Danıştay Kararı 7. Daire 2018/3340 E. 2022/2046 K. 16.05.2022 T.

Danıştay 7. Daire Başkanlığı         2018/3340 E.  ,  2022/2046 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/3340
Karar No : 2022/2046

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) … Bakanlığı adına
… Gümrük Müdürlüğü
VEKİLİ: Av. …
2- (DAVACI) … Sanayi Ticaret Limited Şirketi
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına 2014 ila 2015 yıllarında tescilli muhtelif tarih ve sayılı 20 adet serbest dolaşıma giriş beyannamesiyle nihai kullanım izin belgesi kapsamında ithal edilen eşyanın sınai yağ asidi/sınai monokarboksilik yağ asidi üretiminde kullanılmadığının Sonradan Kontrol Raporu ile tespit edildiğinden bahisle tahakkuk ettirilen gümrük ve katma değer vergilerine vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davalı idarenin süreye ilişkin itirazının yerinde görülmediği, dava konusu işlemin, davacı adına tescilli … tarih ve … sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesine dair kısmı yönünden; teminatların davacıya iade edilip edilmediği hususunun ara kararı ile sorulduğu, davalı idarenin cevabı ile işbu serbest dolaşıma giriş beyannamesine ilişkin teminatların davacıya iade edilmediği, diğer 19 adet beyanname nedeniyle alınan teminatların iade edildiğinin bildirildiği, bu durumda, davacı adına tescilli … tarih ve … sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesine konu eşyaya ilişkin olarak, teminatların iade edilmediği görüldüğünden, teminatlı alacağın 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 37. ve devamında 56. maddesi uyarınca tesis edilecek işlemlerle takip edilmesi gerekirken, yapılan ek tahakkuk işleminin, bu beyannameye isabet eden kısmında hukuka uyarlık görülmediği; dava konusu işlemin, diğer 19 adet serbest dolaşıma giriş beyannamesine dair kısmına gelince, davacı hakkında tanzim edilen Sonradan Kontrol Raporunda; nihai kullanıma konu eşyaların Evyap Port’tan sevkine ilişkin sevk irsaliyelerinin sunulmasına karşın, üretim yerine taşındığına dair nakliye faturalarının olmadığı, yükümlünün eşyanın imalathanesine taşındığını ve burada stoklandığını beyan etmesine rağmen, imalathanesinde bu miktarda ürünü depolamaya yetecek stok tankının bulunmadığının tespit edildiği, üretildiği beyan edilen sınai yağ asidinin imalatında gerekli olan ısınma yağının teminine ilişkin faturaların ibraz edilmediği, 2015 yılında imal edilerek satılan ürünlerin hangi araçlarla ne zaman taşındığına dair evrakların bulunmadığı, yüksek miktarda rafine soya yağı alındığı halde satışlarda rafine soya yağının olmadığı, bu durumun yükümlünün faturada yer alan GDO’lu ibaresini kaybetmek için stoktaki ürünleri ham yağ olarak almasından kaynaklandığı, ilgili dönemde mükellefin bitkisel yağ alım miktarı 100.720 kg olmasına karşın, satış miktarının 6.049.900 kg olduğu, ortaklık bağı bulunan Platon ve Cam Yağ firmalarından sınai amaçlı rafine yağ aldığı halde satışlarını bitkisel yağ olarak yaptığı, fabrikanın ilgili dönemdeki elektrik tüketiminin iki ailenin toplam elektrik tüketimine yakın olduğu, bu tutarda elektrik tüketimi ile yıllık 1.800 ton ayçiçek yağının işlenmesinin ticari icaplara aykırı bulunduğu, 08/08/2015 tarihinden önce yakıt tanklarında kullanılan mazot, benzin ve doğal gaz temininin herhangi bir işletmeden yapılmadığı, bu duruma ilişkin olarak şirket yetkilisince; 08/08/2015 tarihinden önce alım satım yaptıkları yağları yakarak yakıt tanklarının çalıştırıldığı beyan edilmişse de, bunun gerçeği yansıtmadığı, alınan yağların soya yağı, ham yağ ve bitkisel yağlar olduğu, bu yağların yakıt amaçlı kullanılamayacağının tespit edildiği, buna göre davacının imalathanesininin depolama ve üretim kapasitesinin bu denli yüksek üretim yapmak için yetersiz olduğu, imal edildiği ileri sürülen ürünlerin satışlarınının davacının ortaklığı olan işletmelere yapıldığı, yüksek miktarda rafine soya yağı alınmasına rağmen, satışlarda neredeyse hiç rafine soya yağın olmadığı, alınan bitkisel yağın 60 katı tutarında bitkisel yağ satışı yapıldığı, fabrikanın ilgili dönemdeki elektrik tüketimi ile yıllık 1.800 ton ayçiçek yağının işlenmesinin ticari teamüllere aykırı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, nihai kullanım izni gereği üretildiği beyan edilen sınai yağ asidi/sınai monokarboksilik yağ asidini gerçekte üretmediği sonucuna varıldığından, tahhakuk ettirilen gümrük ve katma değer vergisinde hukuka aykılık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin kısmen iptaline, kısmen de davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurularına konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idarece, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, davacı tarafından, ek tahakkuka dayanak “Sonradan Kontrol Raporunun” işlemle birlikte tebliğ edilmediği, yazılı talebe rağmen de verilmediği, bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığı, kararda bu yönden herhangi bir hüküm verilmediği, antrepodan çıkan eşya için araçlara elektronik takip sistemi takıldığı, eşyanın davacıya ait tanklara boşaltıldığı, kapasite raporuna göre üretim yapacak güçte oldukları, teminat çözümünün üretim tasdik raporuna göre yapıldığı bunun da üretimin varlığına dair delil teşkil ettiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından savunma verilmemiş; davalı idarece istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz istemlerinin reddine,
2…. Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Hüküm altına alınan tutar üzerinden binde 9,10 oranında ve … TL’den az olmamak üzere hesaplanacak nispi karar harcından, Dairece karara bağlanan harcın mahsubundan sonra, kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliği ve bir örneğinin de Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 16/05/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:
Anayasanın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu öngörülmüş; 125. maddesinde ise, idarenin her türlü eylem işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu kurala bağlanmıştır. Anayasanın sözü edilen 36. maddesinde yer verilen iddia ve savunma hakkı, birbirini tamamlamakta ve birbirinden ayrılmaz niteliğiyle de hak arama hürriyetine temel oluşturmaktadır. Hak arama hürriyeti, önemi nedeniyle yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Savunma hakkının öznesi, suçlanan kişidir. Kişinin, savunma seçeneklerini değerlendirebilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen suçlamanın varlığını ve sebeplerini bilmesi gerekir. Çağdaş bir hukuk düzeninde bu hakkın kullanılması, olabildiğince kolaylaştırılmalı; olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır. Savunma hakkının belirtilen şekilde kullanılabilmesi ise; iddia olunan fiile ilişkin tespit ve kanıtların bilinmesi, buna bağlı olarak karşı argümanlar geliştirilerek aksi yönde tespit ve kanıtların sunulmasıyla mümkündür.
Anılan Anayasa hükümleri, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve “Hukuk Devleti”nin vazgeçilmez ilkelerinden olan “hak arama özgürlüğü”, “adil yargılanma hakkı” ve “mahkemeye başvuru hakkı” ilkeleri ile doğrudan ilgili olup, söz konusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır.
Savunma hakkı, Anayasa’nın ‘Kişinin Hakları ve Ödevleri’ni belirleyen ikinci bölümünde yer alan, temel haklardandır. Evrensel konumu nedeniyle, insanlığın ortak değerlerinden sayılmaktadır. Felsefi ve hukuksal nitelikleri ve içerikleriyle adalet kavramı ve yargılama işlevi, birbirini tümleyen, birbirinden ayrılamaz nitelikteki sav-savunma-karar üçlüsünden oluşan yargıyla yaşama geçmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 14/07/1998 günlü E:1997/41 K:1998/47 sayılı kararında Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin, savunma hakkının önemini ve gereğini vurgulayan 6. maddesini de dikkate alarak savunma hakkının niteliğini vurguladığı, herkesin kendisine yönelik isnadın nedeninden ve niteliğinden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek hakkına sahip olduğu; olayı, isnadın nedenini ve hukukî niteliğini bilmeyen kişinin kendisini yeterince savunamayacağının açık olduğu, bu hususun, savunma hakkının temelini oluşturduğu belirtilmiştir.
Yukarıda yazılı nedenlerden dolayı davacı şirketin; uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmesi için ek tahakkuk kararının dayanağı olan temel bilgi, bulgu, iddia ve suçlamalarla, hakındaki tespitleri içeren Sonradan Kontrol Raporunun davacıya tebliğ edilmediği dava dosyası ve eki belgelerde açıktır.
Bu durumda; davacının hangi suç ile isnad edildiğini öğrenme ve bu duruma göre savunma yapma hakkı elinden alındığı gibi kendisine ait bilgilerin verilmemesi yukarıda anılan “Hukuk Devleti” nin vazgeçilmez ilkelerinden olan “hak arama özgürlüğü”, “adil yargılanma hakkı” ve “Mahkemeye başvuru hakkı” ilkeleri ile de açıkça çeliştiğinden hukuka aykırı olan kararın bozulması gerektiği oyu ile Dairemiz kararına katılmıyorum.