiraz edilmiştir. Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümleri yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiştir. Davacının, bu başlık altında planda ölçeği gereği belirlenmesi gereken havaalanı, baraj, enerji üretim ve doğalgaz depolama tesisleri, organize sanayi bölgeleri vb. kentin ve ülkenin gelişimine yön veren üst ölçekli kararların belirlenmediği iddiasını kanıtlayan dolayısıyla bu itiraz kapsamında planın amacına, ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunu ortaya koyan verilerin olmaması nedeniyle dava konusu işlemde bu başlık altında değinilen hususlar doğrultusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 18
Dava dilekçesinde;
Planın bölgelsel ölçekte kapsamlı bir ulaşım politikası ve buna bağlı önerilerinin bulunmadığı, ulaşım sisteminin gelecek 10 yıldaki gelişimine ilişkin plan kararlarının plan raporunda yer almadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Plan açıklama raporu 73 üncü sayfada “5. Ulaşım” başlığı altında planın ulaşıma ilişkin kararların açıklandığı planın ulaşım kararları kapsamında, mevcut ve projelendirilmiş karayolu ve demiryolu hatlarının dışında, planlama bölgesi genelinde getirilen yatırım kararları ile ilişkilendirilerek önerilmiş yeni ulaşım bağlantılarının da yer aldığı, ancak planla önerilen havaalanı, demiryolu ve karayolu güzergâhları ile iskele ve balıkçı barınakları şematik olup bu kullanım kararlarının işlerlik kazanabilmesi için ilgili kurumlarca yatırım programına alınması gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan açıklama raporundaki bilgiler doğrultusunda bu itiraz maddesine yönelik olarak Bilirkişi Kurulumuzun görüşü davalının savunması ile örtüştüğü” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporundaki tespitler ve davalı idarenin savunması doğrultusunda bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 19
Dava dilekçesinde;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7 nci maddesinin (j) bendinde yer alan mevcut hüküm doğrultusunda ilgili belediyeden, kurumdan, kuruluştan ve sivil toplum örgütünden görüş alınmadığı ve bunun mevzuata aykırılık taşıdığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa- Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine Mahkeme Kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmış olup yeni bir plan hüviyetine sahip olmadığı, bu nedenle ilgili kurumlardan görüş alınmadan hazırlandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
“Plan açıklama raporunda ve plan notlarında ise ilgili belediyeden, kurumdan, kuruluştan, sivil toplum kuruluşlarından görüş alındığına dair herhangi bir ibare bulunmamaktadır” ifadesinin gerçeği yansıtmadığı, 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile söz konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark bulunduğu, dolayısıyla alınan güncel plan kararlarına ilişkin farklı kurumların görüşlerinin alınmasının hem mevzuat gereği hem de en doğru plan kararlarının alınması için önemli olduğu, güncel veriler elde edilip analiz edilmeden, uzmanlarca arazinin en güncel durumunu dikkate alarak yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular olmadan, yeni/seneler sonra yapılmakta olan bir plan için ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmadan üretilen bir çevre düzeni planının, kamu yararı bağlamında, insan ve çevre sağlığı için, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunmasına yönelik yanlış kararlar alma riskinin büyük olduğu, bu bağlamda, davalının da savunmasından ve Plan Açıklama Raporu’nun 3. sayfasından alıntılanan ifadelerden Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hazırlığına atıfta bulunduğu güncel plana ilişkin kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı sonucunun çıkartıldığı, izlenen bu sürecin yanlış olduğu bu tür süreçlerle hazırlanan planların, plan kararlarına ilişkin yoğun itirazları beraberinde getireceği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan yayımlanırken ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alınmadığı iddiasının plan açıklama raporu değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmadığı, bu itibarla davacının iddialarının planı kusurlandırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 20
Dava dilekçesinde;
Dava konusu çevre düzeni planında Planlamaya Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Genelgesi’nde belirtilen ve zorunlu olarak yapılması gereken jeolojik jeoteknik etüd raporlarının hazırlanmaması sebebiyle Genelgede belirtilen yapısal jeolojinin planlar üzerinde yer almadığı, bu sebeple de planda fay hatlarının yerlerinin gösterilmediği ve bunun sonucu olarak da gelişme alanlarında ve sanayi alanlarında fay hattının var olup olmadığının bilinmediği ileri sürülmektedir.
Savunmada;
“Planlamaya Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Genelgesi”nin Plan Kademeleri-Yerbilimsel Etütler başlıklı ekinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için uygulanacak etüt türü ve format; Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt ve Format-1 olarak belirlendiği, belirlenen bu etüt türü ve format dava dilekçesinde iddia edildiği gibi imar planları için hazırlanan jeolojik-jeoteknik etütler ve mikrobölgeleme etütleri ayrıntısında olmadığı, genelge ekindeki Format-1 içeriği incelendiğinde Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt Raporu’nun jeomorfoloji, hidrojeoloji, genel jeoloji, stratigrafi, yapısal jeoloji, doğal afet durumu gibi temel kavramları ve bu başlıklar altındaki genel araştırmaları kapsadığının görüldüğü, söz konusu bu araştırmaların da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın dayandığı Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın araştırma ve analiz çalışmaları kapsamında yer alan çalışmalardan olup planlama kararlarını yönlendiren veriler arasında bulunduğu, dolayısıyla İzmir ve Manisa illerine yönelik çevre düzeni planı kararlarında jeolojik verilerin, deprem durumunun ve fay hatlarının göz ardı edilmiş olmasının söz konusu olmadığı, ayrıca İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümleri kapsamında 7.30. sayılı “bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. Aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur. ” hükmünün yer aldığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davalının, savunmasında davaya konu planın daha önceki iptaline karar verilen Kütahya-Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Çevre Düzeni Planı’nın uyumlaştırma çalışması niteliğinde olduğu, yönetmeliklerde belirtilen afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütlerin dikkate alındığı, çalışmaların Kütahya-Manisa-İzmir için hazırlanan çevre düzeni planı süresince yapıldığı, bu yüzden davaya konu planda bu tür bir sürecin yapılıp yapılmadığına bakmanın anlamsız olduğunun belirtildiği, oysa ki davaya konu planın bir revizyon planı niteliğinde olmadığı, yönetmeliklere göre çevre düzeni planlarının “iptal edilen planlardan uyumlaştırma çalışmaları kapsamında” üretilebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi, yeni yapılan her çevre düzeni planının bir araştırma raporunun bulunmasının yönetmelik gereği zorunlu olduğu, yargıda iptal edilmiş bir çevre düzeni planının araştırma raporunu değiştirmeden aynen kullanmanın, kaldı ki yeni veriler doğrultusunda ancak etki-tepki değerlendirmeleri sonrasında güncellenmesi gereken bir çevre düzeni planında bir araştırma raporu hazırlamamanın kamu yararı bağlamında, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması adına doğru bir yaklaşım olmadığı,
İlk kez onaya çıkan çevre düzeni planlarında, alınan plan kararlarının yönetmelik gereği “afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması” ve bu konuda Plan Araştırma Raporları’nda, Plan Açıklama Raporları’nda gerekli bilgilerin yer almasının gerektiği, davaya konu planın bir Plan Araştırma Raporunun bulunmadığı en az 5 yıl önce hazırlanan ve sonradan yargı kararıyla iptal edilmiş bir planın araştırma raporunun kullanıldığı,
Halbu ki, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nda 1. kez onaya çıkan plan ile 3. kez onaya çıkan planın plan kararları arasında bile fark olduğu, örneğin 30.12.2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık Olur’u” ile 2. kez onaylanan planda Manisa’da önerilen Kentsel Gelişme alanı büyüklüğü ile 3. kez onaylanan davaya konu bu planda Manisa’da önerilen Kentsel Gelişme Alanı büyüklüğü arasında önemli farkların bulunduğu, mekansal plan kararları verilirken hangi gerekçe ile olursa olsun afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütlerin dikkate alınmasının yönetmelikler gereği de planlama ilke ve esasları açısından da zorunlu olduğu,
Davaya konu plan ile birlikte 1. Derece Deprem Bölgesi olan İzmir ve Manisa’ya önemli Tehlikeli Atık Alanları, Termik Santraller ve Kentsel Gelişme Alanlarının önerildiği, davaya konu olan çevre düzeni planında bu tür alanların yer seçiminde fay hatlarının dikkate alındığına, konu hakkında uzman görüşleri doğrultusunda yer seçimlerine karar verildiğine ilişkin her hangi bir bilgiye rastlanmadığı ve iptal edilen plan hazırlanırken ele alınan raporlar ve görüşlerin ne derecede güncel plan kararları ile örtüştüğü/örtüştürüldüğünün de bilinemediği, bu yüzden Bilirkişi Kurulunun, davaya konu plan kararlarının itiraz maddesi bağlamında Anayasanın 56. maddesinde belirtilen “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” hükmüne ve çevre düzeni planlarının sağlıklı çevreler yaratma amacına yönelik doğru kararları alıp alınmadığına ilişkin kesin bir yorum yapamadığı, ne olursa olsun, alt ölçek planları yönlendirmesi gereken çevre düzeni planlarının, hazırlanış amaçları ile ilgili böylesine önemli bir konuda plan notları ve plan raporları ile bu yorumu yaptırtmaması gerektiği, plan Hükümleri ile alt ölçek plan kararları verilirken afet konusundaki verilerin dikkate alınması şartını koşmanın yukarıda anılan Anayasa ve yönetmelik maddelerini sağlamaya yönelik yeterli bir uygulama olmadığı, Çevre Düzeni Planlarının’da hazırlanırken afet konusundaki verileri dikkate almak plan raporları da bunun ne derecede ve nasıl dikkate alındığını belgelemek durumunda olduğu, Plan Açıklama Raporu’nda ikinci derece doğal eşiklerin belirlendiği, bu esnada deprem anında etkilenme oranı yüksek olacak alanların da bu eşik kapsamında değerlendirildiğinin söylendiği ancak bu eşiklerin nerelerde bulunduğu gösterilmediği bu yüzden hangi plan kararlarının deprem tehdidi yüksek alanlarda yer aldığı raporlarda paylaşılmadığı” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında “onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. “hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojikjeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
“Planlamaya Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Genelgesi”nin Plan Kademeleri-Yerbilimsel Etütler başlıklı ekinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için uygulanacak etüt türü ve format; Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt ve Format-1 olarak belirlendiği, belirlenen bu etüt türü ve formatın imar planları için hazırlanan jeolojik-jeoteknik etütler ve mikrobölgeleme etütleri ayrıntısında olmadığı, genelge ekindeki Format-1 in Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt Raporu’nun jeomorfoloji, hidrojeoloji, genel jeoloji, stratigrafi, yapısal jeoloji, doğal afet durumu gibi temel kavramları ve bu başlıklar altındaki genel araştırmaları kapsadığı, davalı idarece söz konusu bu araştırmaların da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın dayandığı Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın araştırma ve analiz çalışmaları kapsamında yer alan çalışmalardan olup planlama kararlarını yönlendiren veriler arasında bulunduğunun, belirtildiği ayrıca İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümleri 7.30. sayılı maddesinde “bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. Aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur. ” hükmünün yer aldığı, plan notları ve bu itibarla, belirtilen yasa hükmü doğrultusunda davacının itirazlarının ve bilirkişi kurulunun görüşlerininin planı kusurlandırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 21
Dava dilekçesinde;
Dava konusu planda makilik fundalık alan tanımının kaldırılması ve bu alanların tarım alanları olarak planlara işlenmesinin planın koruma hedeflerine açıkça aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacının planda tanımlanmadığını belirttiği makilik fundalık ve doğal karakteri korunacak alanların herhangi bir kurum tarafından üretilen veriler arasında yer almadığı, orman verileri kapsamında değerlendirildiğinde makilik ve fundalık alanların orman alanları içinde yer aldığı ve 6381 sayılı Kanun kapsamında değerlendirildiği, diğer yandan çevre düzeni planı gösterimi altında doğal karakteri korunacak alanlar üst başlığı altında kayalık taşlık alan, sazlık bataklık alan, plaj kumsal ve jeolojik özellikleri nedeni ile korunacak alan olmak üzere 4 ayrı gösterim düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Makilik-fundalık alanların bölgenin karakteristik bitki örtüsünü oluşturdukları ve içlerinde bölgeye özgü bir doğal hayat barındırdıklarının kuşkusuz olduğu, üst ölçek planlama çalışmalarının bölgenin karakterini oluşturan bitki örtüsünü korumasının gerekli olduğu, ancak davalının da belirttiği üzere makilik ve fundalık alanlara ilişkin bir veri tabanı her hangi bir kurum tarafından oluşturulmuş değilse ve bu tür alanların orman alanı sayılmayıp yalnız başlarına korunması gerektiğine ilişkin bir yönetmelik maddesi de henüz yoksa çevre düzeni planlarının bu alanlara ilişkin özel koruma kararları oluşturmalarının mümkün olmayacağı, öncelikle, makilik-fundalık alanların korunması gerektiğine ilişkin yasaların ve ilgili kurumların bölgedeki makilik ve fundalık alanları belirlemeleri gerektiği, davalının belirttiği üzere orman verileri kapsamında değerlendirildiğinde makilik ve fundalık alanların orman alanları içinde yer aldığı ve 6381 sayılı Kanun kapsamında değerlendirildiği, davaya konu planın bu bağlamda orman alanı verisini yansıttığı, nitekim Plan Açıklama Raporu’nun 32. ve 33. sayfasındaki cümlelerin bu kapsamda değerlendirilen makilik ve fundalık alanların bir yasal eşik olduğunun kabulü yapıldığını belirttiği,
Davacı itirazında: “Bir başka bilimsel dergide ise, Doç Dr Sedat Ayanoğlu imzalı makalede, ‘Akdeniz rejyonunun karakteristik bitki örtüsü olan Makilik Alanların, Antierozyonal ve hidrolojik fonksiyonları yanında potansiyel ağaçlandırma alanları olmaları ve zengin gen kaynakları ihtiva etmeleri nedeniyle yarı kurak kuşakta yer alan ülkeler açısından son derece önemli’ olduğu vurgulanmaktadır” denildiğini belirttiği, makilik alanların potansiyel ağaçlandırma alanı olduklarından dolayı makilik alanların öneminin davacı tarafından vurgulandığı, Plan Açıklama Raporu’nda planın öne attığı 2 alternatif plan seçeneğinin bulunduğu, davaya konu planın, öne atılan bu 2 alternatif plan seçeneğinden ikinci seçeneği seçtiği, seçilen planlama seçeneği arasındaki maddelerden birinin “Büyük yerleşmelere yakın konumda, yerleşmeler tarafından bozulmaya uğramış, kaçak yapılaşma olasılığı bulunan parçalı makilik alanlar ağaçlandırılarak, yeşil kuşaklar oluşturulmalıdır” (Plan Açıklama Raporu sayfa 30) şeklinde olduğu, davaya konu plan tarafından benimsenen bu maddenin, davaya konu planın makilik alanları önemsediğine ilişkin somut bir delili olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Makilik ve fundalık alanların orman alanlarının içinde yer aldığı ve 6831 sayılı yasa kapsamında değerlendirildikleri, planın bu anlamda orman verisini yansıttığı, plan açıklama raporunda bu doğrultuda ifadelere yer verildiği, davaya konu planda makilik fundalık alanların önemsendiği, dolayısıyla bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 22
Dava dilekçesinde;
Plan hükümlerinin koruma ilkeleri 5.1.14 sayılı doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların korunması, hükmünün plan koruma ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Plan Hükümlerinin 5.1.14 sayılı maddesinin planın koruma ilkeleri kapsamında olup doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların korunmasına yönelik bir hüküm olduğu, dilekçede yer alan iddianın içeriğin anlaşılamadığı, söz konusu maddenin hangi gerekçelerle planın koruma ilkelerine aykırı olduğunu belirtilmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Bilirkişi Kurulunun doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların niçin Plan Hükümlerinin koruma ilkelerine aykırı olduğunu anlayamadığı, doğal ve kültürel değerlerin korunmasının Plan Hükümleri’nde belirtilen plan amacını sağlamaya yönelik olduğu, ayrıca, 5.1.14 sayılı ilkenin diğer koruma ilkeleri ile çeliştiğini düşünmediği, bu ilke kararının, Plan Hükümleri Raporu’nda örneğin genel hükümlere ve uygulama hükümlerine de yansıdığının görüldüğü doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların plan kararları ile korunup korunmadığı bir başka husus olup plan kararlarına gelen noktasal itirazlar bağlamında bu değerlendirmenin yapıldığı ve kimi yerlerde zengin doğal peyzaj değeri olan alanların doğal karakterlerinin devamlılığına tehdit getiren plan kararlarının alındığını bulguladığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu 5.1.14 sayılı plan notunda doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların korunması, koruma ilkeleri başlığı altında yer almıştır. Bu ilkenin doğal ve kültürel değerlerin korunmasını ve planın amacını sağlamaya yönelik olduğu, Bilirkişi raporunda yer verilen görüşler doğrultusunda davacının itirazlarının plan kusurlandırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 23
Dava dilekçesinde;
Plan projeksiyon yılı 2025 yılı hedefine dayanmasına rağmen plan üzerinde belirlenmiş olan öneri gelişme alanlarının kentsel yerleşik alanların oldukça üstünde olduğu, örneğin Dikili ilçesinde kentsel yerleşik alanlar 319 ha. iken planda önerilen gelişme alanlarınının yaklaşık 1100 ha. olduğu, oysaki mevcut imar planlarından gelen kentsel yerleşik alanların yapılaşmasının tamamlanmadığı dikkate alındığında mevcut yerleşik dokunun doygunluk durumu gibi analizlerin yapılmadan önerilen gelişme alanlarının 2025 yılına kadar yapılaşmasının öngörülmesinin, plan yapımına esas teşkil edecek hiçbir bilimsel temele dayanmadığı, bu planın kapsadığı coğrafyada yer alan çok nitelikli tarım arazileri, zeytinlik alanlar, orman alanları, su havzaları vb korunması gerekli doğal değerlerin yok olmasına yol açacağı, bu plan kararlarının uygulamaya geçmesinin İzmir ve Manisa kentlerinin doğal değerlerinin yok olmasına neden olmasının muhtemel olduğu kentsel gelişme alanlarındaki alansal büyümelerin davaya konu plandaki nüfus projeksiyonuna yansıtılmadığı ve bu nedenle plan kararları ile projeksiyon nüfuslarının çelişkili olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının; planın hedef yılına ilişkin nüfus kabulleri, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimleri esas alınarak belirlendiği, ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı, yerleşmelere ait imar planlarının doygunluğa ermesi ve gelişme eğilimlerinin bu bölgeleri tehdit etmesi nedeniyle, ilgili yerel yönetimlerin talepleri kapsamında kentsel gelişme alanlarının açılmasının uygun bulunduğu, söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının, bu alanların alt ölçekli planlarda açılması gerekliliğini doğurmadığı alt ölçek çalışmalarında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler kapsamında ilgili Belediyesi tarafından değerlendirileceği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
1-Davalının savunmasında “Yerleşmelere ait imar planlarının doygunluğa ermesi ve gelişme eğilimlerinin bu bölgeleri tehdit etmesi nedeniyle, ilgili yerel yönetimlerin talepleri kapsamında kentsel gelişme alanlarının açılması uygun bulunmuştur” denildiği, ancak kentsel gelişme alanlarının davaya konu planda yer almasının nedeninin açıklanmadığı alan büyüklüklerine ilişkin bir açıklama getirmediği,
Genel olarak kentsel gelişme alanlarının büyüklüklerine ilişkin görüşlerin 10, 13 ve 14 sayılı itiraz maddeleri altında sunulduğu ve davaya konu plan için getirilen tüm kentsel gelişme alanı hesaplarının sorunlu olduğunun dile getirildiği; Dikili özelindeki bir soruna ise 14 sayılı itiraz maddesinin 2 sayılı notunda değinildiği,
İlaveten, kurulun daha önceki itiraz maddelerinde sunduğu görüşlerde de açıkça belirttiği üzere tüm yerleşimlere aynı nüfus projeksiyon modelini uygulamanın her yerleşim yerinin kendi içindeki nüfus dinamiklerini ve planın bölgesel ölçekte verdiği kararları hiçe saymak anlamına geldiği, 10. İtiraz maddesine sunulan açıklamalarda da örnekleri ile anlatıldığı üzere farklı nüfus projeksiyonlarının aynı yerleşim yeri için farklı sonuçlar verebildiği ve plancıların kullanabileceği çok çeşitli nüfus projeksiyon modellerinin bulunduğu, plancının, her yerleşim yerini ayrı ayrı ele alıp, aternatif projeksiyon modelleri arasından her yerleşim için gerekçelendirerek en uygun nüfus projeksiyonunu seçerek geleceğe ilişkin nüfus tahminlerini yapmazsa elde edilen nüfus tahminlerinin yanlış olmasının kaçınılmaz olacağı, davaya konu planda, her yerleşim yeri için en uygun nüfus projeksiyon modeli seçilerek 2025 yılı nüfus tahminleri bu doğrultuda hesaplanmadığı,
Her yerleşim yeri için farklı yöntemlerden elde edilen nüfus değerlerinin ortalamasını almak ile her yerleşim yeri için aynı nüfus projeksiyon modelinin kullanılması arasında hiç bir fark olmadığı, her iki yöntemin de sorunlu olduğu çünkü her iki yaklaşımda yerleşim yerlerinin nüfus dinamiklerinin farklılığını ve planın bölgesel ölçekte getirdiği kararları hiçe sayacağı, davaya konu planın nüfus projeksiyonu hesaplamalarının sorunlu yöntem seçimleri üzerine oturtulduğu, bazı yerleşim yerlerinin nüfusunun gerçek değerinin çok üzerinde olmuş olması olasılığının bu gerekçelere bağlandığı,
(2) Davaya konu planda önce her yerleşim yeri için 2025 yılına ait nüfus projeksiyonları hesaplandığı, daha sonra bu nüfus projeksiyonlarının üzerinden her yerleşim yerinin içinde bulunduğu durum (sosyo-demografik eğilimler, bölgesel ölçete projeler vb.) dikkate alınarak nüfus kabullerinin yapıldığı, önerilen alan büyüklüklerinde bu nüfus kabulleri dikkate alındığı,
14 sayılı itiraz maddesine sunulan görüşlerde açıklandığı üzere, Bilirkişi Kurulunca nüfus kabullerinin hesaplanma yönteminin sorunlu bulunduğu, çünkü her hangi bir bilimsel/matematiksel yöntemle hesaplanmadığı, tüm bu sorunların 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde de (güncel nüfus verilerinin kullanılması hariç) devam ettiği,
(3) Dikili özelindeki davaya konu planın Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri raporunun Dikili Merkezin nüfus kabulü bağlamında çelişkiler içerdiği bu durumun, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7. Maddesi’nin 1. Bendinin “b” fıkrası ve Plan Hükümleri’nin 7.1.sayılı Genel Hükümlerde belirtilen Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri raporlarının bir birleriyle uyum halinde olması kuralına aykırı olduğu,
Davacının, “Dikili ilçesinde kentsel yerleşik alanlar 319 ha. iken planda önerilen gelişme alanlarının yaklaşık 1100 ha.dır” dediği, ancak Plan Açıklama Raporu’nun 41. Sayfasında sunulan alan gereksinimi tablosu Dikili için 540 ha önerildiğini belirttiği (20.000 kişi nüfus kabulü üzerinden; onaylı imar planı bulunan alanlar: 540 ha, 20.000 kişi için ihtiyaç duyulan alan ise 125 ha) Dikili için yaklasık 1100 ha lık bir Kentsel Gelişme Alanı önerildiğinin Plan Açıklama Raporu’nun hiç bir yerinde yazmadığı, Dikili için 1100 ha lık bir kentsel gelişme alanı önerilmediğinin davaya konu planın J17 sayılı paftasında da açıkça görüldüğü, Dikili’de önerilen kentsel gelişme alanının büyüklüğünün kentsel yerleşik alanın büyüklüğünden fazla olmadığı, davaya konu planın J17 sayılı plan paftasında Dikili’nin çevresindeki kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde de aynen önerildiği, kentsel gelişme alanı önerisi getirilen alanların içinde dikili tarım arazileri de yer aldığı,
Özetle, Dikili özelinde mevzuat ve planlama ilke ve esasları bağlamında (1) Plan Açıklama Raporu’ndaki çelişkili ifadelerin değiştirilmesi, ve (2) Dikili’nin doğusunda önerilen ve dikili tarım arazilerini kaplayan kentsel gelişme alanı önerilerinin daraltılması gerektiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı tarafından genel olarak gelişme alanlarına yönelik itirazlarda bulunulmuş ise de bu alanlara yönelik genel değerlendirme (**) sembolü altında yapılmıştır. Alanlar özelinde ilerideki itiraz maddelerinde tek tek değerlendirme yapılacaktır. Nüfusa ilişkin olarak ise daha önce yapılan değerlendirmeler burada da geçerli kabul edilmiştir. Davacı tarafından örnek olarak göstermekle ve ileride değerlendirilecek olmakla beraber davalı idarenin bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinden Dikili’de getirilen gelişme alanının kentsel yerleşim alanı büyüklüğünden fazla olmadığı 10/10/2018 tarihli planda küçültüldüğü görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 24
Dava dilekçesinde;
Planın genel hükümler kısmında yer alan 7.6, 7.12, (2015 ve 2018 tarihli planlarda 7.13 olmuştur.) 7.13, (2015 ve 2018 tarihli planlarda 7.14 olmuştur.) ve 7.17 (2015 ve 2018 tarihli planlarda 7.18 olmuştur.) sayılı maddelerinde yer alan hükümlere yer verilerek bunların yeni sanayi alanları ve yatırım taleplerinin ve bölgesel ölçekteki kararlarının çevre düzeni planının bütünlüğü içinde üretilmesi gerektiği; yürürlükte bulunan planların irdelenmeden aynen kabul edilmesinin planın bütünlüğüne ve amacına ters düştüğü, yoğunluğu ve donatı alanlarının belirsizliğini artıran hükümler olduğu, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin 7.6. sayılı ve bu planın onama tarihinden önce 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca belirlenen özel proje alanlarına ilişkin onaylanmış olan çevre düzeni planlarının ve mülga özel çevre koruma kurumu tarafından onaylanmış olan çevre düzeni planlarının kararları geçerlidir.” maddesi ile yeni sanayi alanlarının, yatırım taleplerinin ve bölgesel kararların Çevre Düzeni Planının bütünlüğünü bozacak şekilde yönlendirildiği iddia edilmektedir.
Savunmada;
Özel proje alanlarının Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen istisnai alanlar olup ilgili Kanunu uyarınca çevre düzeni planlarının bu alanların ilanında ve koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, diğer yandan ÇDP’nin 7.12 ve 7.13 sayılı plan hükümlerinin hukukun temel ilkesi olan kazanılmış hakların korunması ilkesi doğrultusunda düzenlendiği, normlar hiyerarşisinde kazanılmış hakların korunması daha üst kademede yer aldığından planların yapımında bu ilkenin öncelikli olarak gözetilmesinin yasal zorunluluk olduğu, zira 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 inci maddesinin (d) bendi uyarınca alt ölçekli planların üst ölçekli planlar ile uygunluğunun sağlanmasının mevzuat gereği olduğu, bununla birlikte plan ile birlikte planlama sınırı içerisindeki alt ölçekli planları bir anda yürürlükten kaldırmanın plan hazırlama süreçleri düşünülürse uzun bir süre bu alanları plansızlığa terk etmek anlamına gelmekte olup plansızlık ve beraberinde kaçak yapılaşmalar ve doğal ve kültürel zenginliğin tahribatına neden olabilecek bu tür uygulamaların gerçeklikten uzak olduğu, 7.17 sayılı plan hükmüne ilişkin dava dilekçesinde yer alan iddia ile ne ifade edilmek istendiği tam anlaşılamamakla birlikte 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca çevre düzeni planlarının genel arazi kullanım kararlarını gösteren uygulamaya esas olmayan plan olduğu, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin genel planlama esaslarına ilişkin 7. maddesinin (d) bendinde yer alan hüküm uyarınca düzenlenen ÇDP’nin “7.2. Bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemez. Bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez. Bu alanların sınırları, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirilir. ” hükmü uyarınca ÇDP ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermediği bu bağlamda bahse konu hüküm alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleşecek plan sınırları dışında kalabilecek olası alanlar için düzenlendiği, bu alanlara ilişkin herhangi bir gelişme öngörüsü söz konusu olmadığından yoğunluğun artmasının da söz konusu olmadığı, diğer yandan sosyal donatı alanlarına ilişkin kaygının temeli de anlaşılmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
1) İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin 7.6. sayılı “bu planın onama tarihinden önce 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca belirlenen özel proje alanlarına ilişkin onaylanan çevre düzeni planlarının ve mülga Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından onaylanan çevre düzeni planlarının kararları geçerlidir.” maddesi ile yeni sanayi alanlarının, yatırım taleplerinin ve bölgesel kararların Çevre Düzeni Planının bütünlüğünü bozacak şekilde yönlendirildiği iddiasına yönelik olarak:
Davalının da belirttiği üzere özel proje alanlarının Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen istisnai alanlar olup ilgili Kanunu uyarınca çevre düzeni planlarının bu alanların ilanında ve koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, diğer taraftan planlama, uygulama ve fonksiyon bütünlüğünün sağlanmasının önemli bir kaygı olduğu, bir çevre düzeni planı yapıldıktan sonra yürürlükteki diğer çevre düzeni planları ile çakışmaların olup olmadığının irderlenmesi, çakışmalar varsa bunun engellenmesinin önem arzettiği, halbu ki itiraza konu olan hükümde “Bu planın onama tarihinden önce … mülga özel çevre koruma kurumu tarafından onaylanmış olan çevre düzeni planlarının kararları geçerlidir” denilerek planın amacına ve bütünlüğüne ters düşme ihtimali olan bir hükme izin verildiği, şayet davaya konu bu plan ile mülga Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından onaylanmış olan çevre düzeni planları arasında benzeşmeyen plan kararları varsa bu durumun davaya konu planın amaçlarının ve hedeflerinin yerine getirilmesi açısından bir sorun olduğu, bu yüzden söz konusu plan hükmünü planlama ilke ve esasları bakımından doğru bulunmadığı,
2) 7.12.sayılı, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir, onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır ve 7.13 sayılı bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planları geçerlidir, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacaktır.” hükümlerine ilişkin iddialar bakımından bu hükümlerin hukukun temek ilkesi olan kazanılmış hakları korumaya yönelik getirildiği ve kazanılmış hakların korunmasının yasal bir zorunluluk olduğu, bu yüzden her ne kadar bu planların iredelenmeden aynen kabul edilmesi dava konusu planın bütünlüğüne ve amacına ters düşse de, itiraza konu olan hükümlerin yasal bir zorunluluğu yerine getirdiği, söz konusu hükümlerin, “mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacaktır” diyerek dava konusu planın bütünlüğü ve amacını tesis etmeye yönelik hükmü getirdiği,
3) 7.18 sayılı “bu planla belirlenen kentsel yerleşme alanlarında alt ölçekli planların hazırlanması sonrasında kesinleşen sınırlar dışında kalan alanlarda bugünkü arazi kullanımı devam ettirilecektir, ancak, ihtiyaç olması halinde bu alanlarda sosyal ve teknik altyapıya yönelik kullanımlar yer alabilir.” bu durum plansız gelişmeyi destekleyici bir tutum ve plan sınırları içerisinde yoğunluğu arttıran ve donatı alanlarını öteleyerek belirsizliği arttıran bir anlayıştır” iddiasına yönelik:
İtiraza konu hükümde “… alt ölçekli planların hazırlanması sonrasında kesinleşen sınırlar dışında kalan alanlarda …” denilerek plansız alanlarda alt ölçekli uygulamalar hakkında hükümler getirildiği, alt ölçekli planlar hazırlanmış olmasına rağmen, bu alt ölçek planlarda kesinleşen sınırlar (plan sınırları) dışında kalan alanlar için azazi kullanımlarına yönelik öneri getirmenin, plansız gelişimlere izin vermekle kalmayıp, bu gelişimleri açıkça desteklemek anlamına geldiği, hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin ortadan kaldırılmasını, kentleşmenin kontrollü gelişiminin sağlanmasını ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasını amaç edinen bir çevre düzeni planının, planlanan alanların sınırları dışında büyümeye başlamış yerleşim alanları için arazi kullanım önerileri getirmesinin Kurul tarafından anlaşılamadığı, itiraza konu hüküm maddesinin planın amaçları ile çeliştiği ” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
Özel proje alanlarında plan yapma yetkisinin yasal düzenlemelerle belirlenmesi nedeniyle plan dahilinde bulunan bu alanlara getirilen 7.6. sayılı plan hükmünün yasal dayanağının bulunduğu, 7.12 (daha sonra 7.13 olmuştur.) ve 7.13 (daha sonra 7.14 olmuştur.) sayılı plan hükümleri ile kazanılmış hakların korunmasının amaçlandığı, ayrıca mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve planı hükümlerine uyulacağı düzenlenerek planın bütünlüğünü sağlamaya yönelik plan hükmü getirildiği, 7.18 sayılı plan hükmünün (2018 tarihli planda 7.17 sayılı plan notudur.) ÇDP ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarında kesinleşen sınırlar dışında kalan alanlarda bugünkü arazi kullanım kararlarının devam etmesini öngördüğü, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermediği bu bağlamda bahse konu hükmün alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleşecek plan sınırları dışında kalabilecek olası alanlar için düzenlendiği, bu alanlara ilişkin herhangi bir gelişme öngörüsü bulunmadığı anlaşıldığından bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 25
Dava dilekçesinde;
Plan Açıklama Raporunun 25. sayfasında; “…Tarımsal Sanayi Alanı” gereksiniminden bahsedilmekte olup, plan lejantında böyle bir tanımın bulunmamasının plan ve plan açıklama raporu arasında uyumsuzluk olduğunu açıkça gösterdiği, öte yandan, plan lejantında yer alan ” “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının” ise, 2009 yılında resmi gazetede yayımlanan ” Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği”nde belirtilen Organize Tarım Alanlarına atıfta bulunduğu, oysa Organize Tarım Alanlarının yer seçimlerine ilişkin yönetmeliğin 2. bölümünde bu alanların yer seçimlerine ilişkin bölgedeki fauna – flora başta olmak üzere, jeolojik/jeoteknik etüt raporlarının hazırlanmasından sonra karar verilmesi gerektiğine ilişkin birçok kriter bulunmakta olup, plan lejantında yer alan “”Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları” kavramının yönetmelikte belirtilen esaslara açıkça aykırı olarak plan üzerinde belirlendiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
“Plan kararları kapsamında “Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanların”, “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” olarak tanımlandığı
ÇDP açıklama raporunda yer alan “tarımsal sanayi” ifadesinin sehven kullanılmış bir ifade olmadığı, Tarımsal sanayi ifadesinin tarımsal faaliyetlerin sonucunda elde edilen ürünlerin mamul ve/veya yarı mamule dönüştürülmesini amaçlayan bir üretim prosesi olup bahse konu ifade ile bir bütün olarak bu prosesin kastedildiği, bununla birlikte Davacı kuruluş tarafından bu ifade ile bir bütün olarak bu üretim sürecinden ziyade yeni bir statü ya da plan kararı algısının oluştuğu, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda tarım ihtisas OSB’lere ilişkin hususların açıkça tanımlandığı, plan açıklama raporunda yer alan bahse konu ifade de bu ihtisas organize sanayi bölgelerine ve ÇDP’nin 8.2.2. sayılı Sanayi Alanları hükmüne atıfta bulunduğu, bu durumun, plan açıklama raporunun ilgili bölümünün devamında yer alan “bu nedenle, planlama çalışmasında tarımsal ürünlerin değerlendirilmesine yönelik alan gereksinimi giderilmesine ilişkin kararlar geliştirilmesi benimsenmiştir. Diğer endüstriyel gelişmelerin tekil yapılaşmasının engellenmesi, organize nitelikte olmayan sanayi alanlarının organize duruma getirilmesi, yeni sanayi gelişiminin ihtisaslaşmış ve organize nitelikte gerçekleşmesi için gerekli kararların üretilmesi planlama aşamasında benimsenen ilkelerdendir.” ifadesinden de anlaşıldığı, nitekim ÇDP’de ÇDP’nin “Sanayi Alanları” başlığı altında yer alan; 8.2.2.3.sayılı bu planla belirlenmiş olan sanayi alanlarındaki yapılanmalarda organize sanayi bölgeleri uygulama yönetmeliği hükümlerindeki yapılanma koşullarına uyulacaktır, 8.2.2.7.sayılı yeni oluşacak sanayi tesisi taleplerinin bu alanlara yönlendirilmesi ve aynı sanayi faaliyet türlerinin bir araya getirilmesi sağlanacaktır, 8.2.2.8.sayılı bu planın onayından sonra, ihtiyaç duyulabilecek olan sanayi alanları, planın koruma kullanma dengelerini gözeten ilke kararları kapsamında, öncelikle 5403 sayılı Kanun kapsamındaki, toprak niteliğinin düşük olduğu alanlarda, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ‘nın ve ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşleri alınarak, organize sanayi bölgesi statüsünde veya minimum 50 hektar alana sahip olacak sanayi alanları şeklinde oluşabilecektir. İlgili idaresince belirlenecek bu tür alanlar bakanlığın görüşüne sunulacaktır. Talebin uygun görülmesi halinde Bakanlıkça bu planda değişiklik yapılır, “hükümlerinin doğrudan plan açıklama raporunda yer alan bu ifadeyi karşıladığının açıkça görüldüğü
Diğer yandan ÇDP’de tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmakla birlikte plan açıklama raporunda; “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının: Planlama Bölgesi içinde, büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliğinin ve tarımın yaygın olduğu, tarım ve hayvancılığın gelişme eğiliminin gözlendiği bölgelerde ve plan kararıyla tarımın ve hayvancılığın geliştirilmesi amaçlanan alanlarda, bu gelişimi desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık geliştirme alanları önerilmiştir. Bu alanlarda tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir.” ve 4.4.11.sayılı, “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları”: Hayvancılık konusunda, besicilik, sütçülük, yem üretimi ve ürün işleme tesislerinin gereğince bir arada düzenleneceği alanlar olarak düşünülen ve tarımsal alanlarda giderek yaygınlaşan hayvancılık, besicilik ve tarımsal tesislerinin organize hale getirilmesini ve kırsal kalkınmayı amaçlayan Hayvancılık konusunda ihtisaslaşmanın sağlanacağı alanlar düzenlenmiştir. Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirlenmesi öngörülmüştür. ” ifadelerinin yer aldığı, bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarından çiftçinin ürettiği ürününün katma değerini arttırmak üzere işletebileceği sanayi tesislerinden ziyade “imalathane” niteliğindeki küçük ölçekli ve yerel yapıları ifade ettiği, ülkemiz bir tarım ülkesi olmakla birlikte temel sektörler içerisinde tarım sektörünün en az katma değere sahip sektör ve gelişmiş ülkelere nazaran ülkemizdeki çiftçilerin gelir düzeylerinin oldukça düşük olduğu, tarımsal gelirin düşük olmasının pek çok fiziki ve sosyal problemlere yol açtığı, pek çok çiftçinin toprağını terk ederek kentlere göç ettiği ve yeni iş olanaklarının peşine düştüğü, bununla birlikte kentlerdeki yoğun nüfus artışının, hızlı kentleşme, kentsel yayılma, gecekondulaşma, doğal rezervlerin yok olması gibi fiziki felaketlerin yanı sıra ülkemizde yıllardır yakından gözlemlediğimiz yabancılaşma, dışlanma, kentlileşememe gibi boyutları çok büyük sosyal problemleri de beraberinde getirdiği, günümüzde kapasitesinin çok üzerinde bir nüfusu barındıran mega kentlerin boğuştuğu çevresel felaketlerin de bu dengesiz nüfus hareketlerinin bir sonucu olduğu, aynı zamanda terkedilen köyler ve işlenmeyen toprağın ülkemiz için büyük bir kaynak israfı olduğu, üstelik küresel dünyada tüm bu problemlerin ulusal sınırları aşarak uluslararası bir boyut kazandığı, bu çerçevede tarımsal katma değeri arttırmanın günümüzde yalnızca kırsal kalkınmanın temel hedefi değil çok boyutlu bir ulusal hedef olduğu, bununla birlikte mevzuat gereği sanayi tesislerinin belirli bir ölçeğin üzerinde olmak zorunda olduğu diğer yandan bu tesislerin belirli yasal sorumluluklara sahip bulunduğu, çoğu zaman bu faktörlerin yeni girişimler için kısıtlayıcı bir ortam oluşturduğu tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının bir sanayi tesisini işletme sermayesine ve kapasitesine sahip olmayan küçük ölçekli üreticilerin kendi ürettikleri ürünleri değerlendirerek tarımdan elde edilen katma değeri arttıracak bir yöntem olarak ÇDP’de öngörüldüğü, bu tesislerin bir arada yer alması ile bir ölçek ekonomisi yaratılarak girdi ve üretim maliyetlerinin azaltılmasının amaçlandığı, bu tesislere Doğu Marmara ve Ege Bölgelerinde başarıları yadsınamaz durumda olan zeytinyağı imalathanelerinin örnek verilebileceği, başta aile işletmesi niteliğinde olan pek çok imalathane bugün artık orta ve büyük ölçekli sanayi tesislerine dönüştüğü, bu münferit imalathanelerden farklı olarak ÇDP’de bu tesislerin bir arada yer seçmesi ile yukarıda da değinildiği üzere ölçek ekonomileri yaratarak katma değerin arttırılması öngörüldüğü, bahse konu kullanımların Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’ne atıfta bulunduğunun tamamen Davacı kuruluşun kendi çıkarımı olduğu bu iddiaya ilişkin hiçbir somut delil de ortaya konulmadığı” ifadelerine yer verilmiştir.
Bilirkişi Kurulunca;
1) “Plan Açıklama Raporunun 25. sayfasında; “…Tarımsal Sanayi Alanı” gereksiniminden bahsedilmekte olup, plan lejantında böyle bir tanımın bulunmaması plan ve plan açıklama raporu arasında uyumsuzluk olduğunu açıkça göstermektedir.” İddiasına yönelik olarak:
Davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda “tarımsal sanayi” ifadesinin bir çok yerde geçtiği, bunlardan 30. sayfada yer alan ifadelerde tarımsal sanayi alanlarının içeriği hakkında bilgiler sunulduğu, sayfa 30 da (Planlama Kararları başlığı altında): İhracata yönelik tarımsal üretimde artış yaşanacaktır. Bu artışa koşut olarak ürünlerin, üretildiği bölgede satışa hazır hale getirilmesi, işlenmesi, depolanması ve paketlenmesi amacıyla küçük ölçekli tarımsal sanayi alanlarına gereksinim artacaktır, ifadesine yer verildiği, Plan Açıklama Raporu’nun sayfa 30’dan alınan örnekte görüleceği üzere tarımsal sanayi alanının “ürünlerin, üretildiği bölgede satışa hazır hale getirilmesi, işlenmesi, depolanması ve paketlenmesi amacı” nı gerçekleştiren alan olarak tanımlandığı, davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nun Tanımlar başlığı altında “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının” 4.22.sayılı madde de “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları: bu alanlar tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır. ” şekilde tanımlandığı, Plan Hükümleri Raporu’ndaki bu tanımdan da görüleceği üzere Plan Açıklama Raporu’ndaki “tarımsal sanayi alanı” için verilen tanımın bire bir örtüşmese de benzeştiği, her ne kadar “tarımsal sanayi alanı” ifadesi net tanımlanmasa da davaya konu planın Lejantında yer alan “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının”, Plan Açıklama Raporu’nda belirtilen tarımsal sanayi alanlarını içerdiği,
İlaveten, şehircilik yazınında “tarımsal sanayi alanının,” endüstriyel tekniklerin kullanıldığı tarım alanları anlamına geldiği, bu yazına göre, tarımsal sanayi yöntemlerinin; tarım makinelerinde, çiftçilik yöntemlerinde, genetik teknolojilerinde, üretim ekonomisinde, yeni tüketim pazarlarının yaratılmasında ve küresel tircarette buluşların yapılmasını içerdiği, bu açıdan da bakıldığında Plan Hükümleri’nde belirtilen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları’nda “tarımsal ürünlerin katma değerini arttırmaya yönelik araştırma ve geliştirme birimlerinin” yer alacağının söylenmesinin, kent planlama yazınındaki Tarımsal Sanayi Alanlarının tanımını karşıladığı, özetle, tarımsal sanayi alanlarının plan lejantında da yer alması gerektiği konusunda kurulun, “tarımsal sanayi alanının” ayrı bir arazi kullanımı gibi ele alınmasının şart olmadığı, yukarıda da ifade edildiği üzere plan lejantında ve plan hükümlerinde yer alan “tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının” tarımsal sanayi alanlarını içerdiği düşüncesinde olduğu,
2) Plan lejantında yer alan ” “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanların”, 2009 yılında resmi gazetede yayımlanan “Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği”nde belirtilen Organize Tarım Alanlarına atıfta bulunduğu, oysa Organize Tarım Alanlarının yer seçimlerine ilişkin yönetmeliğin 2. bölümünde bu alanların yer seçimlerine ilişkin bölgedeki fauna – flora başta olmak üzere, jeolojik/jeoteknik etüt raporlarının hazırlanmasından sonra karar verilmesi gerektiğine ilişkin birçok kriter bulunmakta olup, plan lejantında yer alan “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları” kavramının yönetmelikte belirtilen esaslara açıkça aykırı olarak plan üzerinde belirlendiği” İddiasına yönelik:
Öncelikle, davacı tarafın Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları’nın Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’ne tabi olduğunu, davalı tarafın ise bu alanların Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’na tabi olduğunu söylediği plan Açıklama Raporu’nda tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının bir sanayi alanı gibi değerlendirildiğine ilişkin açıklamaların da bulunduğu, bu alanların Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’ne tabi olduğunu ve bu alanların yer seçiminin de dolayısıyla T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca belirlendiğini söylediği,
Bununla birlikte 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda tarım ihtisas OSB’lere ilişkin hususların açıkça tanımlandığı, plan açıklama raporunda yer alan bahse konu ifadenin de bu ihtisas organize sanayi bölgelerine ve ÇDP’nin “8.2.2. sayılı Sanayi Alanları” hükmüne atıfta bulunduğu, nitekim ÇDP’de ÇDP’nin “8.2.2. sayılı Sanayi Alanları” başlığı altında yer alan; 8.2.2.3. sayılı bu planla belirlenmiş olan sanayi alanlarındaki yapılanmalarda organize sanayi bölgeleri uygulama yönetmeliği hükümlerindeki yapılanma koşullarına uyulacaktır. 8.2.2.7. sayılı “yeni oluşacak sanayi tesisi taleplerinin bu alanlara yönlendirilmesi ve aynı sanayi faaliyet türlerinin bir araya getirilmesi sağlanacaktır. 8.2.2.8. sayılı “bu planın onayından sonra, ihtiyaç duyulabilecek olan sanayi alanları, planın koruma kullanma dengelerini gözeten ilke kararları kapsamında, öncelikle 5403 sayılı Kanun kapsamındaki, toprak niteliğinin düşük olduğu alanlarda, T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ve ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşleri alınarak, organize sanayi bölgesi statüsünde veya minimum 50 hektar alana sahip olacak sanayi alanları şeklinde oluşabilecektir. İlgili idaresince belirlenecek bu tür alanlar bakanlığın görüşüne sunulacaktır. Talebin uygun görülmesi halinde Bakanlıkça bu planda değişiklik yapılır, “hükümlerinin doğrudan plan açıklama raporunda yer alan bu ifadeyi karşıladığının açıkça görüldüğü,
Oysa ki 4562 sayılı Kanunu’nun 26. Maddesi’nde “Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri” başlığı altında bir bölüm bulunduğu, bu bölümde davaya konu planda “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” adı altında tanımlanan alanların “Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri” Yönetmeliği’ne tabi olunduğunun açıkça vurgulandığı, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 26/A maddesinin:
“Tarım ve sanayi sektörünün entegrasyonunu sağlamaya yönelik tarıma dayalı sanayi girdisini oluşturan bitkisel ve hayvansal üretimin ve bunların işlenmesine yönelik sanayi tesislerinin yer alabileceği ve ilgili mevzuatı uyarınca öngörülen biyogüvenlik tedbirlerine uyulması şartıyla Tarıma Dayalı İhtisas OSB kurulabilir. Organize Sanayi Bölgelerine ilişkin olarak Bakanlığa verilmiş olan yetkiler ve görevler, Tarıma Dayalı İhtisas OSB’leri bakımından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca kullanılır ve yerine getirilir. Bu bölgelerin yer seçimi, kuruluşu, imar planı onayı, faaliyeti, işleyişi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulacak ayrı bir yönetmelik ile belirlenir. (11/10/2011 tarihli ve 662 sayılı KHK’nin 12 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bakanlık ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı” ibaresi “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” şeklinde değiştirildiği)” şeklinde olduğu, dolayısıyla, bu alanlara ilişkin yönetmeliğin davalı kurumun iddia ettiği gibi OSB Kanunu değil başka bir yönetmelik olduğu, bu alanlar hakkındaki yetki ve görevlerin T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda değil Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda bulunduğu 10.11.2009 tarihli 27402 sayılı Resmi Gazate’de yayınlanan Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB) Uygulama Yönetmeliği’nin 6. maddesinin, “tarıma dayalı sanayi girdisini oluşturan bitkisel ve hayvansal üretimin ve bunların işlenmesine yönelik sanayi tesislerinin organize biçimde yer aldığı mal ve hizmet üretim bölgelerinin” yer seçiminde deprem kuşaklarının, hakim rüzgar yönünün, flora-faunanın, taşkına maruz kalma durumunun dikkate alınması, bu amaçla yerinde (sahada) incelemelerin yapılmasını şart koştuğu, Yönetmeliğin” 6. maddesinin, Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri’nin altenatif alan yer seçimlerini çevre düzeni planlarının değil, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı (TKB) (10/11/2011 tarihli ve 662 sayılı KHK’nin 12. Maddesi gereği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı) ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (STB) tarafından yapılması gerektiğini belirttiği, bu alanların yer seçimlerinin altenatifler arasından içinde çeşitli Bakanlık temsilcilerinin bulunduğu bir komisyonca belirleneceği– yönetmeliğe göre alan seçiminde çevre düzeni planına bakılacağı ancak yer seçim kararı alınırken çevre düzeni planı oluşturulurken işletilen sürecin (örneğin sektörler arasındaki ilişkileri düşünmek, koruma-kullanma dengesini gözetmek) bu alanların belirlenmesinde gözetilme zorunluluğunun bulunmadığı, (25.11.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri olmadığı Yönetmeliği’nde ise bu alanların sadece Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı onayı ile kurulduğu söylendiği yer seçim komisyonunda içinde Maliye Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi toplam 10 kurumun temsilcisinin yer aldığı belirtildiği),
Çevre düzeni planlarını hazırlayan kurumların, alınan kararları planlarına işlemekle yükümlü oldukları bu yüzden davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nun, bu alanların yer seçiminde nelerin dikkate alındığı konusunda bilgilere yer vermemesi/verememesinin kabullenebilir ve anlaşılabilir bir durum olduğu, ancak, davaya konu çevre düzeni planını hazırlayan davalının dahi savunma yazısında itiraza konu olan alanları yanlış bir mevzuata dayandırmışken ve plan raporlarında bu alanların hangi mevzuata tabi olduğu yazmazken, davaya konu planın bu haliyle onayı sonrası karışıklıkların çıkması ve olası yanlış kabullerle kamu yararının zedelenmesinin öngörülebilir bir durum olduğu, bu yüzden, gelecekte doğabilecek sorunların önüne geçebilmek amacıyla, plan raporlarında itiraza konu alanların hangi mevzuata bağlı olduğunun açıkça ve yönetmeliklere uygun olacak şekilde yazılması gerektiği davalının iddia ettiği gibi bu alanlar Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’na tabi olmadığı,
Ayrıca, tüm bu açıklamalar sonrasında davaya konu planda önerilen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı kararlarını kimin aldığının şüpheli olduğu, davalı savunmasında bu alanların OSB Kanununa tabidir diyerek bu alanların yer seçimini Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yapmış olduğunu söylediği (bilindiği üzere OSB alanlarının yer seçimini de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yaptığı), ancak bu alanların yer seçimini yapmanın yukarıda belirtilen ve mevuzata dayandırıldığı üzere sadece Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın sorumluluğunda olmadığı, OSB kanununa göre bu alanlar hakkındaki yetkiler ve görevlerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda olduğu, bu alanların sadece birer sanayi alanı olarak değerlendirilemeyeceği ve yer seçiminde öncelikli olarak bölgedeki flora-faunanın, hakim rüzgar yönünün, bölgenin taşkına maruz kalma durumunun, bölgenin yapılaşma için jeolojik olarak sakıncalı olup olmadığı gibi hususların değerlendirilmesi gerektiği, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri Raporu bu çerçevede düzeltilmesi ve ayrıca yer seçimi yapılan alanların da doğru mevzuat bağlamında gözden geçirilmesi gerektiği ” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planında Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları için 8.2.11. sayılı madde (2018 tarihli planda 8.2.12 sayılı madde) düzenlenmiştir. Bu başlığın altında
“8.2.11.1. bu alanlarda tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da topla arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir.
8.2.11.2. bu alanlarda yer alacak işletmelerin yapılanma koşulları ve niteliklerine alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
8.2.11.3. bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz kousu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
8.2.11.4. bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik olarak her türde atığa ilişkin teknik altyapı önlemleri alınacaktır.
8.2.11.5. bu planda önerilen teknolojik sera bölgelerinde öncelikle termal enerjiden yararlanacak tesisler desteklenecek ve bu tesislerin yapımına öncelik tanınacaktır.” Hükümlerine yer verilmiştir.
Davaya konu planda tarım ve hayvancılık geliştirme alanları tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yönler ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organik şekilde) yer alabileceği alanlardır şeklinde tanımlanmıştır.
Davalı idarenin savunmasında tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarından çiftçinin ürettiği ürününün katma değerini arttırmak üzere işletebileceği sanayi tesislerinden ziyade “imalathane” niteliğindeki küçük ölçekli ve yerel yapıları ifade ettiği, bir tarım ülkesi olan ülkemizde temel sektörler içerisinde tarım sektörünün en az katma değere sahip ve sektör gelişmiş ülkelere nazaran ülkemizdeki çiftçilerin gelir düzeyleri oldukça düşük olduğu, tarımsal gelirin düşük olmasının pek çok fiziki ve sosyal problemlere yol açtığı, tarımsal katma değeri arttırmanın günümüzde yalnızca kırsal kalkınmanın temel hedefi değil çok boyutlu bir ulusal hedef olduğu, bununla birlikte mevzuat gereği sanayi tesislerinin belirli bir ölçeğin üzerinde olmak zorunda olduğu, diğer yandan bu tesislerin belirli yasal sorumluluklara sahip bulunduğu, çoğu zaman bu faktörlerin yeni girişimler için kısıtlayıcı bir ortam oluşturduğu, tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının bir sanayi tesisini işletme sermayesine ve kapasitesine sahip olmayan küçük ölçekli üreticilerin kendi ürettikleri ürünleri değerlendirerek tarımdan elde edilen katma değeri arttıracak bir yöntem olarak ÇDP’de öngörüldüğü, bu tesislerin bir arada yer alması ile bir ölçek ekonomisi yaratılarak girdi ve üretim maliyetlerinin azaltılmasının amaçlandığı, bu tesislerin Doğu Marmara ve Ege Bölgelerinde başarılı örneklerinin bulunduğu, bunlara zeytinyağı imalathanelerinin örnek verilebileceği, başta aile işletmesi niteliğinde olan pek çok imalathanenin bugün artık orta ve büyük ölçekli sanayi tesislerine dönüştüğü, bu münferit imalathanelerden farklı olarak ÇDP’de bu tesislerin bir arada yer seçmesi ile belirtildiği, ölçek ekonomileri yaratarak katma değerin arttırılmasının öngörüldüğü ifade edilmiştir.
ÇDP açıklama raporunda yer alan “tarımsal sanayi” ifadesinin tarımsal faaliyetlerin sonucunda elde edilen ürünlerin mamul ve/veya yarı mamule dönüştürülmesini amaçlayan bir üretim prosesi olduğu, bununla birlikte 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda tarım ihtisas OSB’lere ilişkin hususların açıkça tanımlandığı, plan açıklama raporunda yer alan bahse konu ifadenin de bu ihtisas organize sanayi bölgelerine ve ÇDP’nin “8.2.2. sayılı Sanayi Alanları” hükmüne atıfta bulunduğu, bu durumun, plan açıklama raporunun ilgili bölümünün devamında yer alan “…Bu nedenle, planlama çalışmasında tarımsal ürünlerin değerlendirilmesine yönelik alan gereksinimi giderilmesine ilişkin kararlar geliştirilmesi benimsenmiştir. Diğer endüstriyel gelişmelerin tekil yapılaşmasının engellenmesi, organize nitelikte olmayan sanayi alanlarının organize duruma getirilmesi, yeni sanayi gelişiminin ihtisaslaşmış ve organize nitelikte gerçekleşmesi için gerekli kararların üretilmesi planlama aşamasında benimsenen ilkelerdendir.” ifadesinden de anlaşıldığı, davaya konu planın plan açıklama raporunda tarımsal sanayi ifadesinin birçok yerde geçtiği, tarımsal sanayi alanının ayrı bir arazi kullanımı gibi ele alınmasının şart olmadığı, plan lejant ve plan hükümlerinde yer alan tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının tarımsal sanayi alanlarını içerdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, plan hükümlerinde mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili yönetmelikte belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, yer seçimine yönelik somut itirazların ayrıca değerlendirileceği açıktır.
Diğer taraftan bu alanlarda çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları ile sağlık ve eğitim tesislerinin yer almasının konut içermemesi nedeniyle şehircilik ilkelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
En az 20 ha olacak şekilde yer seçimi yapılan tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına yönelik kullanımın çevre düzeni planı değişikliği olmaksızın yapılabilmesini öngören plan hükmüne yönelik değerlendirme davacının itirazları kapsamında itiraz 61 başlığı altında yapılacaktır.
İtiraz 26
Dava dilekçesinde;
Plan raporundan 33.sayfasının 4.3.1.sayılı bölümünde “İzmirde kıyı kesimini içermeyen Çevre Düzeni Planının Tahtalı Barajı Çevre Düzeni Planı olduğu görülür.” diye devam eden tanımlama ile 2012 yılında onaylanan İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının analiz edilmediği, dolayısıyla dava konusu planın inceleme raporundaki verilerin güncel olmadığı, bu durumunda Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırılık oluşturduğu iddia edilmektedir.
Savunmada;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı onaylanmadan önce İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği, 1/5.000 Ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planı Değişiklikleri onanmış ve uygulanmış olduğundan Bakanlıkça onaylanan plan kapsamında değerlendirildiği, ayrıca İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümleri arasında bu konuyla ilgili olarak 7.6. sayılı “İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planlarının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planlarının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında üst ölçekli plan olan bu planın kararları ve hükümleri esas alınarak uygulama yapılır. Diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir” hükmünün yer aldığı, buradan da anlaşılacağı üzere İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nın bilindiği, halihazırda dava dilekçesinde plan açıklama raporunda yer alan söz konusu iddianın hangi açıdan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne ya da bu Yönetmelik’in hangi maddesine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin herhangi bir somut iddianın yer almadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
İtiraza konu olan ifade de “… İzmir’de kıyı kesimini içermeyen tek çevre düzeni planının Tahtalı Barajı Havzası için hazırlanmış olan çevre düzeni planı olduğu görülür” denildiği, 2012 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce hazırlanmış çevre düzeni planı incelenmeden hazırlandığının iddia edildiği itiraza konu olan ifadenin 2012 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce onaylanmış Çevre Düzeni Planı’nın varlığını yok saydığının açıkça görüldüğü bu itiraz maddesini, güncel veriler kullanılarak planın hazırlanmadığına, davaya konu plan hazırlanmadan önce ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmadığına, davaya konu plana hazırlanmadan önce güncel verilerle bir araştırma raporu hazırlanmadığına ilişkin itirazlardan ayırmanın pek de mümkün olmadığı, davalının “davaya konu planı 2007 yılında hazırlanmış ve 2012’de iptal edilmiş İzmir-Manisa-Kütahya çevre düzeni planının uyumlaştırma çalışması kapsamında görmesinin” tüm bu sorunların kaynağını açıklandığı
Çevre düzeni planlarının hazırlığı sürecinde Yönetmelikte genel başlıklar halinde belirtilen konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veri, görüş ve öneriler elde edilerek gerekli analiz, etüt, araştırma ve çalışmalarının yapılmasının Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 8. Maddesi ile koruma altına alındığı, Plan Açıklama Raporu’nda belirtilen itiraza konu olan ifadenin yönetmelikte belirtilen bu maddenin yerine getirildiğine gölge düşürdüğü, şayet yapılan çevre düzeni planı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce hazırlanan planı bu plan hazırlanmadan önce incelemiş ise, itiraza konu olan Plan Açıklama Raporu’ndaki bu ifadenin düzeltilmesi gerektiği 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinin Plan Açıklama Raporu’nun 25. Sayfasında: “İzmir’de kıyı kesimini içermeyen tek çevre düzeni planının Tahtalı Barajı Havzası için hazırlanmış olan çevre düzeni planı olduğu görülür” ifadesinin yer almaya devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu planın 7.6 sayılı hükmü uyarınca İzmir Çevre Düzeni planının bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu, diğer tüm çevre düzeni planlarının yürürlükten kaldırılmasının mevzuata aykırı olmadığı, davaya konu plan hazırlanırken mevcut planların değerlendirilerek kararlar oluşturulduğu, bilirkişi kurulunun eleştiri niteliğindeki görüşlerinin planı hukuka aykırı kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 27
Dava dilekçesinde;
Dava dilekçesinde; Plan Açıklama Raporunun 28. sayfasında Plan Seçenekleri olarak 4.1.1 ve 4.1.2 olarak 2 temel seçenek üzerinde tartışılmaya gidildiği ve sonuçta 2 numaralı seçeneğin belirlendiğinin belirtildiği, oysa, söz konusu 2 seçenekli plan yargı kararı ile iptal olan İzmir – Manisa – Kütahya Çevre Düzeni Planından gelmekte olup, bu planın yargı kararı ile iptal olmasının bu seçeneklerin de hatalı olduğunu gösterdiği, öte yandan benimsenen 4.1.2 numaralı seçenekte “Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanları üzerinde mevzuata aykırı olarak planlanmış olan sanayi alanları için hazırlanmış olan imar planlarının tümüyle ortadan kaldırılması, yapılaşmamış bölümlerde yeni yapılaşmaların oluşmasının engellenmesi sağlanmalı, gelişme kısıtlanmalıdır” denilmekle birlikte, İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da bu alanların “Tarım Alanı” olarak belirlendiği, oysa davaya konu planda “Ayrancılar – Torbalı” arasındaki verimli tarım arazilerinin plan gösterimi ile “Sanayi Alanlarına” dönüştürüldüğü, planın kendi seçeneğinin plan gösterimi ile yok edildiğinin görüldüğü, bu nedenle, bu ölçekte bir planın plan gösterimi ile temel plan kurgusunun farklı kararlardan oluşmasının planın bilimsellikten yoksun olduğunu ortaya koyduğu iddia edilmektedir.
Savunmada;
Ayrancılar bölgesine ilişkin kararın, benimsenen seçeneğin kararları arasında yer aldığı, bu nedenle planın temel kurgusu ile plan paftalarına işlenen kararların aykırılığı iddiasının geçersiz olduğu, ayrıca bu bölgede iddia edildiği gibi tarım arazilerinin sanayi alanlarına dönüştürülmediği, tarım alanlarının korunması ilkesine dayanarak sanayi gelişmesinin sınırlı tutulduğu, bölgede sanayi amaçlı hazırlanmış imar planları çevre düzeni planında gösterilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davaya konu planda sözü edilen genel senaryoların (plan seçeneklerinin) iptal edilen İzmir – Manisa – Kütahya Çevre Düzeni Planı’ndan geliyor oluşunun bir sakınca oluşturmadığı, sonuçta her iki önerilen senaryonun da genel benimsediği yaklaşımlar itibariyle yasal yaklaşımlar olduğu, davaya konu planda kabul edilen plan seçeneği bağlamında alınan noktasal plan kararlarının yönetmeliklere ve planlama ilke ve esaslarına aykırı olup olmadığının noktasal itirazlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiği,
Davacının bir diğer itirazında: 4.1.2 sayılı seçenekte “Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanları üzerinde mevzuata aykırı olarak planlanmış olan sanayi alanları için hazırlanmış olan imar planlarının tümüyle ortadan kaldırılması, yapılaşmamış bölümlerde yeni yapılaşmaların oluşmasının engellenmesi sağlanmalı, gelişme kısıtlanmalıdır” denilmekle birlikte, İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da bu alanlar “Tarım Alanı” olarak belirlenmiştir. Oysa davaya konu planda “Ayrancılar- Torbalı” arasındaki verimli tarım arazilerinin plan gösterimi ile “Sanayi Alanlarına” dönüştürüldüğü, planın kendi seçeneğinin plan gösterimi ile yok edildiği görülmektedir. Bu nedenle, bu ölçekte bir planın plan gösterimi ile temel plan kurgusunun farklı kararlardan oluşması planın bilimsellikten yoksun olduğunu ortaya koymaktadır.”dediğini,
Davaya konu planda 2 farklı senaryonun (plan seçeneği) ortaya konulduğu, daha sonra bu 2 senaryodan birinin seçildiği, davaya konu planda ortaya konulan ikinci senaryonun plan kararlarının üretilmesinde kullanıldığı, bu kapsamda, Plan Açıklama Raporu’nda belirtilen 1. senaryonun: “Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanları üzerinde mevzuata aykırı olarak planlanmış olan sanayi alanları için hazırlanmış olan imar planlarının tümüyle ortadan kaldırılması, yapılaşmamış bölümlerde yeni yapılaşmaların oluşmasının engellenmesi sağlanmalı, gelişme kısıtlanmalıdır.” şeklinde olduğu, 2. senaryonun ise yeni yatırım kararları ile gelişimi desteklemeye yönelik olduğu ve Ayrancılar-Torbalı arasındaki arazi kullanımlarına ilişkin spesifik bir ifadeye yer vermediği, senaryo altında yer alan maddelerden genel olarak yeni sanayi, depolama ve kentsel gelişme alanlarının desteklendiğinin görüldüğü, ayrıca; gelişmenin ve korumanın sürdürülebilirliği ve koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi esas olduğunun belirtildiği, Plan Açıklama Raporu’nda sunulan 2 gelişme senaryosunda, tarım alanlarının yok edilmeye devam edilmesinin yer almadığı, ancak 1. Senayoda belirtildiği gibi “tarım alanları üzerinde mevzuata aykırı olarak planlanmış olan sanayi alanları için hazırlanmış olan imar planlarının tümüyle ortadan kaldırılması,” bir yandan senaryodaki tutum diğer yandan da onaylı imar planlarının kazanılmış haklar yaratmış olduğu düşüncesi ile benimsenmediğinin görüldüğü, Plan Açıklama Raporu’nda 2. Senaryonun plan kararlarını etkilediği açıkça belirtildiği, dolayısıyla, Bilirkişi Kurulunun, davacının “bu ölçekte bir planın plan gösterimi ile temel plan kurgusunun farklı kararlardan oluşmasının planın bilimsellikten yoksun olduğunu ortaya koymaktadır” iddiasının, bu itiraz maddesi bağlamında doğru olmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının bu ölçekte bir planın plan gösterimi ile temel kurgusunun farklı kararlardan oluşmasının bilimsellikten yoksun olduğu iddiasını ispatlayan verilerin bulunmadığı, bu itibarla bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı görülmüştür.
İtiraz 28
Dava dilekçesinde;
İzmir Çanakkale otoyolu güzergahının yanlış işlendiği ve Çiğli-Aliağa arasında projeleri tamamlanmış olan kuzey otoyol güzergahının güncel şeklinin plana aktarılmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Planda yer alan mevcut ve proje halindeki karayolu verileri ilgili kurumların verilerine dayanmakta olup ayrıca mevcut karayollarının da uydu görüntüleri üzerinden kontrol edilerek plana aktarıldığı, diğer yandan çevre düzeni planları uygulamaya esas planlar olmayıp bu planlar üzerinden ölçü alınarak çıkarım yapılmasının mevzuata aykırı olduğu, çevre düzeni planlarında gösterimler şematik olup kesin sınırlar ilgili kurum/kuruluş görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda kesinleşeceği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Çevre Düzeni Planı kararlarının şematik, grafik dil kullanılarak görselleştirildiği, bu yüzden grafik bir dille hazırlanan çevre düzeni planı paftalarından ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, diğer taraftan güncel verilerin plana işlenmemesinin, plan kararlarının güncel veriler doğrultusunda hazılanmamasının kabul edilemez bir durum olduğu, bu noktada plan paftalarının değerlendirilmesinde grafik/şematik dilin kullanımı kadar plana işlenen kararların yerlerinin/büyüklüklerinin doğruluğu sorgulanması gerektiği, Kurulun Çiğli-Aliağa arasında projesi tamamlanmış kuzey otoyol güzergahını Google Earth uydu görüntülerinden kontrol edildiği ve planın iptalini gerektirecek bir duruma rastlamadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Grafik bir dille hazırlanan ve şematik olduğu için plan paftalarından ölçü alınarak uygulama yapılmayan ÇDP’ye yönelik bu itirazın planın iptalini gerektirecek bir husus olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 29
Dava dilekçesinde;
Plan açıklama raporunun 55. Sayfasında Akhisar başlıklı bölümde “…Çevre Düzeni Planı’nın hedef yılı için belirlenen 120.000 nüfusun gereksinim duyduğu kentsel gelişme alanlarından oldukça büyük kentsel gelişme alanları, kentsel yerleşik alana ek olarak onaylı imar planı sınırları içinde bulunduğundan, planlı alanlar korunmuş, yeni gelişme alanı ilave edilmemiştir.” denilmesine rağmen plan üzerinde Akhisar ilçesinde kentsel gelişme alanı önerildiği, aynı zamanda plan üzerinde büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı olarak belirlenen alanın Akhisar Belediyesi tarafından onaylı imar planlarında kentsel yeşil alan olarak belirlendiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bahse konu Akhisar İlçesi için düzenlenen kentsel gelişme alanı lekesinin mevcut imar planlarına dayandığı, mevcut imar planları ile düzenlenen gelişme alanları dışında ÇDP ile yeni gelişme alanlarının önerilmediği, diğer yandan ÇDP ile düzenlenen “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı” lekelerinin ilgili kurum/kuruluş görüşleri ve mülkiyet durumları doğrultusunda plana işlendiği, bu bağlamda bahse konu alanda yer aldığı iddia edilen kentsel yeşil alan kullanımın sınırları içerisinde kaldığı alt ölçekli planlar mevcutsa ve ÇDP onay tarihi olan 23.06.2014 tarihinden önce onaylandıysa halihazırda ÇDP’nin “7.13. sayılı bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir. Onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır. ” hükmü uyarınca bu planların geçerli olacağı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulu değerlendirmesi:
Davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nun 52. sayfasında sunulan Tablo 8’de Akhisar için 120.000 kişi nüfus kabulü üzerinden, 398 hektar alanın gerekli olduğu, davaya konu planda ise 523 hektar önerildiği, aynı tabloya göre kentsel yerleşik alan büyüklüğünün Akhisar’da 1345 hektar olduğu, dolayısıyla kentsel yerleşik alan (1345 hektar) ile planın ihtiyacı olan alan (523 hektar) toplamının Tablo 8’de 1868 hektar gözüktüğü (1345 + 523 hektar) davaya konu planda gereksinim duyulan kentsel gelişme alanı büyüklüğünün onaylı imar planlarının kapladığı alandan (1852 hektar) küçük olduğu,
Plan Açıklama Raporu’nun 55. sayfasında ise “AKHİSAR: Çevre Düzeni Planı’nın hedef yılı için belirlenen 120.000 nüfusun gereksinim duyduğu kentsel gelişme alanlarından oldukça büyük kentsel gelişme alanları, kentsel yerleşik alana ek olarak onaylı imar planı sınırları içinde bulunduğundan, planlı alanlar korunmuş, yeni gelişme alanı ilave edilmemiştir. Organize Sanayi Bölgesi’ndeki gelişmeler ve zeytincilik amaçlı düzenlenen alan benzeri diğer sanayi alanlarında yaşanacak gelişmeler dikkate alınarak, kentsel gelişme alanları daraltılmamıştır. Kentsel yerleşik alanda mevcut imar planı kararlarının uygulanması öngörülmüştür.” ifadesine yer verildiği,
Davalının, “Bahse konu Akhisar İlçesi için düzenlenen kentsel gelişme alanı lekesi mevcut imar planlarına dayanmaktadır” dediği ve 52. ve 55. sayılı sayfada yazan ifadelere açıklık getirdiği, plan Açıklama Raporu’nda da onaylı imar planı olan alanların gelişme alanı olarak kabul edildiğine ilişkin gerekli açıklamaların mevcut olduğu (örneğin sayfa 43: “büyük bölümünde onaylı imar planları bulunan alanlar, gelişme alanları olarak kabul edilmiştir”). Plan Açıklama Raporu’nda belirtilen bu ifadelerin, plan paftalarında Akhisar’da niçin kentsel gelişim alanı lekelerinin görüldüğünü açıkladığı, 52. sayfada sunulan tabloda’da Akhisar’daki onaylı imar planlarının kapladıkları alan, gereksinim duyulan kentsel gelişme alanlarından fazla olduğundan Plan Açıklama Raporunun bu tabloda sunulan bilgileri desteklediği özetle, Akhisar özelindeki bu itiraz maddesi bağlamında, plan paftalarında ve Plan Açıklama Raporunda bir çelişkinin söz konusu olmadığı,
“Plan üzerinde Büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı olarak belirlenen alanın, Akhisar Belediyesi tarafından onaylı imar planlarında kentsel yeşil alan olarak belirlenmiştir” iddiasına yönelik Davalı’nın açıklamasının yeterli olduğu, “ÇDP ile düzenlenen “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı” lekelerinin ilgili kurum/kuruluş görüşleri ve mülkiyet durumları doğrultusunda plana işlendiği, bu bağlamda yukarıda da ifade edildiği bahse konu alanda yer aldığı iddia edilen kentsel yeşil alan kullanımın sınırları içerisinde kaldığı alt ölçekli planlar mevcutsa ve ÇDP onay tarihi olan 23.06.2014 tarihinden önce onaylandıysa halihazırda ÇDP’nin 7.13. sayılı “bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir. Onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6 maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır. ” hükmü uyarınca bu planların geçerli olduğu, şayet Akhisar Belediyesi tarafından imar planlarında kentsel yeşil alan olarak belirtilen alan davaya konu plan hazırlık sürecinden önce onaylanmışsa, bu durum ilgili kurum ve kuruluşlardan verilerin alınmadığının veya alınan verilerin plana doğru işlenmediğinin bir göstergesi olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Akhisar özelindeki bu itiraz maddesi bağlamında plan paftalarında ve plan açıklama raporunda bir çelişkinin bulunmadığı, ÇDP ile düzenlenen büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı kullanımların ilgili kurum/kuruluş görüşleri ve mülkiyet durumları doğrultusunda plana işlendiği, planın 7.13 sayılı hükmün bu alanda bulunan alt ölçekli planlar için geçerli olduğu bu bağlamda bu hususa ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 30
Davacı tarafından;
Plan Açıklama Raporunun 54. sayfasında Manisa Merkez başlığı altında Manisa Belediyesi sınırları içindeki alanların anlatıldığı, güncel verilerle plan kararları oluşturulması gerekirken, eski verilerle oluşturulmuş olan planın kararlarının hem geçersiz hem de uygulama olanağından yoksun olduğu, örneğin Manisa Merkez için önerilen nüfusun ne kadarının hangi ilçeye yerleşeceğinin belirsiz olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Şehzadeler ve Yunusemre Belediyelerinin ÇDP’de Manisa Merkez Yerleşmesi olarak kabul edilmiş olup dava dilekçesinde öne sürülen nüfusun ne kadarının hangi ilçeye yerleşeceğinin belirsizliği iddiasına karşın halihazırda Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bağlı olan bu ilçe belediyelerinin nüfus dağılımlarının mevcut eğilimler dikkate alınarak Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılacağı, nitekim bu konuya ilişkin ÇDP’de “7.4.sayılı Kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımı, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirlenir. ” hükmünün düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nun 16. Sayfasında Manisa’nın nüfus projeksiyonu hesaplamalarının nasıl yapıldığının “Manisa il sınırları içindeki, Manisa merkez belediyesinin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre nüfusları, 2005 yılı için belirlenen yaklaşık nüfus büyüklüğü ve 2025 yılı nüfus tahminleri araştırma raporundan alınmış, yapılan değerlendirmeler doğrultusunda planlama aşamasında yerleşmeler için kabul edilen hedef yıl nüfus değerleri ile birlikte aşağıda Tablo-3’de verilmiştir.” şeklinde anlatıldığı,
Bu ifadede 2 sorun olduğu, ilk sorunun; Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin nüfus hesaplamalarında 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verileri baz alınarak ve bu doğrultuda 2005 yılı için belirlenen (tahmin edilen) yaklaşık nüfus verileri kullanılarak yapıldığının söylendiği, bu yaklaşımın, 2014 yılında onaylanan ve geleceğe ilişkin gerçeğe yakın, doğal değerleri koruma amacında olan ve kamu yararı ilkesi gözetilerek hazırlanan bir planın, plan kararlarını oluşturmak adına kabul edilemez bir yaklaşım olduğu, güncel nüfus verilerinin göz ardı edilmesinin durumu en başta kentsel gelişme alanlarının yanlış hesaplanmasına yol açacağı ki bu da ormanlarla kaplı, nitelikli tarım arazileri olan bir bölgede bu değerlerin korunması için büyük bir tehdit olduğu,
Plan Açıklama Raporu’nun 16. sayfasından yer alan ifadenin dava konusu planın güncel nüfus verilerini kullanabilecekken kullanmadığını açıkça belirttiği için, davaya konu planın yapmış olduğu nüfus hesaplamalarındaki (dolayısıyla önermiş olduğu kentsel gelişim alanı büyüklüklerindeki) hata payının güncel verilerle hazırlanan bir plana göre çok yüksek olduğu,
İlaveten, Mekansal Planlar Yönetmeliğinin de verilerin güncelliğini yitirmesi durumunda çevre düzeni planlarının revizyonunun yapılması gerektiğini hükmettiği, 2014 yılında ilk kez onaya çıkan bir çevre düzeni planının 2000 yılı nüfus verilerini baz alarak ve 2005 yılı için projekte edilen tahmini nüfus verilerini kullanarak planın hedef yılı için nüfus projeksiyonlarını ve buradan da nüfus kabullerini yapmasının kamu yararı ve planlama alanı içindeki doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunabilmesi bağlamında doğru bir tarafı olmadığı, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde 2017 nüfus verilerinin kullanıldığı, bu yüzden güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorunun çözüme kavuştuğu,
İkinci sorunun ise 16. sayfadan alıntılanan söylemde verilerin bir araştırma raporundan alıntı olduğu, 19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli ve K.2012/8225 sayılı kararı ile iptal edilmesinin ardından mahkeme kararının ifası gereği hazırlanmış olması nedeniyle Araştırma Raporu bulunmadığının davalı idarece belirtildiği, davaya konu planın bir araştırma raporu olmadığına göre 16. sayfada atıfta bulunulan araştırma raporunun ya iptal edilmiş olan ve eski verilerle hazırlanmış olan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nın araştırma raporu olabileceği – ki eski bir planın araştırma raporunu kullanmanın kabul edilebilir bir tarafının olmadığı, çünkü hem güncel olmadığı, hem de yönetmeliklere göre her çevre düzeni planın bir araştırma raporu olması gerektiği ya da 16. sayfada bahsedilen araştırma raporunun başka bir kaynaktan alınan araştırma raporu olması gerektiği, bunun da kabul edilebilir bir tarafının bulunmadığı, çünkü kullanılan nüfus projeksiyonu modellerinin her planın kendi amaçlarına, hangi bölgesel kararları ele alarak yerleşimlerin ne ölçüde büyüyüp küçüleceği kararına göre değişeceği, Plan Açıklama Raporu’nda Manisa ili için kullanılan projeksiyon modeli ve gerekçesi hakkında herhangi bir açıklamanın yer almadığı, söz konusu plan araştırma raporunun Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nın araştırma raporu olmadığının 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinin Plan Açıklama Raporu’nun 12. sayfasındaki Manisa il sınırları içindeki, Manisa Merkez Kentin yanı sıra ilçelerin 2017 yılına ait nüfus büyüklükleri ve 2025 yılı nüfus tahminleri araştırma raporundan alınmış, yapılan değerlendirmeler doğrultusunda planlama aşamasında yerleşmeler için kabul edilen hedef yıl nüfus değerleri ile birlikte aşağıda Tablo-3’de verilmiştir.” cümlesinden anlaşıldığı, 2007 yılında hazırlanmış bir plan araştırma raporunun 2017 yılı nüfus verisini içermesi mümkün olmadığına göre plan açıklama raporunda bahsedilen araştırma raporunun kaynağı bir soru işareti olduğu,
İzmir Merkez ve Manisa Merkez için önerilen nüfusun ne kadarının hangi ilçeye yerleşeceğine ilişkin olarak davaya konu planın açıkça bu dağılımı Büyükşehir Belediyeleri’nin yapması gerektiğini “7.4. sayılı Kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımı, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirlenir.” şeklindeki plan hükmü ile belirlediği”, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dairemizin nüfusa ve güncel verilere yönelik olarak daha önce yapılan değerlendirmelerinin bu itiraz maddesi için de geçerli olduğunun öncelikle vurgulanması gerekmektedir. Diğer taraftan nüfusun ne kadarının hangi ilçeye yerleşeceğinin kent içi nüfus dağılımının alt ölçekli planlarla belirleneceğine ilişkin getirilen 7.4 sayılı plan hükmü uyarınca belirleneceği görüldüğünden davacının itirazı planı kusurlandırır nitelikte görülmemiştir.
İtiraz 31
Dava dilekçesinde;
Plan açıklama raporunun 3.2.1 sayılı maddesine atıfta bulunularak endüstriyel gelişmelerin giderek İzmir Merkez Kentten daha uzak noktalara sıçramasının önlem alınmaması durumunda saçaklanma boyunun uzamasına, kentsel kullanımların kırsal alan içindeki saçaklanmasının verimli tarım arazilerine verdiği zararın artmasına yol açacağı, Torbalı ve Kemalpaşa ovalarında tarım alanlarının daraltılarak sanayi alanlarının genişletildiği, buna göre plan hükümleri plan kararları ve açıklanan raporun birbiriyle bütünleşmediğini gösterdiği iddia edilmektedir.
Savunmada;
Bahse konu alanlardan bir kısmı organize sanayi bölgesi statüsünde olup, ÇDP kanunlar üzerinde bir belge olmadığından yer seçimine ilişkin esasların 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile açıkça düzenlenmiş olan bu alanlarda yetkili idarenin Bakanlık olmadığı, diğer yandan plan kararları incelendiğinde plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere sanayi alanlarından büyük bölümü yapılaşmış alanların korunduğu ve parçacıl sanayi lekelerinin plana işlenmediğinin açıkça görüleceği, ÇDP’nin plan açıklama raporu ve hükümleri ile bir bütün olduğu, nitekim ÇDP’nin 7.15. sayılı bu plan, mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için herhangi bir hak oluşturmaz. Bu planın onayından önce mevzuata aykırı olarak oluşmuş yapılaşmalar için mevzuat uyarınca ilgili idaresince işlem yapılır”, hükmü uyarınca mevzuata aykırı işlemler için ÇDP’nin herhangi bir hak oluşturmayacağı ve bu alanlara ilişkin mevzuat gereği ilgili idaresinin işlem yapması gerektiği hususu açıkça düzenlendiği,
– Kemalpaşa ilçe sınırları içinde, bugün için organize sanayi bölgesine dönüştürülmeye çalışılan bölgede yer alan mevcut sanayi tesislerinin geçmişte bireysel olarak onaylandığı ve zaman içinde birleştirilerek genişletilmiş imar planlarıyla kurulduğu, planlı bu alanların yanı sıra, bu alanların çevresindeki plansız, boş alanların da farklı tarihlerde genişletilen organize sanayi bölgesi sınırları içine katıldığı, yargı kararları ile yaşanan tüzel kişilik iptalleri sonrasında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yeniden tüzel kişilik oluşturulmuş olması nedeniyle, geçmişte yer seçimi yapılmış alanların tamamının organize sanayi bölgesi olarak düzenlendiği,
– Torbalı İlçe Merkezinin kuzeybatısında konumlanan ve onaylanarak uygulamaya geçilmiş imar planlarıyla mekânsal olarak birleşmiş durumdaki Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı bölgesinde, sanayi amaçlı hazırlanmış imar planları çevre düzeni planında gösterilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılmasının gerektiği, Pancar Mahallesi sınırları içinde, Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenmiş ve henüz yapılaşmanın başlamamış olduğu alan çevresindeki sanayi alanlarının organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesinin, var olan ve gelecekte daha da büyümesi kaçınılmaz olan çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu, bu alanın bütünleşik olarak organize sanayi bölgesine dönüştürülmesinin de çevre düzeni planının kararlarının da olduğu,
– Torbalı ilçe merkezinin kuzey kesiminde belediye sınırları içinde var olan sanayi alanlarından, küçük sanayi sitesi niteliğindeki alanların kentsel yerleşik alanlar olarak planda yer alırken, büyük bölümünde yapılaşmalar bulunan kentin kuzeyindeki planlı sanayi alanların da Çevre Düzeni Planında sanayi alanı olarak düzenlendiği,
– Torbalı’nın kuzey kesiminde, Torbalı-Kemalpaşa karayolunun doğusunda, bir bölümü Torbalı, bir bölümü de Karakuyu Mahallesi sınırları içinde yer alan ve bölgede yoğunlaşan mermer sanayi tesislerinden önemli bir bölümünün içinde yer aldığı alanın, alt ölçekli planlarda gerekli tüm kurum ve kuruluş görüşleri alınarak, ihtisaslaşmış mermer organize sanayi bölgesine dönüştürülmesi amacıyla önerildiği,
– Torbalı ilçe sınırları içindeki planlı sanayi alanlarının bulunduğu alanların çevresinin verimli tarım alanları olduğu dikkate alınarak, bu alanların mevcut yapılaştıkları alanlar içinde sınırlandırılması, gelecekte sanayi alanlarının genişlemesine izin verilmemesi, yeni sanayi alanı taleplerinin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesinin de çevre düzeni planının kararlarından olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
“Davacının, Plan Açıklama Raporu’nda 3.2.1.sayılı maddesinde Merkezkent Dışındaki Diğer Kent Merkezlerinin analizine ilişkin değerlendirmelerde; “Endüstriyel gelişmelerin giderek İzmir Merkez Kentten daha uzak noktalara sıçraması, önlem alınmaması durumunda saçaklanma boyunun uzamasına, kentsel kullanımların kırsal alan içindeki saçaklanmasının verimli tarım alanlarına verdiği zararın artmasına neden olmaktadır. Kemalpaşa aksında süren endüstriyel saçaklanma, Manisa’nın Turgutlu ilçe merkeziyle birleşme eğilimine dönüşmüştür” denildiği Plan Açıklama Raporu’nda, “Kemalpaşa aksında süren endüstriyel saçaklanma” konusunda önlem alınmaması durumunda verimli tarım arazilerine zarar verileceği endişesi belirtilmesine rağmen davaya konu planın L18 ve L19 sayılı paftalarında da görülmekte olduğu üzere Kemalpaşa ve Manisa’nın Turgutlu ilçesi arası kentsel gelişim alanı önerileri ve Kemalpaşa ve Turgutlu çevresinde endüstriyel gelişimlerin yer aldığını belirttiği Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin 1. Bendinin “b” fıkrası “Planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür” denildiği, oysa ki itiraza konu olan Plan Açıklama Raporu’ndaki ifadenin plan gösterim ve kararları ile uyuşmamakta olduğu,
Kemalpaşa ve Turgutlu’nun üretim faaliyetlerinin yoğun olduğu iki yerleşim birimi olduğu ve kuşkusuz ki her iki yerleşiminde gerek coğrafi yakınlıkları, gerekse de önemli sanayi ve üretim odakları arasında olması nedeniyle bu iki yerleşimin bir birleriyle etkileşimine ivme kazandırdığı, davaya konu planda kentsel gelişim ve sanayi alanı önerilerinin İzmir-Ankara otoyolu etrafında önerilerek doğrusal bir aks üzerinde gelişimin kontrol altına alınmaya çalışıldığının açıkça görüldüğü, ancak buna rağmen, plan paftalarında görülen bu kararların, Plan Açıklama Raporu’nda belirtilen sorun tespiti ifadeleri ile çeliştiği,
Davalının savunma yazısında: “Bahse konu alanlardan bir kısmı organize sanayi bölgesi statüsünde olup yukarıda da belirtildiği üzere ÇDP kanunlar üzerinde bir belge olmadığından yer seçimine ilişkin esaslar 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile açıkça düzenlenmiş olan bu alanlarda yetkili idare Bakanlığımız olmadığından bu alanlara ilişkin iddiaların muhatabı Bakanlığımız değildir.” ifadesinde bulunduğu, Organize Sanayi Bölgelerinin yer seçim kararınını Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın verdiği, OSB’lerin yer seçimine ilişkin karar Bakanlıkça verildikten sonra çevre düzeni planlarını hazırlamakta olan kurumların, OSB’ler için alınan yer seçim kararını planlarına işlemekle yükümlü oldukları, ancak bu durumun OSB’lerin yer seçiminin doğru olduğu, ekolojik değerleri tamamen korumaya yönelik kararların alındığı anlamını taşımadığı gibi Plan Açıklama Raporları’nda yer alan planlama yaklaşımlarının dışında değerlendirileceği anlamını taşımadığı,
OSB’lerin yer seçim kararını hangi kurum verirse versin, Plan Açıklama Raporu’nda “Endüstriyel gelişmelerin giderek İzmir Merkez Kentten daha uzak noktalara sıçramasının, önlem alınmaması durumunda saçaklanma boyunun uzamasına, kentsel kullanımların kırsal alan içindeki saçaklanmasının verimli tarım alanlarına verdiği zararın artmasına neden olmaktadır. Kemalpaşa aksında süren endüstriyel saçaklanma, Manisa’nın Turgutlu ilçe merkeziyle birleşme eğilimine dönüşmüştür” tespitini yaptıktan sonra verimli tarım arazileri olan bir bölgede saçaklanma boyunun uzamasını sağlayacak yönde sanayi ile ilişkili plan kararlarını paftalarda göstermenin doğru bir yaklaşım olmadığı, bu durumun açıkça Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin 1. Bendinin “b” fıkrasına aykırı olduğu çelişkilerin ortadan kalkması için ya Plan Açıklama Raporu’nun ya da alınan plan kararlarının değişmesi gerektiği 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Plan Açıklama Raporu’nda yukarıda itiraza konu olan ifadeler aynen durduğu (Plan Açıklama Raporu sayfa 8) ayrıca, L18 sayılı plan paftasında Kemalpaşa’nın kuzeyinde yer alan sanayi ve OSB alanları mevcudiyetini koruduğu bu yüzden plan kararları ile Plan Açıklama Raporları arasındaki çelişkilerin devam ettiği,
Davalının savunmasında “Torbalı’nın kuzey kesiminde, Torbalı-Kemalpaşa karayolunun doğusunda, bir bölümü Torbalı, bir bölümü de Karakuyu Mahallesi sınırları içinde yer alan ve bölgede yoğunlaşan mermer sanayi tesislerinden önemli bir bölümünün içinde yer aldığı alan, alt ölçekli planlarda gerekli tüm kurum ve kuruluş görüşleri alınarak, ihtisaslaşmış mermer organize sanayi bölgesine dönüştürülmesi amacıyla önerilmiştir” ifadesine yer verildiği, bu alanın, bu ifadeyle paralel olarak davaya konu planın L18 sayılı paftasında Torbalı’nın kuzey kesiminde, Torbalı-Kemalpaşa karayolunun doğusunda bir sanayi alanının gözüktüğü, öncelikle, plan paftasında yer alan bu plan kararının Plan Açıklama Raporu’nda belirtilen “Endüstriyel gelişmelerin giderek İzmir Merkez Kentten daha uzak noktalara sıçraması, önlem alınmaması durumunda saçaklanma boyunun uzamasına, kentsel kullanımların kırsal alan içindeki saçaklanmasının verimli tarım alanlarına verdiği zararın artmasına neden olmaktadır” ve “İzmir Merkez Kentin etkisiyle, Torbalı aksında verimli tarım alanlarını da harcayarak artan saçaklanma eğilimi de Torbalı merkezi aşarak …” ifadeleriyle açıkça çeliştiği, dava dosyasında Torbalı’nın kuzey kesiminde sanayi alanı olarak önerilen ve Torbalı’nın çevresinde önerilen kentsel gelişme alanlarının verimli tarım arazisi olduğunu destekler bilgiler yer almasa da, Plan Açıklama Raporu’ndaki anılan ifadelerle plan kararlarının çeliştiği, Plan Açıklama Raporu’ndaki söz konusu ifadelerin, bölgede verimli tarım arazilerinin olduğunu açıkça belirtmekte iken plan kararlarının bölgede sanayi ve kentsel gelişme alanı önermeye devam ettiği, bunun da bir çelişki yarattığı, Plan Açıklama Raporu ve plan paftalarındaki bu çelişki Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 1. bendinin “b” fıkrasına aykırı olduğu,
Bilirkişi Kurulunun alana yapmış olduğu keşif gezisinde bölgedeki verimli tarım topraklarının varlığını açıkça gözlemlediği bu bağlamda alınan kararın tarımsal alanın korunması stratejisinin (en az sanayi üretiminin desteklenmesi kadar) öncelikli olması gereken bu bölge için doğru bir karar olmadığı, koruma-kullanma dengesinin de zedelenmesine yol açtığı,
Torbalı’nın kuzeyinde yer alan sanayi alanına ilişkin diğer bir sorunun davaya konu plana göre Fetret Çayının iki tarafında sanayi gelişmesi olması, bu gelişmenin orman sınırına kadar dayandırılması ve bunun doğru bir planlama yaklaşımı olarak görülmemesi olduğu, herşeyden önce Torbalı yerleşimi için önemli bir rekreasyon ve havalandırma koridoru olabilecek bir doğal değer olan Fetret Çayına, planın yaklaşımının stratejik önemde bir konu olduğu sanayi alanını ikiye bölen ve bu nedenle köprülerle üzerinden yollar yapılarak sanayi ilişkilerinin kurulacağı, veya bunlar kurulmazsa sanayi alanının bütünsel çalışmasının engelleneceği bir mekansal kurgunun doğru olmadığı, bu nedenle çayın doğal sınır olarak kabul edilmesinin daha doğru bir yaklaşım olacağı, 23.06.2014 tarihinde onaylanan ilk çevre düzeni planında da çay doğal sınır kabul edilmişken daha sonra askı sürecinde sanayi alanının büyütüldüğü ve çayın diğer kısmında da planlandığı bu yaklaşımın anlatılan nedenlerle şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı olduğu 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planında Fetret Çayının her iki tarafında sanayi alanı önerisi devam ettiği,
Plan Açıklama Raporu’nda “İzmir Merkez Kentin etkisiyle, Torbalı aksında verimli tarım alanlarını da harcayarak artan saçaklanma eğilimi de Torbalı merkezi aşarak, Çaybaşı-Subaşı hattında karayolu çevresinde yapılaşmaların artmasına neden olmaktadır” denildiği, davaya konu plan paftalarında ise Torbalı aksında, Çaybaşı-Subaşı hattında karayolu çevresinde önerilen kentsel gelişme alanlarının alıntılanan ifade ile çeliştiği, plan Açıklama Raporu’nun 42. Sayfasındaki kentsel gelişim alanı hesaplarının yapıldığı tablo 7’de, Çaybaşı’nda 269 ha onaylı imar planı bulunsa da planda 91 ha planlandığının, Subaşı’nda 235 ha onaylı imar planı bulunsa da planda 68 ha kentsel gelişme alanı olarak gösterildiğinin belirtildiği yine de hem Çaybaşı hem de Subaşı’nda planlanan alanlar nüfus kabulleri üzerinden yapılan tahmini alan gereksiniminden fazla olduğu,
Subaşı’nın mevcut yerleşik alanı büyüklüğünün Plan Açıklama Raporu’ndaki Tablo 7’ye göre 167 ha olduğu, plan paftalarında Subaşı’ndaki mevcut yoğunluk dokusunun devam ettirileceği varsayımı yapılırsa plan paftalarında Subaşı çevresinde mevcut yerleşik alan büyüklüğünün neredeyse yarısından az bir kentsel gelişme alanı önerisinin beklendiği (kentsel gelişme alanı önerisi: 68 ha) oysa ki, plan paftası incelenirse Subaşı çevresindeki kentsel gelişme alanı büyüklüğü lekesi ile mevcut yerleşim alanı lekesi büyüklüğünün hemen hemen aynı olduğu bu durumun plan raporunda sunulan veriler ile plan paftalarındaki görselleştirmeler arasında bir çelişki yarattığı, önerilen kentsel gelişme alanlarının çevresi tarım arazileri olduğu bu durumun, planın amaçladığı koruma-kullanma dengesinin sağlanması kaygısına zarar verdiği, kentsel gelişme alanlarının hesaplanmasında sorunlar olduğu, kullanılan/kullanılmayan yöntemlerden dolayı belirlenen alan büyüklüklerinde hata paylarının yüksek olmasının doğal olduğuna ilişkin görüşlerin, önceki itiraz maddeleri altındaki açıklamalarda yer aldığı,
Plan açıklama raporunun 50-51 ve 52. sayfalarında: “Ayrancılar: İzmir Merkez Kent’ten kaynaklanan nüfus artışı için Kent çevresinde gereksinim duyulan gelişme alanlarının bir bölümünün yer alması öngörülen Ayrancılar’da, plan dönemi içinde yerleşmeye İzmir kaynaklı gelecek nüfus hariç, hedef yıl için 25.000 nüfus kabul edilmiştir. 5747 sayılı Yasa ile Torbalı’nın mahallesi durumuna gelen Ayrancılar’da onaylı imar planları bu nüfus için gerekli olanın oldukça üstündedir.” denilmesine rağmen Plan paftalarında bölgede kentsel gelişme alanlarının gösterildiğinin belirtildiği, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda sunulan 41 ve 42. sayfasındaki tablo 7’de onaylı imar planlarının gereksinim duyulan alandan büyük olduğu, dolayısıyla Plan Açıklama Raporu’ndan alıntılanan ifadelerle örtüşen bilgiler verdiği, daha önce belirtildiği üzere onaylı imar planı olan alanların, davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak gösterildiği, bu yüzden bu itiraz bağlamında Plan Açıklama Raporu ile planın bir birleriyle uyuşmadığına yönelik bir delilin söz konusu olmadığı, ancak burada dikkat edilmesi gereken bir hususun henüz yapılaşmaların olmadığı alanlarda davaya konu planda Ayrancılar’ın batısında, OSB’nin kuzeyinde, verimli tarım arazileri/ağaçlık orman dokusu olan bir bölgede kentsel gelişme alanı önerildiği, bu noktada önerilen kentsel gelişme alanlarının mevcut değerleri ne kadar koruduğuna ilişkin ilave bir değerlendirmenin yapılmasının gerektiği, 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bu bölgede davaya konu planda gösterilen kentsel gelişme alanlarının daraltılarak, uydu görüntülerinde ağaç dokusunun gözüktüğü alan son çevre düzeni plan paftalarında “ağaçlandırılacak alan” olarak gösterildiği,
Plan Açıklama Raporu’nda“Subaşı sınırları içinde, onaylanmış sanayi- depolama amaçlı imar planlarının bulunduğu alanlar Çevre Düzeni Planında sanayi alanı olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerekmektedir” ifadesinin bulunduğu, plan davaya konu çevre düzeni planında Subaşı sınırları içinde “sanayi alanı” değil “sanayi ve depolama alanı” görüldüğü bu yüzden Plan Açıklama Raporu’ndaki bu ifadenin plan paftalarında gözüken plan kararı ile örtüşmediği, bu durumun açıkça Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 7. maddesinin (b) bendine aykırı olduğu, Subaşı yerleşiminin batısında önerilen Sanayi ve Depolama Alanı’nın genişçe bir alan üzerine önerilerek bölgede yeni bir odak yarattığı, ancak bu bölgede nitelikli tarım arazileri bulunduğundan dolayı bu büyüklükte bir sanayi ve depolama alanı önerisini planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunduğu,
İtiraza konu plan kararlarının verimli tarım arazilerinin korunmasını destekleyip desteklemediği konusunda itiraza konu alanların üzerlerinde bulundukları alanların tarım arazisi olup olmadıklarına ilişkin bir delilin dava dosyasında bulunmadığı, ancak (1) Plan Açıklama Raporu’ndan alınarak davaya konu olan itiraz maddesinde sunulan sorun tespiti ifadelerinin sözü edilen bölgede verimli tarım arazilerinin olduğunu açıkça söylendiği (2) alana yapılan keşif gezisinde bölgedeki verimli tarım arazileri açıkça gözlendiği ve (3) alanın Google Earth uydu görüntülerinde de bölgede önerilen kentsel gelişme ve sanayi alanı önerilerinin büyük bir kısmının tarım arazileri üzerinde önerildiği açıkça görüldüğü
“Planın amaçladığı koruma-kullanma dengesinin sağlanması bağlamında söz konusu alanlarda önerilen tüm kentsel gelişme alan büyüklüklerinin daha güncel verilerle, tarım arazilerinin yok olmasını engelleyecek biçimde, uygun nüfus projeksiyon yöntemleri ile yeniden değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyiz.” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı esasen bu itiraz başlığı altında, örnekler göstermek suretiyle bu örneklerin planın, plan hükümleri, plan kararları ile plan açıklama raporunun birbiriyle çeliştiğini gösterdiğini ileri sürmektedir. Örneklenen alan kullanımlarının ileride özellikle 47 sayılı itiraz maddesinde ayrıca değerlendirileceğini açıklamakla beraber, plan hükümleri, gösterimler ve plan açıklama raporu arasında var olabilecek aykırılıkların planın eleştirisi olabileceği ancak bu kullanımların şehircilik ilkelerine planlama esaslarına aykırı olmaları durumunun ayrıca değerlendirileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 32
Dava dilekçesinde;
Bornova Karaçam Köyünde yürürlükteki İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ” ağaçlandırılacak alan” kullanımlı ve 1. Derece Doğal Sit Alanı sınırları içerisinde kalan alanın söz konusu alanda Kentsel Yerleşik Alan olarak belirlenmesinin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili yönetmelik ve ilke kararlarına , 3194 sayılı imar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine aykırı olduğu, bu şekilde Bornova Bölgesinde “Ağaçlandırılacak Alan” , “Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan” ve “Bölge Parkı/Büyük Kentsel Yeşil alan” kullanımında kalıp dava konusu planla “Kentsel Yerleşik Alan” plan kararına geçirildiğinin tespit edildiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İdari sınırlarda olabilecek değişiklikler ve hatalara ilişkin olarak Plan Hükümleri kapsamında 7.8. sayılı bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” hükmünün yer aldığı, diğer yandan Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 19 uncu maddesinin 3 üncü bendinde “Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” ifadesi de bulunduğundan davacı kuruluşun plan kararlarını 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde değerlendirmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Bu alanın keşif esnasında gezildiği ve bölgenin zengin doğal yapısı ile orman dokusu içinde sürmekte olan bir inşaatın da gözlendiği, buranın 2013 yılında 1.derece doğal sit alanı statüsünden çıkartılarak sürdürülebilir kontrollü alan kullanımı getirildiği bilgisinin verildiği bu durumda 1. Derece Doğal Sit alanlarındaki olası yapılaşmayı engelleyen ilgili plan notunun artık bu bölgedeki doğal alanı koruyamadığı, bu plan notunun doğal sit alanlarının korunmasını güvence altına alabildiği, ancak burada sit statüsünde değişiklik olduğu, ancak bölgenin yeşil alan ve açık alan sistemi, sürekliliği, bütünlüğünün zedelenebileceği, bu noktada önceki üst ölçek planlarda yapılması istenen yeşil kuşak tartışmasının da önem kazandığı, planın mevcut olan durumu paftaya işlemektense, korunması ve sürdürülmesi istenen yeşil alan ve doğal yapıya ilişkin üst ölçekli stratejik bir karar olarak yeşil kuşak oluşturma kararını burada güvence altına alması gerektiği
İlaveten, uyuşmazlık konusu olan gösteriminin 1/100.000 ölçekli plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinden bile algılanması oldukça zor bir alan büyüklüğünde olduğu, aslında böyle bir alan büyüklüğünün değerlendirmeye tabi tutulmasının anlamlı bir yaklaşım olmadığı, ancak, burada eleştirilen konunun bölgenin doğal değerini koruma stratejisinin benimsenmesi gerekirken, mevcutta uydu fotoğrafında görülen bir kaç yapının veya sürmekte olan bir inşaatın plana işlenmiş olması olduğu, burada bir yerleşimin değil sadece bazı yapılaşma eğilimleri bulunduğu bunları denetlemek, engellemek amacıyla stratejik bir karar olarak doğal yapının korunması gerekirken, bu inşaatların dikkate alınıp plana işlenmiş olmasının stratejik planın niteliği, amacı, dili, ölçeği ve gösterim tekniğine aykırı bir yaklaşım olduğu için bu noktada yapılan gösterim ve plan kararı davaya konu şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda yer alan bu alanda yapılması istenilen kurulması sürdürülmesi istenilen yeşil alan ve doğal yapıya ilişkin stratejik bir kararın zedelendiği, uyuşmazlık konusu gösterimin dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir alan büyüklüğünde olduğu, bölgenin doğal değerini koruma stratejisinin benimsenmesi gerekirken mevcutta bulunan birkaç yapı ile sürmekte olan bir inşaatın plana işlendiği, burada bir yerleşimin değil sadece bazı yapılaşma eğilimlerinin bulunduğu, bunların denetlenmesi ve engellenmesi amacıyla stratejik bir karar olarak doğal yapının korunması gerekirken inşaatların plana işlenmiş olmasının stratejik planın niteliği, amacı, dili, ölçeği ve gösterim tekniği aykırı olduğu yolundaki görüşler doğrultusunda bu itiraz maddesine ilişkin alanda getirilen kullanımda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 33
Davacı tarafından;
Karşıyaka ve Çiğli ilçeleri sınırlarının 07.09.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan İçişleri Bakanlığı’nın 2011/674 sayılı kararı ile belirlendiği, plandaki sınırların ise, İçişleri Bakanlığı’nın 2011/674 sayılı kararı ile belirlenen sınırlardan farklı ve bu haliyle plan Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 19. maddesinin 2. bendinin (a) maddesine aykırı olduğu, yürürlükte bulunan 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında Çiğli-Egekent Mahallesinin kuzeyinde ” Bölge Parkı/Büyük Kentsel Yeşil Alan” olarak belirlenen alana dava konusu plan ile bu alana “Kentsel Gelişme Alanı” kullanımı getirildiği, aynı şekilde Karşıyaka- Doğançay Rekreasyon alanının güneyinde “Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan olarak belirlenen alanın “”Kentsel Gelişme Alanı” kullanımı olarak planladığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
İdari sınırlarda olabilecek değişiklikler ve hatalara ilişkin olarak 7.8. sayılı plan hükmü kapsamında Karşıyaka ve Çiğli ilçeleri sınırları için 07.09.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan sınırların, Harmandalı Mahallesi için ise 06.03.2008 sınır değişikliğinin geçerli olduğunun açık olduğu, diğer yandan Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 19. maddesinin 3. bendinde “Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler” 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” ifadesi de bulunduğundan davacı kuruluşun plan kararlarını 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde değerlendirmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davalı idarece daha önceki itiraz maddelerinde davaya konu planın, 2012 tarihinde iptal edilen Kütahya-Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Çevre Düzeni Planı’nın uyumlaştırma çalışması kapsamında hazırlandığı ifade edilerek davaya konu planın hazırlığı aşamasında bu plana özgü olarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmadığının belirtildiği, 7.5. sayılı hükümde bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır” denilmiş olsa dahi, güncel sınır verileri kullanılmadan hazırlanmış olan bir çevre düzeni planının, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesinin 2. Bendinin “a” fıkrasına aykırı olduğu, plan Hükümleri Raporu’nda anılan 7.5.sayılı hüküm maddesinin geçiyor oluşunun, yasal mevzuatta yer alan bu yönetmelik maddesini görmemezlikten gelmenin bir aracı olarak kullanılmaması gerektiği, özetle, Karşıyaka ve Çiğli ilçeleri sınırlarının, 07.09.2011 tarihli resmi gazetede yayınlanan İçişleri Bakanlığı’nın 2011/674 sayılı kararı ile belirlenmesine rağmen 2014 tarihinde ilk defa onaya çıkan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nın bu sınırları yansıtmamasının Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesinin 2. Bendinin “a” fıkrasına aykırı olduğu,
Yürürlükte bulunan bulunan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında İzmir Çiğli Egekent mahallesinin kuzeyinde ve Karşıyaka-Doğançay Rekreasyon alanının güneyinde bulunan alanların bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan olarak gösterildiği, fakat davaya konu planda bu alanların kentsel gelişme alanı olarak önerildiğinin görüldüğü, elbette yasalarla koruma altına alınmamış her türlü alanın daha üst ölçekli planlarda farklı şekilde ele alınmasının önünde yasal bir engel olmadığı, bilindiği üzere 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarının sektörler arası ilişkileri bölgesel ölçekte ele aldığı için alt ölçekli çevre düzeni planlarından aynı tür alanları farklı şekilde ele alabileceği, diğer taraftan, 9 sayılı itiraz maddesi altındaki görüşlerde sunulduğu üzere stratejik öneme sahip kararların üst ölçekli planlarda devamlılığının, sağlıklı çevrelerin yaratılması ve sürdürülmesi açısından elzem olduğu, bu bağlamda Çiğli İlçesi, Egekent mahallesinin kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanı için bir değerlendirme yapılırsa, daha önce onaylanmış bir üst ölçekli plandaki bölge parkı ve yeşil kuşak stratejisinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, yeşil kuşak oluşturularak kentsel gelişmenin sınırlandırılması ve kent formunun denetlenmesinin planlamada stratejik bir karar olup bu kararın üst ölçeklerden alt ölçeğe sürdürülmesi gerektiği, kent içinde kalmış kamusal açık yeşil alanları oldukça kıt olan Türkiye şehirlerinde bir çevre düzeni planının önermiş olduğu “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” önerisini yok sayıp, bu alanı “kentsel gelişme alanı” olarak daha üst ölçek bir çevre düzeni planında belirlenen davaya konu planın hedefleriyle uyuşmadığı gibi davaya konu planın belirlemiş olduğu yoğunluk gibi sorunları büyüttüğü,
Karşıyaka- Doğançay Rekreasyon alanının güneyinde yer alan itiraza konu olan alan için görüşün Çiğli İlçesi Egekent mahallesinin kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanı önerisinden kısmen farklılaştığı, Bilirkişi Kurulunun, alana yapmış olduğu keşif gezisinde Karşıyaka-Doğançay Rekreasyon alanının güneyinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce hazırlanan 1/25.000 Ölçkeli Çevre Düzeni Planı’nda “Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan” olarak belirlenen, davaya konu planda ise “Kentsel Gelişme Alanı” olarak tanımlanan alanı incelediği, alanın aşırı keskin bir yamaç olduğununun görüldüğü burada yapılaşmanın söz konusu olmaması ve alt ölçekli planlarda topoğrafik özellikleri nedeniyle burasının açık ve yeşil alan sistemine dahil edilmesi gerektiği, davaya konu plandaki plan notu nedeniyle burada konut gibi yapılaşmaya da yeşil alanlara da olanak tanındığı; ancak Bilirkişi Kurulunun bu alanın yüzölçümü nedeniyle 1/100.000 ölçekli planda “topoğrafik özelliği nedeniyle yerleşilemeyecek alan” olarak gösterilip muhakkak yeşil alan sistemine dahil edilerek gösterilmesi gerektiği görüşünde olduğu, bir başka deyişle, kent planının stratejik bir ilke kararından ziyade alanın jeomorfolojik özelliği nedeniyle alt ölçekli planda yeşil ve açık alan sistemine dahil edildiği, bu yaklaşımın akılcı olduğu; ancak bu durumun Karşıyaka- Doğançay Rekreasyon alanının güneyinde önerilen alan bağlamında bir yorum yapılırsa üst ölçekli plandaki genel arazi kullanım kararının iptalini gerektiren bir stratejik karar olarak değerlendirilmediği, Doğançay Rekreasyon alanının güneyinde yer alan bölge için 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planında bu bölgede kentsel gelişme alanının bir kısmı yerleşik alan olarak gösterilerek değişiklik yapıldığı bu durumun davacı itirazını gidermediği, ancak belirtildiği gibi itiraz stratejik planın iptalini gerektiren bir konu olmadığı, Çiğli Egekent mahallesinin kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanı önerisi için 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planında bu bölgede dava konusu planda önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüğünün daraltıldığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce hazırlanmış 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında (ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca hazırlanmış 23.06.2014 onay tarihli çevre düzeni planında) önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüğü ile aynı boyutlara çekildiği, böylelikle davacının itirazı bağlamında uygun bir düzenlemeye gidildiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Planın 7.8 sayılı hükmü kapsamında Karşıyaka ve Çiğli ilçeleri sınırları yönünden güncel sınırların geçerli olduğu, Karşıyada-Doğançay rekreasyon alanının güneyinde öngörülen alana yönelik getirilen kullanım kararının üst ölçekli planda iptalini gerektirecek stratejik bir karar olmaması nedeniyle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olmadığı, bu yönlerden davaya konu planda şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı Çiğli Egekent mahallesinin kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanının ise 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde davacının itirazı bağlamında düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 34
Dava dilekçesinde;
Balçova Uzundere Toplu Konut alanının doğusunda “Kentsel Gelişme Alanı” lekesi orman alanına kadar büyütülmüş olup söz konusu alanın “Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Kuşağı” içinde kalarak temel ilke ve stratejiler dikkate alındığında yeşil kuşak koruma alanları ile bütünleşen bölgede kullanım kararı ile aykırılık öngörüldüğü ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 5.75.5.7. sayılı “Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar su kirliliği kontrolü yönetmeliği ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir.” hükmünde su havzalarında gerçekleştirilecek uygulamalarda İZSU Genel Müdürlüğü’nün görüşünün alınması gerektiğinin açıkça belirtildiği, bu çerçevede dava konusu kentsel gelişme alanlarının İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği’nin “Madde 4.E. Uzun Mesafeli Koruma Alanı” hükümleri kapsamında İZSU Genel Müdürlüğü’nce değerlendirilmesi gerektiğinden söz konusu plan kararında mevzuata aykırı bir husus bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan paftalarında Balçova Barajı, uzun mesafe koruma kuşağı içinde yer alan bir bölgenin kentsel gelişme alanı olarak görülmesinin mevzuata aykırı olmadığı, burada belirtebilecek tek sorunun ise davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak ayrılan kısmın arkeolojik alan sınırlarının içine girdiği, arkeolojik alanın notasyon gösteriminin (plan paftalarında “A” notasyonu) her ne kadar kabul edilebilir olsa da, bu alana yaklaşma açısından daha duyarlı bir plan yaklaşımı gerektiği, bu nedenle kentsel gelişme alanının arkeolojik alana doğru büyütülmesi kararı ve bunun sonucunda da arkeolojik alanın içinde yer almasının sorunlu bir plan yaklaşımı olduğu ve düzeltilmesi gerektiği, bununla beraber, 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde bölgedeki arkeolojik alanın daha açık gösterildiği ve kentsel gelişme alanının küçültüldüğü; böylece bölgede önerilen kentsel gelişme alanına ilişkin görülen sorunun ortadan kalktığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı tarafından Balçova Uzundere Toplu Konut alanının doğusunda “Kentsel Gelişme Alanı” lekesinin orman alanına kadar büyütüldüğü, söz konusu alanın “Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Kuşağı” içinde kaldığı, temel ilke ve stratejiler dikkate alındığında,yeşil kuşak koruma alanları ile bütünleşen bölgede kullanım kararı ile aykırılık öngörüldüğü iddia edilmiş ise de 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 35
Dava dilekçesinde;
Harmandalı Mahallesinin 5747 sayılı Kanun ile Çiğli İlçesine dahil edildiği, oysa ki planda halen Menemen İlçesi sınırlarında görülüyor olmasının Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. maddesine aykırılık taşıdığı ileri sürülmektedir.
Savunmada;
İdari sınırlarda olabilecek değişiklikler ve hatalara ilişkin olarak Plan Hükümleri kapsamında (7.8.) Karşıyaka ve Çiğli ilçeleri sınırları için 07.09.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan sınırların, Harmandalı Mahallesi için ise 06.03.2008 sınır değişikliğinin geçerli olduğu, diğer yandan Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 19 uncu maddesinin 3 üncü bendinde “Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” ifadesi de bulunduğundan davacı kuruluşun plan kararlarını 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde değerlendirmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
33 sayılı itiraz maddesine benzer bir sorunun dile getirildiği, 33 sayılı itiraza maddesinde Bilirkişi Kurulunun sunulan görüşlerinin yer aldığı, daha önceki itiraz maddelerinde davalının, davaya konu planın, 2012 tarihinde iptal edilen Kütahya-Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Çevre Düzeni Planı’nın uyumlaştırma çalışması kapsamında hazırlandığını ifade ederek davaya konu planın hazırlığı aşamasında bu plana özgü olarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmadığını belirttiği, davaya konu plan hükümlerinin “7.5. sayılı maddesinde bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır” denilmiş olsa dahi, güncel sınır verileri kullanılmadan hazırlanmış olan bir çevre düzeni planının, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesinin 2. Bendinin “a” fıkrasına aykırı olduğu,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Plan Açıklama Raporu’nun 73. Sayfasında önceki onay tarihli plan açıklama raporlarının aksine “İzmir ilinde Çiğli İlçesi, Harmandalı mevkiinde 1992 yılında faaliyete başlayan 90 hektarlık alanda kurulu Harmandalı Katı Atık Depolama Tesisi Merkez Kente hizmet veren katı atık düzenli depolama alanıdır. ” ifadesinin yer aldığı alıntılanan davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda geçmeyen bu cümleden, gelen itiraz doğrultusunda 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde gerekli düzenlemenin yapıldığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 36
Dava dilekçesinde;
Plan Açıklama Raporunun 34 ve 35. sayfalarında, İzmir İl Sınırı içindeki onaylı planlar bölümünde; “Onaylanmış olan ve yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planlarında genel olarak saptanan sorunlara aşağıda başlıklar halinde yer verildiği, her ne kadar yapım ve onay aşamasında, çevrenin özellikleri, gereksinimleri ile kamu yararı doğrultusunda; yasal, yönetsel ve doğal sınırlayıcılar dikkate alınarak hazırlanması zorunlu da olsa, pek çok yerleşmede onaylı nazım ve uygulama imar planlarının ilgili kurum görüşleri alınmadan ya da alınan kurum görüşlerine aykırı olarak hazırlandığı ve uygulandığı, örnek; Torbalı Ovası ve Kemalpaşa Ovası içinde bulunan sanayi tesisleri için verimli tarım toprakları üzerinde yapılmış olan imar planları ve bu planlar sonucunda ortaya çıkan yapılaşmaların bulunduğu alanlar” ifadesi yer almasına karşın her 2 yerleşmede de dava metninin ilgili bölümlerinde belirtildiği gibi, tarım alanları daha da daraltılarak “Sanayi ve Gelişme Alanları” genişletildiği, plan açıklama raporunun koruma ilkeleri ile örtüşmeyen plan gösterimlerinin açıkça 3194 sayılı İmar Kanununa aykırı olduğu savunulmuştur.
Savunmada;
Plan açıklama raporunda belirtilen Torbalı ve Kemalpaşa’daki sanayi alanlarının çevre düzeni planında gösterimi yapılmayan ve mevzuata aykırı olarak yapılaşan sanayi alanlarını kapsadığı, özellikle Torbalı İlçesi’nde 6360 sayılı Kanun öncesinde mülga Yazıbaşı ve Ayrancılar Belde Belediyeleri tarafından kurum görüşleri alınmadan onaylanan imar planları ile tarım arazilerinin sanayi alanı olarak düzenlendiği, bu alanların mevzuata aykırı olarak yapılaştığı için çevre düzeni planında sanayi alanı olarak düzenlenmediği ve tarım arazisi olarak düzenlendiği, bunun dışında Torbalı İlçesi’nin gerek İzmir’in gerekse bölgenin en önemli sanayi odaklarından birisi olduğu gerçeğinden yola çıkılarak kaçak sanayi yapılaşmalarının engellenmesi ve planlı gelişmenin sağlanması amacıyla mevcut sanayi alanları yeniden düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
“Davalı savunmasında mevzuata aykırı olarak yapılaşan sanayi alanlarının tespit edildiğini, bunların çevre düzeni planında yer almadığını, planda görülen sanayi alanlarının ise bölgenin bir sanayi odağı olmasından hareketle kaçak sanayi yapılaşmalarını engellemeye yönelik ve planlı gelişmeyi sağlamak amacıyla önerildiğinin altını çizdiği, dava dosyasında, bölgedeki kaçak sanayi yapılaşmalarının hangileri olduğu ve bunların plana işlendiğini/işlenmediğini belgeleyen delillerin bulunmadığı, ayrıca 31 sayılı itiraz maddesi altında sunulan bilgiler incelenirse Torbalı Ovası ve Kemalpaşa Ovası içinde bulunan sanayi alanlarının ve gelişme alanlarının büyüklüğünün arttırıldığı ve tarım azarizlerinin bu bağlamda daraltıldığının açıkça görüldüğü, daraltılan bu alanların Plan Açıklama Raporu’nda yer alan ifadelerden ve uydu görüntülerinden bölgede tarım arazileri olduğu açıkça görüldüğünden ve bununla birlikte plan paftalarında sanayi alanları ile ilişkili oldukça büyük alan önerileri getirildiğinden bölgede sanayi alanları için önerilen alan büyüklüklerinin koruma-kullanma dengesi bağlamında yeniden sorgulanmasının bölgedeki tarım arazilerinin korunması açısından şart olduğu aksi taktirde verimli tarım toprakları ile bilinen bu bölgenin, kanunlar gereği korunması gerekli bu değerini önemli ölçüde yitireceği bu noktada bölgede sanayinin teşvik edildiği kadar tarım topraklarının da korunduğu bir strateji izlenmesi en doğru karar olacağı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacı esasen bu itiraz başlığı altında, örnekler göstermek suretiyle planın, plan hükümleri, plan kararları ile plan açıklama raporunun birbiriyle çeliştiğini ileri sürmektedir. Örneklediği alan kullanımlarının ileride ayrıca değerlendirileceğini açıklamakla beraber, plan hükümleri, gösterimler ve plan açıklama raporu arasında var olabilecek aykırılıkların planın eleştirisi olabileceği ancak bu kullanımlara şehircilik ilkelerine planlama esaslarına aykırı olmaları durumu ayrıca değerlendirileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 37
Dava dilekçesinde;
… İdare Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararı gereği 09.08.2011 tarih ve 6216 sayılı Mülga İzmir I No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Kararı Eki 1/10 000 ölçekli Doğal Sit Alanlarına ilişkin sit paftaları ile Çeşme Belediye ve Mücavir Alan Sınırları dahilinde Doğal Sit Alanı Sınır ve Derecelerinin yeniden karar bağlandığı, İzmir – Manisa Bölgesi Çevre Düzeni Planı kullanım kararlarının 09.08.2011 tarih ve 6216 sayılı koruma kurulu kararı ile tespit edilen Doğal Sit Alanı kararları ile tamamen çeliştiği, doğal Sit Alanı kararlarına uygun kullanım kararlarının getirilmemesi nedeniyle; 728 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Doğal (Tabii) Sitler, Koruma Ve Kullanma Koşulları İle İlgili İlke Kararına aykırılık teşkil ettiği, söz konusu Kurul Kararı eki sit paftasında 1. derece doğal sit alanı sınırları içerisinde kalan alanların turizm tercihli konut alanı kullanım kararı getirilerek 728 sayılı ilke kararına ve 2863 sayılı Kanuna aykırılık oluşturulduğu, bu durumdan kaynaklı yaklaşık 62 ha. 1.derece doğal sit alanının turizm tercihli konut alanı kullanım kararında kaldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 8.17.7.2. sayılı “bu plan kapsamındaki doğal sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş), T. C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir. ” hükmüne göre ilgili kurum tarafından onaylanan planların geçerli olduğu, bu alanlarda iş ve işlemlerin ilgili idaresince ilgili koruma mevzuatı ve ilke kararları kapsamında yürütülebileceğinin belirtildiği, çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağından ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırları ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceğinden mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
(1) İzmir – Manisa Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı kullanım kararlarının, 09.08.2011 tarih ve 6216 sayılı koruma kurulu kararları ile tespit edilen Doğal Sit Alanı kararları ile çelişiyor oluşunun, sit ve diğer koruma alanlarına ilişkin ilgili kurum ve kuruluşlardan verilerin alınmasının şart koşulduğu Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. maddesinin 2. fıkrasının “ç” bendine aykırı olduğu,
(2) … İdare Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararına rağmen 1. Derece Doğal Sit alanı olan bir bölgede yapılaşma kararı getirmenin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırılık teşkil ettiği, Plan Hükümleri Raporu’nda 5.77.7.2. sayılı bu plan kapsamındaki doğal sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş), T. C. Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir. ” hükmüne yer vermenin çevre düzeninde yapılan hataların uygulamada düzeltilmesini imkan tanıdığı, fakat gösterimde yapılan hataları düzeltmediği, davaya konu çevre düzeni planının … İdare Mahkemesinin …, E… K. Sayılı kararı doğrultusunda düzeltilmesi gerektiği,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde sadece Çeşme’nin kuzey doğusundaki Tercihli Kullanım Alanı kararlarının Günübirlik Alanları daha açık gösterecek şekilde daraltıldığı, bunun dışında bölgede önerilen Turizm Alanları ve Tercihli Kullanım Alanı kararları işlevlerini ve büyüklüklerini aynen koruduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
2018 tarihli planın 4.57 sayılı maddesinde, sit alanları, ilgili mevzuat uyarınca ilan edilmiş; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu, sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar olarak tanımlanmış, 8.17.7.1 sayılı maddesinde, “Sit ilan edilen, statüsünde değişiklik yapılan veya statüsü kaldırılan sit alanlarında aşağıdaki plan hükümleri doğrultusunda işlem tesis edilir.”, 8.17.7.2 sayılı maddesinde, “Bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri doğrultusunda, sit alanı ilanı öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planları, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir.”, 8.17.7.3 sayılı maddesinde, “Bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzii imar planı varken, sonrasında sit ilan edilen alanların koruma statüsünün kaldırılması durumunda, sit alanı ilanından önce onaylanan imar planlarındaki kararlar incelenerek mevzuat gereği zorunlu olan imar planına ilişkin düzenlemeler, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlar Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği çerçevesinde ilgili idaresince onaylanabilir.”, 8.17.7.4 sayılı maddesinde, “Onaylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma raporu sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişiklikler, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili yönetmelikler ve ilke kararları gereğince onaylanabilir.” kuralları yer almıştır.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasında, “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.” hükmü, ikinci fıkrasında, “Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır. Devletin imkanları gözönünde tutularak, örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir.” hükmü, üçüncü fıkrasında “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur.” son fıkrasında, “Tespit ve tescil ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” hükmü, 17. maddesinin (a) bendinde “Bir alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durdurur. Sit alanının etkileşim-geçiş sahası varsa 1/25.000 ölçekli plân kararları ve notları alanın sit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerce onaylanır.” hükmü yer almaktadır.
Öte yandan, aynı Kanunun Ek 4.maddesinin birinci fıkrasında, “Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır.” hükmüne, üçüncü fıkrasında, “Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur.” hükmüne, dördüncü fıkrasında “Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu kapsamda, 10/07/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinde, “Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak”, (c) bendinde “Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak” Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Sit alanları mevzuatta öngörülen usül ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek tescil edilmektedir.
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerekir.
Öncelikle, ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen çevre düzeni planına ilişkin süreçte sit alanı belirlemesi yapılmadığının, ilgili idarece tespit edilerek tescil edilen sit alanlarının, paftalara aktarıldığının, plan notlarıyla sit alanlarında uygulanacak usül ve esasların düzenlendiğinin vurgulanması gerekmektedir.
Bu noktadan hareketle Kanun koyucunun iradesi, sit alanı ilan edilen alanların korunmasında çevre düzeni planının ve notlarının da sit statüsüne uygun hale getirilmesi yönünde olduğuna göre, sit alanlarıyla ilgili kararların mevzuatta farklı ölçeklerde karşımıza çıkan çevre düzeni planları ile plana aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Dairemizce (**) sembolü altında yapılan genel değerlendirme burada da kabul edilmiştir. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır. Bu bağlamda çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırları ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği sonucuna ulaşıldığından bu hususta mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 38
Dava dilekçesinde;
3.2.1.3. sayılı Kentsel Nüfus Projeksiyonları ve Nüfus Kabulleri başlığı altında: Çeşme ve Alaçatı Nüfus kabulleri Projeksiyonları göz önünde bulundurularak; 5302 sayılı il Özel idaresi Kanunu’nu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na istinaden onaylanan ve yürürlükte bulunan 1/25 000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında; Musallah Mahallesi’nde Ağaçlandırılacak Alan kullanım kararı, Reisdere Mahallesi’nde Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan kullanım kararı ve Ilıca Mahallesinde Makilik – Fundalık Alan Kullanım kararı getirilen yaklaşık 43+10+40 Ha alan ve de Alaçatı Mahallesi Batısında kalan yaklaşık 75 Ha alan toplamda 168 ha ilave alanın hiçbir gerekçe gösterilmeden; Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik, Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine aykırı olarak yapılaşmaya açılarak Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararının getirildiği ve nüfus projeksiyonuna aykırı hareket edildiği savunulmuştur.
Savunmada;
Dava konusu çevre düzeni planının 2025 planlama yılı hedef alınarak hazırlandığı ve mevcut imar planları dışında planlama hedef ve stratejileri dikkate alınarak yeni planlama kararlarını da içerdiği, en üst ölçekli fiziki plan niteliğinde olan çevre düzeni planlarının yalnızca mevcut imar planı kararlarından oluşmadığı, yerleşmelere yön verecek yeni plan kararlarını da içerdiği, bununla birlikte çevre düzeni planının 8.1.1.3 sayılı uygulama hükmü uyarınca planda kentsel gelişme alanı olarak düzenlenen alanların alt ölçekli planlarda pasif yeşil alan (ağaçlandırılacak alan) veya kentsel yeşil alan olarak düzenlenmesinin mümkün olduğu, planda gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının kazanılmış bir hak oluşturulmayacağı ve söz konusu kullanım kararlarının herhangi bir alanın mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
1/25.000 ölçek çevre düzeni planının getirdiği her kararın davaya konu bu plana işlenmesinin bir zorunluluğu olmadığı gibi farklı bir karar alındığı taktirde de 1/100.000 çevre düzeni planının niçin 1/25.000 ölçek çevre düzeni planının getirdiği kararları uygulamadığının açıklamasını yapması gibi bir zorunluluğunun olmadığı,
Plan Hükümleri’nin 7.2. sayılı maddesinde: “bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez” ifadesi ile belirtilen alanların alt ölçek plan kararlarında ağaçlandırılacak alanlar, yeşil alanlar vb. yer alabileceğini karara bağladığı, ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir noktanın 1/100.000 ölçekli planda getirilen plan kararlarının daha önceki onaylanmış diğer üst ölçek plan kararları ile bölgede yaratılması arzu edilen ekolojinin, doğal değerlerin korunmasına yönelik bölge bazında stratejik olarak önemli olabilecek kararları yok sayıp saymadığı olduğu, sağlıklı, sürdürülebilir çevrelerin yaratılmasının koşullarından birinin alınan üst ölçek plan kararlarının devamlılığının sağlanması olduğu, bir üst ölçek çevre düzeni planının bir yeşil alan koridoru veya tarım arazisi koridoru yaratma eğilimi var ise bir sonraki üst ölçek plan kararları ile bu eğilimleri yıpratan kararlar alınmasının (bu koridorların kentsel gelişime açılması gibi), güncel üst ölçek planın korumaya ilişkin tutumunu sorgulayacağı itiraza konu alan kararlarını da bu bağlamda değerlendirmek yerinde olacağı,
Bu bölgenin doğal sit alanları ile, ormanlarıyla, tarım arazileriyle Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olduğu kadar son yıllarda adını hızla “betonlaşan” bir bölge kimliğine büründürdüğü bölgenin bu yeni kimliğinin ne yazık ki doğal değerler üzerinde inşa olunarak bir zamanlar doğal değerleri ile ön plana çıkan Çeşme’nin eski kimliğinden kopmasına neden olduğu, davaya konu planın bilimsel tekniklere dayanan nüfus projeksiyonları ve nüfus kabullerinin sorunlu olduğu, bu sorunların daha önceki bir çok itiraz maddesinde nedenleri ile açıklandığı, planlama alanı sınırları içindeki yerleşim yerlerine her hangi bir bilimsel gerekçeye dayanmadan yapılan nüfus kabullerinin, plan sınırları içinde geniş alanları kapsayan kentsel gelişme alanlarının gözükmesine neden olduğu böylesine doğal değerleri olan bir bölgede mevcut yerleşim alanlarından daha geniş alanların kentsel gelişime açılmasını planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunduğu, bu bağlamda planda önerilen tüm kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin bilimsel/istatistiksel yöntemlere dayalı yaklaşımlarla tekrar değerlendirilmesi gerektiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
1/25.000 ölçekli il çevre düzeni planı ile alt ölçekli plan kararlarının davaya konu plana aktarılma zorunluluğunun bulunmadığı, aksine alt ölçekli planların bu plana uygunluğunun aranacağı, davacının bu yöndeki iddiasının mevzuat karşısında dayanağının bulunmadığını vurgulamak gerekir.
(**) sembolü altında yapılan genel değerlendirmeler uyarınca; Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ve doğal yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır. Çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırları ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği sonucuna ulaşıldığından bu hususta mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 39
Dava dilekçesinde;
Alt ölçekli planlarda doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan olarak planlanmış Gaziemir merkezinin batısında yaklaşık 200 hektar büyüklüğündeki alanın kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesinin doğal eşiği yok etmek anlamına geldiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu kentsel gelişme alan düzenlemesinin birinci askı itirazları kapsamında gerçekleştirildiği, Gaziemir yerleşiminin güneyinde Adnan Menderes Havalimanı, kuzeyinde Ege Serbest Bölgesi, doğusunda ise askeri alanların bulunduğu, 3 yönü idari eşiklerle çevrili olan Gaziemir İlçesinin yalnızca batı kesiminde gelişme potansiyeli bulunduğundan ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ve ilgili yerel idarenin talebi dikkate alınarak onaylı imar planlarındaki arazi kullanım kararlarını içeren “kentsel gelişme alanı” düzenlemesinin yapıldığı, bununla birlikte daha önce de belirtildiği üzere söz konusu alanın aktif ve pasif yeşil alan olarak düzenlenmesinin çevre düzeni planının 8.1.1.3 sayılı uygulama hükmü doğrultusunda mümkün olup bu alana ilişkin kesin kullanım kararını belirleme yetkisinin alt ölçekli planlarda yerel idarenin takdirine bırakıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davalının savunmasında belirtilen gerekçelerin söz konusu alanın niçin kentsel gelişim alanı olarak belirlendiği konusunda yeterli açıklamayı yaptığı üst ölçekli ve daha güncel olan bir planlama çalışmasında itiraza konu alanda daha fazla bir alan ayrılması söz konusu olabileceği; Bilirkişi Kurulunun iki plan arasında birebir uyum olması gerekmediği ve üst ölçekli planın alt ölçekli daha önce onaylanmış bir planın tüm öngörülerini birebir kabul etmek zorunda olmadığı görüşünde olduğu, ancak söz konusu kentsel gelişme alanının Gaziemir yerleşiminin mevcut yerleşik alanı ile kıyaslandığında bile aşırı bir büyüklük olduğu, buraya keşif esnasında da gidiğildiğinde doğal yapının niteliği gözlendiği ve korunması gereken, koruma-kullanma dengesi iyi kurularak sınırlı bir gelişme alanı öngörülüp doğal ve yeşil alanın sürdürülmesinin burada doğru bir planlama yaklaşımı olacağı, dolayısıyla, davaya konu planda öngörülen kentsel gelişme alanının mevcut yerleşik alanın büyüklüğüyle kıyaslandığında ve buradaki doğal yapı dikkate alındığında aşırı bir büyüklük olarak değerlendirildiği; davacı iddiası doğrultusunda burada kentsel gelişme alanının küçültülmesinin doğru bir planlama yaklaşımı olacağı, 10.10.2018 onay tarihi İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nde itiraza konu olan alanda önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüğü daraltıldığı, sorunun giderildiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 40
Dava dilekçesinde;
Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleleri arasında alt ölçekli planlarda tarım arazisi olarak planlanmış alanın taşkın alanı olduğu ve bu alanda kentsel gelişme alanı olarak düzenleme yapılmasının doğru bir plan kararı olmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiş her plan kararının bu alanların mutlak surette yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmemekte olup bu durumun çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmünde açıkça ifade edildiği, dava konusu alanlarda taşkın risklerinin ve yapılaşma kararlarının ilgili kurum ve kuruşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlenmesinin halihazırda imar mevzuatı açısından elzem bir durum olduğu, dolayısıyla alt ölçekli planların konusu olabilecek konuların iş bu davaya konu edilmesinin doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmediği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
İtiraz maddesinde 2 konunun gündeme getirildiği (1) Tarım alanı olan bir yerin yapılaşmaya açıldığı, (2) taşkın alanında kalan bir bir bölgenin yapılaşmaya açıldığı
Tarım alanlarının hiç bir şekilde yapılaşmaya açılmaması gerektiğinin 5403 sayılı kanun ile güvence altına alındığı, taşkın alanında kalan bir bir bölgenin yapılaşmaya açılması konusunda, 14.06.2014 tarihli 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin “Mekansal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar” başlıklı 3. bölümünün “Genel Planlama Esasları” isimli 7. maddesinin 1. fıkrasına göre: Yönetmeliğe göre hazırlanacak her tür ve ölçekteki mekânsal planlar aşağıda yer alan planlama ilke ve esaslarına, planların hazırlanması ile ilgili standartlara, gösterim tekniklerine ve tanımlara uygun olarak yapılacağı ile 1.fıkrasının ğ) bendine göre planlarda afet, jeolojik ve doğal veriler esas alınacağının hüküm altına alındığı,
Taşkın alanı olan bir bölgenin davaya konu çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak önerilmesinin Mekansal Panlar Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin 1. Bendinin “ğ” fıkrasına aykırı olduğu ayrıca 14.1.1943 tarihinde kabul edilen 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunun:
1.maddesinde “Yüksek seviye gösteren umumi ve hususi, kapalı veya akarsuların taşmasiyle su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek olan sahaların sınırları Cumhurbaşkanı kararı ile tesbit ve ilan edilir” hükmü ile
3.maddesinde ise birinci madde hükümleri dairesinde tesbit ve ilan edilmiş olan sınırlar içinde tesisat, inşaat veya tadilat yapmak, fidan veya ağaç dikmek yasaktır. Müsaade verilmesi, Su İşleri Müdürünün, bulunmıyan yerlerde Nafıa Müdürünün fenni mahzur olmadığı hakkında rapor vermiş olmasına bağlıdır.
Birinci fıkra hükmüne muhalif olarak izin istihsal edilmeden yapılan ve suyun akmasına veya su seviyesinin yükselmesine tesiri olan tesisat, inşaat veya tadilat, dikilen fidan veya ağaçlar mahalli Su İşleri Müdürünün, yoksa Nafıa Müdürünün teklifi üzerine valinin karariyle yıktırılır veya kaldırılır ve bu hususta yapılan masraflar sahiplerinden alınır; hükmünün bulunduğu,
7269 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin, su baskınına uğramış veya uğrayabilecek bölgelerde “yeniden yapılacak … resmi ve özel bütün yapıların tabi olacağı tetnik şartlar … Bayındırlık Bakanlığının mütalaası da alınarak İmar ve İskan Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle tespit olunur” hükmünü içerdiği aynı Madde, “Yer kayması, kaya düşmesi, çığ gibi afetlere uğrıyabilecek meskün yerlerde alınacak önleyici tedbirler İmar ve İskan Bakanlığınca, su baskınına uğrıyabilecek yerlerde ise, Devlet Su İşlerinin bağlı bulunduğu bakanlıkça alınır” diyerek su taşkını alanlarının kesinlikle yapılaşmaya açılamayacağı ifadesini ortadan kaldırdığı, ancak aynı kanun taşkın alanı içinde kalan her hangi bir yerleşim yerinin başka bir bölgeye nakledilebileceğini belirterek bu alanların yapılaşma için sakıncalı yerler olduğunu belirttiği,
09.09.2006 tarih ve 26284 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2006/27 sayılı Dere Yatakları ve Taşkınlar ile ilgili Başbakanlık Genelgesinin 4373 sayılı “Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu” içinde lüzumlu görülen tedbirler alınacak ve yasaklanan faaliyetlerin önlenmesi takip edilecektir kuralını getirdiği,
20.02.2010 tarih ve 27499 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2010/5 sayılı Akarsu ve Dere Yataklarının Islahı ile ilgili Başbakanlık Genelgesinin yaşanması muhtemel taşkınlarla mücadele edebilmek amacıyla akarsu ve dere yataklarının ıslah edilmesi gerekliliğini elzem gördüğü,
Davalının yapmış olduğu “taşkın alanların yapılaşmaya açılması alt ölçekli planların konusudur” savunmasının yönetmeliklere uymadığı, nitekim Plan Açıklama Raporu’nun 32. Sayfasındaki “4.2.sayılı Yasay, Yapay ve Doğal Eşikler” başlıklı bölümde taşkın alanlarının birer eşik olarak kabul edildiği ve planlama kararlarını yönlendirdiği vurgusunun yapıldığı: İtiraz konusu sorundan, davaya konu planın her taşkın alanını bir eşik olarak almadığını, bazı taşkın alanlarının gözden kaçtığının anlaşıldığı,
Çevre düzeni planlarının, alt ölçekli plan kararlarını yönlendiren planlar olmaları nedeniyle çevre düzeni planlarının yapım aşamasında afet ve jeolojik verileri esas almalarının yönetmelikler gereği zorunlu olduğu, afet riski taşıyan alanlara yapılaşma kararı getirmenin yönetmeliklere aykırı bulunduğu taşkın alanı olarak belirlenen bir bölgenin çevre düzeni planı ile kentsel gelişme alanı ilan edilmesinin, bu alanlarda yapılaşma baskısını tetikleme riskini doğurduğu, böylelikle olası bir taşkında can ve mal kaybına neden olma ihtimaline zemin hazırladığı bu yüzden planın bu noktasının düzeltilmesi gerektiği,
Ayrıca, plan paftasında, Emiralem’in kuzeyinde önerilen, Gediz Nehrine yakın bulunan kentsel gelişme alanlarının tamamı henüz yapılaşmanın başlamadığı dikili tarım arazilerin üzerinde olduğu, bu bölgede nitelikli tarım arazileri olduğunun açıkça gözüktüğü özellikle yolun (9 Eylül Kurtuluş Cad.) kuzeyinde bulunan, alanlarda önerilen kentsel gelişme alanlarını, koruma-kullanma dengesi bağlamında, tarım arazilerinin korunması çerçevesince planlama ilke ve esaslarına aykırı aykırı bulunduğu, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Menemen Göktepe Mahallesi’nin doğusundaki, Google Earth uydu görüntülerinde olmadığı gözüken fakat davaya konu planda bulunan Göktepe Barajı’nın plan paftasından silindiği, tarım arazileri üzerinde önerilen kentsel gelişme alanlarında ise bir daraltma olmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. “hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojikjeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili kurum görüşleri ile jeolojik etüdlerin yapılacağı açıktır. Bu itibarla planın bu kısmında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına aykırılık görülmemekle beraber 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile sorun kısmen giderildiğinden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 41
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa OSB’nin batısında orman alanı, ağaçlandırılacak alan ve 1. ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanlarının kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği ve bu durumun mevzuata aykırı olduğu iddia edilmektedir.
Savunmada;
Çevre düzeni planının 8.17.7.1. sayılı “bu plan kapsamındaki arkeolojik, tarihi, kentsel ve kentsel- arkeolojik sit alanlarında (planda gösterilmiş ya da gösterilememiş), T.C. Kültür Ve Turizm Bakanlığı ve Bakanlığa Bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alınmış kararlar ile bu plandan önce onaylanmış koruma amaçlı imar planları yürürlüktedir. ” hükmünde arkeolojik sit alanlarında ilgili idare tarafından onaylanan planların geçerli olduğunun açıkça ifade edildiği, çevre düzeni planında ölçek gereği gösterilmesi mümkün olan doğal ve arkeolojik sit alanların alansal olarak gösterildiği, gösterilmesi mümkün olmayanların ise sembol gösterimiyle ifade edildiği, simgesel gösterim kararları için çevre düzeni planının 7.49. sayılı “bu planda sembol olarak gösterilen kullanım türlerinde, sembolün bulunduğu alan planın ölçeği gereği yer seçimi kararı verilmiş kesin alan olmayıp bu kullanıma ilişkin yer seçimi ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak alt ölçekli planlarla yapılabileceği ayrıca bu planın ölçeği gereği arazi kullanım türünün ve sınırlarının gösterim tekniği nedeniyle (sembol, yol vb.) algılanamadığı alanlarda, bu planın diğer hükümleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda yetkili idarelerce kullanım kararı belirlenir.” şeklindeki plan hükmünün geliştirildiği, dolayısıyla Kemalpaşa İlçesi’nde kentsel gelişme alanı olarak belirtilen bölgenin üzerinde “A” sembolü ile arkeolojik sit alanı simgesel olarak ifade edildiği, bu alanların sınırları dikkate alınarak gerçekleştirilecek çalışmaların ise 7.49 sayılı plan hükmü uyarınca alt ölçekli planlarda değerlendirilmesi gerektiği açıkça ifade edildiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan paftasında, söz konusu bölgede 2. ve 3. Derece Arkeolojik Sit alanlarının “A” sembolü ile belirtilmiş olduğu, her ne kadar “A” notasyonu üst ölçek çevre düzeni planlarının grafik/şematik diline uysa da özellikle yapılaşma önerisi getirilen alanlarda korunması gerekli bu alanlara daha hassas yaklaşılması için bu bölgede arkeolojik sit alanlarının daha açık gösterilmesi gerektiği bu yüzden davaya konu planın bu kısmında bir gösterim sorununun mevcut olduğu, ve bu gösterim dili itiraza konu olan alanda arkeolojik değerlerin korunması bağlamında bir tehdit oluştuğu,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde “A” notasyonlu alanın arkasına arkeolojik sit alanı olan bölgenin yaklaşık sınırlarının grafik bir dille konulduğu, bu bölgede önerilen kentsel gelişme alanı daraltıldığı ve sorunun çözüme kavuştuğu,
Davaya konu planda Kemalpaşa OSB’nin batısındaki orman alanlarının kentsel gelişme alanı olarak gösterilen alanın orman alanı olduğunun açıkça görüldüğü, orman alanlarının korunmasının 6831 sayılı Orman Kanunu’na tabi olduğu, bu Kanunun 52. maddesinde yer alan: Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanunun 17 nci maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir hükmü ile aynı Kanunun 17. maddesinde yer alan: Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; otlatma planı yapılan alanlarda yıllık otlatma süresi dâhilinde hayvanların planlı otlatılmasını sağlayan, gecelemesini emniyet altına alan ve dağılmalarını engelleyen geçici çevirmeler şeklinde düzenlemeler dışında, her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır” hükmü uyarınca davaya konu alanın Kentsel Gelişme Alanı olarak önerilmesinin Orman Kanunu’na aykırı olduğu,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bu bölgede yer alan orman alanlarının gösterildiği, uydu görüntülerinde ağaçlık alanların bulunduğu alanda her hang bir kentsel gelişme alanı önerisi getirilmediği ” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 42
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa Yukarı Kızılca’nın batısında 1/25000 İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında “Orman alanı” ve ” Doğal ve ağaçlık Karakteri Korunacak Alan” olarak belirlenmiş 270 hektarlık alanın dava konusu planda “Bölgesel Kentsel Spor Alanı” olarak belirlendiği, yoğun ağaç dokusunun ve eğimli arazinin hakim olduğu bölgede bu büyüklükte bir spor alanına ihtiyaç olup olmadığının teknik ve bilimsel verilere dayanmadığı, dava konusu planda Kemalpaşa merkezinin kuzeyinde kalan “Kentsel Gelişme Alanı” olarak belirlenmiş yaklaşık 90 hektarlık alan yürürlükteki 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarım alanı” kullanımında kaldığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Söz konusu bölgesel spor alanının bölgede öngörülen turizm tesis alanlarına hizmet etmesi amacıyla planlandığı, dava konusu planda spor alanı olarak düzenlenen bu alanın 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında başka bir planda kalmasının mevzuat açısından sakıncalı bir durum olmamakla birlikte üst ölçekli plan kararlarına uygunluğun sağlanması ilkesi çerçevesinde alt ölçekli planlarda değerlendirme yapma yetki ve sorumluluğunun yerel idarelerde olduğu, davacının yalnızca alt ölçekli plan kararlarının geçerli olabileceği, dava konusu çevre düzeni planının yeni bir plan kararı ve planlama öngörüsü getiremeyeceği yaklaşımıyla planı değerlendirdiği, dava konusu planda alt ölçekli planlarda bulunmayan plan kararlarının bulunmasında mevzuat açısından herhangi bir sakınca bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Söz konusu alanının büyüklüğünün nasıl hesaplandığının plan raporlarında/notlarında belirtilmediği bu bölgede, güneyden başlayarak kuzeye doğru akan yoğun bir ağaç dokusunun olduğu anlaşıldığından alanda önerilecek bir kentsel/bölgesel spor alanı kararının hem üzerinde bulunduğu alandaki doğal değerleri yok etme tehdidini beraberinde getirdiği, hem de ekosistemdeki akışa bir tampon oluşturarak bölgedeki ekolojik dengeleri bozulmasına sebebiyet vereceği, bu yüzden bölgede önerilecek bir bölgesel/kentsel spor alanı kararının bölgedeki ekolojik koridoru engellemeyecek şekilde daraltılması ve büyüklüğünün ve böyle bir kullanımın gerekçesinin plan raporlarında açıklanmasının gerektiği, bu büyüklükte önerilen bir kentsel/bölgesel spor alanı kararını planlama ilke ve esasları bakımından sakıncalı bulunduğu, ancak 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde L18 sayılı plan paftasında bu bölgede önerilen bölgesel/kentsel spor alanı kararının tamamen plan kararlarından çıkartıldığı, itiraza konu olan alan “tarım arazisi” şeklinde gösterilerek sorunun çözüme kavuşturulduğu
Dava konusu planda Kemalpaşa merkezinin kuzeyinde kalan “Kentsel Gelişme Alanı” olarak belirlenmiş yaklaşık 90 hektarlık alan yürürlükteki 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarım alanı” kullanımında kalmaktadır” itirazına yönelik olarak; Bilirkişi Kurulunun görüşlerinin 47 sayılı itiraz maddesi altında sunulduğu, kısaca bir değerlendirme yapılırsa çevredeki verimli tarım arazilerinin varlığı açık olduğundan ve plan hazırlık sürecinde kullanılan kentsel gelişme alanı hesaplamalarında ciddi sorunlar barındırdığı tespit edildiğinden, Kemalpaşa’nın çevresinde önerilen kentsel gelişme alanlarının gereksinim fazlası olduğu çevrede önerilecek kentsel gelişme alanlarının daraltılması, bu sayede tarım arazilerinin korunmasının sağlanması yönünde olduğu, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde, davalı kurum gelen bu spesifik itiraz bağlamında Kemalpaşa’nın kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı, kuzeyde sadece mevcutta yapılaşmış gözüken kısımların plan paftalarına işlendiği, itirazın konusu çözüme kavuşturulduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 43
Dava dilekçesinde;
Selçuk merkez yerleşim alanındaki kentsel gelişme alanı lekesinin doğu yönünde yaklaşık 160 hektar genişletildiği, ancak söz konusu alanın yürürlükteki planda “tarım alanı” olarak tanımlanırken bu büyüklükteki bir gelişme alanı belirlenmesinin gerekçesinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Selçuk İlçesi’nin kuzey-güney aksının verimli tarım arazileri, batı istikametinin ise Efes Antik Kentinin bulunduğu 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ile kısıtlandığı, kentin tek gelişme noktasının ilçenin doğusunda bulunan eğimli alanlar olup çevre düzeni planı öngörüleri çevresinde kentin doğusunda enerji iletim hattı sınır olacak şekilde kentsel gelişme alanlarının belirlendiği, bu açıdan gelişmenin verimli tarım arazilerinden eğimli alanlara yönlendirildiği ve planın koruma ilkeleri ile örtüşen bir plan kararının üretildiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Öncelikle, Kurulun davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak önerilen alanların büyüklüklerine, bu büyüklüklerin belirlenmesine ilişkin sorunları daha önceki birçok itiraz maddesine sunduğu görüşlerde açıkladığı ( İtiraz 10, 13, 14, 30) davaya konu planda önerilen tüm kentsel gelişme alanlarının büyüklük hesaplamalarını sorunlu görüldüğü, alan hesaplamalarının hem güncel veriler kullanılmadan elde edildiği, hem de uygun bilimsel yöntemler kullanılmadan yapıldığı, 10., 13., 14. ve 30.saylılı itiraz maddelerinde bu sorunların örnekler vererek ayrıntılı biçimde ele alındığı,
Davaya konu planda kentsel gelişim alanı olarak önerilen alanda doğu yönünde halihazırda tarım arazilerinin görülmediği; güney kesiminde önerilen kentsel gelişme alanlarının olduğu bölgede ise tarım alanlarının görüldüğü, dava dosyasında, itiraza konu alanın tarım arazisi olduğu ve bu tarım arazilerinin hangi nitelikte olduğu bilgilerinin yer almadığı, uydu görüntülerinde söz konusu alanda, tarım arazilerinin olmadığı görüldüğünden Bilirkişi Kurulunca Selçuk’un doğusunda önerilen kentsel gelişme alanlarının büyüklüğü hariç gelişim yönünde herhangi bir sorun bulunmadığı Selçuk’un güneyinde önerilen kentsel gelişme alanların ise uydu görüntülerinde tarım arazilerine denk geldiğinden, bu tarım arazilerinin hangi nitelikte olduğuna, ve bu doğrultuda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. Maddesine aykırı olup olup olmadığına bakılması gerektiği, planda Selçuk yerleşimin doğusunda önerilen kentsel gelişme alan büyüklüğünün mevcut yerleşik alan büyüklüğünden fazla olup böyle bir aşırı gelişme öngörüsünün gerekçesinin olmadığı ve bu bağlamda önerilen gelişme alanı büyüklüğünün revize edilmesi gerektiği,
10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde Selçuk’un doğusuna doğru uzanan kentsel gelişme alanı önerileri daraltılarak sorunun çözüme kavuşturulduğu, ancak, 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinin, uydu görüntülerinde Selçuk’un güneyinde açıkça görülen tarım arazileri üzerinde kentsel gelişme alanı önermeye devam ettiği, Bilirkişi Kurulunca, Selçuk’un güneye doğru büyümesinden ziyade doğuya doğru büyümesinin tarım arazilerinin korunması bağlamında daha uygun görüldüğü, bu bağlamda planda Selçuk’un güneyinde önerilen kentsel gelişme alanlarının bölgedeki tarım arazilerini daralttığı için planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır. Davalının savunmasından yapay, yasal ve doğal eşikler nedeniyle kentin gelişme noktasının kentin doğusunda bulunan eğimli alanlar olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla yer seçimine yönelik şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı diğer taraftan kentsel gelişme alanının 10/10/2018 tarihli plan değişikliğiyle Selçuk’un doğusuna doğru uzanan kısmının da daraltıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 44
Dava dilekçesinde;
… Mahallesi’nde konut yerleşiminin kuzeyi ile otoyol arasında kalan ve 1981 yılında onaylanan planlarda tarım alanı olarak belirlenen alanın dava konusu planda kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, bu durumun planlama ilkeleri ile çeliştiği iddia edilmektedir.
Savunmada;
Söz konusu bölgede bu süre içerisinde İzmir-Çeşme Otoyolunun hizmete girdiği, çevre düzeni planı öncesinde bu bölgede parsel bazında birbirinden kopuk bağımsız ikinci konut yapılaşmaların söz konusu olduğu, dolayısıyla bölgenin bir kısmı halihazırda yapılaşmış bir durumda olup söz konusu plan kararı ile mevzi yapılaşmaların bulunduğu alanın, bölgede planlı gelişmenin sağlanması, altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Gelişme alanın Çeşme otoyoluna bitişik konumdaki … Caddesi’ne kadar yer yer dayandığı, bu yönde gelişme eğilimi gösterdiği, öte yandan da bu tür gelişmelerin yanısıra, bunlarla içiçe biçimde tarımsal dokunun görüldüğü, burada Bilirkişi Kurulu tarafından önemli bulunanın otoyol ve çevresindeki yerleşimlere ilişkin stratejik plan kararı olduğu, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, bu bölgede sadece kavşak alanlarında otoyola yakın ve bitişik konumda kentsel gelişme öngörüldüğü; bunun dışında otoyola planın yaklaşımı otoyol boyunca gelişmeyi sınırlayacak ve açık alanları sürdürecek biçimde olduğu, otoyol erişim kontrollü bir yol olup otoyol üzerindeki yüksek hızlı taşıt akımının yarattığı gürültü ve diğer olumsuz etkilerin hayat kalitesini etkilediği için otoyola bitişik biçimde gelişme öngörülmemesinin doğru bir planlama yaklaşımı olacağı davaya konu planın bu kısmının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, davaya konu planda mevcut eğilimler gözönüne alınarak otoyola bitişik olabilecek bir yerleşim dokusunun öngörüldüğü, bu durumun gerçekten mevcut eğilimli olduğu, ancak buradaki mevcut tarımsal dokunun ve üretimin de imarlı alana dönüşmesine olanak tanıdığı, burada mevcut eğilim nedeniyle artık tarımsal dokunun sürdürülemeyeceği kabulünün yapıldığının anlaşıldığı, oysa tarımsal yapı korunarak mevcut gelişme eğilimini sınırlamanın hem ekonomik olarak bu tarımsal üretimin sürdürülmesine olanak tanıyacağı, hem de otoyol ile konut dokusunun birbirinden ayrılması yönünde sağlıklı bir plan stratejisi geliştirilmesini sağlayabileceği bu bölgedeki belediyenin talepleri yerleşimin otoyola kadar geliştirilmesi biçiminde bile olsa, üst ölçekli planda stratejik bir karar belirlenirken bu tür taleplerin de planın benimsediği strateji kapsamında değerlendirilerek kabul veya reddedilmesi gerektiği, bu nedenlerle, davaya konu 1/100.000 ölçekli planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmadığı, sözü edilen bölgede bir çevre yolunun yapılmış ve ikinci konut gelişimlerinin başlamış olmasının tarım arazilerinin yapılaşmaya açılabileceği anlamına gelmediği özetle, itiraza konu plan kararlarının 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. maddesine ve tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmış olmasının 5.1.6 sayılı plan koruma ilkelerine aykırı olduğu, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki yerleşik alan doğu tarafından bir miktar daraltılmış olsa da yukarıda anlatılan sorun ve sakıncaların devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Söz konusu bölgede İzmir-Çeşme otoyolunun hizmete girdiği, bölgenin bir kısmının halihazırda yapılaşmış olduğu, böylece planlı gelişmenin sağlanması, altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, ayrıca 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliğiyle yerleşik alan daraltıldığı görüldüğünden bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 45
Dava dilekçesinde
Urla-İçmeler mahallesinde anayolun güneyinde kalan kentsel lekenin büyütüldüğü ancak yürürlükteki planda “Tarım Alanı” olarak planlandığının tespit edildiği, söz konusu bölgenin 1/5000 ölçekli Nazım imar Planı Revizyonunda “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” olarak belirlenmiş olmasının (mülga Tarım İl Müdürlüğü’nün 14.07.2003 tarihli görüşü ile) ” Kentsel Gelişme Alanı” olarak belirlenmesi ile çeliştiği ileri sürülmüştür.
Savunmada
Dava konusu çevre düzeni planında gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının, çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda yerel idarelerce belirleneceği, bu kapsamda söz konusu alanlarda imara açılmış bir alan bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak önerilen alanların büyüklükleri ve bu büyüklüklerin belirlenmesine ilişkin sorunların daha önceki birçok itiraz maddesi altındaki görüşlerde sunulduğu, Bilirkişi Kurulunun, davaya konu planda önerilen tüm kentsel gelişme alanlarının büyüklük hesaplamalarını sorunlu gördüğü, alan hesaplamaların hem güncel veriler kullanılmadan elde edildiği, hem de uygun bilimsel yöntemler kullanılmadan yapıldığı, mevcut yerleşimlerin kat kat üzerinde yeni gelişme alanlarının açılması ve bunun gerekçesinin bilimsel/istatistiksel teknikler kullanılarak hesaplanmaması bir yana, itiraza konu alanda tarım arazilerinin bulunduğu
Söz konusu bölgenin mülga Tarım İl Müdürlüğü’nün 14.07.2003 tarihli görüşü ile 1/5000 ölçekli Nazım imar Planı Revizyonunda “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” olarak belirlendiği, ilgili idare görüşüyle tarımsal niteliği korunması gerekli bir alanın kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinin 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na aykırı olduğu, tarım arazisi niteliğindeki geniş alan kaplayan alanları çevre düzeni planlarında kentsel gelişme alanı olarak belirtip, Plan Hükümleri Raporu’nda bu tür alanlar için “kentsel gelişme alanları alt ölçekli planlar hazırlanırken yapılaşmaya açılamayabilir” hükmünü getirmenin doğru bir yaklaşım olmadığı, bu tür bir yaklaşımın yer yer parsel ölçeğinde tarım arazisi olan bölgeler için söz edilebilecek bir hüküm maddesi olduğu ve çevre düzeni planlarının dili de grafik/şematik olduğundan anlaşılabilir bir durum yaratacağı, ancak itiraz konusu alanda görüldüğü gibi “tarım arazileri” nin bölgenin karakteristik dokusunu oluşturduğu ve parsel ölçeğinde de olmadığı, bu yüzden itiraza konu alandaki “kentsel gelişme alanı” önerisinin verimli tarım arazilerinin devamlılığı açısından büyük tehdit oluşturacağı
Davaya konu planın ilk hali olan 23.06.2014 onay tarihli çevre düzeni planında buradaki tarımsal yapının korunduğu, ancak plan askı sürecinde tarımsal alan kaldırılarak aşırı büyüklükte bir kentsel gelişme alanı önerisi yapıldığı, bunun için geçerli bir plan gerekçesinin de bulunmadığı, bu nedenlerle, planın bu kısmının tarımsal alanın sürdürülmesi, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkelerine, şehircilik ve planlama ilke ve esaslarına uygun bulunmadığı, 10.10.2018 tarihli plan değişikliğinde buradaki kentsel gelişme alanı bir miktar daraltılsa da 23.06.2014 onaylı plan düzeyine geri çekilmediği; hala yerleşimin mevcut yerleşik alanından kat kat fazla olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü ve mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, ayrıca 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile kentsel gelişme alanı daraltıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 46
Dava dilekçesinde;
Davaya konu 1/100.000 ölçekli İzmir – Manisa Çevre Düzeni Planında, genel olarak yargıda iptaline karar verilen plan kararları aynen korunurken, yargı kararında iptal gerekçesi olarak sayılan konularda hiçbir düzenlemeye gidilmediği, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100000 ölçekli Çevre Düzen Planı’nın yerleşmelerinin büyük bölümünde 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusunun değişmediği, bazı ilçelerde çok az bir nüfus artışı olduğu buna rağmen büyük ölçüde Kentsel Gelişme Alanlarının ilave edildiğinin görüldüğü, bu kararların, bilimsel ve teknik gerekçelere dayandırılmadığı, plan raporu ve plan uygulama hükümlerinde yer alan nüfus projeksiyonu ile örtüşmesinin kentin gelişme hızı ve mevcut planlar dikkate alındığında mümkün olmadığının ortada olduğu, bu kapsamda,
1) Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’ne ilişkin yargı kararları ortadayken, sınırların genişletilerek mutlak tarım alanlarının sanayi alanı haline getirilmesinin, planın korumaya ilişkin ilkeleri ile bağdaşmadığı, aynı zamanda Kemalpaşa yerleşmesinin gelişme alanlarının kuzeyde, mutlak tarım alanları yönünde genişletilmesinin planın koruma ilkeleri ile bağdaşmadığı gibi, nüfus projeksiyonu ile de tutarlı olmadığı,
2) Aliağa İlçesinde önerilen 3 adet Termik Santral’in hangi çerçevede belirlendiği, bu alanlara ilişkin ilgili kurum ve kuruluş görüşlerinin alınıp alınmadığı belirsizliğini korurken, doğal çevrenin Çevre Düzeni Planları ile yok edilmesinin ise planın koruma ilkelerine açıkça aykırı olduğu, şubenin Aliağa ve Foça ilçelerinde Termik Santral ve Kül-Cüruf Depolama Alanı Amaçlı 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ile 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ni mevcut üst ölçekli planlara aykırı olduğu gerekçesiyle yargıya taşıdığı; bilirkişi raporunda da söz konusu işlemin gerekli şartları yerine getirmediği, plan sürekliliği ve bütünlüğünü bozduğu yönünde görüş verildiği, bilirkişi raporunda planın sürekliliğini ve bütünlüğünü bozduğu yönünde görüş verilen Termik Santrallerin İzmir Manisa Çevre Düzeni planında hiçbir altlık veri olmadan belirlenmesinin planın koruma ilkelerine açıkça aykırı olduğu,
3) İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 08.10.2012 tarihinde onaylanmış İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nın davaya konu plan kararlarıyla örtüşmediği, çoğu noktada dava sonucu iptale konu 1/100.000 ölçekli İzmir – Manisa – Kütahya Çevre Düzeni Planının plan kararlarının aynen korunduğu noktaların görüldüğü, dolayısıyla bu durumun halen yürürlükte olan 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nı işlevsiz ve hükümsüz hale düşüreceğinin kesin olduğu, onay tarihleri arasında yaklaşık 2 yıllık süre olan 2 çevre düzeni planının plan kararları arasında büyük farklılıkların görüldüğü; birçok tarım alanının kullanım kararı değiştirilerek planda sanayi, kentsel gelişim gibi kullanımlarla yapılaşmaya açıldığı, bu durumun planın koruma kullanma ilkesine, plan hükümlerine ve planlama hedeflerine aykırılık taşıdığı, söz konusu plan kararlarındaki değişikliklere örnek olarak, iptal edilen 2010 yılı onaylı Manisa-Kütahya-izmir Planlama Bölgesi 1/100000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda ve 2012 onaylı izmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nda “Tarım alanı” olarak belirlenmiş olan birçok alanın İzmir Manisa Çevre Düzeni Planı ile “Sanayi Alanı, Gelişme Alanı ve Turizm Alanı” gibi kullanımlara dönüştürüldüğü ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Organize Sanayi Bölgeleri yer seçimini yapma yetkisi Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında olduğundan Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’ne ilişkin iddianın muhatabının Bakanlık olmadığı gibi dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın konusu da olmadığı, diğer yandan bahse konu alanın da sınırları içerisinde kaldığı ÇDP onay tarihi olan 23.06.2014 tarihi öncesinde bölgenin üst ölçekli planı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından onaylanan 1/25.000 Ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı incelendiğinde, iki plan arasındaki farkın “Cüruf Depolama Alanı” olduğunun görüleceği, nitekim cüruf depolama alanı bir kirlilik kaynağı değil aksine kirliliğin önüne geçmek amacı güden bir bertaraf yöntemi olduğu, diğer yandan 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca çevre düzeni planlarının genel arazi kullanım kararlarını gösteren uygulamaya esas olmayan planlar olduğu, bu bağlamda çevre düzeni planları ile parsel bazında karar üretilmediğinden uygulama imar planları gibi düşünülmemesi gerektiği, halihazırda ÇDP hükümlerine bakıldığında plan kararlarının sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşiklere bağlandığının görüldüğü, nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Araştırma ve Analiz başlıklı 8. maddesi uyarınca planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerektiği, Cüruf Depolama Alanına ait 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1.000 Ölçekli Uygulama İmar Planı yapım aşamasında mevzuat gereği ilgili kurum/kuruluşlardan izinler alınacak ve İmar Planına Esas Jeolojik/Jeoteknik Etütler yapılacağı, söz konusu görüşlerin uygun olmaması durumunda ise bu alanda tesisin yapılamayacağının ilgili mevzuatla sabit olduğu, bunun dışında Aliağa İlçesi Çakmaklı Mahallesi’nde önerilen termik santral kararının, 16.11.2015 onay tarihli planda, mahkeme kararı doğrultusunda yeniden tarım arazisi olarak düzenlendiği, sanayi yatırımlarının kirliliği konusunda, çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli ve hassas denetimlerin yapılması durumunda kirletici unsurların yaşanmayacağı, bu gibi konularda belediyeler doğrudan sorumlu olduğundan, sanayinin kirletici unsur olarak algılanması, işletme aşamasındaki arıtma sistemlerinin çalışır durumda olmamaları ve yerel yönetimlerin bu arıtma sistemlerinin aktif olarak kullanılmasının sağlanması hususundaki görevlerini ihmal etmelerinden kaynaklandığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Bilirkişi Kurulunun davaya konu planın nüfus projesiyonu ve nüfus kabulü hesaplama yöntemlerini incelediği ve bu bağlamda ciddi sorunlar bulguladığı, bu sorunların daha önceki itiraz maddeleri altında örneklerle ayrıntılı biçimde ela alındığı (İtiraz 10, 13, 14 ve 30 altında yer alan görüşleri), özetle, davaya konu planın nüfus projeksiyonu ve nüfus kabulü hesapları gerekçeli bilimsel yöntem ve tekniklere dayanmadığı, güncel nüfus verileri kullanılarak hesaplamalar yapılmadığı ve bu yüzden davaya konu planda önerilen tüm kentsel gelişim alanı büyüklüklerinin sorunlu olduğu
Davalının: “Organize Sanayi Bölgeleri yer seçimini yapma yetkisi Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında olduğundan Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’ne ilişkin iddianın muhatabı Bakanlığımız olmadığı gibi dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın konusu da değildir” ifadesinde bulunduğu, Plan Açıklama Raporu’nda seçilebilecek 2 alternatif planlama yaklaşımından seçilmeyen ancak olası olarak sunulan planlama yaklaşımında aynen “Mevzii gelişmiş sanayi tesislerinin yanı sıra, Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi için belirlenen ilave alanın henüz yapılaşmayan, verimli tarım alanları üzerinde bulunan güney bölümlerinde yapılaşma ve genişleme engellenmelidir.” ifadesinin yer aldığı bu durumda davalının savunması ile Plan Açıklama Raporu’nda böyle bir alternatif planlama yaklaşımın düşünülüyor olmasının çelişkili bir durum yarattığı, böyle bir alternatif planlama yaklaşımı zaten mevzuata aykırı ise Plan Açıklama Raporu’nda ifade edilmemesi gerektiği, kaldı ki, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu’nun 4. Maddesine göre: “Mevzuat gereğince korunması gereken ve sanayi tesislerinin kurulmasına izin verilmeyen alanlar OSB yeri olarak incelemeye alınmaz” ifadesinin yer aldığı,
Tarım arazilerindeki her tür yapılaşma kararının 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na tabi olduğu, bu kanunun 13. Maddesi’nin “d” bendinin verimli tarım arazileri üzerinde sadece Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımların olabileceğine hükmettiği, dolayısıyla Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’nin yer seçimini Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yapmış olmasının, verimli tarım arazileri üzerinde yapılaşmaya izin verilmesi anlamı taşımayacağı gibi, çevre düzeni planlarını hazırlayan kurumların da kanuna aykırı her hangi bir kararı plana işlemesinin doğru bir tarafı olmadığı, ilaveten, davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nda koruma ilkeleri başlığı altında tarım topraklarının korunmasının açıkça yer aldığı ve her türlü plan kararının da bu ilkeye uyumunun arandığı;
10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni plan değişikliğinde söz konusu alanlarda önerilen OSB alanının sınırlarında her hangi bir değişiklik yapılmadığı, ancak Kemalpaşa’nın kuzeyinde mutlak tarım alanlarına doğru büyüyen kentsel gelişme alanlarının büyüklüğünde daraltmalara gidildiğinin gözlemlendiği, bu yüzden, davaya konu planda önerilen OSB alanlarının sınırları bağlamında olmasa da bölgedeki kentsel gelişme alanlarının tarım arazilerini daraltma eğilimine yönelik itirazın çözüme kavuşturulduğu,
Öncelikle, bu bölgede termik santral alanına gereksinim olduğu yönünde veya bu kararın bu bölgenin ekonomisi için üst ölçekli bir strateji olması gerektiği yönünde bilimsel bir araştırma ve stratejik kararın bulunmadığı, bu noktada Termik Santral kararının gelişigüzel biçimde, bu bölgede bu tür kullanımların bulunması nedeniyle verildiği izlenimi doğduğu, oysa bu alanın doğal özellikleri nedeniyle korunması gereken bir alan olduğu, özellikle Aliağa bölgesindeki termik santrallerin ve petrokimya fabrikalarının emisyonlarının insan sağlığı ve doğal canlılar üzerindeki olumsuz sağlık etkilerini ortaya koyan birçok bilimsel çalışmanın mevcut olduğu, örneğin Aliağa Petrokimya rafinelerinden, termik santrallerden yayılan uçucu organik bileşenlerin (UOB) kanser riskini tetiklediği, bu bölgedeki endüstriyel faaliyetler sonucunda denize yayılan atıkların bölgedeki balıklarda metal (Kadmium ve Kurşun) depolanmasına neden olduğu, bu bölgeden çıkarılan balıklardaki metal seviyesinin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu’nun tolere edilebilir metal seviyesinin üzerinde olduğu, Aliağa körfezinden çıkarılan balıkların insanlar tarafından tüketilmesinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, ve bölgedeki endüstriyel faaliyetler sonucunda havaya yayılan gazların rüzgar ile taşınarak İzmir ilinin farklı noktalarındaki farklı ağaç popülasyonlarına (yoğunlukluklarına, sağlıklarına) zarar verdiği gibi bir çok bilimsel bulgunun bulunduğu
Aliağa bölgesindeki kirliliğin önemli bir sorun olduğu, 2009 yılında İzmir Büyük Şehir Belediyesi tarafından hazırlanan 2009 onay tarihli 1/25.000 Ölçekli Kentsel Bölge Nazım İmar planı Revizyonu Plan Açıklama Raporu’nun 6.2.3.1 Sorunlar başlıklı bölümünde
• “Foça-Aliağa arasında kurulu bulunan demir çelik fabrikası ile Petkim ve Tüpraş Bacalarından çıkan gazlar çevreyi olumsuz yönde etkilemektedir.
• Atıklar ve bazı petrol sızıntıları nedeniyle çevre ve hava kirliliği oluşmaktadır.
• Çevre kirliliğinin tarım ve hayvancılık üzerindeki olumsuz etkileri giderek artmaktadır.” ifadelerin yer aldığı,
Anılan Plan Raporunda da belirtildiği gibi; Aliağa merkezli sanayi yoğunlaşmasının yarattığı çevresel etkilerin net bir biçimde görüldüğü bu bölgedeki sanayi türlerinin yarattığı çevresel kirliliğin Kent Merkezi ve Kemalpaşa sanayi odaklarından oldukça fazla olduğu, bu çevresel sorunlar ortada iken birinci görevi çevreyi ve doğal hayatı korumak, her türlü çevre kirliliğini önlemek ve böylelikle sağlıklı gelişimlerin oluşumuna katkı sağlamak olan üst ölçekli Çevre Düzeni Planlarının, doğal yaşamın korunması konusunda yerel yönetimleri uyarıcı, yönlendirici ve onlara rehberlik edecek çevre politikalarını oluşturmakla yükümlü bulundukları, sürdürülebilir kalkınma için ekonomik yatırımların yapılması elbette önemli olduğu ancak hiç bir ekonomik yatırımın sonucunun, insan ve canlı sağlığından önemli olmaması gerektiği,
Kuşkusuz, İzmir gibi bir metropoliten kentin sanayiden tümüyle vazgeçmesinin beklenemeyeceği, ancak, kentsel bölgenin bir bütün olarak sanayi türlerinin – ağır ve kirletici özellikleri olan klasik sanayi yatırımlarının, kirletici etkileri büyük ölçüde giderilebilen, ancak büyük ölçekli yatırım gerektiren sanayi kompleksleri, yüksek teknoloji girdili çevre kirliliğini asgari düzeylerde tutulduğu yatırımlar v.b hangi kentsel alt bölgelerde, hangi yoğunlukta ve nasıl bir kompozisyonla dağıtılacağına ilişkin bir master plan çalışması yapılmadan, sadece belirli kurum ve kuruluşların günlük birbirinden kopuk gerekçeler ve saiklerle aldığı kararlarının plana işlemekle yetinilmemesinin gerektiği,
Bilirkişi Kurulunun, Aliağa bölgesi için ayrıntılı bir sanayi çalışması olmadan, bölgede önerilecek yeni sanayi türlerinin İzmir kenti üzerinde yaratacağı tüm çevresel kirlilik tahminleri ve bunların giderilmesine yönelik ayrıntılı incelemeler yapılmadan alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen üst ölçek çevre düzeni planlarını hazırlamanın ileride giderilmesi olanaksız sorunlara yol açacağı kanısında olduğu,
Koruma-kullanma dengesinin kent planlamada önemli bir kavram olduğu ve stratejik plan kararlarının verildiği davaya konu ölçekteki bir planda da bu dengenin gözetilmesi gerektiği, bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu, bu durumun bu bölgede artık bir doygunluk olduğu ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesi gerektiği biçiminde yorumlanması gerektiği, bu noktada termik santral kullanımının alanın doğal yapısı nedeniyle de uygun olmadığı, bu nedenlerle bu alanda termik santral geliştirilmesine olanak veren davaya konu plan kararının planlamada koruma-kullanma dengesini sağlama yaklaşımına aykırı olduğunun görüldüğü, planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunduğu,
10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni plan değişikliğinde Çakmalı’da önerilen Termik Santral Alanı kararının plandan kaldırıldığı, Horozgediğinde bulunan Termik Santral Alanının planda yer aldığı, bu yüzden bölgede plan tarafından önerilen “Termik Santral” alanları hakkında sorunun çözümlendiği,
“İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 08.10.2012 tarihinde onaylanan İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nın davaya konu plan kararlarıyla örtüşmediği, dolayısıyla bu durumun halen yürürlükte olan 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nı işlevsiz ve hükümsüz hale düşüreceği kesindir” görüşüne ilişkin Bilirkişi Kurulunun görüşünü İtiraz 7 ve İtiraz 9 altında sunduğu açıklamalarda belirttiği, 04.07.2011 tarihinde onaylanan ve 27984 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinde: “ulusal ve bölgesel nitelikteki, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji ve çevre düzeni planlarını Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar,” hükmünün yer aldığı Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 6 nci maddesinin 4 üncü fıkrasında belirtilen plan kademelenmesi gereği büyükşehir belediyelerince hazırlanacak ve onaylanacak çevre düzeni planlarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırlayıp onaylanan bölgesel nitelikteki çevre düzeni planı kararlarına uygun olması zorunluluğunun getirildiği, bu yüzden yönetmeliklere ve davaya konu planın Plan Hükümleri’ne göre İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 08.10.2012 tarihinde onaylanmış İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı’nın davaya konu plan kararlarıyla örtüşmeyen kısımlarının iptal edilmesi, davaya konu plan kararları doğrultusunda gerekli revizyonları yapmasının gerektiği, davaya konu çevre düzeni planın, daha alt ölçekli İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 08.10.2012 tarihinde onaylanmış İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda hazırlanmasının, yönetmeliğin “üst ölçekli planlar alt ölçekli planları yönlendirir” hükmü gereğince doğru bir yaklaşım olmadığı,
Verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasına ilişkin görüşlerin ise noktasal plan kararları üzerinden ele alınan itiraz maddeleri altında irdelendiği, daha önce vurgulandığı üzere her ne kadar davaya konu planın 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planına uyma zorunluluğu bulunmasa da önceki üst ölçek planlarda alınmış çevre sağlığı ve korunmasına ilişkin stratejik öneme sahip kararların sürekliliğinin sağlanması, davaya konu planın da koruma ilkeleri ve amaçları arasında yer alan tarım arazilerinin korunması ve sağlıklı çevrelerin yaratılması kaygıları ile örtüşmesi açısından önemli olduğu bu konu hakkında daha önceki ve bundan sonraki itiraz maddeleri altında sunulan görüşlerde de belirtildiği üzere davaya konu plan ile yer yer verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açıldığının gözlemlendiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu planın 8.2.2. sayılı sanayi alanları başlıklı maddesinde;
“8.2.2.1. Onaylı alt ölçekli planlarda sanayi olarak belirlenmiş alanlarında, mevcut plan koşulları geçerli olup bu alanlarda yoğunluk artışı ve sanayi türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamaz.
8.2.2.2. Kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde yeni sanayi tesislerinin yer seçimine izin verilemez.
8.2.2.3. Bu planla belirlenmiş olan sanayi alanlarındaki yapılanmalarda organize sanayi bölgeleri uygulama yönetmeliği hükümlerindeki yapılanma koşullarına uyulacaktır.
8.2.2.5. Bu planla belirlenmiş sanayi alanlarının, organize sanayi bölgeleri olarak geliştirilmesi için, ilgili idarelerce, T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulması sağlanacaktır.
8.2.2.6. Bu planda belirlenmiş olan sanayi alanlarında, ilgili mevzuata uygun olarak OSB yer seçimi kesinleştirildiği taktirde, bu planda değişikliğine gerek kalmaksızın OSB alanı olarak kullanılabilir.” hükümlerine yer verilmiştir.
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
Ayrıca Kemalpaşa’nın kuzeyine mutlak tarım alanlarına doğru büyüyen kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı görülmektedir.
ÇDP hükümlerine bakıldığında plan kararlarının sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşiklere bağlandığının görüldüğü, nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Araştırma ve Analiz başlıklı 8. maddesi uyarınca planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerektiği açıktır.
Davalı idarece cüruf depolama alanı bir kirlilik kaynağı değil aksine kirliliğin önüne geçmek amacı güden bir bertaraf yöntemi olduğu, diğer yandan 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca çevre düzeni planlarının genel arazi kullanım kararlarını gösteren uygulamaya esas olmayan planlar olduğu, bu bağlamda çevre düzeni planları ile parsel bazında karar üretilmediğinden uygulama imar planları gibi düşünülmemesi gerektiği, halihazırda ÇDP hükümlerine bakıldığında plan kararlarının sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşiklere bağlandığı, Cüruf Depolama Alanına ait 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1.000 Ölçekli Uygulama İmar Planı yapım aşamasında mevzuat gereği ilgili kurum/kuruluşlardan izinler alınacak ve İmar Planına Esas Jeolojik/Jeoteknik Etütler yapılacağı, söz konusu görüşlerin uygun olmaması durumunda ise bu alanda tesisin yapılamayacağı savunulmuştur.
Bunun dışında Aliağa İlçesi Çakmalı Mahallesi’nde önerilen termik santral kararının, 16.11.2015 onay tarihli planda, mahkeme kararı doğrultusunda yeniden tarım arazisi olarak düzenlendiği, sanayi yatırımlarının kirliliği konusunda, çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli ve hassas denetimlerin yapılması konusunda belediyeler doğrudan sorumlu olduğundan, sanayinin kirletici unsur olarak algılanması, işletme aşamasındaki arıtma sistemlerinin çalışır durumda olmamaları ve yerel yönetimlerin bu arıtma sistemlerinin aktif olarak kullanılmasının sağlanması gerektiği Cüruf Depolama Alanına ait 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1.000 Ölçekli Uygulama İmar Planı yapım aşamasında mevzuat gereği ilgili kurum/kuruluşlardan izinler alınacak ve İmar Planına Esas Jeolojik/Jeoteknik Etütler yapılacağı anlaşılmaktadır.
Organize sanayi bölgelerine (OSB) ilişkin yasal mevzuat yetkinin davacı bakanlıkta olmaması nedeniyle OSB sınırlarının işlenmesinin zorunlu olduğu, yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda Termik Santral gibi yatırım kararlarının plana veri/girdi alınmasının zorunlu olduğu (ayrıca 2018 tarihli değişiklikle Çakmaklı’da öngörülen termik santralin kaldırıldığı ) Horozgediğinde yer alan santralin ise mevcutta bulunduğu görülmektedir. Bu itibarla bu itiraz maddesinde dile getirilen iddialara yönelik dava konusu planda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 47
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Çevre Düzeni planında planın birçok yerinde plan açıklama raporu ile plan kararlarının uyuşmadığına ilişkin bazı kararlar aşağıda maddeler halinde belirtilmiş olup, İzmir Manisa Çevre Düzeni Planı Mekansal planlar Yönetmeliğinin 4, 6 ve 7.sayılı maddelerine açıkça aykırı olduğu, bunların;
1) Kula OSB alanının, korunması gerekli ülkemizin önemli jeolojik oluşumları arasında bulunan lav akıntıları üzerinde bulunduğu, bu kararın, planın koruma konusundaki ilkelerine aykırı ve tutarsız olduğu, eski ve yargıda iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir ÇDP’nda bu OSB için “Yerseçimi İrdelenecek OSB” kararı verilmişken, irdelemeye ilişkin kararın plandan kaldırıldığı, bu durumun planın koruma ilkelerine açıkça aykırı olduğu, diğer yandan bu konuya ilişkin eski plandan kalma açıklamaların plan açıklama raporunun 64. sayfasında halen durduğu, bu durumun planın güncel veriler doğrultusunda hazırlanmadığını gözler önüne serdiği,
2) Torbalı – Subaşı mahallesinde Tarım Alanları Sanayi Alanlarına dönüştürülmüş olup bu alanlara ilişkin plan açıklama raporunun 68. sayfasında yer olarak ifade ile ve “Plan Açıklama Raporunun 51. sayfasında Subaşı Yerleşmesi ile ilgili, “İzmir – Aydın Karayoluna cepheli bölümdeki planların iptal edilerek bu alanların Tarımsal Niteliği Korunacak Alanlara Dönüştürüldüğü” belirtilmesine karşın, plan gösteriminde aynı alanın (yaklaşık 118 ha) “Sanayi Alanı” olarak belirlendiği,
3) Ayrancılar – Pancar – Yazıbaşı Mahallelerinde, tarım alanı olarak belirlenen alanlar sanayi alanına dönüştürülmüş olup, plan açıklama raporunun 67. sayfasında yer elan ifade ile ve Plan Açıklama Raporunun 51. sayfasında Pancar yerleşkesi için “sanayi alanlarının bir bölümünün mutlak tarım alanlarında kalması ve kurum görüşlerinin bulunmaması nedeniyle iptal edildiği” belirtilmesine karşın ,Pancar Mahallesinde sözü edilen mutlak tarım Alanlarından; İZBAN tren hattı ile Pancar Yerleşkesi arasında yaklaşık 120 ha alanın “sanayi alanı” olarak belirlendiği, Plan Açıklama Raporunun 52. sayfasında Yazıbaşı Yerleşmesi ile ilgili; ifadelere karşın, mutlak tarım alanı olan 85 ha alanın “sanayi alanı” ve 75 ha alanın “gelişme alanı” olarak belirlendiği,
4) Plan açıklama raporunun 50. sayfasında Torbalı kent merkezi için, “Kentin batı sınırında, henüz yapılaşmaların başlamadığı ve mutlak tarım alanı niteliğinde olan bölümler tarım alanı olarak düzenlendiği” belirtilmesine karşın bu alanların plan gösteriminde “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği,
5) Plan Açıklama raporunda hiçbir ifadenin yer almadığı Güzelbahçe ilçesinde tarım alanı olan 20 ha. alanın, üniversite yerleşke alanı olarak belirlendiği,
6) Plan Açıklama raporunun 47. sayfasında Kemalpaşa Ulucak Yerleşmesi için, ” hedef yıl için öngörülen 10.000 nüfus için gerekli alanın oldukça üstünde bir alanın planlanmış olduğu Ulucak’ta, sanayiden kaynaklı gelişme potansiyeli dikkate alınarak planlı gelişme alanları korunduğu” belirtilmekle birlikte, Mutlak Tarım Alanı olan alanların da plan gösteriminde bu plan ile ek olarak “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği,
7) Plan açıklama raporunun 11. sayfasında Kemalpaşa ilçesinin 2005 nüfusu 30.043 kişi ve 2025 projeksiyon nüfusu 60.000 kişi olarak belirlenmiş olmasına karşın, Kemalpaşa Kent Merkezi ve çevresi ile Çiniliköy arasında belirlenen gelişme alanlarının mevcut meskun dokunun yaklaşık 4 katı büyüklüğünde olduğu, yargı kararı ile iptal edilen İzmir – Manisa – Kütahya Çevre Düzeni Planında ki “Tarım Alanı” olarak belirlenen alanlardan büyük çoğunluğunun plan gösterimi ile “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği,
8) Plan açıklama raporunun 36. sayfasında; “Manisa merkez, Turgutlu, Salihli, Akhisar, Saruhanlı, Alaşehir gibi önemli merkezler ile benzer alanlarda konumlanmış yerleşmelerin imar planları açısından en önemli sorunun, plan kararlarıyla tarım alanlarının yapılaşmaya açılıyor olması” belirtildiği halde plan gösterimlerinde Turgutlu İlçesinde ki Tarım Arazilerinin “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği
9) Plan Açıklama Raporunun 40. sayfasında; “Menderes ilçe merkezinin güneyinde öngörülen gelişme alanlarının bir bölümü iptal edilirken, kuzeyde plan dışı kalmış mevcut yapılaşmaların bulunduğu bölüm gelişme alanı olarak düzenlendiği” belirtilmesine karşın plan gösteriminde Cumaovası’nda tarımsal niteliği yüksek olan arazilerin “gelişme alanı” olarak belirlendiği,
10) Plan Açıklama Raporunun 45. sayfasında Çandarlı Yerleşmesine yönelik; “Onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığı görüldüğü hedef yıla yönelik belirlenen 9.000 nüfus için gereksinim duyulacak kentsel gelişme alanı planda düzenlenirken, gereksinimin üzerinde planlanmış alanlardan, dikili mutlak tarım alanı niteliği taşıyan bölümlerde 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararları iptal edildiği” belirtilmesine karşın, Çandarlı yerleşmesine yönelik plan gösteriminde yaklaşık 250 ha Tarım Alanının “Tercihli Turizm Alanı” olarak belirlendiği,
11) Plan Açıklama Raporunun 44. sayfasında Bergama ilçesi için; “İçinde tarım alanları, 1. derece arkeolojik sit alanlarının da önemli yer tuttuğu onaylı 2160 hektar imar planı bulunan Bergama’da, alan gereksinmelerinin belirlenmesinde, karşılaştırmalarda esas alınan aktif kentsel kullanım alanlarının büyüklüğü ise yaklaşık 900 hektardır.” denilmesine rağmen plan gösteriminde belirlenen “Gelişme Alanlarının” yaklaşık 1500 hektar olarak belirlendiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
1)Organize Sanayi Bölgeleri yer seçimini yapma yetkisi Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında olduğundan söz konusu iddianın muhatabı Bakanlık olmadığı gibi dava konusu Çevre Düzeni Planının da konusu da olmadığı,
2) Çevre Düzeni Planı’na muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay Altıncı Dairesinin E:2010/786 sayılı esasında Bakanlık aleyhine açılan davada; 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 ile planların tümünün iptaline karar verildiği, iptal kararının gereği olarak istatistiki bölge bazında hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Bakanlıkça 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Olur’u ile onaylandığı, askı süreçlerindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde yeniden ile onaylandığı, üst ölçek planı olmadan geçen yaklaşık 2 yıllık süreçte, birçok bölgede ilgili idareleri tarafından onaylanan alt ölçekli planlar ile tarım alanları, sanayi ve konut kullanımlarına açıldığı, ilgili idareleri tarafından mevzuata uygun olarak onanan planların da Bakanlık tarafından onanan dava konusu plana işlendiği, bilindiği üzere kazanılmış hakların korunması hukukun temel ilkelerinden olduğu ve normlar hiyerarşisinde kazanılmış hakların korunması daha üst kademede yer aldığından planların yapımında bu ilkenin öncelikli olarak gözetilmesinin yasal zorunlu olduğu, diğer yandan Plan Açıklama Raporunda, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Subaşı yerleşmesine yönelik olarak “İzmir-Aydın karayoluna cepheli bölümdeki planların iptal edilerek bu alanların Tarımsal Niteliği Korunacak Alana dönüştürüldüğü” şeklinde bir ifadenin bulunmadığı,
3) Yukarıda da belirtildiği üzere üst ölçek planı olmadan geçen yaklaşık 2 yıllık süreçte, birçok bölgede ilgili idareleri tarafından onaylanan alt ölçekli planlar ile tarım alanları, sanayi ve konut kullanımlarına açıldığı, ilgili idareleri tarafından mevzuata uygun olarak onanan planların da Bakanlık tarafından onanan dava konusu plana işlendiği,
Plan Açıklama Raporunda, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı yerleşmelerine ilişkin olarak “Onaylanarak uygulamaya geçilmiş imar planlarıyla mekânsal olarak birleşmiş üç mahalle sınırları içinde, sanayi amaçlı hazırlanmış imar planlarının, mutlak tarım alanları üzerinde yer alan ve henüz yapılaşmamış bölümleri iptal edilerek, bu alanlar çevre düzeni planında tarım alanına dönüştürülmüştür” ifadesinin değil, “Onaylanarak uygulamaya geçilmiş imar planlarıyla mekânsal olarak birleşmiş üç mahalle sınırları içinde, sanayi amaçlı hazırlanmış imar planları çevre düzeni planında gösterilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerekmektedir ” ifadesinin yer aldığı,
Plan Açıklama Raporu’nda Pancar yerleşmesine ilişkin iddialara ilişkin ise; kazanılmış hakların korunması hukukun temel ilkelerinden olduğu ve normlar hiyerarşisinde kazanılmış hakların korunması daha üst kademede yer aldığından planların yapımında bu ilkenin öncelikli olduğu, bununla birlikte ÇDP, plan açıklama raporu ve hükümleri ile bir bütün olduğu, nitekim ÇDP’nin 7.14. sayılı “bu plan, mevzuata aykırı olarak yapılaşmış yapılar için herhangi bir hak oluşturmaz. Bu planın onayından önce mevzuata aykırı olarak oluşmuş yapılaşmalar için mevzuat uyarınca ilgili idaresince işlem yapılır”. hükmü uyarınca mevzuata aykırı işlemler için ÇDP’nin herhangi bir hak oluşturmayacağı ve bu alanlara ilişkin mevzuat gereği ilgili idaresinin işlem yapması gerektiği hususunun açıkça düzenlendiği, yine aynı şekilde plan açıklama raporunda sanayi amaçlı hazırlanmış imar planları çevre düzeni planında gösterilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerektiği hususunun da defaten dile getirildiği, bununla birlikte plan kararları incelendiğinde plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere sanayi alanlarından büyük bölümünün yapılaşmış alanların korunduğu parçacıl sanayi lekelerinin plana işlenmediğinin açıkça görüleceği,
Yine Plan Açıklama Raporu’nda Yazıbaşı yerleşmesine ilişkin olarak iddia edildiği gibi “Yazıbaşı çevresinde bir bölümü sanayi, bir bölümü konut alanı olan, planlama öncesi alınması gerekli kurum görüşlerinin bir bölümü eksik olan, mevzuat açısından tartışmalı, gereksinimin üstündeki imar planlarının, mutlak tarım alanları üzerinde olan ve henüz yapılaşmamış bölümlerinde imar planlarınin iptal edildiği ve bu alanların ilgili mevzuat doğrultusunda tarım alanına dönüştürüldüğü” konusunda bir ifadenin bulunmadığı, “Yazıbaşı çevresinde bir bölümü sanayi, bir bölümü konut alanı olan, imar planlarının bulunduğu alanlara Çevre Düzeni Planında yer verilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerekmektedir” ifadesinin yer aldığı,
4) Torbalı Kent Merkezinin plan açıklama raporunda mevcut ifadenin aksine gelişme alanı olarak belirtildiği ifade edilmiş ise de Plan Açıklama Raporu’nda, Torbalı’ya yönelik olarak dava dilekçesinde iddia edildiği gibi “Kentin batı sınırında henüz yapılaşmaların başlamadığı ve mutlak tarım alanı niteliğinde olan bölümlerin tarım alanı olarak düzenlendiği” ne ilişkin bir ifadenin bulunmadığı,
5) Plan açıklama raporunda yer almayan Güzelbahçe İlçesinin tarım alanı olan 20 ha bölümünün üniversite yerleşke alanı olarak belirlenmesine ilişkin planlama süreci içinde belirlenen seçenekler arasından benimsenen “İkinci Seçenek: Yeni yatırım kararları ile gelişme desteklenecektir.” kararları arasında “İzmir’de eğitim alanlarına gereksinim artacaktır. Bu kapsamda; kuzeyde ve batıda yeni üniversite yerleşkeleri için alan gereksinimi oluşacaktır. Planda üniversitelerin kuruluşunu kolaylaştıracak önlemler alınmalı, kararlar geliştirilmelidir. ” kararının yer aldığı, Güzelbahçe İlçesi’nde belirlenen üniversite alanı kararı da bu doğrultuda alınmış olup alanın yer seçiminde, kamu yararı, alandaki yapılaşmalar ve alanın ana ulaşım akslarına yakınlığı belirleyici olduğu,
6) Kemalpaşa Ulucak Yerleşmesine ilişkin 47.2.sayılı itiraz maddesine yönelik savunmadaki ifadeler tekrarlanarak dava dilekçesi iddia edildiği üzere bu planlar ile düzenlenen alanlar dışında bahse konu alanda İdarece herhangi yeni bir gelişme alanı düzenlenmesinin söz konusu olmadığı, nitekim dava dilekçesinde belirtildiği üzere bahse konu alanların 5403 sayılı Kanun kapsamında mutlak tarım arazisi vasfında ise bu durum alt ölçekli planların yapımında yetkili olan ve ilgili mevzuat uyarınca plan hazırlık süreci içerisinde ilgili kurum/kuruluş görüşlerini alarak bu doğrultuda işlem yapma zorunluluğu bulunan idaresinin sorumluluğunda bulunduğu, nitekim yukarıda da belirtildiği üzere varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerektiği hususu ÇDP ile açıkça düzenlenmiştir.
7) Kemalpaşa Kent Merkezi ve çevresi ile Çinliköy arasında belirlenen gelişme alanlarına ilişkin gelişme alanı olarak belirlendiği iddiasına ilişkin, Plan Açıklama Raporu’nun 11. Sayfasında verilen İzmir Merkez Kent Dışındaki Kentsel Yerleşimler Nüfus Tahminleri Tablosu’nda Kemalpaşa İlçe Merkezi’nin nüfusunın 2000 yılında 55.524 kişi, 2005 yılında 61.813 kişi olarak verildiği, 2025 yılı projeksiyon nüfusu 86.966 kişi olarak ve kabul nüfusunun 110.000 kişi olarak belirlendiği, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Kemalpaşa ilçe merkezinin nüfusu 60.000 kişi değil 139.500 kişi olarak kabul edildiği ve gelişme alanları bu nüfusa göre belirlendiği,
8) Turgutlu İlçesindeki tarım arazilerine ilişkin, 47.2 sayılı itiraz maddesine yönelik savunmadaki ifadeler tekrarlanarak Turgutlu İlçe Merkezi, Manisa il sınırları içinde en yüksek oranda nüfus artışının görüldüğü yerleşmelerden olduğu, İlçedeki Organize Sanayi Bölgesi’nin ilçe merkezinin gelişiminde büyük etkisinin bulunduğu, Çevre Düzeni Planı’nın hedef yılında nüfusunun 151.000’e ulaşması beklenen Turgutlu’da, onaylı imar planlarında var olan planlı yerleşik ve gelişme alanlarının, bu nüfusun yanı sıra, Turgutlu Organize Sanayi Bölgesi’nin gelişmesine koşut olarak ortaya çıkacak yeni nüfus artışları için yeterli olmayacağı düşünüldüğünden, mevcut planlara ek gelişme alanlarının düzenlendiği, kentin kuzeyi verimli tarım alanları olduğundan, gelişme alanları güneyde önerildiği, gelişme alanları belediye sınırlarının dışına taşarak, mücavir alan içinde yer alan mahallelere kadar uzatıldığı,
9) Cumaovası’nda tarımsal niteliği yüksek gelişme alanına ilişkin olarak 47.2 sayılı itiraz maddesine yönelik savunmadaki ifadeler tekrarlanarak Menderes yerleşiminde gelişme alanlarının, güneyde verimli tarım arazilerinin yok olmasını önlemek amacıyla mevcut gelişme yönü olan kuzey yönünde öngörüldüğünün açıkça düzenlendiği,
10) Çandarlı Yerleşmesine yönelik Plan Açıklama Raporu’nda Çandarlı yerleşimine ilişkin olarak “Belediye sınırları içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlı da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerdendir. Hedef yıla yönelik belirlenen 9.000 nüfus için gereksinim duyulacak kentsel gelişme alanı planda düzenlenmiştir ” ifadesi yer almakta olup dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Çandarlı’ya ilişkin olarak “mevcut 1/25.000 Çevre Düzeni Planı kararlarının iptal edildiği” konusunda bir ifadenin yer almadığı,
11) Plan açıklama raporunun 45 inci sayfasında yer alan ifadeye rağmen plan gösteriminde belirlenen gelişme alanlarının yaklaşık 15000 hektar olarak tespit edildiğine ilişkin 47.2 sayılı itiraz maddesine yönelik savunmadaki ifadeler tekrarlanarak Bergama yerleşmesinde gelişme alanları belirlenirken İller Bankası tarafından hazırlanan ve Belediyesi tarafından onanan planlar ile yörenin ihtiyaç ve talepleri dikkate alındığı, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Bergama’da planlanan gelişme alanları 1500 ha. büyüklüğünde değil yaklaşık 750 hektar büyüklüğünde olduğu, davacının mevcut Bergama Yerleşiminin bulunduğu alanları da kentsel gelişme alanı olarak göstermeye çalıştığının açıkça anlaşıldığı, savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
1-Öncelikle K21 sayılı plan paftasında Kula’nın kuzeyinde doğal sit alanına ve “jeolojik özellikleri nedeniyle korunması gerekli alanın” bitişiğine bir organize sanayi bölgesi kararının getirildiği, K21 sayılı plan paftasında Kula OSB alanı önerisinin doğal sit alanına ve “jeolojik özellikleri nedeniyle korunacak alana” bitişik önerildiği, Plan Hükümleri Raporu’nun 5.1.14. sayılı maddesinde “Doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların korunması” hükmünün getirildiği, Kula Organize Sanayi Bölgesi alanının ülkenin önemli jeolojik oluşumları arasında bulunan lav akıntıları üzerinde bulunması kararının Plan Hükümleri Raporunun 5.1.14 sayılı koruma ilkesi kararı ile örtüşmediği, halbu ki Plan Açıklama Raporu’nun 64. Sayfasında: “Ancak, Kula Organize Sanayi Bölgesi için seçilen alan, doğal sit niteliğine sahip Kula Volkanlarından birinin lav akıntılarının bulunduğu bölgeye komşu seçilmiştir. Yer seçimi yapılmış olan alanın bir bölümü, uydu görüntüleri üzerinden yapılan tespitlerde lav akıntılarının üzerinde görünmektedir. Söz konusu bölge, gerek taşıdığı jeolojik önem ve gerekse doğal sit niteliğiyle koruma altına alınması gereken alanlardandır. Bu doğrultuda Kula Organize Sanayi Bölgesi yer seçimi irdelenecek organize sanayi bölgelerinden biri olarak değerlendirilmekte ve organize sanayi bölgesinin bu alan dışında bir bölüme taşınamaması, yer seçim kararının tümüyle iptal edilerek, yerin değiştirilememesi durumunda, sınırlarının yeniden ele alınması ve korunması gereken alanların organize sanayi bölgesi alanından çıkarılması yönünde ilgili Bakanlıkça gerekli çalışmaların yapılması önerilmektedir.” ifadesinin yer aldığı, bu bakımdan itiraza konu Kula’daki OSB alanına ilişkin plan kararı ile Plan Açıklama Raporu’nun 64. Sayfasında alıntılanan ifadenin uyuşmadıklarının anlaşıldığı, bu yüzden itiraza konu plan kararı, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. maddesinin “b” bendine aykırı olduğu,
Kula Organize Sanayi Bölgesi alanının niçin jeolojik açıdan değerli bir bölgede yer alması gerektiğine ilişkin Plan Açıklama Raporu’nda bir bilginin yer almadığı, davalının da belirttiği üzere çevre düzeni planlarının Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yer seçimi yapılan Organize Sanayi Bölgeleri’ni planlarına işlemekle yükümlü oldukları, mevzuata göre OSB’lerin yer seçim kararı çevre düzeni planları ile alınamadığı, yargıda iptal edilen Küthaya-Manisa-İzmir Çevre Düzeni Planının iptal gerekçesi olarak sunulan “Kula OSB alanının yerseçimi irdelenmesi” kararının bu çerçevede Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı ilgilendirdiği, bununla birlikte 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu’nun 4. Maddesine göre: “Mevzuat gereğince korunması gereken ve sanayi tesislerinin kurulmasına izin verilmeyen alanların OSB yeri olarak incelemeye alınmayacağı, itiraza konu alandaki Organize Sanayi Bölgesi’nin belirli bir bölümünün lavların üzerinde kaldığını tespit eden bir Plan Açıklama Raporu ile plan paftasındaki gösterimlerin mevzuatın da ihlal edildiğini bir bakıma itiraf ettiği, ancak yine de K21 sayılı plan paftasında söz konusu alanda bir OSB alanı kararının görselleştirildiği, Plan Açıklama Raporu ve plan paftaları arasındaki çelişkili açıklamalar/gösterimler bir yana doğal değerleri açısından korunması gerekli bir bölgenin üzerine bir organize sanayi bölgesi kararının getirilmiş olmasının planlama ilke ve esasları açısından aykırı görüldüğü ve planın bu kısmının tekrar değerlendirilmesi gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişkliğinde K21 sayılı plan paftasında her hangi bir değişiklik yapılmadığı,
2) “Torbalı – Subaşı mahallesinde Tarım Alanları Sanayi Alanlarına dönüştürülmesine ilişkin
Öncelikle, Plan Açıklama Raporu’nda “İzmir – Aydın Karayoluna cepheli bölümdeki planların iptal edilerek bu alanların Tarımsal Niteliği Korunacak Alanlara Dönüştürüldüğü” şeklinde bir ifadenin bulunmadığı, anılan raporun 50. sayfasında “Çaybaşı’nda imar planları içinde bulunan sanayi alanlarından, karayoluna cepheli, büyük bölümü yapılaşmış alanlar korunurken, karayoluna cepheli olmayan, tarım alanı niteliğindeki bölümler iptal edilmiş ve bu alanlar tarım alanına dönüştürülmüştür.” İfadesinin yer aldığı, planda alınan kararların Plan Açıklama Raporu ile örtüştüğünün görüldüğü, ilaveten, Plan Açıklama Raporu’nda onaylı imar planı bulunan sanayi alanlarının korunduğunun belirtildiği, bu yüzden plan gösteriminde bölgede “sanayi alanı” ve/veya “sanayi ve depolama alanı” gösterimlerinin gözükmesinin doğal olduğu diğer taraftan önerilen sanayi ve depolama alanı kullanımının boyutunun sorgulanabileceği,
Dava konusu 1/100.000 ölçekli planda öngörülen sanayi ve depolama alanının yüzölçümünün oldukça fazla olduğu, halbu ki Plan Açıklama Raporu’nda bölgedeki verimli tarım arazilerinin varlığının kabul edildiği ve bölgede sadece onaylanmış sanayi-depolama amaçlı imar planlarının bulunduğu alanların gösterildiğinin vurgulandığı, bölgedeki sanayi-depolama amaçlı kullanımların arttırıldığı, mevcutta tarım arazisi olarak gözüken alanların planda sanayi-depolama alanı olarak önerildiği, subaşı yerleşiminin mevcut büyüklüğü ve öngörülen yeni sanayi ve depolama alanlarının toplam yüzölçümüyle karşılaştırılınca büyük bir alanın bu fonksiyon için ayrıldığı, oysa bu noktada böyle bir ağırlık merkezi yaratmayı anlamlı kılacak bir gelişme olduğunun söylenemeyeceği, Torbalı bölgesinde ciddi bir sanayi öngörüsü bulunan planın, Torbalı’ya yakın mesafede olan ancak sanayi-depolama açısından yakın ilişkide bulunmayan bu noktada böylesine büyük alan kullanımlı bir sanayi ve depolama alanı açmasının bölge için stratejik bir karar olduğu, ancak gerekçesinin bulunmadığı, bölgede demiryolu olmakla beraber, bu demiryolu hattı ile de bütünleşebilen bir alan olarak planlanmadığı, bu büyük sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği,
3-Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı yerleşmelerine;
Plan Açıklama Raporunda, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı yerleşmelerine ilişkin olarak “Onaylanarak uygulamaya geçilmiş imar planlarıyla mekânsal olarak birleşmiş üç mahalle sınırları içinde, sanayi amaçlı hazırlanmış imar planlarının, mutlak tarım alanları üzerinde yer alan ve henüz yapılaşmamış bölümleri iptal edilerek, bu alanlar çevre düzeni planında tarım alanına dönüştürülmüştür” ifadesinin değil, “Onaylanarak uygulamaya geçilmiş imar planlarıyla mekânsal olarak birleşmiş üç mahalle sınırları içinde, sanayi amaçlı hazırlanmış imar planları çevre düzeni planında gösterilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerekmektedir ” ifadesinin yer aldığı,
Plan Açıklama Raporu’nun 51. sayfasında Pancar yerleşkesi için “Planlı gelişme alanlarından bir bölümü Orman Amenajman Planları uyarınca orman alanında kaldığından iptal edilirken, sanayi alanlarının bir bölümü de ilgili kurum görüşleri alınmadan mutlak tarım alanları üzerinde planlanmış olduğundan iptal edilmiştir” ifadesinin yer aldığı, ancak bununla birlikte Plan Açıklama Raporu’nun 67. Sayfasında: “Pancar Mahallesi sınırları içinde, Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenmiş ve henüz yapılaşmanın başlamamış olduğu alan çevresindeki sanayi alanlarının organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesi, var olan ve gelecekte daha da büyümesi kaçınılmaz olan çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunludur. Bu alanın bütünleşik olarak organize sanayi bölgesine dönüştürülmesi de Çevre Düzeni Planı’nın kararlarındandır.” ifadesine yer verildiği,
Pancar yerleşiminin kuzeyindeki sanayi alanlarının büyütüldüğünün açıkça görüldüğü, sanayi alanını demiryolu hattını sınır alarak büyütmenin rasyonel bir yönünün olduğunun söylenebileceği, ancak bu bölgede bu kadar aşırı büyüklükte bir sanayi odağı yaratmanın anlamlı bir gerekçesinin görülmediği, burada tarımsal alanların varlığının ise keşif esnasında görüldüğü, ayrıca Plan Açıklama Raporu’nun 51. sayfasındaki ifadelerin de bölgede mutlak tarım arazileri olduğunu söylediği, planın stratejik anlamda bu bölge için bu kadar sanayi yoğun bir bölge yaratmasının bu tarımsal üretim dokusu içinde anlamlı görülmediği, bu plan kararının tarımsal alanın korunması stratejisinin (en az sanayi üretiminin desteklenmesi kadar) öncelikli olması gereken bu bölge için doğru bir karar olmadığı, planın bu kısmının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık taşıdığı 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planında bu bölgede sanayi alanlarının boyutuna ilişkin bir düzenlemeye gidilmediği,
Yazıbaşı Yerleşmesine ilişkin olarak;
Plan Açıklama Raporu’nda Yazıbaşı yerleşmesine ilişkin olarak iddia edildiği gibi “Yazıbaşı çevresinde bir bölümü sanayi, bir bölümü konut alanı olan, planlama öncesi alınması gerekli kurum görüşlerinin bir bölümü eksik olan, mevzuat açısından tartışmalı, gereksinimin üstündeki imar planlarının, mutlak tarım alanları üzerinde olan ve henüz yapılaşmamış bölümlerinde imar planlarınin iptal edildiği ve bu alanların ilgili mevzuat doğrultusunda tarım alanına dönüştürüldüğü” konusunda bir ifadenin bulunmadığı, “Yazıbaşı çevresinde bir bölümü sanayi, bir bölümü konut alanı olan, imar planlarının bulunduğu alanlara Çevre Düzeni Planında yer verilmiş olmakla birlikte bu alanlarda, varsa mevzuata aykırılıklar içeren imar planlarının iptalinin ilgili idarelerce yapılması gerekmektedir” ifadesinin yer aldığı,
Yazıbaşı’nın güneyinde plan paftalarında görülen sanayi alanlarının büyük çoğunluğunun mevcutta da var olan sanayi alanları olduğu, ancak getirilen önerilerin tarım arazilerini koruyacak biçimde daraltılması gerektiği, ayrıca, Ayrancılar-Yazıbaşı bölgesi için zaten yoğun bir sanayi alanı kararının getirildiği, Yazıbaşı yerleşiminin güneyinde önerilen kentsel gelişme alanları için ise sorunun daha açık olduğu, davaya konu planda kentsel gelişme alanı önerisi getirilen alanların büyük çoğunluğunun tarım arazileri üzerinde olduğu, bu yüzden davaya konu planın bu kısmı bölgedeki tarım arazilerinin korunması bağlamında planlama ilke ve esasları ile uymadığı,
Benzer şekilde Yazıbaşı İzmir Caddesi’nin kuzeyinde kalan Yazıbaşı ile Ayrancılar arasında kalan plan paftalarına göre kentsel gelişme alanı önerisi getirilen alanların büyük bölümünün henüz yapılaşmamış, kısmen dikili tarım arazileri olduğu, Koruma-kullanma dengesinin gözetildiği ve kanunlar gereği dikili tarım arazilerinin korunmasını kendine dert eden bir planda bu büyüklükte bir alanın dikili tarım arazilerini yok ederek kentsel gelişime açılmasının, planlama ilke ve esasları ile uymadığı 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçek Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nde Yazıbaşı yerleşiminin güneyinde önerilen sanayi alanları ve kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı, tarım arazilerinin korunmasına yönelik sorunların çözüme kavuşturulduğu, Ayrancılar ile Yazıbaşı yerleşimlerinin arasında kalan Yazıbaşı-İzmir Caddesi’nin kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanlarının boyutunda ise bir düzenleme gerçekleşmediği,
4) “Plan açıklama raporunun 50. sayfasında Torbalı kent merkezi için, “Kentin batı sınırında, henüz yapılaşmaların başlamadığı ve mutlak tarım alanı niteliğinde olan bölümler tarım alanı olarak düzenlendiği” belirtilmesine karşın bu alanların plan gösteriminde “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği” iddiasına yönelik olarak:
Kurulun, davalının da belirttiği üzere Plan Açıklama Raporu’nda bu veya benzer bir ifadeye rastlayamadığı, Plan Açıklama Raporu’nun 50. Sayfasında Torbalı için yer alan ifadelerin “TORBALI: Planın hedef yılına gelindiğinde 90.000 nüfusun yaşayacağı kabul edilmiş, ilçe merkezinde var olan onaylı imar planlarının büyüklüğüne bakıldığında, hedef yıl için gerekli alanın var olduğu görülmüştür. Bu nedenle yeni gelişme alanı eklemesinin yapılmadığı Torbalı’da 5216 sayılı Yasa ile köy tüzel kişiliğini yitirerek mahalleye dönüşen yerleşmelerde gelişme alanı önerilmemiş, bu yerleşmelerin, kırsal yerleşmeler için öngörülen kurallar doğrultusunda alt ölçeklerde planlanması önerilmiştir.” şeklinde olduğu, plan paftaları incelendiğinde, Torbalı’nın batısında davacının da belirttiği üzere kentsel gelişme alanlarının yer aldığının görüldüğü Plan Açıklama Raporu ile plan paftaları arasında Torbalı’nın batısındaki kentsel gelişme alanları bağlamında bir çelişki olmadığı, ancak Torbalı yerleşiminin çevresinde Torbalı’nın mevcut yerleşik alanı büyüklüğünde bir alanın kentsel gelişime açılmasının, bölgedeki tarım arazilerinin varlığı sebebiyle koruma-kullanma dengesi bağlamında bir sorgulama gerektirdiği, davaya konu planın kentsel gelişme alanı büyüklüklerini güncel nüfus verileri kullanmadan hesapladığı, nüfus kabullerini her hangi bir bilimsel teknik kullanmadan yaptığı da düşünülürse, uydu görüntülerine göre tarım arazileri olarak gözüken yerlerin kentsel gelişime açılmış olması sebebiyle, bölgedeki kentsel gelişme alanlarının tekrar ele alınmasının planlama ilke ve esasları bakımından doğru bir karar olacağı,
5) “Plan Açıklama raporunda hiçbir ifadenin yer almadığı Güzelbahçe ilçesinde tarım alanı olan 20 ha. alanın, üniversite yerleşke alanı olarak belirlendiği” iddiasına yönelik olarak:
Davalının: “Planlama süreci içinde belirlenen seçenekler arasından benimsenen “İkinci Seçenek: Yeni yatırım kararları ile gelişme desteklenecektir.” kararları arasında “İzmir’de eğitim alanlarına gereksinim artacaktır. Bu kapsamda; kuzeyde ve batıda yeni üniversite yerleşkeleri için alan gereksinimi oluşacaktır. Planda üniversitelerin kuruluşunu kolaylaştıracak önlemler alınmalı, kararlar geliştirilmelidir. ” kararının yer aldığı, Güzelbahçe İlçesi’nde belirlenen üniversite alanı kararı da bu doğrultuda alınmış olup alanın yer seçiminde, kamu yararı, alandaki yapılaşmalar ve alanın ana ulaşım akslarına yakınlığı belirleyici olmuştur.” savunmasında bulunduğu, fakat, Plan Açıklama Raporu’nda plan kararlarının, “Plan Seçenekleri” başlığı altında değil “Genel Arazi Kullanım Kararları” başlığı altında ele alınması gerektiği Güzelbahçe’de bir üniversitenin yerleşke alanının belirlendiğinin sadece plan paftalarında gözüktüğü, bu arazi kullanımının başta konumuna ilişkin bir açıklamanın yer almadığı, Plan Açıklama Raporları’ndan beklenen bu tür açıklamalara raporda yer vermesi olduğu,
Dava dosyasında, tarım arazisi sınıflarına ve konumlarına ilişkin bir veri olmadığından Bilirkişi Kurulunun söz konusu plan kararının 19.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun hükümlerini yerine getirip getiremediği konusunda bir yorum getiremediği, ancak üniversite alanı kararı getirilen bölgede küçük, parsel bazında tarım arazisinin bulunduğu, bu arazinin de yola bitişik olduğunun görüldüğü, 1/100.000 ölçek çevre düzeni planlarının dili grafik/şematik olduğundan, bu tür çok küçük parsel bazında kalan tarım arazilerini net gösterememesinin anlaşılabilir bir durum olduğu, Bilirkişi Kurulunun, çevre düzeni planlarının gösterim dili bağlamında ve üniversite önerisi getirilen bölgenin karakteristik özelliğinin tarım arazisi olmadığı gerekçesiyle bölgede bir üniversite alanı kararı getirilmiş olmasını planlama ilke ve esasları bağlamında sorunlu görmediği, üniversite kararı getirilen alanın çevresinde ise hem plan paftalarında hem uydu görüntülerinde ağaçlık alanlar ve tarım arazilerinin görüldüğü; bu bakımdan, üniversite alanının yer seçiminde çevredeki tarım arazileri ve ağaçlık alanların korunması konusunda hassas davranıldığının düşünüldüğü, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Plan Açıklama Raporu’nda bu itiraza yönelik her hangi bir düzeltmeye gidilmediği,
6) “Plan Açıklama raporunun 47. sayfasında Kemalpaşa Ulucak Yerleşmesi Mutlak Tarım Alanı olan alanların da plan gösteriminde bu plan ile ek olarak “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği” iddiasına yönelik olarak:
Kazanılmış hakların korunmasının bir zorunluluk olduğu, ancak, mutlak tarım arazilerinin korunmasının bir diğer yasal zorunluluk olduğunun unutulmaması gerektiği, dava dosyasında planda gelişme alanı olarak önerilen yerlerin tarım arazisi sınıfını gösteren delillerin yer almadığı, tarım arazisi ve ormanlık alan olarak gözüken alanların plan paftalarında kentsel gelişme alanı olarak belirtildiğinin açıkça görüldüğü, ilaveten, plan paftalarında kentsel gelişme alanı önerisi getirilen bazı noksal alanların Ulucak’dan ve mevcut kentsel gelişme alanları lekelerinden kopuk önerilen gelişme alanı önerilerinin sadece tarım arazileri üzerinde bir tehdit oluşturmadığı, aynı zamanda beraberinde altyapı ve tünel/üst geçit gibi maliyetleri de beraberinde getirdiği, ileride bu alanların çevrelerine bir yapılaşma baskısı gelme ihtimalinin de bulunduğu, bu yüzden, davaya konu planda Ulucak’ın batısında bulunan demiryolu ve otoyolun kuzeyinde bulunan, plan paftasında civarda bir arkeolojik sit alanı olduğu anlaşılan ve orman alanına bitişik bulunan parsel bazındaki kentsel gelişme alanı lekesinin kaldırılmasının planlama ilkeleri ve şehircilik esasları bakımından doğru bir karar olacağı, ayrıca söz konusu kentsel gelişme alanının bir bölümü davaya konu planda arkeolojik sit alanının üzerinde gösterildiğinden bu durumun planın koruma ilkeleri ile de uyuşmadığı, bu lekenin hemen altında bulunan, alanın orman dokusuyla kaplı olduğu, plan paftalarında Arkeolojik sit alanı olarak işlenmiş alanın da kentsel gelişme alanı olarak önerilmesinin planlama ilke ve esasları ile uyuşmadığı, ayrıca, Plan Açıklama Raporu’nun 42. sayfasındaki tablo 7 incelenirse Ulucak’ta mevcut onaylı imar planları 287 ha alanı kaplarken, bu plan ile birlikte 331 ha kentsel gelişme alanın ilan edildiği yani, Plan Açıklama Raporu’nun 47. sayfasında belirtilen ” hedef yıl için öngörülen 10.000 nüfus için gerekli alanın oldukça üstünde bir alanın planlanmış olduğu, Ulucak’ta, sanayiden kaynaklı gelişme potansiyeli dikkate alınarak planlı gelişme alanları korunduğu” ifadesinin Plan Açıklama Raporu’nun 42. sayfasındaki Tablo 7’de sunulan veri ile bağdaşmadığı, planda, Ulucak’ın çevresinde önerilen planlı gelişme alanlarının korunmakla kalmadığı, artırıldığı,
10.10.2018 onaylı çevre düzeni planı değişikliğinde Ulucak’ın batısında, demiryolu ve otoyolun güneyinde, orman alanı ve arkeolojik sit alanı üzerinde önerildiği anlaşılan kentsel gelişme alanlarının plan paftasından çıkartıldığı, böylelikle bu bölgedeki orman dokusunun ve arkeolojik sit alanının korunduğu, bu bölgenin hemen kuzeyinde parçacıl duran davaya konu planda arkeolojik sit alanı üzerinde önerilen parçacıl kentsel gelişme alanın daraltılarak arkeolojik sit alanından ayrıştırıldığı, diğer kırmızı halkalarla gösterilen alanlarda ise halen kentsel gelişme alanı önerilerinin bulunduğu, bu alanların hangi tür tarım arazileri üzerinde olduğunun değerlendirilmesinin yerinde bir karar olacağı halen Ulucak’ın çevresinde Ulucak’ın mevcut yerleşik alanının kat ve kat üstünde kentsel gelişme alanlarının önerildiğinin görüldüğü, bu yüzden itiraza konu tarım arazilerinin daraltıldığı yönündeki sorunun 10.10.2018 onay tarihli planda da devam ettiği,
7) “Plan açıklama raporunun 11. sayfasında Kemalpaşa ilçesinde “Tarım Alanı” olarak belirlenen alanlardan büyük çoğunluğunun plan gösterimi ile “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği iddiasına yönelik:
Plan Açıklama Raporu’nun 42. sayfasında yer alan tabloda açıkça görüldüğü üzere Kemalpaşa Kent Merkezi 2025 nüfus kabulünün 60.000 kişi olduğu, halbu ki aynı raporun 11. sayfasındaki tabloda bu değerin 110.000 kişi olarak belirtildiği, Kemalpaşa Kent Merkezi için yapılan nüfus kabullerinin çelişkili kararlar içerdiği, 14.06.2014 tarihli ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7. maddesinin, 1. bendinin “b” fıkrası uyarınca “planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütün olduğu,” böyle bir bütünlüğün sağlanabilmesi için öncelikle alınan plan kararlarının tutarlı bir şekilde plan notlarında, raporlarında ve gösterimlerinde ifade edilmesi gerektiği, bir bütünlüğün söz konusu olmadığı özetle, davaya konu plan itiraz maddesine konu olan alan için Plan Açıklama Raporu’nda sunulan nüfus kabulleri hesaplamaların Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. maddesinin, 1. bendinin “b” fıkrasına aykırı olduğu,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde plan açıklama raporundaki nüfus projeksiyonu ve nüfus kabullerinin ayrı ayrı gösterildiği tabloların rapordan çıkartıldığı, böylelikle çelişkili ifadelerin ortadan kaldırıldığı, ancak bu şekilde daha önce açıkça sorun olarak gözüken noktaların deyim yerindeyse artık görünmez yapıldığı, 10.10.2018 onay tarihli Plan Açıklama Raporu’nda artık hangi yerleşim yerine ne kadar ekleme/çıkarma yapıldığı bilgisi paylaşılmadığı için ortada bir sorun var mı değerlendirmesinin eski raporlardakinin aksine yapılamadığı, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda daha şeffaf olan bir yaklaşımın, son plan değişikliği ile birlikte ortadan kaldırıldığı, bunun da çeşitli soruları beraberinde getirdiği, ele alınan planlama bölgesinde yer alan yerleşimlere ilişkin nüfus projeksiyonlarının ve nüfus kabullerinin bir arada açıkça ortaya konmadığı, Plan Açıklama Raporu’nun getirildiği bu son durumun oldukça problemli ve şeffaflıktan uzak bulunduğu,
Plan Açıklama Raporu’nun 42. sayfasında nüfus hesaplamalarının hangi nüfus kabulleri üzerinden yapıldığının anlatıldığı, buna göre Kemalpaşa ilçe merkezinin nüfusu 60.000 kişi olarak ele alındığı (davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nun 54. sayfasında sunulan tabloda ise “Kemalpaşa Merkez” nüfusunun 2025 yılında 110.000 kişi olacağının belirtildiği) Plan Açıklama Raporu’nun 42. sayfasında sunulan tabloya göre Kemalpaşa kent merkezinin mevcut yerleşik alanının 272 hektar olarak belirtildiği, 60.000 kişi nüfus kabulü üzerinden yapılan hesaplamalarda Kemalpaşa kent merkezinin 232 hektar daha alana ihtiyacı olduğu, ancak planda 327 hektar alan önerildiğinin tabloda açıkça gösterildiği, aynı tabloda, mevcutta Kemalpaşa merkez içerisinde 504 hektar imarlı planın olduğunu belirtildiği dolayısıyla itiraza konu olan alanda planlanmış alanların büyüklüğünün planın gereksinim duyduğu alan büyüklüğünden fazla olduğu, bu yüzden plan görsellerini okurken 327 hektar büyüklüğünde bir alanın önerilip önerilmediğine bakmanın gerektiği (davaya konu planda, kentsel gelişme alanı lekeleri belirlenirken onaylı imar planı olan alanlar da hesaba katıldığı) Kemalpaşa kent merkezinin mevcut yerleşik alanı 272 hektar olduğuna göre davaya konu planda yaklaşık 1.5 katı büyük kentsel gelişme alanı önerisinin olmasının beklendiği,
Ayrıca, daha önceki itiraz maddeleri altında davaya konu tüm kentsel gelişme alanlarının sorunlu nüfus projeksiyon ve nüfus kabulleri süreci ile elde edildiğinin dile getirildiği, davaya konu planda, etrafı mutlak tarım arazileri ile çevrili Kemalpaşa gibi yerleşimler için önerilen nüfus projeksiyonu modelinin, etrafı korunması gerekli değerler barındırmayan yerleşimler için önerilen nüfus projeksiyonu modeli ile aynı olmasının, Kemalpaşa gibi yerleşimlerin çevresindeki mutlak tarım arazilerine getireceği tehdidinin bu sorunlardan sadece biri olarak belirtildiği, dolayısıyla, temel sorunun Kemalpaşa yerleşiminin çevresinde mevcut yerleşik alanın 2 katından büyük kentsel gelişme alanının bir leke olarak tanımlanması değil, en başta, mevcut yerleşik alanın niçin 1.5 katı büyüklükte bir alanın kentsel gelişime açılmasına gerek duyulması olduğu, etrafı tarım arazileri ile çevrili olmayan bir yerleşim yeri için mevcutun 1.5 kat büyüklüğünde bir yerleşimin gerekliliğinin sorgulanmayabileceği, ancak seçilen nüfus projeksiyon modeli size çevresinde tarım arazileri olan bir yere mevcutun 1.5 kat büyüklüğünde bir kentsel gelişme alanının olmasının gerektiğini belirtiyor ise, sorunun seçilen nüfus projeksiyonu modelinde ve seçilen nüfus projeksiyonu modelinin koruma ilkeleri ile bağdaşmamasında olduğu,
Tarımsal değer taşıyan bu alanda benimsenmesi gereken stratejik kararın tarımsal üretim açısından zengin olan bölgelerin korunması olduğu, bu durumun, Kemalpaşa yerleşimi için hiçbir yeni gelişme alanı açılmayacağı anlamına gelmediği, ancak dava konusu planda görüldüğü üzere Kemalpaşa yerleşiminin mevcut alanının kat kat üzerinde yeni gelişme alanları açılmış olup, bu plan kararının tarımsal alanların korunmasından vazgeçilerek sağlandığı, bu nedenle bu bölgede Kemalpaşa yerleşiminin mevcut yerleşik alan büyüklüğü de dikkate alınarak, buna oranla daha gerçekçi, daha sınırlı büyüklükte, ve böylece mekanı daha etkili kullanarak tarımsal alanların da korunmasını ve sürdürülmesini sağlayacak biçimde kentsel gelişme alanı kararlarının gözden geçirilmesi ve değiştirilerek açılan alanların azaltılması gerektiği, bu nedenle Kemalpaşa’da kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanların büyüklüğü nedeniyle davaya konu planın bu kısmının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmadığı, 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nde bölgede önerilen kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı, buna göre Kemalpaşa’nın kuzeyinde mevcuttaki uydu görüntülerine göre yapılaşmış olarak gözüken kısımların kentsel gelişme alanı olarak önerildiği, bunun haricinde uydu görüntülerine göre tarım arazisi olarak gözüken alanların planda tarım arazisi olarak korunduğu; Kemalpaşa’nın güney doğusunda yolun (Torbalı Cd.) her iki tarafında bir kentsel gelişme alanı önerisinin sunulmaya devam edildiği, sunulan bu alan büyüklüğünün davaya konu plandakine oranla daraltıldığı, ancak halen uydu görüntülerine göre önerilen alanların tarım arazisi üzerinde yer aldığı, Kemalpaşa’nın güney doğusundaki söz konusu Kentsel Gelişme Alanlarının verimli tarım arazileri, dikili tarım arazileri, özel ürün arazileri veya sulu tarım arazileri üzerinde kalıyorsa bu alanlar yapılaşmaya açılmadan önce kanunen 5403 sayılı yasa gereği önce “kamu yararı kararı” alınmış olmasının gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planında önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklerini tarım arazilerini koruyacak biçimde daha da daraltmanın (bu noktada özellikle Kemalpaşa’nun doğusunda otoyol bağlantı yoluna kadar önerilen mevcutta tarım arazisi olduğu açıkça görülen anların tarım arazisi olarak korunması) planlama ilke ve esasları bağlamında doğru bir karar olacağı,
8) “Plan açıklama raporunun 36. sayfasında; “Manisa merkez, Turgutlu, Salihli, Akhisar, Saruhanlı, Alaşehir gibi önemli merkezler ile benzer alanlarda konumlanmış yerleşmelerin imar planları açısından en önemli sorun, plan kararlarıyla tarım alanlarının yapılaşmaya açılıyor olması” belirtildiği halde plan gösterimlerinde Turgutlu İlçesindeki Tarım Arazilerinin “Gelişme Alanı” olarak belirlendiği” iddiasına yönelik olarak:
Sözü edilen Plan Açıklama Raporunun aynı zamanda onaylı imar planları bulunan alanların davaya konu plana işlendiğini söylediği, burada kazanılmış hakların korunmak istenildiği, ilaveten, davalının savunmasında; “Diğer yandan Turgutlu İlçe Merkezi, Manisa il sınırları içinde en yüksek oranda nüfus artışının görüldüğü yerleşmelerdendir. İlçedeki Organize Sanayi Bölgesi’nin ilçe merkezinin gelişiminde büyük etkisi bulunmaktadır. Çevre Düzeni Planı’nın hedef yılında nüfusunun 151.000’e ulaşması beklenen Turgutlu’da, onaylı imar planlarında var olan planlı yerleşik ve gelişme alanlarının, bu nüfusun yanı sıra, Turgutlu Organize Sanayi Bölgesi’nin gelişmesine koşut olarak ortaya çıkacak yeni nüfus artışları için yeterli olmayacağı düşünüldüğünden, mevcut planlara ek gelişme alanları düzenlenmiştir. Kentin kuzeyi verimli tarım alanları olduğundan, gelişme alanları güneyde önerilmiş, gelişme alanları belediye sınırlarının dışına taşarak, mücavir alan içinde yer alan mahallelere kadar uzatılmıştır.” İfadesine yer verildiği,
Plan Açıklama Raporu ile Plan gösterimleri arasında bir uyuşmazlığa bu itiraz bağlamında rastlanılmadığı, davaya konu plandaki tüm yerleşim yerlerinin çevresinde önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin, güncel nüfus verileri ve bilimsel teknikler kullanılarak tekrar irdelenmesinin gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinin, güncel nüfus verilerini Plan Açıklama Raporu’na işlendiği, ancak nüfus projeksiyonu ve nüfus kabulleri sürecinde izlenen yöntemlerde bir değişiklik olmadığının anlaşıldığı,
Ayrıca, itiraza konu Turgutlu bağlamında, plan paftasında Turgutlu’nun çevresinde önerilen kentsel gelişme alanlarının Irlamaz’a doğru uzanan yol etrafında tarım arazilerinin olduğunu açıkça gösterdiği, Turgutlu-Avşar-Derbent arasının ise birleşme eğiliminde olmasına rağmen yol boyunca dikili tarım arazilerinin hala geniş alanlar kapladıkları, ancak Avşar ve Derbent’in tüm çevresinin tarım arazileri ile kaplı olduğunun görüldüğü, bu bağlamda, bölgedeki mutlak tarım arazilerinin korunması bağlamında planda özellikle Turgutlu-Irlamaz yolunun çevresinde önerilen kentsel gelişme alanlarının planlama ilke ve esaslarına aykırı olduğu, Turgutlu-Avşar-Derbent arasındaki kentsel gelişme alanları için ise mutlak tarım arazileri üzerinde bulundukları sebebiyle öncelikle bu alanların imara açılmaları için kamu yararı kararı alınmış olmasının gerektiği, bu karar olmadan mutlak tarım arazisinin “kentsel gelişme alanı” olarak gösterilmesinin doğru bir bir yaklaşım olmadığı, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde plan kararlarında her hangi bir değişiklik yapılmadığı, Turgutlu-Avşar-Derbent ve Turgutlu-Irlamaz arasında önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklerinde her hangi bir daraltmaya gidilmediği,
9) “Plan Açıklama Raporunun 40. sayfasında; “Menderes ilçe merkezinin güneyinde öngörülen gelişme alanlarının bir bölümü iptal edilirken, kuzeyde plan dışı kalmış mevcut yapılaşmaların bulunduğu bölüm gelişme alanı olarak düzenlendiği” belirtilmesine karşın plan gösteriminde Cumaovası’nda tarımsal niteliği yüksek olan arazilerin “gelişme alanı” olarak belirlendiği” iddiasına yönelik olarak:
Menderes’in kuzeyinde ve doğusunda kalan alanların Kentsel Gelişme Alanı olarak plan paftalarında yer aldığı, uydu görüntülerinde kentsel gelişme alanı önerisi getirilen alanların tarım arazisi olduğunun açıkça görüldüğü, davalının savunmasında “Menderes yerleşiminde gelişme alanları, güneyde verimli tarım arazilerinin yok olmasını önlemek amacıyla mevcut gelişme yönü olan kuzey yönünde öngörülmüştür” şeklinde bir açıklama yaptığı, bölgede demiryolu ve hayavolu gibi önemli odak yaratacak altyapılar bulunduğu ve değerlendirilmeleri gerektiği, ancak aynı zamanda burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesinin önemli bir konu olduğu,
Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesinin öngörüldüğü; mevcut yerleşik alanın neredeyse birbuçuk – iki katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerildiği, herşeyden önce böyle bir kararın gerekçesinin anlaşılmadığı, havalimanı ve demiryolu bağlantıları nedeniyle elbette gelişme olacağı, ancak mevcut yerleşik alandan daha fazla yeni alan açılması oldukça önemli bir plan kararı olduğu, oysa burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesinin gerektiği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce onaylayan planda tarım alanı olarak korunmuş önemli büyüklükteki alanların, davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak planlandığı, keşif esnasında bu alanlardaki tarımsal yapının gözlendiği, uydu fotoğraflarında da Menderes yerleşimi çevresinde tarlalar ve tarımsal üretimin görüldüğü, bunların korunmaması ve yerleşimin gelişme alanı olarak gözden çıkartılmasının doğru bir yaklaşım olmadığı, bu bağlamda, Bilirkişi Kurulu olarak, planın amaçladığı koruma-kullanma dengesinin sağlanması bağlamında itiraza konu bölgede önerilen kentsel gelişme alanlarının tekrar değerlendirilmesi uygun olacağı, sonucuna varıldığı 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde kentsel gelişme alanında küçültme yapılsa da hala büyük tarımsal alanların yapılaşma için öngörüldüğü ve Menderes mevcut yerleşik alanı kadar yeni alan açıldığı görülmekte olup, yukarıda belirlenen sakıncaların devam ettiği,
10) “Plan Açıklama Raporunun 45. sayfasında Çandarlı Yerleşmesine yönelik ifadelere ilişkin;
Plan Açıklama Raporu’nda 45. Sayfada Çandarlı yerleşimine ilişkin olarak “Belediye sınırları içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlı da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerdendir. Hedef yıla yönelik belirlenen 9.000 nüfus için gereksinim duyulacak kentsel gelişme alanı planda düzenlenmiştir ” ifadesi yer almakta olup dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Çandarlı’ya ilişkin olarak “mevcut 1/25.000 Çevre Düzeni Planı kararlarının iptal edildiği” konusunda bir ifadenin yer almadığı, dava dosyasında gelişme alanı olarak önerilen yerlerin tarım arazisi sınıfını gösteren veriler bu itiraz maddesi bağlamında yer almadığından Bilirkişi Kurulunun getirilen önerinin 5403 sayılı yasaya uyup uymadığı konusunda bir görüş belirtemediği, ancak davaya konu planda Çandarlı mevcut yerleşik alanının batısında, kuzeyinde ve kuzeydoğusunda Tercihli Kullanım Alanı olarak büyük yüzölçümlü alanların planlandığının doğru olduğu, bununla beraber bölgede yeni konut gelişme alanlarının da planlandığı, bu alanların mevcut kentsel yerleşik alandan büyük olduğu, tercihli kullanım alanlarının da konut gelişimine olanak tanıyan yönü nedeniyle yerleşim kat kat büyüdüğü, bölgenin bu noktasında son derece büyük bir ağırlık merkezinin oluşturulduğu, kullanım alanı ve kentsel gelişme alanı olarak planlanan bu alanlar sonucunda buradaki koruma-kullanma dengesinin yok olduğunun anlaşıldığı, bu bölge için bu kadar vurgulu bir turizm gelişmesinin de, bu kadar büyük bir konut alanı gelişimi de anlamlı olmadığı, planın doğal çevre ile yapılı çevre arasındaki dengeyi bu bölge için kuramadığı, aşırı yapılaşmış bir çevreye yol açacak tercihli kullanım alanı ve kentsel gelişme alanı önerilerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğunun görüldüğü, 10.10.2018 tarihli değişiklikte ise, kentsel gelişme alanlarının büyük ölçüde kaldırılmış olmasının bölgedeki kentsel gelişme alanlarına getirilen itirazın giderildiğini gösterdiği, ancak tercihli kullanım alnları açısından kuzeydoğudaki kısım kaldırılmış olsa da, bu kullanım için planlanan alan hala aşırı büyüklüğe sahip olduğu ve saptanan sakıncalar devam ettiği,
11) “Plan Açıklama Raporunun 44. sayfasında Bergama ilçesine yönelik ifadelere karşı gösteriminde belirlenen “Gelişme Alanlarının” yaklaşık 1500 hektar olarak belirlendiği tespit edilmiştir”iddiasına yönelik olarak:
Davalının savunmasında, “dava dilekçesinde iddia edildiği gibi Bergama’da planlanan gelişme alanları 1500 ha. büyüklüğünde değil yaklaşık 750 hektar büyüklüğündedir. Davacının mevcut Bergama Yerleşiminin bulunduğu alanları da kentsel gelişme alanı olarak göstermeye çalıştığı açıkça anlaşılmaktadır.” ifadesinin yer aldığı, Plan Açıklama Raporu’nun 41. Sayfasında sulunan Tablo 7 nin Bergama’da 751 hektar alanın planlandığı, mevcut yerleşik alanın ise 704 hektar olduğunun belirtildiği, aynı tablonun, Plan Açıklama Raporu’ndaki ifadeye paralel olarak bölgede onaylı imar planı olan alanların büyüklüğünü 2160 hektar olarak sunduğu, davaya konu planın J18 sayılı paftasında önerilen gelişme alanlarının mevcut yerleşik alan büyüklüğünden önemli oranda farklı olmadığının açıkça görüldüğü, bu yüzden Kurulun, Plan Açıklama Raporu ile plan gösterimleri arasında bir uyuşmazlık olduğu sonucuna rastlamadığı, diğer taraftan J18 sayılı plan paftasında Bergama’nın doğusunda önerilen kentsel gelişme alanlarının arkeolojik sit alanlarının üzerinde önerildiğinin açıkça görüldüğü, plan paftasında arkeolojik sit alanlarının “A” notasyonu ile gösterildiği, her ne kadar çevre düzeni planlarının dili grafik/şematik olsa da “arkeolojik sit alanlarının korunması” kaygısıyla planın bu kısmında arkeolojik sit alanlarının sınırlarının grafik/şematik olarak gösterilmesi ve sınırları grafik/şematik olarak gösterilen alanın üzerine “A” notasyonunun yazılmasının, bu bağlamda söz konusu alanda kentsel gelişme alanlarının daraltılmasının, planın koruma ilkeleri açısından daha doğru bir karar olacağı,
İlaveten, Bilirkişi Kurulunun Bergama’nın çevresinde Bergama’nın mevcut yerleşik alan büyüklüğünde bir alanın kentsel gelişime açılma nedenini anlayamadığı, Bergama’nın güney ve doğu kesiminin dikili tarım arazileri tarafından oluşturulduğunun açıkça görüldüğü planın bu kısımlarında, mevcutta tarım arazisi olarak gözüken yerlerde kentsel gelişme alanları önerildiği, bölgedeki mutlak tarım arazilerinin korunması adına Bergama’nın güneyini ve doğusunu kentsel gelişime açmanın en doğru karar olacağı Bergama’nın batısında plan paftalarında üniversite alanı olarak gözüken (“Ü” notasyonlu alan) alanın çevresinde (yolun kuzeyinde) bir tarım arazisi gözükmediği, plan paftasında burada önerilen kentsel gelişme alanında planın koruma ilkeleri bağlamında her hangi bir sakınca gözükmediği, önerilen kentsel gelişme alanının yönünün Bergama’nın batısı Tepeköy-Bergama arası yolun kuzeyi olması en doğru plan kararı olacağı, bu bağlamda, Bergama’nın güney ve doğusunda önerilen kentsel gelişme alanlarının bölgedeki tarım arazilerinin korunması için daraltılması gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde J18 sayılı plan paftasında itiraza yönelik her hangi bir değişiklik gerçekleştirilmediği tarım arazilerinin daraltıldığına ve arkeolojik sit alanlarına yeterince dikkat edilmediğine ilişkin açıklanan sorunun devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Sit alanlarına ilişkin değerlendirme daha önce yapılmıştır. (**) sembolü altında yapılan değerlendirme bu kısımda da kabul edilmiştir. Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
Çevre Düzeni Planı’na muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay Altıncı Dairesinin E:2010/786 sayılı dosyasında 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 ile planların tümünün iptaline karar verilmiş, iptal kararının gereği olarak istatistiki bölge bazında hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Bakanlıkça 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Olur’u ile onaylanmış askı süreçlerindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde yeniden ile onaylanmıştır. Üst ölçek plana olmadan geçen yaklaşık 2 yıllık süreçte, birçok bölgede ilgili idareleri tarafından onaylanan alt ölçekli planlar ile tarım alanlarının, sanayi ve konut kullanımlarına açıldığı, ilgili idareleri tarafından mevzuata uygun olarak onanan planların da Bakanlık tarafından onanan dava konusu plana işlendiği, kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği davalı idarece ifade edilmiştir. İtiraz maddesinde yer alan alanların kısmen yapılaştığı, kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri doğrultusunda kullanım kararlarının getirildiği görülmüştür. Davalı idarece 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile alanların çoğunda (Yazıbaşı güneyi sanayi+gelişme alanı, Ulucak batısı demiryolu ve otoyolun güneyi, Kemalpaşa da kentsel gelişme ve tercihli kullanım, Torbalı Ayrancılar aksında sanayi ve gelişme, Selçuk’ta gelişme alanı, Menderes gelişme alanı, Urla gelişme alanı, Ulucak gelişme alanı, Çandarlı, turizm+gelişme alanları) getirilen kullanım alanları daraltılarak sorun giderilmiştir. Güzelbahçeye yönelik ise Bilirkişi Kurulunca da herhangi bir aykırılık tespit edilmemiştir. Bu itibarla Kula yerleşmesi ile Subaşı sanayi ve depolama alanı dışında getirilen kentsel gelişme alanlarına yönelik şehircilik ilkelerine plan esaslarına kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli planda Subaşında öngörülen sanayi ve depolama alanının yüzölçümünün oldukça fazla olduğu, halbu ki Plan Açıklama Raporu’nda bölgedeki verimli tarım arazilerinin varlığının kabul edildiği ve bölgede sadece onaylanmış sanayi-depolama amaçlı imar planlarının bulunduğu alanların gösterildiğinin vurgulandığı, bölgedeki sanayi-depolama amaçlı kullanımların arttırıldığı, mevcutta tarım arazisi olarak gözüken alanların planda sanayi-depolama alanı olarak önerildiği, subaşı yerleşiminin mevcut büyüklüğü ve öngörülen yeni sanayi ve depolama alanlarının toplam yüzölçümüyle karşılaştırılınca büyük bir alanın bu fonksiyon için ayrıldığı, oysa bu noktada böyle bir ağırlık merkezi yaratmayı anlamlı kılacak bir gelişme olduğunun söylenemeyeceği, Torbalı bölgesinde ciddi bir sanayi öngörüsü bulunan planın, Torbalı’ya yakın mesafede olan ancak sanayi-depolama açısından yakın ilişkide bulunmayan bu noktada böylesine büyük alan kullanımlı bir sanayi ve depolama alanı açmasının bölge için stratejik bir karar olduğu, ancak gerekçesinin bulunmadığı, bölgede demiryolu olmakla beraber, bu demiryolu hattı ile de bütünleşebilen bir alan olarak planlanmadığı, bu büyük sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından bu kısma ilişkin şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Kula için alanın doğal sit niteliğine sahip Kula volkanlarından birinin lav akıntılarının bulunduğu bölgeye komşu ve olduğu bölgenin taşıdığı jeolojik önem ve doğal sit niteliğiyle koruma altına alınması gereken alan niteliğinde bulunduğu plan açıklama raporunda özellikleri gereği irdelenecek organize sanayi bölgesi olarak önerilmesine karşın bu tutumun planda sürdürülmediği görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İtiraz 48
Dava dilekçesinde;
Güzelbahçe Ekonomi Üniversitesi Yerleşke Alanı olarak bilinen alanın: bu alanda özel üniversite yerleşkesi kurulmasına ilişkin basına da yansıyan arazi el değiştirmelerindeki spekülasyonların, tarım alanlarında yapılaşma baskısını arttıracak olması da dikkate alınarak; kamu yararı ve şehircilik ilke ve esasları doğrultusunda açılan ve kazanılan davaların bir kısmı plana yansıtılmamışken, bu biçimde spekülatif bir hal almış olan özel sektöre ait üniversite alanının, yer seçim kararına dönüşmesinin çelişki doğurduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca çevre düzeni planları genel arazi kullanım kararlarını gösteren uygulamaya esas olmayan planlar olduğu, çevre düzeni planları ile parsel bazında karar üretilmediği, halihazırda parsel bazında karar üretilmeyen bir plan ile ayrıcalıklı imar haklarına yönelik karar alınmasının söz konusu olmadığı, kamu yararı kapsamında değerlendirilen Üniversite alanında ve yakın çevresindeki Kentsel Gelişme Alanında genişletmeye gidildiği, Güzelbahçe Ekonomi Üniversitesi Yerleşke Alanının yer seçiminde, kamu yararı, alandaki yapılaşma baskısı ve alanın ana ulaşım akslarına yakınlığının belirleyici olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
“Çevre düzeni planlarının, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Tanımlar başlıklı 4. Maddesinin “c” bendi gereği genel arazi kullanım kararlarının belirlendiği planlar olduğu bu bakımdan, Kurulun, planda büyük bir alanı kaplar nitelikteki bir üniversite alanının gösterilmesinin Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 4. maddesine aykırı olmadığı kanısında olunduğu, getirilen üniversite alanı kararı doğrultusunda L17 sayılı paftada yola bitişik ve paralel uzanan Güzelbahçe yerleşiminin güneyine doğru büyükçe bir kentsel gelişim alanı önerildiği diğer taraftan, üniversite için önerilen alanın hangi tür tarım arazisi üzerinde olduğu bilgisinin dava dosyasında yer almadığı, daha önce bu konunun 47 sayılı itiraz maddesi altında ele alındığı, bölgenin Google Earth uydu görüntüsünden üniversite alanı için önerilen yerin çevresindeki tarım arazileri ve ormanlar konusunda hassas davranarak bir yer seçimi yaptığını, bu bağlamda sadece parsel bazında yola bitişik duran bir tarım arazisinin üniversite alanı lekesinin içinde kaldığı, ancak bunun plan iptalini gerektirecek bir durum olmadığının belirtildiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda yer alan tespitler doğrultusunda bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 49
Dava dilekçesinde;
Balçova-Karabağlar ilçe sınırında, Uzundere TOKİ konutlarının batısında, Balçova Belediyesi sınırları içinde, orman alanları ile Balçova ilçe yerleşik alanlarından kopuk bölümde, üstelik Balçova içme Suyu Barajı koruma havzası sınırları içindeki tek bir parsele yönelik değişiklik yapılmış olması ve bu alanın yapılaşmaya açılmış olmasının planın ölçeği, içeriği ve ilkeleri ile bağdaşmayan, kişiye özel, çıkar sağlamaya yönelik bir karar olduğu, Karşıyaka ilçesinin sırtlarında, onaylı alt ölçekli planlarda rekreasyon alanı olarak belirlenmiş bir bölgede, tek bir parselde kişiye özel çıkar sağlamaya yönelik yapılmış olan düzenleme de benzer içerikte kararlardan olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Bandında kalan söz konusu alanda uydu görüntülerine bakıldığında yapılaşmanın olduğunun görüleceği, söz konusu Kentsel Gelişme Alanlarının planda yer almasının, bu alanların alt ölçekli planlarda açılması gerekliliğini doğurmadığı, alt ölçek çalışmalarında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve Jeolojik-Jeoteknik etütler kapsamında ilgili Belediyesi tarafından değerlendirileceği, Plan Hükümlerinin 7.2.sayılı maddesinde “Bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemez. Bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez. Bu alanların sınırları, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirilir. ” denildiği, bu bağlamda bahse konu alanın imara açılıp açılamayacağı konusunda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Balçova Belediye Başkanlığı yetkili olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Öncelikle, yapılan düzenlemenin parsel düzeyinde bir karar olduğu ve bölgede bu alanda zaten bir kentsel gelişme alanı olduğundan bölgenin karakteristik özelliğini tehdit edecek bir plan kararının getirilmediği diğer taraftan, daha önceki itiraz maddesi altında sunulan görüşlerde de açıkça belirtildiği üzere bilimsel yöntem ve tekniklere dayalı ve gerekçeli nüfus projeksiyonları/kabulleri yapılmadan ve güncel nüfus verileri kullanılmadan önerilen her kentsel gelişim alanı büyüklüğünün tartışmaya açık olduğu hele ki davaya konu planda önerilen kentsel gelişimlerin orman alanları, kültürel alanlar gibi değerlere doğru büyüyecek şekilde önerilmekteyse, bu tür alanların korunması açısından bir sorun teşkil ettiği,
L18 sayılı plan paftasında önerilen kentsel gelişme alanının bir kısmının Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Bandında kaldığı Google Earth uydu görüntüsünün söz konusu bu alanın henüz yapılaşmadığını gösterdiği, Bilirkişi Kurulunun, itiraza konu kentsel gelişme alanında henüz yapılaşmanın başlamadığı alanları davaya konu bu çevre düzeni planı ile yapılaşmaya açılması ile kişiye özel çıkar sağlandığına yönelik bir yorum yapamadığı, ancak yasal olarak bu alanlarda yapılaşma yapılamaz kuralının bulunmadığı,
Burada asıl sorunun söz konusu önerilen kentsel gelişme alanının Arkeolojik Alan sınırlarına dayanmış olması nedeniyle ortaya çıktığı, plan paftasındaki arkeolojik alanın notasyon gösterimi her ne kadar kabul edilebilir olsa da, bu alana yaklaşma açısından daha duyarlı bir plan yaklaşımı gerektiği bu nedenle kentsel gelişme alanının arkeolojik alana doğru büyütülmesi kararı ve bunun sonucunda da arkeolojik alan içinde yer alması sorunlu bir plan yaklaşımı olduğu ve düzeltilmesi gerektiği, 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde bölgede yer alan arkeolojik alan grafiksel olarak daha büyük bir alanı kapsayacak şekilde gösterildiği, kentsel gelişme alanı küçültüldüğü; böylece uyuşmazlık konusu ortadan kalktığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişilerce yapılan düzenlemenin parsel düzeyinde bir karar olduğu ve bu bölgede zaten bir kentsel gelişme alanı olduğundan bölgenin karakteristik özelliğini tehdit edecek bir plan kararının getirilmediği, sorunun kentsel gelişme alanının arkeolojik alan sınırlarına dayanmış olması nedeniyle ortaya çıktığı 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde bölgede yer alan arkeolojik alanın grafiksel olarak daha büyük bir alanı kapsayacak şekilde gösterildiği, kentsel gelişme alanının küçültüldüğü değerlendirmesine yer verildiğinden davacının bu başlık altında itirazları kapsamında bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 50
Dava dilekçesinde;
Davaya konu plan içerisinde parça parça ve dağınık bir şekilde herhangi bir bilimsel temele oturmayan Lojistik Merkez kararlarına ilişkin Plan Açıklama Raporlarında da ayrıntılı bilgilere verilmemiş olup bu alanların hangi maksatla planda belirlendiğinin belirsiz olduğu savunulmuştur.
Savunmada;
Lojistik İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri statüsü ile kurulan lojistik merkez alanlarının dayanağını 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (d) fıkrasından alan ve yer seçimine ilişkin hususları aynı Kanun’un 4. maddesi ile düzenlenen özel statülü alanlar olduğu, yine bu alanların da yer seçimi ve koşullarının ilgili mevzuatı ile düzenlenmiş olup çevre düzeni planlarının bu alanların ilanında koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, planda önerilen Lojistik Merkezlerin de ilgili Kanun ile öngörülen prosedürlere göre belirlenmiş alanlar olup Lojistik Merkezlerin konumlandığı bölgeler incelendiğinde, Sanayi-Demiryolu-Karayolu-Havaalanı bağlantılarının güçlü olduğunun görüleceği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Lojistik İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri statüsü ile kurulan lojistik merkez alanlarının, davalının da belirttiği üzere dayanağını 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’ndan aldığı, aynı Kanunun 4. maddesinde bu alanların yer seçimine ilişkin: OSB’lere ait yer seçimi, Bakanlığın koordinatörlüğünde ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla oluşan yer seçimi komisyonunun yerinde yaptığı inceleme sonucunda, varsa üst ölçekli plan kararları dikkate alınarak yapılır” hükmünün bulunduğu bu alanların yer seçiminin neye göre yapıldıkları konusunda Plan Açıklama Raporu’nda her hangi bir açıklamanın yer almadığı, ancak çevre düzeni planlarının Plan Açıklama Raporları’ndan, başka kurumlar tarafından yer seçimi yapılan alanların konumunun neye göre belirlendiğine ilişkin bir açıklama yapmasının da beklenmemesi gerektiği, ancak, bu alanların yer seçimlerinin uygun olup olmadıkları plan paftalarına işlendikleri için tartışılabileceği, Bilirkişi Kurulunun, davaya konu plan için incelemiş olduğu çeşitli dava dosyalarında bu tartışmayı noktasal lojistik mekez kararlarının konumuna ilişkin yaptığı, plan paftalarında belirtilen spesifik lojistik merkez kararlarının planlama ilke ve esaslarına uygunluğu konusunda görüşlerini bildirdiği ” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davacının bu hususa ilişkin itirazının genel bir itiraz olduğu, bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi somut itirazlarının ayrıca incelendiğinden, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
İtiraz 51
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.5 sayılı maddesinde mevcut “Bu planın onayından sonra ilgili idarelerce yapılacak tüm çevre düzeni planlarında bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir.” hükmünün 644 sayılı KHK ile tanımlanmış yetkileri devre dışı bırakma amacı taşıdığı iddia edilmektedir.
Savunmada;
644 Sayılı KHK’nın 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendi ile yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak ve 3. fıkrası ile ulusal ve bölgesel nitelikteki fiziki planları yapmak, yaptırmak ve onaylamanın Bakanlık yetki ve sorumlulukları içerisinde tanımlandığı, hukuki belgeler içerisinden tek bir maddenin çekilerek değerlendirme yapılmasının mevzuatın yanlış yorumlamasıyla sonuçlanacağı gibi kanunlara aykırı bir durum olduğu, nitekim 14.06.2014 tarihli Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde yer alan tanıma göre çevre düzeni planlarının 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabildiği, tüm bu hukuki belgeler bir arada değerlendirildiğinde havza-bölge bazında çevre düzeni planı hazırlama yetkisi Bakanlıkta olmakla birlikte büyükşehir belediyelerinin de kendi mülki sınırlarını kapsayan çevre düzeni planlarını varsa bölgesel nitelikte fiziki planlara uygun olarak yapmaya ve onaylamaya yetkili olduğunun açıkça görüldüğü, bu bağlamda bahse konu hükmün ilgili mevzuat doğrultusunda düzenlenmiş olup 644 sayılı KHK ile tanımlanmış bir yetkiyi devre dışı bırakmasının söz konusu olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 19. Sayfasındaki 7.5 sayılı hükümde “bu planın onayından sonra ilgili idarelerce yapılacak tüm çevre düzeni planlarında bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir.” kuralının yer aldığı, 644 sayılı KHK gereği Büyükşehir Belediyelerince il bütününde yapılabilen çevre düzeni planlarının Mekansal Plan Yapım Yönetmeliği’nin 6. Maddesi bağlamında Bakanlıklarca bölge ve havza düzeyinde yapılabilen çevre düzeni planlarından daha alt kademe planlar olduğu, bu yüzden varsa Bakanlıklarca yapılan bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarının, Büyükşehir Belediyelerince yapılan il bütünündeki çevre düzeni planlarının daha üst kademedeki Bakanlığın yaptığı çevre düzeni planlarını baz almalarının gerekli olduğu, bölge veya havza bazında alınan plan kararlarının, planlanan bölge veya havza içinde bulunan farklı illerde yer alan ekolojik, doğal ve kültürel değerleri etkileyebildikleri, bu yüzden il bütününü ele alan çevre düzeni planlarının bölge düzeyinde analizi yapılan çalışmalara atıfta bulunması gerektiği, Plan Hükümleri Raporu’nun 7.5. sayılı hükmünün Büyükşehir Belediyelerine 644 sayılı KHK ile tanınmış yetkileri devre dışı bırakma amacı taşımadığı, ancak davaya konu çevre düzeni planı ile daha önceden Büyükşehir Belediyelerince hazırlanmış çevre düzeni planlarının işlevini azalttığı ya da kaybettirdiğinin de bir gerçek olduğu, itiraza konu hüküm maddesinin, aynı noktasal alanlar için farklı çevre düzeni planlarınca getirilmiş farklı kararlarının sonucunda çıkabilecek sorunların/çelişkilerin önünü kesmek amacına yönelik olduğundan anlaşılabilir olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
644 Sayılı KHK’nın 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendi ile “yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak,” 3. fıkrası ile de “ulusal ve bölgesel nitelikteki fiziki planları yapmak, yaptırmak ve onaylamak” Bakanlığın yetki ve sorumlulukları içerisinde tanımlanmıştır. 14.06.2014 tarihli Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde yer alan tanıma göre çevre düzeni planlarının 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabildiği, havza-bölge bazında çevre düzeni planı hazırlama yetkisi Bakanlıkta olmakla birlikte büyükşehir belediyelerinin de kendi mülki sınırlarını kapsayan çevre düzeni planlarını varsa bölgesel nitelikte fiziki planlara uygun olarak yapmaya ve onaylamaya yetkili olduğu görülmektedir. Bu itibarla plan notunda mevzuata aykırılık görülmemiştir.
İtiraz 52
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.6 ve 7.10 sayılı maddelerinin çakışan yerler açısından çeliştiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Her iki hükmün farklı konulara yönelik düzenlemeleri içermekte olup birbiriyle çelişen ifadeler bulunduğuna dair iddiaların gerçeği yansıtmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.10 maddesinde “bu plan kapsamında kalan alanlarda, ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde belirlenen/belirlenecek olan milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar vb. gibi koruma alanları için onaylanmış/onaylanacak olan her tür ve ölçekteki planlar, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın geçerli olacaktır” hükmünün, 7.6. sayılı maddesinde ise “İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarafından bu planın onama tarihinden önce onaylanmış olan çevre düzeni planının bu plana aykırı olmayan bölümleri geçerlidir, söz konusu çevre düzeni planının bu plan kararlarına göre revizyonu zorunludur, revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında üst ölçekli plan olan bu planın kararları ve hükümleri esas alınarak uygulama yapılır. diğer tüm çevre düzeni planları ise ölçeğine bakılmaksızın, yürürlükten kaldırılmış olup bu alanlarda yapılacak alt ölçekli planlarda, bu planın kararları ve hükümleri geçerlidir. Bu planın onama tarihinden önce 644 sayılı kanun hükmünde kararname uyarınca belirlenen özel proje alanlarına ilişkin onaylanmış olan çevre düzeni planlarının ve mülga özel çevre koruma kurumu tarafından onaylanmış olan çevre düzeni planlarının kararları geçerlidir” hükmünün yer aldığı,
Bilirkişi Kurulunun, 7.6 sayılı hükmün, üretilen plan kararlarının bir çevre düzeni planından öbürüne farklılık göstermemesi için, planlama hiyerarşisi gereği daha alt ölçekli planlar ile davaya konu plan arasında bütünlüğü sağlamak amacıyla hazırlandığı görüşünde olduğu, bu açıdan bu hüküm maddesinin Plan Hükümleri Raporu’nda yer almasının gelecekte doğabilecek sorunların önüne geçmek açısıdan bir gereklilik olduğu,
7.10 sayılı hüküm ise doğrudan ulusal/uluslararası mevuzat gereği korunması gerekli “koruma alanları” için onaylanmış/onaylanacak planlara yönelik getirildiği, hiç bir çevre düzeni planının “koruma alanları” için onaylanmış plan niteliğinde olmadığı, her hangi bir alan için hazırlanmış/hazırlanacak koruma planlarının yerini alamayacağı; çevre düzeni planlarının temel amacının farklı olduğu ve elbette diğer tüm mekânsal planlar gibi yönetmeliklerce şekillendirileceği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 4. fıkrasının hükmü uyarınca plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazında hazırlanan çevre düzeni planlarına uygun olmasının zorunlu olduğu, diğer taraftan itiraza konu olan her iki hüküm maddesinin birbiriyle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 53
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.17 sayılı ve 7.30 sayılı maddelerinde alt ölçeklerde “kurum görüşü alınması” ve “jeolojik etüt yapılması” zorunlu kılınırken, aslen bu plan için de geçerli olan kuralların işletilmediğinin itiraf edildiği belirtilmektedir.
Savunmada;
Bahse konu iddia ile ne kastedildiğinin tam olarak anlaşılamadığı, bununla birlikte Plan Hükümlerinin 7.17. sayılı “alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerinin yapılması zorunludur.” maddesi ve 7.29. sayılı “bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. Aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur. ” maddesi ile alt ölçeklerde kurum görüşü alınması ve jeolojik etüt yapılmasının zorunlu tutulduğu, daha önce de belirtildiği üzere “Planlamaya Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Genelgesi”nin Plan Kademeleri-Yerbilimsel Etütler başlıklı ekinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için uygulanacak etüt türü ve format; Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt ve Format-1 olarak belirlenmiştir. Belirlenen bu etüt türü ve format, imar planları için hazırlanan jeolojik-jeoteknik etütler ve mikrobölgeleme etütleri ayrıntısında olmadığı, genelge ekindeki Format-1 içeriği incelendiğinde Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt Raporu’nun jeomorfoloji, hidrojeoloji, genel jeoloji, stratigrafi, yapısal jeoloji, doğal afet durumu gibi temel kavramları ve bu başlıklar altındaki genel araştırmaları kapsadığının görüldüğü, buradan da anlaşılacağı üzere jeolojik-jeoteknik etütler 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarının konusu olmayıp 1/5.000 ölçekli nazım imar Planı ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planları çalışmalarına konu olabileceği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.17 sayılı maddesinde: “Alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerinin yapılması zorunludur” hükmü ile aynı Raporun 7.30 sayılı maddesinde ise: “7.30. bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur”, kuralının getirildiği,
Çevre Düzeni Planları’nda da tanım gereği genel arazi kullanımı kararlarına ilişkin (konumlarına, büyüklüklerine, vb.) kararlar üretilirken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmasının yasal bir zorunluluk olduğu; Bilirkişi Kurulunun, her tür ölçekli mekânsal planda ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması gerektiğinden ötürü söz konusu hükmün “bu planda ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmadığına ilişkin bir itiraf” olarak ele alınmaması gerektiği kanısında olduğu, bilindiği üzere çevre düzeni planlarının ölçeği itibariyle grafik/şematik dil kullanarak ölçeğinin getirdiği plan kararlarını verdikleri, davaya konu planda “kentsel gelişme alanı” olarak önerilen bir alanın, alt-ölçekli planlarda konut alanlarını barındırabileceği gibi, yeşil alanları, sosyal donatı alanlarını da barındırabileceği, tüm bu kararlar için alt-ölçekli planların hazırlanması aşamasında ilgili kurumların görüşlerinin alınmasının arzu edilen bir durum olduğu, ayrıca, Plan Hükümleri Raporu’nun 7.17 ve 7.30 sayılı maddelerinin alt ölçekli planların planlama alanında afet riskini değerlendirmesini, gerekli jeolojik etütleri yapmasını zorunlu kıldığı,
Bilirkişi Kurulunun, her tür ölçekli mekânsal planda jeolojik etütlerin ve afet riskinin değerlendirilmesi gerektiğinden ötürü söz konusu hükmün “bu planda jeolojik etütlerin yapılmadığı ve afet riskinin değerlendirilmediğine ilişkin bir itiraf” olarak ele alınmaması gerektiği kanısında bulunduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planları gösterim dili olarak oldukça grafik/şematik bir dille arazi kullanım kararlarının lekelerini tanımladıkları ve bu yüzden bu alanların coğrafik sınırlarının kesin olmadığı, yönetmelikler gereği bu yüzden çevre düzeni planlarının büyütülmesi yoluyla uygulama yapılamayacağı, alt-ölçekli planların hazırlanamayacağı, işte bu yüzden ayrıntılara gelindiğinde alt-ölçekli planların hazırlanması aşamasında jeolojik etütlerin yapılması gerekebileceği, itiraza konu hükmün maddelerini bir itiraf olarak ele almaktansa alt-ölçekli planların hazırlanması esnasında da yasalara uyulması gerektiğinin altını çizmekte bir zarar olmadığı, bu planın hazırlanması esnasında kurum görüşlerinin alınıp alınmadığı, jeolojik etütlerin yapılıp yapılmadığının ise başka konular olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. “hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojikjeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin 7.17 sayılı” maddesinde alt ölçekli planların hazırlanması aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması ve plan ölçeğinin gerektirdiği detayda mevzuata uygun jeolojik etütlerin yapılması zorunludur” hükmü ile “7.30. sayılı maddesinde bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. Aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur. ” hükmünün yer aldığı görülmektedir.
Bu itibarla davaya konu plan notları ile alt ölçekli planların hazırlanması esnasında mevzuata uyulması gerektiği hususunun altının çizildiği, davacının ileri sürdüğü sakıncaları barındırmadığı sonucuna ulaşıldığından bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 54
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.26 sayılı ve 7.28 sayılı maddeleri ile planın koruma ilkelerinin çeliştiği, üst ölçekli plan kararlarına aykırı ve neredeyse tüm kentsel kullanımı kapsayacak nitelikte yapılaşmaya olanak tanıyan alt ölçekli planları yapılmasının önünün açıldığı ileri sürülmektedir.
Savunmada;
Uygulamaya esas olmayan ve parsel bazında karar üretmeyen amacı genel arazi kullanım kararları ile bu kararlar bazında politika ve strateji üretmek olan çevre düzeni planları uygulamaya esas imar planları gibi değerlendirilemeyeceğinden her talep için sürekli olarak çevre düzeni planı değişikliği yapılmasının hem mevzuata aykırı hem de üst ölçekli planların mantığı ile bağdaşmayan bir yaklaşım olduğu, nitekim 14.06.2014 tarihli Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 20. Maddesinde çevre düzeni planlarına ilişkin revizyon ve değişiklik gerekçelerinin sıralandığı ve revizyon ve değişiklikler planın bir bütün olarak seyrini değiştirecek hususlara ilişkin yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve taleplere bağlandığı, bilindiği üzere İstatistiki Bölge Birimlerine göre bölge bazında hazırlanan 2-3 il içeren bir planda sayıları onları bulan her talebin işlenmesi, daha sonra askıya çıkarılması, itirazların değerlendirilmesi, yeniden askıya çıkarılması ve yeniden değerlendirme yapılması çevre düzeni planı ölçeğinin doğasına aykırı bir durum olmakla birlikte hiçbir kurumun başa çıkamayacağı gereksiz bir külfet ve inanılmaz bir iş yükü yaratacağı, diğer yandan söz konusu taleplerin ve Bakanlık görüşünün, ÇDP kapsamında değerlendirilmesi sonrasında verilmediği, bu bağlamda söz konusu taleplerin çevre düzeni planı bütünlüğü içerisinde değerlendirildiği, bakanlığın olumlu görüşünün alınması sonrasında “ÇDP’ye uygun olarak” yapılan alt ölçekli planlar veri tabanında saklanmak üzere Bakanlığa gönderilmekte olup ilk revizyon çalışmasında ÇDP’ye işlendiği, diğer yandan karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji üretimi, enerji iletimi ve doğalgaz depolamasına ilişkin büyük ölçekli yatırımların ÇDP’nin bile üzerinde etkileri olan ulusal, büyük ölçekli ve çok boyutlu yatırımlar olduğu, bu yatırımların çoğunlukla en üst plan belge olan Ulusal Kalkınma Planları doğrultusunda hazırlanan yetkili kurumların yatırım programlarından gelen ve bu kurumların yetki ve sorumluluklarında olan yatırımlar olup bu yatırımlara ilişkin esaslar ilgili kurum/kuruluşların kuruluş kanunları ve ilgili mevzuattan gelen yetki ve sorumlulukları çerçevesinde düzenlendiği, halihazırda bu yatırımlar gerçekleştirilmeden önce sayısız fizibilite çalışmasının gerçekleştirildiği, ilgili kurum kuruluşların görüşlerinin alındığı, çoğunlukla paydaş kurumların katılımları ile bu yatırımlara ilişkin esasların belirlendiği, bu bağlamda Bakanlığın da söz konusu yatırımları olgunlaşma süreçlerinde ÇDP kapsamında değerlendirmediği ve ÇDP kararlarına göre görüş vermediği, tüm bu yatırımlara ilişkin süreçler ÇDP ilke, stratejileri ve kararlarına bağlanmışken, ÇDP’nin devre dışı kalacağı düşüncesinin kaynağının anlaşılamadığı, bu bağlamda ÇED sürecinin de ÇDP ilke, strateji ve plan kararlarına bağlandığı, diğer yandan kamu yararı içeren ve gerçekleşmesinde öncelik taşıyan kullanımlar olup gündeme gelen bu tür yatırım alanlarının hayata geçirilmesinde plan değişikliği gibi uzun süreçlerle zaman kaybı yaşanmaması amacıyla söz konusu düzenlemeye gerek duyulduğu, diğer yandan bilindiği üzere TOKİ’nin, yetkilerini ilgili Kanun ve yönetmeliklerinden alan istisnai bir kuruluş olduğu, nitekim Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın kuruluş kanunu olan 2985 Sayılı Toplu Konu Kanunu’nun “İskan Sahalarının tespiti, Kamulaştırma ve Kadastro” başlıklı 4. maddesinde “Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir.” hükmünün yer aldığı, çevre düzeni planları kanunlar üzerinde belgeler olmadığından iptale konu ÇDP hükmünün anılan kanun hükümlerine uygun olarak düzenlendiği, söz konusu plan hükmünde de TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvuruların çevre düzeni planının koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresi tarafından değerlendirilmesini öngördüğü, böylelikle bugünden belirli olmayan ve arazi kullanımını değiştirebilecek nitelikte olan kullanımlara yönelik ilgili idareye görev verilmek suretiyle tüm arazi kullanımlarının oluşabilecek yeni duruma göre ilişkilendirilmesi zorunlu kılındığı” savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
17 saylıı itiraz başlığı altında 7.26 sayılı plan notu hakkında görüş belirtildiği söz konusu plan hükmü sayesinde planlama sınırı içerisindeki bir alanda, örneğin bir karayolu bu planda değişikliğe gerek olmaksızın onaylanabileceği, benzer şekilde, örneğin endüstri bölgeleri ve bu bölgelerle ilişkili düzenli katı atık depolama alanlarına ilişkin plan kararları davaya konu bu planda değişikliğe gerek olmaksızın söz konusu hüküm gereği onaylanabileceği bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar bu çevre düzeni planında her hangi bir revizyon yapmadan hayata geçirilebildiği hangi gerekçe ile olursa olsun bu tür kullanımların yer seçim kararlarının verildiği, bir birleriyle ilişkilerinin iredelendiği, gösterildiği planların çevre düzeni planları olduğu, söz konusu hüküm maddesinin, çevre düzeni planının işlevsiz hale getirdiği, bir karayolunun planda gösterimi dahi karayolunun çevresinde bir çekim yarattığı, kentleşmenin yönünü ve büyüklüğünü etkilediği, söz konusu hükümde sıralanan her bir arazi kullanımının, bütünün parçaları ve bu parçalar bir birleri ile etkileşim halinde oldukları ve çevre düzeni planlarının, parçalar arasındaki ilkişkilerin düşünüldüğü, bütünü anlamaya, bütünün parçaları arasındaki ilişkileri değerlendirmeye ve oluşturmaya yönelik planları olduğu örneğin, söz konusu planın varlığı sayesinde planlama bölgesinde önerilen bir endüstri bölgesinin çevredeki korunması gerekli doğal değerler üzerindeki etkisinin yönetmelikler ve planlama ilke ve esasları bağlamında değerlendirip yorumlayabilindiği, benzer şekilde söz konusu planın varlığı sayesinde planlama bölgesinde önerilen bir üniversite alanının üzerinde ve çevresinde yer alan tarım arazileri üzerine etkisi hakkında değerlendirmeler yapılabildiği, söz konusu planın varlığı sayesinde planda önerilen kentsel gelişme alanlarının yeterliliğini sorgulayabilindiği, “Bu plan kapsamında ihtiyaç olması halinde planı oluşturan parçalar her hangi bir plan revizyonuna gerek olmadan yapılabilir” demenin çevre düzeni planın amacını yok saymak anlamını taşıdığı ve plansız yapılaşmayı özendirdiği, çevre düzeni planlarını ÇED sürecine indirgemenin ÇED’den onay alınması ile her kararı çevre düzeni planlarınde değişiklik olmadan hayata geçirebilmenin doğru bir yaklaşım olmadığı, hükümde sıralanan alanlara ihtiyaç olması halinde çevre düzeni planının revizyonunu yapmanın yönetmelikler ile uyumlu bir karar olacağı, yeni ihtiyaçlara bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkilere yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması durumunda zaman kaybını önlemek veya iş yükünü azaltmak gerekçeleriyle her tür mekânsal plan kararını revizyon planlar olmadan da onaylamaya imkan tanımanın beraberinde son derece ciddi çevre ve sağlık sorunlarının olumuna zemin hazırlayan bir yaklaşım olacağı, çevre düzeni planlarının bu sorunların önüne geçebilmek için sektörler arası ilişkilerin irdelenmesini şart koştuğu, çevre düzeni planının revizyonuna gerek duymadan parçacıl kararların hayata geçirilmesi çevre düzeni planlarının bu işlevini yok edeceği,
Söz konusu 7.28 sayılı hüküm için davalının yaptığı savunmanın yeterli açıklamayı yaptığı TOKİ’nin, yetkilerini ilgili Kanun ve yönetmeliklerinden alan istisnai bir kuruluş olduğu, nitekim Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın kuruluş kanunu olan 2985 Sayılı Toplu Konu Kanunu’nun “İskan Sahalarının tespiti, Kamulaştırma ve Kadastro” başlıklı 4. Maddesinde “Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir.” denildiği, çevre düzeni planlarının kanunlar üzerinde belgeler olmadığından iptale konu ÇDP hükmü yukarıda anılan kanun hükümlerine uygun olarak düzenlendiği, söz konusu plan hükmünde de TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvuruların çevre düzeni planının koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresi tarafından değerlendirilmesini öngörüldüğü böylelikle bugünden belirli olmayan ve arazi kullanımını değiştirebilecek nitelikte olan kullanımlara yönelik ilgili idareye görev verilmek suretiyle tüm arazi kullanımlarının oluşabilecek yeni duruma göre ilişkilendirilmesi zorunlu kılındığı” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Davacı tarafından 17 sayılı itirazda plan içeriği ve kapsamı başlığı altında ileri sürülene benzer iddialarla planın amacının ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş, bu aşamada ise plan notunun doğrudan kendisine itiraz edilmiştir.
Dairemizce 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir
Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10.10.2018 onay tarihli planla yapılan değişiklik ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek dava konusu plan hükmünün çerçevesi çizilmiş ise de, dava konusu plan hükmüne yönelik olarak işlem tarihi itibariyle yargılama yapıldığından işlem tarihinde fazlasıyla genel bir madde olan plan hükmünün hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından işlem tarihi itibariyle dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.28 sayılı maddesinde ise: “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dairemizce /100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarına yönelik açılan diğer dava dosyalarında söz konusu hükmün, bu plan kapsamında kentsel gelişme ve yerleşme alanları dışında da TOKİ tarafından konut üretme amacıyla alt ölçekli plan yapılmasının uygun olmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Dava konusu 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan bu plan kapsamındaki ifadesi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirilmiş ise de, işlem tarihi itibariye yargılama yapıldığından davaya konu 7.28 sayılı plan hükmünün TOKİ’nin ve 6306 sayılı Kanuna tabi Alanlara İlişkin Uygulamalara Yönelik plan yapma yetkisine sahip kuruluşların üst ölçekli cevre düzeni plan kararı olmadan ve bu plana aykırı bir şeklide arazi kullanım kararı belirlenmesine yol açacağı, ÇDP’nında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında da plan hazırlayıp konut inşa edebileceğini öngörmesi nedeniyle ÇDP’nında belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni plan yapma amaç ve yöntemleriyle uyuşmadığı bu itibarla plan hükmünde işlem tarihi itibariyle mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 55
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.32 sayılı maddesi ile planın koruma ilkelerine aykırı, sınırsız ve kontrolsüz yapılaşmanın önünün açıldığı ileri sürülmektedir.
Savunmada;
7.32 sayılı genel hükmünde sınırsız ve kontrolsüz bir yapılaşma öngörüldüğü iddiasının gerçekle bağdaşmadığı, söz konusu plan hükmünde termal kaynakların kullanıldığı tarım ve turizm sektörlerinin desteklenmesi söz konusu olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.32 sayılı maddesinde: “Termal kaynak tespiti yapılan alanlar çevresinde, bu kaynakları kullanacak olan tarım (teknolojik sera) ve turizm sektörüne yönelik yatırımlar, bakanlığın uygun görüşü alınmak şartı ile yapılabilir. yapılanma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” ifadesinin yer aldığı
Termal kaynak tespiti yapılan alanlar neticesinde çevrede önerilecek her tür mekânsal yatırım kararının yapılma yerinin çevre düzeni planları ve bu planların revizyonu/değişikliği olduğu, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin “Revizyon ve değişiklikler” başlıklı 20. Maddesi’nin 1. bendinin: “Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde … çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır” düzenlemesini aynı bendin “c” fıkrasının “yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkilere yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması” gerekçesi ile revizyon yapılabilir; hükmünü içerdiği
Plan Açıklama Raporu’nun 36. Sayfasında termal kaynakların bulunduğu alanlara ilişkin tutumun açıkça yazıldığı, davaya konu planın J17 sayılı paftasında Dikili için önerilen termal turizm alanı önerisinin çevresinin tarım arazileri olduğu, 10.10.2018 onay tarihli planda da alana gelen itirazlar bağlamında bölgede önerilen Turizm Tesis alanının daraltıldığı, burada anlatılmak istenilen noktanın, belirtilen tür kullanımların çevredeki değerlerin korunması anlamında bir baskı oluşturduğu, dolayısıyla, bu tür arazi kullanımlarının koruma-kullanma dengesi bağlamında çevrelerine olan etkilerinin değerlendirildiği ve parça bütün ilişkilerinin kurulduğu yerin çevre düzeni planları olduğu, bu yüzden, Plan Hükümleri Raporu’nda belirtilen itiraz konusu “kaynak tespiti yapılan alanlar çevresinde, bu kaynakları kullanacak olan tarım ve turizm sektörüne yönelik yatırımlar, Bakanlığın uygun görüşü alınmak şartı ile yapılabilir” hükmünün çevre düzeni planlarının amacını yok saymaya yönelik olduğu ve Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin “Revizyon ve değişiklikler” başlıklı 20. Maddesi’nin 1. Bendi ile örtüşmediği kanısında olunduğu, aynı zamanda, yukarıda sunulan açıklamalarda belirtildiği üzere bu tür bir hüküm maddesinin kabulü ile gelecekte bu alanların çevrelerinde başka çevresel sorunların tetikleneceği ve doğal ve kültürel değerlerin tahribatına neden olacağı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Söz konusu hükmün termal kaynakların kullanıldığı tarım ve turizm sektörlerinin desteklenmesi amacıyla getirildiği, termal kaynak tespiti yapılan alanlar çerçevesinde bu kaynakları kullanacak olan tarım (teknolojik sera) ve turizm sektörüne yönelik yatırımların ilgili Bakanlık görüşünün alınması şartına bağlanması nedeniyle plan hükmünün davacının sınırlı ve kontrolsüz bir yapılaşmanın önünü açacağı iddiasını doğrular nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 56
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.37 sayılı maddesinde su havzalarının korunacağı söylenirken, İzmir’de Balçova Barajı Koruma Kuşakları içinde kalan bir parselin kentsel gelişim alanına dönüştürüldüğü, bu hükmün dikkate alınmadığı ileri sürülmektedir.
Savunmada; bahse konu alanda yapılaşmanın olduğu, söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının, bu alanların alt ölçekli planlarda açılması zorunluluğunu doğurmadığı, alt ölçek çalışmalarında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve Jeolojik-Jeoteknik etütler kapsamında ilgili Belediyesi tarafından değerlendirileceği, bahse konu alanın imara açılıp açılamayacağı konusunda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Balçova Belediye Başkanlığının yetkili olduğu, bununla birlikte herhangi bir mevzuata aykırı yapılaşma söz konusu ise zaten ÇDP’nin 7.14.sayılı hüküm uyarınca mevzuata aykırı işlemler için ÇDP’nin herhangi bir hak oluşturmayacağı ve bu alanlara ilişkin mevzuat gereği ilgili idaresinin işlem yapması gerektiği, bununla birlikte İZSU Su Havzalarını Koruma Yönetmeliği uyarınca uzun mesafe koruma kuşaklarında uygulama izinleri İZSU Genel Müdürlüğü’nün iznine bağlanmış olup bu durumun çevre düzeni planının 8.18.5.1 sayılı maddesinde hüküm altına alındığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.37 sayılı maddesinde: içmesuyu ve tarımda sulama amacıyla kullanılan ve kullanılacak olan barajların su kaynakları ve çevresindeki su toplama havzaları ile rezerv alanları korunacaktır.” ifadesinin yer aldığı L18 sayılı paftaya göre itiraza konu olan alan su toplama havzasında, uzun mesafeli koruma alanı sınırında bulunduğu, 49. itiraz maddesi altında sunulan açıklamalarda belirtildiği üzere itiraza konu olan kentsel gelişme alanının bir bölümünün Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Bandında kaldığı, T.C. İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Su Havzaları Koruma Yönetmeliği’nin 4.E. Uzun Mesafeli Koruma başlığına altındaki 6/a bendine göre: yasal olarak İzmir ilindeki barajların Uzun Mesafeli Koruma Alanları sınırı içinde belirli koşullardaki kentsel gelişimlere İZSU tarafından onaylandığı taktirde izin verilebildiği, bu yüzden söz konusu plan kararı yasal olduğu ve dolayısıyla Su Havzaları Koruma Yönetmeliği’ne göre belirli koşulların sağlandığı yapılaşmalar barajların çevresindeki su toplama havzaları ve rezerv alanlarının korunması açısından bir sakınca yaratmadığı, 49 sayılı itiraz maddesi altında sunulan görüşlerde bu alana ilişkin başka bir sorunun olduğunu, kentsel gelişme alanının önerildiği alanda bir arkeolojik sit alanının olduğunun belirtildiği 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde itiraza konu olan alandan kentsel gelişme alanı kararının kaldırılarak uyuşmazlığın ortadan kaldırıldığı.” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yasal olarak İzmir ilindeki barajların Uzun Mesafeli Koruma Alanları sınırı içinde belirli koşullardaki kentsel gelişimlere İZSU tarafından onaylandığı taktirde izin verilebildiği, bu yüzden söz konusu plan kararının mevzuata uygun olduğu ve dolayısıyla anılan Su Havzaları Koruma Yönetmeliği’ne göre belirli koşulların sağlandığı yapılaşmaların barajların çevresindeki su toplama havzaları ve rezerv alanlarının korunması açısından bir sakınca yaratmadığı görülmektedir.
Ayrıca 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde kentsel gelişme alanı kaldırılmıştır. Bu itibarla dava konusu işlemde bu kısım yönünden de bu başlık altındaki davacı iddiası bağlamında bu kısım yönünden hukuk aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz 57
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.1.2.1 sayılı maddesinin iki il sınırı içinde Büyükşehir Belediye Kanunu değişikliği öncesinden kaldığı ve yeterince irdelenmeden plan hükümleri içine dahil edildiği, plan sınırları içinde kırsal yerleşmelere bağlı mahalle mezralarının hangileri olduğunun açıklanmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
6360 Sayılı Kanun kapsamında mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000’in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamaların Belediye Meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 27. madde hükümlerinde düzenlenen esaslar çerçevesinde gerçekleştirilebildiği, anılan Kanun hükmü uyarınca hazırlanan 02.11.1985 tarihli Plansız Alanlar İmar Yönemeliği’nde bu alanlara ilişkin yapılanma koşullarının düzenlendiği, iptali talep edilen ÇDP ile bu alanlar için düzenlenmiş yapılanma koşullarının anılan Yönetmelik ile düzenlenen yapılanma koşullarına uygun olarak düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.1.2.1 sayılı maddesinde: “planda sınırları şematik olarak gösterilmiş olan kırsal yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan alanlarda, koruma ve gelişim ilkelerine uygun imar planlarının hazırlanması esastır. Planı bulunmayan köy ve mezralar ile belediye sınırları içine katılarak mahalleye dönüştürülmüş/dönüştürülecek kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarında uygulamalar imar planları yapılıncaya kadar aşağıda koşullar uygulanacaktır” şeklindeki bahse konu hükmün ilgili mevzuattan kaynaklanan bir hükmü olup davalının savunmasının gerekli açıklamayı yaptığı, buna göre; 12.11.2012 tarihli 6360 Sayılı “On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulduğu ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürüldüğü ve Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırları olarak değiştirildiği, anılan kanunun 3. fıkrasında “…sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır.” ve 4. fıkrasında “İstanbul ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır.” denildiği, köylerin mahalleye geçiş süreçlerine ilişkin herhangi bir geçiş hükmünün düzenlenmediği, diğer yandan 6360 sayılı Kanun’a istinaden 3194 sayılı İmar Kanunu’nun planların hazırlanması ve yürürlüğe konulmasına ilişkin 8. maddesine 12.07.2013 tarihinde eklenen (ğ) bendinde “Büyükşehir belediyesi sınırının il sınırı olması nedeniyle mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000 ‘in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamalar, büyükşehir belediye meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 27. madde hükümlerine göre yürütülür. Kırsal alanlarda iş yeri açma ve çalışma izni; kadimden kalan veya yapıldığı tarihteki mevzuat kapsamında yola cephesi olmaksızın inşa edilen yapılar ile köy yerleşik alanlarda kalan yapılara kırsal yapı belgesine, yerleşik alan sınırı dışındaki diğer yapılara ise yapı kullanma izin belgesine göre verilir. Köylerde bulunan konutlarda, iş yeri açma ve çalışma izni alınarak ev pansiyonculuğu yapılabilir. Kamuya ait bir yaya veya taşıt yoluna cephe sağlanmadan yapı inşa edilemez, parsel oluşturulamaz. Yerleşme ve yapılaşma özellikleri, mimari doku ve karakteri, gelişme düzey ve potansiyeli açısından önem arz eden köylerde bu özellikleri korumak, geliştirmek ve yaşatmak amacıyla muhtarlık katılımı ile ilgili idarelerce köy tasarım rehberleri hazırlanabilir. Köy tasarım rehberleri ilgili idare meclisi kararı ile onaylanır ve uygulanır.” hükmüne yer verildiği, bu hususlar çerçevesinde 6360 Sayılı Kanun kapsamında mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000’in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamalar Belediye Meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 27. madde hükümlerinde düzenlenen esaslar çerçevesinde gerçekleştirilebildiği anılan Kanun hükmü uyarınca hazırlanan 02.11.1985 tarihli Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nde bu alanlara ilişkin yapılanma koşulların düzenlediği, iptali talep edilen ÇDP ile bu alanlar için düzenlenmiş yapılanma koşulları anılan Yönetmelik ile düzenlenen yapılanma koşullarına uygun olarak düzenlendiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davalı idarenin savunması ve bilirkişi raporundaki görüşler değerlendirildiğinde itiraz edilen plan hükmünün yasal mevzuata uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 58
Dava dilekçesinde;
Dava dilekçesinde, İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.1.2.7 sayılı maddesinde sayılan tesislerin plan kararı olmadan yapılmasının kamu yararı ve mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada; 8.1.2.7 sayılı maddesinde belirtilen kullanımların İmar Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında kalan yapılar olduğunun anlaşıldığı, imar Kanunu’nun 27 nci maddesi kapsamında kalan yapılar kırsal yerleşim alanları içerisinde kalan ve o yerleşimin ihtiyacı olan sosyal donatı alanları sayılabilecek kullanımlar olup kanun uyarınca bu yapılar için yapı ruhsatı şartının aranmadığı, dolayısıyla söz konusu kırsal yerleşimlerde imar planları yapılıncaya kadar İmar Kanunu’nun 27 nci maddesi ve Plansız Alanlar Yönetmeliği kapsamında çevre düzeni planında belirlenen yapılaşma koşulları çerçevesinde uygulamaların gerçekleştirilmesinde mevzuat ve kamu yararı açısından herhangi bir sakınca bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.1.2.7 sayılı maddesinde: “imar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında, yerleşmenin ihtiyacına yönelik olarak ilk ve ortaöğretim tesisi, ibadet yeri, sağlık tesisi, güvenlik tesisi gibi yapılar için imar planı şartı aranmaz. ancak, bu kullanımların yer seçimi, bağlı bulunduğu belediyesince oluşturulan bir komisyon tarafından, halihazır harita veya kadastro paftaları üzerinde kesin sınırları ile belirlenir. bu yapı ve tesislere, uygulama projelerine göre, ilgili kurum ve kuruluş adına yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verilir. bu kullanımlar haricindeki tüm kullanımlar için imar planı yapılması zorunlu olup yapılaşma koşulları imar planlarında belirlenecektir.” kuralının yer aldığı,
Davalının, itiraz konusu hüküm maddesinin İmar Kanunu’nun 27. maddesine dayandığını söylediği, İmar Kanunu’nun 27. maddesinin, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak eğitim ve sağlık gibi tesislerini kapsamadığı, sadece konut, hayvancılık ve tarımsal amaçlı yapıları kapsadığı, İmar Kanunu’nun 26. maddesine göre kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan yapılar için ise imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak zorunluluğunun bulunduğu, İmar Kanunu’nun 26. maddesi’nde: ‘Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuata aykırı olmamak üzere mimari, statik, tesisat ve her türlü fenni mesuliyeti bu kamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla avan projeye göre ruhsat verilir.’ hükmünün yer aldığı bu yüzden söz konusu itiraz hükmün, İmar Kanunu’nun 26. maddesi’ne aykırı olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
8.1.2.7 sayılı maddesinde belirtilen kullanımların İmar Kanunu’nun 27. Maddesi kapsamında imar planı bulunmayan alanlarda kalan yapıların kırsal yerleşim alanları içerisinde kalan ve o yerleşimin ihtiyacı olan sosyal donatı alanları sayılabilecek kullanımlar (ilk ve ortaöğretim, ibadet yeri sağlık tesisi, güvenlik gibi) olduğu, bu kullanımlar haricindeki tüm kullanımlar için imar planı yapılması zorunluluğu getirildiği dolayısıyla söz konusu kırsal yerleşimlerde imar planları yapılıncaya kadar İmar Kanunu’nun 27 nci maddesi ve Plansız Alanlar Yönetmeliği kapsamında çevre düzeni planında belirlenen yapılaşma koşulları çerçevesinde uygulamaların gerçekleştirilmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 59
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.2.3.7 sayılı maddesinde alt ölçekte planlanacak olan depolama alanları için uygulama imar planının konusu olan nitelikte emsal ve ifraz koşulu tanımlanmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı iddia edilmektedir.
Savunmada; Çevre düzeni planında herhangi bir depolama alanı için yapılaşma koşulu belirlenmemiş olup alt ölçekli planlara yön verecek alt ve üst sınırların belirlendiği, İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda depolama alanları için belirlenen alt-üst sınır yapılaşma koşullarının “min. ifraz: 5.000 m2 ve maks. Emsal: 0.50” olarak belirlenmiş olup alt ölçekli planların bu koşullara uyularak gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu, ÇDP’de depolama alanları olarak düzenlenen alanların alansal büyüklüklerine bakıldığında bahse konu kullanımların geniş arazileri kapsadığının açıkça görüldüğü, diğer yandan depolama alanları statülü alanlar olmadığından ilgili mevzuat ile bu alanlara ilişki herhangi bir yapılaşma koşulunun düzenlenmediği, bu bağlamda temel amacı alt ölçekli planları yönlendirmek olan ÇDP ile böylesi geniş alanlara ilişkin yapılaşma koşulları düzenlenerek alt ölçekli planların yönlendirilmesi, böylece çarpık yapılaşmanın önüne geçilmesinin amaçlandığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.2.3.7 sayılı maddesinde: bu alanlarda yapılanma koşulları: min. ifraz=5.000 m² maks. emsal=0,50’dir. hükmüne yer verildiği, davaya konu planda depolama alanlarının büyük alanlar kapladıklarının görüldüğü, ancak planda önerilen her depolama alanının da büyüklüğü, çevresindeki alanlarla etkileşimi, yani içinde bulunduğu konjektürün farklı olduğu, bu yüzden bu alanlara ilişkin yapılaşma koşullarının alt-ölçekli planlarda belirlenmesinin daha doğru bir yaklaşım olacağı, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bu hüküm maddesine ilişkin itiraz bağlamında gerekli düzenlemeye gidildiği ve uyuşmazlığın ortadan kaldırıldığı, 10.10.2018 onay tarihli planda bu hüküm maddesi: “8.2.3.7. bu alanlarda yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir, şeklinde düzeltildiği “tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 60
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.2.10 sayılı maddesi ile plan değişikliği olmadan alt ölçekli plan yapılmasının önünün açıldığı, plan içine serpiştirilmiş yer seçimi kriteri belirsiz çok sayıda lojistik merkeze yenilerinin kontrolsüz biçimde eklenmesine olanak kılındığı ileri sürülmektedir.
Savunmada; Lojistik İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri statüsü ile kurulan lojistik merkez alanlarının dayanağını 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 3 üncü maddesinin (d) fıkrasından alan ve yer seçimine ilişkin hususları aynı Kanun’un 4 üncü maddesi ile düzenlenen özel statülü alanlar olduğu, yine bu alanların da yer seçimi ve koşullan ilgili mevzuatı ile düzenlenmiş olup çevre düzeni planlarının bu alanların ilanında, koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, planda önerilen Lojistik Merkezlerin de ilgili Kanun ile öngörülen prosedürlere göre belirlenmiş alanlar olup Lojistik Merkezlerin konumlandığı bölgeler incelendiğinde, Sanayi – Demiryolu-Karayolu- Havaalanı bağlantılarının güçlü olduğunun görüleceği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.2.10.4 sayılı maddesinde: “planda gösterilenler dışında lojistik merkez alanlarına ihtiyaç olması halinde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, valilik koordinasyonunda yer seçimi yapılabilir. yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir”, kuralına yer verildiği, söz konusu düzenleme ile Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 6.maddesi ile İmar Kanunu’nun 8. maddesi’nin “d” bendinde ve Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 6. maddesi’nin 2. bendinde açıkça söylenen alt kademe planların ancak üst kademe plan kararlarına uygun olarak hazırlanabileceği hükmünün yok sayıldığı, Lojistik Merkezler ve Organize Sanayi Bölgeleri gibi kullanımların çevrelerini olumlu veya olumsuz yönden etkileyebilme potansiyelleri olduğundan, çevre düzeni planları onaylanmadan, dolayısıyla bu tür alanlar ile etkileşimde olan arazi kullanımlarına ilişkin kararların çevre düzeni planlarında alınmadan (örneğin bu tür alanların olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik getirilecek plan kararları, bölgede bu tür alanların yer alacak olmasından ötürü bölgenin gelecekte çekeceği/iteceği nüfus, buna ilişkin çevrede korunması gerekli doğal ve kültürel alanların olup olmadığı, bölgenin ne kadarlık bir kentsel gelişimi kaldırabileceği gibi konular), doğrudan yer seçimi yapılan lojistik merkez alanlarını imar planlarının onaylanmasına imkan tanımanın beraberinde kamu yararı ve doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması adına son derece olumsuz sonuçların oluşumuna zemin hazırlayacağı, yeni lojistik merkez kararlarının alınması durumunda çevre düzeni planlarının değişikliğine gerek duymadan bu alanlara ilişkin imar planlarının onaylanmasına izin vermenin çevre düzeni planlarının amaçladığı kamu yararı ve doğal değerlerin korunması gibi ilkeleri yok saymak, bu alanların bölgesel ölçekte çevrelerine, ilişkili sektörlere etkilerinin bilincinde olmamak anlamını taşıdığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Lojistik Merkezler gibi kullanımların çevrelerini olumlu veya olumsuz yönden etkileyebilme potansiyelleri olduğundan, çevre düzeni plan değişikliği yapılmaksızın imar planlarının onaylanmasına imkan tanımanın beraberinde kamu yararı ve doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması adına olumsuz sonuçların oluşumuna zemin hazırlayacağı, yeni lojistik merkez kararlarının alınması durumunda plan lejantında yer verilen lojistik kullanım kararına plan paftalarında da yer verilmesi ve plan değişikliği yapılması gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığından bu kısım yönünden hukuka uyarlık bulunmamıştır.
İtiraz 61
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.2.11 sayılı maddesi ile bir yandan planda yer verilmiş olan Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları için hükümler getirilirken, diğer yandan 20 hektarı aşan büyüklükte yeni alanların plan değişikliği olmaksızın yapılabileceğinin önünün açıldığı ileri sürülmektedir.
Savunmada; Organize hayvancılık bölgelerine ilişkin zaten detaylı bir açıklama yapıldığı, diğer yandan dava dilekçesinde yer alan iddiaları davacının kendi çıkarımları olup hiçbir somut dayanağının bulunmadığı savunulmaktadır.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.2.11.1. sayılı maddesinde: bu alanlarda, tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da toplu arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir. 8.2.11.3. sayılı maddesinde ise, bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20 ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.” kuralının yer aldığı,
Bilirkişi Kurulunun bu itiraz maddesine yönelik görüşlerinin bir önceki itiraz maddelerine sunulan görüşlerle paralel olduğu çevre düzeni planlarında belirtilen çeşitli arazi kullanım türlerine ilişkin planların kesinleştiği tarihten sonra yeni talepler doğrultusunda plan kararları üretip, bu kararları çevre düzeni planlarına işlemeden doğrudan alt ölçek planların onaylanmasına izin vermenin mevzuata aykırı bir durum yarattığı, söz konusu hüküm maddesi bu yüzden Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 1. Bendinin “c” ve “ç” fıkralarına aykırı olduğu,
Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının (paftada “THG” sembolüyle belirtilen alanlar) oldukça geniş alanlar kapladığı, plan notlarına göre bu alanlarda ürün işleme ve paketleme gibi tesisler yer alabildiği, dolayısıyla, tarım arazisi üzerinde konunması zorunlu olmayan, toprakla bağlantılı/ilişkili olmayan yapılaşmaların tarım arazileri üzerinde önerilerek bir bakıma tarım arazilerinin amaçlarının dışında kullanımına izin verildiği – ki bu tür bir durum zaten bölgede giderek yok olmakta olan nitelikli tarım arazilerinin daha da yok olmasına zemin hazırlayacağı, bu koşullar altında tekrar söz konusu hüküm maddesi ele alınırsa, geniş alanlar kaplayan ve tarım arazileri üzerinde yer seçebilen THG’lerin çevrelerindeki alanlara etkileri irdelenmeden, dolayısıyla çevre düzeni planlarında değişikliğe gerek olmaksızın bu alanlara ilişkin yeni kararların doğrudan alt ölçekli planlarda alınabileceğine ilişkin hüküm getirmenin, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 1. bendinin “f” fıkrasında belirtilen doğal, tarihi ve kültürel değerlerin koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve aynı bendin “a” fıkrasında belirtilen “plan kararlarının kamu yararı amacı taşıması” hususunda sakıncalar oluşturduğu söz konusu hüküm maddesinin kabulünün doğal değerlerin, tarım arazilerinin yok olmasının önünü açabilecek bir yaklaşım olduğu ” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bu hususa ilişkin olarak 25 sayılı itirazda Dairemizce ayrıntılı değerlendirme yapılmıştır. Davalı idarece bu tür alanlar yatırım kararı haline belirli süreçler sonucunda geldiği, bu kararların ilgili kurumların çalışması sonucunda oluştuğu, bu kararlara yönelik plan değişikliğinin uzun süreç alması nedeniyle plan değişikliği gerektirmeksizin yapıldığı ve veri tabanına işlendiği, nitekim veri tabanına işlenen bu kullanımların yapılacak plan değişikliği ya da revizyonlarda plana işlendiği belirtilmiş ise de, 20 ha’yı aşan büyüklükte olup geniş alanlar kapsayan ve plan lejantında bulunan tarımsal sanayi içeren bir kullanımın çevre düzeni planı değişikliği olmaksızın ve ÇDP’ye işlemeden alt ölçekli planlarla yapılabilmesi mevzuata aykırı bulunmuştur.
İtiraz 62
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.4.9 maddesi ile eko turizm alanlarında yapılaşma koşullarının belirlendiği ancak plan kararları arasında eko turizm için ayrılmış alanlar olmadığı ileri sürülmektedir.
Savunmada; ÇDP’de turizm alanları düzenlenmiş olup bu alanlara ilişkin çeşitlilik yörenin geleneksel yapısı, doğal, tarihi ve kültürel değerleri çerçevesinde alt ölçekli planlara bırakıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.4.9.1 sayılı maddesinde; alt ölçekli planlarda belirlenebilecek olan bu alanlarda; turizm tesislerinin belgelendirilmesine ve niteliklerine ilişkin yönetmelik hükümlerine uygun olan, turizme dönük, ekolojik yapı ile bütünleşik butik oteller, pansiyonlar, konutlar (çiftlik evi, dağ evi vb.), günübirlik tesisler, sağlıklı yaşam tesisleri, spor tesisleri, satış üniteleri ve gerekli sosyal donatı alanları yer alabilir.” kuralının yer aldığı
8.4.9.3. sayılı maddesinde bu alanlarda yapılanma koşullarının: “maks. emsal=0,10 maks. bina yüksekliği=7,50 m. (2 kat) yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=5.000 m2’dir.” şeklinde belirlendiği,
Davaya konu plan paftalarında eko-turizm alanlarının gösterilmediği, plan Açıklama Raporu’nda da eko-turizm alanına ilişkin her hangi bir açıklamanın yer almadığı, Plan Hükümleri Raporu’nda turizm tesis alanı için getirilen hükümlerini, tercihli kullanım alanları, günübirlik tesis alanları, golf tesis alanları, termal turizm tesis alanları, eko-turizm alanları, kamping alanları, ve kış sporları ve kayak merkezleri mekanik tesislerin izlediği, plan hükümleri raporu’nda eko-turizm alanları hariç turizm ile ilgili sıralanan tüm alanların görsel karşılıklarının plan lejantında bulunduğu, örneğin plan lejantında golf alanının, kamping alanının gösterildiği ancak eko-turizm alanına ilişkin bir notasyon bulunmadığı plan lejantında bu alanların görsel karşılığının bulunmasının Plan Hükümleri raporu ile plan paftalarının bütünleşmesini sağlayacağı, benzer şekilde Plan Açıklama Raporu’nda da bu alanlara alt-ölçekli planlarda niçin ihtiyaç duyulacağına ilişkin bilgilerin yer alması gerektiği, aksi taktide Plan Hükümleri Raporu’nda bu planda gösterilmeyen ve bulunma gerekçesi açıklanmayan her türlü kullanıma ilişkin kavram ortaya atılıp bu alanlar hakkında yapılaşma koşullarının getirilebileceği, Plan Hükümleri Raporlarının, plan paftaları ve plan açıklama raporları ile bir bütün olarak ele alınması gerekliliğinin unutulmaması gerektiği
Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 4. maddesinde Çevre Düzeni Planları, ” plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı” olarak tanımlandığı, aynı yönetmeliğin 6. maddesinde de ” Mekânsal planlar, … raporu ile bütün oluşturmak … zorundadır.” denildiği ve yine aynı yönetmeliğin 7. maddesinin (b) bendinde ” Planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür” ifadesinin bulunduğu özetle, Plan Hükümleri Raporu’nda yer almasına karşın plan paftalarında eko-turizm alanlarının yer almamasının açıkça Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 4, 6 ve 7. Maddelerine aykırı olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan hükümlerinde eko turizm alanlarına yönelik kullanım kararları ve yapılaşma koşulları getirilmesinde ancak bu alanların çeşitliliği yörenin geleneksel yapısı tarihi ve kültürel değerleri gözönünde bulundurularak minimum parsel büyüklüğü 5000 m2 belirlenerek bu büyüklüğün çevre düzeni planın ölçeği gereği gösteriminin zorluğu nedeniyle plan lejantında bulunmayan bir kullanımın yer seçiminin alt ölçekli planlara bırakılmasında mevzuata aykırı bir yön olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 63
Dava dilekçesinde;
İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 7.3.2.6 sayılı maddesi ile bütüncül imar planı yapılması şartı ile kırsal yerleşimlerde turizm ve ticaret gibi faaliyetlere izin verildiği, ancak bütüncül plan tanımı netleştirilmediği sürece, bu planların bireysel taleplerin değerlendirilmesi amacına hizmet eden mevzii imar planı niteliğinde olacağı ileri sürülmüştür.
Savunmada; Kırsal yerleşimlere ilişkin düzenlenen hususların üzere ilgili Kanun ve Yönetmelikler doğrultusunda belirlenen koşullar olduğu, diğer yandan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun planların hazırlanması ve yürürlüğe konulmasına ilişkin 8. maddesine 12.07.2013 tarihinde eklenen (ğ) bendi ile “Büyükşehir belediyesi sınırının il sınırı olması nedeniyle mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000 ‘in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamalar, büyükşehir belediye meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 27. madde hükümlerine göre yürütülür. Kırsal alanlarda iş yeri açma ve çalışma izni; kadimden kalan veya yapıldığı tarihteki mevzuat kapsamında yola cephesi olmaksızın inşa edilen yapılar ile köy yerleşik alanlarda kalan yapılara kırsal yapı belgesine, yerleşik alan sınırı dışındaki diğer yapılara ise yapı kullanma izin belgesine göre verilir. Köylerde bulunan konutlarda, iş yeri açma ve çalışma izni alınarak ev pansiyonculuğu yapılabilir. Kamuya ait bir yaya veya taşıt yoluna cephe sağlanmadan yapı inşa edilemez, parsel oluşturulamaz. Yerleşme ve yapılaşma özellikleri, mimari doku ve karakteri, gelişme düzey ve potansiyeli açısından önem arz eden köylerde bu özellikleri korumak, geliştirmek ve yaşatmak amacıyla muhtarlık katılımı ile ilgili idarelerce köy tasarım rehberleri hazırlanabilir. Köy tasarım rehberleri ilgili idare meclisi kararı ile onaylanır ve uygulanır.” hükmü düzenlenmişken kanunlar üzerinde belgeler olmayan çevre düzeni planları ile yeni bir hukuki durum yaratılması söz konusu olmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
Davacının hüküm maddesini doğru yazmadığı, öncelikle, davaya konu planın 7.3.2.6 sayılı bir hüküm maddesinin bulunmadığı, ayrıca, davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nda davacının iddia ettiği gibi “bütüncül imar planı” diye bir ifadenin bulunmadığı, plan Hükümleri Raporu’nda kırsal yerleşme alanlarına ilişkin 8.1.2. sayılı hüküm maddeleri altında yer aldığı, Bilirkişi Kurulunun, Kırsal Yerleşme Alanlarına ilişkin tüm hüküm maddelerini incelediği, ancak davacının iddia ettiği gibi “kırsal yerleşim alanlarının bütününe yönelik imar planı” gibi bir şart getirildiği duruma rastlamadığı, bu hüküm maddeleri altında “bütün” veya “bütüncül” ifadelerinin dahi geçmediği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda yer alan görüşler doğrultusunda bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 64
Dava dilekçesinde; Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının tanımında bu alanların organize olacağının dile getirildiği, ancak oluşacak alanların aslen Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun konusu olan “Organize Tarım ve Hayvancılık Bölgesi” haline geleceğinin anlaşıldığı, bu durumun tutarsızlık yarattığı ileri sürülmektedir.
Savunmada; Organize hayvancılık bölgelerine ilişkin detaylı bir açıklama yapılmakla birlikte bahse konu iddianın tutarsız ve zoraki olduğunu söylemekte fayda görüldüğü, zira Türk Dil Kurumu’nun “Güncel Türkçe Sözlüğü”ne göre organize “Kuruluşları ortak bir amaç için bir araya getirme, birleştirme ” anlamına geldiği savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
25 sayılı maddesi altında sunulan görüşlerde belirtildiği üzere itiraza konu “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları” na ilişkin yeterli bilgilerin Plan Hükümleri Raporu’nda yer almadığı, ancak bu alanların Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun konusu olamayacağı, zaten 25 sayılı itiraz maddesi altında sunulan görüşlerde belirtildiği üzere OSB Kanununda yazıldığı, OSB kanunun 26. Maddesinde “Tarım ve sanayi sektörünün entegrasyonunu sağlamaya yönelik tarıma dayalı sanayi girdisini oluşturan bitkisel ve hayvansal üretimin ve bunların işlenmesine yönelik sanayi tesislerinin yer alabileceği ve ilgili mevzuatı uyarınca öngörülen biyogüvenlik tedbirlerine uyulması şartıyla Tarıma Dayalı İhtisas OSB kurulabilir. Organize Sanayi Bölgelerine ilişkin olarak Bakanlığa verilmiş olan yetkiler ve görevler, Tarıma Dayalı İhtisas OSB’leri bakımından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca kullanılır ve yerine getirilir” hükmüne yer verildiği, dolayısıyla, bu alanlar ile ilgili muhattap kurum OSB’lerden farklı olarak Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olmadığı Tarım ve Hayvanclık Geliştirme Alanlarının organize olacağını belirtmenin, bu alanları OSB kanunun bir parçası yapmayacağı, bu alanlara “Organize Tarım ve Hayvancılık Bölgeleri” demekle “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” arasında uygulamada bir fark olmayacağı, Bilirkişi Kurulunun bu konuda plan kararlarında bir tutarsızlık olduğunu düşünmemekle birlikte bu alanların yer seçimlerini davaya konu planda kimlerin yaptığından, bu alanların tarım arazileri üzerlerinde yer seçmelerine kadar çeşitli konularda soru işaretleri bulundurduğu bu konular hakkındaki görüşlerin incelenen olduğumuz çeşitli dava dosyalarında bu konular üzerine olan itiraz maddeleri altında yer aldığı ” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Tarım ve Hayvancılık geliştirme alanlarına yönelik yer seçimi itirazlarının somut itirazlar olduğunda değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan İtiraz 25’te yapılan değerlendirme doğrultusunda davacının diğer itiraz nedenine yönelik bu hususta hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 65
Davacı tarafından; sulak alan bölgelerine ilişkin tanımın Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’ne aykırı olduğu, Pamucak sahili sulak alan sınırlarının planda belirgin bir biçimde belirlenmediği ve söz konusu alanda turizm önerilerinin getirildiği ileri sürülmüştür.
Savunmada; ÇDP’nin 7.42. sayılı plan hükmü uyarınca, bu alanlara ilişkin hususlarda ilgili mevzuatın geçerli olduğu, diğer yandan ÇDP ile “7.8. Sayılı bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” hükmü düzenlendiğinden halihazırda Pamucak Sahili Sulak Alanı’na ilişkin yasal sınırların geçerli olduğu hususunun açık olduğu, diğer yandan bahse konu alanın ÇDP ile düzenlenmiş bir turizm alanı öngörüsü değil Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilmiş bir turizm merkezi olduğu, bu kapsamda dava konusu ÇDP’nin Plan Paftaları, Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri incelendiğinde görüleceği üzere, Plan’ın doğal kaynakları koruyucu, ekolojinin devamlılığını sağlayıcı, çevre kirliliğini önleyici, ekonomik gelişmeyi doğal, kültürel ve tarihi değerleri koruyarak öngören ve ekonomik sektörlerin gelişimini sağlıklı bir çevrede değerlendiren bir Çevre Düzeni Planı olduğunun açık olduğu, ayrıca ÇDP’nin sürdürülebilir kalkınmayı sağlama yönünde gerekli kararları üreten boyutu da bulunmakta olup, sürdürülebilir kalkınmanın doğal, tarihi, ekolojik değerlerin korunması ve bu değerlerin aynı zamanda ekonomiye katkı sağlayacak şekilde geliştirilerek geleceğe bozulmadan aktarılmasını sağlayıcı boyutunun da bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi Kurulunca;
(1) “Sayfa 12’de yer verilen sulak alan bölgelerine ilişkin tanımların Orman ve Su Bakanlığı tarafından Resmi Gazetemde 04.04.2014 tarih ve 28962 sayı ile yayımlanıp, yürürlüğe giren Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğine aykırıdır” iddiasına yönelik olarak:
04.04.2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” nde “Sulak Alan Bölgesi” diye bir tanımın bulunmadığı, ancak, Plan Hükümleri Raporu’nda tanımlanan “Sulak Alan Bölgeleri” tanımının 04.04.2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” ndeki “Sürdürülebilir Kullanım Bölgesi” tanımı ile örtüştüğünün açıkça görüldüğü, dolayısıyla, Bilirkişi Kurulunun davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nda belirtilen sulak alan bölgelerine ilişkin tanımın 04.04.2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” ne aykırı olmadığı görüşünde olduğu,
Bilirkişi Kurulunca sorunun, davaya konu planın “sürdürülebilir kullanım bölgesi” tanımını (bu tanım davaya konu planda sadece sulak alanları kapsamadığı), “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” ndeki “sürdürülebilir kullanım bölgesi” tanımından farklı yapmak istemesinden kaynaklandığı bu isteğin, davaya konu planın sadece sulak alanlar üzerine bir plan olmadığından anlaşılır ve kabul edilebilir bir karar olduğu düşüncesinde olduğu,
(2) “Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Resmi Gazetede 04.04.2014 tarih ve 28962 sayı ile yayımlanıp, yürürlüğe giren Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğine aykırılık taşıyan Pamucak sahili sulak alan sınırları davaya konu plan üzerinde belirgin olarak belirlenmediği gibi söz konusu alanda turizm önerileri getirilmiştir” iddiasına yönelik olarak,
Davalının da belirttiği üzere bölgedeki sulak alan sınırların plan paftasında net okunamadığı ancak bunun nedeninin bu bölge içinde pek değer barındırıldığından bir çok notasyonun üst üste gelmesinden dolayı normal şartlarda daha rahat okunacak alan sınırları notasyon zenginliğinden dolayı daha zor okunur hale geldiği, bu durumun Bilirkişi Kurulunca anlaşılabilir bir durum olduğu,
Diğer taraftan, bölgede oldukça geniş bir alan Turizm Tesis Alanı olarak önerildiği bu bölgede bu büyüklükte bir Turizm Tesis Alanı’nı anlamsız bulunduğu, bu durum bir yana, Pamucak’da önerilen Turizm Tesis Alanları’nın “Doğal Sit”, “Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanı”, ve sulak alan sınırlarında önerildiğini burada, koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi ve Turizm Tesis Alanları’nın daraltılması planlama ilke ve esasları açısından en doğru karar olacağı planın bu kısmını planlama ilke ve esaslarına aykırı olduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi raporunda tanıma yönelik yer verilen görüşlerin planı mevzuata aykırı kılmadığı, (**) sembolünde yer verilen genel değerlendirme uyarınca Pamucakta getirilen kullanım kararının şehircilik ilkelerine ve planlama ilkelerine aykırı olmadığı, ÇDP’nin 7.8 sayılı “bu sınırlarda farklılık dahi olsa yürürlükteki sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır” hükmü uyarınca sulak alan sınırlarına ilişkin yasal sınırlrın geçerli olduğu, bu yerin Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen turizm merkezi içerisinde yer alması nedeniyle ilgili kurum verilerinin yansıtıldığı görüldüğünden bu hususa ilişkin kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Dava konusu işlemin;
İtiraz 33- Çiğli Egekent mahallesinin kuzeyinde öngörülen kentsel gelişim alanı kullanım kararı,
İtiraz 34- Balçova Uzundere Toplu Konut alanının doğusundaki kentsel gelişim alanının genişletilmesine ilişkin kullanım kararı,
İtiraz 35- Harmandalı Mahallesinin Çiğli İlçesine dahil edilmesine ilişkin plan kararı,
İtiraz 39- Gaziemir merkezinin batısındaki yaklaşık 200 hektar büyüklüğündeki kentsel gelişme alanı kararı,
İtiraz 41-Kemalpaşa OSB alanının batısının kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesi kararı,
İtiraz 42-Kemalpaşa Yukarı Kızılca’da önerilen kentsel ve bölgesel spor alanı kararı,
İtiraz 59-Plan hükümlerinin 8.2.3.7. sayılı maddesinde depolama alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları yönünden konusu kalmayan dava hakkında,
oybirliği ile dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2. Dava konusu işlemin;
İtiraz 32- Bornova Karaçam Köyü’ndeki kentsel yerleşim alanı kararı,
İtiraz 47- Subaşı sanayi-depolama kullanım kararının,
İtiraz 47- Kula OSB kullanım kararının,
İtiraz 60- Lojistik merkezlere ilişkin plan notunda yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinin,
İtiraz 61-Plan Uygulama Hükümlerinin tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin 8.2.11.3 plan notunda yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinin, oybirliği ile İPTALİNE,
İtiraz 54-Plan Hükümlerinin 7.26 ve 7.28 sayılı maddelerinin oyçokluğu ile İPTALİNE,
3. Diğer kısımlar yönünden DAVANIN REDDİNE,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen …-TL yargılama giderinin yarısı olan …-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, diğer yarısı olan …-TL’nin davacının üzerine bırakılmasına Maliye Bakanlığı tarafından yatırılan avanstan harcanan …-TL keşif ve bilirkişi giderinin yarısı olan …-TL’nin davacı üzerinde, diğer yarısı olan …-TL’nin davalı idare üzerinde bırakılmasına,
5. Maliye Bakanlığı tarafından keşif ve bilirkişi giderleri için yatırılan …-TL avanstan harcanan …-TL’nin …-TL’nin davacıdan, …-TL’nin davalı idareden alınıp Hazine adına yatırılması için kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü’ne tebliğine, keşif avansından artan ..-TL’nin Maliye Bakanlığı’na iadesine,
6. Dava kısmen iptal kısmen dava ret ile sonuçlandığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, …-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
7. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının ve davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın göstereceği hesap numarasına iadesine,
8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/05/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY:
Plan Hükümlerinin 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Bu plan hükmü 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile; “Bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. Sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönlek her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı, belediye hizmet alanı, mezbaha amaçlı imar planları; ÇED yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, ÇED yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümleri yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri.. sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiştir.
Öte yandan Plan Hükümleri Raporu’nun 7.28 sayılı maddesinde ise: “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile mer’i mevzuat ile TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda, bu kurumlara her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceği şeklinde düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği, anlaşılmaktadır.
Davaya konu planda kentsel yerleşik alanlar büyükşehir ve/veya il, ilçe, ilk kademe ve belde belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış alanlardır, kırsal yerleşme alanları ise kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy statüsüne sahip yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan planda sembolik olarak gösterilmiş alanlardır.” kentsel gelişme alanları ise “bu planın nüfus kabullerine hedef/ilke ve stratejilerine göre bu planda kentsel yerleşime açılması öngörülen alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan alanlarda yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ’ye tahsis edilen ya da 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulama yapacak kurumların yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir. Nitekim plan notunun devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Netice itibariyle, bu plan notu ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında ancak planda kentsel ve kırsal gelişme bölgesi olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve iller bankası anonim şirketi genel müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar gereğince, planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan bu plan kapsamındaki ifadesi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirilmiştir ve dava konusu plan hükmü artık yürürlükte değildir.
Açıklanan nedenlerle davanın 7.26 sayılı ve 7.28 sayılı plan hükmü açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmesi gerektiği oyu ile kararın bu kısmına katılmıyorum.