Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/10129 E. , 2022/2876 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/10129
Karar No : 2022/2876
TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI): … Bakanlığı – …
VEKİLİ : …, Hukuk Müşaviri (E-Tebligat)
2- MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): … Enerji Yatırımları Sanayi A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR):
1-… Derneği
…
43- … Kooperatifi
VEKİLLERİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Manisa İli, Salihli İlçesi, … Mahalleleri mevkiinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan “3191220 Erişim ve 2013/23 Ruhsat Numaralı Sahada 9 Adet Sondaja Dayalı Jeotermal Kaynak Arama” projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi ve harita mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; “Ziraat mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; ÇED sürecine konu edilen tüm alanların özel mülkiyet arazisi olduğu, sondajların tümünün tarım arazileri üzerinde açılmak istenildiği ve sondaj noktalarının tüm çevresinin yoğun sulu ekili ve dikili tarım arazisi şeklinde tarım alanları ile çevrili olduğu, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planına göre S1, S5, S8, S9, S13, S14, S15 numaralı izni istenen sondaj alanlarının sulu tarım arazisi olarak işaretli alanda; S12, S19 numaralı izni istenen sondaj alanlarının ise tarım arazisi olarak işaretli alanda kaldığı, ayrıca S1, S5, S8, S9, S13, S14, S15 numaralı izni istenen sondaj alanlarının “Büyük Ova Koruma Alanı (Manisa Ovası) sınırları içinde kaldığı, daha önce ÇED Gerekli Değildir kararının iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada hazırlanan bilirkişi raporundaki sondaj noktaları ile dava konusu “ÇED Olumlu” kararındaki sondaj noktalarının aynı olduğu, tek farklılığın sondaj noktası sayısının 14’ten 9’a düştüğü, bu düşüşün daha önceki rapordaki tarımsal açıdan değerlendirme ve kanaatte bir farklılık yaratmadığı, çünkü sondaj noktalarının sayısı azalmakla birlikte, yine aynı yerde mutlak ve dikili tarım alanları içinde kaldıkları, ruhsat alanı ve açılması planlanan 9 adet sondaj kuyusunun çevresinden geçen dere, nehir ve sulama kanalı gibi çok yoğun su yüzeyleri bulunduğu, bu nehrin ovadaki tarım alanlarının temel su ihtiyacı kaynağı olmakla birlikte, çevrede bulunan dere şeklindeki yan su toplama ağları ile bağlantı halinde olduğu, bu nedenle bu su kaynaklarındaki bir kirlenmenin su kaynaklarının birbirine bağlı olması nedeniyle sadece kirlenmenin olduğu bölgeyi değil, su kaynaklarının akış gösterdiği tüm havzayı olumsuz etkileyeceği, proje kapsamında belirlenen ÇED görüşü talep edilen sondaj lokasyonlarından S19’un dışındaki 8 adet sondaj noktasının, Adala yerleşimine 350-1100 metre arasında bulunmakta olup yerleşim yerlerine çok yakın olduğu, S12 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereğince parselin bir bölümünün tek yıllık tarımsal üretimin yapıldığı sulu mutlak tarım arazisi vasfında ekili tarım arazisi olduğu, bir bölümünün ise dikili tarım arazisi vasfında üzüm bağı şeklinde olduğu görülürken parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve zeytin dikili araziler şeklinde dikili tarım arazisi oldukları, S1 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin 5403 sayılı Kanun gereğince tek yıllık ekili tarımsal üretimin yapıldığı sulu mutlak tarım arazisi vasfında ekili tarım arazisi olduğu görülürken, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, parselin hemen yakınında konut ve hayvansal üretim tesislerinin bulunduğu, S8 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin 5403 sayılı Kanun gereğince tek yıllık tarımsal üretimin yapıldığı sulu mutlak tarım arazisi vasfında ekili tarım arazisi olduğu görülürken, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde olduğu, S9 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin 5403 sayılı Kanun gereğince tek yıllık tarımsal üretimin yapıldığı sulu mutlak tarım arazîsi vasfında ekili tarım arazisi olduğu görülürken, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde olduğu, S5 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin, 5403 sayılı Kanun gereğince tek yıllık tarımsal üretimin yapıldığı sulu mutlak tarım arazisi vasfında ekili tarım arazisi olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, S14 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin, 5403 sayılı Kanun gereğince bağ dikili tarımsal üretimin yapıldığı dikili tarım arazisi olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları, sebze, meyve bahçesi ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde olduklarının görüldüğü, parsel çevresinde hayvancılık tesisleri ve yerleşimlerin bulunduğu, S13 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin, 5403 sayılı Kanun gereğince meyve dikili tarımsal üretimin yapıldığı dikili tarım arazisi olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları, sebze, meyve bahçesi ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, S15 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin, 5403 sayılı Kanun gereğince tek yıllık ekili tarımsal üretimin yapıldığı sulu mutlak tarım arazisi vasfında ekili tarım arazisi olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları, sebze alanları, meyve bahçesi ve zeytin dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, S19 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin 5403 sayılı Kanun gereğince tek yıllık ekili tarımın yapıldığı mutlak tarım arazisi vasfında olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları, zeytin dikili arazileri ile ekili kuru mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, parsellerin tüm çevresinin ekili tarım arazileri ve üzüm bağları ile diğer ağaç türleri şeklinde dikili tarım arazileri ile çevrili ve alanın tümüyle sulu tarımın yapıldığı I. sınıf tarım arazisi vasfında olduğu, parsellerin hemen yanında sulama için açılmış bir derin kuyu artezyeni ile sulama kanalının bulunduğu, DSİ’nin sulama kanal ve kanaletleri ile ovanın, mutlak sulu tarım arazisi konumunda olduğu, bu bağlamda 9 adet sondaj alanı ve çevresinin tümünün 5403 sayılı Kanun kapsamında mutlak tarım arazisi ve dikili tarım arazisi sınıfında olduğu, sondajların açılmasının planlandığı parsellerin tümünün I, II ve III sınıf arazi kullanım yetenek sınıfına sahip oldukları, bu parsellerin mutlak sulu-kuru ekili mutlak ve dikili tarım arazisi vasfında olmalarından dolayı tarım dışına çıkarılmalarının hem kendi kullanım özelliklerinden hem de tarımsal bütünlük anlamında incelendiğinde mümkün olmadığı, bu verimli tarım arazilerinin yerine çevrede tarıma uygun olmayan alternatif alanların bulunabilecek olmasına rağmen sondajın verimli mutlak ve dikili tarım arazileri üzerinde yapılmasının, ülke nüfusunu karşılamayan üretimin daha da azalmasına neden olmasının kaçınılmaz olduğu, çevre halkının yegane geçim kaynağının tarımsal üretim olduğu düşünüldüğünde, kamu yararından bahsetmenin mümkün olmadığı, davaya konu olan ÇED raporunun 47. sayfasındaki “1.7.Proje Yerinin Seçilme Nedeni, Projenin Yer Alternatifleri” bölümünde proje yerine alternatif alan araştırılmadan sondaj yerinin tarım dışı kullanımların yasaklanmış olduğu son derece verimli ve tarımsal üretim için başka alternatifi olmayan dikili ve mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığının görüldüğü, sondaj alanları için hiçbir alternatif alan arayışına girilmediğinin anlaşıldığı, bu açıdan ÇED raporunun yeterli olarak hazırlanmadığının görüldüğü, bu bağlamda dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının ÇED Yönetmeliğinin Ek-IV listesindeki kriterlerinden 5. madde ve 6. maddede yer alan proje yerinin alternatifleri ile ilgili hiçbir çalışmanın yapılmamasının projenin en büyük eksikliklerinden olduğu, jeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; her bir sondaj kuyusunda yüzeyden itibaren sırasıyla alüvyon, çakıltaşı ve kumtaşından oluşan Kaletepe formasyonu, kireçtaşından oluşan Ulubey formasyonu ve Menderes Masifi kayalarından oluşan jeolojik birimlerin geçilmesinin beklendiği (Şekil 4.2.1 ve 4.2.2), 2500 m2’lik alanda yapılacak her bir derin sondaj kuyusunda 2000 (±500) m derinliğe inilmesinin planlandığı, özetle söz konusu etkinlikle ilgili olarak hazırlattırılan nihai ÇED raporunda mevcut durumla ilgili olarak jeolojik, hidrojeolojik açıdan değerlendirmelerin yeterli düzeyde olduğu, raporun mevcut hidrojeolojik duruma göre kurgulandığı, çevredeki yüzey ve yeraltı su noktalan ve akiferler belirtilerek mevcut sondaj kuyuları ve yeraltı sularının özellikleri yeterince ayrıntılarıyla anlatıldığı, daha önce PTD olarak hazırlanan ruhsat sahasındaki raporda yer alan eksikliklerin giderildiği, soruların cevaplandığı, yörenin jeolojik ve hidrojeolojik özellikleri, yeraltı, yerüstü su durumları, sondajlarda geçilecek formasyonlar, jeotermal akışkanların kimyasal özellikleri, kuyu teçhiz planı vb. konular ile söz konusu etkinlikle ilgili olabilecek çevresel etkiler ve alınabilecek önlemlerin yeterli düzeyde anlatıldığı, dava konusu alanda yapılan ve ÇED raporunda belirlilen hidrojeolojik çalışmaların saha gerçekleriyle uyumlu olduğu, çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; dünyada son yıllarda teknolojinin gelişimi ile kullanımı artan jeotermal kaynakların yanlış uygulamalar sonucunda çevre üzerinde istenmeyen etkilerinin gözlenmeye başladığı, Ege Bölgesinde özellikle tarımsal faaliyetin yoğun olduğu Büyük Menderes ve Gediz Havzalarında santral kurulumu jeotermalin çevresel etkisinin artmasına sebep olduğu, deşarj, gaz salınımı ve diğer yanlış uygulamaların da bu durumu daha kötüye götürdüğü, sonuç olarak nihai ÇED raporu incelendiğinde, dava konusu “ÇED Olumlu” kararının çevre mühendisliği disiplini açısından uygunsuzluk içermediği görüşüne varıldığı, jeofizik mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; PTD EK – 7 Jeolojik, Jeofizik, Tektonik, Hidrojeolojik, Hidrojeokimyasal Özelliklere İlişkin Konuların Değerlendirilme Özdirenç Raporunun ilerleyen bölümünde verilen özdirenç kesit değerlerinin 7.5 – 311 ohm arasında değiştiğinin görüldüğü, bu değerlerin bölge jeolojisine göre normal değerler olarak görüldüğü, bu değerler arasındaki çelişkili sonuçlar hakkında bilgilendirmenin görülmediği, PTD EK – 7 Jeolojik, Jeofizik, Tektonik, Hidrojeolojik, Hidrojeokimyasal Özelliklere İlişkin Konuların Değerlendirilme Özdirenç Raporunda hazırlanan kesitlerde yorumlama (ayırımı yapılan birimlerin sınırları, olası faylar vb) tespit edilmediği, raporun Jeofizik Sonuç ve Öneriler kısmında “Kesitlerde koyu mavi tonlarla görülen yapı Menderes Metamorfikleri üst sınırı olarak yorumlanabilir. Kesitlerde KB-GD uzammlı faylar görülmekte ve güney-batı eğimli bu fay zonları ile havza derinleşmektedir. Örtü içerisinde Özdirenç değerlerinin 10 ohm-m altında kaldığı birimler gözlenmektedir. Özellikle kireçtaşı ve kumtaşı-çakıltaşı birimleri ile ilişkilendirilen bu anomalilerin sığ rezervuar özelliği taşıdığı düşünülmektedir.” denildiği, bu açıklamada kesitlerde sanki faylar belirlenmiş gibi bir ifade kullanıldığı, sığ rezervuardan söz edildiği, sığ rezervuar varsa, bunun yeraltı sularını kirletebilme olasılığının bulunmadığı, kesitlerde, söz konusu 10 Dm’den düşük özdirençlerin yüzeye çok yakın (ilk 200-400 m) görüldüğü, bu durumun yüzeydeki akiferin jeotermal ile kirletildiği anlamına geldiği ya da yukarıda söz edilen yorumun yanlış olduğu, bu durum ile ilgili açıklayıcı bilgilere rastlanılmadığı, ÇED raporunda söz konusu etkinliğin jeofizik çalışmalar açıdan yeterli düzeyde tanıtılmadığı, bu nedenle faaliyetin gerçekleşmesi durumunda çevreye olumsuz etkilerinin olacağının değerlendirildiği, sonuç olarak; ÇED raporunda söz konusu etkinlik jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yeterli düzeyde tanıtıldığı ve saha gerçekleriyle uyuştuğu, kuyu tamamlama ve üretim testleri sırasında ortaya çıkacak jeotermal akışkanın re-enjeksiyonunun yapılacağı, sondaj çamurunun T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış firmalara gönderileceği, … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasının dava konusu olan “ÇED Gerekli Değildir” kararına esas PTD’deki eksikliklerin bu davaya esas olan “ÇED Olumlu” kararına esas teşkil eden ÇED raporunda çevre mühendisliği ve jeoloji mühendisliği açısından giderildiği, ancak ÇED raporunda söz konusu etkinlik jeofizik çalışmalar açıdan yeterli düzeyde tanıtılmadığı, bu nedenle faaliyetin gerçekleşmesi durumunda çevreye olumsuz etkilerinin ne olacağının yeterince değerlendirilmediği, tarım alanları ve tarımsal alanlara olası etkiler açısından faaliyetin nihai amacından bağımsız olarak değerlendirilmesi, bölgedeki tarım ve sulama faaliyetlerine olası etkileri nedenleriyle çevresel etkileri, etki alanına ilişkin belirlemelerin raporda tam olarak ortaya konulmadığı, Orman ve Su işleri Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Gediz Havzasındaki yeraltı suyu kirliliği değerlerinin sınır değerlerin çok üstünde olması ve havzada yeni kuyu açılmaması gerektiğine ilişkin … tarih ve … sayılı resmi yazısında havzada yeraltı sularında kirletici madde sınırlarının aşıldığı ve yeni jeotermal sondaj yapılmaması gerektiği, ÇED raporunda sondaj ve yöntemlerinden detaylı bahsedilirken jeotermal kaynak sularının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne önemli bir çevresel etkisinin olup olmayacağının, daha sonra açılması planlanan santral ve üretim aşamasında kısa orta ve uzun vadede yer altı ve yerüstü her türlü çevresel olarak tarım alanlarına vereceği fiziki, kimyasal ve biyolojik zararların olup olmayacağı ve alınacak önlemler ile ilgili açıklama, bilgi ve önerilerin olmadığı veya yetersiz olduğu, jeotermal akışkanların kontrolsüz olarak yüzey üstü su kaynaklarına boşaltılmasından kaynaklanabilecek yüzey ve yeraltı suları kirlenmesiyle, toprak kirlenmesi ve dolayısıyla tarımsal alanlara olabilecek etkiler olduğu, Jeotermal atık suların yüksek miktarlarda tuz (örneğin Na. SOa, vb), ziraat için zararlı maddeler (örneğin bor}, fiziksel zehirli maddeler (örneğin arsenik) ve su kirliliği yapan maddeler (örneğin NH