Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/5972 E. , 2022/9027 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/5972
Karar No : 2022/9027
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) … Bakanlığı – ANKARA
VEKİLİ : …, Hukuk Müşaviri
2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) … Nikel Kobalt Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesince verilen … tarih, E:…, K:… sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Manisa İli, Akhisar İlçesi, … ve … Mahalleleri sınırlarında … Nikel Kobalt Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirmesi planlanan “Sülfürik Asit Üretim Tesisi” projesi ile ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından verilen … tarihli, … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının iptali talep edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda özetle; uyuşmazlığın çözümü bilimsel ve teknik bilgi gerektirdiğinden, dava konusu ÇED olumlu kararı ile ilgili olarak, yapılması planlanan sülfürik asit üretim tesisinin, üretilecek maddenin türü, niteliği, taşınması, mevcut diğer tesisle birlikte faaliyete geçirilmesi hali de dahil olmak üzere, bütüncül olarak ve tesisin yapılması planlanan alan dikkate alınarak, bölgenin mevcut bitki örtüsüne, tarım alanlarına, canlılara, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarına, İzmir Su Temini Master Planına, duyarlı yörelere etkisi, ÇED raporunda yer alan önlemlerin projenin çevre ve insan sağlığına olacak olumsuz etkilerini önlemeye yetip yetmeyeceği, nihai ÇED raporunun yeterliliği ve raporda yer alan belirlemelerin çevreye ve ekolojik dengeye etkisinin tespiti amacıyla, çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji ve hidrolojeoloji mühendisleri (2), makine mühendisi, kimya mühendisi, flora uzmanı-biyolog ve orman mühendisinden oluşturulan dokuz kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte mahallinde 25/03/2022 günü icra edilen keşfin ardından hazırlanan bilirkişi raporuna göre; tarımsal üretim ve ziraat mühendisliği, çevre mühendisliği, kimya mühendisliği, çevresel flora yapısı, makina mühendisliği ve hidrojeolojik mühendislik açısından dava konusu projenin çevreye olumsuz bir etkisinin olmayacağı, proje tanıtım dosyasında alınan önlemlerin yeterli olduğunun belirtildiği, bilirkişi raporunda orman mühendisliği açısından yapılan inceleme ise; tesis etki alanının tesiste bulunan bacanın konumunu merkez kabul eden 4000 m yarıçaplı dairesel bir alan olarak belirlendiği, bu alanın %53,09’u tarım alanlarından, %7,24’ü meralardan, %33,55’i ormanlardan ve %1,97’si yerleşim alanlarından oluştuğu, tesisin etki alanında olan ormanlarda oluşması muhtemel asit yağmurlarının, orman ağaç ve ağaççıklar üzerine olan olası etkileri nedeniyle, ağaç servetlerinin artışı, yetişme muhiti şartlarının değişimi, orman toprağında oluşacak kimyasal özellik değişimi ve mahallelerde insan yaşamı üzerine etkilerinin yeteri kadar incelenmediği, oluşacak orman yangınlarına karşı önlemlerin belirlenmediği, etraftaki floranın tam olarak ortaya konulmadığı, işletme sonrası proje alanı ile etki alanının rehabilite edilerek eski haline getirilmesinin tam ve detaylı olarak açıklanmadığı, etkinliğin olası çevresel etkileri ve alınması gereken önlemlerin de yeterince belirtilmediği, bu nedenle söz konusu proje için verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının uygun olmadığı belirtilmiş ise de, flora uzmanı-biyolog bilirkişi tarafından söz konusu hususlara ilişkin “Nihai Çed Raporunda alan ve çevresinin bitki örtüsünün yeterli bir şekilde ortaya konulduğu, endemik türler ve Iucn kategorileri, Eunis habitat tiplerinin belirtildiği, faaliyetin inşaası ve ifası sırasında alınacağı belirtilen tedbirlerin (endemik türlerin taşınması vs.) bilimsel yönden yeterli görüldüğü, davaya konu alanın mevcut işletme içerisinde doğal bitki örtüsünü temsil etmeyen bir noktada yürütülecek olması sebebiyle de dava konusu kararın flora yönünden uygun olduğu” tespit ve görüşünde bulunulduğu, oluşacak orman yangınlarına karşı önlemlerin belirlenmediği belirtilmekle birlikte, ÇED alanında herhangi bir orman alanı bulunmadığı, ormanlarda oluşması muhtemel asit yağmurlarının olası etkilerinin değerlendirilmediği belirtilmekle birlikte, diğer bilirkişilerce tesisteki gaz emisyonunun Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerlerin altında olması (mevcut gaz salınımının azalacak olması) nedeniyle asit yağmuruna bağlı bir etkinin oluşmasının beklenmeyeceği tespitlerine yer verildiği, yine işletme sonrası proje alanı ile etki alanının rehabilite edilerek eski haline getirilmesinin tam ve detaylı olarak açıklanmadığı belirtilmekle birlikte, nihai ÇED raporunun III.45 “İşletme Faaliyete Kapandıktan Sonra Olabilecek ve Süren Etkiler” başlıklı bölümünde, tesisin ekonomik ömrünün 20 yıl olarak planlandığı, bu sürenin ihtiyaç duyulması halinde ve yenileme çalışmaları ile uzayabileceği, faaliyetin sonlanması durumunda emisyon salınımının da sonlanacağı, alandaki ünitelerin geri dönüşüm ya da bertarafı sağlanmak suretiyle alandan gönderileceği, alandaki beton temellerin ve bunlara benzer doğal olmayan malzemelerin alandan uzaklaştırılacağı ve alanın tesviyesinin sağlanacağı, faaliyet öncesi mera vasfında olan arazilerin mera dönüşüm sözleşmesine uygun tohumlar kullanılarak bitkilendirileceği açıkça belirtildiğinden, orman mühendisi bilirkişi tarafından yapılan tespit ve değerlendirmeler hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı, jeoloji mühendisliği açısından yapılan incelemesinde ise; ÇED raporunda “ÇED Olumlu” kararı alınan tesis alanı ve civarını kapsayan jeolojik ve jeolojik çalışmaların 2009 yılında yaptırıldığı, proje alanı ve yakın çevresini içeren detaylı jeolojik ve jeoteknik çalışmalar ise ÇED sürecini takip eden zamanlarda proje sahibi şirket tarafından yaptırılacağının belirtildiği, ÇED raporunda verilen jeolojik ve jeoteknik bilgilerin, …-Nikel Kobalt Madencilik ve Tic. A.Ş.’ye ait Manisa … Nikel-Kobalt İşletmesi Tesis alanı için 2009 yılında yapılmış olan jeolojik-jeoteknik etüt çalışmasından elde edilen saha ve laboratuvar verilerini içerdiği, filiş, serpantinit, kireçtaşı ve yer yer volkanik birimlerin birlikteliğinden oluşan ofiyolitik melanj içerisinde, yatay ve düşey yönlerde jeolojik birimlerin özelliklerinin çok kısa mesafelerde bile değişiklik sunabildiği, bu anlamda ÇED raporunda, bu dava konusunu oluşturan asit üretim tesisinin üzerinde yer alacağı lokasyon ve yakın çevresinin jeolojik ve jeoteknik açıdan detaylıca incelenmesi gerektiği, bu haliyle ÇED raporunda, ilgili alanda kurulması planlanan asit üretim tesisinin jeolojik ve jeoteknik açılardan uygunluğun değerlendirilebilmesi açısından yeterli veri bulunmadığı, bu nedenle ÇED raporunda verilen bilgilerin jeolojik olarak yetersiz olduğunun belirtildiği, bu durumda; dava konusu tesisin çevresel etki değerlendirmesinde, tarımsal üretim, ziraat, çevre, makina, kimya, orman, hidrojeoloji mühendislikleri ile flora – fauna açısından hukuka aykırılık görülmemekle birlikte, tesisin yapılması planlanan ve filiş, serpantinit, kireçtaşı ve yer yer volkanik birimlerin birlikteliğinden oluşan alanın, yatay ve düşey yönlerde jeolojik birimlerin özelliklerinin çok kısa mesafelerde bile değişiklik sunabildiğinin jeoloji mühendisi bilirkişi tarafından ortaya konulması karşısında, bu dava konusunu oluşturan sülfürik asit üretim tesisinin niteliği de göz önünde bulundurularak, tesisin üzerinde yer alacağı lokasyon ve yakın çevresinin jeolojik ve jeoteknik açıdan zemin etüt raporu alınarak, sonuçları birlikte çevresel etki değerlendirmesinin yapılması gerekirken, müdahil şirket tarafından işletilen mevcut tesis alanı için 2009 yılında yapılan jeolojik – jeoteknik etüt çalışmasından elde edilen saha ve laboratuvar verileriyle hazırlanan ÇED raporu esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı Bakanlık tarafından; dava konusu işleme esas alınan ÇED raporunda; “ÇED Olumlu kararı alınan tesis alanı ve civarını kapsayan jeolojik ve jeolojik çalışmaların 2009 yılında yaptırıldığı ve bu raporların ÇED raporu ekinde sunulduğu, proje alanı ve yakın çevresini içeren detaylı jeolojik ve jeoteknik çalışmalar ise ÇED sürecini takip eden zamanlarda proje sahibi şirket tarafından yaptırılacağı” ifadelerine yer verildiği, Bakanlıkça yaptırılan değerlendirmede ise söz konusu zemin etüdü raporlarının yeterli görülerek, dava konusu işlemin tesis edildiği, ayrıca jeoloji mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede, alana ait jeolojik birimlerinin çok kısa mesafelerde bile değişiklik gösterebildiğinin belirtildiği, ancak alanın gerçekleştirilmesi planlanan projenin niteliğine uygun olup olmadığına dair bir değerlendirmede bulunulmadığı iddia edilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
Davalı yanında müdahil tarafından ise; dava konusu işleme dayanak alınan ÇED raporunun II. Bölümü’nün 5. Jeolojik Özellikler başlığı altında, yeni tesisin kurulması planlanan proje alanı ve hali hazırda çalışır durumda olan tesisin jeolojik durumu, kayaçların yapısı ve özellikleri, depremsellik durumu vd. şeklinde detaylı inceleme yapıldığı, bu incelemelerin yapılması için ÇED raporunun hazırlanması sürecini işleten firma tarafından 2009 yılında yine aynı zeminde kurulması planlanan tesis için alınmış olan raporun yeterli görüldüğü, ayrıca proje alanı ve yakın çevresini içeren detaylı jeolojik ve jeoteknik çalışmalar ise ÇED sürecini takip eden zamanlarda proje sahibi şirket tarafından yaptırılacağının taahhüt edildiği, bu konuda (temyiz aşamasında dosyaya sunulan) Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Jeoloji ve İnşaat Mühendisliği Bölümünden öğretim görevlilerine hazırlattırılan rapora göre; proje alanının zemininde 2009 yılından beri hiçbir değişiklik olmadığı ve söz konusu raporun proje alanındaki bütün tesisleri kapsadığının belirtildiği, ayrıca 2020 yılında proje sahibi firma tarafından alınan ilgili zemin etüdü raporu, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde Mahkemesine sunulmasına rağmen, Mahkeme tarafından değerlendirmeye alınmayarak, bilirkişi incelemesine gönderilmediği, oysaki 2020 yılında alınan söz konusu rapor incelemeye alınsa idi, 2009 yılındaki raporla paralellik gösterdiğinin ortaya çıkacağı, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiği iddia edilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyize konu kararın Dairemiz kararında belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Üye …’in 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca Dairemizce bilirkişilerden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin azlık oyu yerinde görülmeyerek, işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Manisa İli, Akhisar İlçesi, … ve … Mahalleleri sınırlarında … Nikel Kobalt Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirmesi planlanan “Sülfürik Asit Üretim Tesisi” projesi ile ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından … tarihli, … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının verilmesi üzerine, bakılmakta olan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesinde; “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. …” hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ”Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararını, … ifade eder.” olarak tanımlanmış, 6. maddesinin 1. fıkrasında ise; bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler, kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıf yaptığı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yerine çıkarılan ve 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde, “Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmüne, aynı Kanun’un 281. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir”, hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, hakimin bilirkişi raporu doğrultusunda karar verme zorunluluğu bulunmadığından, sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi, verilen bilirkişi raporu teknik açıdan yeterli görülmesi halinde, gerekçelerini ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporunun aksine karar verilebileceği de açıktır.
Uyuşmazlıkta; dava konusu tesisin çevresel etki değerlendirmesinde, tarımsal üretim, ziraat, çevre, makina, kimya, orman, hidrojeoloji mühendislikleri ile flora – fauna açısından hukuka aykırılık görülmemekle birlikte, tesisin yapılması planlanan ve filiş, serpantinit, kireçtaşı ve yer yer volkanik birimlerin birlikteliğinden oluşan alanın, yatay ve düşey yönlerde jeolojik birimlerin özelliklerinin çok kısa mesafelerde bile değişiklik sunabildiğinin jeoloji mühendisi bilirkişi tarafından ortaya konulması karşısında, bu dava konusunu oluşturan sülfürik asit üretim tesisinin niteliği de göz önünde bulundurularak, tesisin üzerinde yer alacağı lokasyon ve yakın çevresinin jeolojik ve jeoteknik açıdan zemin etüt raporu alınarak, sonuçları birlikte çevresel etki değerlendirmesinin yapılması gerekirken, müdahil şirket tarafından işletilen mevcut tesis alanı için 2009 yılında yapılan jeolojik – jeoteknik etüt çalışmasından elde edilen saha ve laboratuvar verileriyle hazırlanan ÇED raporu esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Öte yandan; müdahil tarafından bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde, yapılacak yeni tesis binası için 15/10/2020 tarihli zemin ve temel etüdü veri raporu dava dosyasına sunulmuş ise de, dava konusu işlemin bu rapor esas alınarak tesis edilmediği belirtilerek, Mahkemesince, söz konusu rapor dikkate alınmamıştır.
Yine müdahil şirket tarafından, temyiz dilekçesi ekinde dava konusu proje alanına ilişkin … Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Jeoloji ve İnşaat Mühendisliği Bölümünden öğretim görevlilerine hazırlattırılan zemin etüdü raporu ibraz edilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; Manisa İli, Akhisar İlçesi, … ve … Mahalleleri yakınlarında … Nikel Kobalt Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından davaya konu Sülfürik Asit Üretim Tesisi yapılması ve işletilmesinin planlandığı, bu tesisin hali hazırda aynı şirket tarafından işletilen ve hakkında 2009 yılında ÇED raporu düzenlenen Gördes Nikel Kobalt işletme sınırları içinde planlandığı, faaliyette olan işletme hakkında 2009 yılında düzenlenen ÇED raporundaki jeolojik-jeoteknik etüt çalışmalarında elde edilen saha ve laboratuvar verilerinin ise dava konusu işleme ait ÇED raporunda da dayanak alındığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; dava konusu işleme ait ÇED raporunda, halihazırda faaliyette olan davacı şirkete ait işletme için düzenlenen 2009 yılına ait jeolojik-jeoteknik etüt çalışmalarında elde edilen saha ve laboratuvar verileri kullanılmış ise de, bu verilerin yapılması planlanan dava konusu işletmenin de içinde bulunacağı tüm alana ilişkin olduğu dikkate alındığında, müdahil şirket tarafından sunulan ve yukarıda bahsedilen raporlarla birlikte yapılacak bir değerlendirmeyle, dava konusu projenin yapılmasının jeolojik açıdan bir sakıncasının olup olmadığının belirlenmesi için bilirkişilerden ek rapor alınması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davalının ve davalı yanında müdahilin temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline dair verilen … İdare Mahkemesinin … tarih, E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 26/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY (X) :
Dava; Manisa İli, Akhisar İlçesi, … ve … Mahalleleri sınırlarında … Nikel Kobalt Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirmesi planlanan “Sülfürik Asit Üretim Tesisi” projesi ile ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından verilen … tarihli, … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı üzerine açılmıştır.
Dava konusu projenin, hali hazırda aynı şirket tarafından işletilen ve hakkında 2009 yılında ÇED raporu düzenlenen Gördes Nikel Kobalt işletme sınırları içinde planlandığı, faaliyette olan işletme hakkında 2009 yılında düzenlenen ÇED raporundaki jeolojik-jeoteknik etüt çalışmalarında elde edilen saha ve laboratuvar verilerinin dava konusu işleme ait ÇED raporunda da dayanak alındığı görülmüştür.
İdare Mahkemesi tarafından; yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, jeoloji mühendisliği açısından yapılan incelemede ÇED raporunda verilen jeolojik ve jeoteknik bilgilerin, …-Nikel Kobalt Madencilik ve Tic. A.Ş.’ye ait Manisa Gördes Nikel-Kobalt İşletmesi Tesis alanı için 2009 yılında yapılmış olan jeolojik-jeoteknik etüt çalışmasından elde edilen saha ve laboratuvar verilerini içerdiği, dava konusunu oluşturan asit üretim tesisinin üzerinde yer alacağı lokasyon ve yakın çevresinin jeolojik ve jeoteknik açıdan detaylıca incelenmesi gerektiği, bu haliyle ÇED raporunda, ilgili alanda kurulması planlanan asit üretim tesisinin jeolojik ve jeoteknik açılardan uygunluğun değerlendirilebilmesi açısından yeterli veri bulunmadığı, bu nedenle ÇED raporunda verilen bilgilerin jeolojik olarak yetersiz olduğunun belirtilmesi üzerine, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Dairemiz tarafından ise; davacılar tarafından dosyaya yargılama sırasında ibraz edilen jeolojik raporlar dikkate alınarak, bilirkişilerden ek rapor alınması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak işlemin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle, temyize konu karar bozulmuştur.
Ancak; proje sahibi müdahil tarafından yeni yapılacak asit üretim tesisinin teknik özellikleri dikkate alınmak suretiyle, projenin üzerinde yer alacağı lokasyon ve yakın çevresinin jeolojik ve jeoteknik açıdan detaylıca incelenmesi yapılarak hazırlanacak güncel jeolojik raporun, ÇED raporunda yer verilerek idarenin denetiminden geçirilmesi gerektiği, proje sahibi müdahil tarafından sonradan dosyaya ibraz edilen jeolojik raporlar göz önüne alınarak ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilen söz konusu raporların henüz idarenin denetiminden geçmediği, alınacak ek bilirkişi raporu sonrasında, dava konusu projenin yapımının jeolojik açıdan bir sakıncasının olmadığı tespit edilse dahi, son verilere dayanmayan ve güncelleştirilmesi yapılmayan ÇED raporunun, jeolojik açıdan hukuka uygun hale geldiğinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, temyize konu İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyorum.