Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/5004 E. , 2022/9085 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/5004
Karar No : 2022/9085
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVALI) … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER) 1- … İnşaat A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
2- … Bölge
Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) :
1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
6- …
7- …
8- …
9- …
10- …
11- …
12- …
13- …
14- …
15- …
16- …
17- …
18- …
19- …
VEKİLLERİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Denizli İli, Pamukkale İlçesi, … Mahallesi ER: … izin nolu alanda Karayolları Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi ile ilgili olarak Denizli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından verilen … tarih ve … sayılı “ÇED Gerekli Değildir Kararı”nın iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; dosyadaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunda yer alan tespit ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki durumu bağlamında plan kararları ve bu planın ilgili plan hükümleri çerçevesinde, dava konusu alanın Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi alanı olarak planlanmasında sakınca bulunmadığı ve proje alanında yapılması planlanan kalker üretimine yönelik kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi faaliyetleri sırasında toz, gürültü, titreşim ve taş savrulmasını içeren çeşitli olumsuzlukların oluşabileceği, madencilikten kaynaklı bu tür çevresel olumsuzlukların ve risklerin Proje Tanıtım Dosyası’nda (PTD) belirlendiği, bu olumsuzluklarla ilgili hesaplamaların yapıldığı ve bu risklerin azaltılmasına/giderilmesine yönelik alınacak tedbirlerin belirtildiği ve taahhütlerde bulunulduğu, proje faaliyetinde mevzuata uygun sınır değerler içerisinde çalışılması ve gerekli tedbirlerin alınması durumunda çevreye olan olumsuz etkilerin azaltılabileceği, davaya konu projenin madencilik esasları açısından yeterli olduğu anlaşılmakta ise de; ruhsat sahasının geçirimli arazi yapısına rağmen yer altı suları ile ilgili değerlendirme yapılmadığı, yapılması planlanan patlatma vb. madencilik faaliyetlerinin yüzey ve yeraltı sularına olası etkilerinin belirtilmediği, ruhsat alanı içerisinden geçen kuru derelere ilişkin değerlendirme yapılmadığı, projenin etki alanının somut olarak tanımlanmadığı ve projenin etki alanına ilişkin yeterli değerlendirmeler yapılmadığı, proje alanının yüksek eğim ve sığ toprak yapısı gösterdiği, orman ekosistemi ve doğal dengesi ile sürekliliği bakımından risk teşkil etmesine karşın bu hususların davalı idarece detaylı irdelenmediği, proje kapsamında, ocak alanlarından çıkarılarak depolanan bitkisel toprağın, sonrasında doğal yapısına uygun olarak proje alanına dağıtımı/serpilmesi ile bunun tutulumunun sağlanmasının nasıl yapılacağının, proje kapsamında detaylandırılmadığı, sahanın tekrar rehabilitasyonu amacıyla bitkilendirilmesi hususu ile nasıl, hangi tür materyal ile yapılacağı hususlarının davalı idarece detaylı irdelenmediği, proje sahasının konum ve bitki türü olarak orman yangınlarına karşı 1. derece yangına hassas bölgede bulunmasına karşın, muhtemel yangın riskine karşı alınacak tedbirlerin, davalı idarece uygulamaya dönük olarak detaylı verilmediği, ekosistem ve sahanın doğal yapısını doğrudan etkileyen önemli faktörlerden olan ve proje kapsamında kesilecek ağaç sayısı ve bunlardan elde edilebilecek orman emvali/ürününün belirtilmediği ve nihayetinde bu kesimin kamu yararı ile uyum göstermediği, tarım arazilerine çok yakın mesafede olması ve ortaya çıkacak tozun yörede yoğun bir şekilde tarımı yapılan kekik ve zeytin alanlarını olumsuz etkileme potansiyelinin olduğu da dikkate alındığında jeoloji, çevre, orman ve ziraat ekolleri açısından eksik ve yetersiz proje tanıtım dosyası esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: 1-… Valiliği tarafından; bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olması nedeniyle karara esas alınamayacağı, plan için gerekli olan kurum ve kuruluşlardan gerekli görüş ile izinlerin alındığı belirtilerek temyize konu Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
2-Davalı yanında müdahil … Bölge Müdürlüğü tarafından; bilirkişi raporunun hatalı tespitler içerdiği ve eksik incelemeye istinaden hazırlandığı, hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı ileri sürülerek işin esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
3-Davalı yanında müdahil … İnşaat A.Ş. tarafından; bilirkişi raporunun hatalı tespitler içerdiği ve eksik incelemeye istinaden hazırlandığı, hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı ileri sürülerek işin esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 17/2. maddesi uyarınca duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek, Üye …’in 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca Dairemizce keşif ve bilirkişi incelemesinin yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin azlık oyuna karşın, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinin yeterli ve mevzuata uygun olmaması nedeniyle maddi olay açıklığa kavuşturulmadığından, bu aşamada temyiz isteminin esasının görüşülemeyeceği sonucuna varılarak, gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Denizli İli, Pamukkale İlçesi, … Mahallesi ER:… izin nolu alanda Karayolları Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi ile ilgili olarak Denizli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından verilen … tarih ve … sayılı “ÇED Gerekli Değildir Kararı”nın tesis edilmesi üzerine, bakılmakta olan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesinde, “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez…” hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 günlü, 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 4. maddesinde; ”Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı” olarak, “Çevresel Etki Gerekli Değildir Kararı: Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projelerin çevresel etkilerinin incelenerek, çevresel etkilerinin daha detaylı incelenmesi amacıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının gerektiğini belirten Bakanlık kararı” olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmelik’in 6. maddesinde, “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler için ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum ve kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdiklere taahhütlere uymakla yükümlüdürler… (3) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça bu projelere hiçbir teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez…’ kuralına yer verilmiş olup; 7. maddesinde, Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler sayılmış, buna göre anılan Yönetmeliğin EK-1 listesinde yer alan projeler ile Seçme Eleme Kriterlerine tabi olup “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı verilen projeler için Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu; 15. maddesinde ise, Bu Yönetmeliğin EK-2 listesinde yer alan projeler ile kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi EK-2 listesinde belirtilen projelerin seçme, eleme kriterlerine tabi olduğu kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller” başlıklı 266. maddesi, “(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” hükmünü; “Bilirkişi sayısının belirlenmesi” başlıklı 267. maddesi, “(1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.” hükmünü; aynı Kanunun “Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor” başlıklı 279. maddesinin 2. fıkrası ise, “(2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir…” hükmünü içermektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
ÇED süreci sonunda verilecek kararların yargısal denetimi yapılırken, seçilecek bilirkişiler arasında bir çevre mühendisinin bulunması, diğer bilirkişilerin ise projenin bulunduğu çevrenin özelliklerine göre ve proje tanıtım dosyası ve ÇED raporunu hazırlayan kişilerin uzmanlık alanları da dikkate alınmak suretiyle belirlenmesi önemli bir gereklilik olmakla birlikte; böyle bir heyet tarafından hazırlanacak bilirkişi raporunun, dava konusu proje kapsamında öngörülen faaliyetin çevresel etkilerinin ve bu etkilerin minimize edilmesi için Proje Tanıtım Dosyası ya da ÇED Raporu içinde yer verilen önlemlerin yeterli olup olmadığının tespit edilerek değerlendirilmesi açısından, tarafları tatmin edici düzeyde hazırlanmasının da önemli bir gereklilik olduğu açıktır. Belirtilen hususların sağlanması, adil bir yargılama yapılması açısından önem arz etmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, bilirkişi raporunda eksiklik veya belirsizlik arz edilen hususların varlığı durumunda, Mahkemece bu hususların, bilirkişiye tamamlattırılması ya da belirsiz olan hususların açıklattırılması veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği sonucuna varılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için İdare Mahkemesince, Şehir ve Bölge Plancısı …, Orman Mühendisi …, Çevre Mühendisi …, Maden Mühendisi …, Ziraat Mühendisi …, Hidrojeoloji/Jeoloji Mühendisi … ve Harita Yüksek Mühendisi …’dan oluşan bilirkişi heyetine mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış, hazırlanan bilirkişi raporunda özetle;
– Projenin harita mühendisliği ve planlama açısından değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu alanın Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki durumu bağlamında plan kararları ve bu planın ilgili plan hükümleri çerçevesinde, dava konusu alanın Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi alanı olarak planlanmasında sakınca bulunmadığı, dava konusu alana ilişkin bu aşamada başka herhangi bir plan çalışmasının bulunmadığı, bu bağlamda, dolayısıyla dava konusu alana ilişkin projenin, ilgili mevzuat ve planlama esasları açısından uygun olduğu,
– Projenin maden mühendisliği açısından değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu proje alanında yapılması planlanan kalker üretimine yönelik kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi faaliyetleri sırasında toz, gürültü, titreşim ve taş savrulmasını içeren çeşitli olumsuzlukların oluşabileceği, madencilikten kaynaklı bu tür çevresel olumsuzlukların ve risklerin Proje Tanıtım Dosyası’nda (PTD) belirlendiği, PTD’de bu olumsuzluklarla ilgili hesaplamaların yapıldığı ve bu risklerin azaltılmasına/giderilmesine yönelik alınacak tedbirlerin belirtildiği ve taahhütlerde bulunulduğu, proje faaliyetinde mevzuatlara uygun sınır değerler içerisinde çalışılması ve gerekli tedbirlerin alınması durumunda çevreye olan olumsuz etkilerin azaltılabileceği, davaya konu projenin madencilik esasları açısından uygun olduğu,
– Projenin jeoloji mühendisliği (Hidrojeolojik) açısından değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu proje alanında yapılması planlanan kalker üretimine yönelik kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi faaliyetlerine yönelik Proje Tanıtım Dosyasında (PTD); litolojik birimlerin hidrojeolojik özelliklerinin bulunmaması, ruhsat sahasının büyük bir bölümü geçirimli akifer niteliğinde olmasına rağmen yeraltı suları ile ilgili bilgi içermemesi, proje kapsamında yapılması planlanan patlatma vb. madencilik faaliyetlerinin yüzey ve yeraltı sularına olası etkilerinin belirtilmemesi, ruhsat alanı içerisinden geçen kuru derelerin etrafına koruma amaçlı tampon bölge önerilmemesi, hidrolojik ve hidrojeolojik özellikler başlığı altında yüzey ve yeraltı sularının miktar ve kalite açısından korunmasına dair bir kanun olmayan bunun aksine su ürünlerinin korunması, istihsali ve kontrolüne dair hususları içeren “1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununa” atıfta bulunularak su kaynaklarına zarar verilmeyeceğine dair taahhütler verilmesi nedenleriyle davaya konu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi ile ilgili olarak verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının bilim ve fen ile ilgili jeolojik ve hidrojeolojik bakımından uygun olmadığı,
– Projenin çevre mühendisliği açısından değerlendirilmesi sonucunda, nihai Proje Tanıtım Dosyasının ÇED Yönetmeliği’nde belirtilen formata uygun olarak hazırlandığı, dava konusu proje kapsamında yapılacak faaliyetlerin atıksu, katı atık, tehlikeli atık, gürültü, toz ve partikül madde emisyonları oluşturabilecek mahiyette olduğu, raporda projenin çevrede oluşturabileceği olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerinin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemler yönünden değerlendirmeleri içerdiği, bu önlemlerin çevre alanına giren konular bakımından uygulanabilir olduğu, ancak projenin etki alanının somut olarak tanımlanmadığı ve projenin etki alanına ilişkin yeterli değerlendirmeler yapılmadığı,
– Projenin orman mühendisliği açısından değerlendirilmesi sonucunda, proje alanında yüksek eğim ve sığ toprak yapısı nedeniyle, orman ekosistemi ve doğal dengesi ile sürekliliği bakımından risk teşkil etmesi ve bu hususların davalı idarece detaylı irdelenmemesi, proje kapsamında, ocak alanlarından çıkarılarak depolanan bitkisel toprağın, sonrasında doğal yapısına uygun olarak proje alanına dağıtımı/serpilmesi ile bunun tutulumunun sağlanmasının nasıl yapılacağının, proje kapsamında detaylandırılmaması, sahanın tekrar rehabilitasyonu amacıyla bitkilendirilmesi ile nasıl, hangi tür materyal ile yapılacağı hususlarının davalı idarece detaylı irdelenmemesi, saha ve çevresindeki tarım arazilerinin, proje faaliyetlerinden olumsuz etkilenecek olması ve bunun Orman Genel Müdürlüğü görevleri ile çelişki göstermesi, Akdeniz bölgesinden Ege bölgesine geçiş zonunda yer alan proje sahasının konum ve bitki türü olarak orman yangınlarına karşı 1.derece yangına hassas bölgede bulunmasına karşın, muhtemel yangın riskine karşı alınacak tedbirlerin, davalı idarece uygulamaya dönük olarak detaylı verilmemiş olması, ekosistem ve sahanın doğal yapısını doğrudan etkileyen önemli faktörlerden olan ve proje kapsamında kesilecek ağaç sayısı ve bunlardan elde edilebilecek orman emvali/ürününün belirtilmemiş olması ve bu kesimin kamu yararı ile uyum göstermemesi nedenleriyle davaya konu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi ile ilgili olarak verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının bilim ve fen ile ilgili ormancılık kanunları bakımından uygun olmadığı,
– Projenin ziraat mühendisliği açısından değerlendirilmesi sonucunda, proje sahasının tarım arazilerine çok yakın mesafede olması ve ortaya çıkacak tozun yörede yoğun bir şekilde tarımı yapılan kekik ve zeytin alanlarını olumsuz etkileme potansiyelinin olması nedenleriyle davaya konu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi ile ilgili olarak verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının bilim ve fen ile ilgili tarım bakımından uygun olmadığı,
– Bilirkişi raporunun sonuç kısmında yapılan genel değerlendirmede ise, Denizli ili, Pamukkale İlçesi, … Mahallesi ER:… izin nolu alanda Karayolları Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi ile ilgili olarak Denizli Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararına konu proje hakkında hazırlanan Nihai Proje Tanıtım Dosyasının yeterli olmadığı yönünde görüş bildirildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen bilgiler ışığında; hükme esas alınan bilirkişi raporunun ziraat mühendisliği disiplini açısından değerlendirmelerin bulunduğu kısmında; proje sahasının tarım arazilerine çok yakın mesafede olması ve ortaya çıkacak tozun yörede yoğun bir şekilde tarımı yapılan kekik ve zeytin alanlarını olumsuz etkileme potansiyelinin olduğu belirtilmişse de, müdahillerin temyiz dilekçesinde, proje alanının yakın çevresinde tescilli zeytin alanı bulunmadığı, tesisin kurulacağı alanın çevrede bulunan en yakın kekik tarlalarına dahi uzak mesafede ve kot olarak aşağıda kaldığı, çevredeki tarım arazilerinin oluşacak tozdan etkilenmemesi için gerekli tedbirlerin alınacağı, arazöz ile sulama yapılacağı, patlatma işlemi öncesi sulama yapılacağı ve tesisin kapalı sistem çalışacağının Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edildiği, buna rağmen bilirkişi raporunda bu hususun göz ardı edildiği ve hatalı değerlendirildiği ifade edilmekte olup, İdare Mahkemesince bu hususların incelenmesi ve açığa kavuşturulması gerekmektedir.
Diğer taraftan; hükme esas alınan bilirkişi raporunun orman mühendisliği disiplini bakımından değerlendirmeler içeren kısmında; proje alanındaki toprak yapısının orman ekosistemi ve doğal dengesi bakımından risk teşkil edeceği, ocak alanından çıkacak bitkisel toprağın dağılımının detaylandırılmadığı, sahanın yeniden rehabilitasyonunun ayrıntılı irdelenmediği ve muhtemel yangın riskine karşı alınacak tedbirlerin detaylı olmadığı belirtilmişse de; müdahil temyiz dilekçelerinde, Proje Tanıtım Dosyasında bitkisel toprağın nasıl depolanacağı, alanda tutulumun nasıl sağlanacağı, ocak üretimi bittikten sonra uyumlu bitkilerle çimlendirme yapılacağı, yöreye uygun bitkilerin Sonbahar mevsiminde Eylül ve Ekim aylarında, İlkbahar mevsiminde Mart ve Nisan aylarında ekim/dikiminin yapılacağı, ağaçlandırma işleminin yapraklı bitkilerde Eylül, Ekim ve Nisan aylarında dikiminin yapılacağının detaylı olarak takvimi ile birlikte verildiği, yangınlara karşı alınacak tedbirlerin de PTD’de detaylı olarak maddeler halinde verildiği, tüm bu tedbirlerin ve önlemlerin belirlenmesine rağmen bilirkişi raporunda bu hususun göz ardı edildiği ifade edilmekte olup, İdare Mahkemesince bu hususların da incelenmesi ve açığa kavuşturulması gerekmektedir.
Öte yandan; hükme esas alınan bilirkişi raporunun jeoloji mühendisliği disiplini bakımından değerlendirmeler içeren kısmında, litolojik birimlerin hidrojeolojik özelliklerinin bulunmaması, ruhsat sahasının büyük bir bölümü geçirimli akifer niteliğinde olmasına rağmen yeraltı suları ile ilgili bilgi içermemesi, proje kapsamında yapılması planlanan patlatma vb. madencilik faaliyetlerinin yüzey ve yeraltı sularına olası etkilerinin belirtilmemesi, ruhsat alanı içerisinden geçen kuru derelerin etrafına koruma amaçlı tampon bölge önerilmemesi, hidrolojik ve hidrojeolojik özellikler başlığı altında yüzey ve yeraltı sularının miktar ve kalite açısından korunmasına dair bir kanun olmayan bunun aksine su ürünlerinin korunması, istihsali ve kontrolüne dair hususları içeren “1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununa” atıfta bulunularak su kaynaklarına zarar verilmeyeceğine dair taahhütler verildiği belirtilmiş olup, davalıların temyiz dilekçelerinde ise bu tespitlerin aksine, bir bölgenin litolojik birimlerine ait hidrojeolojik özelliklerinin tespiti için sondaj çalışmalarının yapılması ve ölçüm sonuçlarına göre hidrojeolojik haritalarının oluşturulması gibi detaylı teknik çalışmalarının yapılması gerektiği, ÇED sürecinde proje alanı ve yakın çevresi, yeraltı su kaynakları açısından hassas bir bölge olmadıkça ve/veya ilgili kurumlardan talep edilmedikçe gerek mevzuat gerekse uygulama yönünden hidrojeolojik etüd yapıması zorunluluğunun bulunmadığı, proje alanı içerisinde daimi akış gösteren yüzeysel su kaynağı bulunmadığı, proje tanıtım dosyası ekinde yer alan tasarım raporunda da görüleceği üzere, ocak tasarımı yapılırken ocak taban kotunun belirlendiği ve taban kotunun altında çalışma yapılamayacağının taahhüt edildiği, dolayısıyla YASS kotuna inilmeyeceğinden yer altı sularına bir müdahalenin söz konusu olmayacağı, Proje Tanıtım Dosyasında, “proje alanının içinden mevsimsel akış gösteren kuru dere geçtiği ve çalışmaların kuru derenin her iki tarafından 25 metre tampon mesafesi bırakılarak yapılacağını ve bırakılan tampon mesafesinin görünümünün vaziyet planında verildiği…” belirtilmekte olup, projede jeolojik açıdan tüm önlemlerin alındığı/alınacağının belirtildiği, bilirkişi raporundaki ifadeler ile bu itirazların detaylı olarak karşılaştırılması gerektiği ifade edilmektedir.
Bu durumda, bilirkişi raporunun özellikle yukarıda yer verilen disiplinler açısından değerlendirme içeren kısımlarının hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın tereddüte mahal vermeyecek şekilde çözümlenebilmesi ve yukarıda yer verilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, (gerekirse yeniden keşif yaptırılmak suretiyle) ek bilirkişi raporu alınması ve buna göre uyuşmazlığın esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, eksik incelemeye dayalı olarak dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptali yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalı ve davalı yanında müdahillerin temyiz istemlerinin kabulüne,
2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 27/10/2022 tarihinde, usulde ve esasta oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY (X):
Temyize konu İdare Mahkemesi kararı ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, anılan kararın onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.