Danıştay Kararı 6. Daire 2021/6171 E. 2021/10067 K. 23.09.2021 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/6171 E.  ,  2021/10067 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/6171
Karar No : 2021/10067

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) :
1- …

16- …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ :…
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … Enerji Üretim A.Ş.
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Artvin İli, Şavşat İlçesi, … Havzası, … Çayı üzerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan “Şavşat Regülatörü, Hidroelektrik Santrali, Kırma Eleme Tesisi ve Hazır Beton Üretim Tesisi (14,52 MWe/16,53 MWm)” projesiyle ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı ”Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Ondördüncü Dairesinin 25/06/2015 tarih ve E:2014/575, K:2015/5889 sayılı kararıyla; davacılardan …, … ve … yönünden onanması, diğer davacılar yönünden ise dava açma ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı veya dava açma ehliyeti bulunduğu anlaşılanlar bakımından ise davanın süresinde açılıp açılmadığı yönlerinden araştırılmak suretiyle karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine, bozma kararına uyulmayarak, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesinin ısrar kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/02/2019 tarih ve E:2016/67, K:2019/775 sayılı kararıyla; davacılardan …, … ve … dışındaki davacılar yönünden projenin gerçekleştirileceği köyde “ÇED Olumlu” kararının duyurulmadığı anlaşıldığından, davada süre aşımı bulunmadığı gerekçesiyle bozulması üzerine, bozma kararına uyularak verilen temyize konu kararda; uyuşmazlık konusu olayda Ulusal Yargı Ağı Portalı (UYAP) kayıtlarına göre yapılan sorgulamada davacılardan …, …, …’in, davanın açıldığı tarih itibarıyla dava konusu proje alanı veya proje etki alanında ikamet etmediği gibi, bu alanlarda taşınmazlarının da bulunmadığı anlaşıldığından, Artvin İli, Şavşat İlçesi, … Havzası, … Çayı üzerinde kurulması planlanan Şavşat Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali, Kırma Eleme Tesisi, Hazır Beton Üretim Tesisi (Şavşat HES) Projesi için verilen Çevre ve Orman Bakanlığı’nın … tarih ve … sayılı ”Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararına konu işlemi ile kişisel, güncel ve meşru bir menfaatinin ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden, bakılan davayı açma ehliyetlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava açma ehliyeti bulunduğu kabul edilen davacılar yönünden ise, davanın esası hakkında yapılan değerlendirme; inşaat mühendisi-hidrolog, biyolog, jeoloji mühendisi, orman mühendisi, harita mühendisi, çevre mühendisi ve ziraat mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti ile mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; “Şavşat HES projesi ve proje ünitelerinin bulunduğu alanda, Kabaköy Formasyonu, Çatak Formasyonu ve Ağıllar Formasyonunun yer aldığı, Kabaköy Formasyonunun genellikle koyu gri, mavimsi gri, siyah, yer yer de kahverengi renkli, kırıklı ve çatlaklı, orta derecede eklemli ve yer yer boşluklu, yer yer tabakalı yapı gösteren andezit-bazalt lav, tüf ve breşlerinden oluştuğu, Çatak Formasyonunun bazalt, spilitik bazalt ve dasit, riyolit bileşimli lavlardan oluştuğu, Ağıllar Formasyonunun ise kumlu kireçtaşları ve genellikle masif, yer yer kalın tabakalı, sert ve dayanımlı resifal kireçtaşları ile temsil edildiği, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan heyelan envanter haritasına göre; Şavşat HES projesinin bulunduğu alanda ve yakın çevresinde aktif ve/veya eski (fosil=paleo) heyelan alanların bulunduğu, regülatör yerine en yakın aktif ve eski heyelan alanlarının sırasıyla regülatörün 3,5 km ve 2,5 km kuzeybatısında yer aldığı, gerek iletim tüneli gerekse revize iletim tünelinin eski heyelan sahasının alt kotlarından geçtiği, dava konusu ÇED raporunun mühendislik jeoloji kısmında da belirtildiği gibi, revize iletim tüneli eski heyelan sahasının alt kotlarında geçtiği, ÇED raporunun patlatma bölümünde de açıklandığı üzere, iletim tüneli kapsamında yapılacak patlatmalar neticesinde ortaya çıkacak titreşim değerlerinin 5mm/s’nin altında olmasından dolayı patlatma çalışmalarından eski heyelan alanının etkilenmeyeceği, gömülü şekilde inşa edilen revize cebri boru güzergâhına en yakın aktif ve eski heyelan sahalarının sırasıyla, revize cebri boru güzergâhının 600 m ve 800 m güneyinde yer aldığı, santral yerinin ise eski bir heyelan sahası içinde kaldığı, keşif günü yapılan gözlemlerle projenin tüm ünitelerinin inşa edildiği ve projenin faal olduğu, bu bağlamda santral yerinde yapılması gereken bir çalışma kalmadığından, aktif olarak çalışan santral ve çevresindeki faaliyetlerin eski heyelan alanını tekrar aktif duruma getirmeyeceği, yüksek toz miktarı bitkinin yaprak yüzeyini kapladığı zaman fotosentezi, terlemeyi ve gutasyonu (bitkilerin yapraklarından damlalar halinde su atılması) stomanın açılıp kapanması ve yaprak sıcaklığı gibi birçok fizyolojik özelliği olumsuz yönde etkilediği, bu durumun söz konusu parselden alınacak verimi düşürdüğü, ancak bu tür projelerde bu çevresel olumsuzlukların inşaat aşamalarında ve geçici bir süre içinde ortaya çıktığı, oluşacak toza karşı fauna ve floranın etkilenmemesi için sulamalar (pulvarizasyon) yapıldığı, dava konusu ve işletme aşamasındaki tesislerde ise bu yönde bir çevresel olumsuzlukla karşılaşılmadığı, proje sahası içerisinde ve yakın çevresinde 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu kapsamında olan ‘Su Ürünleri İstihsal ve Üreme Sahaları’ ile 4342 sayılı ‘Mera Kanunu’nda belirtilen alanların bulunmadığı, regülatör gölü oluşumu sonrasında gölde balıkların besinlerini oluşturan fitoplanktonik ve zooplanktonik türlerin nitel ve nicel artışlarının beklenmesi nedeniyle, bu durumun balık popülasyonlarını da olumlu olarak etkileyeceği, tespit edilen balık türleri içerisinde Salmo popülasyonları Doğu ve Orta Karadeniz Bölgelerinde Salmo coruhensis ve Salmo rizeensis olmak üzere iki yeni tür olarak tanımlandığı, bu türlerden S.coruhensis göçücü bir tür olup akarsu sistemi içerisinde akarsudan denize ve denizden akarsuya göç ederek varlığını sürdürdüğü, bu türün Doğu ve Orta Karadeniz Bölgesinde birçok akarsuda dağılım gösterdiği, ekolojik toleranslarının oldukça yüksek olduğu, HES projesinin hayata geçirilmesi ile soyunun tükenmesi gibi bir tehlike beklenmediği, projenin faaliyete geçmiş olduğu, çevrede yeni bir bozulmaya neden olmadığı, faaliyet alanında oluşan tahribatlardan dolayı doğanın kendini yenilediği, faaliyet alanına özgü lokal endemik bitki ve hayvan türlerinin bulunmadığı, bunların çok geniş bölge genelinde yayılış gösterdiği, proje alanına veya onun etki alanına ait bir endemik tür tespit edilmediği, bu nedenle de alan gen bankası oluşturulmasının zorunlu olmadığı, dava konusu alandaki orman alanları ve yakın çevresi farklı eğim gruplarında olup ormanlık alanın genel arazi eğimi %20 – 60 arasında değiştiği, proje alanın büyük kısmının kahverengi orman toprağı vasfında olduğu, proje alanı eğim derecesi ve toprak yapısı itibari ile toprak muhafaza karakteri taşıdığından alanda kısmi erozyon riski tehlikesi bulunduğu ancak su ve toprak rejiminde kabul edilebilir ölçülerde çevresel etkinin olabileceği, ÇED raporunda peyzaj çalışmalarında inşaat sonrası tesis çevresi yine doğal bitkisel örtü ile sarılacağı, böylelikle peyzaj açısından alan çevresinde yoğun peyzaj düzenlemelerin yerine daha doğal dokunun oluşumuna izin verileceğinin ifade edildiği, meşcere haritası ve arazide yapılan incelemelere göre dava konusu alan çevresinde bitki örtüsü yönünden tehlike altında veya korunması gereken orman ağacı türü olmamakla beraber yakın çevresinde verimli orman alanları bulunmakta olup, bu tür alanların yapılacak olan bu tür tesislerden olumsuz anlamda etkileneceği ancak, bu olumsuzlukların geçici ve kabul edilebilir sınırlarda olabileceği, proje kapsamında yer alan ‘Orman Sayılan Alanların’ kullanımı için 6831 Sayılı Orman Kanununun 16 ve 17. maddeleri gereğince ”Orman İzni” alınacağı, iş ve işlemlerin Orman Genel Müdürlüğünün ilgili talimatları doğrultusunda yürütüleceği, inşaat aşamasında çalışmaların Orman ve Su İşleri Bakanlığı gözetiminde gerçekleştirileceği, kesim yapılacak orman alanının 21,5 ha olup yaklaşık olarak 4300 ile 5370 arasında ağaç kesiminin olacağı, bu sayıda çıkarılacak ağacın orman ekosistemine önemli ve onarılamaz bir etkisinin olmayacağı, iletim hatlarının geçtiği alanlarda orman ekosistemine olumsuz bir etki beklenmediği, alan içerisinde bitki örtüsü ve yaban hayatı yönünden tehlike altında veya korunması gereken tür bulunmadığı, proje alanı içerisinde ve etki mesafesinde muhafaza karakterinde orman alanları (Gen koruma ormanları, Araştırma ormanları, Endemik ve korunması gereken nadir ekosistem alanları, tohum meşçeresi, Milli park, Av ve Yaban hayatı geliştirme sahası) bulunmadığı, ayrıca dava konusu alan 873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında olan Korunan Alanlar, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu kapsamında kalan Yaban Hayatı Koruma/Geliştirme Sahaları, Yaban Hayvanı Yerleştirme Sahası ve tescilli avlak sahası sınırları içerisinde bulunmadığı, “Şavşat Regülatörü ve Hidroelektrik Santralı, Kırma Eleme Tesisi, Hazır Beton Üretim Tesisi” faaliyetinin ormanlar ve ormancılık çalışmaları üzerine kalıcı ve kabul edilemez olumsuz etki-etkilerinin olmayacağı, çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanma sürecinin mühendislik bilimleri başta olmak üzere teknik yönden değerlendirildiğinde yapılması planlanan projenin ölçütleri ve çevreye olası etkileri dikkate alındığında usule uygun hazırlandığı, proje kapsamının asgari gereklilikleri taşıdığı, yeterli uzman personelin bilgi ve katkısının raporun hazırlanmasında dikkate alındığı, arazi çalışmalarının yapıldığı, söz konusu faaliyetin yapımı sırasında gerek çalışanlar gerekse iş makineleri ve diğer birimlerden kaynaklı atıkların söz konusu olduğu, ÇED Raporunda bu atıkların bertarafı ile ilgili olarak yeterli düzeyde açıklamalar yapılarak oluşması muhtemel kirlilik kaynaklarına karşı gerekli önlemlerin alınması ile çevre ve insan sağlığı üzerinde kalıcı ve kabul edilemez bir kirlilik yükü oluşturmadığı, ÇED dosyasının projenin işletme aşamasında atıksu, katı atık ve tehlikeli atıkların toplanması-uzaklaştırılması-zararsız hale getirilmesi ve çevresel yönden geçici ve kabul edilebilir etkileri yönünden yöntem ve taahhütlerinin yeterli olduğu, işletme aşamasında olan tesis ile ilgili faaliyetlerin tamamlanmasının ardından döküm sahaları ile ilgili rehabilitasyon çalışmalarının (topografik açıdan çevredeki arazi yapısına uygun hale getirme, bitkisel toprak serilerek biyolojik verimliliğin sağlanması, şev stabilitesi-seddeleme-dolgu işlemlerinde, kırma eleme ve beton tesislerinde kazı fazlası malzemenin kullanılması vb.) yapıldığı, böylece KFMDA ile ilgili çevresel etkilerin kabul edilebilir düzeyde araziye uygunluğunun sağlandığı, Şavşat Regülatörü ve HES Projesinin faaliyeti sırasında gerek regülatör alanı gerekse santral binası çevresinde tesis ünitelerinden kaynaklı katlanılamayacak ve çevredeki canlı hayatını olumsuz yönde etkileyebilecek bir gürültü seviyesiyle ve tesis ünitelerinden kaynaklı sürdürülebilir ekosistem bütünlüğü sınırlarında toz etkisiyle karşılaşılmadığı, Şavşat Regülatörü 1963-2009 yılları arası ortalama akım değerinin 5,55 m3/s olduğu, Ocak ve Eylül aylarında minimum (2,64 ve 2,68 m3/s), Mayıs ayında ise maksimum (14,39 m3/s) akım değerlerinin gözlemlendiği, proje yerlerindeki aylık ortalama debiler incelenerek kritik dönemlerin tespit edildiği, bu kritik döneme giren ayların ortalama debilerinin %10’unun belirlenen kritik periyotta diğer ayların ortalama debilerinin %10’unun ise kritik periyot dışında kalan aylarda yatak suyu olarak sürekli olarak yatağa bırakılacağı ve enerji hesaplarının dışında tutulacağı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün görüşü doğrultusunda kadim su hakları hariç olmak üzere doğal hayatın sürdürülebilirliği açısından bırakılması zaruri olan can suyu miktarının yağışlı dönem (Nisan-Haziran) için en az 1,43 m3/s, kurak dönem (Temmuz-Mart) için en az 0,58 m3/s olacağı, proje alanı ile ilgili olarak Artvin İl Özel İdaresi Tarım Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğü görüşü doğrultusunda Mansuret (Mansurat) Çayı’ndan sulama suyu kullanımı açısından yapılan değerlendirmelerin de ÇED raporunda yer aldığı, bu değerlendirmelere göre 332 L/s’ lik bir sulama suyu ihtiyacının gerektiği, 0,332 m3/s’lik su miktarının can suyu miktarı (yağışlı dönemde Nisan-Haziran için en az 1,43 m3/s, kurak dönemde Temmuz-Mart için en az 0,58 m3/s) dışında sulama amaçlı kullanılmak üzere yılın her döneminde yatakta bırakılacağı, içme ve kullanma suyu olarak halihazırda talep edilen suyun memba kısmında 10,57 L/s ve mansap kısmında 1,5 L/s olduğu, ancak gelecek yıllarda iklimsel ve mevsimsel değişime bağlı olarak yerleşim yerlerinin içme suyu ve kullanma suyu ihtiyacının artışı insan, küçükbaş ve büyükbaş hayvan nüfus artışlarına paralel olarak talep edilen suyun memba kısmında 47,83 L/s ve mansap kısmında 7 L/s olacağı, bu miktarların dikkate alınarak doğal hayatın devamı için gerekli can suyu miktarına ilave edileceği, proje yağış alanının iklim özelliklerine ve Çoruh Nehri Berta Çayı’nın ve yan kollarının taşkınları yağış alanı içi ve çevresindeki Akım Gözlem istasyonlarında (AGİ) gözlenmiş en büyük taşkınlar ve bunların pik debilerinin tarihlerinin incelenmesinden taşkınların sıklıkla Nisan-Mayıs aylarında oluştuğunun görüldüğü, taşkınlar ve pik debilerin yalnız yağmurdan oluştuğu gibi bazen yağmur ve kar erime akışlarının birleşiminden de oluşabildiği, Şavşat regülatörü yerinin çeşitli yinelemeli pik debilerinin hesabında, Çoruh Nehri Berta Çayı’nın üzerinde ve proje yerinin hemen mansabında yer alan EİE istasyon ve Çoruh Havzası’nın orta aşağı bölümündeki diğer açık kapalı 29 adet AGİ’nun yılda anlık debilerinden yararlanılarak istatiksel yöntemlere ek olarak, yağış-akış bağlantısından sentetik yöntemlerin de uygulandığı, bu amaçla noktasal Taşkın Frekans Analizi (NTFA), Bölgesel Taşkın Frekans Analizi (BTFA) ve Sentetik Yöntemlerle Taşkın Tekerrür Debileri hesabının yapıldığı, bunların dışında DSİ Sentetik Yöntemi, Snyder Yöntemi, Mockus Yönteminin de değerlendirildiği, Şavşat Regülatör yeri için her bir yöntemle hesaplanan yinelenme debilerinin birbiriyle uyumlu olduğu, yinelenmeli debiler için Noktasal Taşkın Frekans Analizi (NTFA) Yöntemine ait sonuçların proje boyutlandırılmasında kullanılmasının daha ekonomik ve güvenilir bulunduğu, yapılması planlanan projede doğal taşkınların maksimum akımları göz önüne alındığında söz konusu depolama hacminin yetersiz olacağının görüldüğü, bu nedenle rezervuar taşkınları önlemeye yeterli olmayacağından rezervuardan gelen taşkın debilerinin güvenli bir şekilde dere yatağına yönlendirecek dolu savak kanalı inşa edileceği, proje kapsamında 09.09.2006 tarih ve 26284 sayı ile yürürlüğe giren 2006/27 sayılı “Dere Yatakları ve Taşkınlar” Başbakanlık Genelgesi doğrultusunda hareket edileceği, inşaat aşamasındaki çalışmalar süresince dere yataklarına malzeme dökülmeyecek ve yatak genişliklerine herhangi bir müdahale yapılmayacağı, balık göç ve hareketleri açısından; su girişinin (membaya giriş), geçitten dışarı çıkan balıkların akıntı ile türbine doğru sürüklenmesini engelleyecek şekilde, türbinden yeterli derecede uzak bir mesafeye konumlandırıldığı, projede planlanan balık geçidinin regülatör sağ sahilinde yer alacağı, santral yerinde jeolojik profili ortaya koymak için 2 adet sondaj kuyusu (SK-10 ve SK-11) açıldığı, santral yeri ve çevresindeki yamaçlarda Çatak Formasyonuna ait genelde bazalt yer yerde aglomeraların yer aldığı, açılan SK-11 nolu sondaj kuyusunun mevcut yolun dere kenarında ve dolgu malzemesi kalınlığının 1,5 m olduğu, bunun altında bazaltların yer aldığı, santral yapısının bazalt birimine oturtulacağı, yeraltı suyu seviyesinin yüzeyden 3,75-4 m derinlikte olduğu, bazaltın ilksel olarak geçirimsiz özellikte olduğundan, büyük hacimli yeraltı suyu depolamasına uygun yapıların gelişmediği, bu nedenle kazı sırasında kırık, çatlak ve eklem düzlemlerinden gelebilecek, yüzeysel beslenmeli küçük su sızıntıları dışında yoğun bir yeraltı suyu problemi ile karşılaşılmayacağı, planlanan proje kapsamında yer altı su kaynaklarına herhangi bir etki beklenmediği, projenin inşaat aşamasında yapılması planlanan patlatmaların yeraltı sularını özellikle köy içme suyu kuyularını etkilemesi durumunda faaliyet sahibince gerekli önlemler alınarak gerekir ise yeni kaynaklar temin edileceği, keşif günü yapılan incelemelerde zemin-temel özelliği olarak bazalt birimi üzerine oturtulan santral binasının hidrojeolojik ve hidrolik açıdan sorunlu (heyelanlı) alanlarda şev stablizasyonu, istinat duvarı, istifli dolgu ve yatak düzenlemeleri yapılarak faaliyetin heyelan ve sel etkilerinin teknik anlamda uygun ve yeterli yöntemlerle önlenmeye çalışıldığı, mansaba bırakılan can suyu miktarının tespiti amacıyla DSİ’nce yerleri belirlenen AGİ’ler ile ölçümlerin gerçekleştirildiği ve sucul hayatın devamlılığı-hareketliliği için kapak yerine membaya doğru uzatılmış kanalla sürüklenmeyi engelleyen, değişen su kotlarından çok az etkilenen, çağırmalı balık geçitlerinin yapıldığı, bu yönleriyle projenin ve yapılabilirlik kriterleri olan ÇED raporunun Hidrojeoloji-Hidroloji-Can suyu-Mansap su hakları değerlendirmelerinin teorik anlamda uygun olduğu, ancak bu tür projelerde özellikle inşa ve işletme aşamasında ÇED raporunda verilen taahhütlere rağmen geçici ve/veya kalıcı çevresel olumsuzluklarla karşılaşmanın mümkün olduğu, keşif günü davacıların ve yöre halkının, kanalizasyon sularının Tigrat Deresine verilmesi ve hem mevsimsel özellikler hem de proje sonrası su miktarının azalması ve projenin hayata geçirilmesi ile özellikle yaz aylarında koku sorunu yaşadıkları, proje sonrası Şavşat Çayındaki debi ve buna bağlı su seviyesindeki azalmanın alandaki üç adet sulama kanalının su alma ağızlarının altında kalması ile su almada ve sulama yapmada sorunlar yaşadıkları, patlatmalardan kaynaklı Zöhret Mahallesinde suların kesildiği ve evlerde deformasyonların olduğu yönünde beyanları olduğu, bununla birlikte bu beyanların büyük bir kısmının ÇED sürecinden bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği, koku problemine neden olduğu iddia edilen kanalizasyon sularının ‘Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre kanalizasyon şebekesine bağlanmaları, vidanjör ve benzeri bir araç ile taşınarak yerel yönetimlerce gösterilecek yerlere boşaltılmaları, kanalizasyon şebekesi bulunmayan yerlerde çevre kirlenmesine yol açmayacak bir düzeyde arıtılarak uzaklaştırılmaları ve uygun alıcı ortama verilmeleri, dolayısıyla arıtılmadan bir bölgenin atık sularının bir yüzeysel su kaynağına verilmesinin dava konusu projenin öncesi ve sonrası yönüyle değerlendirilmemesi, eğer bu tür bir deşarj durumu varsa ilgili yönetmelik gereklerince irdelenerek konu ile ilgili kurum ve kuruluşların harekete geçmesi, sulama kanalları ile ilgili olarak su alma ağızlarının projeden kaynaklı olsun ya da olmasın su kullanım haklarının belirlenmesi ve uygulanması noktasında yine ilgili kurumlarca yerinde belirlenmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması, projeden kaynaklı olması durumunda davalı idare ve şirketçe gereğinin yapılmasının sağlanması gerektiği, patlatmalardan kaynaklı olarak yerleşim yerlerinin zarar gördüğü ve su kaynaklarının yer, yön ve miktar yönleriyle değişikliğe uğradığı yönleriyle yapılan şikayetlerin inşaat ve işletme aşamasından bugüne geçen süre (3 yıl) dikkate alındığında faaliyetlerden kaynaklı olduğunun tespit edilebilmesi durumunda proje sahibi şirketin ekosistem bütünlüğü yönünde ÇED raporunda taahhüt ettiği ‘projenin inşaat aşamasında yapılması planlanan patlatmaların yeraltı sularını özellikle köy içme suyu kuyularını etkilemesi durumunda faaliyet sahibince gerekli önlemler alınarak gerekir ise yeni kaynaklar temin edileceği’ doğrultuda gereklikleri yerine getirmesinin sağlanması gerektiği değerlendirildiği, sonuç olarak; Artvin ili, Şavşat ilçesi, Çoruh Havzası, Şavşat Çayı üzerinde kurulması planlanan ‘Şavşat Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali, Kırma Eleme Tesisi, Hazır Beton Üretim Tesisi (Şavşat HES) Projesi’ ile ilgili olarak proje sahasının niteliği dikkate alındığında yürütülecek çalışmaların su kaynakları, orman alanları, yerleşim yerleri, çevredeki bitki örtüsü ve doğal yaşam dikkate alınarak Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğu, proje alanında yürütülecek faaliyetin işletme kapasitesi, kullanılacak teknik donanım ve yöntem gözetildiğinde, “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı verilmesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı’nın … tarih ve … karar numaralı işlemi kararının teknik olarak yeterli ve uygun olduğu …” sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Bu durumda, dosyada yer alan bilirkişi raporu incelendiğinde; proje alanında ve yakın çevresinde aktif ve/veya eski heyelan alanları bulunmakta ise de, proje faaliyetleri kapsamında yapılacak patlatmalar sonucu oluşacak titreşim değerinin 5 mm/s değerinin altında olması nedeniyle, patlatma çalışmalarının eski heyelan alanlarını tetiklemeyeceği, keşif günü yapılan tespit ve gözlemlerden de, tüm unsurları ile faaliyete geçmiş olan ve çalışmaları tamamlanmış bulunan proje alanında gerçekleştirilecek olağan faaliyetlerin, heyelanlı alanları bu aşamadan sonra aktif hale getiremeyeceğinin anlaşıldığı, bitki flora ve faunasının çalışmalar sırasında meydana gelen toz oluşumundan etkilenmemesi için sulamalar (pulvarizasyon) yapıldığı, tesis çevresinde de bu tip bir olumsuz durumla karşılaşılmadığı, proje sahası ve yakın çevresinde 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu kapsamında olan ‘Su Ürünleri İstihsal ve Üreme Sahaları’ ile 4342 sayılı ‘Mera Kanunu’nda belirtilen alanların bulunmadığı, proje alanında ve çevresinde endemik ve soyu tükenme tehlikesi altında olup korunması gereken herhangi bir bitki ve hayvan türünün bulunmadığı, bu nedenlerle de gen bankası oluşumunun zorunlu olmadığı, çevresinde verimli orman alanlarının bulunduğu proje alanında icra edilecek faaliyetlerin verimli orman alanlarına vereceği tahribatın, geçici ve kabul edilebilir bir seviyede olduğu, kesilecek ağaç sayısının orman ekosistemini onarılmaz bir zarara uğratmayacağı, gürültü ve toz seviyesinin ekosistem bütünlüğü sınırlarında olduğu, balık geçitlerinin türbinden yeterli derecede uzak bir mesafede konumladırılarak, balıkların türbine doğru sürüklenmesini engelleyecek şekilde inşa edildiği, santral alanında iki adet sondaj kuyusu açılarak, yeraltı suyu seviyesinin güncel olarak kontrolüne olanak sağlandığı, can suyu miktarının tespiti amacıyla teknik ölçümlerin gerçekleştirildiği, proje alanı ve çevresindeki yerleşim alanlarında yaşayan kişiler tarafından dile getirilen, kanalizasyon sularının Tigrat deresine karışması, yaz aylarında su seviyesinde meydana gelen azalma ve koku sorunu ile evlerde oluşan deformasyon sorunlarının, ÇED sürecinden ayrı ve bağımsız olarak ve de proje sahibi tarafından, ÇED raporunda yer alan taahhütlerin yerine getirilmesi ile ilgili sorumluluk kapsamında değerlendirilmesinin gerektiği, sonuç olarak proje sahasında yürütülecek çalışmaların tarım arazileri, su kaynakları, orman alanları, yerleşim yerleri, çevredeki bitki örtüsü ve doğal yaşam başta olmak üzere çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğu anlaşıldığından, dava konusu ÇED Raporu esas alınmak suretiyle tesis edilen, Artvin İli, Şavşat İlçesi Çoruh Havzası, Şavşat Çayı üzerinde kurulması planlanan Şavşat Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali, Kırma Eleme Tesisi, Hazır Beton Üretim Tesisi (Şavşat HES) Projesi için verilen Çevre ve Orman Bakanlığı’nın … tarih ve … sayılı ”Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, davacılardan …, …, … yönünden davanın ehliyet yönünden reddine, diğer davacılar yönünden ise davanın esastan reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılardan …, … ve …’in projenin etki alanı içinde bulunan köylerde mirasen intikal eden taşınmazlarının bulunduğu gibi, projenin yapıldığı yerin davacıların doğup büyüdükleri ata toprakları olduğu, dolayısıyla “herkes” kavramının ötesinde bu davayı açma ehliyetlerinin bulunduğu, diğer davacılar yönünden esasa ilişkin olarak gerek Mahkeme kararında gerekse bilirkişi raporunda projeyle ilgili olarak kümülatif etki değerlendirilmesinin yapılmadığı, projenin yapılmasıyla 3 adet sulama kanalının su alma ağızlarının, su seviyesinin altında kaldığı, patlatmalardan kaynaklı olarak … Mahallesinin sularının kesildiği, dolayısıyla çevre köylerin kadim su haklarının etkilendiği, yaşanılan bu sorun projeden kaynaklı ise, bu yönüyle ÇED raporunun, teknik olarak yeterli olmadığının göstergesi olduğu, ancak bu durumun Mahkeme kararında ele alınmadığı, ÇED raporunda sel ve heyelan konusunda da herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı, ayrıca bilirkişi raporunda, proje alanı içerisinde gen merkezi Artvin İli olan ve koruma altında olan Kafkas arı ırkı ile arıcılık yapıldığının belirtildiği, dolayısıyla HES’te üretilen enerjinin de iletim hatlarıyla nakledildiği dikkate alındığında, elektromanyetik alanların arılara ne tür etkisinin olduğunun tespit edilmediği gibi, enerji iletim hatlarının veya suyun yatağının değiştirilmesinin çevreye ne tür etkisi olduğuna yönelik bilimsel bir çalışmanın da bulunmadığı, yine enerji iletim hatları nedeniyle kesilecek ağaç sayısına ilişkin bilgiye yer verilmeyerek bunun olası etkilerinin, ÇED raporunda değerlendirilmediği, bilirkişi raporundaki proje nedeniyle kesilecek ağaç sayısının orman ekosistemine zararının olmayacağı tespitinin bilimsel bir dayanağının bulunmayıp soyut nitelikte olduğu, flora ve fauna ile ilgili çalışmaların yetersiz olduğu, buna rağmen bilirkişi raporunda yer alan alan içerisinde bitki örtüsü ve yaban hayatı yönünden tehlike altında veya korunması gereken bir türün bulunmadığı sonucuna nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığı, ayrıca suyun cebri borulara alınmasının sonuçlarının ÇED raporunda ve bilirkişi raporunda değerlendirilmediği, dolayısıyla yetersiz ÇED raporuna dayalı olarak verilen ÇED Olumlu kararını hukuka uygun bulan Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : 1- Davalı idare tarafından, davacılardan …, … ve …’in proje alanında veya etki alanında ikamet etmemeleri veya bu alanlarda taşınmazlarının bulunmaması nedeniyle dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı; esasa yönelik iddialar açısından ise, proje alanı ve yakın çevresinde aktif ve/veya eski heyelan alanları bulunmakla birlikte, proje faaliyetleri kapsamında yapılacak patlatmalar sonucu oluşacak titreşim değerinin 5 mm/s değerinin altında olması nedeniyle patlatma çalışmalarının eski heyelan alanlarını etkilemeyeceği, kaldı ki tüm unsurlarıyla faaliyete geçilmesi nedeniyle çalışmaları tamamlanmış projede gerçekleşecek olağan faaliyetlerin de söz konusu sahaları aktif hale getirmeyeceği, flora ve faunanın çalışmalar nedeniyle meydana gelen tozdan etkilenmemesi için sulamalar yapıldığı, proje alanı ve çevresinde endemik veya nesli tükenme tehlikesi altında bir tür bulunmadığı için gen bankası oluşumunun da zorunlu olmadığı, proje nedeniyle ormanda meydana gelecek tahribatın geçici ve kabul edilebilir seviyede olduğu, balık geçitlerinin türbinden yeterli derecede uzak mesafede inşa edildiği, santral alanında açılan sondaj kuyusu ile yer altı suyu seviyesinin güncel olarak kontrol edildiği, can suyu miktarının tespiti amacıyla teknik ölçümlerin yapıldığı, ayrıca proje alanında yaşayanlar tarafından ileri sürülen kanalizasyon sularının Tigrat Deresine karışması, yaz aylarında su seviyesinde meydana gelen azalma ve koku sorunu ile evlerde oluşan deformasyon sorunlarının, ÇED sürecinden bağımsız olarak ve ÇED raporunda yer alan taahhütlerin yerine getirilmesi ile ilgili sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, projenin çevresel etkilerinin alınacak önlemler sonucu kabul edilebilir düzeylerde olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
2- Davalı yanında müdahil tarafından da dava konusu tesisin, 1992 yılında yapılan Çoruh-Berta Kolu Havzası master plan raporunda havzada belirlenen tesislerden biri olduğu, bilirkişi raporunda, diğer HES’lerin mevcut projenin üst bölgesinde bulunması nedeniyle havza bazında planlamanın işbu proje için önemli bir etkiye sahip olmadığının vurgulandığı, bilirkişi raporunda bırakılan can suyu ile tarımsal suyun yeterli olduğunun ve proje alanında kısmi erozyon tehlikesi olsa bile bu riskin su ve toprak rejiminde kabul edilebilir ölçülerde olduğunun belirtildiği, revize edilen proje nedeniyle çok az sayıda ağaç kesildiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü ile davacılardan … ve … yönünden Mahkeme kararının bozularak, davanın reddine karar verilmesi, diğer davacılar yönünden ise Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, İdare Mahkemesi kararı tüm davacılar tarafından temyiz edilmiş ise de, davacılardan …, … ve … yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararının kesinleştiği, Mahkemece Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/02/2019 tarih ve E:2016/67, K:2019/775 sayılı bozma kararı üzerine, diğer davacılar yönünden yargılama yapıldığı anlaşılmış olup, anılan davacılar dışındaki davacıların temyiz istemleri dikkate alınarak, ayrıca dava konusu işlemin Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tesis edildiği anlaşıldığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca davalılardan Artvin Valiliği hasım mevkiinden çıkarılarak, işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davalı yanında müdahil tarafından Artvin İli, Şavşat İlçesi, Çoruh Havzası, Şavşat Çayı üzerinde “Şavşat Regülatörü, Hidroelektrik Santrali, Kırma Eleme Tesisi ve Hazır Beton Üretim Tesisi (14,52 MWe/16,53 MWm)” projesinin yapılmasının planlanması üzerine, projenin kapasitesi gereği proje tanıtım dosyası hazırlanarak davalı idareye sunulmasından sonra “ÇED Gereklidir” kararı verilmiş, bu kararın gereği olarak hazırlanan ÇED raporu davalı idareye sunulmuş, alınan kurum görüşleri neticesinde davalı idare tarafından projeyle ilgili olarak … tarih ve … sayılı ”ÇED Olumlu” kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar “iptal davası” olarak tanımlanmış, 14. maddesinde de; dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği ve 15/1-b maddesinde; bu hususta Kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hükmü düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Temyize konu İdare Mahkemesi kararının davanın reddine ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.
2- Temyize konu İdare Mahkemesi kararının davacılardan …, … ve …’e yönelik olarak davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmına gelince;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmünün değerlendirildiğinde, yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkı doğar ve bu durum idarenin işleyişini olumsuz etkiler.
Bununla birlikte, çevreyi ilgilendiren projelerle ilgili verilen ÇED kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda dava açma ehliyeti belirlenirken, adil yargılanma hakkı kapsamında davacıların mahkeme erişim hakkı ile idari istikrar ilkesi arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.
Bu nedenle, projelerin yapımının planlandığı yörede ikamet eden ya da o yörede taşınmazları bulunanların, dava açma ehliyetlerinin varlığının kabulü, idari istikrarın sağlanması amacıyla yatırım planlayanların sürekli olarak dava tehdidi ile karşı karşıya kalmamaları bakımından temel ölçüt olmakla birlikte, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmemesi adına davacıların öznel koşullarının da dikkate alınmasının, adil bir yargılama için gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Öznel koşulların varlığının ise somut olayın niteliğine göre Mahkemelerce takdir edileceği kuşkusuzdur.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği 05/03/2020 tarih ve Başvuru No:2016/13846 sayılı kararında; davacıların dava konusu ÇED Gerekli Değildir kararının iptalini istemede menfaatlerinin ihlal edilmediği yolundaki idari yargı kararının gerekçesine yönelik olarak, “…davacıların mülklerinin proje sahasına yakın olması veya kullanım amacı gibi öznel koşulları dikkate almaksızın bir proje sahasında mülkü olmayanların -projeye yakın sahada mülkü olsa bile- projeye karşı hiçbir durumda dava açamayacakları yönünde kategorik bir yaklaşım içermektedir. Ancak başvurucuların öznel durumları hakkında bir değerlendirme içermeyen bu kategorik yaklaşım, başvurucular gibi proje kapsamında olmamakla birlikte projeden etkilenme potansiyeli bulunan kişilerin dava açmalarını imkansız hale getirdiğinden başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin orantısız olması sonucunu doğurmaktadır…” değerlendirmesine yer verilerek, davacıların öznel koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayda; Ulusal Yargı Ağı Portalı (UYAP) kayıtlarına göre davacılardan … ile …’ın proje etki alanında ikamet ettikleri görülmüştür. Dolayısıyla adı geçen davacıların dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer taraftan davacılardan …’in ise proje alanında veya etki alanında ikameti ya da taşınmazı bulunmamakla birlikte, davacının doğum yerinin Şavşat İlçesi olduğu, ailesine ait taşınmazların bulunduğu ileri sürüldüğünden, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, adı geçen davacının proje alanı ile manevi bağının olduğu, dolayısıyla anılan davacının da dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen ehliyet yönünden reddine, kısmen esastan reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davanın esastan reddine ilişkin kısmının oybirliğiyle ONANMASINA, davacılardan …, … ve …’e yönelik olarak ise davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının …, … yönünden oybirliğiyle, … yönünden oyçokluğuyla BOZULMASINA; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2(i) maddesi uyarınca …, … yönünden oybirliğiyle, … yönünden oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 23/09/2021 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Davacılardan … yönünden, temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.