Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2019/20848 E. , 2022/10708 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2019/20848
Karar No : 2022/10708
MÜDAHALE İSTEMİNİN REDDİNE DAİR KARAR
… Sitesi Yönetimi vekili Av. … tarafından, Muğla İli, Bodrum İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsele ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 30/08/2019 tarihli, 1486 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle Cumhurbaşkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığına karşı açılan davada, … vekili Av…., … vekili Av. …, …, …, … vekili … tarafından verilen davacı yanında davaya katılma istemini içeren dilekçe incelenerek gereği görüşüldü;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 66. maddesinde; üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda 2577 sayılı Kanunun 31. maddesi ile atıf yapılan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 66. maddesinde müdahale istemi için öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından …, … , …, … ve …’ın davacı yanında, davaya katılma isteminin reddine, 07/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2019/20848
Karar No : 2022/10708
DAVACI : … Sitesi Yönetimi
VEKİLİ : Av. …
DAVALILAR : 1- …
2- … Bakanlığı … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU :Muğla İli, Bodrum İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsele ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 30/08/2019 tarihli, 1486 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından sitenin ortasında yer alan dava konusu taşınmazın, sitenin kurulduğu tarihten bu yana, site kat malikleri ile yine kat maliklerince kurulan … Derneği tarafından özenle yeşillendirildiği, yöreye özgü yüzlerce endemik bitki ve ağaçların bu alana dikildiği, hepsinin tek tek belgelendirildiği, toplam 800 adet ağacın, söz konusu bölgeyi ormana çevirdiği ve yöre sakinlerinin oksijen kaynağı haline geldiği, Bodrum gibi Türkiye’nin dünya çapında tanınan ve turizmde dünya markası haline gelen, bir tatil beldesinde özellikle son yıllarda yeşil alanların adeta talan edilerek bu alanlara kent dokusuna uygun olmayan inşaatların yapıldığının herkesçe bilindiği, davalı İdarece de tam da böyle bir anlayışla mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı söz konusu parselde imar planlarında değişiklik yapıldığı, yapılacak olan konutların ve tesislerin, yörenin yapı yoğunluğunu ciddi bir şekilde arttıracağı, bölgede zaten sıkıntılı olan altyapı, ulaşım, trafik gibi konularda yöre halkının ve tatilcilerin ciddi sıkıntılar yaşayacağı, yine yapı yoğunluğunun artması nedeniyle, Bodrum’un en güzel koylarından olanı .. koylarının gereksiz bir şekilde kirleneceği, bu durumun turizmde bir dünya markası olan Bodrum’un imajına ciddi bir şekilde zarar vereceği, davalı İdare tarafından doğal çevre üzerindeki etkileri hiçbir şekilde hesaplanmadan yapılan söz konusu imar planı değişikliğinin kamu menfaati gözetilmeksizin yalnızca rant uğruna yapıldığının izahtan vareste olduğu, yöre halkının ve/veya kurum ve kuruluşların görüşleri alınmaksızın yapılan söz konusu imar planı değişikliğinin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı olduğu ileri sürülerek dava konusu işlemin iptali istenilmiştir.
DAVALILARIN SAVUNMASI : Dava konusu planların onaylandığı tarihte 3194 sayılı İmar Kanununun 18. Maddesinde yer alan, “,…bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez.” hükmü gereğince parselin en fazla %45’inin düzenleme ortaklık payı (DOP) olarak ayrılması gerektiğinin açıkça ifade edildiği, Bodrum Belediyesi tarafından 1981 tarihinde yapılan imar planında parselin tamamının donatı alanı olarak ayrılmasının ardından uygulama aşamasında parsel için parselasyon işleminin yapılmamasının hukuka aykırı olduğu; kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması bağlamında söz konusu parsele ilişkin imar planı değişikliği yapılması gerekliliğinin doğduğu, bu doğrultuda söz konusu parselin etkin ve verimli kullanılması ve ekonomiye kazandırılması amacıyla ilgili kanuni düzenlemeler dikkate alınarak bölgenin ihtiyaçları ve çevrede yer alan kullanımlar irdelenerek söz konusu parsele %11,78 oranında park alanı, % 3,71 oranında sosyal tesis alanı, % 1,66 oranında teknik altyapı alanı, %1,03 oranında kumsal plaj, % 3,51 oranında genel otopark, % 21,09 oranında yol alanı planlandığı parselin % 42,78’sinin donatı alanı olarak ayrıldığı, geri kalan %52,19’luk kısmının konut alanı, %5,03’lük kısmının ise günübirlik tesis alanı olarak planlandığı, kamu elinde bulunan ve atıl vaziyette olan kaynakların, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi ilkesi bağlamında, kamu yararının artırılması ve ekonomik anlamda değer katılması amacıyla söz konusu parsele, “gelişme konut alanı (E:0.40, Yençok: 2 Kat), günübirlik tesis alanı (E:0.05, Yençok: 4.50 m), sosyal tesis alanı (E:0.60, Yençok: 10.50 m), teknik altyapı alanı, kumsal-plaj, genel otopark alanı, park ve yol” kullanım kararları getirilen, 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin 30.08.2019 tarihli ve 1486 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile onaylandığı, bahse konu planlama sürecinde analiz ve inceleme hazırlıkları sırasında alanın konumu ve genel özellikleri, tapu ve kadastro bilgileri, jeolojik durumu, ulaşım bağlantıları, çevresinde yer alan fonksiyonlar ve yapılaşma koşullarına ilişkin inceleme yapıldığı ve bu veriler ışığında planların oluşturulduğu, hazırlanan imar planlarının çevre ile uyumlu, arazi kullanım dengelerini bozmayacak şekilde hazırlanarak; ilgili kurum ve kuruluşlardan görüşler alınarak son halini aldığı, imar planı değişikliği incelendiğinde, Belediyesince söz konusu alana ilişkin hazırlanan imar planı revizyonunun dikkate alındığı, planda yer alan yolların korunduğu kaldırılan üç aksın site ile bağlantısının bahse konu revizyon ile planlanan parselin batısında kuzey güney aksı boyunca 10 metrelik yol ile sağlanacağı, doğusundaki bağlantının ise yine anılan revizyon ile düzenlendiği ve yola cephesi olmayan herhangi bir yapının olmadığı, trafik ve yaya yolları açısından ulaşımda herhangi bir sorun teşkil etmediği, söz konusu alanda doğal, tarihi ve kültürel olarak tescil edilen herhangi bir yapı , değer (anıt ağaç, tescilli yapı, herhangi bir sit alanı vb.) ya da geleneksel dokunun bulunmadığı, davacı tarafından, planlama alanının … Sitesini tam ortasından ikiye ayırdığı ve bu nedenle arıtma, su ve elektrik tesisatlarının kullanılmaz hale geleceği, sitenin yönetimsel olarak bölüneceği gibi hukuki uyuşmazlıkların ortaya çıkacağı iddialarının, tamamen kişisel ve site iç sorunlarına ilişkin olduğu kamuya mal edilmek suretiyle çözümlenmesinin amaçlandığı, sitenin iki ayrı bölümünün kamunun mülkiyetinde olan yer ile doğrudan ilişkilendirilerek, sitenin mülki gibi değerlendirilerek yatırım yapılması sonrası oluşan sorunların, dava konusu parselin kamunun mülkiyetinde kalması sağlanarak çözümlenmeye çalışıldığı, hazırlanan imar planı değişiklikleri kamu elinde bulunan ve atıl vaziyette olan kaynakların, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi ilkesi bağlamında hazırlandığı ve herhangi bir kişiye, özel bir siteye vb. hizmet etmesinin mümkün olmadığı savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NİN DÜŞÜNCESİ : Davaya konu taşınmazların bulunduğu alanda imar planı yapma yetkisinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığına ait olduğu, dava konusu imar planı değişiklikleri yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, dava konusu 1/1000 uygulama imar planı değişikliğinin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğine, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin ise çevre düzeni planına uygun olduğu, 3194 sayılı yasanın 9. maddesinin 2. fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığınca yalnızca dava konusu parseller ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliği yapıldığı, alanda önceki imar planlarına göre getirilen kullanım kararlarının alandaki plan kararları ile uyumlu olduğu, plan kararlarında planlama esasları açısından bir sakınca bulunmadığı, diğer taraftan birkaç parselle sınırlı olarak yapılan bu değişikliğin sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek oranda olmadığı, bu nedenlerle çevre imar bütünlüğünün bozulmadığı, dava konusu planlarla öngörülen yol kararlarının planı kusurlandırmadığı, dava konusu imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava; Muğla İli, Bodrum İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsele ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 30/08/2019 tarihli, 1486 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanununun 9. maddesine 4046 sayılı Kanunun 41. maddesiyle eklenen 2. fıkrasında: “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak (Ek ibare: 03/04/1997 – 4232/4 maddesi) imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. (Ek ibare: 03/04/1997 – 4232/4 maddesi) ilgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir.” hükmüne yer verilmiş; anılan Kanuna 5398 sayılı Kanunun 12. maddesiyle eklenen ve 5793 sayılı Kanunun 15. maddesiyle değiştirilen Ek-3. maddesinde: “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K. sayılı Kararı ile.) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K.sayılı Kararı ile.) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” hükmü yer almıştır.
3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde nazım imar planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak, uygulama imar planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmış; anılan Kanunun 6. maddesinde; planlar kapsadıkları alan ve amaçları açısından bölge planları ve imar planları olarak iki ana kategoriye ayrılmış, imar planları da uygulamaya esas olan uygulama imar planları ve bu planın hazırlanmasındaki temel hedefleri, ilkeleri ve arazi kullanım kararlarını belirleyen nazım imar planları olarak sınıflandırılmış; 8. maddesinde ise alt ölçekli planların üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkelerine, stratejilerine ve kararlarına uyumlu olması zorunluluğu getirilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle Danıştay Altıncı Dairesince uyuşmazlık konusu taşınmazın yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda özetle;
-Üst ölçekli planlarda kullanım kararı “Kentsel Yerleşik Alan” ve “Kentsel Yerleşme Alanı” biçiminde belirlenmiş olan … Sitesinde, alt ölçekli planlarda “Gelişme Konut Alanı” yönünde bir plan kararı getirilmesinin üst ölçekli planlardaki kullanım kararına aykırılık teşkil ettiği; çünkü üst ölçekli planlara göre burasının artık yeni gelişmeye konu olabilecek bir alan olmadığı, – 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Bodrum yerleşimine yönelik olarak koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve bu kapsamda turizm amaçlı yapılaşmanın sınırlandırılarak doğal değerlerin ve ekolojik yapının korunup sürdürülmesi ilkesinin Bodrum için temel belirleyici ilke olduğu; doğayı tahrip eden yapılaşmanın denetlenmesi gereğinin ise özellikle vurgulanan bir ana plan stratejisi olduğu dikkate alındığında, davaya konu plan ve plan değişikliğinin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisine aykırı olduğunun görüldüğü,
– Davaya konu işlem ile onaylı planı doğrultusunda geliştirilerek yaratılan ve 801 ağaç varlığını barındıran bir doğal değerin ortadan kaldırılarak yapılı çevreye dönüştürüldüğü, ağırlıklı olarak konut gelişme alanı kullanımı getirilerek plan değişikliği yapıldığı mevcuttaki doğal ve ekolojik yapıyı yok sayan ve önerdiği kullanım kararıyla bu doğal yapının yok edilmesine olanak tanıyan davaya konu 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının temel ilke ve stratejileriyle ciddi biçimde çeliştiğinin görüldüğü,
-Üst ölçekli planın temel stratejisine aykırı bir mekansal karar getiren alt ölçekli davaya konu plan ve plan değişikliği işlemlerinin bu yönüyle planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı olduğu,
– Ulaşım sistemi açısından incelendiğinde, dava konusu değişikliğin 1981 onaylı imar planının bütünlüğünü zedelediği, bu plan doğrultusunda oluşmuş olan … yapılı çevresiyle bütünleşemediği, taşıt yolları planlamasında söz konusu planın ve bu plan doğrultusunda gerçekleşmiş olan mevcut durumun gözardı edildiği; sürekliliği olmayan taşıt yollarının ortaya çıkmasına yol açtığı ve işlevsiz bir kavşak alanı yaratıldığı, bu durumun hem davaya konu plan hem de bu planın çevresindeki 1981 onaylı planda ve mevcut yapılı çevrede ciddi belirsizlikler ile erişilebilirlik sorunları ve trafik güvenliği riski yarattığının saptandığı,
– Dava konusu işlemin sosyal ve teknik altyapı dengesini bozduğu; çünkü yeşil alan olarak ağaçlandırılmış bir alanın kaldırılarak yerine konut alanı getirildiği; ayrıca taşıt yollarının azaltıldığı dolayısıyla hem mevcut plandaki nüfusa hitap eden sosyal donatı ve teknik altyapı alanlarının azaltıldığı, hem de yeni konut gelişimi öngörüsüyle ilave nüfus eklenip bu ilave nüfusun gereksinimi olan sosyal ve teknik altyapı alanlarının sağlanmadığı, plan değişikliği işleminde yeşil alan bulunsa da bunun miktarının önceki planın çok altında olduğu, yapılan plan değişikliği işleminin yürürlükteki imar planında öngörülen sosyal ve teknik altyapı standartlarını düşürdüğü, bu yönüyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırı olduğu,
– Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26. Maddesinin 6. bendinde imar planında gösterilen yolların genişletme, daraltma ve güzergahına ait imar planı değişikliklerinde “devamlılığı olan bir yolun belli bir kesimde şerit sayısı azaltılamaz ve daratılamaz” hükmüne yer verildiği; ayrıca “imar planı değişikliği ile taşıt geri dönüş kurbu olmayan çıkmaz yol ihdas edilemez” ifadesinin yer aldığı davaya konu plan değişikliği sonucunda devamlılığı olan yolun taşıt yolundan yaya yoluna dönüştürülerek daraltıldığı; genişliği ve işlevinin yolun bir kısmı için değiştirildiği; bu nedenle işlevsizleştirilen bir kavşak alanı yaratıldığı; ayrıca plan değişikliği alan sınırının dışında da olsa taşıt geri dönüş alanı ve yeterli kurp yarıçapı almayan çıkmaz sokak oluşmasına yol açıldığı, tüm bu etkileri nedeniyle davaya konu işlemin Yönetmeliğe bu açıdan da aykırılık taşıdığı,
– Kıyı Kanunu kapsamında değerlendirildiğinde, Kıyı Kanununa ve Yönetmeliğine aykırı olarak sahil şeridinin ilk 50 metrelik kısmında yapılaşma önerildiği ve kamu yararına ve kullanımına açık olması gereken 100 metre genişliğindeki sahil şeridinde konut kullanımları öngörüldüğünün belirtildiği, öte yandan 1981 onaylı planına uygun olarak gelişmiş olan … Tatil Sitesinin ilgili Yönetmelikteki “kısmi yapılaşma” tanımına uyduğu, bu nedenle davaya konu işlemde bu planda belirlenen sahil şeridinin geçerli olarak kabul edildiği, bu yönüyle Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinin tanımladığı koşulları barındırdığı görülse de, bir kamu idaresi tarafından kamuya ait bir taşınmazda günümüzde yapılan planlama sonucunda Kıyı Kanunun temel ilkeleri olan “kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır” ve “kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” ilkelerine özünde aykırı olan bir yaklaşımın benimsendiğinin görüldüğü, pek çok yönüyle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırı olduğu saptanan bu işlemin kıyının kullanımında kamu yararının gözetilmesi ilkesiyle de bağdaşmadığı, yönünde tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği kuşkusuzdur.
Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile anılan bilirkişi raporunun değerlendirilmesi sonucunda, dava konusu imar planlarının, üst ölçekli planlardaki kullanım kararlarına aykırılık teşkil ettiği; 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının temel ilke ve stratejileriyle ciddi biçimde çeliştiği; planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı olduğu; taşıt yolları planlamasında 1981 onaylı planın ve bu plan doğrultusunda gerçekleşmiş olan mevcut durumun gözardı edildiği; sürekliliği olmayan taşıt yollarının ortaya çıkmasına yol açıldığı ve işlevsiz bir kavşak alanı yaratıldığı, bu durumun hem davaya konu plan hem de bu planın çevresindeki 1981 onaylı planda ve mevcut yapılı çevrede ciddi belirsizlikler ile erişilebilirlik sorunları ve trafik güvenliği riski yarattığının saptandığı; dava konusu işlemin sosyal ve teknik altyapı dengesini bozduğu; yapılan plan değişikliği işleminin yürürlükteki imar planında öngörülen sosyal ve teknik altyapı standartlarını düşürdüğü, bu yönüyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırı olduğu; Kıyı Kanununa ve Yönetmeliğine aykırı olarak sahil şeridinin ilk 50 metrelik kısmında yapılaşma önerildiği ve kamu yararına ve kullanımına açık olması gereken 100 metre genişliğindeki sahil şeridinde konut kullanımları öngörülmesinin kıyının kullanımında kamu yararının gözetilmesi ilkesiyle de bağdaşmadığı, görüldüğünden dava konusu plan ve plan değişikliğinin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve imar mevzuatına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Muğla İli, Bodrum İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsele ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 30/08/2019 tarihli, 1486 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Dava Muğla İli, Bodrum İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsele ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 30/08/2019 tarihli, 1486 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
3194 sayılı İmar Kanununun “İmar Planlarında Bakanlığın Yetkisi”ni düzenleyen 9. maddesinin 2. fıkrada: “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanunun Ek:3. maddesinde: “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K. sayılı Kararı ile.) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K.sayılı Kararı ile.) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” hükmü bulunmaktadır.
3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde, Nazım İmar Planı; varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım istemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak, uygulama imar planı ise;Uygulama İmar Planı; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 26. maddesinde ise; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak imar planlarında değişiklik yapılabileceği, imar planlarında sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesinin esas olduğu, yürürlükteki imar planlarında öngörülen sosyal ve teknik altyapı standartlarını düşüren plan değişikliği yapılamayacağı, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik altyapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı, imar planında verilmiş olan inşaat emsalinin, kat adedinin, ifraz şartlarının değiştirilmesi sonucu nüfus yoğunluğunun artırılmasına dair imar planı değişikliklerinde artan nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlarının standartlara uygun olarak plan değişikliğine konu alana hizmet vermek üzere ayrılacağı kurala bağlanmış, Yönetmeliğin eki Ek-2 tabloda da farklı nüfus gruplarında asgari sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin standartlar belirlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dairemizin 27.02.2020 tarihli, E:2019/20848 sayılı kararı ile uyuşmazlık konusu taşınmazın mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, dava konusu imar planlarının, bölgenin işlevi de gözönünde tutularak, çevre ve imar bütünlüğüne uygun olarak, üst ölçekli planların da göz önünde bulundurulması suretiyle, her bir plan ölçeğinde ve planların kademeli birlikteliği ilkesine uygun olarak hazırlanıp hazırlanmadığının, uyuşmazlığa konu alanın öncelikle zemin yapısı olmak üzere diğer tüm özellikleri, kullanım şekli, taşınmazın mevcut durumu ve üzerinde bulunan yapı ve müştemilatlar tespit edilerek, dava konusu imar planlarıyla getirilen arazi kullanımı kararlarının, yapılaşma şartlarının plan ana kararları, sürekliliği, plan bütünlüğü kapsamında değerlendirilerek söz konusu plan kararlarının trafik, şehir ulaşım sistemi ve nüfus projeksiyonu yönünden plan bütünlüğü ile uyumlu olup olmadığı, dava konusu işlem ile getirilen fonksiyon ve yapılaşma şartlarının; arazinin bulunduğu bölge, yakın çevresindeki arazinin kullanım kararları ile bölgenin tüm özellikleri değerlendirilmek suretiyle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olup olmadığının, dava konusu imar planı kararları uygulandığında plan kararlarının bölgedeki sosyal ve teknik alt donatı dengesine etkilerinin neler olduğunun incelenmesi amacıyla, 08/10/2020 tarihinde naip üye … niyabetinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında Prof. Dr. … , Prof. Dr. … ve Prof. Dr. … tarafından dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; “Üst ölçekli planlarda kullanım kararı “Kentsel Yerleşik Alan” ve “Kentsel Yerleşme Alanı” biçiminde belirlenmiş olan … Tatil Sitesinde, att ölçekli planlarda “Gelişme Konut Alanı” yönünde bir plan kararı getirilmesi üst ölçekli planlardaki kullanım kararına aykırılık teşkil ettiği; çünkü üst ölçekli planlara göre burası artık yeni gelişmeye konu olabilecek bir alan olmadığı”, “1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Bodrum yerleşimine yönelik olarak koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve bu kapsamda turizm amaçlı yapılaşmanın sınırlandırılarak doğal değerlerin ve ekolojik yapının korunup sürdürülmesi ilkesinin Bodrum için temel belirleyici ilke olduğu; doğayı tahrip eden yapılaşmanın denetlenmesi gereğinin ise özellikle vurgulanan bir ana plan stratejisi olduğu dikkate alındığında, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisine aykırı olduğunun görüldüğü, davaya konu işlem ile onaylı planı doğrultusunda geliştirilerek yaratılan ve 801 ağaç varlığını barındıran bir doğal değer ortadan kaldırılarak yapılı çevreye dönüştürüldüğü, ağırlıklı olarak konut gelişme alanı kullanımı getirilerek plan değişikliği yapıldığı mevcuttaki dağal ve ekolojik yapıyı yok sayan ve önerdiği kullanım kararıyla bu doğal yapının yok edilmesine olanak tanıyan davaya konu 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının temel ilke ve stratejileriyle ciddi biçimde çeliştiğinin görüldüğü, dava konusu işlem sosyal ve teknik altyapı dengesini bozduğu; çünkü yeşil alan olarak ağaçlandırılmış bir alan kaldırılarak yerine konut alanı getirilmiş; ayrıca taşıt yolları azaltıldığı dolayısıyla hem mevcut plandaki nüfusa hitap eden sosyal donatı ve teknik altyapı alanları azaltıldığı, hem de yeni konut gelişimi öngörüsüyle ilave nüfus eklenip bu ilave nüfusun gereksinimi olan sosyal ve teknik altyapı alanının sağlanmadığı, plan değişikliği işleminde yeşil alan bulunsa da bunun miktarı önceki planın çok altında olduğu, yapılan plan değişikliği işlemi ile yürürlükteki imar planında öngörülen sosyal ve teknik altyapı standartlarını düşürmüş olup, bu yönüyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırı olduğu, 1/1000 ölçekli … Bodrum Tatil Sitesi İmar Planında yeşil alan, spor alanı, sosyal tesis alanı, taşıt yolları ve otopark kullarımlarını barındıran bu taşınmazın söz konusu planda tatil sitesinin sosyal ve teknik donatı alanlarının yoğunlaştığı bir bölge olarak planlandığının görüldüğü bu alanların Hazineye ait bir taşınmazda yoğunlaşmış olması ise tesadüf olmadığı ülkemizde 1985 yılında yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Kanunu ve bu kanunun 18. Maddesi uyarınca yapılan Düzenleme Ortaklık Payı ile plan kapsamına giren tüm arsalardan ortak ve eşit miktarda kesinti yapılarak sosyal ve teknik donatı alanlarının sağlanması yönündeki uygulama öncesinde, planlarda yaşam alanının gereksinimi olan donatı alanlarının büyük ölçüde kamuya alt arazilerden karşılanması biçiminde bir planlama ve uygulama yaklaşımının benimsendiği, bu durumun kamulaştırma maliyetlerini azaltan bir yaklaşım olduğu, bunun yanı sıra özel mülkiyetteki arazilerden de belli orarılarda terk yapılarak gerekli taşıt yolu ve sosyal donatı alanlarının hayata geçirilmesinin sağlandığı, ulaşım sistemi açısından incelendiğinde uyuşmazlık korusu taşınmazın içinde yer aldığı … Tatil Sitesinin yapılı çevresiyle olan taşıt yolu bağlantılarında süreklilik ve bütünleşme açısından sorunların bulunduğu, davaya konu uygulama imar planı değişikliğinin, 1981 onaylı imar planın bütünlüğünü zedelediği; bu plan doğrultusunda oluşmuş olan … yapılı çevresiyle bütünleşemediği; taşıt yolları planlamasında söz konusu planın ve bu plan dağrultusunda gerçekleşmiş olan mevcut durumun gözardı edildiği, sürekliliği olmayan taşıt yollarının ortaya çıkmasına yol açtığı, sürekliliği olmayan yollar nedeniyle işlevsiz bir kavşak alanı yaratıldığı, bu durumun hem davaya konu plan hem de bu planın çevresindeki 1981 onaylı planda ve mevcut yapılı çevrede ciddi belirsizlikler ile erişilebilirlik sorunları ve trafik güvenliği riski yarattığının saptandığı, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26. Maddesinin 6. bendinde imar planında gösterilen yolların genişletme, daraltma ve güzergahına ait imar planı değişikliklerinde “devamılılığı olan bir yolun belli bir kesimde şerit sayısı azaltılamaz ve daratılamaz” hükmüne yer verildiği; ayrıca “imar planı değişikliği ile taşıt geri dönüş kurbu olmayan çıkmaz yol Ihdas edilemez” ifadesinin yer aldığı davaya konu plan değişikliği sonucunda devamlılığı olan yol taşıt yolundan yaya yoluna dönüştürülerek daraltıldığı; genişliği ve işlevi yolun bir kısmı için değiştirildiği; bu nedenle işlevsizleştirilen bir kavşak alanı yaratıldığı; ayrıca plan değişikliği alan sınırının dışında da olsa taşıt geri dönüş alanı ve yeterli kurp yarıçapı almayan çıkmaz sokak oluşmasına yol açıldığı, tüm bu etkileri nedeniyle davaya konu işlem Yönetmeliğe bu açıdan da aykırılık taşıdığı” Kıyı Kanunu kapsamında değerlendirildiğinde, Kıyı Kanununa ve Yönetmeliğine aykırı olarak sahil şeridinin ilk 50 metrelik kısmında yapılaşma önerildiği ve kamu yararına ve kullanımına açık olması gerekeri 100 metre genişliğindeki sahil şeridinde konut kullanımları öngörüldüğünün belirtildiği, öte yandan 1981 onaylı planına uygun olarak gelişmiş olan … Tatil Sitesinin ilgili Yönetmelikteki “kısmi yapılaşma” tanımına uyduğu, bu nedenle davaya konu işlemde bu planda belirlenen sahil şeridi geçerli olarak kabul edildiği, bu yönüyle Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinin tanımladığı koşulları barındırdığı görülse de, bir kamu idaresi tarafından kamuya ait bir taşınmazda günümüzde yapılan planlama sonucunda Kıyı Kanunun temel ilkeleri olan “kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır” ve “kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” ilkelerine özünde aykırı olan bir yaklaşımın benimsendiğinin görüldüğü, pek çok yönüyle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırı olduğu saptanan bu işlemin kıyının kullanımında kamu yararının gözetilmesi ilkesiyle de bağdaşmadığı” yönünde tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Anılan raporun taraflara tebliği üzerine davalı idarelerce itiraz edilmiş, bilirkişi raporu, bilirkişi raporuna yazılan itiraz ve dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi suretiyle uyuşmazlık değerlendirilmiştir.
1/100.000 ölçekli Çevre Düzenl Planı leke plandır ve şematik gösterimler içermektedir. Aydın Muğla Denizli 1/100.000 ölçekli Çevre Duzeni Planı plan hükümlerinin 4.4. sayılı Kentsel Yerleşme Alanları Başlıklı Maddesinde yer alan; “Bu planla gösterilmiş/belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanlarını birllkte ifade eder.” hükmü uyarınca dava konusu parsele getirilen “gelişme konut alanı” fonksiyonunda 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarına ve planların kademeli birlikteliği esasa aykırılık bulunmamıştır.
Dava konusu alana, 1981 tarihli imar planında ise park ve yol fonksiyonu verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu 1985 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun’dan önce 1956 tarihinde yürürlüğe giren 6785 sayılı İmar Kanunun 31. maddesinde “İmar ve yol istikamet planlarında meydan, yol park, yeşil saha ve otopark gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerlere rastlayan hazineye ve hususi muhasebeye ait arazi ve arsalar, belediyenin teklifi ve İcra Vekilleri Heyeti kararıyla belediyelere bedelsiz terk edilir” düzenlemesi getirilmiştir. İcra Vekilleri Heyetinden kastedilenin Bakanlar Kurulu Kararı olduğu, 4 Temmuz 2018 tarihli 30468 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 477 Sayılı Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (698 sayılı KHK) ile “İcra Vekilleri Heyeti” ibaresinin “Cumhurbaşkanlığı” olarak değiştirildiği anlaşılmıştır.
Diğer taraftan 3194 sayılı İmar Kanununun 11. maddesinde de ”İmar planlarında; meydan, yol, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu ve terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerlere rastlayan Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait gayrimenkuller ile askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ile ülke güvenliği ile doğrudan doğruya ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekat ve savunma amaçlı yerler hariç Hazine ve özel idareye ait arazi ve arsalar belediye veya valiliğin teklifi, Maliye ve Gümrük Bakanlığının onayı ile belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye; belediye ve mücavir alan hudutları dışında özel idareye bedelsiz terk edilir ve tapu kaydı terkin edilir” ifadesine yer verilmiştir.
Bahsi geçen tarihte hazine arazisinin “park ve yol alanı” olarak plana dahil edildiği açık olmasına rağmen, mevzuata uygun bir şekilde taşınmazların terkinin hazineden istenilmediği ve taşınmazların parselasyon işlemine dahil edilerek kamuya kazandırılmadığı plan kararları sonrasında uygulama aşamasında … sitesine karşılıksız kullanıma sunularak ağaçlandırıldığı görülmüştür.
Bu nedenle bilirkişilerin dava konusu taşınmazların sırf kamulaştırma maliyetlerinin düşürülmesi için plana dahil edildiği değerlendirmesi park ve yol kararı için gereken alanların öncelikle düzenleme ortak payı (DOP) payı ile karşılanması gerekirken hazine arazisinin parselasyon işlemine dahil edilmeden doğrudan komşu parselin kullanımına alındığı hususu göz önüne alındığında, kamulaştırma maliyetini düşürmek için sosyal donatı alanlarının neredeyse tamamının hazine parselinden karşılanması yaklaşımı uygun bir yaklaşım olarak benimsendiğinden isabetli görülmemiştir.
Gerek davacılar gerekse bilirkişiler tarafından 801 adet ağacın varlığından bahsedilmiş ise de 1981 tarihli plan sonrası dava konusu parseller imar planına uygun bir şekilde kamusal alana ayrılmadan hazinenin iradesi dışında … sitesi sakinlerinin kurduğu Derneğin kararı ile ağaçlandırılmış ve aynı zamanda site sakinleri tarafından günümüze kadar yol olarak kullanılmıştır. Anılan bölgeye malik olan hazinenin bilgisi ve izni dışında Dernek kararı ile dikilen ağaçların hazinenin taşınmazları üzerindeki tasarruf hakkını engellemeyeceği ortadadır, kaldı ki alandaki imar planına dayalı olarak gerçekleştirilecek proje henüz bilinemediğinden tüm ağaçların kesileceği varsayımı da belirli olmadığı gibi ağaçlandırılan bu alanın sadece site sakinlerinin hizmetine sunulması ve toplumun geri kalanının bu hizmetten hiçbir şekilde faydalanamaması yol ve yeşil alan gibi kullanımların umumi hizmetlere ayrılan kamusal alan niteliği ile bağdaşmamaktadır.
Davalı İdare tarafından söz konusu parsele %11,78 oranında parka alanı, %3,71 oranında sosyal tesis alanına, %1,66 oranında teknik altyapı alanına, %1,03 oranında kumsal plaj alanına, %3,51 oranında genel otopark alanına, %21,09 oranında yol alanına, % 42,78 donatı alanına, geri kalan %52,19 luk kısmı konut alanına, %5,03 lük kısmının ise günübirlik tesis alanı olarak planlandığı ifade edildiğinden alanın %52,19 oranında konut alanında kalan kısmı dışındaki bölümlerin umumi ve kamu hizmet alanı olarak ayrıldığı ve bu durumun yeteri kadar kamusal kullanım kararı getirildiğini gösterdiği, planlamanın alandaki doğal doku ile uyumsuz olduğu yönünde bir belirlemenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu imar planı değişikliği incelendiğinde, bahsi geçen parsellerin ilk olarak üst ölçekli planlarda yapılaşmaya açıldığı, belediyesince söz konusu alana ilişkin hazırlanan imar planı revizyonunun dikkate alındığı, onaylı planında yer alan ana yolların korunduğu, ayrıca Belediyesince, kaldırılan üç aksın site ile bağlantısının bahse konu revizyon ile planlanan parselin batısında kuzey güney aksı boyunca 10 metrelik yol ile sağlanacağı, doğusundaki bağlantının ise yine anılan revizyon ile düzenlendiği ve yola cephesi olmayan herhangi bir yapı olmadığı, ulaşıma ilişkin trafik ve yaya yolları açısından herhangi bir sorun teşkil etmediği görülmektedir.
Kıyı Kanunu yönünden yapılan değerlendirmede ise Özelleştirme İdaresi tarafından bilirkişi raporuna sunulan beyan dilekçesinde “Ayrıca kamu mülkiyetinde bulunan … ada … parselin … Sitesl tarafından sitelerine aitmiş gibi işgalci olarak senelerce kullanılmış olduğu, parselin sahil kısmında yer alan yaklaşık 2.950,00 m2’lik alanın “… Restoran” olarak işgal edildiği, söz konusu parselin … sitesinin arasında kalması sebebiyle site tarafından kendi mülkiyeti gibi görülüp, arıtma, su ve elektrik tesisatları, yol ve yapıların cephe hatları gibi kullarımların yer aldığı ortak alanları olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir. Bu itibarla, taşınmazın bulunduğu bölgenin neredeyse tamamen yapılaştığı, kıyı mevzuatının tanımladığı koşulların oluştuğu anlaşıldığından bu husus bakımından da bir aykırılık görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davaya konu taşınmazların bulunduğu alanda imar planı yapma yetkisinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığına ait olduğu, dava konusu imar planı değişiklikleri yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, dava konusu 1/1000 uygulama imar planı değişikliğinin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğine, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin ise çevre düzeni planına uygun olduğu, 3194 sayılı yasanın 9. maddesinin 2. fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığınca yalnızca dava konusu parseller ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliği yapıldığı, plan kararlarında planlama esasları açısından bir sakınca bulunmadığı, diğer taraftan birkaç parselle sınırlı olarak yapılan bu değişiklik sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek nitelikte olmadığından, çevre imar bütünlüğünün bozulmadığı, dava konusu planlarla öngörülen yol kararlarının planı kusurlandırmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesi kapsamında kalan DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Keşif ve bilirkişi incelemesi için yatırılan gider avansından artan … TL’nin davacıya iadesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.