Danıştay Kararı 6. Daire 2021/10566 E. 2021/14789 K. 30.12.2021 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/10566 E.  ,  2021/14789 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/10566
Karar No : 2021/14789

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI): … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL): … Enerji Yatırımları San. A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) :
1- … Derneği
2- … Kooperatifi
3- …

85- …
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Manisa İli, Salihli İlçesi, …-…mevkilerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan “… Erişim ve … Ruhsat Numaralı Sahada 4 Adet Sondaja Dayalı Jeotermal Kaynak Arama” projesi ile ilgili olarak Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce verilen … tarih ve E-… sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; davacılardan … ve … yönünden davanın açıldığı tarih itibarıyla dava konusu proje alanı veya proje etki alanında ikamet etmedikleri gibi, bu alanlarda taşınmazlarının da bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu “Sondajlı Jeotermal Kaynak Arama Faaliyeti (4 adet sondaj kuyusu)” projesi ile ilgili olarak verilen 30/12/2020 tarihli “ÇED Gerekli Değildir” kararı ile kişisel, güncel ve meşru bir menfaatlerinin ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden, bakılan davayı açma ehliyetlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer davacılar yönünden uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi ve harita mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; “Ziraat mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; açılması planlanan 4 sondaj alanının üzerinde bulunduğu parsellerin gerçek tarımsal kullanım durumlarının dikkate alındığı, ayrıca … noktasının … ada … parselde değil de, … parsel üzerinde olduğunun belirlendiği, açılması planlanan sondajların tümünün tarım arazileri üzerinde açılmak istendiği ve sondaj noktalarının tüm çevresinin yoğun sulu ekili ve dikili tarım arazisi şeklinde tarım alanları ile çevrili olduğu, alanın tarımsal bütünlük içerdiğinin görüldüğü, ayrıca parsellerin mutlak korunması gereken tarımsal agroekolojik bütünlük içeren Büyük Ova Projesi kapsamında olduklarının belirlendiği, proje konusu yatırım kapsamında izni istenen alanların 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u ile onaylanmış İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarım Arazisi” olarak işaretli alan üzerinde kaldığı, ayrıca keşif esnasında proje alanının tümünün tarım arazileri içerisinde kaldığının görüldüğü, kuyuların tümünün 5403 sayılı Kanun kapsamında tarım dışına çıkarılması mümkün olmayan mutlak ve dikili tarım arazileri içinde kaldığının görüldüğü, ruhsat alanı ve çevresinden geçen dere, nehir ve sulama kanalı gibi su yüzeylerinin bulunduğu, sondaj noktalarının yüzeysel akış gösteren dere kaynaklarına ve kurutma kanalları ile sulama kanallarına çok yakın oldukları, ruhsat alanı ve sondaj alanları ve çevresinin tarım arazisi olduğu, alanın doğal yapı bütünlüğünün bozulmadığı, ova içinde köy yerleşimleri dışında herhangi bir sanayi yerleşiminin olmadığı, S1 numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı …. sayılı parselin 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereğince tümünün dikili tarım arazisi vasfında üzüm bağı şeklinde olduğu, parsel ve çevresinin tümünün, üzüm bağları ve muhtelif meyve ağacı dikili araziler şeklinde dikili tarım arazisi vasfında olduğu, … numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … ve … sayılı parsellerin, 5403 sayılı Kanun gereğince meyve ağacı dikili tarımsal üretimin yapıldığı dikili tarım arazisi vasfında olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve meyve ağacı dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, … numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı …, …, … numaralı parsellerin 5403 sayılı Kanun gereğince meyve ağacı dikili tarımsal üretimin yapıldığı dikili tarım arazisi vasfında olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve meyve ağacı dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde oldukları, … numaralı sondaj kuyusunun açılmasının planlandığı … sayılı parselin, 5403 sayılı Kanun gereğince bağ dikili tarımsal üretimin yapıldığı dikili tarım arazisi vasfında olduğu, parsel ve çevresinin tümünün üzüm bağları ve meyve ağacı dikili arazileri ile ekili sulu mutlak tarım arazisi şeklinde olduğunun görüldüğü, bu bağlamda 4 adet sondaj alanı ve çevresinin tümünün 5403 sayılı Kanun kapsamında mutlak tarım arazisi dikili tarım arazisi sınıfında olduğu, proje tanıtım dosyasından (PTD), yapılan sondajların jeotermal enerji üretimi için olduğu ve sondaj sonucunda jeotermal enerjiye uygun sonuçların çıkması ile jeotermal enerji santrali kurulacağı ve ek yeni sondajlar açılabileceğinin anlaşıldığı, bu nedenle değerlendirmenin tek bir sondaj alanı ile sınırlı olmayacağı anlaşıldığından, PTD’nin hazırlanmasının yetersiz olduğu, ÇED raporu hazırlanması gerektiğinin ortaya çıktığı, değerlendirmenin sadece sondaj noktası ile sınırlı kalmamasının, Gediz Ovası bağlamında yakın çevrede bulunan jeotermal sondaj ve enerji üretim tesislerinin de etkilerinin, birlikte inceleneceği kümülatif yeraltı suyu değerleri dikkate alınarak yapılmasının gerektiği, PTD’de bu değerlendirmenin bulunmadığı ve bunun da bir eksiklik olduğu, dava konusu sondaj noktalarının tarımsal üretim potansiyeli ve ekolojisi mükemmel olan Gediz havzası içerisinde yer aldığı, burada sondajların açılması akabinde de enerji tesislerinin kurulmasının tarımsal bütünlüğün bozulmasına neden olacağı, Gediz havzasının ekolojisi itibarıyla ülkemizin kurutulmuş sultani üzümünün %70’ini sağlayan bir bölge olduğu, bu bağlamda yeraltı, su miktarı ve kalitesinin bölge tarımı için hayati öneme sahip olduğu, sondajların açılması sürecinde veya sonrasında yeraltı suyuna karışması muhtemel yüksek tuzluluk, alkalilik, arsenik, ağır metal, bor ve radyoaktif maddeler içeren jeotermal su yeraltı suyunu kirleteceği, ovanın tümünde artezyenle yeraltı suyu çıkarılarak sulamada kullanıldığı, yeraltı suyundaki kirlenmenin tüm ovadaki toprakların kirlenmesi ve tarımsal üretimin bitmesi anlamına geldiği, bölgede birçok alternatif marjinal arazi yapısında tarım yapılmaya uygun olmayan alanın bulunmasına rağmen alternatif alan aranmadığı görüşüne ulaşıldığı, bu projenin çevredeki yine ruhsat alanın içinde ve çevresinde kalan tarımsal potansiyeli düşük olan 6. ve 7. sınıf arazilerin bulunduğu yerlerde jeotermal enerji faaliyetlerine daha uygun alternatif alanlar olduğunun düşünüldüğü, bu bağlamda PTD’nin yeterli olarak hazırlanmadığı, dava konusu projenin büyük bir bölümünün üzerinde bulunduğu “Dikili ve Mutlak Tarım” arazilerinin kesinlikle tarım dışına çıkarılamayacağının 5403 sayılı Kanun ile açıkça hükme bağlandığı, ancak alternatif alan bulunmadığı takdirde kamu yararı ve ilgili bakanlık veya valilikçe kamu yararı kararı verildiğinde, yenilenebilir enerji kaynakları için istisnai olarak tarım dışına çıkarılabileceğinin belirtildiği, ancak PTD’den de anlaşılacağı üzere, davalı firmanın alternatif yer arayışında bulunmadığının görüldüğü, bu bağlamda dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-lV listesindeki kriterlerinden 5. madde ve 6. maddede yer alan proje yerinin alternatifleri ile ilgili hiçbir çalışmanın yapılmamasının projenin en büyük eksikliklerinden olduğu, proje her ne kadar sondaj projesi olsa da, ileriki aşamaları jeotermal santral kurulumu ve işletmesi olacağından, konunun “PTD” kapsamında değil de, açılması planlanan sondajların çevreye olabilecek etkilerinin araştırıldığı ve alınacak önlemlerin detaylı olarak belirtildiği ÇED raporu kapsamında incelenmesinin gerektiği, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından Gediz Havzası yeraltı sularında yapılan çalışmalarda jeotermal faaliyetlerin yoğun olarak gerçekleştirildiği alanlarda arsenik başta olmak üzere metal ve ağır metal oranlarının içme/kultanma sularında limitlerin çok üstünde olduğunun ortaya çıktığı belirlenerek İzmir ve Manisa Valiliklerine 14 Ağustos 2017 tarihinde yazı gönderdiği ve yeni jeotermal ve maden ruhsatı verilmemesi gerektiğinin ifade edildiği, sonuç olarak; dava konusu 4 adet sondajın gerçekleştirilmesi ve beklenen jeotermal potansiyelin bulunması durumunda ülkemiz ve yöredeki enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik önemli katkı sağlayacak olmasına rağmen, proje kapsamında oluşabilecek çevre sorunlarını önlem ve/veya hafifletme çalışmalarının yeterli kapsam ve içerikte olmamasından dolayı projeye gereken önemin verilmediği ve önemli konu başlıklarının eksik kaldığının anlaşıldığı, bu nedenle mutlak suretle ÇED raporunun hazırlanması gerektiği, bu bağlamda yöredeki bitki örtüsü, canlılar ve tarım sektörüne geçici ve kısa süreli zararlı etkilerinin olabileceğine, PTD’de belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğuna, söz konusu faaliyet için yeni bir çok detaylı ve dava konusu sondajın bulunduğu alanlardaki tüm yeraltı su kaynaklarına ait verilerin birlikte incelendiği, kümülatif etkininde göz önüne alındığı ve dikili ve mutlak tarım arazileri dışında kalan bölgelerde sondaj yapılması şartı ile detaylı ÇED raporunun hazırlanması gerektiği kanaatine varıldığı, jeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; özetle söz konusu etkinlikle ilgili olarak hazırlattırılan nihai PTD’de mevcut durumla ilgili olarak jeolojik, hidrojeolojik açıdan anlatımların, değerlendirmelerin yeterli düzeyde olduğu, raporun mevcut hidrojeolojik duruma göre kurgulandığı, çevredeki yüzey ve yeraltı su noktaları ve akiferler belirtilerek mevcut sondaj kuyuları ve yeraltı sularının özellikleri yeterince ayrıntılarıyla anlatıldığı, daha önce aynı firmanın komşu alanlardaki ruhsat alanları için hazırlanmış olan PTD’de var olan eksikliklerin giderildiği, soruların cevaplandığı, yörenin jeolojik ve hidrojeolojik özellikleri, yeraltı, yerüstü su durumları, sondajlarda geçilecek formasyonlar, jeotermal akışkanların kimyasal özellikleri, kuyu teçhiz planlan vb. konular ile söz konusu etkinlikle ilgili olabilecek çevresel etkiler ve alınabilecek önlemlerin yeterli düzeyde anlatıldığı, dava konusu alanda yapılan ve PTD’de belirtilen hidrojeolojik çalışmaların saha gerçekleriyle uyumlu olduğu, çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; projedeki, kuyunun açılması sonrası kuyuyu temizlemek (kuyu çamurdan arındırma işlemi), sondajı sonlandırma, ilk veriler ışığında kapasitesi hakkında tahminde bulunma amaçlı kuyu tamamlama testleri için gerekli olan emniyet havuzu hacminin, 24 saatlik ihtiyacı karşılayabilecek büyüklükte 7000 m3 olarak tasarlanmış olduğu, (…) test suları test suyu havuzu dahil diğer havuzlarda da biriktirilebileceği, neticede test suları sızdırmasız alanlarda (beton cidarlarla ve jeomembran ile taban geçirimsizliği sağlanmış ve yüzey suyu girişi önlenmiş çukurlarda ve gerekirse ilave, sızdırmaz tank veya tankerlerde) biriktirileceği, (…) analiz sonucunda mezkur çamurun tehlikeli nitelikte olduğunun tespiti durumunda ise T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslı bertaraf tesislerine verilerek bertarafının sağlanacağı, açıklamaları dikkate alındığında, dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının çevre mühendisliği disiplini açısından uygunsuzluk içermediği görüşüne varıldığı, dava konusu işlemin Jeofizik mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; PTD’de jeotermal kaynakla ilgili söz konusu kuyuların verimliliği belirlendikten sonra enerji santralleri ya da bulunacak kaynak sıcaklığına bağlı olarak çeşitli tesislerin (sera ve termal turizm vb.) yapılmasına yönelik planlamaların söz konusu olacağı, bu rapora konu proje kapsamında işletmeye yönelik herhangi bir planlama yoktur denildiği, ancak hiçbir planlama yapmadan, ne için kullanacağı belli olmadan, sadece elektrik üretmek amaçlı açılabilen 2500 m sondaj ile ilgili açıklayıcı net bilgilerin görülmediği, diğer yandan, kuyu verimi düşük olduğu için üretim yapılmayacaksa ve borular çekilebilirse, jeotermal akışkanın yüzeye çıkışı ya da yeraltı sularına karışması nasıl önleneceği ile ilgili bir açıklamanın da gözlenmediği, sondajların üçünün alüvyon zemin üzerinde yer aldığı, alüvyon zeminin kirlenme riskinin yüksek olduğu, alüvyonun kirlenmesinin, alüvyondan beslenen sondaj kuyularının da kirlenmesi anlamına geldiğinden bu durumu çözecek herhangi bir açıklama görülmediği, bir yandan “yüksek sıcaklığa yoracağımız düşük özdirenç değerleri ölçülememiştir” denildiği, diğer taraftan “mevcut jeofizik verilere göre bu sahada sıcaklığın derinlikle ve örtü kalınlığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir’’ denilerek tezat ifadelerin kullanıldığı, fayın en fazla 1200 m kesileceği öngörülmüşken, sondajların neden 2500 m açıldığı ile ilgili detaylı bilgiye rastlanılmadığı, ayrıca temel içerisinde, mermer ya da başka bir rezervuar var mı belli olmadığı, ısıtıcı kaya var mı değinilmediği, sonuç olarak, yapılması planlanan “Sondajlı Jeotermal Kaynak Arama Faaliyeti (4 adet sondaj kuyusu)” projesi PTD’de jeofizik çalışmalar açısından yeterli düzeyde tanıtılmadığı, bu nedenle faaliyetin gerçekleşmesi durumunda çevreye olumsuz etkilerinin olacağı, dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının jeofizik mühendisliği yönünden uygun olmadığının değerlendirildiği, sonuç olarak; ÇED raporunda söz konusu etkinliğin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yeterli düzeyde tanıtıldığı ve saha gerçekleriyle uyuştuğu, faaliyet için planlanan emniyet havuzu hacminin kuyu tamamlama testleri için yeterli olabilecek büyüklükte tasarlanmış olduğu, ancak, yapılması planlanan Sondajlı Jeotermal Kaynak Arama Faaliyetinin (4 adet sondaj kuyusu) jeofizik çalışmalar açısından PTD’de yeterli düzeyde tanıtılmadığı, faaliyetin nihai amacından bağımsız olarak değerlendirilmesi, bölgedeki tarım ve sulama faaliyetlerine olası etkileri nedenleriyle çevresel etkileri, etki alanına ilişkin belirlemelerin raporda tam olarak ortaya konulmadığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Gediz Havzasındaki yeraltı suyu kirliliği değerlerinin sınır değerlerin çok üstünde olması ve havzada yeni kuyu açılmaması gerektiğine dair … tarih ve … sayılı resmi yazısında havzada yeraltı sularında kirletici madde sınırlarının aşıldığı ve yeni jeotermal sondaj yapılmaması gerektiğinin bildirildiği, PTD incelendiğinde, açılması planlanan sondaj ve yöntemlerinden bahsedilirken, jeotermal kaynak sularının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne önemli bir çevresel etkisinin olup olmayacağının, daha sonra açılması planlanan santral ve üretim aşamasında kısa, orta ve uzun vadede yeraltı ve yerüstü, her türlü tarım alanlarına vereceği fiziki, kimyasal ve biyolojik zararların olup olmayacağı ve alınacak önlemler ile ilgili açıklama, bilgi ve önerilerin olmadığı veya yetersiz olduğu, jeotermal akışkanların kontrolsuz olarak yüzeyüstü su kaynaklarına boşaltılmasından kaynaklanabilecek yüzey ve yeraltı suları kirlenmesiyle, toprak kirlenmesi ve dolayısıyla tarımsal alanlara olabilecek etkilerin olduğu, jeotermal atık suların yüksek miktarlarda tuz (örneğin Na, SO«, vb), ziraat için zararlı maddeler (örneğin bor), fiziksel zehirli maddeler (örneğin arsenik) ve su kirliliği yapan maddeler (örneğin NH4+, NOZ. NOz) içerebileceği, bu yüksek derişimlerin hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları için hem de toprak için tehdit oluşturduğu, bu kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili bir açıklamanın proje tanıtım dosyasında olmadığı, bu bağlamda sondaj kuyularının açılmasından önce daha detaylı bir incelemenin yapılması gerekliliğinin ortaya çıktığı, bunun da ancak sondaj alanları ve çevresini de içeren ayrıntılı bir ÇED çalışması ile mümkün olduğu, ruhsat alanı ve sondaj alanları ve çevresinin tarım arazisi olduğu, alanın doğal yapı bütünlüğünün bozulmadığı, sondaj yapılması planlanan parseller ve çevresinde herhangi bir sanayi yerleşiminin olmadığı, sondaj alanı ve çevresinin tümünün 5403 sayılı Yasa kapsamında tarım dışı kullanımlara çıkarılamayacak mutlak tarım arazisi ve dikili tarım arazisi sınıfında olduğu, dava konusu projenin, büyük bir bölümünün üzerinde bulunduğu ‘dikili ve mutlak tarım” arazilerinin kesinlikle tarım dışına çıkarılamayacağı 5403 sayılı Yasa ile açıkça hükme bağlandığı, ancak alternatif alan bulunmadığı takdirde kamu yararı ve ilgili bakanlık veya valilikçe kamu yararı kararı verildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları için istisnai olarak tarım dışına çıkarılabileceği, ancak PTD’den anlaşılacağı üzere, davalı firmanın alternatif yer arayışında bulunmaması nedenleriyle dava konusu ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının uygun olmadığı” yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunda yer alan tespit ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, PTD’de planlanan etkinlik ile ilgili olarak eksiklikler bulunduğu anlaşılmış olup; söz konusu eksiklikler PTD’yi hukuken sakatlar mahiyette görülmekle birlikte, öncelikle uyuşmazlığa konu olan projenin, Yönetmeliğin 7. maddesinde yer verilen kural gereğince ÇED sürecine dahil edilmesi gerekip gerekmediğini hususunun ortaya konulması gerekmektedir.
Buna göre, sondaj yöntemiyle jeotermal kaynak arama faaliyeti projesinin önemli çevresel etkilerinin olacağı, projenin uygulanacağı saha, coğrafya bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Büyükova niteliğinde bulunan tarım arazilerine ve çevresine olumsuz bir etkisinin olup olmayacağı, gerek canlı ve bitki çeşitliliği ve gerekse projenin uygulanacağı sahanın tarımsal potansiyeli ile projenin olası etkileri dikkate alındığında, bilirkişi raporuyla ortaya konulan risk ve etkiler sebebiyle ÇED sürecinin işletilmesi, ÇED raporu hazırlanarak neticede ortaya çıkan duruma göre iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davacılardan … ve … yönünden davanın ehliyet yönünden reddine, diğer davacılar yönünden hukuka aykırı bulunan dava dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1- Davalı idare tarafından iptale ilişkin kısım yönünden; ÇED Gerekli Değildir kararının faaliyete başlanılabilmesi için tek başına yeterli olmadığı, ilgili mevzuat çerçevesinde izinlerin alınması gerektiği, PTD’nin faaliyetin başlangıcından sona ermesiyle birlikte rehabilitasyon çalışmalarına kadar geçen süreçteki tüm çalışmaları içerdiği, taahhütlere aykırı davranılması durumunda gerekli yaptırımların uygulanabileceği, ilgili kurumların görüşlerinin alındığı, yeraltı suyu kullanımı ve kalitesine yönelik hidrojeolojik çalışmaları kapsayan hidrojeolojik değerlendirme raporunun hazırlatıldığı, jeotermal faaliyetten kaynaklanabilecek başta arsenik ve borla ilgili olarak ilki faaliyet öncesi olmak üzere, her mevsimsel dönemde bir olmak üzere yılda en az 4 kere belirlenen yüzey ve yeraltı suyu noktalarından alınan numune ile fiziksel ve kimyasal analizlerin yapılarak DSİ’ye iletileceği, dolayısıyla su kaynaklarına olumsuz etkileri olmaksızın faaliyet gösterileceği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir.
2- Davalı yanında müdahil tarafından iptale ilişkin kısım yönünden, jeoloji mühendisi ve çevre mühendisi tarafından projeyle ilgili herhangi bir eksiklik bulunmadığı, ancak bilirkişi raporunda yer alan olumsuz değerlendirmelerin soyut ve genel nitelikte olduğu, dolayısıyla olumsuz değerlendirmeler ile ilgili itirazların açıklanmasına yönelik ek bilirkişi raporu alınmaksızın, anılan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davalı yanında müdahil tarafından, Manisa İli, Salihli İlçesi, …-… Mevkiinde, … erişim ve … ruhsat numaralı 1.200 ha’lık Jeotermal Kaynak Arama Ruhsatı içerisinde derin sondaj ile 5 noktada jeotermal kaynak arama faaliyeti planlanması üzerine, hazırlanan PTD ile davalı idareye başvurulmuştur.
Davalı idare tarafından alınan kurum görüşleri neticesinde, izni istenilen sondaj yerleri arasından … kodlu alan iptal edilerek sondaj sayısı 4 olacak şekilde revize edilen PTD ile ilgili olarak … tarih ve E-… sayılı “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan ÇED Gerekli Değildir kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. …” hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; “Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir kararı: Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projelerin çevresel etkilerinin incelenerek, çevresel etkilerinin daha detaylı incelenmesi amacıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının gerektiğini belirten Bakanlık kararını, … ifade eder.” olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır.” kuralına, 15. maddesinde; “(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-2 listesinde yer alan projeler, b) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-2 listesinde belirtilen projeler, seçme, eleme kriterlerine tabidir.” kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin seçme-eleme kriterleri uygulanacak projeler listesi olan EK-2 listesinin 55. maddesinde; maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) sayılmıştır. EK-IV bölümünde ise Proje Tanıtım Dosyasının Hazırlanmasında Esas Alınacak Seçme Eleme Kriterleri belirtilmiş, 1. Projenin Özellikleri kısmında: a) Projenin ve yerin alternatiflerinin (proje teknolojisinin ve proje alanının seçilme nedenlerinin), b) Projenin iş akım şemasının, kapasitesinin, kapladığı alanın, teknolojisinin, çalışacak personel sayısının, c) Doğal kaynakların kullanımının (arazi kullanımı, su kullanımı, kullanılan enerji türü vb.), ç) Atık miktarının (katı, sıvı, gaz ve benzeri) ve atıkların kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinin, d) Kullanılan teknoloji ve malzemelerden kaynaklanabilecek kaza riskinin, 2. Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri kısmında: a) Mevcut Arazi Kullanımı ve kalitesi (tarım alanı, orman alanı, planlı alan, su yüzeyi ve benzeri), Ek-V’deki Duyarlı Yöreler Listesi dikkate alınarak korunması gereken alanlar, 3. kısmında; Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler ile Notlar ve Kaynakların, Ekler kısmında ise: 1- Proje için seçilen yerin koordinatlarının, 2- Proje alanı ve yakın çevresinin mevcut arazi kullanımını değerlendirmek için; yerleşim alanlarının, ulaşım ağlarının, enerji nakil hatlarının, mevcut tesislerin ve ek-5’de yer alan Duyarlı Yöreler Listesinde belirtilen diğer alanların (proje alanı ve yakın çevresinde bulunması halinde) yerlerine ilişkin verileri gösterir bilgiler 1/25.000 ölçekli halihazır harita (çevre düzeni planı, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, topografik harita) üzerine işlenerek kısaca açıklanmasının, jeoloji haritasının ve depremselliğin belirtilmesi gerektiği şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
Diğer taraftan; 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 13. maddesinde; “Mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri tarımsal üretim amacı dışında kullanılamaz. Ancak, alternatif alan bulunmaması ve Kurulun uygun görmesi şartıyla; a) Savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar, b) Doğal afet sonrası ortaya çıkan geçici yerleşim yeri ihtiyacı, c) Petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri, ç) İlgili bakanlık tarafından kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri, d) Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plân ve yatırımlar, e) (Ek: 31/1/2007-5578/3 md.) Kamu yararı gözetilerek yol altyapı ve üstyapısı faaliyetlerinde bulunacak yatırımlar, f) (Ek: 26/3/2008-5751/1 md.) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun talebi üzerine 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca yenilenebilir enerji kaynak alanlarının kullanımı ile ilgili yatırımları, g) (Ek: 26/3/2008-5751/1 md.) Jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları, için bu arazilerin amaç dışı kullanım taleplerine, toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile Bakanlık tarafından izin verilebilir. (Ek cümle: 31/1/2007-5578/3 md.) Bakanlık bu yetkisini valiliklere devredebilir. Mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri dışında kalan tarım arazileri; toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile valilikler tarafından tarım dışı kullanımlara tahsis edilebilir…” hükmü, 14. maddesinde; “Tarımsal üretim potansiyeli yüksek, erozyon, kirlenme, amaç dışı veya yanlış kullanımlar gibi çeşitli nedenlerle toprak kaybı ve arazi bozulmalarının hızlı geliştiği ovalar; kurul veya kurulların görüşü alınarak, Cumhurbaşkanı kararı ile büyük ova koruma alanı olarak belirlenir. Büyük ovalardaki koruma ve geliştirme amaçlı tarımsal altyapı projeleri ve arazi kullanım plânları, kurul veya kurulların görüşleri dikkate alınarak, Bakanlık ve valilikler tarafından öncelikle hazırlanır veya hazırlattırılır. Büyük ovalarda bulunan tarım arazileri hiçbir surette amacı dışında kullanılamaz. Ancak alternatif alan bulunmaması, kurul veya kurullarca uygun görüş bildirilmesi şartıyla; a) Tarımsal amaçlı yapılar, b) Bakanlık ve talebin ilgili olduğu Bakanlıkça ortaklaşa kamu yararı kararı alınmış faaliyetler, için tarım dışı kullanımlara Bakanlıkça izin verilebilir…” hükmü yer almaktadır.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Tarafların Kişilik veya Niteliğinde Değişiklik” başlıklı 26. maddesinde; “Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.” hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
1- Temyize konu İdare Mahkemesi kararının, davacılardan (TC:… …’e ilişkin kısmı yönünden;
Olayda; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğinden, dava devam ederken davacılardan …’in 16/05/2021 tarihinde vefat ettiği ve bu suretle taraf ehliyetini yitirdiği, davanın da yalnızca ölen davacıyı ilgilendirdiği ve mirasçılarına intikâl eden bir hak niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, İdare Mahkemesince; adı geçen davacı yönünden dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
2- Kararın, diğer davacılara ilişkin kısmına gelince;
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen ÇED Gerekli Değildir kararlarının iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek IV’te yer alan seçme eleme kriterleri yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta; her ne kadar İdare Mahkemesince, bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle PTD’de planlanan etkinlik ile ilgili olarak eksiklikler bulunduğu, söz konusu eksiklikler proje tanıtım dosyasını hukuken sakatlar mahiyette olduğu, bununla birlikte projenin Büyükova niteliğinde bulunan tarım arazilerine ve çevresine olumsuz bir etkisinin olup olmayacağı, gerek canlı ve bitki çeşitliliği ve gerekse projenin uygulanacağı sahanın tarımsal potansiyeli ile projenin olası etkileri dikkate alındığında bilirkişi raporuyla ortaya konulan risk ve etkiler sebebiyle ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de, PTD’de jeotermal kaynakla ilgili söz konusu kuyuların verimliliği belirlendikten sonra enerji santrallerinin veya bulunacak kaynak sıcaklığına bağlı olarak çeşitli tesislerin (sera ve termal turizm vb.) yapılmasına yönelik planlamaların söz konusu olacağı, dolayısıyla dava konusu proje kapsamında işletmeye yönelik herhangi bir planlamanın olmadığı vurgulanmış iken, bilirkişi raporu incelendiğinde, ziraat mühendisi ve jeofizik mühendisinin temel yaklaşımının, projenin nihai amacının, bölgede jeotermal kaynaktan elektrik üretim tesisi kurulmasının olduğu, dolayısıyla, jeotermal kaynağın aranması ile işletilmesi sürecinde ortaya çıkması muhtemel çevresel etkilerin bir arada değerlendirilmesi gerektiği yönünde olduğundan, eksiklik olarak ileri sürülen hususların da özü itibarıyla, jeotermal kaynağın aranmasına yönelik hazırlanan PTD’nin, bu kaynağın işletilmesi sırasında ortaya çıkması muhtemel çevresel etkilere yönelik alınması gereken önlemler bakımından yetersiz bulunmasından kaynaklı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak jeotermal kaynağın verimine bağlı olarak çeşitli amaçlarla işletilmesinin mümkün olabileceği dikkate alındığında, jeotermal kaynağın sıcaklığı, debisi vs. bilinmemesi nedeniyle henüz belirlenmemiş bir işletme yönteminin çevresel etkilerinin ve buna yönelik önlemlerin jeotermal kaynak aramaya ilişkin PTD’de yer almasının beklenemeyeceğinin kabulü gerekmektedir.
Diğer taraftan; bilirkişi raporunda jeofizik mühendisi tarafından, elektrik üretmek amaçlı açılabilen 2500 m derinliğindeki sondajla ilgili açıklayıcı bilgilerin görülmediği belirtilmiş ise de, davalı yanında müdahil tarafından ortada henüz bilimsel bir verinin olmadığının, projenin amacının zaten jeotermal kaynağa ilişkin bilgilere ulaşılması olduğunun, işletme alternatifinin buna göre belirleneceğinin, ayrıca sondajların derinliğinin azami 2750 m olacağının ancak bunun şart olmadığının, derinliğin 1000 m – 2750 m arasında değişebileceğinin, ayrıca bölgede kuyusu bulunan diğer firmalardan edilen bilgiye göre 2000 m üzerindeki derinlikte kuyu açılmasına rağmen 100 oC altında sera ısıtmasında kullanılan kaynağa ulaşıldığının veya sıcaklığı yüksek olsa da, yeterli debide akışkan bulunmadığının, dolayısıyla her 2000 m üzeri kuyunun elektrik enerjisi üretmesi gibi bir zorunluluğun olmadığının ve sondaj maliyetinin yüksekliğinin firmanın yatırım riski ile alakalı bir konu olduğunun ileri sürüldüğü, jeofizik mühendisi tarafından, PTD’de etrafı betonlanmış boruların kuyudan nasıl çekileceği ile ilgili veya çekilecek olsa bile jeotermal akışkanın yüzeye çıkışı veya yeraltı sularına karışmasının nasıl önleneceği ile ilgili bir açıklama olmadığı belirtilmiş ise de, davalı yanında müdahil tarafından kuyunun kapatılmasının rehabilitasyon alternatiflerinden sadece birisi olduğunun, kapatılması gerekirse defaten vurgulandığı üzere, kuyu ağızları körlenerek tabana kadar çimentolanacağının (tapa çimentolama) taahhüt edildiğinin, bilirkişinin ileri sürdüğü çimentolanmış borunun çıkarılmasının uygulamada çoğu zaman yapılmadığının, alternatif olarak bahsedildiğinin belirtildiği, jeofizik mühendisinin alüvyon zeminin kirlenme riskinin yüksek olduğu, bunun da alüvyondan beslenen sondaj kuyularının da kirlenmesi anlamına geldiği, bu durumu çözecek açıklamanın yapılmadığı değerlendirmesine yönelik olarak, davalı yanında müdahil tarafından, PTD’de teçhiz ve tecrit işlemlerinin nasıl yapılması gerektiğinin anlatıldığının ve hidrojeolojik açıdan geçirimlilik analizinin yapıldığının, kuyu teçhizinin buna göre tasarlandığının, dolayısıyla sondaj faaliyeti ile toprak ve su kaynaklarının etkileşimin olmayacağının, belli formasyonlara kadar borulama ve betonlama işlemleri sayesinde jeotermal kaynağın alıcı ortama ulaşmasının engelleneceğinin, ayrıca jeotermal akışkanın olası soğuk su akifer yapısına bulaşıp bulaşmadığının anlaşılması için yeraltı suyu izleme programı dahil diğer konularla ilgili izleme planı oluşturulduğunun ileri sürüldüğü, jeofizik mühendisi tarafından reenjeksiyon kuyuları ile ilgili açıklayıcı bilginin yer almadığı belirtilmiş ise de, davalı yanında müdahil tarafından projenin, rezervuar keşfine yönelik olduğunun, sondaj sonunda kuyuların hangi amaçla (üretim/reenjeksiyon/gözlem) kullanılacağına yönelik bir belirlemenin bu aşamada söz konusu olmadığının, test sularının reenjekte edilecek olmasının o kuyuyu reenjeksiyon kuyusu yapmayacağının, test sularının fiziksel ve kimyasal analizleri sonucunda kuyuların hangi amaçla kullanılacağının belirlenebileceğinin, dolayısıyla kuyuların işletilmesine yönelik planlama olması durumunda ÇED Yönetmeliği hükümleri uygulanarak ayrıca başvuru yapılacağının öne sürüldüğü, jeofizik mühendisi tarafından fayların neye göre belirlendiği, herhangi bir fay anomalisinin öngörülmediği yönündeki değerlendirmesine yönelik olarak, davalı yanında müdahil tarafından, sondaj noktasının soluna bakıldığında, temel topografyanın 1000 m mesafede -200 kotundan, -700 kotuna düştüğünün, bu kadar yüksek kot farkının volkanik arazi olmaması nedeniyle tektonzima dışında açıklanamayacağının, başka bir deyişle, fay anomalisi ile açıklanabileceğinin, kesitte 3 adet fayın yatırımcının tecrübesine dayalı olarak verildiğinin belirtildiği, jeofizik mühendisi tarafından PTD’de belirtilen ‘jeofizik verilere göre bu sahada sıcaklığın derinlikle ve örtü kalınlığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir’ cümlesi ile ‘yüksek sıcaklığa rağmen düşük özdirenç değerleri ölçülmediği’ cümlesi arasında çelişki olduğu hususuyla ilgili olarak, davalı yanında müdahil tarafından yüksek sıcaklığın yüksek entalpi anlamında olduğunun, yatırımcının orta entalpili olduğunu belirterek kuyu yerlerinin fay sistemleri üzerinde verildiğinin ileri sürüldüğü, jeofizik mühendisi tarafından sondajların neden 2500 m derinlikte açıldığı ile ilgili detaylı bilgiye rastlanılmadığı ve temel içerisinde mermer veya başka bir rezervuar var mı belli olmadığı, ısıtıcı kayanın olup olmadığına da değinilmediği yönündeki değerlendirmesi ile ilgili olarak, davalı yanında müdahil tarafından PTD’de sondaj derinliğinin 2500 m olacağına yönelik ifade olmadığının, derinliğin 1000 m-2750 m arasında değişeceği bilgisine yer verildiğinin, bunun sebebinin faya 1200 m civarında girileceğinin, sondaj esnasında yeterince ısınma olmazsa sondajın erken bitirileceğinin, ısınma olursa daha derine inilebileceğinin, ayrıca sondaj lokasyonlarının ısı niteliğinden çok yapısal özelliklere göre belirlendiğinin, dolayısıyla mermer vs. yorumu yapılmamasının doğal olduğunun, kesiti 2500 m üzeri olmayan bir yapıda ısıtıcı kaynağın görülmesinin çok yüksek sıcaklığın bulunduğu bölgenin olduğu anlamına geldiğinin, dolayısıyla her kesitte görülmemesinin doğal olduğunun öne sürüldüğü, ziraat mühendisi tarafından ileri sürülen sondaj noktalarının çevresinin yoğun ekili ve dikili tarım arazileri ile çevrili olması hususu ile ilgili olarak, davalı yanında müdahil tarafından proje için seçilecek sondaj noktalarının ruhsat alanı içerisinde olmak zorunda olduğunun ve ruhsat sahasının tamamının ise tarım arazisi niteliğinde olduğunun, çevresel açıdan en az risk olacak noktaların seçildiğinin, çevresi tarım arazisi ile çevrili olmayan bir alternatif alanın bulunmadığının, bilirkişi tarafından ileri sürülen birçok alternatif alanın olduğu iddiasına karşılık alternatif alanların da tarım arazisi olacağının, bilirkişi raporunun aksine, sondaj noktalarının Büyük Ova içerisinde yer almadığının ve bilirkişi raporunda yer verilen şeklin (1-3) PTD’ye ait olmadığının, sondaj noktalarına ait tarım alanlarının ise gerekli şartların sağlanması halinde, tarım dışı kullanım izninin mümkün olduğunun, nitekim konuyla ilgili İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün görüşünün bulunduğunun, proje alanında zeytinlikler bulunmasa da, 3 km mesafede zeytinliklerin bulunduğunun, bununla birlikte kaynak arama faaliyetinin keşif amaçlı yapılacağından kısa süreli olacak olması ve alıcı ortama deşarj yapılmayacak olması ile doğrudan ve dolaylı çevresel etkilerin önüne geçilmiş olacağının ileri sürüldüğü, ziraat mühendisi tarafından sondaj noktalarının yüzeysel akış gösteren derelere, sulama kanallarına ve Gediz Nehrine yakınlığına değinilerek kirlenme ihtimali vurgulanmış ise de, davalı yanında müdahil tarafından, tüm bu risklerin PTD’de değerlendirildiğinin ve alınması gereken önlemlerin belirlendiğinin, sondajların lokasyon seçiminde Gediz Nehri taşkın alanı ile DSİ Yeraltısuları Teknik Yönetmeliğinin dikkate alındığının, Gediz Nehrinde meydana gelen kirlilik kabul edilse bile, doğrudan proje ile ilişkisinin bulunmadığının belirtildiği, bilirkişi raporunda belirtilen sondaj alanı ve çevresinin DSİ tarafından sulama alanı olarak işaretlenmiş tarım arazisi içerisinde kaldığı yönündeki tespitle ilgili olarak, davalı yanında müdahil tarafından, DSİ Genel Müdürlüğünce uygun görüş verildiğinin belirtildiği, ayrıca davalı yanında müdahil tarafından, ziraat mühendisinin sondajların ileride kurulması planlanan jeotermal enerji üretimi için olduğu şeklindeki değerlendirmesinin somut veriye dayalı olmadığının, yapılması planlanan yeni projelerle ilgili ÇED Yönetmeliğine uyulacağının ve mevcut projelerle kümülatif değerlendirileceğinin öne sürüldüğü, ziraat mühendisi tarafından jeotermal kaynağın, yeraltı sularına karışması halinde toprakların kirleneceği, tarımın olumsuz etkileneceği belirtilmiş ise de, davalı yanında müdahil tarafından PTD’de alınması gereken önlemlerin belirtildiğinin bu sayede olumsuz etkisinin olmayacağının, kaldı ki izleme programı ile de yeraltı sularının izleneceğinin ileri sürüldüğü, ziraat mühendisi tarafından ileri sürülen değerlendirmelerin sondaj noktası ile sınırlı kalmaması, yakın çevrede bulunan jeotermal tesislerin de etkilerinin birlikte inceleneceği kümülatif yeraltı suyu değerleri dikkate alınması gerektiği, PTD’de bu yönden eksiklik bulunduğu hususu ile ilgili olarak, davalı yanında müdahil tarafından PTD’de etki alanında kalan diğer mevcut ve açılması planlanan kuyularla ile tesislerin kümülatif değerlendirildiğinin, etki alanında jeotermal enerji üretim santralinin bulunmadığının, kaldı ki bilirkişi raporunda hidrojeolojik yönden PTD’nin yeterli bulunduğunun belirtildiği, ziraat mühendisinin alternatif alan arayışına gidilmediği yönündeki tespit bakımından, davalı yanında müdahil tarafından yer seçiminin jeolojik ve jeofizik veriler ışığında yapıldığının, rezervuara ulaşılacağı düşünülen noktalarda çalışıldığının öne sürüldüğü, ziraat mühendisinin sondaj faaliyeti sonrasında açılması planlanan santralin çevresel etkileriyle ilgili açıklama bulunmadığı hususu ile ilgili olarak, davalı yanında müdahil tarafından halihazırda santral kurulmasının planlanmaması nedeniyle PTD’de yer verilmediğinin, sondaj faaliyetinin çevresel etkilerine ise PTD’de yer verildiğinin belirtildiği, ayrıca davalı yanında müdahil tarafından, Gediz Havzası’nda meydana gelen kirlilik nedeniyle jeotermal ve madencilik faaliyetlerine yeni izin ve ruhsat verilmemesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün 14/08/2017 tarihli yazısı da dikkate alınarak bilirkişi raporunda olumsuz görüş verilmiş ise de, aynı kurumun … tarih ve .. sayılı yazısı gereği dava konusu projeye ait ruhsat bakımından muafiyet söz konusu olduğu ancak yine de, havzanın mevcut kirlilik yükü dikkate alınarak bir izleme planı oluşturulduğu ileri sürüldüğünden, uyuşmazlığın esasını etkileyebilecek nitelikte olduğu anlaşılan bu itirazların ise açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, jeotermal kaynak arama projelerinde en önemli kirlilik nedenlerinden biri olan test sularının reenjeksiyon yapılmayarak alıcı ortama deşarj edilmesinin gerek su kaynaklarının, gerekse toprağın kirlenmesine neden olduğu, dolayısıyla tarımın da olumsuz etkilendiği hususları dikkate alındığında, bu anlamda dava konusu projede test sularının yönetimi ile ilgili olarak gerek jeoloji gerekse çevre mühendisi tarafından alınan önlemler yeterli bulunmuş iken, yeniden yapılacak incelemede de, dava konusu jeotermal kaynak arama projesinin tarımsal faaliyetler üzerindeki etkilerinin olup olmadığı değerlendirilerek, varsa projeye özgü bu etkilerin ve alınması gereken önlemlerin (örneğin reenjeksiyon hususu dışında, korozyon nedeniyle meydana gelebilecek sızıntı veya çeşitli nedenlerle meydana gelebilecek patlama vs. gibi diğer etkilere yönelik alınması gereken önlemlerin) yeterli olup olmadığının daha somut bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Ayrıca bakılmakta olan davada, jeotermal kaynak arama projesinin tarım alanları üzerindeki muhtemel etkilerinin ve alınması gereken önlemlerin yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekli olsa da, yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve sulu tarım arazileri ile Büyük Ova koruma alanı ilan edilen alanlardaki tarım arazilerinin amacı dışında kullanılamayacağı, ancak belli şartlar dahilinde tarım dışı amaçla kullanılmasına izin verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, gerek 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesi, gerekse ÇED Yönetmeliğinin 6. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, ÇED Olumlu ve ÇED Gerekli Değildir kararı alınmadıkça projeyle ilgili gerekli olan izinlerin verilemeyeceği anlaşıldığından, tarım dışı kullanım hususuyla ilgili değerlendirmelerin, ÇED Gerekli Değildir kararı alındıktan sonra yatırımın yapılabilmesi için alınması gereken tarım dışı kullanım izni kapsamında ele alınması gereken bir husus olduğunun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın tereddüte mahal vermeyecek şekilde çözümlenebilmesi amacıyla, temyiz dilekçelerindeki iddialar ile yukarıda yer verilen hususlar da dikkate alınarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan oluşturabileceği muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olup olmadığının, aralarında çevre mühendisi, jeoloji/hidrojeoloji mühendisi, ziraat mühendisi ve jeofizik mühendisi olmak üzere, gerekirse başka dallarda da uzmanlar seçilerek oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak alınacak rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, karara esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte olmayan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalı ile davalı yanında müdahilin temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davacılardan … ve … yönünden davanın ehliyet yönünden reddine, diğer davacılar yönünden dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 30/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.