Danıştay Kararı 6. Daire 2019/12845 E. 2022/8065 K. 26.09.2022 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2019/12845 E.  ,  2022/8065 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2019/12845
Karar No : 2022/8065

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) …/ANKARA
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) …İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi
VEKİLLERİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ……İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi olan davacı tarafından; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 16.08.2016 tarihinde re’sen onaylanan Ataşehir İlçesi … Mahallesi, … ada …sayılı parsel, … ada … sayılı parsel ve … ada … sayılı parsele ilişkin olarak hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 15.06.2009 tarihli kararıyla onaylanan “İstanbul İli 1/100000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı”yla ölçeksel bir bütünlük içinde olduğu, dolayısıyla planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı olmadığı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği arasında da herhangi bir uyumsuzluğun bulunmadığı, bu nedenlerle planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı bir planlamanın yapılmadığı, dava konusu parsellerin bulunduğu alanda ruhsatsız olarak yapılmış ve fiziksel yapı ömrünü tamamlamış, kısmen de yıkılmış ve kötü durumda olan bir yapılaşma karakterinin yer aldığı, halihazırda tüm yapıların yıkılmış olduğu, dolayısıyla dava konusu parselleri içeren bölgede, 6306 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilen yapıların kaldırılarak daha sağlıklı bir kentsel çevre oluşturmak amacıyla planlama yapılmasını zorunlu kılan nedenlerin oluştuğu, imar planı değişikliklerinin hazırlanması aşamasında, eğim analizinden, depremselliğe, yaşayanların sosyo-ekonomik yapısından, yapıların fiziksel özelliklerine kadar geniş bir yelpazede inceleme/araştırma ve sentezlerin oluşturulmadığı, sadece 3 adet parselden ibaret alanda köhneleşmiş olan yapılaşmanın temizlenerek, yerine yeni bir plan önerilmesinin gerçekleştirildiği ancak yeni önerilen plan kararlarının, yakın çevredeki plan kararlarıyla olan etkileşimini, yapılaşmaya yönelik talep/eğilim ve analizleri içermediği, planlama çalışmaları sırasında yerleşmedeki mevcut arazi kullanım, topoğrafik veriler, gelişme eğilimleri, mülkiyet deseni ile ekolojik verilerin göz önüne alınmadığı, çevresel sürdürülebilirlik kriterleri çerçevesinde yoğunluk değerlerinin önerilmediği, park ve aile sağlığı merkezi gibi kamusal kullanıma konu donatı alanlarının planlanmasında, parsellerin içinde bulunduğu mevcut kentsel ortamın ve plan kararlarının değerlendirilmediği, dolayısıyla 3 adet parsel özelinde gerçekleştirilen plan değişikliklerinin, plan bütünü içindeki yerine/konumuna yönelik yeterli araştırma ve analizlerin yapılmadığı, planlama aşamasında her ne kadar bazı kurum ve kuruluşlardan görüş alındığı anlaşılmakta ise de, örneğin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Daire Başkanlığı’ndan alınan görüşün plan kararlarına olan etkisini değerlendiren bir araştırmanın yapılmadığı, planlama alanında gerçekleşen nüfus artışına bağlı oluşabilecek ulaşım talebindeki artışın (az da olsa), plan bütünündeki ulaşım sistemine olan etkisinin ölçülmediği, davaya konu edilen yapılaşma koşulları nedeniyle oluşan yoğunluk artışı karşısında oluşturulan ilave park alanının, her ne kadar çevredeki park alanlarıyla entegre edilmeye çalışılmışsa da, plan bütünündeki yeşil alan gereksinmesine yönelik analiz ve değerlendirmelerin yapılmadan var olan mülkiyetin kamu eline geçebileceği varsayımından hareketle önerildiği, oysa bölgenin daha büyük yeşil alanlara ihtiyacı olup olmadığı konusunda yeterli analiz ve analitik çözümlemelerin yapılmadığı, gerek 1/5000 ölçekli nazım imar planında öngörülmüş olan yoğunluk değerlerinin üstünde bir yoğunluk değeri önermenin, gerekse 1/1000 ölçekli uygulama imar planında toplu uygulamaya olanak sağlayacak ve çevredeki yapılaşmalardan daha yoğun bir yapılaşmayı mümkün kılacak plan kararları önermenin bilimsel ve nesnel açıklamalarının yapılmadığı, planla getirilen E= 2.07 değerinin, hangi ölçütlere göre belirlendiğine yönelik bir analitik açıklamaya rastlanmadığı, dolayısıyla yapılaşma değerinin gerekçesini oluşturan bilimsel ve nesnel dayanakların oluşturulmadığı, davaya konu parseller üzerinde fiilen yıkılmış olan yapıların, sağlıklı bir kentsel çevrede olmaması gereken nitelikte olması ve bu yapıların 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı ilan edilmek suretiyle yıkılmasının doğru ve gerekli olduğu gerçeği karşısında, anılan yapılaşmanın ortadan kaldırılarak yerine mevcut imar planının ve içinde bulunduğu kentsel çevrenin niteliklerini yansıtan plan kararlarıyla yeniden yapılaşmayı mümkün kılacak plan uygulama araçlarının kullanılmasının mümkün olduğu, bu amaçla yapılacak girişim ve dönüşüm süreçlerinde, mutlak surette ilave yoğunluk getirmenin zorunlu olmayacağı, taşınmaz malikleri ve/veya hak sahipleriyle yapılacak uzlaşma çabalarıyla, mevcut imar planının öngördüğü şekildeki daha nitelikli kentsel çevreyi elde etmenin yollarının bulunduğu, bu nedenlerle dava konusu imar planı değişikliklerinin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kentsel tasarım ölçütlerine ve kamu yararına uygun olmadığı sonucuna varılarak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY : İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis üyesi olan davacı tarafından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 16.08.2016 tarihinde re’sen onaylanan Ataşehir İlçesi … Mahallesi, … ada … sayılı, … ada … sayılı ve … ada … sayılı konut alanında kalan parsellere ilişkin olarak hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6.maddesinin 5.fıkrasının (a) bendinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının “Riskli alanlara, rezerv yapı alanlarına ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür harita, plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmaya,” yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. Yine, 6306 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 18.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının “Riskli alan ve rezerv yapı alanı ile riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekteki planı resen yapmaya, yaptırmaya ve onaylamaya,” yetkili olduğu belirtilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5.maddesinde de nazım imar planı “varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan planı,” uygulama imar planı ise, “tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan” olarak tanımlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 15.06.2009 tarihli kararıyla onaylanan “İstanbul İli 1/100000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı”yla ölçeksel bir bütünlük içinde olduğu, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği arasında da herhangi bir uyumsuzluğun olmadığı, bu nedenlerle planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı bir planlamanın yapılmadığı, dava konusu parsellerin bulunduğu alanda ruhsatsız olarak yapılmış ve fiziksel yapı ömrünü tamamlamış, kısmen de yıkılmış ve kötü durumda olan bir yapılaşma karakterinin yer aldığı, halihazırda tüm yapıların yıkılmış olduğu, dolayısıyla dava konusu parselleri içeren bölgede, 6306 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilen yapıların kaldırılarak daha sağlıklı bir kentsel çevre oluşturmak amacıyla planlama yapılmasını zorunlu kılan nedenlerin oluştuğu tespitleri yer almaktadır.
Öte yandan, bilirkişi raporunda, plan kararlarının, yakın çevredeki plan kararlarıyla olan etkileşimini, yapılaşmaya yönelik talep/eğilim ve analizleri içermediği, planlama çalışmaları sırasında yerleşmedeki mevcut arazi kullanım, topoğrafik veriler, gelişme eğilimleri, mülkiyet deseni ile ekolojik verilerin göz önüne alınmadığı, çevresel sürdürülebilirlik kriterleri çerçevesinde yoğunluk değerlerinin önerilmediği, park ve aile sağlığı merkezi gibi kamusal kullanıma konu donatı alanlarının planlanmasında, parsellerin içinde bulunduğu mevcut kentsel ortamın ve plan kararlarının değerlendirilmediği, dolayısıyla 3 parsel özelinde gerçekleştirilen plan değişikliklerinin, plan bütünü içindeki yerine/konumuna yönelik yeterli araştırma ve analizlerin yapılmadığı, planlama aşamasında her ne kadar bazı kurum ve kuruluşlardan görüş alındığı anlaşılmakta ise de, örneğin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Daire Başkanlığı’ndan alınan görüşün plan kararlarına olan etkisini değerlendiren bir araştırmanın yapılmadığı, planlama alanında gerçekleşen nüfus artışına bağlı oluşabilecek ulaşım talebindeki artışın (az da olsa), plan bütünündeki ulaşım sistemine olan etkisinin ölçülmediği görüşlerine yer verilmiştir.
Dava konusu parsellerin 29.03.1993 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında yüksek yoğunluklu konut alanında kaldığı, TEM otoyolu, 2. Köprü ve E-5 Karayoluna yakın bir mesafede bulunduğu, çevresinde sosyal imkanları içinde barındıran site tarzı yapılaşmaların bulunduğu, planlama alanının kentsel dönüşüm alanları arasında kalmış üzerinde yıkılmış halde bulunan ruhsatsız yapıların bulunduğu atıl bir çöküntü alanı olduğundan 6306 sayılı Kanun kapsamında parsellerin bulunduğu alanın riskli alan ve rezerv yapı alanı olarak öngörüldüğünden bilirkişilerin yukarıda anılan değerlendirmelerine itibar edilmemiştir.
Dava konusu imar planı değişikliğiyle 12.966 m²’lik planlama alanında yer alan 10.994 m² olan konut kullanımının 8900 m²’ye düşürüldüğü, 4066 m² yeni park ve sağlık tesis alanı getirildiği, 1,80 olan mevcut emsal oranının 2,07’ye, 19788 m² olan mevcut inşaat alanının 24610 m²’ye, kişi başı inşaat metrekare alanının 33’den 34’e çıkarıldığı, alandaki 600 kişi/ha’ın 720 kişi/ha’ya çıkarılarak 120 kişilik ek nüfus getirildiği görülmekte olup parsellerin mevcut durumu ile bulunduğu konum ve çevresindeki yapılaşmalar dikkate alındığında dava konusu imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve imar mevzuatına aykırılık bulunmamıştır.
Bu itibarla, davanın reddi gerekirken dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararın yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalının ve davalı yanında müdahilin temyiz isteminin kabulüne,
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/09/2022 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.