Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/4532 E. , 2022/8454 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/4532
Karar No : 2022/8454
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
2- MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) … Endüstri Mineralleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN ÖZETİ : Muğla ili, Köyceğiz ilçesi, … Mahallesinde yer alan
… ruhsat numaralı saha içerisinde davalı yanında müdahil şirket tarafından yapılması planlanan “IV. Grup Olivin Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi Projesi” ile ilgili olarak Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 17. maddesi uyarınca Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından verilen … tarihli, E… sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının iptali istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 06/04/2021 tarih ve E:2021/1310, K:2021/5118 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak, dava konusu işlemin iptali yolunda … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
… İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz istemlerinin reddi ile anılan kararın ONANMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 06/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY (X):
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar “iptal davası” olarak tanımlanmış olup, bu davalar idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli araçlardandır.
Ancak, yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkı doğar ve bu durum idarenin işleyişini olumsuz etkiler.
Aynı Kanun’un 14. maddesinde de; dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği ve 15/1-b maddesinde; bu hususta Kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmünün değerlendirilmesinden; yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla; iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkı doğar ve bu durum idarenin işleyişini olumsuz etkiler.
Bununla birlikte; çevreyi ilgilendiren projelerle ilgili verilen ÇED kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda dava açma ehliyeti belirlenirken, adil yargılanma hakkı kapsamında davacıların “mahkeme erişim hakkı” ile “idari istikrar ilkesi” arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.
Bu nedenle; projelerin yapımının planlandığı yörede ikamet eden ya da o yörede taşınmazları bulunanların, dava açma ehliyetlerinin varlığının kabulü, idari istikrarın sağlanması amacıyla yatırım planlayanların sürekli olarak dava tehdidi ile karşı karşıya kalmamaları bakımından temel ölçüt olmakla birlikte, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmemesi adına davacıların öznel koşullarının da dikkate alınmasının, adil bir yargılama için gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Öznel koşulların varlığının ise somut olayın niteliğine göre Mahkemelerce takdir edileceği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta; dava dilekçesinde, davacı vekilinin davacının … Dönem … Milletvekili olduğu, projenin çevresel yönden riskler taşıdığı, dava açma ehliyetinin Danıştay içtihatları ile bu ve benzer konularda daha geniş yorumlanması gerektiğine yönelik iddialara yer verilerek görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı tarafından milletvekili olduğu, bu nedenle kamu yararını yakından ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin daha geniş yorumlanması gerektiği ileri sürülmekte ise de; Anayasa’nın 80. maddesinde; Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil bütün milleti temsil edecekleri belirtilmiş olup, söz konusu temsilin siyasi bir temsil olduğu, hukuki anlamda dava açmaya vekâlet niteliği taşımadığı; diğer taraftan milletvekillerinin bu sıfatla hangi hususlarda dava açabilecekleri Anayasa’nın 85. ve 150. maddelerinde belirlenmiş, bunların dışında milletvekillerine, milletvekili sıfatıyla dava açma yetkisi ve ehliyeti tanınmadığı; Anayasa’da düzenlenen yetki dışında milletvekillerine, milletin vekâletini aldıkları gibi bir düşünce ile iptal davası açabilme yetkisinin tanınması Anayasa’da öngörülmeyen bir yetkinin kullandırılması sonucunu doğuracağından; davacının yalnızca milletvekili olması nedeniyle işbu davayı açma ehliyeti olmadığı değerlendirilmektedir.
Ulusal Yargı Ağı portalı (UYAP) kayıtlarına göre, davanın açıldığı tarih itibarıyla davacının ikamet adresinin Köyceğiz İlçe merkezinde yer alan … Mahallesi sınırları içinde kaldığı ve davacı adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmazın da aynı mahallede yer aldığı; proje tanıtım dosyasına göre projenin Muğla ili, Köyceğiz ilçesi, … Mahallesinde bulunduğu, ayrıca proje tanıtım dosyasında proje alanının Muğla İl merkezine 47 kilometre mesafede yer aldığı bilgisine yer verilmesine karşın, proje etki alanına ilişkin açık bir bilgi bulunmadığı gibi, projenin Köyceğiz ilçe merkezine mesafesinin de dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden tam olarak belirlenemediği; bu bağlamda, proje etki alanı ile davacının ikamet adresi ve maliki olduğu taşınmazın proje etki alanında kalıp kapmadığı hususlarının öncelikle açıklığa kavuşturulması ve ancak bunun sonucuna göre davacının, dava konusu işlem ile arasında kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirileceği sonucuna varıldığından; eksik incelemeye dayalı olarak işin esasının incelenmesi suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararının onanmasına dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.