Danıştay Kararı 7. Daire 2019/100 E. 2022/3765 K. 12.10.2022 T.

Danıştay 7. Daire Başkanlığı         2019/100 E.  ,  2022/3765 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/100
Karar No : 2022/3765

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı adına
… Gümrük Müdürlüğü VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava Konusu İstem: … Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adına tescilli dahilde işleme izin belgeleri kapsamında gümrük muafiyetli olarak 2000 ve 2001 yıllarında gerçekleştirilen ithalatlara ilişkin istenilen eksik bilgi ve belgelerin tamamlanmaması nedeniyle taahhüt hesabının re’sen müeyyideli olarak kapatıldığının bildirilmesi üzerine tahakkuk ettirilen gümrük vergileri ile hesaplanan gecikme zammı ve kaynak kullanımını destekleme fonu payı ile fon payı üzerinden hesaplanan cezai faizin asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığından bahisle, tahsili amacıyla 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesi uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, müeyyideli kapatma kararının 24/04/2006 tarihinde idareye bildirilmesi üzerine gümrük beyannameleri kapsamında tahakkuk ettirilen ve teminata bağlanan gümrük vergisi ve fer’ilerinin 6183 sayılı Kanun’un 56. maddesi uyarınca ödenmesi, aksi takdirde teminatın nakde çevrileceği hususunun 28/04/2006 tarihli ve muhtelif sayılı yazılarla asıl borçluya 09/05/2006 ve 15/05/2006 tarihlerinde tebliğ edildiği, ödemede bulunulmaması üzerine teminatlarının nakde çevrilerek kalan kısım için 01/12/2006 tarihinde ödeme emirleri düzenlendiği, asıl borçlu şirketin 18/12/2007 tarihinde iflas dosyasının açılarak alacakların 3. sıraya kaydedildiği, İcra Müdürlüğünün 03/11/2017 tarihli yazısıyla tasfiyenin sonuna gelindiği ancak dağıtım konusu olabilecek bakiye bulunmadığının bildirilmesi üzerine de kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına ödeme emri düzenlendiğinin anlaşıldığı; tahakkuk ettirilerek teminata bağlanan alacağın vadesinin belli olmadığı, 6183 sayılı Kanun’un 56. maddesi uyarınca borcun 7 gün içinde ödenmesi aksi takdirde teminatın nakde çevrileceği hususuna dair yazı gönderilmesi ile alacağın vadesinin belirlendiği, dolayısıyla vade belirleme yazısından sonra alacağın talep edilebilir hale geldiği ve bu aşamadan sonra tahsil zamanaşımının işlemeye başlayacağı, 09/05/2006 ve 15/05/2006 tarihlerinde şirkete tebliğ olunan vade belirleme yazılarındaki vade tarihinden sonra işlemeye başlayan zamanaşımının asıl borçlu şirket adına 01/12/2006 tarihinde düzenlenen ödeme emirlerinin tebliği ile kesildiği, asıl amme borçlusunun 18/12/2007 tarihinde iflasına karar verilmesi ile de işlemeye başlayan zamanaşımının durduğu belirtilerek, iflas süresince zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceği, aksi halde, zamanaşımı süresinden fazla süren iflasın tasfiyesinde amme alacağının kendiliğinden zamanaşımına uğrayacağı, bu nedenle, 6183 sayılı Kanun’da zamanaşımını kesen haller arasında iflasın sayılmadığı, iflasın doğal sonucunun zamanaşımı süresinin işlememesini gerektirdiği değerlendirilerek gerek tahakkuk esnasında vergilerin teminata bağlanmış olması, gerekse asıl amme borçlusunun iflas sürecine girmiş bulunması nedenleriyle amme alacaklarının zamanaşımına uğradığına yönelik itirazın yerinde olmadığının belirtilmesi suretiyle, şirketin borçlarını karşılayabilecek kadar mal varlığının bulunmadığının anlaşılması karşısında, teminatın nakde çevrilerek kalan kısmı için kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen davaya konu ödeme emrinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Olayda, alacağın tarh ve tahsil zamanaşımına uğraması nedeniyle kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan kararın, tahakkuk ettirilen gümrük vergileri ile hesaplanan gecikme zammı ve kaynak kullanımını destekleme fonu payının iptali isteminin reddi yolundaki hüküm fıkrası aynı gerekçe ve nedenlerle hukuka uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı, kaynak kullanımını destekleme fonu payı tutarı üzerinden, 7.6.1988 gün ve 19835 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1988/12944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 8. maddesi uyarınca müeyyide olarak cezai faiz istenmiş olup, anılan Bakanlar Kurulu Kararına göre cezai faiz hesaplanması, Anayasanın 38. maddesinde ifade edilen “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırılık oluşturduğu değerlendirildiğinden, kararın fon payı üzerinden hesaplanan cezai faize ilişkin kısmının iptali isteminin reddi yolundaki hüküm fıkrasının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan kararın, ödeme emrinin, tahakkuk ettirilen gümrük vergileri ile hesaplanan gecikme zammı ve kaynak kullanımını destekleme fonu payının iptali isteminin reddi yolundaki hüküm fıkrası aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
Kararın, kaynak kullanımını destekleme fonu payı nedeniyle hesaplanan cezai faize ilişkin hüküm fıkrasına gelince:
Kaynak kullanımını destekleme fonu payı tutarı üzerinden, 7.6.1988 gün ve 19835 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1988/12944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 8. maddesi uyarınca müeyyide olarak cezai faiz istenmiş olup, anılan Bakanlar Kurulu Kararına göre cezai faiz hesaplanması, Anayasanın 38. maddesinde ifade edilen “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Bu itibarla, Anayasanın yukarıda belirtilen maddesinde vurgulanan husus gözetilmeksizin verilen mahkeme kararının, ödeme emrinin fon payı üzerinden hesaplanan cezai faize ilişkin kısmının iptali isteminin reddi yolundaki hüküm fıkrasında yasal isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen reddine, kısmen de kabulüne,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, gümrük vergileri ile hesaplanan gecikme zammı ve kaynak kullanımını destekleme fonu payının iptali isteminin reddine ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
3. Kararın, fon payı üzerinden hesaplanan cezai faize ilişkin kısmı yönünden davanın reddine dair hüküm fıkrasının ise BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13. maddesinin (j) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere, yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 12/10/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) – KARŞI OY
İşbu davanın konusu olan kanuni temsilci adına düzenlenen ödeme emri öncesi, asıl borçlu şirket nezdinde 6183 sayılı yasa gereği takip yapıldığı, takibin kesinleştiği ve borçlu şirketten alacağın tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine, Kanun’un 35. maddesi gereğince düzenlenen ödeme emrinin iptali talebini havidir.
Asıl borçlu şirket adına tebliğ edilerek kesinleşen ödeme emri içeriğinde “cezai faiz”in de bulunduğu, cezai faiz adı altında Bakanlar Kurulu Kararının 8. maddesinde düzenlenen cezai faizin yasal faizin iki katı olarak düzenlendiği görülmektedir.
BKK’nda belirtilen düzenlemeye aykırılık halinde cezai faiz adı altında yer verilen düzenlemenin suç niteliğinde fiilin karşılığı olmadığı görülmekle Kabahatler Kanunu çerçevesinde incelenmesi gerektiğinden kararın bozmaya ilişkin kısmına katılmıyorum.